Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


 2010 Yılı Demokratik Temelde Büyük Bir Mücadele Yılı Olmalıdır
 

                              

İtalya’da Sol görüşlü bir gazete kendilerine düzenli yazı yazmamı istiyor. İtalya’da dostlarımız vardı, hala dostturlar. İtalyanları severim, İtalyan tarihine önem veriyorum. Gramsci’den özellikle daha önce de bahsetmiştim. Bu çerçevede Ortadoğu Kültürünün Demokratikleştirilmesi isimli savunmamda ana çizgileriyle belirtmiştim. Oradan yararlanarak onlara şimdilik bir-iki makale verilebilir. Ama eğer olursa İtalyanlarla görüşlerimi paylaşmak isterim, İtalyanların görüşlerimi öğrenmesini, paylaşmasını önemsiyorum. Ayda bir makale yazmayı düşünebilirim. Daha önce İtalya çözümlemeleri yapmıştım, ana hatlarıyla. Ama bundan sonraki Avrupa çözümlemelerimi İtalya üzerinden geliştirmeyi düşünüyorum. Kısmen de çözümlemiştim. İtalya’yı anlamak, italyan tarihini çözümlemek Avrupa’yı çözümlemektir. İtalya’yı anlarsanız, Avrupa’yı da anlarsınız. İtalya’yı çözümlerseniz Avrupa’nın gerisi kalabalıktır. Bu temelde kendilerine selamlarımı iletiyorum.

Milliyet Gazetesi’nden Belma Akçura’ya Ergenekon ile ilgili sorduğu sorulara avukatlarım benim adıma uygun cevaplar verebilirler.

PEN üyeliğim olabilir tabi. Ermeni yazarlar birliğinde sanırım benim üyeliğim var zaten, PEN de olabilir, bir sakıncası yok. Bu yazarlar vesilesiyle Aramı da anarak Ermeniler için şunu söylemek istiyorum. Benim bu son çözümlememde geliştirdiğim şey bütün Ortadoğu Kültürünün Demokratikleştirilmesi savunmamdaki çözümlemelerim aslında Ermenileri de ilgilendiriyor, Ermeni sorunun çözümünü de sağlayabilir. Bu katı milliyetçi şeyler yerine işte demokratik çerçevede çözümün Ermeniler içinde tartışılabilir olduğunu, bunu hayata geçirmelerini önemsiyorum. Güncel sorunlarını da ancak böyle aşabilirler. Bu vesileyle onlara da bu mesajımı iletiyorum.

Üç ciltlik savunmamı İngilizce’ye çeviriyorlar. Birinci ve ikinci cildi tek kitapta toplamayı düşünüyorlarmış. Üçüncü cilt bağımsız olacak. Yani iki cilt olacak. Bence bir sakıncası yok, yapabilirler.

Operasyonu biliyorum, radyodan dinledim. Bu operasyon aslında bir provokasyondur, buna daha sonra değineceğim. Yüksel tutuklandı mı? Peki tek başına yürütebilir mi, Hatip’in yerine kimi düşünüyorlar?  Gene de halkın tepkileri yoğundur değil mi? Bunlar kendi demokratik tepkileridir, halkın kendiliğinden kalkıştığı eylemliliklerdir değil mi? Kürt halkı her şeye karşı örgütlüdür, örgütlülüğünü koruyorlar. Kendi örgütlülüklerini elbette savunacaklar, protestoları da bu yönlü olacaktır.

KCK Yürütme Konseyi, bu operasyonları bir siyasal soykırım olarak değerlendirmiş. Ben bu KCK ve süreçle ilgili zaten değerlendirme yapacaktım. Benim sistemimi tam anlamamışlar. Aslında benim KCK ile söylemek istediğim, Murat onların da bilmesi gereken KCK illegal bir yapılanma yani Türkiye’ye göre yasal sayılmıyor. KCK’nin ayrı bir yapılanması vardır, işte başı Kandil’dedir. KCK’nin bir sürü yerde örgütlenmeleri vardır, yapılanmaları vardır, ne bileyim Türkiye içinde de yapılanmaları vardır. Onların kendilerine göre bir sistemi vardır, çalışmaları da buna göredir. KCK ile legal siyaset ayrıdır. Selim Sadakların, Hatip onların, Belediye Başkanlarının, siyasetçilerin bu oluşumun üyesi olduklarını sanmıyorum, olmamaları da gerekir. Seçilmişlerin de bunu kabul edeceklerini Ahmet Türk onların Hatip Dicle’nin yapacaklarını sanmıyorum, böyle bir teklif gelse bile -ki öyle bir teklif gelmez, geldiğini sanmıyorum, KCK bunu yapmaz– kabul etmemeleri gerekir, ettiklerini de sanmıyorum. Böyle şeylere gelmezler. KCK dediğim gibi ayrı, kendine göre sistemi ve örgütlenmesi olan bir oluşumdur, Türkiye’de yasal olmadığını bilir, buna göre davranır.

