|
Pilot Necati'nin bizimle olduğu bir yıl çok
önemli. Mutlaka bilinmesi ve araştırılması
gerekir, bir de ölüm şekli, kimin onu
öldürdüğünün araştırılması çok önemli. Bu,
birçok şeyi netleştirir. Çünkü bize bir yıl çok
katkısı oldu. Bunlar netleşirse şayet, ajan
değilse o zaman sahiplenilmelidir. Ajan ise de
durum değişir. Bizimle olduğu dönemde bize
“Sabiha Gökçen'i kaçıralım” demişti. Kaçıralım
deseydim anında kaçırırdı. Bunu yapsaydık
bizleri de Deniz Gezmişler gibi ortadan
kaldırırlardı. Ancak bunu istemesi acaba
provokatif amaçlı mıydı, yoksa intikamcı bir
amaçla mı söylemişti? Onun devletle işbirliği
var mıydı acaba, bunların aydınlatılması çok
önemlidir.
Pilot Necati'nin öldüğününe ilişkin benim öyle
bir beyanım olmamış. Mutlaka onu ve ailesini
araştırmak lazım. Ailesinden sorulabilir. Durumu
netleştirmek lazım. Van'da Kültür Merkezi
yapıldı mı?
Söylediğim gibi daha güzel bir yerde mesela Van
Gölü'nün kenarında olabilir. Örneğin tarihte
Babil Kralı'nın kızı için yapılan saray ve
bahçesi de olan bir şey yapılabilir. Hatta bu
Kralın kızı için yapılan saray, dünyanın
harikalarından biri sayılıyor. Güzel, geniş,
mermerden yapılan, halkın çalışabileceği ve halk
için böyle bir kültür merkezi yapılabilir.
Urartuların merkezi konumundadır Van.
Urartuların oradaki uygarlığı belirgindir, çok
katkısı olmuştur. Tabi bu projeyi düşünsünler,
bu düşünceleri sonrası güzel ve geniş bir yerde
bahçesi de olan bir kültür merkezi inşa etsinler.
Bunu eğlence merkezi tarzında yapmasınlar.
Yapılan bu kültür merkezi sadece Van değil,
bölgesel olur. Aynı şeyi Diyarbakır ve Batman'da
da yapabilirler.
Hemen değil, düşünsünler, ona göre uygun bir
yerde kültür merkezi yapsınlar. Arsa yoksa
istimlak da yapabilirler. Süre önemli değil,
tamamlanması beş altı yıl sürebilir, önemli olan
projedir. Van için en önemli olan budur, gerisi
önemli değil.
Aram’ın eşine selamlarımı söylüyorum. Aram için
Diyarbakır'da en uygun ne yapılabilir? Evet,
kendi sanatının, müziğinin de içinde bulunduğu
bir müze olabilir. Sadece Aram değil genel
olarak sanata yönelik, dengbejleri ve diğer
sanatçıları da kapsayan bir merkez yapılabilir.
Zaten Cigerxwin ile Aram arkadaşlar. Bunların
hepsini içine alabilecek daha komplike, daha
geniş bir merkez açılabilir. Diyarbakır'da Dicle
kenarında olabilir. Aram'ın naaşını ileride
getirmek gerekecek.
Yüksekova'da vurulan Sedat Karadağ’a ve
ailesine özel selamlarımı iletiyorum.
Demokratik Özerklikle ilgili tartışmaları
izliyorum. İbrahim Mengen, Kürt sorunun çözümü
için Kürt hareketinin varlığının gerçek bir
kabule dönüşmesi için, AKP'nin de bölgede biraz
gerilemesi gerektiğini yazmış. Doğru. Kürtlerin,
Kürt hareketinin çok yayılması, genişlemesi
lazım.
