Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadın  Özgürlük Mücadelesi Kazanılmadan Sosyalizm, Demokrasi Ve Özgürlük Mücadelesi Başarıya Ulaşamaz  

                                   

   Daha önce belirttiğim gibi, cezaevinden kaynaklanan eski sorunlarım devam ediyor. Geceleri uyuyamama durumu devam ediyor, nefes alıp vermekte zorluk çekiyorum. Yine Prostat vb. yaşla alakalı hastalıklarım da var. Ama koşullara dayanmaya çalışıyorum. Bu saatten sonra da bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. İşte 11 hatta 12 yıldır burada dayandım, dayanmaya çalışacağım. Ben dayanırım da diğer arkadaşlar dayanır mı bilemiyorum. İleride koşullar değişir mi bilmiyorum. Sonuçta sağlığım cezaevi sistemine bağlıdır, sağlık sorunlarım bu şekilde ele alınsın. Sağlık durumum böyle. Buraya getirilen diğer arkadaşlarla görüşüyoruz.

   Ertuğrul onlar Çatı Partisi konusunda ne diyorlar? Yeni bir şey yok yani. Diyarbakır’daki konferansa Türkiye’den kimler katıldı? Kaç konuşmacı vardı? Sonuç nedir, ne diyorlar? Evet, bu önemli. Toplumun da dahil edilmesi gerekiyor. Zaten bizim demokratik siyaset anlayışımızda, geliştirmek istediğimiz model tabanı esas alır, tabandan tavana doğru bir örgütlenme tarzımız vardır. Daha sonra değineceğim bu hususa. Alman Sol Parti milletvekili Norman Paech’e selamlarımı söylüyorum.

   Cevat Öneş ne diyor? Türkiye’nin meseleye iç güvenlik sorunun da üstünde Ortadoğu’daki hedeflerini gözeterek yaklaştığını çözümün olgunlaşması için seçimlere kadar çatışmasızlık ortamının devam etmesi gerektiğini belirtiyormuş. Bir de benim artık Kürt sorunun çözümünde bir nevi Mandella gibi tarihsel liderlik rolünü oynamamın zamanı olduğunu söylüyor. Zaten ben yıllardır bunu yapmaya çalışıyorum, bunu yapıyorum ama engelleyenler var.

   Anketlerde bir şey var mı? Oy oranları nasıl? AKP’nin oyları herhalde yüzde otuzlara kadar düşmüş. CHP ve MHP de oy oranını artırmaz. Muazzam bir işsizlik ordusu oluştu. On beş milyona yakın kararsız seçmen var, bunların yeni bir partiye ihtiyaçları var. Bunun için Çatı Partisi çalışmasını önemsiyorum. Türkiye’nin böyle bir alternatife ihtiyacı var. Ufuk Uraslardan bir haber var mı, partileri oluşacak mı? Bıraktılar mı, çalışmıyorlar mı, olmayacak mı, oluşturmayacaklar mı? Ancak barajı aşmaları için çalışmaları, biraraya gelmeleri gerekiyor.  

   Filiz onların sorunu vardı, devam ediyor mu? Hayır, öyle olmaz. Birbirlerine o şekilde yaklaşmamalılar. Böyle kısır tartışmalar içerisine girmemeliler. Sorunlarımız devasadır, çözüm için el atmayı gerektiriyor, enerjilerini böyle kısır tartışmalar içinde tüketmemeliler. Gidip hepsiyle tek tek görüşmek lazım. Ertuğrul onlarla diğerleriyle tekrar görüşmek gerekir. Kısır tartışmalara girmesinler, yeni partiye ihtiyaç var. Bu yeni parti çalışmalarına ağırlık versinler, bu boşluğu doldursunlar. Kapitalist sistemin yarattığı devasa sorunlar var. İşte Türkiye’de muazzam işsizlik var. Hatırlıyorum, bize geçmişte Türklerden, diğer farklı kesimlerden gençlerin çok ilgisi vardı, bize geliyorlardı, katılıyorlardı, herhalde bugün de öyledir. Bu gençlerin örgütlenmesi lazım. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu gençler örgütlenebilir. Bu yapılırsa muazzam bir güç ortaya çıkar. Filiz onlar anlamıyor mu bunları, niye böyle yapıyorlar? Batı’daki insanların örgütlenmesi gerekiyor. Kısır tartışmalarla zaman kaybediyorlar, Sol’un durumu ortada, bizim onları bekleyecek durumumuz yok. Bu yakıcı sorunlara artık zaman kaybetmeden el atmamız gerekiyor. BDP bu perspektifle Batı’da örgütlenmesini güçlendirebilir, Afyon’da, Bursa’da, İzmir’de, diğerlerinde örgütlenmelidir. Bergama örneğini biliyorsunuz. Bergama köylülerinin mücadelesinin içinde gençler de yer alıyordu. BDP böyle bu tür sorunlara da duyarlı olmalıdır. BDP her türden ülke sorunlarıyla ilgili olduğunu gösterir ve pratikleştirirse ancak böyle bir Türkiye partisi haline gelir, o zaman oy oranını da bu paralel de yükseltir.