Demokratik siyaset farklı bir statüde örgütlenmeye gitmelidir. Bunun için dernekler şeklinde örgütlenmeler olabilir, sivil toplum kuruluşları, insiyatifleri şeklinde örgütlenebilinir. Türkiye’de de örgütlenirler. Demokratik Toplum Kongresi’nin merkezi Amed’tedir. İçinde Kürtler olur tabi başkaları da olur ama özellikle Kürtler vardır. Demokratik Toplum Kongresi pek çok alanda siyasetten ekonomiye, spordan sanata, kültüre kadar her alanda kadın olur, gençlik olur, halkın içinde olur Kürtlerin ama demokratik temelde örgütlenmesini söylemiştim. İstanbul’da da DTK’nın içinde yer alan şeyler olabilir ama bunlar Diyarbakır’a, Amed’e bağlıdır.

Üç halka dedim ya, birinci halka işte o KCK şeyidir, o onların bileceği şeydir. İkinci halka Demokratik Toplum Kongresi’dir. Üçüncü halka siyasal parti. Bu, sadece Kürtlerin değil Türkiye’nin partisi olmalıdır demiştim, buna ne kadar hazırlıklıdırlar onu bilemiyorum. Kim düşünülüyor? Sanırım hala tartışıyorlar. Yerelden Kongrelerini yaparak, her türlü demokratik tartışmaya Türkiye’nin her yerinde hayata geçirerek bir yapılanmaya gitmeleri gerektiğini söylemiştim.

Kimi düşünüyorlar eş başkanlıkları için? Demek daha tartışıyorlar. Gülten’in olacağı tartışılıyor mu, düşünülebilir mi? Ayna sanırım, o ne düşünüyor biliyor musunuz? Biraz yıprandı, geri çekilmeyi düşünebilir. Kim olabilir onun dışında? Tartışmalar bana hemen getirilmeli. Ben de görüşlerimi söylemek isterim. Ha tamam o zaman, tabi dışarıdan da olabilir. 15 Şubat’tan önce bana mutlaka kimlerin tartışıldığı, nelerin tartışıldığı getirilmeli.Filiz onlar da sanırım yeni partideler.

Ayşe onların ekip partiye geçti herhalde. Onlarla birlikte bir gruptur bunlar, gelebilirler, gelmeleri iyi olmuştur.  Filiz parti içinde merkezi düzeyde görev almalıdır, görev alması gerektiğini düşünüyorum, iyi olur. Değişik çevrelerin, farklı görüşlerin bu parti içinde yer almasını önemsiyorum. İlle bize katılmaları gerekmez, kendi düşünceleriyle, kendi gruplarıyla ortak ilkeler -ki birazdan açacağım– çerçevesinde de olabilir. Ben bunu daha önce de söylemiştim. Ufuk Uras var işte, kendi siyasal oluşumu, onlar o oluşumla gelebilirler ya da uzun vadede ortak davranmak zorundalar. Yoksa siyaset yapamayız, demokratik siyaset olamaz. Bu onların da sorumluluğudur. Siyasal parti içinde ben daha önce de bahsetmiştim Aksu Bora’dan. Sanırım Pınar Selek’in arkadaşıdır. Bir iki makalesini okumuştum. Akademisyendir. Siyaseten belirlemeleri iyidir. Tanınıyor mu? İyi, kendisine ulaşmak lazım. Ona görüşlerini siyasete aktarmak, hayata geçirmek istiyorsa, siyasal parti içinde yer alabileceği anlatılabilir. Ben siyasal parti içinde feminist grubun, feminist çevrelerin yer almasını düşünüyorum. Ayrıca bu çevresel problemler, bunlar önemlidir. Çevreciler de bu siyasal partinin içinde yer alabilir. Dilaver Demirağ’ın yazılarını okumuştum, görüşleri fena değil. Birikim dergisinde yazıyor. Birikim’i zaman zaman alabiliyorum. Bu çevrelerden akademisyenlerle, aydınlarla, farklı isimlerle, farklı görüşlerle, birazdan vereceğim ilkelerle üç ilke çerçevesinde görüşülmeli. Bunların, geniş çevrelerin siyasal partide yer alması gerekir. Ben feministlerin de, çevrecilerin de farklı grupların da parti içinde kendi görüşleriyle almaları gerektiğini düşünüyorum. Siyasal partinin üçüncü halka olarak Türkiye’nin her yerinde örgütlenmesi gerekiyor.