Kongre de parti de demokratik özerkliği çok dar
ve basit ele almışlar. Onlardan beklenen bir
taslak veya kırmızı bir kitap ortaya koymaları
değildir. Bu projeyi sunmakta zayıflar, daha iyi
sunabilirlerdi. Mesela demokratik özerkliğin tüm
Türkiye'nin projesi olduğunu yeterince
açıklayabilirlerdi. Öncelikle Türklerle nasıl
bir demokratik bütünleşme sağlayabileceğini
açıklayabilirdi. Ama önce bir kırmızı kitap
yayınladılar, Türkiye'deki milliyetçi kesimin ne
kadar güçlü olduğunu, dirençli olduğunu
bilmeleri gerekirdi. DTK'nın basit ve dar
şekilde demokratik özerkliği kırmızı kitapçık
şeklinde ele alması tehlikeli olabilir. Bu tarz,
yarar yerine zarar da verebilir, buradaki
görüşmeleri de havaya uçurabilir. Hukukçuların
bunları anlaması lazım. Aysel'in kendisi de
buraya geldi ona da söyledim. Ya kafalarını
veremiyorlar ya da anlamıyorlar. Defalardır
anlatıyorum, dilim kurudu, hala anlayamıyorlar.
Hatta Kongre'ye de partiye de perspektif
sunmuştum, ama anlayamıyorlar. Avukatlarım da
bir dergi çıkardılar ama yetersiz.
Onlar
çözüm projelerini ortaya koydular buna karşı
Türkiye'deki milliyetçi güçler ayağa kalktılar.
Onların sinir uçlarına dokunmuş deniliyor. Her
iki taraf da sertleşmiş. Ben de burada olmasam
ne olacak? Her iki taraf da sertleşerek
çatışmaya gidebilirler, ben de her zaman
olmayabilirim. Ben burada bunun önünü alıyorum.
Kısaca bunları belirtiyorum.
Demokratik özerkliği katılımcı radikal
demokrasi yönünden tartışılmasından çok bayrak
gibi sembollerle öne çıkan bir tartışmaya
dönüşmesi rahatsızlık yarattığı görülüyor.Tam da
o, ben de onu demek istedim.
Sırrı Süreya Önder, demokratik özerkliği
desteklediğini, Türkiye'nin batısına da
anlatılması gerektiğini ve uygun bir dil
kullanılması gerektiğini, ayrıca Arjantin,
Brezilya ve Güney Afrika'da Hakikatleri
Araştırma Komisyonunun kurulduğunu, Güney
Afrika'da farklı olarak suçluların tespit
edildiğini ancak cezalandırmaya gidilmediğini
yazmış. Evet, devletle bu konuda Hakikatleri
Araştırma Komisyonu konusunda görüşmelerimiz ve
diyalogumuz devam ediyor, daha netleşmiş değil.
Kadri Gürsel, AKP'nin Kürt sorunu konusunda daha
önceki yıllarda aktif olduğunu ancak şu an
muhafazakar bir pozisyona düştüğünü artık çözüm
üretemediğini, Kürt hareketinin ise bu konuda
proaktif hale geldiğini, sürekli çözüm
ürettiğini yazıyor. Doğru. AKP bu konuda çok
geri kaldı.
Cengiz Çandar, Gülen cemaati ve AKP konusunda,
fikri açıdan AKP'nin daha çok Arap islamlığını
önemsediğini, Gülen cemaatinin ise daha çok
Said-i Nursi ve Ahmet Yesevi islamlığını
benimsediğini yazmış. Arkasında da Yahudi
sermayesi var.
Ruşen Çakır, Kürtlerin, kendi taleplerini Türk
kamuoyuna anlatabilecek yeterli bir Kürt
basınının olmadığını yazmış. Doğru, yetersiz.
Yine başka önerileri de olmuş. Anladım, bunu
değerlendireceğim, daha sonra bu konuda açıklama
yapacağım.
Başakşehir'de Cemevi'ne yönelik bir saldırı
yapılmış, kim üstlenmiş, kim yapmış?
Murat Karayılan, Kürt hareketinin ve Kürt
toplumunun geldiği nokta itibariyle çözümü
zorladığını, bundan böyle artık çözümün
gelişeceğini, çözümün önünde engel teşkil eden
dinamiklerin de zayıflayacağını, yine
ellerindeki kaynak, veri ve bilgilere göre ABD,
Irak ve Türkiye, KCK yönetimindeki bazı kişileri
tasfiye etme peşinde olduğunu açıklamış. Nasıl
yapacaklar, herhalde suikastle olur.
Yıllık bilanço nedir, ne kadar kayıp varmış?
283 asker, 93 gerillanın yaşamını yitirdiği
açıklanmış. BDP'nin yüzde yedibuçuk oyunun
olduğu belirtiliyor. Yüzde on'a ikibuçuk kalmış,
çok da kalmamış. Aslında yüzde on'a
çıkarabilirler, ikibuçuk da bulunabilir, diğer
sol kesimden bulunamaz mı, ittifak yapılamaz mı,
onlardan tamamlanamaz mı?
