|
İtalya’da Sol görüşlü bir gazete kendilerine
düzenli yazı yazmamı istiyor. İtalya’da
dostlarımız vardı, hala dostturlar. İtalyanları
severim, İtalyan tarihine önem veriyorum.
Gramsci’den özellikle daha önce de bahsetmiştim.
Bu çerçevede Ortadoğu Kültürünün
Demokratikleştirilmesi isimli savunmamda ana
çizgileriyle belirtmiştim. Oradan yararlanarak
onlara şimdilik bir-iki makale verilebilir. Ama
eğer olursa İtalyanlarla görüşlerimi paylaşmak
isterim, İtalyanların görüşlerimi öğrenmesini,
paylaşmasını önemsiyorum. Ayda bir makale
yazmayı düşünebilirim. Daha önce İtalya
çözümlemeleri yapmıştım, ana hatlarıyla. Ama
bundan sonraki Avrupa çözümlemelerimi İtalya
üzerinden geliştirmeyi düşünüyorum. Kısmen de
çözümlemiştim. İtalya’yı anlamak, italyan
tarihini çözümlemek Avrupa’yı çözümlemektir.
İtalya’yı anlarsanız, Avrupa’yı da anlarsınız.
İtalya’yı çözümlerseniz Avrupa’nın gerisi
kalabalıktır. Bu temelde kendilerine selamlarımı
iletiyorum.
Milliyet Gazetesi’nden Belma Akçura’ya
Ergenekon ile ilgili sorduğu sorulara
avukatlarım benim adıma uygun cevaplar
verebilirler.
PEN üyeliğim olabilir tabi. Ermeni yazarlar
birliğinde sanırım benim üyeliğim var zaten, PEN
de olabilir, bir sakıncası yok. Bu yazarlar
vesilesiyle Aramı da anarak Ermeniler için şunu
söylemek istiyorum. Benim bu son çözümlememde
geliştirdiğim şey bütün Ortadoğu Kültürünün
Demokratikleştirilmesi savunmamdaki
çözümlemelerim aslında Ermenileri de
ilgilendiriyor, Ermeni sorunun çözümünü de
sağlayabilir. Bu katı milliyetçi şeyler yerine
işte demokratik çerçevede çözümün Ermeniler
içinde tartışılabilir olduğunu, bunu hayata
geçirmelerini önemsiyorum. Güncel sorunlarını da
ancak böyle aşabilirler. Bu vesileyle onlara da
bu mesajımı iletiyorum.
Üç ciltlik savunmamı İngilizce’ye çeviriyorlar.
Birinci ve ikinci cildi tek kitapta toplamayı
düşünüyorlarmış. Üçüncü cilt bağımsız olacak.
Yani iki cilt olacak. Bence bir sakıncası yok,
yapabilirler.
Operasyonu biliyorum, radyodan dinledim. Bu
operasyon aslında bir provokasyondur, buna daha
sonra değineceğim. Yüksel tutuklandı mı? Peki
tek başına yürütebilir mi, Hatip’in yerine kimi
düşünüyorlar? Gene de halkın tepkileri yoğundur
değil mi? Bunlar kendi demokratik tepkileridir,
halkın kendiliğinden kalkıştığı eylemliliklerdir
değil mi? Kürt halkı her şeye karşı örgütlüdür,
örgütlülüğünü koruyorlar. Kendi örgütlülüklerini
elbette savunacaklar, protestoları da bu yönlü
olacaktır.
KCK Yürütme Konseyi, bu operasyonları bir
siyasal soykırım olarak değerlendirmiş. Ben bu
KCK ve süreçle ilgili zaten değerlendirme
yapacaktım. Benim sistemimi tam anlamamışlar.
Aslında benim KCK ile söylemek istediğim, Murat
onların da bilmesi gereken KCK illegal bir
yapılanma yani Türkiye’ye göre yasal sayılmıyor.
KCK’nin ayrı bir yapılanması vardır, işte başı
Kandil’dedir. KCK’nin bir sürü yerde
örgütlenmeleri vardır, yapılanmaları vardır, ne
bileyim Türkiye içinde de yapılanmaları vardır.
Onların kendilerine göre bir sistemi vardır,
çalışmaları da buna göredir. KCK ile legal
siyaset ayrıdır. Selim Sadakların, Hatip
onların, Belediye Başkanlarının, siyasetçilerin
bu oluşumun üyesi olduklarını sanmıyorum,
olmamaları da gerekir. Seçilmişlerin de bunu
kabul edeceklerini Ahmet Türk onların Hatip
Dicle’nin yapacaklarını sanmıyorum, böyle bir
teklif gelse bile -ki öyle bir teklif gelmez,
geldiğini sanmıyorum, KCK bunu yapmaz– kabul
etmemeleri gerekir, ettiklerini de sanmıyorum.