Ben İbrahim’in bir röportajını okudum. Yeni Harman Dergisi’nin bir sayısını verdiler, hangi sayı olduğunu bilmiyorum. Sanırım uygun görmüşler vermişler, bu tür tartışmaları pek vermiyorlar. Orada tartışan isimler vardı. Celal Beşiktepe’yi tanınıyor. Onunla da, Yeni Harman çevresiyle tekrar görüşülebilir. Zaten bir ara Mersin Milletvekili adayıydı değil mi? Ona gidilebilir.  İbrahim tanıyor, o gidebilir. Celal, Lise’den sınıf arkadaşımdır, selamımı söylersiniz. Öcalan diyor ki, görüşlerini siyasete aktarmak istiyorsa, bu görüşleriyle siyaset yapmak istiyorsa, -geçmişte milletvekili adayı olmuş, tekrar olabilir– siyasal partide çalışması gerekir. Celal örgütçü bir adamdır, yararlı ve etkili olur. Öcalan böyle düşünüyor dersiniz ona. Ertuğrul Kürkçü onlar vardı, Mahir vardı, bu çevrelerle görüşülebilir. Onlardan belli isimler kendi grupları adına da isterlerse ama ortak ilkeler çerçevesinde tabi ki dahil olabilirler, dahil olmalılar. Dürüst alevi kesimlerle, alevi aydınlar da dahil edilmelidir.

Ben siyasal parti için bu üç hususu belirtmek istiyorum. Kongrelerinde bu üç ilkeyi dikkate alarak tüzüklerini, yönetmeliklerini, Kongre’de yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini, bu temelde siyaset yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde işte parti kapatmalar falan bu böyle gider, başa çıkamazlar. Bu ortak ilkelerden birincisi Demokratik Cumhuriyet’tir. Bundan kastım, devletin demokratikleştirilmesidir. İkinci ilke; demokratik vatan’dır. Ben daha önce ortak vatan diye niteliyordum, bundan kastım bu bütün ülke toprağıdır. Vatan gene ortaktır ama herkesin bu topraklarda farklı ulusların, etnisitelerin yaşadığı gerçeğinin görülebilmesi için demokratik vatan diyorum. Üçüncü ilke demokratik ulus’tur. İyi anlaşılması için, hatırlayabilmeniz için her birinin başına demokratik kavramını getiriyorum. Demokratik cumhuriyet biliniyor, demokratik vatan, ortak vatan toprağıdır, sınırlarla uğraşmıyoruz ama demokratik bir biçimde ifade edilmeli. Demokratik ulus kavramı, ulusun demokratikleşmesi, burada söylemek istediğim aslında çoklu ulus’tur. Sadece Kürtler, Türkler değil, farklı etnisiteler, azınlıklar var, tümünü kapsayan çoklu kültür, çoklu kimlik, çoklu ulus, bunların bileşimine, bunların tümüne demokratik ulus diyebiliriz. İspanya’da bu var. Biliyorsunuz orada tek bir İspanyol ulusu yok, ortak bir vatan var, İspanya var ama herkesi İspanyollaştıran, herkese tek tip ulus, tek tip dil dayatan bir anlayış, devlet yok. İngiltere’de buna benzer bir anlayış var. Tek devlet, tek ulus anlayışı işte Türkiye’de olduğu gibi daha önce de belirtmiştim Kara delik gibidir. Herşeyi yutar, kendine benzeştirip tek tipleştirmeye çalışırken yok eder. Kürtler demokratik uluslaşmasını DTK yoluyla gerçekleştirebilirler. Kürtlerin demokratik temelde örgütlenmesini, Kürtlerin demokratikleşmesini, demokratik uluslaşmasını sağlamaya yöneliktir. Biz o yüzden DTK’nın merkezi Amed’tir dedik. Bu özellikle bölgede örgütlenir. Ancak siyasal parti tüm Türkiye’de olur. Programı da buna göre olur, Türkiye’nin sorunlarıyla, tüm Türkiye’nin demokratikleştirilmesiyle ilgili yani bir Türkiye partisi olması gerekir. Yeni partinin tüzüğünün, yönetmeliklerinin buna göre tartışılması yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun için savunmalarımdan, geçmiş tartışmalarımdan da yararlanılabilir. Bu üç ilkeyi manşetten benim adıma verilebilir, bunlar iyi tartışılmalı. Yeni partinin kendini bu çerçevede geliştirmesini, stratejik olarak böyle örgütlemesini öneriyorum. Anadoludaki kumar kapitalizminden ancak böyle kurtulabilinir.