O diğer çevrelerle yapılabilir. Örneğin Batı'da
tanınan demokrat ve popülaritesi yüksek olan,
tabanı olan birkaç kişi aday gösterilebilir.
İzmir'de, Antalya'da, Mersin'de, Adana'da,
Konya'da vb. Batı kentlerinde demokratlığıyla
bilinen, tabanı olan kişiler aday gösterilebilir.
İllahi şu veya bunda olması da önemli değil.
Örneğin Fikri Sağlar gibi demokrat biri
Mersin'de aday gösterilebilir.
İran, Hebibullah Letifi'nin idamını ertelemiş.
Bu idam ertelenişi ilk defa oluyor. Herhalde
buradaki diyalogları beklediklerinden, ondan
idam olmamıştır. İran'da zaten bir eylemsizlik
var değil mi? Herhalde daha çok Türkiye'deki
sonuca bakıyor, sonucu bekliyor İran.
Karayılan’ın “Demokratik Özerklik Kürtlerin
çözüm önerisidir”, şayet Kürtlerin çözüm önerisi
değildir diyorlarsa, hodri meydan, bölgesel bir
referandum yapalım açıklamasından haberim oldu.
Cemil Bayık, Kürtçenin, yaşamın her alanında
kullanılması gerektiğini belirtmiş. Evet, zaten
kullanıyorlar, bundan bahsetmiştik.
Hükümetin, MGK'nın bu kızgınlıkları sanıyorum
savunmamdan kaynaklanıyor. Son yazdığım
savunmamdan rahatsız olmuşlar.
Savunmayı 22 Aralık'ta müdüriyete teslim ettim.
Toplam 792 sayfa. Herhalde AİHM'e gönderirler
siz de ulaşırsınız. Bu savunmamdan rahatsız
olduklarını tahmin ediyorum, bundan dolayı
kıyamet koptu. Herhalde hükümet, MGK bundan
rahatsız oldu. Herhalde bu yanlış anlaşılmadan
kaynaklandı. MGK da bunun için sert bir bildiri
yayınladı. Hükümetin sert tavrı sanırım bundan
kaynaklandı. Savunmamın ismini başta “Soykırım
Kıskacında Kürtleri Savunmak” idi, sonra bu
başlığın çözüme hizmet etmediğini, sürece de
zarar vereceğini düşünerek ismini değiştirdim.
İsmini “Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü”
koydum. Demokratik Özerklik de kitabın içinde
geniş bir yer kaplıyor. Çözüm önerilerini toplam
dokuz başlıkta topladım. Demokratik özerklik, bu
başlıklardan sadece bir tanesidir. Demokratik
Özerklik zaten başlıbaşına çok geniş, önemli bir
konu, epey geniş yer verdim kitabımda. Kitabın
yayınlanması için bir Kurul oluşturulabilir, iyi
redakte edilmelidir. Güzel bir şekilde yayına
hazırlanabilir. Kitabın arkasında tuttuğum
notlara göre yayına hazırlanabilir. Ancak
yayınlanmaya hazırlanma döneminde de fikirlerimi
tekrar söylerim. Yayınlanınca ismini Kürt
Sorunu ve Demokratik Modernite Çözümü
koyabilirsiniz. Bu tabi ki genel isimdir.
Altında da “Demokratik Ulus Olmak” yazılabilir.
Ben bu kitabımda birçok konuyu çok geniş bir
şekilde işledim. Sanıyorum MGK bildirisi de buna
yöneliktir, öyle tahmin ediyorum.
MGK bildirisinden birkaç gün önce de Devletin
Güvenlik Zirvesi İstanbul'da toplanmış. O da
ilginçti. Onun da savunmama yönelik olduğunu
tahmin ediyorum. Ben Cumhuriyetin ilk
dönemlerine de eleştirel yaklaştım. Tamamen
komplolar tarihini işliyorum. Gladio'yu çok
geniş ele alıyorum. Türkiye tarihini bir
komplolar tarihi biçiminde ele alıyorum.
Türkiye'deki bu komplo-Gladio tarihini dört
döneme ayırıyorum. Günümüze kadar dört
komplo-gladio dönemi olmuştur. Cumhuriyetin ilk
dönemlerinde Kürtlere karşı hep komplolar
kurularak o dönemde politikalar yürütülüyor. Bu
konu benim için gittikçe netlik kazanıyor.
