|
Operasyonların Yaratacağı Ortam Kaostur
27.02.2008
Bilinen sağlık sorunlarım devam ediyor. Yalnız
gözlerimdeki yaşarma-akıntı iyice arttı. Bazen
gözyaşında tuzlanma ve yanma oluyor. Bunun
sebebi ne olabilir? Burun akıntısı da devam
ediyor. Eskiye oranla şimdi biraz daha rahat
nefes alabiliyorum. Ancak bilinen sağlık
sorunlarım devam ediyor. AİHM ile ilgili bir
gelişme var mı? Ben bunları AİHM’e sunmak üzere
idareye vereceğim, onlarla konuşulup alınabilir.
Savunmalarımı bilgisayara geçirmenizi istiyorum,
redakte edilmesi gerekiyor. Sonra ben de yeniden
gözden geçirmek istiyorum. İdare ile
konuşursunız, ben konuştum, gerekiyorsa bunun
bir fotokopisini alırlar, size verirler. Ama
eğer vermeme ihtimalleri olursa, direkt AİHM
vermeyi düşünebilirim.
Yeniden yargılama dosyasında bir gelişme var mı?
Yunanistan davası açıldı mı? Yunanistan davası
önemlidir. Ankara’da Ağır Cezada süren bir
yargılama vardı, ne oldu? Ben zaten oraya bir
savunma sunmuştum.
Operasyonları radyodan takip ediyorum.
Belirttikleri kadar içeri girdiklerini
zannetmiyorum. Dağılma, parçalanma falan
diyorlar ama herhalde öyle bir şey yok.
Operasyon Amerika’nın inisiyatifyle oldu, ne
kadar süreceği de buna bağlıdır. Operasyon devam
ederse halk tepkileri daha da sertleşir. Türk
kamuoyu, aydınlar ne diyor?
Suni-Şii bloklaşmasının yaratılmak istendiğine
dair uyarıyı daha once de yapmıştım. Türkiye’nin
Güneye girmesi Kürt-Şia ittifakını doğurur.
Demek ki Kürt-Şia ittifakına el atıldı.
Askerler ve Erdoğan ne bu operasyona ilişkin ne
diyorlar? Şimdilik uyumlu görünüyorlar. Ancak
operasyonun ne kadar süreceği bunlara bağlı
değil, tamamen ABD’nin eli altındadır. Radyodan
az önce dinledim, ABD Savunma Bakanı,
operasyonun 14 gün içinde sona ermesi
gerektiğini söylüyordu. Aslında Türkiye’de
varolan tehlikeyi görebiliyor, bunu bilebilecek
durumdadır. Bu iş Erdoğan’ı da Hükümeti da aşan
bir şeydir. Ortadoğu’yu, Ortadoğu’nun tamamını,
petrolü denetimi altına almak istiyorlar,
böylece çelişkileri derinleştiriyorlar. Ben
daha önce de söyledim, plan çok eskidir. Buna
İngiliz planı demiştim. Aslında şimdi yapılan
bunun hayata geçirilmesidir. Bu planın
ayrıntılarına da girmeyeceğim, çünkü daha önce
söylemiştim. Ben geçen görüşmede de söylemiştim.
Türkiye’de anti tekel demokratik barışçıl bir
duruşa ihtiyaç var. İşte Amerika Finans olarak
aslında Türkiye’yi denetliyor. Buna karşı
anti-tekel bir duruş demiştim. Ama Türkiye Solu
bunu hiçbir zaman tam olarak anlayamadı. Ulusal
Sol’un bu yaklaşımı sonuçta faşizme çıkar. Türk
Solunun da söylemleri sonuçta faşizme hizmet
etmiştir. Ben bu tehlikeleri görerek
demokratların, aydınların, herkesin bir çatı
partisinde buluşmasını önermiştim. Hala bu
önerimde ısrar ediyorum. AKP de öyle
bağımsızlıkçı falan değildir. Zaten
bağımsızlıkçı olmak öyle kolay değildir. Bir
kriz patlatırlar, dünyayı adamın başına
yıkarlar.
Bu planla dünya hakimiyetini sağlamaya
çalışıyorlar. Burada Kürt meselesiyle ilgili bir
boşluk vardı. Biz bu boşluğu gördük ve bu
boşluğu özgürlük temelinde doldurmak istedik. Bu
da onların işine gelmiyor, bunu istemiyorlar.
Aslında bizi de denetim altına almak istediler.
Şam’da yanıma elçiler geldi gitti. O zaman
anlamamıştım. Yeri gelmişken söyleyeyim: Benim
bir huyum var, bazen bazı şeyleri beş yaşında
bir çocuk gibi anlayamıyorum. Ne kadar
anlatırlarsa anlatsınlar ya da anlamak
istemiyorum. O mantığı kullanmak istemiyorum.