Bunlar bol bol çeşitli siyasal çevrelerle, farklı görüşlerle tartışılabilir. Herkesin içinde yer alabileceği ortak ilkeleri koydum. Bu çerçevede yürütülebilir. Bu konuda bir eleştirimi de belirtmek istiyorum.

Duran Kalkan, basında Reşadiye olayının stratejik bir değişiklik sonucu değil, koşullarıma yönelik bir hassasiyet olarak gerçekleştiğini söylüyormuş. Kesin mi? O zaman otonom gruplar olarak Karadenizde de mi varlar, bunlar kimdir, içlerinde Türkmenler mi var? Bir şeyden değil ama hani neredeler ve sayıları nedir? Demek otonom gruplar, bilmek istiyorum, değerlendirebilmek açısından. Kimlerden oluşuyor bu gruplar, içlerinde farklı kesimler var mı, hani biraz anlamak için.

Karadenize açılmışlar. Ha öyle mi? O zaman tabi ki yarı-otonom gruplar halinde kendi kararlarını verebilirler. Ben daha önce de söyledim onları kimse tutamayadabilir. Bazı hassasiyetleri göremiyorlar. Ama neredeler, ne kadar varlar, sayıları kaçtır, bilemiyorum tabi.

Murat Karayılan 11 aylık çatışmasızlık sürecinde 149 operasyon 49 hava saldırısı gerçekleştiğini söylüyormuş,  bu saldırılarda 94 gerilla 123 asker hayatını kaybetmiş. Başka ne tür belirlemeleri var, çatışmasızlık için ne diyorlar? Siyasal kazanımların olduğunu söylüyor. Özellikle KCK operasyonları ve bu son Karargah aramaları için danışıklı döğüştür, bunlar ciddi değildir, çıkışsızdırlar, demokratik açılımda samimi değiller. Çatışmasızlık için ellerinin tetikte olduğunu, hazırlıklı olduklarını ama ilk tetiği çekenin kendileri olmayacağını belirtiyorlar. Ha, demek öyle. Gruplar hala Türkiye içinde her yerde varlar sanırım.  

Ben stratejik önderliğim, sosyolojik belirlemeler yapıyorum, talimat vermiyorum, bunu uygun da bulmam, siyasi etik açısından doğru olmaz, görüşlerimi belirtiyorum. Herkes gibi benim de tartışma hakkım var. Ama onlar kendi kararlarını daha öncede söyledim kendileri alırlar. 

Avni özgürel devletin kurumları arasında çelişki yok diyor demek. Benim için de görmezden gelinmem  durumunda Kürt sorunun çözülemeyeceğini, en demokratik anayasa yapılsa bile Öcalan’ın görmeden Kürt sorununu çözemezsiniz, diyormuş.  TRT dışındaki haberlerde öne çıkan ne var, bana yönelik neler söyleniyor, eleştiri var mı, olumlu , olumsuz?

Van’da neler var, nasıl gelişmeler?  Van’da olaylar var, halkın tepkileri kendiliğinden mi? Van’da ilerleme var. Sanırım Erciş’te olaylar yoğun, orada da bir hareketlilik var. Başka benden bilmek istedikleri, halkın öğrenmek istedikleri ne var?

