![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Sağlığımda çok fazla değişen bir şey yok. Gözlerimin yaşarması devam ediyor. Muhtemelen buranın ortamıyla alakalıdır. Yaz, havalar sıcak bunun da etkisi olabilir, sıcaklardan kaynaklı olabilir. Tabi önemli değil, dışarıda ortam bayağı bir ısınmış durumda bu nedenle dışarıdaki sıcaklık buradaki sıcaklıktan daha önemli. Evet böyle, bunları söyleyebilirim. Son çatışmaların yükselmesiyle birlikte kamuoyunda Kürt sorunu konusunda iki eğilim ortaya çıktı. Bunları az çok biliyorum, bu konuda bilgim var. Benim tehdit edilmemi, sınırlandırmamı savunanlar var, ancak birinci eğilim daha ağırlıkta görünüyor. Klasik yöntemlerle Kürt sorunun çözülemeyeceği ortadadır. Buradaki arkadaşlar tv’lerde izlediklerini benimle paylaşıyorlar. Arkadaşlardan duyduğuma göre Nuray Mert de belirtmiş, artık Kürtler de eski Kürtler değildir, öyle klasik imhacı yöntemlerle de bitirilemezler. Operasyon ve çatışmalarda oldukça yoğunlaşmış, her tarafa yayılmış, her tarafta var. Evet nedir net bilanço? Net rakamlar var mı? Şemdinli’deki durum ne, tam olarak kayıplar nedir? Kendi kayıpları nedir? Giresun, o Kuzey’deki durum nedir? Gümüşhane’de çatışma doğru mudur? Erzincan’daki olay doğru mudur, nedir, kulübede oldukları söyleniyor, gerilla mı onlar! Silvan’daki olay nedir, siviller mi gerilla mı? Herhalde Ağrı’da da bir yoğunluk var, Kağızman’da bir çatışma olmuş herhalde. Kağızman’daki sivil mi? Korucular operasyona mı çıkmak istemiyorlar yoksa devlet mi bırakmıyor? Bu genel bir durum mu? Dersim’de yerel haberler var mı? Suriye’de 11 kişinin katledildiği söyleniyor, bu olay doğru mu, bunlar gerilla mı, yurtsever mi? Suriye devletinin bu konuda açıklaması oldu mu? Suriye bugüne kadar böyle bir şey yapmadı, eğer böyle bir olay varsa komplo da olabilir. Avrupa’da Muzaffer onlardan haber var mı? İran ateşkese uyuyor mu? İran’la anlaştılar mı, görüşmeler var mı? Bunun sonucunda mı bu ateşkes kararı verilmiş? İran ateşkese uymazsa İran zora girer. Erdoğan dönüşte üçlü mekanizmaya ilişkin işbirliğinin devam ettiğini, istihbarat paylaşımından öteye gideceklerini belirtmiş herhalde. Klasik şeyler bunlar. Irak’ta gelişmeler var mı? Barzani’nin herhangi bir açıklaması, demeci var mı? Bunlar klasik açıklamalar. Görüşmelerimin kısıtlanmasına ilişkin haberi duydum. Talimat verdiğim söyleniyor, ben şimdiye kadar burada kimseye talimat vermedim, vermeyeceğim de, öyle bir hataya da düşmem. Ben burada savaş talimatı da vermedim. Zaten burada bu konulara müdahale etmem doğru da olmaz. Avukatlarımın yasaklanmasından falan da bahsediliyor, onlar da bu konuda özenli olur. Ben de bu konuda bundan sonra dikkatli olacağım, avukatlarımı da zor duruma düşürmemeye çalışacağım. Diyarbakır’da 99 Sivil toplum örgütünün açıklamasından haberim var. TÜSİAD’ın ve Sedat Aloğlu’nun söyledikleri var. TÜSİAD’ın bu açıklamaları gerçekçidir, realiteye uygundur. Ufuk Uras’ın bir açıklaması oldu. Tek taraflı ateşkesin devam ettirilmesini belirtmiş. Ne, tek taraflı mı! Zaten KCK iddianamesi beş altı bin sayfadır deniliyor. İddianamedeki bir numara kim? Diyarbakırdakilerin durumları