Böyle şeylere gelmezler. KCK dediğim gibi ayrı,
kendine göre sistemi ve örgütlenmesi olan bir
oluşumdur, Türkiye’de yasal olmadığını bilir,
buna göre davranır.
Demokratik siyaset farklı bir statüde
örgütlenmeye gitmelidir. Bunun için dernekler
şeklinde örgütlenmeler olabilir, sivil toplum
kuruluşları, insiyatifleri şeklinde
örgütlenebilinir. Türkiye’de de örgütlenirler.
Demokratik Toplum Kongresi’nin merkezi
Amed’tedir. İçinde Kürtler olur tabi başkaları
da olur ama özellikle Kürtler vardır. Demokratik
Toplum Kongresi pek çok alanda siyasetten
ekonomiye, spordan sanata, kültüre kadar her
alanda kadın olur, gençlik olur, halkın içinde
olur Kürtlerin ama demokratik temelde
örgütlenmesini söylemiştim. İstanbul’da da
DTK’nın içinde yer alan şeyler olabilir ama
bunlar Diyarbakır’a, Amed’e bağlıdır.
Üç halka dedim ya, birinci halka işte o KCK
şeyidir, o onların bileceği şeydir. İkinci halka
Demokratik Toplum Kongresi’dir. Üçüncü halka
siyasal parti. Bu, sadece Kürtlerin değil
Türkiye’nin partisi olmalıdır demiştim, buna ne
kadar hazırlıklıdırlar onu bilemiyorum. Kim
düşünülüyor? Sanırım hala tartışıyorlar.
Yerelden Kongrelerini yaparak, her türlü
demokratik tartışmaya Türkiye’nin her yerinde
hayata geçirerek bir yapılanmaya gitmeleri
gerektiğini söylemiştim.
Kimi düşünüyorlar eş başkanlıkları için? Demek
daha tartışıyorlar. Gülten’in olacağı
tartışılıyor mu, düşünülebilir mi? Ayna sanırım,
o ne düşünüyor biliyor musunuz? Biraz yıprandı,
geri çekilmeyi düşünebilir. Kim olabilir onun
dışında? Tartışmalar bana hemen getirilmeli. Ben
de görüşlerimi söylemek isterim. Ha tamam o
zaman, tabi dışarıdan da olabilir. 15 Şubat’tan
önce bana mutlaka kimlerin tartışıldığı, nelerin
tartışıldığı getirilmeli.Filiz onlar da sanırım
yeni partideler.
Ayşe onların ekip partiye geçti herhalde.
Onlarla birlikte bir gruptur bunlar,
gelebilirler, gelmeleri iyi olmuştur. Filiz
parti içinde merkezi düzeyde görev almalıdır,
görev alması gerektiğini düşünüyorum, iyi olur.
Değişik çevrelerin, farklı görüşlerin bu parti
içinde yer almasını önemsiyorum. İlle bize
katılmaları gerekmez, kendi düşünceleriyle,
kendi gruplarıyla ortak ilkeler -ki birazdan
açacağım– çerçevesinde de olabilir. Ben bunu
daha önce de söylemiştim. Ufuk Uras var işte,
kendi siyasal oluşumu, onlar o oluşumla
gelebilirler ya da uzun vadede ortak davranmak
zorundalar. Yoksa siyaset yapamayız, demokratik
siyaset olamaz. Bu onların da sorumluluğudur.
Siyasal parti içinde ben daha önce de
bahsetmiştim Aksu Bora’dan. Sanırım Pınar
Selek’in arkadaşıdır. Bir iki makalesini
okumuştum. Akademisyendir. Siyaseten
belirlemeleri iyidir. Tanınıyor mu? İyi,
kendisine ulaşmak lazım. Ona görüşlerini
siyasete aktarmak, hayata geçirmek istiyorsa,
siyasal parti içinde yer alabileceği
anlatılabilir. Ben siyasal parti içinde feminist
grubun, feminist çevrelerin yer almasını
düşünüyorum. Ayrıca bu çevresel problemler,
bunlar önemlidir. Çevreciler de bu siyasal
partinin içinde yer alabilir. Dilaver Demirağ’ın
yazılarını okumuştum, görüşleri fena değil.
