![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Gözlerim ağrıyor. Kitap okumakta zorlanıyorum. Uzman doktorlar geleceklerdi. Ama gelmediler. Yarın geleceklermiş. Niçin bu kadar ağrıdığını da bilemiyorum. Daha önce damla verdiler fakat bir işe yaramadı, geçmedi. Sürekli temizliyorum, bu nedenle tahriş de oluyor. Murat Karayılan, Ortadoğu'da ve Kürdistan'da bu halk ayaklanmalarıyla birlikte yeni bir döneme girildiğini, artık eski sistemle devam edilemeyeceğini, Kürt bölgelerinde de bunun geçerli olduğunu, Ortadoğu'da artık daha demokratik sistemlere geçilebileceğini açıklamış. Doğru bir değerlendirme. Yine Karayılan, Beşar Esad'ın reform yapacağız sözünün yeterli olmadığını, Kürtlerin Suriye'de ayaklanması halinde Arap ayaklanmalarından çok daha güçlü bir ayaklanma olacağını söylemiş. Doğrudur, Arap ayaklanmalarından daha güçlü olur, Kürtler örgütlüdürler. Bu noktada halkı hazırlamak önemlidir. Suriye'deki halkımız bu süreci iyi değerlendirebilir. Bu sürece müdahil olabilir. Suriye Kürtlere karşı düşmanlık yapmaz herhalde. Suriye'deki halkımızın vatandaşlıklarının verilmesi de önemli. Orada demokratik örgütlenmelerine izin vermeleri önemli. Demokratik bir uzlaşma sağlanabilir. Beşar Esad da demokratik adımlar atabilir, Suriye'nin böyle bir ihtiyacı var. Bu adımları atıp babasının anısına da layık olmalıdır. Buna ilişkin bir açıklama da yapacak galiba. Umarım orada bazı adımlar atılıp demokratik bir çözüm gelişmesinin önü açılır. Hükümetin çadır eylemlerine müdahalesi, saldırıları oldu. Bazı aydın ve yazarlar hükümeti “siz Kürtleri bugüne kadar sivil eylem yapmadığı için eleştiriyordunuz, Kürtler şimdi tam da sivil eylem yapıyorlar neden böyle sert tepki gösteriyorsunuz” diyorlarmış.Yani hükümetin elinde yapabileceği bir şeyi, bir politikası kalmadı diyorlar. Peki müdahale olan yerlerde yine de devam ediyor değil mi? Çadır eylemi, sivil bir eylemdir, demokratik bir eylemdir, anayasal bir haktır. Kimse buna karşı da çıkamaz. Öyle taş, sopa atmalarına da gerek yok, demokratik hak çerçevesinde bu haklarını kullanırlar, bu eylemliliklerini sürdürürler. Cumhurbaşkanı da anayasal bir hak olduğunu söylüyor. Sivil, demokratik hak çerçevesinde bu eylemlerini devam ettirirler. Hükümet de bu çadır eylemlerine müdahale etmemelidir, bu eylemleri bu çerçevede görmelidir. Başka türlü genler ölsün daha mı iyi? Biz kimse ölsün istemiyoruz. Biz ölümleri durdurmak için demokratik çözümde ısrar ediyoruz. Bu çadır eylemlerini ne zamana kadar süreceğine de kendileri karar verirler. Öyle Haziran'a seçime, yaza kadar devam edeceklerini belirtmelerine gerek yok, bu eylemi sonuç alınıncaya kadar, çözüm gerçekleşene kadar devam ettirirler. Zaten dört taleplerini de kendileri belirtiyorlar. Bu talepler çözülene kadar devam ettirirler. Ama buna da kendileri karar verirler. Bu çadırları, çadır platformlarını da demokratik siyaset akademisine çevirsinler, orada halkımızı