nasıl? Durumları iyi mi? Kendilerini geliştiriyorlar mı, okuyorlar mı? Okusunlar, derinleşsinler, zaten bunu yapıyorlardır. Hatip Dicle’nin iddianemede durumu ne? Başka kimler var üst düzey olarak gösterilenler? Nasıl durumları? Artık savunmalarını yaparlar, bu konuda hazırlık yaparlar, iyi bir ortak savunma hazırlarlar. Ağrı’da da tutuklamalar var, operasyonlar devam ediyor. Cemil Bayık’ın açıklamasında çarpıcı bir şey var mı? Yakında demokratik özerklik ilanını yapacaklarını belirtmiş. Çözüm süreci gelişmezse özel savaş lobileri devreye girer ve denetimi imkansız bir süreç başlar. Süreç tarafların denetiminden çıkar. Belirtmek istediğim başka bir husus ise son gelişmelere, son yaşananlara ilişkindir. Bu son çatışmalar da saldırılar da ortaya çıkardı ki Kürt sorunu en temel sorun olarak ortada duruyor. Kendini dayatıyor. Halkta da büyük beklentiler her yerde bir heyecan ve hareketlilik var herhalde, böyledir. Bu konuda benden de beklentiler var. Bir açıklama bir çözüm önerisi bekleniyor herhalde. Çatışmasızlık konusunda, çatışmaların durdurulması konusundaki beklentilerdir bunlar. Bu beklentiler Kürtlerde, halkımızda var değil mi? Çatışmasızlık konusunda Kamuoyumuzun, bizimkilerin beklentisi var değil mi? Bu konuda Kürtlerin, bizimkilerin tavrı ne? Bu konuda bir beklenti vardır. Benim Kürt sorunun çözümündeki tercihim bilinmelidir. Ben Kürdistan Devrimi’nin derinleştirilmesi yoluna da gidebilirdim. Kürdistan Devrimi’nin derinleştirilmesi demek Vietnam devriminde olduğu gibi milyonlarca insanın ölümü demektir. Ben bu yolu tercih etmedim, demokratik yoldan çözümü tercih ettim. Kürt sorunun demokratik çözümü yöntemini tercih ettim. Tabi Kürt sorunun demokratik barışçıl çözümü için benim daha önce de belirttiğim görüşlerim vardı, bunlar biliniyor. Sorunun çözümü demokratik anayasa ekseninde yapılacak düzenlemelerle mümkün kılınabilir. Demokratik anayasa talebi temel beklentimizdir. Sorun bu eksende yapılacak düzenlemelerle çözülebilir. Bu demokratik anayasa inşasından önce pratik olarak bazı adımların atılmasıyla başlanabilir, bu bir nevi çözüm konusundaki iyiniyetin ifadesi ve psikolojik atmosferin oluşturulması için gerekli kanuni düzenlemeler de yapılmalıdır. Seçim barajının düşürülmesi, TMK’nın kaldırılması, çocukların meselesinin halledilmesi, KCK operasyonlarında tutuklananların serbest bırakılması, parti içi demokrasinin geliştirilmesine ilişkin hususlarda yasal düzenlemeler, iyileştirmeler yapılabilir. Bu konularda yapılacak iyileştirmelerle birlikte son olarak demokratik anayasa hazırlanabilir. Benim sorunun çözümünde öngördüğüm yöntem budur. AKP, Erdoğan Hükümettedir. Bunları yapabilir. Bu konuda muhalefetin ve sivil toplum örgütlerinin de desteğini alabilir. Ben buradan tekrar Başbakan’a bu konuda çağrı yapıyorum. Kürt sorunu demokratik barışçıl yollarla çözülebilir. Meclis bu sorunun çözüm yeridir. Meclis’te bu sorunun çözümü konusunda karar alabilirler. Tabi ben daha önce Erdoğan için, “Erdoğan’ı tam çözemedim” demiştim. Bu sorunu çözmeye Erdoğan’ın gücü yeter mi bilmiyorum. Yetmeyebilir, güçleri sınırlı olabilir, sınırlıdır. AKP demokratik anayasa