Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


        2011 Yılı Demokratik Seferberlik Yılı Olmalıdır
 

                            

Pilot Necati'nin bizimle olduğu bir yıl çok önemli. Mutlaka bilinmesi ve araştırılması gerekir, bir de ölüm şekli, kimin onu öldürdüğünün araştırılması çok önemli. Bu, birçok şeyi netleştirir. Çünkü bize bir yıl çok katkısı oldu. Bunlar netleşirse şayet, ajan değilse o zaman sahiplenilmelidir. Ajan ise de durum değişir. Bizimle olduğu dönemde bize “Sabiha Gökçen'i kaçıralım” demişti. Kaçıralım deseydim anında kaçırırdı.  Bunu yapsaydık bizleri de Deniz Gezmişler gibi ortadan kaldırırlardı. Ancak bunu istemesi acaba provokatif amaçlı mıydı, yoksa intikamcı bir amaçla mı söylemişti? Onun devletle işbirliği var mıydı acaba,  bunların aydınlatılması çok önemlidir.

Pilot Necati'nin öldüğününe ilişkin benim öyle bir beyanım olmamış. Mutlaka onu ve ailesini araştırmak lazım. Ailesinden sorulabilir. Durumu netleştirmek lazım.  Van'da Kültür Merkezi yapıldı mı?

Söylediğim gibi daha güzel bir yerde mesela Van Gölü'nün kenarında olabilir. Örneğin tarihte Babil Kralı'nın kızı için yapılan saray ve bahçesi de olan bir şey yapılabilir. Hatta bu Kralın kızı için yapılan saray, dünyanın harikalarından biri sayılıyor. Güzel, geniş, mermerden yapılan, halkın çalışabileceği ve halk için böyle bir kültür merkezi yapılabilir. Urartuların merkezi konumundadır Van. Urartuların oradaki uygarlığı belirgindir, çok katkısı olmuştur. Tabi bu projeyi düşünsünler, bu düşünceleri sonrası güzel ve geniş bir yerde bahçesi de olan bir kültür merkezi inşa etsinler. Bunu eğlence merkezi tarzında yapmasınlar. Yapılan bu kültür merkezi sadece Van değil, bölgesel olur. Aynı şeyi Diyarbakır ve Batman'da  da yapabilirler.

Hemen değil, düşünsünler, ona göre uygun bir yerde  kültür merkezi yapsınlar. Arsa yoksa istimlak da yapabilirler. Süre önemli değil, tamamlanması beş altı yıl sürebilir, önemli olan projedir. Van için en önemli olan budur, gerisi önemli değil.

Aram’ın eşine  selamlarımı söylüyorum. Aram için Diyarbakır'da en uygun ne yapılabilir? Evet, kendi sanatının, müziğinin de içinde bulunduğu bir müze olabilir. Sadece Aram değil genel olarak sanata yönelik, dengbejleri ve diğer sanatçıları da kapsayan bir merkez yapılabilir. Zaten  Cigerxwin ile Aram arkadaşlar. Bunların hepsini içine alabilecek daha komplike,  daha geniş bir merkez açılabilir. Diyarbakır'da Dicle kenarında olabilir. Aram'ın naaşını ileride getirmek gerekecek.

Yüksekova'da  vurulan Sedat Karadağ’a ve ailesine  özel selamlarımı iletiyorum.

Demokratik Özerklikle  ilgili tartışmaları izliyorum. İbrahim Mengen, Kürt sorunun çözümü için Kürt hareketinin varlığının gerçek bir kabule dönüşmesi için, AKP'nin de bölgede biraz gerilemesi gerektiğini yazmış. Doğru. Kürtlerin, Kürt hareketinin çok yayılması, genişlemesi lazım.