aydınlatırlar, halkımızla tartışırlar, halkımızı oynanan oyunlar, halka karşı geliştirilen politikalar konusunda bilinçlendirirler. Halkımız burada sorunlarını tartışma ve çözme platformuna dönüştürebilirler. Biliyorsunuz akademiler var, bu çadır platformlarını da halk akademileri haline getirebilirler. Newroz bu yıl çok görkemli kutlandı. Van'da Newroz nasıl geçti, kalabalık mıydı, katılım nasıldı? İlçelerde de bu çadırlar var mı? Sanıyorum Newroz kutlamalarına üç milyonun üzerinde bir katılım olmuştur. KJB “Newroz ve demokratik çözüm çadırlarına olan yoğun ilgi de gösteriyor ki Kürt halkı bu özgürlük mücadelesini mutlaka başarıya ulaştıracaktır” şeklinde bir açıklama yapmış. Ayrıca bu mevcut hükümet, özgür Kürdü tasfiyeyi kendi varlık koşulu olarak gördüğünü belirtmiş. Yani tasfiyeyi görüyorlar. Ertuğrul Kürkçü demokratik özerkliğin Türkiye için uygun model olduğunu, Kürt hareketini stratejik ortakları olarak gördüğünü, çatı partisindeki altı bileşenin kendisine aday olmayı teklif ettiğini, bu nedenle görevden kaçamayacağını açıklamış. Tabi ki bir görev varsa, görevden kaçılmaz. Diğer parti başkanlarına ilişkin bir şey var mı? Toplam kaç kişiyi düşünüyorlar, demokratik bloktan? Kimler var? Adıyaman'da toparlanma olsaydı, iyi olurdu. Adıyaman, Antep oralara özel önem gösterilir, çalışmalar yapılır. Buralarda adaylar çıkarılabilir. Kocaeli'den de bir aday çıkarılabilir sanırım, orada belli bir potansiyel, solun gücü var değil mi? Demokrat adayların gösterilmesi önemli, şu açıdan önemli. Türkiye'deki faşist odaklar bununla geriletilebilir. Yaratılmak istenen bir Kürt-Türk savaşının önüne bu birliktelikle geçilebilir. Eğer fayda görüyorlarsa toplam dört aday da gösterilebilir. Manisa'da da sol çevrelerin de desteğini alabilecek bir demokrat aday gösterilebilir. Oradaki potansiyel iyi görünüyor. Mersin, Adana'da da iyi adaylar gösterilebilir. Şerafettin Elçi hastaymış. Kendisine şifalar diliyorum. Şerafettin Elçi ile görüşülür, kendi misyonuna uygun bir tutum belirleyebilir. Onun durumu elvermiyorsa kendi misyonuna uygun bir yerde, bir görevde çalışabilir. KADEP ve HAK-PAR DTK bünyesinde gösterilebilir. HAK-PAR'la konuşulmalı, duruma göre hareket edilmelidir. HAK-PAR iyi bilsin ki bizi tasfiye ederlerse onlar da ayakta kalmazlar. Bizim mücadelemizden dolayı onlar ayaktalar. Kendileriyle iyi konuşulmalı. Süryani birisi de olabilir. Onların bölgede, Midyat'ta tarihsel bağları var. Zahferan'da dini merkezleri var. Oradaki diğer kesimleri de temsil edebilirler. Mardin'de olabilir. Diğerini kimi düşünüyorlar? Altan Tan zaten BDP'dendir. Diğer İslamcı çevreleri de toparlayabilir. Diğer İslamcı çevrelerin hepsiyle konuşsun, onları da toparlasın, sürece katsın ama çizgiyi de net ortaya koymalılar. Faşist-İslamcı çevrelerle aralarına net çizgi koymalıdırlar. İbrahim Ayhan olabilir ama o başka, o KCK'den ayrıdır. Onu yerelin adayı olarak görmek gerekir. Dışarıda