temelinde bu sorunu çözmezse daha önce belirttiğim üçlü komplo dönemlerindeki gibi kendileri de bir komployla götürülebilirler, bu da dördüncü komplo dönemi olur. AKP bu sorunu çözmezse bir komployla düşürülebilir. Böyle bir sonu da bize yükleyemezler. Bizi bu konuda sorumlu tutamazlar. Ne BDP ne de PKK bu konuda sorumlu tutulamazlar. İktidarda olan AKP’dir, sorumluluk da ona aittir. AKP bu sorunu çözmezse belirttiğim gibi özel savaş lobileri devreye girer, AKP’nin bunlara gücü yetmez. Bu özel savaş lobileri içeride de dışarıda da bürokraside, yargıda, ordu içinde her yerde vardır ve desteğini bulur. Özel savaş lobileri gelişirse AKP bunların karşısında duramaz. Ben bu tehlikeye şimdiden işaret ediyorum. AKP daha önce belirttiğim üçlü komplo dönemlerindeki Hükümet komplolarıyla karşılaşmak istemiyorsa cesur olmak zorundadır. AKP tutarlı, uygulanabilir, kararlı bir tavır sergilemelidir. Yoksa gelişecek olan özel savaş lobileri tehlikeli olur, sonlarını getirir. Bu sorunun çözümünde CHP’ye de görev düşüyor. Demokratik anayasa konusunda Kılıçdaroğlu da destek vermelidir. AKP ve CHP’ye bu görev düşüyor. Kılıçdaroğlu’nun gelişi Baykal’ın tasfiyesi de iyi çözümlenmelidir. Bu konuda ben de tam net değilim. Baykal’ın tasfiyesinin çeşitli nedenleri olabilir. Baykal statükocu, çözümsüzlüğü derinleştirdiği için tasfiye edilmiş olabilir, ya da tam tersi tehlikeyi gördüğü, çözümsüzlük politikalarını farkettiği ve buna ikna olmadığı için tasfiye edilmiş veya kendisi bu işi bırakmış olabilir ya da özel savaş lobisi Baykal’la bu işi, çözümsüzlük siyasetini götüremeyeceklerini anladıkları için de Baykal’ı tasfiye etmiş olabilirler. Kılıçdaroğlu da bu olasılıklar üzerinden getirilmiş olabilir. Kılıçdaroğlu çözümsüzlüğü derinleştirmek için de getirilmiş olabilir. Bu amaçla getirilmişse CHP, Baykal döneminin de gerisine düşebilir. Kılıçdaroğlu özel savaş lobisi maskesini taşımıyorsa bu sorunun çözümüne katkı sunmalıdır. Yok eğer çözümsüzlüğü derinleştiriyorsa, statükoda ısrar ediyorsa özel savaş lobisi maskesi var demektir. O zaman da bu maskesini düşürmek gerekir. Kılıçdaroğlunu bu yönüyle teşhir etmek ve çözmek gerekiyor. Ayrıca alevi-Kürt kimliğinden dolayı Kılıçdaroğluyla alevi-Kürt kesimi tutulmak istenmiş olabilir. Nasıl Kılıçdaroğlu bu kitle üzerinde etkili mi? Kaybedilen alevi-Kürt tabanını kazanmak için Kılıçdaroğlu’na oynanmış olunabilir. Kaybedilen alevi-Kürt tabanını kazanmaya yönelik ucuz bir siyaset sözkonusuysa bu siyaset teşhir edilmelidir. Bu oyunlarının farkında olunmalı. Böyle şeyler teşhir edilmeli. Özet olarak tekrar söylüyorum, Kürt sorunun demokratik yollarla çözümü gelişmezse özel savaş lobileri devreye girer, dışarıdakilerle bağlantı kurar, komplolar dönemi başlar, Kürdistan Devrimi derinleşir ve iç savaş çıkar, bundan da herkes kaybeder. Bu benim tercih ettiğim bir yol değildir. Benim tercihim Kürdistan Devriminin derinleştirilmesi yani çatışma, iç savaş tercihi değildir. Ben demokratik barışçıl yollarla demokratik zeminde sorunun çözümünü esas aldım. Tercihim bu yoldadır. Bizim Türkiye’yi bölme, sınırları değiştirme gibi bir niyetimiz yoktur. Ben daha önce