   Günlük gazetesi düzenli olarak her gün çıkıyor mu? Ben burada Günlük gazetesini istedim, vermediler, bakacağız. Tirajı ne kadar? Daha fazla olması lazım. Tirajlarını yükseltmeleri lazım. Türkiyelileşme perspektifine uygun kendilerine yeni bir dil oluştursunlar, çatı partisini de çok iyi işlemeleri lazım.

   Arkadaşlar anlattı bana. Komploda Mossad’ın işin içinde olduğunu söylüyorlar. Demirel İsrail’in hiç bir rolünün olmadığını söylemiş. Üç kağıtçı yalan söylüyor. Ben bu işin Mossad’ın işi olduğuna inanıyorum.

   AKP’nin anayasa değişikliği paketinden ve BDP’nin değerlendirmesinden de haberim var. Kırmızı çizgilerden bahsediyorlar, BDP seçim barajının yüzde beşe düşürülmesini istiyor, bu şartla destek vereceklerini söylüyorlar anayasa paketine. Sadece bu şartla destek vermek olmaz, bu yetersiz bir yaklaşımdır. Bu yetersiz yaklaşımı eleştiriyorum. AKP’nin getirmek istediği “Türkiye milletvekilliği” büyük bir oyundur, aslında burada amaçlanan BDP’nin mecliste grup kurmasının önüne geçmektir. BDP bunu göremiyor. Ben burada tekrar eleştiriyorum onları, bu oyunları görebilmeleri, derinlikli yaklaşmayı bilmeleri gerekiyor. Bu yüz kişilik Türkiye milletvekilliği BDP’nin mecliste grup kurmasını engellemeye yönelik bir düzenlemedir.  

   Ha yüz olmuş, ha elli olmuş. Farketmez sonuçta aynıdır. Aslında BDP bunu görebilmeliydi nasıl göremediler anlamadım. BDP’nin tek başına seçim barajının düşürülmesi koşuluyla destek verdiğini beyan etmesi yetersiz bir yaklaşımdır. AKP binlerce çocuğu cezaevine göndermiş hala da tutuklamalar devam ediyor, yüzlerce siyasetçi cezaevindedir. Bu anayasa paketine destek vermek için öncelikle anti- terör yasasının değiştirilmesi gerekiyor. Hatta değiştirilmesi yetmez tümden kaldırılması gerekiyor. Bu anti- terör yasalarıyla bir sürü insanı cezaevine gönderiyorlar. Bu yasanın kaldırılması gerekiyor. AKP gerçekten samimiyse önce bu cezaevindeki çocukları, tutuklu Kürt siyasetçileri serbest bırakmalıdır. Hepsi bu anti- terör yasasına dayanıyor. Bu yasa değiştirilmeden, kaldırılmadan Kürtler bu anayasa paketine destek vermemelidir. Hatta destek vermeme değil, bu anayasa paketinin en sert muhalefetini Kürtler yapmalıdır. Bu konuda demokratik tepkilerini sonuna kadar kullanmalılar, her yerde bunun anti-propagandasını yapmalılar, yüzde seksen oranında bu anayasa paketine hayır demelidirler. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ben daha önce zaten söylemiştim, üç temel ilkeyi. Bu üç temel ilkeye dördüncü bir ilke eklemiştim. Bunlar demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve dördüncüsü demokratik anayasadır. Bu dördüncü ilke olan demokratik anayasa çerçevesinde bir yaklaşım olmalıdır. Bütün bu ilkeleri kapsayacak yeni demokratik bir anayasanın inşası gerekmektedir. Biz bu temelde ancak iki koşulda anayasa paketine destek veririz. Bir, seçim barajının düşürülmesi. BDP’nin bu konudaki tavrı olumludur, ancak yetersizdir, daha derinlikli muhalefet yapmaları gerekiyor. İkincisi anti-terör yasalarının kaldırılmasıdır. Bu vesileyle öncelikle tüm cezaevindeki çocuklara gösterdikleri duyarlılıktan dolayı sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum. Daha önce ve 15 Şubat vesilesiyle tutuklanan çocuklara ve diğer tutuklananlara sevgilerimi, selamlarımı söylüyorum.