Kongre de parti de demokratik özerkliği çok dar ve basit ele almışlar. Onlardan beklenen bir taslak veya kırmızı bir kitap ortaya koymaları değildir. Bu projeyi sunmakta zayıflar, daha iyi sunabilirlerdi. Mesela demokratik özerkliğin tüm Türkiye'nin projesi olduğunu yeterince açıklayabilirlerdi. Öncelikle Türklerle nasıl bir demokratik bütünleşme sağlayabileceğini açıklayabilirdi. Ama önce bir kırmızı kitap yayınladılar, Türkiye'deki milliyetçi kesimin ne kadar güçlü olduğunu, dirençli olduğunu bilmeleri gerekirdi. DTK'nın basit ve dar şekilde demokratik özerkliği kırmızı kitapçık şeklinde ele alması tehlikeli olabilir. Bu tarz, yarar yerine zarar da verebilir, buradaki görüşmeleri de havaya uçurabilir. Hukukçuların  bunları anlaması lazım. Aysel'in kendisi de buraya geldi ona da söyledim. Ya kafalarını veremiyorlar ya da anlamıyorlar. Defalardır anlatıyorum, dilim kurudu, hala anlayamıyorlar. Hatta Kongre'ye de partiye de perspektif sunmuştum, ama anlayamıyorlar. Avukatlarım da  bir dergi çıkardılar ama yetersiz.

 Onlar çözüm projelerini ortaya koydular buna karşı Türkiye'deki milliyetçi güçler ayağa kalktılar. Onların sinir uçlarına dokunmuş deniliyor. Her iki taraf da sertleşmiş. Ben de burada olmasam ne olacak? Her iki taraf da sertleşerek çatışmaya gidebilirler, ben de her zaman olmayabilirim. Ben burada bunun önünü alıyorum. Kısaca bunları belirtiyorum.

Demokratik özerkliği  katılımcı radikal demokrasi yönünden tartışılmasından çok bayrak gibi sembollerle öne çıkan bir tartışmaya dönüşmesi rahatsızlık yarattığı görülüyor.Tam da o, ben de onu demek istedim. 

Sırrı Süreya Önder, demokratik özerkliği desteklediğini, Türkiye'nin batısına da anlatılması gerektiğini ve uygun bir dil kullanılması gerektiğini, ayrıca Arjantin, Brezilya ve Güney Afrika'da Hakikatleri Araştırma Komisyonunun kurulduğunu, Güney Afrika'da farklı olarak suçluların tespit edildiğini ancak cezalandırmaya gidilmediğini  yazmış. Evet, devletle bu konuda Hakikatleri Araştırma Komisyonu konusunda görüşmelerimiz ve diyalogumuz devam ediyor, daha netleşmiş değil.

Kadri Gürsel, AKP'nin Kürt sorunu konusunda daha önceki yıllarda aktif olduğunu ancak şu an muhafazakar bir pozisyona düştüğünü artık çözüm üretemediğini, Kürt hareketinin ise bu konuda proaktif hale geldiğini, sürekli çözüm ürettiğini yazıyor. Doğru. AKP bu konuda çok geri kaldı.

Cengiz Çandar, Gülen cemaati ve AKP konusunda, fikri açıdan AKP'nin daha çok Arap islamlığını  önemsediğini, Gülen cemaatinin ise daha çok Said-i Nursi ve Ahmet Yesevi islamlığını benimsediğini yazmış. Arkasında da Yahudi sermayesi var.

Ruşen Çakır, Kürtlerin, kendi taleplerini Türk kamuoyuna anlatabilecek yeterli bir Kürt basınının olmadığını yazmış. Doğru, yetersiz. Yine  başka önerileri de olmuş. Anladım, bunu değerlendireceğim, daha sonra bu konuda açıklama yapacağım.

Başakşehir'de Cemevi'ne yönelik bir saldırı yapılmış, kim üstlenmiş, kim yapmış?

Murat Karayılan, Kürt hareketinin ve Kürt toplumunun geldiği nokta itibariyle çözümü zorladığını, bundan böyle artık çözümün gelişeceğini, çözümün önünde engel teşkil eden dinamiklerin de zayıflayacağını, yine ellerindeki kaynak, veri ve bilgilere göre ABD, Irak ve Türkiye, KCK yönetimindeki bazı kişileri tasfiye etme peşinde olduğunu açıklamış. Nasıl yapacaklar, herhalde suikastle olur.