de belirtmiştim “devlet barıştan PKK devrimden korkuyor” diye, basında da bu belirttiğim husus işlenmiş herhalde, devletin barışa niyeti yok PKK’nin de devrime niyeti yok. Bugüne kadar hükümetler Kürt sorununu çözmeye yanaşmadıkları gibi PKK de Kürdistan Devrimini gerçekleştirmeye niyet etmedi. Bugüne kadar gelen ve otuz yıldır süren bu iki yaklaşım karşılıklı olarak birbirini bu şekilde bugüne kadar getirdi. Bunun sonucunda da yozlaşan bir savaş ortaya çıktı ve günümüze kadar bu yozlaşma devam etti. Bundan sonra da iki tarafta aynı yaklaşım devam ederse yozlaşma derinleşerek sürer. Ben bu konuda bir anti parantez açmak istedim. Yine söylüyorum benim tercihim Kürdistan Devrimi’nin derinleşmesi, çatışmaların yükselmesi, iç savaş durumu değildir. Demokratik zeminde demokratik anayasa başta olmak üzere belirttiğim çeşitli yasal düzenlemelerle çözüm yoluna girilebilir. Tarihte biliniyor Fransız Devrimi ve Ekim Devrimi döneminde yaşananlar var. Fransız Devrimi demokrasinin Ekim Devrimi ise demokratik sosyalizmin tarihidir. Tarih bunu böyle yazar. Tarih böyle der. Bunu ben söylemiyorum, tarih kitapları söylüyor. 1789 Fransız Devrimi’nden sonra yaşananlar biliniyor. Devrimden sonra meşruti bir anayasa tartışması yapılıyor. Meşruti bir anayasaya ihtiyaç duyuluyor. Bu meşruti anayasa gerçekleştirilemediği, yapılamadığı için iç çatışmalarla devrim derinleşti. Bir terör ortamı ortaya çıktı, 1792-1794 terör dönemi var. Bu yıllar arasında terör olayları tırmandı. Fransız devrimiyle ortaya çıkan demokrasi anlayışı bu nedenle tam layıkıyla yayılamadı, etkisini gösteremedi. Meşruti anayasa kabul edilmiş olsaydı, terör olayları yaşanmasaydı Fransız devriminin sonraki yüzyıllara etkisi daha anlamlı olurdu. Yine 1917 Ekim Devrimi’nde ise devrimden sonra Çarlık yanlılarının Çarlık Rusyası etkisiyle de olsa talepleri vardı. Lenin ise bu taleplere karşı demokraside fazla ısrarcı olmadı. Ben burada bunları Lenin’i eleştirmek amacıyla söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın ancak Lenin demokraside biraz daha ısrar etseydi yüzyıla damgasını vuran demokratik sosyalizm daha iyi ve daha doğru kendini tamamlayabilirdi. Ancak bu olmadığı için 1918-1922 yılları arasında Rusya’da iç savaş çıktı. Lenin bu savaştan zaferle de çıksa demokratik sosyalizm zayıflayarak çıktı. Bu iç savaş demokratik sosyalizmin sonraki yıllara olan etkisini zayıflattı. Bu iç savaş olmasaydı, o dönem demokraside ısrar edilmiş olsaydı 20. Yüzyıla damgasını vuran Ekim Devrimi demokratik sosyalizm geleneğini daha uzun yaşatabilir ve bugüne kadar ayakta kalabilirdi. Ancak bu olmadığı için yozlaşma oldu. Lenin’den sonra bilinen Stalin diktatörlüğü yaşandı ve günümüze kadar yozlaşarak etkisini yitirdi. Her iki örnekte de ortaya çıktığı gibi dönemin ihtiyaçlarına, taleplerine demokratik zeminde cevap verilmiş olsaydı Fransa’da demokrasi, Rusya’da demokratik sosyalizm geleceğe daha iyi, derinlikli, kalıcı bir etki bırakabilirdi. Fransa’daki terör, Rusya’daki iç savaş son iki yüz yılımıza bu şekilde damgasını vurdu. Bugünkü Türkiye’ye de damgasını vuran gelişmeler III. Selim’den bugüne kadar yaşananlardır. III. Selimle