   AKP bu konuda çok kurnaz ve sinsice hareket ediyor. Demokratik adımlar olarak gösterdiği bütün çalışmalarının özünde Kürtlerin demokratik siyasetinin, gerçek demokratik açılımının tasfiyesi amacı var. İşte konferansta Mithat Sancar’ın bu yönlü görüşleri de olmuş. O da bahsediyor. Burada amaçlanan Kürt siyasetinin, gerçek demokratik açılımın tasfiyesidir. Sorunları çözmek istiyor gibi gözüken AKP aslında sorunların çözümü önünde en büyük engeldir. O kadar operasyon yapıp çocukları, siyasetçileri cezaevine gönderiyorsun sonra demokratik açılım diyorsun. Kimseyi bırakmadılar. Demokratik yarış diyorsun, bu koşullarda demokratik yarış yapılır mı, bunun adı demokratik yarış olur mu? Aslında AKP Kürt sorunun demokratik çözümü önünde en büyük engeldir. Bu durumu çok iyi işlemek lazım. Avni’ye, Cengiz’e, Ahmet’e, Yasemin’e diğerlerine bunları iyi anlatmak lazım. AKP sorunu çözmek istiyormuş gibi gözüküyor ancak çözdürmüyor. Aslında devlet AKP’ye göre çözüme daha yakındır. Aslında tam devlet de değil devletin yetkili ve etkili organları çözüme yakındır, çözüme hazır gibi gözüküyorlar, çözüm demeyeyim de tartışmaya, diyaloga daha açık gözüküyorlar. Bugün bunu engelleyen AKP’nin kendisidir. 11 yıl önce buraya ilk getirildiğim dönem sorunun çözümü önünde MHP engeldi. Bugün ise AKP engeldir. İşte görüyorsunuz bugün AKP’nin önünde hiç bir kurum duramıyor, sesini çıkaramıyor, karşı koyamıyor, işte Başbuğ’u görüyorsunuz. Ben 11 yıl önce buraya ilk getirildiğimde devletin dört kurumu gelip benimle görüşmüştü. Sorunun çözümünden bahsediyorlardı. Ben onlara sizin gücünüz bu sorunun çözümüne yeter mi? demiştim,  güçlerinin yetmediği zamanla ortaya çıktı. O zaman MHP sorunun çözümünü engelledi. Bugün ise AKP aynı misyonu görüyor. Bu belirteceğimi de gazetede manşet yapılabilir. Devlet diyaloga hazır ama AKP çözüm önünde en büyük engeldir. Bunu da çok kurnazca, sinsice yapıyor. Çözüyormuş gibi görünüp aslında tasfiyeyi geliştiriyor.