Yıllık  bilanço nedir, ne kadar kayıp varmış?  283 asker, 93  gerillanın yaşamını yitirdiği  açıklanmış. BDP'nin yüzde yedibuçuk oyunun olduğu belirtiliyor. Yüzde on'a ikibuçuk kalmış, çok da kalmamış. Aslında yüzde on'a çıkarabilirler, ikibuçuk da bulunabilir, diğer sol kesimden bulunamaz mı, ittifak yapılamaz mı, onlardan tamamlanamaz mı?

O diğer çevrelerle yapılabilir. Örneğin Batı'da tanınan demokrat ve popülaritesi yüksek olan, tabanı olan birkaç kişi aday gösterilebilir. İzmir'de, Antalya'da, Mersin'de, Adana'da, Konya'da vb. Batı kentlerinde demokratlığıyla bilinen, tabanı olan kişiler aday gösterilebilir. İllahi şu veya bunda olması da önemli değil. Örneğin Fikri Sağlar gibi demokrat biri Mersin'de aday gösterilebilir.

İran,  Hebibullah Letifi'nin idamını  ertelemiş. Bu idam ertelenişi ilk defa oluyor. Herhalde buradaki diyalogları beklediklerinden, ondan idam olmamıştır. İran'da zaten bir eylemsizlik var değil mi? Herhalde daha çok Türkiye'deki sonuca bakıyor, sonucu bekliyor İran.

Karayılan’ın  “Demokratik Özerklik Kürtlerin çözüm önerisidir”, şayet Kürtlerin çözüm önerisi değildir diyorlarsa, hodri meydan, bölgesel bir referandum yapalım  açıklamasından haberim oldu. Cemil Bayık, Kürtçenin, yaşamın her alanında kullanılması gerektiğini belirtmiş. Evet, zaten kullanıyorlar, bundan bahsetmiştik.

Hükümetin, MGK'nın bu kızgınlıkları sanıyorum savunmamdan kaynaklanıyor. Son yazdığım savunmamdan rahatsız olmuşlar.

Savunmayı  22 Aralık'ta müdüriyete teslim ettim. Toplam 792 sayfa. Herhalde AİHM'e gönderirler siz de ulaşırsınız. Bu savunmamdan rahatsız olduklarını tahmin ediyorum, bundan dolayı kıyamet koptu. Herhalde hükümet, MGK bundan rahatsız oldu. Herhalde bu yanlış anlaşılmadan kaynaklandı. MGK da bunun için sert bir bildiri yayınladı. Hükümetin sert tavrı sanırım bundan kaynaklandı. Savunmamın ismini başta “Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” idi, sonra bu başlığın çözüme hizmet etmediğini, sürece de zarar vereceğini düşünerek ismini değiştirdim. İsmini “Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü” koydum. Demokratik Özerklik de kitabın içinde geniş bir yer kaplıyor. Çözüm önerilerini toplam dokuz başlıkta topladım. Demokratik özerklik, bu başlıklardan sadece bir tanesidir. Demokratik Özerklik zaten başlıbaşına çok geniş, önemli bir konu, epey geniş yer verdim kitabımda. Kitabın yayınlanması için bir Kurul oluşturulabilir, iyi redakte edilmelidir. Güzel bir şekilde yayına hazırlanabilir. Kitabın arkasında tuttuğum notlara göre yayına hazırlanabilir. Ancak yayınlanmaya hazırlanma döneminde de fikirlerimi tekrar söylerim. Yayınlanınca ismini Kürt Sorunu ve Demokratik Modernite Çözümü koyabilirsiniz. Bu tabi ki genel isimdir. Altında da “Demokratik Ulus Olmak” yazılabilir.

Ben bu kitabımda birçok konuyu çok geniş bir şekilde işledim. Sanıyorum MGK bildirisi de buna yöneliktir, öyle tahmin ediyorum.