1925'te Kürtlere yönelik komplolar gelişince o
dönemin başbakanı Fethi Okyar; “ben elimi Kürt
kanına bulamam” diyerek çekildi. Daha sonra
başka bir ekiple bu komplo devam etti. 15
Şubat'ta Şeyh Said'e gönderilen birlikten iki
asker vurdurularak komplo başlatıldı Kürtlere
karşı. O dönem bir ekip, özellikle bu komploları
geliştirdi, yürüttü. Bu ekibin başında beş
general var. Şeyh Said'e karşı komplo geliştirdi.
Menemen'de aynı ekip, komplo kurarak cumhuriyete
karşı bir provokasyon geliştirdiler. Yine Seyit
Rıza'nın idam edilmemesi için Mustafa Kemal'le
görüşmeler yapılacağı esnada, aynı ekip, aynı
el, alelacele Seyit Rıza'yı idam ettiler,
Mustafa Kemal'le yapacakları görüşmeyi bu
şekilde engellediler. Böylece Seyit Rıza'ya
karşı da bu şekilde komplo devam ettirildi. Aynı
şekilde kitabımda, bu komploları geliştiren aynı
ekibin Mustafa Kemal'i de etkisizleştirdiğinden,
yalnızlaştırıldığından bahsediyorum. Fevzi
Çakmak ile İnönü bazı entelektüel yahudilerle de
anlaşarak Kürt komplolarını
gerçekleştirmişlerdir. Mustafa Kemal'i bir çeşit
tutuklu durumuna koydular, bunu belirtiyorum.
Özal döneminde de bu komplolar daha da farklı
şekilde devam etti. O dönem Kürtlere karşı
infazlara, faili meçhullere NATO izin veriyordu.
Doğan Güreş Londra'dan yeşil ışık aldık
demesi de bu nedenledir. O dönemde Jandarma
Komutanına, birçok subaylarına da suikast kurup,
normal bir ölüm süsü vererek ortadan kaldırdılar.
Tansu Çiler Gladio'ya teslim olmuştur. Gladio
Erbakan ile Ecevit'i tasfiye etti. Erdoğan ise
Gladio ile uzlaştı.
Ben kitabımda Başbakan'ın pozisyonunu da bir
uzlaştırma pozisyonu olarak belirtiyorum. Benim
kafamda Başbakanın durumu tam net olmadığı için
buradaki arkadaşlara sordum; acaba AKP Gladio'yu
etkisizleştirdi mi yoksa Gladio'ya teslim mi
oldu? Burdaki arkadaşlar da tartıştı bunu.
Kitabımda AKP ile Gladio'nun uzlaştığından
bahsediyorum. Önceki Kızılelmacı koalisyon
yerine kendi gladiosunu yarattığından
bahsediyorum. Savunmam hükümete ulaştırılmış
olabilir, öfkeleri bundan dolayı olabilir. Bu
dönemde AKP ile Gladio'nun uzlaştığından
bahsediyorum, Kürtlere karşı tabi ki. Yeni
dönemde AKP'den habersiz bir şey olmaz,
gerçekleşmez.
Bu dönemde iki boyutta bir durum gelişebilir.
Çözüm derinleştirilebilir, buna bağlı olarak da
diyaloglar da daha derinleşerek devam edebilir.
Savunmam ellerine ulaşırsa orada herşey çok
kapsamlı bir şekilde belirtilmiş. Onlar ona göre
değerlendirmelerini yaparlar, ona göre çözüm
şeylerini derinleştirirler, devam ettirirler. Bu
diyalog döneminde çok dikkatli olmak gerekiyor.
Herkesin bu dönemde çok dikkatli olması
gerekiyor.
Çünkü kendi tecrübelerimden de biliyorum ki, bu
diyalog süreçlerinde provokasyonlar gelişebilir.
Bu nedenle Mart ayında yeni bir değerlendirme
yapılabilir, ben de bir değerlendirme yapacağım.
Bu provokasyon her yönden de gelebilir. Benim
burada ölümüm sonsuz bir savaş nedeni olur,
sonsuz bir savaşı başlatır. Yarın öbür gün
deprem bile olsa ve ben burada ölürsem bu yine
savaş nedeni sayılacaktır.