   Daha öncede söylemiştim. Türkiye’de iki tür hegemonya bugüne kadar gelişmiştir. Birinci hegemonya MHP ve CHP’nin temsil ettiği Beyaz Türkçü hegemonyadır. İkincisi ise AKP’nin temsil ettiği Yeşil Türkçü hegemonyadır. İki hegemonyanın temelinde de faşizm yatar, ikisi de kurumsal faşizmdir. MHP ve CHP’nin temsil ettiği Beyaz Türkçü hegemonya 19. Yüzyıla kadar kendisini dayandırır, yüz yıldan fazla geçmişi var. İttihat terakki zihniyetinin devamıdır. Alman milliyetçiliğine dayanır, Alman ulusal faşizminden esinlenmiştir, kaynağı budur. MHP ve CHP’nin temsil ettiği bu Beyaz Türkçü hegemonya ile Türkiye’yi bir yere kadar getirdiler, bir yere kadar bu politikaları uyguladılar. Şimdi ise uygulanan AKP’nin temsil ettiği Yeşil Türkçü hegemonyadır. AKP’de temsiliyetini bulan Yeşil Türkçü hegemonyanın kaynağı ise İngiltere ve Amerika’ya dayanır, Anglo-Sakson’dur. AKP bugün de bu güçlerden desteğini alıyor. Bu iki hegemonyanın faşizmi de kurumsaldır. Mustafa Kemal bu iki hegemonya arasında kalmıştır, ikisinden de değildir, tek başınadır, bağımsızlıkçıdır ama çok cılızdır. Bu iki güç arasında kalmıştır, hiç bir şey yapamamıştır. Mustafa Kemal öyle çok abartılacak biri de değildir. MHP ve CHP’nin çizgisi ulusal-faşist bir çizgidir, inkar-imha ve asimilasyona dayalıdır. AKP ise her ne kadar kendisini liberal çizgide gösterse de daha kurnaz ve daha sinsidir. AKP şu anda yüzünde liberal bir maske var. Yüzü şirin görünüyor ancak o maskenin altında çok sinsi ve çirkin bir yüz var. Bunu görmek gerekiyor. AKP’nin maskesinin altındaki yüzünü iyi görmek gerekiyor, politikayı da bu yönlü derinlikli ele almak gerekiyor. AKP yüzüne liberal maskeyi takıp, sorunları çözüyormuş gibi gözüküp gerçekte tasfiyeyi örmeye çalışıyor. AKP’nin gösterdiği yüzüne aldanılmamalıdır, gerçek yüzü görülmelidir. Sinsi ve kurnazca oynuyor. Şu anda AKP’nin yürüttüğü politikalar ‘90’lı yıllarda Çiller’in yürüttüğü politikalardan daha tehlikelidir. Çiller döneminde açık bir şekilde imhayı dayatıyorlardı, bunu açık yaptıkları için herkesçe görülen bir tehlikeydi. Ama şimdi ise AKP daha gizli ve derinden bu işi yapıyor. Görünüşte Erdoğan ve Beşir Atalay’ın dediği gibi demokratik açılım, milli birlik projesi gibi söylemlerle sorunları çözmeye çalışıyor gibi gözüküyorlar ancak uygulamada tersi yaşanıyor, tersi yapılıyor. Bu iki hegemonya kurumsal faşizmdir. İşte Cengiz Çandar da işte Lozan’da yapılan hatalardan bahsediyor. Orada hatalar yapılmasaydı sorun bu kadar büyümezdi, diyor. Lozan’da yükseltilen Tek Türkçülük’tü. Şimdilerde ise yükseltilmeye çalışılan Tek Kürtçülük’tür. İkisinin de bizim anlayışımızda yeri yoktur.  Biz demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik anayasa ilkeleri çerçevesinde bir demokratik yaşamı, demokratik birlikteliği esas alıyoruz.