başlayan komplolar tarihi günümüze kadar devam etmiştir. III. Selim’in komployla ortadan kaldırılması, sonrasında Alemdar Mustafa’nın yine komployla tasfiye edilmesi, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, Tanzimat fermanı, ıslahat fermanı, I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet, Abdulhamit diktatörlüğü yaşandı. Cumhuriyet öncesi bu komplocu gelenekle kapitalist komploculuğun buluşması sonucunda daha vahim bir komploculuk gelişti. İşte İttihat Terakki komploculuğu. Son olarak da Cumhuriyetin ilanıyla günümüze kadar gelen 80 yıllık komplolar tarihi, Cumhuriyet komploculuğu ortaya çıktı. Bu komplocu gelenek cumhuriyet doğmadan cumhuriyetin etkisini zayıflattı, cumhuriyeti boğuntuya getirdi. Bu komplolar neticesinde Mustafa Kemal de yarı-tutsak hale getirildi. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi isimler bu yıllarda daha etkindirler. Başlarda Kürtlere muhtariyet verilmesi tartışılıyor hatta 10 Şubat 1922 tarihinde Meclis’te Kürtlere özerklik verilmesi yönünde görüşmeler oluyor. Yapılan oylama sonucunda 64 ret oyuna karşılık 373 kabul oyuyla Meclis’ten geçiyor. Yine İzmit Basın Konferansı’nda Mustafa Kemal Ocak 1923’te Kürtlere özerklik verileceğini söylüyor. Ancak sonrasındaki gelişmeler bunların tam tersi oluyor. Şeyh Sait, Seyit Rıza, Cibranlı Halit gibi Kürtlerin bastırılması da bu komplocu gelenekle alakalı, bağlantılıdır. Burada Kürtler önce havaya kaldırılıyor sonra sırtları yere vuruluyor, imha ediliyorlar. Provokasyonları hazırlayıp, yaratıp kendileri bastırdılar. Aslında bunlar komployla doğdurulup komployla boğuntuya getirildiler. Hatta biliniyor Seyit Rıza görüşmeye çağrılıyor, seni affedeceğiz deniliyor, sonra ne olduysa bilinmedik bir şekilde alelacele idam ediliyor. İşte komploculuk budur. Kürtler önce kaldırıldı sonra sırtları yere vuruldu ve komplolarla tasfiye edildiler. Bütün bu gelişmelerde aslında İngiltere’nin de etkisi vardır. Hatta Yahudilerin de bu yaşananlardan payı vardır. Yanlış anlaşılmasın ben bunu yahudi karşıtlığı temelinde anti-semitik düşüncelerle söylemiyorum, tarihsel gerçeklikleri ifade ediyorum. Biliniyor bir grup Yahudi, İsrail devletinden önce Anadoluyu anayurt yapmaya çalıştılar. 1925’lerden itibaren de önceki yıllardan farklı olarak milliyetçi-beyaz Türkçü anlayış geliştirilmeye başlandı. Bu anlayışın öncülüğünü Yahudiler yaptı. Anti-semitizm yapmıyorum, tarihsel tespit yapıyorum. Beyaz Türkçülük nedir, nasıl gelişmiştir, onu biraz açayım. O dönem Yahudiler kendilerine rakip olarak gördükleri Hıristiyanları, özellikle Ermeni ve Rumları tasfiye ettiler. Çünkü o dönem Ermeni ve Rumlar ticareti ve sermayeyi ellerinde bulunduruyorlardı. Yine aynı şekilde orta sınıf müslümanlar da bu gerekçelerle hedefe alındılar, tasfiye edildiler. Kendileri tek kaldıklarında ise kendilerini Yahudi Türk olarak tanımladılar, biz hem Yahudiyiz hem Türküz dediler, Yahudi Türküyüz dediler. Beyaz Türkçülük anlayışı bu temelde gelişti. Bu Beyaz Türkçülüğü yani Yahudi Türkçülüğünü kabul edenler bu ideolojinin hizmetçisi olacaklar, kabul etmeyenler ise hain ilan edilip tasfiye edileceklerdi. Beyaz