Birikim dergisinde yazıyor. Birikim’i zaman
zaman alabiliyorum. Bu çevrelerden
akademisyenlerle, aydınlarla, farklı isimlerle,
farklı görüşlerle, birazdan vereceğim ilkelerle
üç ilke çerçevesinde görüşülmeli. Bunların,
geniş çevrelerin siyasal partide yer alması
gerekir. Ben feministlerin de, çevrecilerin de
farklı grupların da parti içinde kendi
görüşleriyle almaları gerektiğini düşünüyorum.
Siyasal partinin üçüncü halka olarak Türkiye’nin
her yerinde örgütlenmesi gerekiyor.
Ben İbrahim’in bir röportajını okudum. Yeni
Harman Dergisi’nin bir sayısını verdiler, hangi
sayı olduğunu bilmiyorum. Sanırım uygun
görmüşler vermişler, bu tür tartışmaları pek
vermiyorlar. Orada tartışan isimler vardı. Celal
Beşiktepe’yi tanınıyor. Onunla da, Yeni Harman
çevresiyle tekrar görüşülebilir. Zaten bir ara
Mersin Milletvekili adayıydı değil mi? Ona
gidilebilir. İbrahim tanıyor, o gidebilir.
Celal, Lise’den sınıf arkadaşımdır, selamımı
söylersiniz. Öcalan diyor ki, görüşlerini
siyasete aktarmak istiyorsa, bu görüşleriyle
siyaset yapmak istiyorsa, -geçmişte milletvekili
adayı olmuş, tekrar olabilir– siyasal partide
çalışması gerekir. Celal örgütçü bir adamdır,
yararlı ve etkili olur. Öcalan böyle düşünüyor
dersiniz ona. Ertuğrul Kürkçü onlar vardı, Mahir
vardı, bu çevrelerle görüşülebilir. Onlardan
belli isimler kendi grupları adına da isterlerse
ama ortak ilkeler çerçevesinde tabi ki dahil
olabilirler, dahil olmalılar. Dürüst alevi
kesimlerle, alevi aydınlar da dahil edilmelidir.
Ben siyasal parti için bu üç hususu belirtmek
istiyorum. Kongrelerinde bu üç ilkeyi dikkate
alarak tüzüklerini, yönetmeliklerini, Kongre’de
yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini, bu
temelde siyaset yapmaları gerektiğini
düşünüyorum. Aksi halde işte parti kapatmalar
falan bu böyle gider, başa çıkamazlar. Bu ortak
ilkelerden birincisi Demokratik Cumhuriyet’tir.
Bundan kastım, devletin
demokratikleştirilmesidir. İkinci ilke;
demokratik vatan’dır. Ben daha önce ortak vatan
diye niteliyordum, bundan kastım bu bütün ülke
toprağıdır. Vatan gene ortaktır ama herkesin bu
topraklarda farklı ulusların, etnisitelerin
yaşadığı gerçeğinin görülebilmesi için
demokratik vatan diyorum. Üçüncü ilke demokratik
ulus’tur. İyi anlaşılması için,
hatırlayabilmeniz için her birinin başına
demokratik kavramını getiriyorum. Demokratik
cumhuriyet biliniyor, demokratik vatan, ortak
vatan toprağıdır, sınırlarla uğraşmıyoruz ama
demokratik bir biçimde ifade edilmeli.
Demokratik ulus kavramı, ulusun
demokratikleşmesi, burada söylemek istediğim
aslında çoklu ulus’tur. Sadece Kürtler, Türkler
değil, farklı etnisiteler, azınlıklar var,
tümünü kapsayan çoklu kültür, çoklu kimlik,
çoklu ulus, bunların bileşimine, bunların tümüne
demokratik ulus diyebiliriz. İspanya’da bu var.
Biliyorsunuz orada tek bir İspanyol ulusu yok,
ortak bir vatan var, İspanya var ama herkesi
İspanyollaştıran, herkese tek tip ulus, tek tip
dil dayatan bir anlayış, devlet yok.