   Bütün bunlar karşısında Kürtler, bilinçli olmalıdır, demokratik siyasetlerini, demokratik komünlerini geliştirmelidirler. Kürtler devletten artık hiç bir şey beklememelidir. Devlete dayanmadan, devletten bir beklenti içine girmeden kendi demokratik örgütlülüklerini geliştirmelidirler, kendi sistemlerini oluşturmalıdırlar. Kendi yaşamlarını bu şekilde doldurmalıdırlar. Eğer Kürtler demokratik bilinçlerini, demokratik siyasetlerini geliştirmiş olsalardı, demokratik siyaset anlayışı toplumun geneline yedirilseydi bu kadar genç hayatını kaybetmezdi. İşte Adıyaman’daki genç kendini yakmış. Malatyalı. Bu vesileyle tekrardan ailesine başsağlığı diliyorum, sevgilerimi ve selamlarımı iletiyorum. Söylediğim gibi demokratik siyaset zeminine olan inanç gelişmiş olsaydı böyle intiharvari eylemler yerine bu gençler kendilerini yaşatıp, toplum içinde demokratik bilinç, demokratik ruhla harıl harıl çalışırlardı. Yoksa bu kadar genç şimdi harıl harıl demokratik zeminde büyük bir iştahla çalışmalarını yürütüyor olacaktı. Ben bu yüzden demokratik siyaset akademilerini çok önemsiyorum. Bu akademiler olsaydı, buradan yetişecek gençler topluma hayat verirlerdi. Belki anlayamıyorsunuz demokratik bilince sahip olmak, demokratik komünler içinde yaşamak, demokrasiyi özümsemek hayatın her alanında insana değer katar, yaşama daha çok bağlar. Adıyaman’da bir kız çocuğunu diri diri gömdüler. Birçok yerde de kadın intiharları oldu, oluyor. Demokratik siyaset, demokratik bilincin toplumda örülmesi bunun çaresidir.

   Batman’da daha önceleri bir çok kadın intiharları oluyordu, son süreçte bunlar azaldı. Bunun sebebi Batman’da demokratik siyasetin gelişmesi, demokratik tartışmaların yükselmesidir. Demokratik kültür topluma yaygınlaştıkça daha çok yaşama bağlar. Benim siyaset felsefemde, bunca yıllık deneyimle ortaya çıkardığım en doğru sonuç, demokratik komünler halinde örgütlenmek ve toplumun her kesiminde bu komünleri yaymaktır. Savunmalarımın Özgürlük Sosyolojisi bölümünde bu konuları ayrıntılı olarak işledim, bunlardan faydalanılabilir. Savunmalarımda çözüm modelini de geniş bir şekilde açtım. Kapitalist moderniteden kurtuluş, demokratik uygarlığa nasıl ulaşılır? Bunları işledim. Benim siyaset felsefemin özü demokratik komüncülüktür. Bunu bir nevi eski dönemlerdeki aşiret, kabile ve tarikatlara benzetiyorum ancak demokratik komünleri zihniyeti bunlardan farklıdır. Demokratik komünler, bir nevi modern aşiret, modern kabile, modern tarikat, modern ailedir. Bütün bunların modern gelişmiş halidir. Örneğin avukatlarım da bir komün içinde yaşamalı. Bireyci olmamalıdırlar, birbirine destek olmalıdırlar. Kapitalizmin liberal, bireyci anlayışından kendilerini kurtarmalıdırlar. Bu anlayışa kapılmamalıdırlar. Çalışmalarında başarılı olmak için demokratik komün şeklinde örgütlenip, çalışmalıdırlar.

   Toplumun her alanında demokratik komünler şeklinde çalışıp, demokratik zihniyeti egemen kılarsanız sizi bekleyen tehlikelerin de önüne geçmiş olursunuz, sistemin size karşı yönelimlerini boşa çıkarmış olursunuz. İşte daha önce de belirttim, herkes kendi yerini bilmeli ve bulunduğu yerdeki konumuna göre uslubunu, tarzını şekillendirmeli, zihniyetini kendi çalıştığı alana göre şekillendirmelidir.