Türkçü anlayış böyle gelişti. Bu geliştirilen Beyaz Türkçülüğün Yahudilerin Anadoluyu yurt edinme düşüncesiyle de alakası vardır. Günümüze kadar da Türkiye’de bu beyaz Türkçü anlayışın izleri görülüyor ve kendisini var etmiştir. İşte Üzeyir Garih örneği biliniyor. Üzeyir Garih Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarını ziyaret ediyor, bu ziyaret esnasında öldürülüyor. Bu olay Küçük Hüseyin Efendi’nin bağlı olduğu tarikat ile Yahudiler arasındaki ilişkinin derinliğini gösteriyor. Yine Fevzi Çakmak’ın mezarı da buradadadır, ikisi de Eyüp mezarlığındadır. Fevzi Çakmak da vasiyetinde burada gömülmek istediğini belirtmiş. İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi isimlerin bu beyaz Türkçülükle ilişkisi ve ittifakı vardır. Biliniyor Mustafa Kemal’in arkadaşı Fethi Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası da kapatılıyor, bunda bu Beyaz Türkçü anlayışın, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmakların etkisi ve müdahalesi var. İşte bu Beyaz Türkçü anlayışın gelişmesi 1925-1926’lardan itibaren başlar. Mustafa Kemal’in sınırlandırılması, yalnızlığa itilmesi de bu ittifakın sonucudur. Mustafa Kemal adeta gölge olmuştur. Biliniyor İzmir Suikasti için yapılan mahkemede bunlar bütün kurmaylarıyla mahkemeye gidip Mustafa Kemal’e karşı güç gösterisinde bulunuyorlar, ona mesaj veriyorlar. Mustafa Kemal bu mesajı alıyor ve bu tarihten sonra iyice çekiliyor. Benim önceden de bu konuya ilişkin düşüncelerim vardı, Yalçın Küçük de Çöküş adlı kitabında bu meselelere değiniyor. Tabi benim tarih anlayışım kendime göredir, kendime has bir tarih anlayışım vardır. Cumhuriyet bu komplolar sonucunda ölü doğmuştur. Cumhuriyet tarihi bu nedenle komplolar tarihidir, Kürtlerin, İslamcıların, yine sosyalist ve komünistlerin komplolarla tasfiye edilmesi tarihidir. Yine Kürdistan’da Cumhuriyet tarihi boyunca her bölgenin yapısına göre farklı komplolar tezgahlanmıştır. İşte Batman’da Cemilê Çeto örneği buna birebir uymaktadır. Yine Van’da Ermenilere karşı yapılanlar buna örnektir. Aynı şekilde Dersim’de Seyit Rıza’nın başına getirilenler değişik bir örnektir. Bir bütün olarak her yörede farklı da olsa bir komploya rastlanır. Ben bunları niye anlatıyorum? Şuraya varıyorum: Türkiye’nin yakın dönem tarihi, siyasal tarihi anlaşılmadan, öğrenilmeden Türkiye’de siyaset yapamazsınız, yapılsa da başarıya ulaşamazsınız. Bunları bilmek gerekiyor. Cumhuriyet komploculuğu anlaşılmalıdır. Mustafa Kemal’in içinde bulunduğu durum öğrenilmeden, Mustafa Kemal anlaşılmadan günümüze dair sağlıklı sonuçlar çıkarılamaz. Demokratik Siyaset Akademilerinde Türkiye’nin yakın dönem siyasal tarihi üzerinde aylarca durulmalıdır. Sadece benim bu söylediklerimden yola çıkılarak bile altı ay boyunca bu konular siyaset akademilerinde tartışılabilir. Ben demokratik siyaset akademilerini bu yüzden öneriyorum. Bütün bu belirttiklerim aydınlarla yazarlarla kamuoyuyla halkımızla paylaşılmalı. Bol bol panaller düzenlenmeli. Öcalan çözüm konusunda bunları bunları söylüyor, denilir. Verdiğim Fransa ve Rusya deneyimleri işlenmeli. Çözüm konusunda Öcalan’ın tarihi birikimi