İngiltere’de buna benzer bir anlayış var. Tek
devlet, tek ulus anlayışı işte Türkiye’de olduğu
gibi daha önce de belirtmiştim Kara delik
gibidir. Herşeyi yutar, kendine benzeştirip tek
tipleştirmeye çalışırken yok eder. Kürtler
demokratik uluslaşmasını DTK yoluyla
gerçekleştirebilirler. Kürtlerin demokratik
temelde örgütlenmesini, Kürtlerin
demokratikleşmesini, demokratik uluslaşmasını
sağlamaya yöneliktir. Biz o yüzden DTK’nın
merkezi Amed’tir dedik. Bu özellikle bölgede
örgütlenir. Ancak siyasal parti tüm Türkiye’de
olur. Programı da buna göre olur, Türkiye’nin
sorunlarıyla, tüm Türkiye’nin
demokratikleştirilmesiyle ilgili yani bir
Türkiye partisi olması gerekir. Yeni partinin
tüzüğünün, yönetmeliklerinin buna göre
tartışılması yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun
için savunmalarımdan, geçmiş tartışmalarımdan da
yararlanılabilir. Bu üç ilkeyi manşetten benim
adıma verilebilir, bunlar iyi tartışılmalı. Yeni
partinin kendini bu çerçevede geliştirmesini,
stratejik olarak böyle örgütlemesini öneriyorum.
Anadoludaki kumar kapitalizminden ancak böyle
kurtulabilinir.
Bunlar bol bol çeşitli siyasal çevrelerle,
farklı görüşlerle tartışılabilir. Herkesin
içinde yer alabileceği ortak ilkeleri koydum. Bu
çerçevede yürütülebilir. Bu konuda bir
eleştirimi de belirtmek istiyorum.
Duran Kalkan, basında Reşadiye olayının
stratejik bir değişiklik sonucu değil,
koşullarıma yönelik bir hassasiyet olarak
gerçekleştiğini söylüyormuş. Kesin mi? O zaman
otonom gruplar olarak Karadenizde de mi varlar,
bunlar kimdir, içlerinde Türkmenler mi var? Bir
şeyden değil ama hani neredeler ve sayıları
nedir? Demek otonom gruplar, bilmek istiyorum,
değerlendirebilmek açısından. Kimlerden oluşuyor
bu gruplar, içlerinde farklı kesimler var mı,
hani biraz anlamak için.
Karadenize açılmışlar. Ha öyle mi? O zaman tabi
ki yarı-otonom gruplar halinde kendi kararlarını
verebilirler. Ben daha önce de söyledim onları
kimse tutamayadabilir. Bazı hassasiyetleri
göremiyorlar. Ama neredeler, ne kadar varlar,
sayıları kaçtır, bilemiyorum tabi.
Murat Karayılan 11 aylık çatışmasızlık
sürecinde 149 operasyon 49 hava saldırısı
gerçekleştiğini söylüyormuş, bu saldırılarda 94
gerilla 123 asker hayatını kaybetmiş. Başka ne
tür belirlemeleri var, çatışmasızlık için ne
diyorlar? Siyasal kazanımların olduğunu
söylüyor. Özellikle KCK operasyonları ve bu son
Karargah aramaları için danışıklı döğüştür,
bunlar ciddi değildir, çıkışsızdırlar,
demokratik açılımda samimi değiller.
Çatışmasızlık için ellerinin tetikte olduğunu,
hazırlıklı olduklarını ama ilk tetiği çekenin
kendileri olmayacağını belirtiyorlar. Ha, demek
öyle. Gruplar hala Türkiye içinde her yerde
varlar sanırım.
Ben stratejik önderliğim, sosyolojik
belirlemeler yapıyorum, talimat vermiyorum, bunu
uygun da bulmam, siyasi etik açısından doğru
olmaz, görüşlerimi belirtiyorum. Herkes gibi
benim de tartışma hakkım var. Ama onlar kendi
kararlarını daha öncede söyledim kendileri
alırlar.
Avni özgürel devletin kurumları arasında
çelişki yok diyor demek. Benim için de görmezden
gelinmem durumunda Kürt sorunun
çözülemeyeceğini, en demokratik anayasa yapılsa
bile Öcalan’ın görmeden Kürt sorununu
çözemezsiniz, diyormuş. TRT dışındaki
haberlerde öne çıkan ne var, bana yönelik neler
söyleniyor, eleştiri var mı, olumlu , olumsuz?
Van’da neler var, nasıl gelişmeler? Van’da
olaylar var, halkın tepkileri kendiliğinden mi?
Van’da ilerleme var. Sanırım Erciş’te olaylar
yoğun, orada da bir hareketlilik var. Başka
benden bilmek istedikleri, halkın öğrenmek
istedikleri ne var?
Aslında bu konu daha önce çok tartışıldı, bu
konuya girmek istemiyordum. Bütün bunlar
danışıklı döğüştür, işte bizimkiler de söylüyor.