   Daha önce de belirttiğim gibi KCK ayrıdır DTK ayrıdır, BDP ayrıdır, her birinin görevi, işlevi, konumu, yerleri farklıdır. DTK, Kürtlerin demokrasisini, barışını geliştirir, bunu hedef alır. DTK’nın Türkiye’de Batı’da da çalışanları, dostları, müttefikleri olabilir ancak ağırlıklı olarak Kürtlerin demokrasisini, barışını hedefler, asıl hedefi budur. DTK’nın merkezi Diyarbakır’dır. DTK, Kürtlerin sivil toplum kuruluşudur, yasaldır, legaldir. Yan örgüt gibi olmamalıdır, yan örgüt haline de getirilmemelidir. DTK tabandan tavana örgütlenmelidir. Tabanı örgütleyip bütün alanları doldurup, bütün alanlardaki örgütlülüğü yaratıp üste doğru bir sinerji yaratmalıdır. DTK sadece Kürtlerin yaşadığı yerlerdeki boşluğu doldurur. Sanatsal, kültürel alandan tutalım, sosyal, ekonomik, spor, moda her alanda Kürtlerin ilişkisini düzenler, sorunlarını çözer. Mesela ilginçtir, düşünüyorum, Kürtler için bir bankacılık girişimi de olabilir, kendi bankacılık çalışmalarını da geliştirebilir. DTK bütün bu alanlardaki boşluğu doldurur. BDP ise Türkiye partisidir. Türkiye’deki ve Kürdistan’daki siyasal boşluğu doldurur. Çalışmalarını bu yönlü yürütür. Sadece Kürdistan’da değil Türkiye’nin her yerinde metropollerde de kendisini örgütler. Merkezi Ankara’dır. DTK’nın Diyarbakır’dır. Bunlar demokratik, meşru zeminde, demokratik siyaset zemininde çalışmalarını yürütürler, yasaları bilerek, yasalara uygun davranırlar. KCK ise tamamen farklıdır, illegal bir yapılanmadır. Silahlı güçleri vardır. Dört parçada örgütlemesini yürütür, kendisini dört parçada örgütler. Ancak KCK, DTK ve BDP içine sızmamalıdır, onları yan örgütü haline getirmemelidir, bunlara dikkat etmelidir. Kendi modeline uygun örgütlemesini her yerde yapabilir ancak DTK ve BDP’nin içine sızmamalı, onları zor durumda bırakmamalıdır, yasaları gözeterek, bilerek hareket etmeliler. Ben bunları sadece Türkiye için bunları belirtiyorum. KCK İran’da, Irak’ta, Suriye’de nasıl örgütlenir, diğer oluşumlarla ilişkileri nasıl olur, bunu kendileri belirler. Ben oradaki koşullara hakim değilim, buradan oradaki koşulların ne olduğunu bilemem, kendileri kendi koşullarına hakimdirler, o yüzden bulundukları koşullara göre örgütlenmelerini nasıl geliştireceklerine kendileri karar verir. Benim buradan diğer parçalardaki örgütlenme modellerine karışmam çok doğru da olmaz. Bu konuda kararları kendileri verirler. DTK çalışmalarını Diyarbakır’da yürütüyor, merkezi orasıdır. Herhalde Yüksel de oradadır. Hatip’e çok selamlarımı iletiyorum. Yüksel ile beraber eşgüdümlü çalışabilirler.

   Ahmet Türk’ün DTK eş başkanı olması yönündeki talepler olumludur, iyi olur. Nasıl, kendisi ne diyor? Ahmet Eşbaşkanlığı kabul ederse gidip cezaevinde Hatip’le görüşür, onun da olurunu aldıktan sonra yaparsa daha iyi olur. Aysel de bu çalışmalara katılabilir. Aysel ile Ahmet de birlikte yapabilirler. Aysel de olabilir, Yüksel de olabilir farketmez. Hepsi bu çalışmalara destek sunabilir, önemlidir. DTK yasal bir yapılanmadır, bir çekincesinin olmasına gerek yok. 

   Operasyonlar sürüyor mu? Çatışmalar var mı? Bir gerillanın hayatını kaybettiği basına yansıdı. Ne zaman olmuş? İran’daki idamlar Kürt siyasetçilerle ilgili değil.

   Duran Kalkan Bahara kadar bazı gelişmeler de olabilir ve hazırlıklı olduklarını söylüyor. Tabi bu haftalar, bu iki üç hafta kritik haftalardır. Sonuç da tarafların yaklaşımı süreci belirleyecektir. Ben buradan sorunun çözümüne dair katkılarımı sunmaya devam edeceğim. Ama sonuç da bu tarafların vereceği karar önemlidir. İşte Cemil Bayık’ın geçenlerde yaptığı bir açıklamasını okudum. Büyük ve final niteliğinde bir savaşa hazır olduklarını belirtiyor. Tabi taraflardan olumsuz yaklaşımlar gelişirse çatışmalar derinleşir, bu sosyolojik bir tespittir, işin sosyolojisi gereği böyledir. Barış gelişmezse savaş derinleşir. Kendi hazırlıklarının olduğunu söylüyorlar, işte dört parçadan gerillaya katılımların arttığı belirtiliyor. Herhalde katılımlar artmıştır.