MGK bildirisinden birkaç gün önce de Devletin Güvenlik Zirvesi İstanbul'da toplanmış. O da ilginçti. Onun da savunmama yönelik olduğunu tahmin ediyorum. Ben Cumhuriyetin ilk dönemlerine de eleştirel yaklaştım. Tamamen komplolar tarihini  işliyorum. Gladio'yu çok geniş ele alıyorum. Türkiye tarihini bir komplolar tarihi biçiminde ele alıyorum. Türkiye'deki bu komplo-Gladio tarihini dört döneme ayırıyorum. Günümüze kadar dört komplo-gladio dönemi olmuştur. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Kürtlere karşı hep komplolar kurularak o dönemde politikalar yürütülüyor. Bu konu benim için gittikçe netlik kazanıyor. 1925'te Kürtlere yönelik komplolar gelişince o dönemin başbakanı Fethi Okyar; “ben elimi Kürt kanına bulamam” diyerek çekildi. Daha sonra başka bir ekiple bu komplo devam etti. 15 Şubat'ta Şeyh Said'e gönderilen birlikten iki asker vurdurularak komplo başlatıldı Kürtlere karşı. O dönem bir ekip, özellikle bu komploları geliştirdi, yürüttü. Bu ekibin başında beş general var. Şeyh Said'e karşı komplo geliştirdi. Menemen'de aynı ekip, komplo kurarak cumhuriyete karşı bir provokasyon geliştirdiler. Yine Seyit Rıza'nın idam edilmemesi için Mustafa Kemal'le görüşmeler yapılacağı esnada, aynı ekip, aynı el, alelacele Seyit Rıza'yı idam ettiler, Mustafa Kemal'le yapacakları görüşmeyi bu şekilde engellediler. Böylece Seyit Rıza'ya karşı da bu şekilde komplo devam ettirildi. Aynı şekilde kitabımda, bu komploları geliştiren aynı ekibin Mustafa Kemal'i de etkisizleştirdiğinden, yalnızlaştırıldığından bahsediyorum. Fevzi Çakmak ile İnönü bazı entelektüel yahudilerle de anlaşarak Kürt komplolarını gerçekleştirmişlerdir. Mustafa Kemal'i bir çeşit tutuklu durumuna koydular, bunu belirtiyorum. Özal döneminde de bu komplolar daha da farklı şekilde devam etti. O dönem Kürtlere karşı infazlara, faili meçhullere NATO izin veriyordu. Doğan Güreş Londra'dan yeşil ışık aldık demesi de bu nedenledir. O dönemde Jandarma Komutanına, birçok subaylarına da suikast kurup, normal bir ölüm süsü vererek ortadan kaldırdılar. Tansu Çiler Gladio'ya teslim olmuştur.  Gladio Erbakan ile Ecevit'i tasfiye etti. Erdoğan ise Gladio ile uzlaştı.

Ben kitabımda Başbakan'ın pozisyonunu da bir uzlaştırma pozisyonu olarak belirtiyorum. Benim kafamda Başbakanın durumu tam net olmadığı için buradaki arkadaşlara sordum; acaba AKP Gladio'yu etkisizleştirdi mi yoksa Gladio'ya teslim mi oldu? Burdaki arkadaşlar da tartıştı bunu. Kitabımda AKP ile Gladio'nun uzlaştığından bahsediyorum. Önceki Kızılelmacı koalisyon yerine kendi gladiosunu yarattığından bahsediyorum. Savunmam hükümete ulaştırılmış olabilir, öfkeleri bundan dolayı olabilir. Bu dönemde AKP ile Gladio'nun uzlaştığından bahsediyorum, Kürtlere karşı tabi ki. Yeni dönemde AKP'den habersiz bir şey olmaz, gerçekleşmez.

Bu dönemde iki boyutta bir durum gelişebilir. Çözüm derinleştirilebilir, buna bağlı olarak da diyaloglar da daha derinleşerek devam edebilir. Savunmam ellerine ulaşırsa orada herşey çok kapsamlı bir şekilde belirtilmiş. Onlar ona göre değerlendirmelerini yaparlar, ona göre çözüm şeylerini derinleştirirler, devam ettirirler. Bu diyalog döneminde çok dikkatli olmak gerekiyor. Herkesin bu dönemde çok dikkatli olması gerekiyor.