ve kendine güveni tamdır, denilir. Ben de bu konuda kendime güveniyorum, çözme gücüne ve yeterliliğine sahibim. Öcalan’ın çözüm çizgisi demokratik anayasa ekseninde gelişecek çizgidir, Öcalan’ın seçeneği budur, denilir. Yine belirtiyorum demokratik zeminde çözüm gelişmezse ne olur? Kürdistan Devrimi derinleşir, karşılıklı çatışma süreci tırmanır. Özel savaş lobileriyle denetim dışına çıkan bir süreç yaşanır. Ben biliyorum Kürdistan dağlarında Kürtler sökülüp atılamaz, Kandil’e yüzbin kişilik bir ordunun yönelmesi durumunda bile başarıya ulaşamayacağı söyleniyor, basında okudum bunu. Herhalde PKK’ye katılımlar yoğundur, sayıları oldukça artmıştır. Sayıları ne kadar? Bu sayıyla birlikte o dağlarda Kürtlerin yenilmesi güçtür, mümkün değildir. Kürtler o dağlarda yenilmezler, asla kaybetmezler, kesinlikle kaybetmezler, karşılıklı çok kanlı bir süreç de gelişse karşılıklı çok kayıplar da verilse Kürtler mutlaka kazanacaktır. Ancak bu bizim tercihimiz değildir. Bu şekilde çatışma sürecinin derinleşmesi durumunda Vietnam Devrimi gibi iki milyon insan ölebilir. Ben bugüne kadar böylesi bir sonuca engel oldum, kan dökülmeden demokratik çözüm için çabaladım ve hala da bu konudaki ısrarımı sürdürüyorum. Diyarbakır’daki sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklamaya da belirttiğim paralelde sonuna kadar katılıyorum. Ancak sadece bir açıklama yetmez ben buna eylemsellik boyutuyla katılıyorum. Bu tarz kararların eylemselliklerle desteklenmesi gerekiyor. İki taraflı çatışmasızlık süreci geliştirilebilir. Böyle bir irade ortaya çıkarsa KCK de buna uymalıdır. Ancak şunu belirteyim, kimse kurbanlık koyun gibi de kafasını uzatarak bekleyemez. Meşru müdafaa hakkı kullanılır, bu evrensel bir haktır. Ayakta kalmak için her canlı kendisini savunmak zorundadır. Bitki-hayvan bütün canlılar için bu geçerlidir. PKK ve halkımız bu evrensel hakkını doğal olarak kullanır. Ben daha önce de belirtmiştim “Gül Teorisi” demiştim. Gül bile yaprakları dökülürken dikenleriyle kendi öz savunmasını yapıyor, kendisini koruyor. Bu böyle anlaşılmalıdır. Bu öz savunma hukuki, ekonomik ve diplomatik çalışmalarla güçlendiğinde kendiliğinden fiilen demokratik özerklik ortaya çıkıyor. Böylesi bir durumda demokratik özerklik de fiilen zaten gelişir. KCK dağda, BDP şehirde demokratik özerkliği ilan eder. Dört temel alanda öz savunma, hukuk, ekonomi, diplomasi olarak gelişir demokratik özerklik. Bütün bu belirttiklerimi BDP Merkez Yürütmesiyle de paylaşılmalı, bu konudaki düşüncelerim aktarılmalı. Bir demokratik seferberlik başlatılmalıdır. Bu yanlış anlaşılmamalıdır, savaş anlamında değil seçimlere yönelik bir seferberliktir. Demokratik anayasa zeminini hazırlamak için seçimlerde başarı sağlanmalıdır. Barış gruplarının tutuklanmasını biliyorum. Başbakan Erdoğan bazı şeyler söylüyor. Engel olan sadece yargı değil, her yerde orduda, bürokraside, toplumda, siyasette bahsettiğim bir çok çevreden engelleme vardır. Engelleyenler güçlüdür ama sen Hükümetsin bunlara hakim olman, bu engelleri ortadan kaldırman gerekir. Van’da demokratik siyaset akademisi açılmış. Herhalde birçok yerde açılışlar oldu. Demokratik