Aslında bu konu daha önce çok tartışıldı, bu konuya girmek istemiyordum. Bütün bunlar danışıklı döğüştür, işte bizimkiler de söylüyor. Evet bütün bunlar danışıklı döğüştür, yok öyle operasyon moperasyon, özel harp dairesine girmişler, kozmik oda şeyleri. Ne zaman ki Kürtlere AKP bir operasyon yapıyor, bunu örtbas etmek için işte ben bazı adımlar atacağım ama bana engel oluyorlar, ordu bana engel çıkarıyor, diyerek Kürtlere yönelik belirsizlik yaratıyor. Ne zaman Kürtlere karşı bir operasyon yapılsa hemen orduya karşı da bir şeyler yapılarak, orduya karşı operasyon görüntüsüyle Kürtlere yapılanların üstü örtülmeye çalışılıyor. İşte şimdi de KCK operasyonunu yaptı, bu karargah baskını falanla da gündemi değiştirdi. Tüm aydınları da -Avrupa’nın hiç sesi çıkmıyor deniliyor– olası gelecek tepkileri de ortadan kaldırdılar. KCK operasyonu oldu bu bir provokasyondur ama hiç kimseden çıt çıkmadı, tartışılmıyor. AKP ordu ile danışıklı döğüş halindedir. AKP yedi yıldır bunu yapıyor. Yedi yıldır çözüm yönünde ciddi somut bir adım atmadı. AKP hep aynı şeyi yapıyor. Demokratik açılım diyor ama bu demokratik açılım değil, bu açılım değil, bu olsa olsa baskı açılımıdır. İşte biraz özgür durmaya çalışan Kürtleri hapishanelere tıkıyor, KCK üyesidir diyor.

Kürtlerin özgür-demokratik siyaset yapmak isteyen kesiminin önünü kesiyor, orduyu bahane ediyor. Yani Kürtlere bana sığının diyor. Daha önce söylemiştim, bir yandan Kürtleri tasfiye ediyor öte yandan para vb. şeylerle bazı ailelerle Kürtleri kendine bağlamaya çalışıyor, bu açılım maçılım değil. Buna karşı Kürtlerin gerçek demokratik açılımı, kendi demokratik duruşlarını hayata geçirmeleri gerekiyor, bütün Türkiye için. Eğer siyaset yapacaklarsa, eğer özgürlükleri için mücadele edeceklerse bu provokasyonu  iyi görmeleri, bunun ne olduğunu bilince çıkarmaları gerekiyor. Hatta 2010’da bu bir mesaj olarak da düzenlenebilir. AKP’yi yüzde onun altına düşürmeleri gerekir. Bunların tasfiyeden başka bir çözümleri yok. Kürtleri bu yolla kendilerine bağlamak istiyorlar. Ben işte buna karşı savunmaları geliştirdim. Ortadoğu kültürünü demokratikleştirmek savunmamda buna ilişkin ayrıntılar var. Bu tür oyunları boşa çıkarabilmeniz, siyaset yapabilmeniz için bunları anlamanız gerekiyor. Ben bu yüzden siyaset akademileri önermiştim ama gerçekleşmedi, gerçekleştiremediniz. Bunların mutlaka yapılması gerekiyor. Bunu bir sürü yerde hatta dört parçada, İran, Irak, Suriye, Türkiye Kürdistan’ı hatta Avrupa’da; kadınlar için de Özgürlük Akademisi demiştim, bunları hayata geçirmeniz gerekiyor. AKP bile söylediklerimizi alıp bir sürü siyaset akademisi açtı, oysa sizin bütün bunları tartışıp, savunmalarım ekseninde bilince çıkarabileceğiniz, çatır çatır siyaset yapabilmeniz için siyaset akademileri önermiştim. Bu arada bütün demokratik kurumları etkin ve güçlü bir şekilde kullanmasını bilmeniz gerekiyor.

Kendinizi iyi ifade etmeniz, doğrularınızı çatır çatır her platformda anlatmanız, tartışmayı bilmeniz gerekir. Sebahat de, Emine de Gülten de diğerleri de benim söylediklerimi, AKP’nin bu provokasyonunu çıkıp meclis kürsülerinde, halkın önünde tartışmalıydılar, kıyameti koparmalıydılar. Kürt sorunun demokratik çözümüne ilişkin görüşlerimizi anlatmalıydılar, gerekirse bütün kamuoyunu ayağa kaldırmalıydılar ama yapamadılar. Burda milletvekillerine de bir eleştiri yapacağım. Meclis siyaset kürsüsünü yeterince iyi kullanamadılar, yeterince siyaset yapamadılar. Bir Kamer Genç kadar bile gürültü koparamadılar.