Evet bütün bunlar danışıklı döğüştür, yok öyle
operasyon moperasyon, özel harp dairesine
girmişler, kozmik oda şeyleri. Ne zaman ki
Kürtlere AKP bir operasyon yapıyor, bunu örtbas
etmek için işte ben bazı adımlar atacağım ama
bana engel oluyorlar, ordu bana engel çıkarıyor,
diyerek Kürtlere yönelik belirsizlik yaratıyor.
Ne zaman Kürtlere karşı bir operasyon yapılsa
hemen orduya karşı da bir şeyler yapılarak,
orduya karşı operasyon görüntüsüyle Kürtlere
yapılanların üstü örtülmeye çalışılıyor. İşte
şimdi de KCK operasyonunu yaptı, bu karargah
baskını falanla da gündemi değiştirdi. Tüm
aydınları da -Avrupa’nın hiç sesi çıkmıyor
deniliyor– olası gelecek tepkileri de ortadan
kaldırdılar. KCK operasyonu oldu bu bir
provokasyondur ama hiç kimseden çıt çıkmadı,
tartışılmıyor. AKP ordu ile danışıklı döğüş
halindedir. AKP yedi yıldır bunu yapıyor. Yedi
yıldır çözüm yönünde ciddi somut bir adım
atmadı. AKP hep aynı şeyi yapıyor. Demokratik
açılım diyor ama bu demokratik açılım değil, bu
açılım değil, bu olsa olsa baskı açılımıdır.
İşte biraz özgür durmaya çalışan Kürtleri
hapishanelere tıkıyor, KCK üyesidir diyor.
Kürtlerin özgür-demokratik siyaset yapmak
isteyen kesiminin önünü kesiyor, orduyu bahane
ediyor. Yani Kürtlere bana sığının diyor. Daha
önce söylemiştim, bir yandan Kürtleri tasfiye
ediyor öte yandan para vb. şeylerle bazı
ailelerle Kürtleri kendine bağlamaya çalışıyor,
bu açılım maçılım değil. Buna karşı Kürtlerin
gerçek demokratik açılımı, kendi demokratik
duruşlarını hayata geçirmeleri gerekiyor, bütün
Türkiye için. Eğer siyaset yapacaklarsa, eğer
özgürlükleri için mücadele edeceklerse bu
provokasyonu iyi görmeleri, bunun ne olduğunu
bilince çıkarmaları gerekiyor. Hatta 2010’da bu
bir mesaj olarak da düzenlenebilir. AKP’yi yüzde
onun altına düşürmeleri gerekir. Bunların
tasfiyeden başka bir çözümleri yok. Kürtleri bu
yolla kendilerine bağlamak istiyorlar. Ben işte
buna karşı savunmaları geliştirdim. Ortadoğu
kültürünü demokratikleştirmek savunmamda buna
ilişkin ayrıntılar var. Bu tür oyunları boşa
çıkarabilmeniz, siyaset yapabilmeniz için
bunları anlamanız gerekiyor. Ben bu yüzden
siyaset akademileri önermiştim ama
gerçekleşmedi, gerçekleştiremediniz. Bunların
mutlaka yapılması gerekiyor. Bunu bir sürü yerde
hatta dört parçada, İran, Irak, Suriye, Türkiye
Kürdistan’ı hatta Avrupa’da; kadınlar için de
Özgürlük Akademisi demiştim, bunları hayata
geçirmeniz gerekiyor. AKP bile söylediklerimizi
alıp bir sürü siyaset akademisi açtı, oysa sizin
bütün bunları tartışıp, savunmalarım ekseninde
bilince çıkarabileceğiniz, çatır çatır siyaset
yapabilmeniz için siyaset akademileri
önermiştim. Bu arada bütün demokratik kurumları
etkin ve güçlü bir şekilde kullanmasını bilmeniz
gerekiyor.
Kendinizi iyi ifade etmeniz, doğrularınızı
çatır çatır her platformda anlatmanız,
tartışmayı bilmeniz gerekir. Sebahat de, Emine
de Gülten de diğerleri de benim söylediklerimi,
AKP’nin bu provokasyonunu çıkıp meclis
kürsülerinde, halkın önünde tartışmalıydılar,
kıyameti koparmalıydılar. Kürt sorunun
demokratik çözümüne ilişkin görüşlerimizi
anlatmalıydılar, gerekirse bütün kamuoyunu ayağa
kaldırmalıydılar ama yapamadılar. Burda
milletvekillerine de bir eleştiri yapacağım.