Çünkü kendi tecrübelerimden de biliyorum ki, bu diyalog süreçlerinde provokasyonlar gelişebilir. Bu nedenle Mart ayında yeni bir değerlendirme yapılabilir, ben de bir değerlendirme yapacağım. Bu provokasyon her yönden de gelebilir. Benim burada ölümüm sonsuz bir savaş nedeni olur, sonsuz bir savaşı başlatır. Yarın öbür gün deprem bile olsa ve ben burada ölürsem bu yine savaş nedeni sayılacaktır. Ya da burada birisi bana saldırırsa bu bir savaş nedeni sayılacaktır. Ya da ben normal bir hastalıktan da ölsem bu bir komplo sayılacaktır, PKK bunu böyle algılayacaktır. Ama Öcalan şunu dedi dersiniz; “İmralı'da ölmek yok öldürülmek var”. Burada ölmek yok, öldürülmek vardır. Burada her türlü ölüm, öldürmek olarak algılanır, PKK bunu böyle algılar. Burada normal ölüm yok, öldürülmek vardır. Sonuçta nasıl ölürsem öleyim öldürülmüş olurum, çünkü burası cezaevi. Dolayısıyla yarın ne gelişeceği belli değil, hatta başbakan da öldürülebilir. Çünkü ben kendi tecrübemden de bunun böyle olacağını biliyorum. Öylesi bir süreçte Özal öldürüldü, yarın Erdoğan da öldürülebilir, yarın darbe de olabilir ülkede. Tabi dersiniz Öcalan tecrübelidir, her an her şey olabilir. Mesela Özal öldürüldü, Jandarma komutanı öldürüldü, Erbakan ve Ecevit tasfiye edildi. Tüm bunlardan tecrübeliyim, yarın ne olacağı hiç belli olmaz. Bu nedenle Mart diyorum. Hatta Mart'tan önce de olabilir. Bu sadece benimle ilgili değildir. Yarın devlet saldırır on gerilla öldürür, yine süreç böyle provokasyonlarla tersine döner, bu nedenle çözüm için acele etmek gerek. Çözüm için gerekli şartların oluşturulması gerekir. Çözümün şartları açıklanır, seçime kadar da bu şartlar, çözüm şartları, durumları hazırlanır. Süreç ve diyalog iyi bir şekilde gelişiyor ve gittikçe derinleşiyor. Yarın olağanüstü bir durum gelişmezse, bir engel çıkmazsa çözüm gelişebilir, önemli gelişmeler olabilir. Ocak ayında yine engelleme olmazsa çözüme yönelik önemli gelişmeler olacaktır.  Seçimlerden sonra da AKP veya iktidara gelecek olan çözüm için gerekli projelerini açıklarlar. Seçimden sonra çözüm de derinleşebilir. Bu, şuna bağlı. Kürtler ne kadar kendilerini geliştirirlerse, oylarını arttırırlarsa, büyürlerse o kadar demokratik çözüm için bir özne haline gelirler, bu şekilde kabul edilme durumuna gelirler. Fakat AKP ne kadar Kürtlerden daha fazla oy alırsa, Kürtlerin oyu ne kadar daha az olursa o zaman AKP “Kürtleri ben temsil ediyorum, Kürtler bir şey istemiyor” diyecektir. Bu durumda da Kürtlerin talepleri, statüleri büyük tehlikeye girer, Kürtler geriler, yok olma noktasına gelirler.

Haziran'da görüşmelerden çıkacak sonuca göre Kürt sorunun çözümü gündeme gelebilir ve silahsızlanma noktasında önemli radikal kararlar, durumlar gündeme gelebilir. Böyle bir çözümün gündeme gelmesi ve derinleşmesi halinde silahlı güçlerin çözüm gerçekleşene kadar bir yere toplanması gündeme gelebilir. Böyle bir şeyin olması durumunda benim de onların başında olmam gerekiyor. Çözüm gerçekleşene kadar onların bir yere toplanmasında ve çözüme kadar onların durumuyla ilgili sorumluluğunu ben üzerime alacağım. Bu konudaki sorumluluk bana aittir.