Bu vesileyle tekrar söylüyorum. 2010 mesajımı da bu temelde vermek istiyorum. İşte KCK, siyasal soykırımdır diyor, doğrudur, siyasal soykırımdır. Kürtlere uygulanan siyasal soykırımdır, ekonomik soykırımdır, kültürel soykırımdır. Buna karşı halkın ciddi bir direnişi olduğunu, örgütlü bir duruşla buna karşı çıktığını biliyorum ve onlara inanıyorum. 2010’da siyasal örgütlülüklerini yükselterek demokratik bir ulus olma temelinde özgürlüğe ulaşmak için bütün güçlerini seferber etmeleri gerekir. 2010 yılının demokratik temelde büyük bir mücadele yılı olması gerektiğini bir kez daha vurguluyorum. İşte 15 Şubat’a kadar AKP’nin tavrı da gerillanın duruşu da biraz netleşir. Abbas söylüyor, otonom gruplardır, kendi tepkileri var, biz bile engelleyemeyiz diyor, ben de engelleyemem. Şimdiye kadar birşeyler yaptım, buraya kadar getirdik. Ama böyle devam edemeyeceğini Hükümet’in görmesi gerekir. Ben burada öyle taktik maktik şeyleri vermiyorum, talimat da vermiyorum, bunu doğru da bulmam. Benim ki pratik önderlik değildir, ben siyasal-ideolojik önderlik yapabilirim, bunları da sosyolojik değerlendirmeler olarak sunuyorum. Ama böyle gelişirse kimse bunun önünü alamaz. Sadece dağlarda değil, çok vahim sonuçları olacak çatışmalar derinleşir. Türk aydınlarının da bunları görerek o yüzden Kürtlerle demokratik siyaset yürütmesi gerektiğini söylüyorum. AKP’nin provokasyonlarına gelmek yerine bütün bunları açığa çıkararak onların da kıyamet koparmaları gerekir. Bunları da ekleyerek, savunmalarımdan da yararlanarak bir 2010 mesajı düzenlenebilir. Dili uygun olsun. Ortadoğu kültürünü demokratikleştirmek adlı savunmamdan da yararlanılabilir. Bu savunmayı ne yaptınız? Kaç sayfa tuttu? Kaç sayfalık bir kitap olur? Iki yüz sayfa az değil mi? Yol haritasıyla birlikte mi? Ha 160 sayfayı alamadınız değil mi? Diğer kitaplar kaç sayfaydı.

Milletvekillerinin mahkemeye çıkarılma durumlarını  biliyorum, dinledim. Aysel kendine dikkat etsin. Tutuklanma şeylerine falan girmesin. Avrupa Parlamentosu şeyi var, Avrupa’ya gidebilir ama gene de kendisi bilir. Ahmet Türk için de aynı şeyi söylüyorum.  Ahmet Güney’e de gidebilir. Barzani ve Talabani’ye desin “ABD sizin hakkınızı arıyor benim de hakkımı arasın”.

Bekir e ceza mı verildi? Doğan Erbaş hala dost mu? Ertuğrul Özkök’ün yerine kim gelmiş?