Ya da burada birisi bana saldırırsa bu bir savaş
nedeni sayılacaktır. Ya da ben normal bir
hastalıktan da ölsem bu bir komplo sayılacaktır,
PKK bunu böyle algılayacaktır. Ama Öcalan şunu
dedi dersiniz; “İmralı'da ölmek yok
öldürülmek var”. Burada ölmek yok,
öldürülmek vardır. Burada her türlü ölüm,
öldürmek olarak algılanır, PKK bunu böyle
algılar. Burada normal ölüm yok, öldürülmek
vardır. Sonuçta nasıl ölürsem öleyim öldürülmüş
olurum, çünkü burası cezaevi. Dolayısıyla yarın
ne gelişeceği belli değil, hatta başbakan da
öldürülebilir. Çünkü ben kendi tecrübemden de
bunun böyle olacağını biliyorum. Öylesi bir
süreçte Özal öldürüldü, yarın Erdoğan da
öldürülebilir, yarın darbe de olabilir ülkede.
Tabi dersiniz Öcalan tecrübelidir, her an her
şey olabilir. Mesela Özal öldürüldü, Jandarma
komutanı öldürüldü, Erbakan ve Ecevit tasfiye
edildi. Tüm bunlardan tecrübeliyim, yarın ne
olacağı hiç belli olmaz. Bu nedenle Mart
diyorum. Hatta Mart'tan önce de olabilir. Bu
sadece benimle ilgili değildir. Yarın devlet
saldırır on gerilla öldürür, yine süreç böyle
provokasyonlarla tersine döner, bu nedenle çözüm
için acele etmek gerek. Çözüm için gerekli
şartların oluşturulması gerekir. Çözümün
şartları açıklanır, seçime kadar da bu şartlar,
çözüm şartları, durumları hazırlanır. Süreç ve
diyalog iyi bir şekilde gelişiyor ve gittikçe
derinleşiyor. Yarın olağanüstü bir durum
gelişmezse, bir engel çıkmazsa çözüm
gelişebilir, önemli gelişmeler olabilir. Ocak
ayında yine engelleme olmazsa çözüme yönelik
önemli gelişmeler olacaktır. Seçimlerden sonra
da AKP veya iktidara gelecek olan çözüm için
gerekli projelerini açıklarlar. Seçimden sonra
çözüm de derinleşebilir. Bu, şuna bağlı. Kürtler
ne kadar kendilerini geliştirirlerse, oylarını
arttırırlarsa, büyürlerse o kadar demokratik
çözüm için bir özne haline gelirler, bu şekilde
kabul edilme durumuna gelirler. Fakat AKP ne
kadar Kürtlerden daha fazla oy alırsa, Kürtlerin
oyu ne kadar daha az olursa o zaman AKP
“Kürtleri ben temsil ediyorum, Kürtler bir şey
istemiyor” diyecektir. Bu durumda da Kürtlerin
talepleri, statüleri büyük tehlikeye girer,
Kürtler geriler, yok olma noktasına gelirler.
Haziran'da görüşmelerden çıkacak sonuca göre
Kürt sorunun çözümü gündeme gelebilir ve
silahsızlanma noktasında önemli radikal
kararlar, durumlar gündeme gelebilir. Böyle bir
çözümün gündeme gelmesi ve derinleşmesi halinde
silahlı güçlerin çözüm gerçekleşene kadar bir
yere toplanması gündeme gelebilir. Böyle bir
şeyin olması durumunda benim de onların başında
olmam gerekiyor. Çözüm gerçekleşene kadar
onların bir yere toplanmasında ve çözüme kadar
onların durumuyla ilgili sorumluluğunu ben
üzerime alacağım. Bu konudaki sorumluluk bana
aittir.
Bu yeni diyalog döneminde birbirlerine karşı
herhangi bir saldırının olmaması gerekiyor. Bu
konuda zımni bir uzlaşma var. Sadece misilleme
haklarını kullanabilirler. Buradaki
görüşmelerimizde de bu şekilde konuşmuştuk. Bu
dönemde eski tarz fail-i meçhuller, jitem
benzeri örgütler ve saldırılar olmaz. Hükümetin
haberi olmadan, hükümetten habersiz, başbakandan
habersiz herhangi bir şeyin gerçekleşmesi
sözkonusu olmaz. Her iki taraf da bu zimni
anlaşmaya, buradaki konuşmalarımıza da uyarlar.