Talabani bana adam gönderdi. Bizzat kendisi
benimle görüştü. “Apo silahımız var, paramız var
istediğimiz her şeyi yapabiliriz, devlet de
kurarız. Yeter ki sen bizim yanımıza gel”
diyordu. Yani kontrolümüzü kabul et demek
istiyordu. “Rica ediyorum” dedi, “bizim yanımıza
gel, silah da var, adam da var, hatta devlet de
var” diyordu. Barzani de aynı biçimde haberler
gönderdi. Ben kabul etmedim. Talabani’yi
aldılar, Londra’da eğittiler, gönderdiler. İşte
Barzani’yi başka şekilde bağladılar. Biz,
özgürlükçü ve bağımsızlıkçı çizgimizi koruduk.
İşte bildiğiniz gibi başıma bir sürü şey
getirdiler. O zaman anlamak istemediğim şeyleri
böyle anlatıyorlar. Böylece anlamamı istediler.
Ama ben, bu konuda kararlıyım. Bununla Kürtleri
denetim altına almış olacaklardı, yani ‘benim
denetimim altında değilsen yaşama şansın yok’
diyorlar.
8 Mart vesilesiyle mesajımı vermek istiyorum.
Koşullardan kaynaklı parça parça
değinebiliyorum. Aslında kadın sorunu bir
iktidar sorunudur. Kapital finansla insanları
kandırıyorlar. Tekeller böylece dünyayı
yönetiyor. Bu işi de hiçbir üretim yapmadan
trilyon ve katrilyon parayı ortaya sürerek
yapıyorlar. Amerika karşılıksız, hiç bir
karşılığı olmadan dünyaya kırk trilyonluk tahvil
sattı. Şimdi bu büyük balon yer yer patlıyor.
Ekonomik kriz dedikleri nokta budur. Dünyadaki
hiçbir güç kendini tekellerden kurtaramıyor.
Dikkat edin Çin’in hiç sesi çıkmıyor. Rusya’yı
terbiye ettiler. Sesini çıkaran ülkelerin başına
dünyayı yıkıyorlar. Bütün bunları uluslar arası
alanda hisse senetleri, tahvil vb yöntemlerle,
borsayla kağıt üzerinden yapıyorlar. Bunlar
AKP’ye de bu paralardan verdiler. Kürtleri de
paraya alıştıracaklar. Şimdiden Erbil’i, ‘ikinci
Dubai yapacağız’ diyorlar ve yapacaklar.
Şimdiden kredilere, büyük yapılara başladılar.
Kapital finans, her şeyi denetimi altında tutmak
istiyor. Bu söylediğim çok inanılmaz da
gelebilir ama kendini doğru tanımadan mücadele
edemezsiniz. Hatta bu iktidarı doğru tanımlamaz
ve anlayamazsanız tasfiyeci Osman’ın durumuna
düşersiniz. Hatta sizi kullanırlar, nasıl
kullanıldığınızı bile anlayamazsınız. Beni de
tanımlamak istediler. Kapital finans beni
denetleyemediği için bugün buradayım. Bizim
özgürlükçü çizgimiz ile işbirlikçi çizgi
mücadele halindedir.
Buradan yola çıkarak kadın sorununa da
değineyim. Sizi para pul, kadınlarla kandırmaya
çalışacaklar. Kendi çizgilerini böylece oturtmak
istiyorlar. Kapital finans, kadını bu anlamda
korkunç kullanıyor. Reklamlar tamamen kadın
üzerine kurulmuştur. Kapital finansın iktidar
mantığı ya bu iktidara tabi olursunuz ya da
ölürsünüz üzerine kurulmuştur. Başka bir seçenek
tanımıyor. Kadının cinsiyetçiliğini bu iktidarın
aracı olarak kullanıyorlar.
Daha önce de söylemiştim. En eski, en saldırgan
faşizm, erkeğin kadın karşısındaki yaklaşımıdır.
O yüzden söylüyorum, çünkü beni doğru
algılamaları gerekiyor. Benim kadına yaklaşımım
tamamen özgürlükçü temeldedir. Bu halk için
olduğu kadar, kadın için de böyledir hatta erkek
için de böyledir. Kendini iyi tanımak ve
tanımlamak gerekiyor. Özgürlüğün olmazsa olmaz
olduğu tartışmasızdır ama özgürlük, beyin ve
ruhsal bir durumdur. İnsanın duygularıyla
kendini tanıması, kendi düşüncelerine hakim
olması ve ne yaşamak istediğini tanımlaması
gerekir. Özgürlük budur. Ben kızlara hep bunu
söylüyordum. O yüzden eğer kadın özgürlüğü
diyorlarsa bana bu temelde yaklaşsınlar,
seveceklerse böyle sevsinler, yoksa boşuna
kendilerini yormasınlar. Geleceklerse bu temelde
gelsinler. Kadınlara ilişkin yaklaşımımdan
dolayı bana çok saldırdılar. Şemdin alçağı,
Şam’da kadınlarla şöyle böyle yaşadığımı
söylüyordu. Ben kadınla özgürlük temelinde
yaşadım, yaşayacağım.