Mektuplar üzerine konuşacağım. Bana cezaevinden gelen mektuplar var, onlara ilişkin bazı değerlendirmeler yapacağım. Tekirdağ’dan pek çok küçük küçük mektuplar, Van cezaevi’nden iki mektup. Gene Bakırköy’den Gönül Erdoğan, Narin Falay’ın mektuplarını aldım. Bakırköy’deki bayan arkadaşlara selamlarımı söylüyorum, metuplarını beğendim. Orada biri daha vardı, Mesil Demiralp, onlarla görüşülabilir. Sanırım orada bayağı bayan arkadaş var. Yine Bitlis’ten bir grup bayan arkadaş var.  mektup yazmışlar. gene Midyat  cezaevinden İnci Roj ile Şadiye Manap’ın mektupları var, onlara ilişkin bir iki şey söyleyeceğim. Enver Özkartal’ın 18 sayfalık mini bir değerlendirmesini, felsefik belirlemeler yapıyor, verdiler. Önemli buldum, derinlikliydi, savunmaların özünü anlamışa benziyor. Çalışmalarına devam etmesini öneriyorum. Genel olarak cezaevinden gelen mektupları iyi buluyorum. Arkadaşların gelişmeleri fena değil. Ama Enver Özkartal’ın da görebildiği gibi direnmek, maddi bir şey değildir sadece. Cezaevinde direnmek manevi bir şeydir. Sadece maddi olarak direnemezsin, sadece fiziki olarak cezaevi şartlarında direnemezsin. Sadece maddi olarak direnirsen bu fiziki yok oluşa kadar gider, manevi gücünüzü açığa çıkarmalısınız. Manevi olarak güçlü olmak gerekir ki cezaevi şartlarına dayanabilesin. 2010 yılı cezaevlerindeki arkadaşlar için manevi özgürlük yılı olacaktır, yeni yıllarını bu temelde kutluyorum.

Gene Enver Özkartal’ın sonsuz boşanma kavramına ilişkin belirlemesi var. Ben kadın arkadaşların da bunu kavradığını düşünüyorum. Bu anlamda manevi bir güç açığa çıkardıklarını da düşünüyorum. Sonsuz boşanmadan kastım beş bin yıllık erkek egemen kültüründen boşanmadır. Kadın üzerinde bu beş bin yıllık tahakkümü ben tecavüz kültürü olarak nitelendiriyorum. Bu kültürden boşanmak elbette kadının özgürleşmesini getirecektir. Kadının özgürlüğü toplumun demokratikleşmesinin özgürlüğünün de temelidir. Kadını ulusun, sınıfın ötesinde toplumun ilk ezilen kesimi, ulusu olarak niteledim. Elbette ki kadının özgürlüğü ve eşitliği, eşit bir topluma gidecek tek yoldur. Toplumun eşitliği diyorsak bunu sağlamak gerekir. Sonsuz aşk kavramından ise özgürlük aşkını, maddi anlamda değil ama manevi anlamda büyük bir gücü açığa çıkarmayı kastediyorum. Bundan maddi bir kazanç ya da mutluluk sağlayamazsınız ama sonsuz boşanmadan insan olarak, kadın olarak özgürlük ve güzelliğinizi, Hellenleşme, tanrıçalaşma diyoruz ya, işte İştar, İnanna sağlayabilirsiniz. Manevi olarak kazanırsınız. Kadınların örgütlenmeleri özgün dür değil mi, öne çıkan kim var? İyiler ama.

Ben kadının sadece siyasal anlamda değil, ideolojik ve manevi anlamda da derinleşeceklerini, derinleştiklerini düşünüyorum. 2010’da erkek egemen kültüründen sonsuz boşanma temelinde özgürlüklerini yükselteceklerini düşünüyorum. Özgür kadın akademilerini, özgürlük akademilerini önermiştim. Kadın için daha önce söylediklerimi ve savunmalarımı da dahil ederek ayrı bir 2010 mesajı yayınlanabilir. İnci Roj’dan yeni bir mektup aldım, ilginç biridir. Cezaeviyle ilgili sorunlarını daha önce dile getirmiştim, bununla ilgili Şadiye Manap’tan da mektup almıştım. İnci Roj, bu kadına karşı tepkilerinden hatta kendini yakmaktan söz ediyor. Ben bunu doğru bulmuyorum. Fiziki anlamda arkadaşların kendilerine zarar vermesini zaten istemediğimi söylemiştim. İnci Roj ve Şadiye Manap’a daha önce söylemiştim; kendi sorunlarını bu kadar çıkışsız yapmasınlar. Olayı buraya getirmeden tartışmayı bilmeleri gerekir. Hatta ben onlara bu tartışmalarını üçüncü kişilere açmalarını önermiştim, tekrar öneriyorum. Bundan çok verimli ve iyi sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. Kendilerini bu temelde görülüp, konuşularak bilgilendirilebilirler. Bakırköy cezaevine de gidilebilir. Gönül Erdoğan’ın mektubunu da beğendim. Türkmen tarihi üzerine çalışabilir. Bakırköy’deki bütün bayan arkadaşlara da selamlarımı söylüyorum. Van cezaevinden Selahattin Sayan’ın mektubu var. Edirne cezaevinden gelen mektuplar var. Arkadaşların tümüne selamlarımı gönderiyorum. 2010’da manevi özgürlüklerinde derinleştireceklerine inanıyorum. Bir de Mehmet Seyit Öcalan diye birinden mektup aldım. Akrabam değil, Yukarı Göklü’dendir, bizim komşu köy. Kendisine selamımı  iletiyorum. Muş, Bulanık ve Van’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

İyi günler.