Meclis siyaset kürsüsünü yeterince iyi
kullanamadılar, yeterince siyaset yapamadılar.
Bir Kamer Genç kadar bile gürültü koparamadılar.
Bu vesileyle tekrar söylüyorum. 2010 mesajımı
da bu temelde vermek istiyorum. İşte KCK,
siyasal soykırımdır diyor, doğrudur, siyasal
soykırımdır. Kürtlere uygulanan siyasal
soykırımdır, ekonomik soykırımdır, kültürel
soykırımdır. Buna karşı halkın ciddi bir
direnişi olduğunu, örgütlü bir duruşla buna
karşı çıktığını biliyorum ve onlara inanıyorum.
2010’da siyasal örgütlülüklerini yükselterek
demokratik bir ulus olma temelinde özgürlüğe
ulaşmak için bütün güçlerini seferber etmeleri
gerekir. 2010 yılının demokratik temelde büyük
bir mücadele yılı olması gerektiğini bir kez
daha vurguluyorum. İşte 15 Şubat’a kadar AKP’nin
tavrı da gerillanın duruşu da biraz netleşir.
Abbas söylüyor, otonom gruplardır, kendi
tepkileri var, biz bile engelleyemeyiz diyor,
ben de engelleyemem. Şimdiye kadar birşeyler
yaptım, buraya kadar getirdik. Ama böyle devam
edemeyeceğini Hükümet’in görmesi gerekir. Ben
burada öyle taktik maktik şeyleri vermiyorum,
talimat da vermiyorum, bunu doğru da bulmam.
Benim ki pratik önderlik değildir, ben
siyasal-ideolojik önderlik yapabilirim, bunları
da sosyolojik değerlendirmeler olarak sunuyorum.
Ama böyle gelişirse kimse bunun önünü alamaz.
Sadece dağlarda değil, çok vahim sonuçları
olacak çatışmalar derinleşir. Türk aydınlarının
da bunları görerek o yüzden Kürtlerle demokratik
siyaset yürütmesi gerektiğini söylüyorum.
AKP’nin provokasyonlarına gelmek yerine bütün
bunları açığa çıkararak onların da kıyamet
koparmaları gerekir. Bunları da ekleyerek,
savunmalarımdan da yararlanarak bir 2010 mesajı
düzenlenebilir. Dili uygun olsun. Ortadoğu
kültürünü demokratikleştirmek adlı savunmamdan
da yararlanılabilir. Bu savunmayı ne yaptınız?
Kaç sayfa tuttu? Kaç sayfalık bir kitap olur?
Iki yüz sayfa az değil mi? Yol haritasıyla
birlikte mi? Ha 160 sayfayı alamadınız değil mi?
Diğer kitaplar kaç sayfaydı.
Milletvekillerinin mahkemeye çıkarılma
durumlarını biliyorum, dinledim. Aysel kendine
dikkat etsin. Tutuklanma şeylerine falan
girmesin. Avrupa Parlamentosu şeyi var,
Avrupa’ya gidebilir ama gene de kendisi bilir.
Ahmet Türk için de aynı şeyi söylüyorum. Ahmet
Güney’e de gidebilir. Barzani ve Talabani’ye
desin “ABD sizin hakkınızı arıyor benim de
hakkımı arasın”.
Bekir e ceza mı verildi? Doğan Erbaş hala dost
mu? Ertuğrul Özkök’ün yerine kim gelmiş?
Mektuplar üzerine konuşacağım. Bana cezaevinden
gelen mektuplar var, onlara ilişkin bazı
değerlendirmeler yapacağım. Tekirdağ’dan pek çok
küçük küçük mektuplar, Van cezaevi’nden iki
mektup. Gene Bakırköy’den Gönül Erdoğan, Narin
Falay’ın mektuplarını aldım. Bakırköy’deki bayan
arkadaşlara selamlarımı söylüyorum, metuplarını
beğendim. Orada biri daha vardı, Mesil Demiralp,
onlarla görüşülabilir. Sanırım orada bayağı
bayan arkadaş var. Yine Bitlis’ten bir grup
bayan arkadaş var. mektup yazmışlar. gene
Midyat cezaevinden İnci Roj ile Şadiye Manap’ın
mektupları var, onlara ilişkin bir iki şey
söyleyeceğim. Enver Özkartal’ın 18 sayfalık mini
bir değerlendirmesini, felsefik belirlemeler
yapıyor, verdiler. Önemli buldum, derinlikliydi,
savunmaların özünü anlamışa benziyor.