Bu yeni diyalog döneminde birbirlerine karşı herhangi bir saldırının olmaması gerekiyor. Bu konuda zımni bir uzlaşma var. Sadece misilleme haklarını kullanabilirler. Buradaki görüşmelerimizde de bu şekilde konuşmuştuk. Bu dönemde eski tarz fail-i meçhuller, jitem benzeri örgütler ve saldırılar olmaz. Hükümetin haberi olmadan, hükümetten habersiz, başbakandan habersiz herhangi bir şeyin gerçekleşmesi sözkonusu olmaz. Her iki taraf da bu zimni anlaşmaya, buradaki konuşmalarımıza da uyarlar. Uymayan grup olursa misilleme hakkını da o gruba karşı kullanırlar. Kim onlara saldırdıysa o saldıran birliğe karşı misilleme haklarını kullansınlar. Mesela bu duruma uymayan bir asker grubu onlara saldırır ve on kişi öldürürse, onlar da  o gruba karşı misilleme hakkını misliyle sonuna kadar kullanır. Aynı şey devlet için de geçerlidir, onlar da misilleme hakkını kullanacaktır. Devlet onlara saldırırsa onlar misilleme hakkını kullanacak, Hakkari'deki imam meselesinde olduğu gibi onlar saldırırsa devlet misilleme hakkını kullanacaktır. Bu zimni anlaşmaya uymayan gruplar olabilir, bunlara özellikle dikkat edilmelidir, mesela o Hakkari'de öldürülen 9 gerillada olduğu gibi. Böyle bir durumda misilleme hakkını da o gruba karşı kullanırlar. Sanıyorum Dargeçit olayı da bu şekilde olmuş olabilir.

Dargeçit'te iki gerillanın yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Yaralı bir gerilla da varmış.Yaşamını yitirenler kimler, kimlikleri belli oldu mu?

Yani o saldırırsa diğeri, diğeri saldırırsa o misilleme hakkını kullanacaktır. Buna göre davranılmalıdır, bunu bilerek hareket etmelidirler. Dikkatli olmalıdırlar. Buradada bu konuyu konuştuk.  

Bizim çözüm anlayışımızda temel olan şey demokrasidir. Kürtlerin demokratik çözüm projesi herkesedir, herkes için geçerlidir, tüm Türkiye için geçerlidir. Çünkü esası demokrasidir. Demokratik özerklik kavramı sanıyorum bazı kesimleri rahatsız ediyor. Burada demokratik özerklikten kasıt, Kürtlere bir statü belirlemesidir, yani Kürtlerin bir statüye kavuşturulmasıdır. Burada biz sınırlarla, bayrakla, bu tür şeylerle uğraşmıyoruz. Kürtlerin demokratik bir Türkiye'yle nasıl bütünleşebileceğini tartışıyoruz. Böyle bir bütünleşme herkes için önemlidir. Dolayısıyla burada bu Kürtlerin projesinin bölmekle bir alakasının olmadığının iyi anlatılması gerekir. Bizim uğraştığımız Statüdür. Kürtlerin statüsü nasıl olmalı? Statü, bir varlık nedenidir. Burada sözkonusu olan entitedir, yani Kürtlerin entitesi sorunudur. Entite, yani Kürtlerin varlığı sorunudur (Entite: varlık, özvarlık, kendilik). Demokratik özerklikten kastımız Kürtlerin siyasi bir statüsünün belirlenmesidir. Kürtlerin bu statüye kavuşturulmasıdır. Buna “demokratik siyasi statü” diyoruz. Bunun neresi ülkeyi böler? Buna demokratik sosyalite de diyebiliriz. Kürtlerin çözüm projesinde önemli olan husus, Kürtlerin bir demokratik-politik güç olarak kabul edilmesidir. Bu, dünyanın her yerinde böyle çözülmüştür. Kürtlerin bu statülerinin çözümü derinleştirilmelidir. Dağ da bu sürece katkılarını uygun bir şekilde yaparlar. Kürtlerin talepleri dile getirilirken de bunun iyi formüle edilmesi, iyi dile getirilmesi, iyi işlenmesi lazım. Bu iyi işlendiği zaman kim buna karşı çıkabilir? Kürtlerin varlığına, bu statülerine kim karşı çıkabilir?  Yoksa bizim bayrakla, sınırlarla, resmi dille bir işimiz, bir sorunumuz yok. Biz sosyal alanda çözüme önem veriyoruz. Sosyal, kültürel, siyasal projelerle ve çözümlerle ilgileniyoruz. Biz devleti bölmek istemiyoruz, biz demokratik Türkiye ile bütünleşmek istiyoruz, bunun için çaba sarfediyoruz. Bayrak bir simgedir. Bizim için çok önemli değildir. Bayrak egemen sınıfların simgesidir. Biz egemenler gibi, egemen sınıflar gibi bakmıyoruz bu olaylarda etrafında dollandıkları bir dil var, bu dil, Türkiye'de ulus-devletin oluşturduğu bir dildir. Devletin yanına yeni bir devlet, bayrağın yanına yeni bir bayrak doğru değildir. Bu dil tuzaktır, bu dilden uzak durmaları gerekir. Bu bayrak meselesi nerden çıktı? Kim çıkardı? Bizim ikinci resmi dil, ayrı bayrak, ayrı vatan, ayrı devlet talebimiz yoktur.  Biz burda böyle bir şeyden bahsettik mi?