olsaydı da seçilecekti. O zaman yine aday gösterilebilir. Ben isimler üzerinde durmuyorum, isimlere bir şey diyemem. Önemli olan şu: Bunlar dışarıdan da olsa seçilir miydi, bu önemli. Eğer dışarıda olsalardı yine seçileceklerdiyse şimdi de seçilir. Böyle bakmak gerekir. Hatip ve Fırat da böyledir. Seçim konusunda mühendislik hatası yapılmamalıdır. Üç kişi seçilecek yerden iki aday gösterilmesin. Tersi de geçerlidir. İki aday olan yerlerde birisine çok ağırlık verip de diğeri boş verilmesin. Böyle matematik hesap yanlışları olmasın. Dengeli bir dağılım gerçekleştirilmeli. Adaylarda yetenek, yeterlilik ve çevresi olmasına dikkat edilmeli. Başka ne var, İran'da, başka yerde? Newroz nasıl geçmiş İran Kürt bölgesinde kutlanmış mı? İran'da Newroz sonrası gözaltı-tutuklama furyasının başladığı belirtiliyor. Kaç kişi, sayıları belli mi? Yüzlerce kişi olabilir. İran çok tehlikelidir, çok dikkat edilmeli. Oradakiler dağlara sığınabilir, Irak tarafına geçebilirler. Oradaki dağlarda barınabilirler. İran bu dönemde kötü rol oynayabilir. Buna ilişkin her türlü tedbirlerini alabilirler. Avrupa'dan bir şey var mı? Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Türkiye için hazırladığı raporda, yerel özerklik şartını kabul etmesini istemiş.Türkiye kabul etmiş mi? Türkiye'nin kabul etmesi gerekir. Türkiye kabul etmemişse önemi yok. Bugün Kızıldere de Mahirlerin şahadetinin yıldönümü. Büyük bir değer biçiyorum. Mahir Çayan'la da görüşmüştüm. Onun ağzından duymuştum, mücadelesi halkların ortak mücadelesidir. Ayrıca Deniz Gezmiş'in idama giderken söyledikleri de var. Kızıldere eylemi, Denizlerin idamını engellemek içindi. Sol'un sosyalistlerin ders çıkarması gerekiyor. Bu bir Birleşik Cephe eylemiydi. Kırk yıldır bu mücadele devam ediyor. Benim ilk tutuklanma tarihim de Kızıldere olayından sonradır. Mahir Çayanlarla ilgili bildiri dağıtma nedeniyle tutuklanmıştım. Kızıldere olayı bizim bu mücadelede kararlaşmamızda önemli bir rol oynamıştır. Ben son savunmamda ayrıntılı bir şekilde bunları ele aldım. Onların başlattığı bizim de kırk yıldır devam ettirdiğimiz mücadele Kürt ve Türklerin, halkların birliği mücadelesidir. Çayanların başlattığı mücadele tarihi önemdedir ve bizlere, yolumuza her zaman ışık tutacaktır. Bizzat onun ağzından duydum; çözümü, kurtuluşu, Kürt-Türk demokratik birliğinde görüyordu. Newala Qesaban'a Kahramanlık Haftası nedeniyle medya 100 bin kişinin yürüdüğünü de söyledi. Agit ile ilgili şunları belirtmek istiyorum. O, mücadelemizin değerlerine, ilkelerine çok sadıktı. O, gerçek bir halk Önderiydi. 