Uymayan grup olursa misilleme hakkını da o
gruba karşı kullanırlar. Kim onlara
saldırdıysa o saldıran birliğe karşı misilleme
haklarını kullansınlar. Mesela bu duruma
uymayan bir asker grubu onlara saldırır ve on
kişi öldürürse, onlar da o gruba karşı
misilleme hakkını misliyle sonuna kadar
kullanır. Aynı şey devlet için de geçerlidir,
onlar da misilleme hakkını kullanacaktır. Devlet
onlara saldırırsa onlar misilleme hakkını
kullanacak, Hakkari'deki imam meselesinde olduğu
gibi onlar saldırırsa devlet misilleme hakkını
kullanacaktır. Bu zimni anlaşmaya uymayan
gruplar olabilir, bunlara özellikle dikkat
edilmelidir, mesela o Hakkari'de öldürülen 9
gerillada olduğu gibi. Böyle bir durumda
misilleme hakkını da o gruba karşı kullanırlar.
Sanıyorum Dargeçit olayı da bu şekilde olmuş
olabilir.
Dargeçit'te iki gerillanın yaşamını yitirdiği
belirtiliyor. Yaralı bir gerilla da
varmış.Yaşamını yitirenler kimler, kimlikleri
belli oldu mu?
Yani o saldırırsa diğeri, diğeri saldırırsa o
misilleme hakkını kullanacaktır. Buna göre
davranılmalıdır, bunu bilerek hareket
etmelidirler. Dikkatli olmalıdırlar. Buradada bu
konuyu konuştuk.
Bizim çözüm anlayışımızda temel olan şey
demokrasidir. Kürtlerin demokratik çözüm projesi
herkesedir, herkes için geçerlidir, tüm Türkiye
için geçerlidir. Çünkü esası demokrasidir.
Demokratik özerklik kavramı sanıyorum bazı
kesimleri rahatsız ediyor. Burada demokratik
özerklikten kasıt, Kürtlere bir statü
belirlemesidir, yani Kürtlerin bir statüye
kavuşturulmasıdır. Burada biz sınırlarla,
bayrakla, bu tür şeylerle uğraşmıyoruz.
Kürtlerin demokratik bir Türkiye'yle nasıl
bütünleşebileceğini tartışıyoruz. Böyle bir
bütünleşme herkes için önemlidir. Dolayısıyla
burada bu Kürtlerin projesinin bölmekle bir
alakasının olmadığının iyi anlatılması gerekir.
Bizim uğraştığımız Statüdür. Kürtlerin statüsü
nasıl olmalı? Statü, bir varlık nedenidir.
Burada sözkonusu olan entitedir, yani Kürtlerin
entitesi sorunudur. Entite, yani
Kürtlerin varlığı sorunudur (Entite: varlık,
özvarlık, kendilik). Demokratik özerklikten
kastımız Kürtlerin siyasi bir statüsünün
belirlenmesidir. Kürtlerin bu statüye
kavuşturulmasıdır. Buna “demokratik siyasi
statü” diyoruz. Bunun neresi ülkeyi böler?
Buna demokratik sosyalite de diyebiliriz.
Kürtlerin çözüm projesinde önemli olan husus,
Kürtlerin bir demokratik-politik güç
olarak kabul edilmesidir. Bu, dünyanın her
yerinde böyle çözülmüştür. Kürtlerin bu
statülerinin çözümü derinleştirilmelidir. Dağ da
bu sürece katkılarını uygun bir şekilde
yaparlar. Kürtlerin talepleri dile getirilirken
de bunun iyi formüle edilmesi, iyi dile
getirilmesi, iyi işlenmesi lazım. Bu iyi
işlendiği zaman kim buna karşı çıkabilir?
Kürtlerin varlığına, bu statülerine kim karşı
çıkabilir? Yoksa bizim bayrakla, sınırlarla,
resmi dille bir işimiz, bir sorunumuz yok. Biz
sosyal alanda çözüme önem veriyoruz. Sosyal,
kültürel, siyasal projelerle ve çözümlerle
ilgileniyoruz. Biz devleti bölmek istemiyoruz,
biz demokratik Türkiye ile bütünleşmek
istiyoruz, bunun için çaba sarfediyoruz. Bayrak
bir simgedir. Bizim için çok önemli değildir.