O zaman bunlara iyi cevap verilmelidir. İftira atıyorsunuz denilmelidir. O taslak metinin düzeyi nasıldı? Evet, yani daha iyi düzenlenebilirdi. Tek dil, tek bayrak gibi şeyler ulus-devlet ideolojisi olup, küçük burjuva milliyetçiliğidir. Bundan dolayı milliyetçiler ortalığı ayağa kaldırıp velveleye verdi. Ben defalarca söyledim, yol haritasında da bunu belirttim. Biz demokratik siyasetle, demokratik ulus inşaasını gerçekleştirmeye çalışıyoruz. CHP ve MHP boğazına kadar rantçılığa bulaşmıştır. 80 yıldır CHP bunu yapıyor, MHP de öyle. Bu devlet rantçılığıdır. Partiler daha çok olaya rantçı yaklaşıyorlar asıl bu devleti böler. 

Kürtler demokratik toplum inşaalarını her alanda gerçekleştirmelidirler. Kent Meclisleri gibi diğer örgütlenmelerini iyi yaparlarsa, Kürtlerin talepleri konusunda birlik olurlarsa kim buna direnebilir? Örneğin bir milyonluk bir kentte, mesela Van'da bütün kent bir olduğu zaman kim buna direnebilir? Yani birlik halindeki bir milyonluk bir kenti kim yıkabilir, kim karşı gelebilir? DTK'nın demokratik özerklik taslağı erken, acele oldu. Çözüm nasıl gelişir biliyor musunuz? Örneğin Van. Ben Van'da olsam ve 24 saat halka gitsem elbette halk beni dinler. Bu halk işsiz ve çaresiz. Onlara sıkıntılarını ve çözüm yollarını anlatırdım, onları ikna ederdim. Ben boşuna Kent Meclisleri demiyorum. Dört dörtlük Van demokratikleşmeden, dört dörtlük Batman demokratikleşmeden, dört dörtlük Diyarbakır demokratikleşmeden çözüm gelişmez. Mesela Van'ın bir milyon nüfusu var, onlara gitseniz ve onları ikna etseniz zaten bunlar çözümü dayatırlar. Devlet bunların karşısında duramaz ki böyle çözüm gelişir. Altı ayınızı verseniz o şehirde bu işi çözersiniz. Niçin çalışmıyorsunuz, niçin bunları yapmıyorsunuz? Hiç mi pratik politikadan anlamıyorsunuz. Sizi  engelleyen nedir? Benim sizin yaşanıtınıza saygı duymamamın nedeni bundandır. Mesela zengin patronlar örneğin Vehbi Koç bile ki bunların bilindiğinden daha çok politik yönleri vardır. Sizler patron değilsiniz, fakir-fukara çocuklarısınız. Bunun için çok daha çaba sarfedebilirsiniz, sarf etmelisiniz. Bizim istediğimiz kendi dilimizle, kendi kültürümüzle çocuklarımızı yetiştirmek. Daha önce anlatmıştım benim bu konuda çocukken kültür ve dilim için annemle mücadelemi. Sizler de çocuğunuzu kendi dili ve kültürüyle yetiştirmelisiniz. Eğer bu şekil yetiştiremezseniz o çocuk sizin değildir, piçtir. Hiçtir ve piçtir.  Çünkü o çocuk bir başka kültürün çocuğudur. Zaten başkalarının kültürüyle yetişen çocuk o kültürün çocuğudur, sizin çocuğunuz değildir.  Ben başka kültürleri öğrenmesin demiyorum ancak önce kendi kültürlerini öğrenmelidirler. Evliliğe de böyle bakmalısınız. Evlilikte de bunu bu şekilde algılamanız lazım. Yoksa evlilik kendi kendinizi tatmin etmek dışında bir anlamı olmaz, bir süre sonra üç-dört yıl sonra birbirinizi bitirirsiniz. Bizim amacımız kültürümüzü, dilimizi, sanatımızı nasıl yaşatırız, bunları nasıl yaşarız'dır. İnsanın kendi dilini, kültürünü, sanatını yaşaması son derece doğal bir şeydir. Buna kimse karşı çıkamaz ki? Karşı çıkılması mantıklı da olmaz.