1985'te onu gitmeye ben hazırlamıştım, bizim belirlediğimiz esaslar çerçevesinde gitti. Dörtlü Çete'yi ilk fark eden, onlara karşı ilk ciddi tepkiyi gösteren, karşı koyan oydu. Ölümü de bu tavrıyla bağlantılıdır. Onu da burada saygıyla, sevgiyle anıyorum. Evet, Agit için orda bir anıt mezar yapılabilir. Kemikleri bulunursa bu anıt mezara konulur. Ama bulunmasa da sembolik olarak bu anıt mezar yapılır. Orada gömülen diğer arkadaşlarımız, yurtseverler için de mezarlar yapılmalıdır. Kendini yakan arkadaşlarla ilgili bir iki hususu belirteyim. Bu arkadaşların eylemleri fedai eylemliliklerdir. Kendini davaya adamışlıktır. Büyük bir fedekarlıkla bu eylemleri yapmışlardır. Diyarbakır'da Mustafa Malçok, Adıyaman'da Müslüm Doğan'ın eylemleri yüksek fedai eylemleridir. Aynı şekilde Vedat Acar'ın eylemi de bu çerçevededir. Ancak daha önce bu yöntemi benimsemediğimi belirtmiştim. Yine belirtiyorum, bu yöntemlere gerek yok. 1980-90'lardaki bazı fedai eylemlilikler vardı ancak Agit'in anısına da mücadelesine de değerine de bağlı kalınarak bugün mücadele daha farklı şekillerle, metotlarla yürütülebilir. Ben bu çocuk tecavüzü meselesiyle ilgili birkaç şey söyleyeyim. Sanırım bir siyasi parti bununla ilgili bir gösteri yapmış. Orada çocuk tecavüzcülerinin fotoğrafları yanında benim fotoğraflarımı da taşımışlar. Bu alçaklıktır, bu şerefsizliktir. Bunlar benim fotoğraflarımı da gösterip yine idamdan bahsediyorlar. Bu bir alçaklıktır, şerefsizliktir. Güçleri yetiyorsa yarın gelip assınlar. Bunlar AKP'den yeşil ışık alarak bunu yapıyorlar. Böyle bir şey olmasaydı bunlar bunu tek başına yapamazlardı. Halkımız bunu net olarak görmeli. Bütün bu rahip cinayetlerini de bunlar işlediler. Tecavüze uğrayan bizim çocuklarımız. Bu yatılı bölge okulları var. Yıllardır Kürtlere yapılan tecavüzler ortada. Kürt çocuklarına yapılan tecavüzler ortada. Bizim çocuklara yapılan sadece cinsel tecavüz değildir, bunu iyi bilmek lazım. Hem tecavüz sadece fiziki-cinsel tecavüz de değildir. Birçok tecavüz çeşidi vardır. Siyasal tecavüz bunlardan birisidir. Kürtlere her türlü tecavüz çeşidini uyguluyorlar. KCK davası bir siyasal tecavüzdür. Tecavüz çeşitlerinden biri de ekonomi ve coğrafya tecavüzüdür, Kürtlere ekonomik tecavüz yapılıyor, o HES'lerle coğrafik tecavüz uyguluyorlar. Kültürel tecavüz uygulanıyor. İşte dil, dilin yasaklanması, dilini kullanma önündeki tüm engeller bir kültürel tecavüzdür. Fiziki-cinsel tecavüz, bu tecavüzlerden sadece birisidir fakat en aşağılık olanıdır. Denizli'de işte Kürt kız çocuklarına tecavüz etmişlerdi. Hem Kürt çocuklarına tecavüz ediyorlar hem Kürtlerin her tür haklarına tecavüz ediyorlar hem de kalkıp Kürtleri suçluyorlar, yani hem tecavüze uğrayansın hem de suçlu olarak ilan edilensin! Bu çok aşağılık bir durum. Tecavüz eden de ettiren de sensin. Yıllardır; Maraş, Sivas, Çorum katliamlarını yapıyorsun, rahiplerin boğazlarını kesiyorsun, çetelerin, Gladyonun adına tetikçilik yapıyorsun, şimdi de kalkmış bizim aleyhimize çalışıyorsun. Yıllarca Gladyonun tetikçiliğini yaptılar. Bunun için Florida'da eğitildiler. Böyle olduğu halde sen kime güvenerek bunu yapıyorsun. Kürt halkı ve hareketi isterse seni bir günde bitirir. Sana yönelirlerse çok kötü yönelir. Ben idamdan da korkmuyorum. Eğer güçleri