Çalışmalarına devam etmesini öneriyorum. Genel
olarak cezaevinden gelen mektupları iyi
buluyorum. Arkadaşların gelişmeleri fena değil.
Ama Enver Özkartal’ın da görebildiği gibi
direnmek, maddi bir şey değildir sadece.
Cezaevinde direnmek manevi bir şeydir. Sadece
maddi olarak direnemezsin, sadece fiziki olarak
cezaevi şartlarında direnemezsin. Sadece maddi
olarak direnirsen bu fiziki yok oluşa kadar
gider, manevi gücünüzü açığa çıkarmalısınız.
Manevi olarak güçlü olmak gerekir ki cezaevi
şartlarına dayanabilesin. 2010 yılı
cezaevlerindeki arkadaşlar için manevi özgürlük
yılı olacaktır, yeni yıllarını bu temelde
kutluyorum.
Gene Enver Özkartal’ın sonsuz boşanma kavramına
ilişkin belirlemesi var. Ben kadın arkadaşların
da bunu kavradığını düşünüyorum. Bu anlamda
manevi bir güç açığa çıkardıklarını da
düşünüyorum. Sonsuz boşanmadan kastım beş bin
yıllık erkek egemen kültüründen boşanmadır.
Kadın üzerinde bu beş bin yıllık tahakkümü ben
tecavüz kültürü olarak nitelendiriyorum. Bu
kültürden boşanmak elbette kadının
özgürleşmesini getirecektir. Kadının özgürlüğü
toplumun demokratikleşmesinin özgürlüğünün de
temelidir. Kadını ulusun, sınıfın ötesinde
toplumun ilk ezilen kesimi, ulusu olarak
niteledim. Elbette ki kadının özgürlüğü ve
eşitliği, eşit bir topluma gidecek tek yoldur.
Toplumun eşitliği diyorsak bunu sağlamak
gerekir. Sonsuz aşk kavramından ise özgürlük
aşkını, maddi anlamda değil ama manevi anlamda
büyük bir gücü açığa çıkarmayı kastediyorum.
Bundan maddi bir kazanç ya da mutluluk
sağlayamazsınız ama sonsuz boşanmadan insan
olarak, kadın olarak özgürlük ve güzelliğinizi,
Hellenleşme, tanrıçalaşma diyoruz ya, işte İştar,
İnanna sağlayabilirsiniz. Manevi olarak
kazanırsınız. Kadınların örgütlenmeleri özgün
dür değil mi, öne çıkan kim var? İyiler ama.
Ben kadının sadece siyasal anlamda değil,
ideolojik ve manevi anlamda da
derinleşeceklerini, derinleştiklerini
düşünüyorum. 2010’da erkek egemen kültüründen
sonsuz boşanma temelinde özgürlüklerini
yükselteceklerini düşünüyorum. Özgür kadın
akademilerini, özgürlük akademilerini
önermiştim. Kadın için daha önce söylediklerimi
ve savunmalarımı da dahil ederek ayrı bir 2010
mesajı yayınlanabilir. İnci Roj’dan yeni bir
mektup aldım, ilginç biridir. Cezaeviyle ilgili
sorunlarını daha önce dile getirmiştim, bununla
ilgili Şadiye Manap’tan da mektup almıştım. İnci
Roj, bu kadına karşı tepkilerinden hatta kendini
yakmaktan söz ediyor. Ben bunu doğru bulmuyorum.
Fiziki anlamda arkadaşların kendilerine zarar
vermesini zaten istemediğimi söylemiştim. İnci
Roj ve Şadiye Manap’a daha önce söylemiştim;
kendi sorunlarını bu kadar çıkışsız yapmasınlar.
Olayı buraya getirmeden tartışmayı bilmeleri
gerekir. Hatta ben onlara bu tartışmalarını
üçüncü kişilere açmalarını önermiştim, tekrar
öneriyorum. Bundan çok verimli ve iyi sonuçlar
çıkacağını düşünüyorum. Kendilerini bu temelde
görülüp, konuşularak bilgilendirilebilirler.
Bakırköy cezaevine de gidilebilir. Gönül
Erdoğan’ın mektubunu da beğendim. Türkmen tarihi
üzerine çalışabilir. Bakırköy’deki bütün bayan
arkadaşlara da selamlarımı söylüyorum. Van
cezaevinden Selahattin Sayan’ın mektubu var.
Edirne cezaevinden gelen mektuplar var.