Bayrak egemen sınıfların simgesidir. Biz
egemenler gibi, egemen sınıflar gibi bakmıyoruz
bu olaylarda etrafında dollandıkları bir dil
var, bu dil, Türkiye'de ulus-devletin
oluşturduğu bir dildir. Devletin yanına yeni bir
devlet, bayrağın yanına yeni bir bayrak doğru
değildir. Bu dil tuzaktır, bu dilden uzak
durmaları gerekir. Bu bayrak meselesi nerden
çıktı? Kim çıkardı? Bizim ikinci resmi dil, ayrı
bayrak, ayrı vatan, ayrı devlet talebimiz
yoktur. Biz burda böyle bir şeyden bahsettik
mi?
O zaman bunlara iyi cevap verilmelidir. İftira
atıyorsunuz denilmelidir. O taslak metinin
düzeyi nasıldı? Evet, yani daha iyi
düzenlenebilirdi. Tek dil, tek bayrak gibi
şeyler ulus-devlet ideolojisi olup, küçük
burjuva milliyetçiliğidir. Bundan dolayı
milliyetçiler ortalığı ayağa kaldırıp velveleye
verdi. Ben defalarca söyledim, yol haritasında
da bunu belirttim. Biz demokratik siyasetle,
demokratik ulus inşaasını gerçekleştirmeye
çalışıyoruz. CHP ve MHP boğazına kadar
rantçılığa bulaşmıştır. 80 yıldır CHP bunu
yapıyor, MHP de öyle. Bu devlet rantçılığıdır.
Partiler daha çok olaya rantçı yaklaşıyorlar
asıl bu devleti böler.
Kürtler demokratik toplum inşaalarını her alanda
gerçekleştirmelidirler. Kent Meclisleri gibi
diğer örgütlenmelerini iyi yaparlarsa, Kürtlerin
talepleri konusunda birlik olurlarsa kim buna
direnebilir? Örneğin bir milyonluk bir kentte,
mesela Van'da bütün kent bir olduğu zaman kim
buna direnebilir? Yani birlik halindeki bir
milyonluk bir kenti kim yıkabilir, kim karşı
gelebilir? DTK'nın demokratik özerklik taslağı
erken, acele oldu. Çözüm nasıl gelişir biliyor
musunuz? Örneğin Van. Ben Van'da olsam ve 24
saat halka gitsem elbette halk beni dinler. Bu
halk işsiz ve çaresiz. Onlara sıkıntılarını ve
çözüm yollarını anlatırdım, onları ikna ederdim.
Ben boşuna Kent Meclisleri demiyorum. Dört
dörtlük Van demokratikleşmeden, dört dörtlük
Batman demokratikleşmeden, dört dörtlük
Diyarbakır demokratikleşmeden çözüm gelişmez.
Mesela Van'ın bir milyon nüfusu var, onlara
gitseniz ve onları ikna etseniz zaten bunlar
çözümü dayatırlar. Devlet bunların karşısında
duramaz ki böyle çözüm gelişir. Altı ayınızı
verseniz o şehirde bu işi çözersiniz. Niçin
çalışmıyorsunuz, niçin bunları yapmıyorsunuz?
Hiç mi pratik politikadan anlamıyorsunuz. Sizi
engelleyen nedir? Benim sizin yaşanıtınıza saygı
duymamamın nedeni bundandır. Mesela zengin
patronlar örneğin Vehbi Koç bile ki bunların
bilindiğinden daha çok politik yönleri vardır.
Sizler patron değilsiniz, fakir-fukara
çocuklarısınız. Bunun için çok daha çaba
sarfedebilirsiniz, sarf etmelisiniz. Bizim
istediğimiz kendi dilimizle, kendi kültürümüzle
çocuklarımızı yetiştirmek. Daha önce anlatmıştım
benim bu konuda çocukken kültür ve dilim için
annemle mücadelemi. Sizler de çocuğunuzu kendi
dili ve kültürüyle yetiştirmelisiniz. Eğer bu
şekil yetiştiremezseniz o çocuk sizin değildir,
piçtir. Hiçtir ve piçtir. Çünkü o çocuk bir
başka kültürün çocuğudur. Zaten başkalarının
kültürüyle yetişen çocuk o kültürün çocuğudur,
sizin çocuğunuz değildir. Ben başka kültürleri
öğrenmesin demiyorum ancak önce kendi
kültürlerini öğrenmelidirler. Evliliğe de böyle
bakmalısınız. Evlilikte de bunu bu şekilde
algılamanız lazım. Yoksa evlilik kendi kendinizi
tatmin etmek dışında bir anlamı olmaz, bir süre
sonra üç-dört yıl sonra birbirinizi
bitirirsiniz. Bizim amacımız kültürümüzü,
dilimizi, sanatımızı nasıl yaşatırız, bunları
nasıl yaşarız'dır. İnsanın kendi dilini,
kültürünü, sanatını yaşaması son derece doğal
bir şeydir. Buna kimse karşı çıkamaz ki? Karşı
çıkılması mantıklı da olmaz.