yetiyorsa hemen yarın idam etsinler. Ben idamdan korktuğum için değil, demokratik bir çözüm için bugüne kadar burada sabrettim. Ben idam değil de başka şekilde de burada ölebilirim. Bu büyük bir komplodur. İşte bu tecavüz olayları kullanılarak tekrar idamın tartışılması bilinçlidir. AKP de bunlara cesaret veriyor. Burhan Kuzu da idama karşı olmadığını belirtmiş. Tabi AKP de cesaret veriyor bunlara. Halk da BDP de bunları görmelidir, bunlara karşı tedbirlerini almalıdır. Müthiş bir direniş sergilemelidir, buna karşı savunma gücünü oluşturmalıdır. Bu yönelimlere karşı uyanık olmalı, buna tepkilerini çok sert koymalılar. Bu aydınlar konusunda da birkaç şey belirtmek istiyorum. Bu aydınlar meselesi ta öncesine dayanır. 1985 yılında NATO bize karşı 5. maddeye dayanarak karar aldı. NATO biliyorsunuz iki şekilde çalışır, biri merkezi Florida olan Gizli NATO diğeri Açık NATO şeklinde çalışır. Şu an Libya'da uygulanan açık NATO'dur. NATO açıkça oraya müdahale ediyor. Bize karşı ise daha çok Gizli NATO çalıştı, çünkü biz devlet değiliz. 1985'te NATO bu gizli görevi Almanya'ya vermişti. Almanya üzerinden bize karşı kampanyalar, çalışmalar başlamıştı. O tarihten bu yana bize karşı sahte bir muhalefet geliştirilmeye çalışıldı. 1990'a kadar Almanya üzerinden bu çalışmalarına devam etti Gizli NATO. 1990'dan itibaren İngiltere devreye girdi. Bize karşı politikaları artık İngiltere devraldı. İngiltere Tansu Çiller-Güreş ekibini oluşturarak bize karşı büyük bir komploya girişti. Bu büyük komplo sonucunda Özal tasfiye edildi. Özal iyi niyetliydi. Ama bu büyük komployla tasfiye edildi. Bu büyük bir tasfiyedir. İngiltere Çiller-Güreş ekibi üzerinden bize karşı yine bir sahte muhalefet geliştirmeye çalıştılar. Planları şuydu; bizi tasfiye ettikten sonra yerimize, oluşturdukları sahte muhalefeti geçireceklerdi. Bunun toplumsal bir dayanağı-gerçekliği yoktu. Bugünkü Libya muhalefeti gibi paraşütle sahte bir muhalefet indireceklerdi. Libya'daki bugünkü muhalefet de aynen paraşütle indirilen bir muhalefettir. 1990'lı yılların başındaki komplo ve tasfiye de 1998'deki komplo da Gizli NATO'nun işidir. Bizim yerimize bir muhalefet geçirmek istiyorlardı. Burkay bu nedenle o tarihte benim için “o adada cüzzamlı mahkum” diyordu. Burada Cüzzamdan kasıt, kimsenin yaklaşamadığı, tecrit edilen, yani devreden çıkarılandır. Bu Gizli NATO, Türkiye'de daha çok Gladio-JİTEM tarzında çalıştı. O dönemin JİTEMİ jandarma JİTEM’iydi. 2002'den bu yana ise Polis Akademisi eksenli bize karşı komplolar, tasfiyeler yürütülüyor. Önder Aytaç gibileri bu çerçevede konuşuyorlar, benim idam edilmem gerektiğini de söylemiş. Emre Uslu da yine bu çerçevede yazıyor. 2002'den sonra oluşturulmaya çalışılan konsept de bu polis akademisi çevresinde geliştiriliyor. 1985'ten 2002'ye oluşturulmaya çalışılan muhalefet bu Gizli NATO-Gladio-JİTEM ekseninde bize karşı devreye konuldu. 