   Yine belirtiyorum, anlamlı yaklaşımlar gelişirse ben burada tarihsel rolümü oynarım. Ben burada PKK’ye de talimat vermiyorum, verme durumum da olmaz, bu doğru da olmaz. Bahar’ın ortasına kadar herşey netleşir. Bu haftalar kritik haftalar, çözüm yönünde olumlu gelişmeler olmazsa savaş derinleşir.

   Bütün kadınların 8 Mart’ını kutluyorum, selam ve sevgilerimi iletiyorum. Benim bu yılki 8 Mart’a ilişkin mesajımı Türkçe yanında bir sayfa da Kürtçe olarak hazırlanmalı. Kürtçe mesajım Diyarbakır’da okunabilir, her tarafta yayınlanabilir. 8 Mart’a ilişkin mesajımı daha önceki görüşlerimden, savunmalarımdan özellikle Özgürlük Sosyolojisi cildinde kadına yönelik belirlemelerimden ve  bu haftaki söyleyeceklerimden de harmanlayarak hazırlanabilir. Bu vesileyle 8 Mart’a ilişkin olarak şunları belirtebilirim: Sümerlere kadar olan beş bin yıllık süreçte ana-erkil bir dönem yaşandı. Sümerlerde bu ana-erkil dönem yerini baba-erkil ya da ata-erkil döneme bıraktı. Bu dönemde, Sümerlerde ata-erkil dönemin ilanı yapıldı. Sümerlerden bu yana geçen beş bin yıllık zaman da ata-erkil dönemdir. Günümüze kadar beşbin yıl ana-erkil beş bin yıl da ataerkil dönem yaşandı. Bizim anlayışımızda ne tam ana-erkillik ne de tam ata-erkillik vardır. Bizim anlayışımızda ikisini buluşturan, felsefeye dayalı, felsefik temeli olan bir birlikteliktir.  Evet kadın ve erkek bir arada yaşamalıdır, yaşayabilir. Ancak bu yanlış anlaşılmasın, burda kastettiğim bir cinsel özgürlük değildir, bunu da tasvip etmiyorum. Kastettiğim kadın erkek birlikteliği  felsefeyle yoğrulmalı ve felsefik temeli olan bir birliktelik olmalıdır. Kadın ve erkek birlikteliği ancak böyle anlamlı kılınabilir. Aksi durum işte vahşi kapitalizmde görülen kadın cinselliğine bizi götürür. Vahşi kapitalizmin bu kadın cinselliğinin sonucu felakettir, iğrençtir. Kaba cinselliğe dayalı, içi boş, felsefesi olmayan bir ilişki olmamalıdır. Kadın özgürlüğünden kastettiğim bilinçi ve iradeli kadındır. Benim kadına ilişkin düşüncelerim çok farklıdır, çok yenidir, Özgürlük Sosyolojisi kitabımda bu konuyu detaylı ele aldım oradan da yararlanılabilir. Kadın özgürlük mücadelesi kazanılmadan sosyalizm mücadelesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi başarıya ulaşamaz. 