Bölgedeki, Diyarbakır'daki bu sermaye kesimi de
Kürtlere ilişkin projelerini ortaya koymalıdır.
Öyle şuraya buraya bakarak değil, kendi
projelerini ortaya koymalıdırlar. Ya demokrat
olacaklar ya da o kentte nefes alamayacak duruma
gelirler.
Galiba Türkiye Devlet, yol haritasını verirken
AİHM'e bazı kısımların verilmemesini talep
etmiş. Alırsınız ama artık çok önemli değil,
yeni savunmamda o konular fazlasıyla geniş bir
şekilde yer alıyor.
Benimle görüşmek isteyen aydınlar konusunda
benim bir önerim olacak. Bu aydınlar konusunda
Şubat ayında bazı gelişmeler olabilir, onlarla
görüşme durumum olabilir, Çandar'la, Hasan
Cemal'le, Ertuğrul Özkök'le, daha önce benimle
görüşenlerle benim görüşmem gerçekleşebilir.
Ertuğrul özkök açık mektupta yazmış bu konuda.
Hepsi hazırlıklı olsun, kendileriyle
görüşülmeli, böyle bir durumun, olasılığın
olduğu kendilerine iletilebilir. Devlet buna
karar verirse bunun önü açılır.
Hannah Arendt'in kitaplarını siz de
okumalısınız. Politikayla ilgilenen herkes
okumalıdır. Çok önemli tespitleri var. Siyaset
sanatı, siyaset felsefesi hakkında çok doğru
tespitleri var, benim tespitlerimle çok
örtüşüyor. Bana getirilmeyen kitapları varsa
getirilebilir. Bana, getirilmeyen dergiler de
getirilebilir. Bana getirilmeyen tarih kitapları
da getirilebilir.
Muş cezaevi ve Diyarbakır D Tipi cezaevindeki
arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bitlis
cezaevinden Pınar Yılmaz'ın mektubu bana ulaştı,
çok sayıda mektup var, birisinin oğlunun adı
Argeş'miş, ona özel selamlarımı iletiyorum. Mus
cezaevinden Ahmet Oran'ın bir mektubu var,
sanırım iyi bir arkadaş, iyi yoğunlaşmış. Siirt
cezaevinden gelen mektuplar var. Soyadı Roj olan
bir arkadaşın mektubu var, tuhaf biri,
anlayamadım. Tüm cezaevindeki arkadaşlara
selamlarımı iletiyorum. Hasta olan arkadaşlara
özellikle selamlarımı söylüyorum, ilgilenilsin
kendileriyle, devletle yapılan diyaloglarımızda
cezaevindeki arkadaşların durumları da buna
dahildir.
Bugün söylediklerim benim adıma yeni yıl mesajı
olarak yayınlanabilir. Bölgedeki Ezidilerin,
Hıristiyanların, Asurilerin yeni yılını
kutluyorum. Bizim demokratik çözüm projemize
onlar dahildir, onlar da bu demokratik çözüme
güç versinler. Bizim demokratik çözüm projemize
Irak'taki Türkmenler, İran'daki Azeriler, diğer
halklar hepsi dahildir, herkes içindir. 2011
yılı Kürt sorunun demokratik ve barışçıl
çözümünün geliştiği bir yıl olabilir. Bütün
halkımız demokratik seferberlik ruhuyla hareket
etmeli. 2011 yılı demokratik seferberlik yılı
olmalıdır.
Batman, Muş ve Van halkımıza selamlarımı
iletiyorum. Bekir'e de özel selamlarımı
iletiyorum.
Herkese selamlar.
Iyi günler.
31
Aralık 2010
|