2002'den sonra ise bu muhalefeti polis akademisi eksenli yürütüyorlar. Bu aydınlar meselesi de buradan çıkıyor. Yani eskiden jandarma JİTEM’i vardı, şimdi ise polis JİTEMİ var. Adları farklı olsa da bize karşı yürüttükleri politikaların amacı, zihniyeti aynıdır. Biliyorsunuz hükümetin bu açılım dedikleri politika da ilk olarak polis akademisinde başladı. Bu politika orada oluşturuldu. Hani “İmamın Ordusu” diyorlar ya..... Bunların bazıları ABD'de gizli bir görüşmeye de katılmışlar. Bunların hepsi o polis akademisinin oluşturmaya çalıştığı politikalar çerçevesinde hareket ediyor. Bunların hepsi sahte aydındır. Bir etkileri de yok bunların. Bunlar bu dönemde bize karşı sürekli yeni tarzlarıyla komplolar geliştiriyorlar. Bu Tatlıses olayının da komplo olduğunu düşünüyorum. Tatlıses, yirmi yıldır bu sistemi, bu mafyanın, çetelerin içinde gidip geliyor. O da bu şekilde bir dengede durmaya çalışıyor. Tamamen bir komplo da olabilir. İşte AKP'den aday olacakmış, mesaj göndermiş, mesajı okutuluyor. Aydınlarda olduğu gibi sahte bir sanatçı grubu yaratmak istiyorlar Kürtlerden. Yılmaz Güney bizzat bana, Tatlısesle ilgili “buna dikkat edin, bunu yerime geçirmek istiyorlar, böylece sahte bir Kürt sanatçısı yaratmak istiyorlar” demişti. Yılmaz Güney ile görüştüğümde bunu bizzat bana söylemişti. Bu anımı da bu şekilde bir kez daha kamuoyuyla, medyayla paylaşıyorum. Kırmızıgül onlar da aynı şekilde böyle değerlendirilebilir. Tatlıses, Kırmızıgül onlar bir konser için yüz, yüzelli, ikiyüz bin lira para istiyorlar. Bir konser için bu kadar para isteniyorsa bu artık sanat değil başka bir şeydir, başka bir şeye hizmet ediyor. Halkı düşünüyorsan, halka yönelik sanat yapıyorsan o zaman demokratik kongrenin (DTK) sanat komisyonu var, içinde yer alırsın, uygun şekilde sanatını icra edersin. Burada yer almazsan bir konser için bu kadar para istersen o zaman halk da seni tecrit eder, izole olursun. Daha fazlasına gerek yok. Onlara dokunulmaz ama halk onları teşhir ve tecrit eder. Ama bir konser için yüz,ikiyüz bin lira istiyorsan demek ki sen başka yerin sanatçısısın, başka yere hizmet ediyorsun. Sahte sanatçısın. Amacın türkü falan söylemek de değil, para kazanmaktır. Bu söyleyeceklerim iyi anlaşılsın. Sanırım buradaki görüşmeler merak ediliyor. Ben bu konuya da kısaca değineceğim. Bu görüşmeler bilinmelidir. Bu görüşmeler burayla yapılıyor, burası bir Önderlik, Önderlik kurumudur. Bunun gereklerini yapıyorum. Yine burada yapılan görüşmeler burayı bağlar, buradaki görüşmeleri ne KCK, ne BDP, ne DTK, ne de Türk Solu adına yapıyorum. Burada yaptığım görüşmeleri, beni anlamıyorlar. Yine KCK de Avrupadakiler de BDP de beni yeterince anlamıyor. Sürekli benden bir şeyler bekliyorlar. Bütün sorumluluğu bana bırakıyorlar. Onlara neyin nasıl yapılması hususunda savunmalarımda olabildiğince destek sundum. Ama hala benden pratik anlamda sorumluluk bekliyorlar, bu yanlıştır. Çadır olayını bile bana bağlıyorlar. Ben