   Yine kadın konusuyla ilgili olarak Berlusconi’den bahsetmek istiyorum. Bu belirttiklerim İtalya’daki İl Manifesto gazetesinde de benim adıma yayınlanabilir. Yine savunmalarımdan faydalanılarak İl Manifesto’ya Mart ayına ilişkin yazım hazırlanabilir. Biliyorsunuz Berlusconi kadınlara yaklaşımı yönüyle çok ön plana çıktı, çok tartışılıyor İtalya’da. Berlusconi’nin bir tespiti vardı, buna dikkat çekmek istiyorum. Berlusconi “Ben bütün İtalyanların hayallerinde yaşamak istediklerini yaşıyorum, o yüzden hedef gösteriliyorum” diyor. Berlusconi kendi açısından doğru bir tespitte bulunmuş. Biliyorsunuz Berlusconi kapitalist sistemin temsilcisi durumundadır. O yüzden İtalyan sosyalistlerine buradan sesleniyorum.  “Öcalan İtalyan Sosyalistlerine Sesleniyor” denilebilir. İtalyan sosyalistlerine çağrımdır. Berlusconi’nin yaşadıklarıyla İtalyan halkının hayalindekileri aşacak felsefik temele dayanan bir kadın erkek birlikteliğini yaratmak zorundasınız. İtalyan sosyalistlerinin bir görevidir bu; yani Berlusconi’nin yaşadıklarına ve İtalyanların hayallerinde yaşattıkları kadın-erkek anlayışına alternatif bir kadın-erkek anlayışı yaratmalılar. Vahşi kapitalizmin bu iğrenç, kaba kadın anlayışına karşı felsefik temeli olan, anlamlı bir kadın-erkek anlayışı geliştirmelidir. Bu anlayış yani doğru bir kadın-erkek, cins anlayışı geliştirilmezse sosyalizm mücadelesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi başarıya ulaşamaz, anlamsız olur ve sosyalist mücadele yarım kalır. Bu vesileyle bütün İtalyan halkına selamlarımı, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

   Son yaşananlar, bahsettiğim gibi Beyaz Türkçü hegemonya ile Yeşil Türkçü hegemonyanın savaşıdır bu. Beyaz Türkçü hegemonya tarihsel kaynağını İttihat Terakki ve Alman faşizminden alır. Bunlar statükonun devamını isteyenlerdir. Şu andaki statükocu kesimler bunlardır. Statükonun ötesine geçmek isteyen hegemonya ise Yeşil Türkçü hegemonyadır. Bunlarda belirttiğim gibi kaynağını ABD ve İngiltere’den alır, Anglo-Sakson’dur. Yaratılmak istenen Yeşil Türkçü Gladiodur. Daha önceki Beyaz Türkçü Gladio şu anda Yeşil Türkçü Gladio içinde eritilmeye çalışılmaktadır.

   Bu aralar Taraf gazetesine yazılı cevap veremem. Olmaz. Ahmet onlara, Yasemin Çongar’a selamlarımı iletiyorum. Cezaevi idaresi şu anda yazılı çalışma çıkarmamı engelliyor, buna izin vermiyor. O yüzden olmaz. Daha sonra, ileride tekrar ele alırız.

   Siirt, Kurtalan ve Eruh’taki kadınlara ve Selim Sadak’a da özel selamlarımı iletiyorum. Yine Siirtteki Koçerlere de  selamlarımı gönderiyorum. Koçerler gerçek insanlardır. Onlar hakkında özel projelerim var, daha sonra onlar hakkındaki düşüncelerimi ayrıntılı olarak anlatırım. Sıddık’a selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Emeklerinden, hizmetlerinden dolayı kendisine çok teşekkür ettiğimi belirtiyorum.

   Bana cezaevlerinden gelen mektuplar var, tüm cezaevlerindeki arkadaşlara çok çok selamlarımı söylüyorum. Trabzon cezaevinden Ebedin Abi ve arkadaşları, kendilerine çok selamlarımı iletiyorum. Rize Kalkandere’den bir arkadaşlar yazmışlar. Onlara selamlarımı gönderiyorum. Siirt cezaevinden İhsan Aksu, Hakime Çam, Mehmet Beştaş yazmışlar. Onlara da selamlarımı iletiyorum. Batman cezaevinden Mahsun Kahraman var, sık sık yazıyor. Kendisine selamlarımı gönderiyorum. Adıyaman cezaevinden Gülizar’ın mektubunu aldım. Selamlarımı iletiyorum. Yine Midyat cezaevinden Şadiye Manap’ın mektubunu aldım. Ona da selam söyleyin. Yine Erzurum cezaevinden gelen mektuplar var. Hepsine selamlarımı iletiyorum. İzmit cezaevinden bir arkadaşın mektubu var. Selamlarımı iletiyorum. Daha ismini okumadığım mektuplar var. Bütün cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Onlara önerim kendi felsefelerini, felsefik çalışmalarını oluştursunlar. Dersim halkına da selamlarımı iletiyorum.

   İyi günler.

   Herkese selamlar. 

    

   3 Mart 2010

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com