Bölgedeki, Diyarbakır'daki bu sermaye kesimi de Kürtlere ilişkin projelerini ortaya koymalıdır. Öyle şuraya buraya bakarak değil, kendi projelerini ortaya koymalıdırlar. Ya demokrat olacaklar ya da o kentte nefes alamayacak duruma gelirler.

Galiba Türkiye  Devlet, yol haritasını verirken AİHM'e  bazı kısımların verilmemesini talep etmiş. Alırsınız ama artık çok önemli değil, yeni savunmamda o konular fazlasıyla geniş bir şekilde yer alıyor.

Benimle görüşmek isteyen aydınlar konusunda benim bir önerim olacak. Bu aydınlar konusunda Şubat ayında bazı gelişmeler olabilir, onlarla görüşme durumum olabilir, Çandar'la, Hasan Cemal'le, Ertuğrul Özkök'le, daha önce benimle görüşenlerle benim görüşmem gerçekleşebilir. Ertuğrul özkök açık mektupta yazmış bu konuda. Hepsi hazırlıklı olsun, kendileriyle görüşülmeli, böyle bir durumun, olasılığın olduğu kendilerine iletilebilir. Devlet buna karar verirse bunun önü açılır.

Hannah Arendt'in kitaplarını siz de okumalısınız. Politikayla ilgilenen herkes okumalıdır. Çok önemli tespitleri var. Siyaset sanatı, siyaset felsefesi hakkında çok doğru tespitleri var, benim tespitlerimle çok örtüşüyor. Bana getirilmeyen kitapları varsa getirilebilir. Bana, getirilmeyen dergiler de getirilebilir. Bana getirilmeyen tarih kitapları da getirilebilir.

Muş cezaevi ve Diyarbakır D Tipi cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bitlis cezaevinden Pınar Yılmaz'ın mektubu bana ulaştı, çok sayıda mektup var, birisinin oğlunun adı Argeş'miş, ona özel selamlarımı iletiyorum. Mus cezaevinden Ahmet Oran'ın bir mektubu var, sanırım iyi bir arkadaş, iyi yoğunlaşmış. Siirt cezaevinden gelen mektuplar var. Soyadı Roj olan bir arkadaşın mektubu var, tuhaf biri, anlayamadım. Tüm cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Hasta olan arkadaşlara özellikle selamlarımı söylüyorum, ilgilenilsin kendileriyle, devletle yapılan diyaloglarımızda cezaevindeki arkadaşların durumları da buna dahildir.

Bugün söylediklerim benim adıma yeni yıl mesajı olarak yayınlanabilir. Bölgedeki  Ezidilerin, Hıristiyanların, Asurilerin yeni yılını kutluyorum. Bizim demokratik çözüm projemize onlar dahildir, onlar da bu demokratik çözüme güç versinler. Bizim demokratik çözüm projemize Irak'taki Türkmenler, İran'daki Azeriler, diğer halklar hepsi dahildir, herkes içindir. 2011 yılı Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümünün geliştiği bir yıl olabilir. Bütün halkımız demokratik seferberlik ruhuyla hareket etmeli. 2011 yılı demokratik seferberlik yılı olmalıdır.

Batman, Muş ve Van halkımıza selamlarımı iletiyorum. Bekir'e de özel selamlarımı iletiyorum.

Herkese selamlar.

Iyi günler.

                                                                                                            31 Aralık 2010

 

 

 

 

 

 

 

  

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com