bu görüşmeleri Önderlik kurumu adına yapıyorum. Ben burada Önderlik görevi yapıyorum. Burada benim şahsım önemli değil, önemli olan Önderlik kurumudur. Burası bir Önderlik kurumudur. Burayla yapılan görüşmeler de bu kapsamda yapılıyor. Bunun bu şekilde anlaşılması gerekiyor. Ben Önderlik olarak sorunlar için ön açıcı oluyorum. Görüşmeye gelenler de benim bu Önderlik konumumu bildikleri için gelip benimle görüşüyorlar. KCK, silahlı bir örgüttür. İşte dağdadır, muazzam bir gücü ve organizasyonu, etkinliği var. Yaptıkları görüşmeleri kendi adına ve kendilerini temsilen yaparlar. Kendi çözme iradesini ve planını ortaya koyarlar. Ben burada sadece işleri kolaylaştırırım, ön açıcı bir rolüm var. Bunu da zaten yapıyorum. Onlar kendi adına hareket ederler. BDP de kendi adına görüşmeler yapabilir. Devletle görüşmeler, diyaloglar gerçekleştirebilir. Zaten zaman zaman yapıyorlardı. BDP, KCK'den farklı bir yapılanmadır. Legal alanda siyasi örgütlülüğünü, siyasi faaliyetlerini yürütür. BDP mutlaka kendi yerel önderliklerini oluşturmalıdırlar bu dönemde. Yaptıkları diyalogları da kendi adına yapar. Kendi çözüm yöntemini, kendi programını, projelerini, parti programlarını nasıl uygulayacaklarına da kendileri karar verirler. Mesela bu çadır olayı tam da BDP'nin işidir. BDP, demokratik bir eylem olarak çadır eylemlerini yaparlar. Demokratik Blok çalışması BDP'nin işidir. Aynı şekilde DTK da halkımız adına kendi temsiliyeti adına devletle görüşmeler yapabilirler. Temsil gücünü kullanırlar. Ama bu da onların kendi programıdır, bunu da kendi adına yapar. DTK, Ahmet Türk onlar da aydınlarla birlikte çalışmalı ve görüşmeler yürütmelidir. Yine Avrupadakiler bu yönlü çalışmalıdırlar. BDP, DTK, KCK de kendi rollerini iyi oynamalı, kendilerini çözüm için ve kendi projeleriyle dayatmalılar. Demokratik çözüm için devletin takınacağı tutum, önümüzdeki bir-iki görüşmede netleşir. Sanırım devletle bunların görüşmeleri için ortamı-koşulları oluşturdum. Ben de burada Önderlik kurumu adına görüşmelerimi yapıyorum. Herkes -ben, KCK, BDP, DTK- herkes kendi görüşmelerini yaparlar. Sonra ortak bir noktada buluşuruz. Hatta ileride buradaki görüşmeler sonucu devlet de yol açarsa, KCK, DTK, BDP ve Türkiye Sol hareketiyle de buluşabilirim. Bunları beraber tartışabiliriz. Bana cezaevinden gelen mektuplar var. Epeyde Newroz kartı var. Malatya cezaevinden, gelen bir mektup var. İlginç ve güzel bir mektuptu. Çok ve özel selamlarımı iletiyorum, çalışmalarına devam edebilirler. Adıyaman cezaevinden gelen bir mektup var, selamlarımı iletiyorum. Diğer cezaevlerinden gelen mektuplar var, hepsine selamlarımı iletiyorum.Evet oralardan da gelen mektuplar var. Hepsine selamlarımı söylüyorum. Dipnot Dergisinin gönderilen 4. sayısını almaya çalışırım. Batman gençliğine ve halkına selamlarımı iletiyorum. İyi günler. Herkese selamlar.
30 Mart 2011
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||