siyaset akademileri geliştirilmelidir. Aysel daha önce sık sık yazıyordu, mektuplarını sık sık alıyordum. Artık gelmiyor. Herhalde geliyor da vermiyorlar. Dersim’de demokratik siyaset akademisi çalışmalarını yürütüyordur herhalde. Aysel’in akademi çalışmalarında daha esnek, kapsayıcı çalışacağına inanıyorum, bu konuda yeteneği de vardır. Dersim’deki akademinin ismi de alevilik değil de Dersim olarak adlandırılması daha uygundur. Bu yönüyle Dersim kendi özgün kimliğiyle demokratik Kürt aydınlanmasının özgün bir temsilciliğini yapabilir. DTK konusunda daha önce de düşüncelerimi belirtmiştim, eğer yetersizlik yaşanıyorsa yönetimlerini güçlendirsinler. Şayet güç getiremeyeceklerini, yapamayacaklarını söylüyorlarsa çekilebilirler, değiştirebilirler. Hatip’e selamlarımı iletiyorum. Hatip de bu konulara kafa yorabilir, bu konulardaki düşüncelerini iletebilir. DTK Erbil’de temsilcilik açabilir, daha önce BDP’ye de bu yönlü önerilerim olmuştu. Yani DTK çalışmalarını sadece Türkiye’yle sınırlı tutmamalıdır, Kürtlerin yaşadığı her yere yayılmalıdır. Ahmet Türk, Aysel Tuğluk’u bu konularda zaten ikisini daha önce sorumlu tutmuştum. Demokratik Ulus Kongre veya Konferansını daha önce belirttiğim dört teorik ilke üç pratik araç üzerinden gerçekleştirsinler. Kendilerine selamlarımı iletiyorum. Roj tv ve Günlük çalışanlarına özel selamlarımı iletiyorum. Bugün belirttiklerim roj tv’de sık sık ve geniş kapsamda tartışılmalıdır, bu konuda programlar yapılmalıdır. Nasıl, Ertuğrul Kürkçü, aydınlarla görüşülüyor mu? Nasıl, seçim olsa herhalde aldıkları oyları iki katına çıkarırlar. Van nasıl? Nasıl, oylarını iki katına çıkarırlar mı? Serhat halkında, Ağrı’da, Kars’ta durumlar nasıl? Evet, Ağrı’da iyi oy almışlardı, aslında bence kazanmışlardı ama vermediler. Bu hafta kitap getirildi herhalde.Tamam olsun, önümüzdeki hafta getirilebilir. Yine cezaevlerinden sık sık mektuplar alıyorum. Siirt cezaevi, özellikle Batman cezaevinden çok mektup aldım. Derinleşsinler, yanımdaki arkadaşlar da aşama kaydediyorlar, oldukça iyi bir düzeyi yakaladılar. Batman cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Son olarak yine bugün belirttiklerim tartışılmalıdır. Bütün halkımıza selamlarımı gönderiyorum. İran’daki halkımıza selamlarımı gönderiyorum. Türkiye’deki demokratik anayasa eksenli bir çözüm İran’da da ele alınabilir. İran çözüme gelmelidir, bu İran’ın da yararınadır. Yine Suriye’deki halkımıza selamlarımı gönderiyorum. Suriye devleti bu katliamı aydınlatmak zorundadır, bu konuda açıklama yapmak zorundadır, yoksa kendilerini şiddetle kınayacağım, protesto edeceğim. Yine Irak’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Avrupa’daki halkımıza, Kafkasya’daki halkımıza, bütün her yerdeki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Ayrıca Diyarbakır D. Tipi cezaevi, Urfa cezaevi, Siirt cezaevi ve bütün cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Dersim, Ağrı, Van, Batman halkımıza, Serhat halkımıza özel selamlarımı iletiyorum. Yine Bekir’e sevgi ve selamlarımı iletiyorum.
Herkese selamlar.
30 Haziran 2010
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||