Herkese selamlar 

 

                                                                                                                      30 Aralık 2009

 

…..  

 

 

Bilindiği gibi farklı bir şey yok.  Bir pencere kapının yanında açmışlar. Gelenlerle haftada bir saat görüşüyorum. Gelenlerin ailelerine selamımı iletiyorum. Operasyonları  az çok radyodan dinledim. Evet operasyonlar devam ediyor, durumlar nasıl?

Ben daha önce söylemiştim, başka operasyonlar da gelecek bunun için hazırlıklı olsunlar demiştim. Bu uyarıyı önceden yapmıştım. Sizin de dışarıda kalan arkadaşlarınızın hiç birinin garantisi yoktur, kimsenin garantisi yoktur. Bunun hukukla alakası yok, siyasi bir karardır. Açılım buysa bu gerçekten çok acıdır, kabul edilemez. Halka, arkadaşlara, yöneticilere, milletvekillerine de belediye başkanlarına da bütün yöneticilere şunu söylüyorum. Duruşları sağlam, net olsun ama dikkatli davransınlar.  Şunu diyorum, giden arkadaşların yerini yenilerinin doldurması gerekir. Bunu daha önce defalarca söyledim. DTK için bunu demiştim, yine akademilerde sürekli kadro yetiştirilsin demiştim. Gidenlerin yerinin aniden dolduracakların da yetişmiş ve hazır olmaları gerekir. Bu Ankara’daki operasyon gündemi saptırmak içindir. Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik operasyonu gündemden düşürmek, gündemi değiştirmek içindir.

Evet, yakalananlara geçmiş olsun, kalanlara da saygı selamlarımı iletiyorum. Giden arkadaşların yerlerinin en kısa zamanda doldurulması gerekir. AK partinin açılımı budur işte. AKP’nin asıl amacı şudur. Kendine göre Kürt, kendine benzeyen Kürtleri getirip bir parti kurmaktır. İşte biz bunları tasfiye edeceğiz yerine işte partiden kaçanlar da dahil kendine bağlı kişilerden oluşan kendi güdümünde bir parti kurarız anlayışındalar. Halbu ki bunu herkes bilmelidir ki kaçanlar olsun diğer işbirlikçileri olsun değil bunlarla parti kurmak, bölgede halk bunları tükürükle boğarlar. Bu plan projenin özü budur. Amaç Kürt özgürlük hareketini, siyasetini tasfiye etmektir. Aysel’e, Ahmet’e özel selamlarımı iletiyorum, diğer milletvekillerine ve belediye başkanlarına da selamlarımı iletiyorum. Hem milletvekilleri hem de belediye başkanları provokasyonlara gelmesinler, dik duruşlarını devam ettirsinler. Tasfiye hareketi önce benimle başladı, sonra DTP ve demokratik toplum hareketine, belediyelerle devam ediyor. Bu devam edebilir, çok hazırlıklı olmak gerekir. Tedbirlerini alırlar. Halkın buna tepkileri oldu mu? Bu tepkiler nereye gidebilir?Bu bir aylık süreç içinde ne kadar gözaltı, ne kadar tutuklamalar oldu? Urfa’da da yakalanmalar oldu mu? Bana Urfa cezaevinden bir mektup geldi. Müslüm Gökçe.Selamımı iletiyorum.

Cemil, Cuma, Fuat, Abbas, Karasu onlar ne yapıyor? Roj tv’ye çıkıyorlar mı? Murat onlar medyaya çıkıyor mu? Sağlık durumları nasıl? Rıza hangi alanda çalışıyor? Avrupa’da durumlar nasıl?

Herkesin, bütün bana selam gönderen halkımıza selamlarımı iletiyorum. Yılbaşı dolayısıyla bir şey hazırlanıp, benim adıma bütün halkımıza iletilebilir. Bütün dost, arkadaş ve halkımızın yeni yılını kutluyorum.

İyi günler.

 

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com