Arkadaşların tümüne selamlarımı gönderiyorum.
2010’da manevi özgürlüklerinde
derinleştireceklerine inanıyorum. Bir de Mehmet
Seyit Öcalan diye birinden mektup aldım. Akrabam
değil, Yukarı Göklü’dendir, bizim komşu köy.
Kendisine selamımı iletiyorum. Muş, Bulanık ve
Van’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum.
İyi günler.
Herkese selamlar
30 Aralık 2009
…..
Bilindiği gibi farklı bir şey yok. Bir pencere
kapının yanında açmışlar. Gelenlerle haftada bir
saat görüşüyorum. Gelenlerin ailelerine selamımı
iletiyorum. Operasyonları az çok radyodan
dinledim. Evet operasyonlar devam ediyor,
durumlar nasıl?
Ben daha önce söylemiştim, başka operasyonlar
da gelecek bunun için hazırlıklı olsunlar
demiştim. Bu uyarıyı önceden yapmıştım. Sizin de
dışarıda kalan arkadaşlarınızın hiç birinin
garantisi yoktur, kimsenin garantisi yoktur.
Bunun hukukla alakası yok, siyasi bir karardır.
Açılım buysa bu gerçekten çok acıdır, kabul
edilemez. Halka, arkadaşlara, yöneticilere,
milletvekillerine de belediye başkanlarına da
bütün yöneticilere şunu söylüyorum. Duruşları
sağlam, net olsun ama dikkatli davransınlar.
Şunu diyorum, giden arkadaşların yerini
yenilerinin doldurması gerekir. Bunu daha önce
defalarca söyledim. DTK için bunu demiştim, yine
akademilerde sürekli kadro yetiştirilsin
demiştim. Gidenlerin yerinin aniden
dolduracakların da yetişmiş ve hazır olmaları
gerekir. Bu Ankara’daki operasyon gündemi
saptırmak içindir. Kürt Özgürlük Hareketi’ne
yönelik operasyonu gündemden düşürmek, gündemi
değiştirmek içindir.
Evet, yakalananlara geçmiş olsun, kalanlara da
saygı selamlarımı iletiyorum. Giden arkadaşların
yerlerinin en kısa zamanda doldurulması gerekir.
AK partinin açılımı budur işte. AKP’nin asıl
amacı şudur. Kendine göre Kürt, kendine benzeyen
Kürtleri getirip bir parti kurmaktır. İşte biz
bunları tasfiye edeceğiz yerine işte partiden
kaçanlar da dahil kendine bağlı kişilerden
oluşan kendi güdümünde bir parti kurarız
anlayışındalar. Halbu ki bunu herkes bilmelidir
ki kaçanlar olsun diğer işbirlikçileri olsun
değil bunlarla parti kurmak, bölgede halk
bunları tükürükle boğarlar. Bu plan projenin özü
budur. Amaç Kürt özgürlük hareketini, siyasetini
tasfiye etmektir. Aysel’e, Ahmet’e özel
selamlarımı iletiyorum, diğer milletvekillerine
ve belediye başkanlarına da selamlarımı
iletiyorum. Hem milletvekilleri hem de belediye
başkanları provokasyonlara gelmesinler, dik
duruşlarını devam ettirsinler. Tasfiye hareketi
önce benimle başladı, sonra DTP ve demokratik
toplum hareketine, belediyelerle devam ediyor.
Bu devam edebilir, çok hazırlıklı olmak gerekir.
Tedbirlerini alırlar. Halkın buna tepkileri oldu
mu? Bu tepkiler nereye gidebilir?Bu bir aylık
süreç içinde ne kadar gözaltı, ne kadar
tutuklamalar oldu? Urfa’da da yakalanmalar oldu
mu? Bana Urfa cezaevinden bir mektup geldi.
Müslüm Gökçe.Selamımı iletiyorum.
Cemil, Cuma, Fuat, Abbas, Karasu onlar ne
yapıyor? Roj tv’ye çıkıyorlar mı? Murat onlar
medyaya çıkıyor mu? Sağlık durumları nasıl? Rıza
hangi alanda çalışıyor? Avrupa’da durumlar
nasıl?
Herkesin, bütün bana selam gönderen halkımıza
selamlarımı iletiyorum. Yılbaşı dolayısıyla bir
şey hazırlanıp, benim adıma bütün halkımıza
iletilebilir. Bütün dost, arkadaş ve halkımızın
yeni yılını kutluyorum.
İyi günler.
|