İşte Osman örneğini görüyorsunuz. Onlara “size
para, karı vereceğiz” dediler. Ceplerine dolar
koydular, paraya alıştırdılar. Geçenlerde
gazetede okudum, Osman ikide bir “karı hele o
çocukları getir de birlikte bir fotoğraf
çektirelim” diyor. Bu, aslında bir ideolojik
mesajdır. Bunu boşuna yapmıyorlar. İşte sana
yaşayacak yer, falan diyorlar. Bu, aslında bir
çizgidir. Gördüğünüz gibi onlar işbirlikçileri
yanlarına almışlar, bize de bunları yaptılar.
Ama ne olursa olsun Şam’da kızlara da
söylüyordum. Sürekli özgürlük temelinde yaşayın,
erkeğe bu temelde yaklaşın diyordum. Bu konuda
beni eleştiriyorlar, ben de bir erkeğim, benden
de kendinizi sakının. Kendinizi bu ilişkilerden,
bu erkeklikten sakının. Gazetede okudum, doktor
olan bir kadın asker eşinden boşanmak istediği
için on iki kurşunla öldürülmüştü. İşte Kapital
finans, kadına bunu söylüyor, ‘ya benim
iktidarıma yüzde yüz tabi olursun, ya da yüzde
yüz ölürsün’. Geçenlerde de tecavüz kültüründen
bahsetmiştim. Günümüzde evliliklerin yüzde
doksan beşi tecavüzdür. Kadınlar her gün
tecavüze uğruyorlar. Böyle bir tecavüz kültürü
içinde bir kadının ne ruhu, ne beyni sağlam
kalır, ne güzellik anlayışı kalır, ne de sevgisi
ve aşkı.
Kapital finans, insanlığın reddidir. Kapital
finans, kadın cinsiyetçiliği üzerinden topluma
egemen olmuştur. Beş bin yıllık bir meseledir ve
kadının da buna karşı görkemli direnişi vardır.
Ancak nasıl yaşamak gerektiğini iyi anlamak
lazım, kendini bu temelde iyi tanımak lazım.
Bana da özgürlükçü temelde yaklaşsınlar. Ben
kadınla tamamen özgürlük temelinde ilişkilendim.
Kadın için olduğu kadar halk ve erkek için de
özgürlükçü çizgi esas olmalıdır. Kapitalizm
bunlarla iktidarını sağlıyor. Bununla kadın
üzerinde, toplum üzerinde iktidar oluyor. İşte
üç S demiştim. Futbol, sanat dedikleri şey,
reklamcı kızlar, magazin dediğiniz şey! Herkes
futbolkolik olmuş, futbolla yatıp kalkıyorlar.
Sanatçı diye her gün bir sürü insan
çıkarıyorlar. Kimin kiminle olduğu belli değil,
o mankenlik, magazin dedikleri şey bunu
yapıyorlar, buna da sanat diyorlar. Bu gerçek
sanat değildir. Her gün bir sürü uygunsuz şey
yapıyorlar, adına da sevgi, aşk diyorlar.
Onlarda insanlık, ruh kalmamış. Ben geçenlerde
de söyledim. İşte aşk günü, sevgililer günü ilan
etmişler. Kapital finansla insanları bu hale
getiriyorlar.
Son savunmalarımda da bütün bunları, bu iktidar
kavramlarını değerlendiriyorum. İngilizlerin
Ortadoğu’ya ilişkin yaklaşımı daha önce de
söylemiştim, eskidir. Kapital finans, büyük
oranda hakimdir. İşte Arap sermayesi, petrol
onların denetimi altındadır. Her şeyi denetim
altına almaya çalışıyorlar. Bana “Kemalizm’den
etkilenmiş” falan diyorlar, öyle birşey yok. Ben
bilimsel değerlendirdim, ben aslında Kemalizm’in
özgürlükçü çizgisini tartışıyorum. Daha önce de
belirtmiştim. Kemalizm, 1919-1924 arasındaki
dönemde biraz bağımsızlıkçıydı, ancak İngilizler
bundan sonra denetimi ellerine aldıktan sonra
devleti tanıdılar. Mustafa Kemal biraz
bağımsızlıkçıydı ama biliyorsunuz o dönemin
bütün kadroları ittihat terakki kadrolarıydı,
etrafını sararak onu boğdular. 1920’lerde bile
Mustafa Kemal bunlarla çok uğraştı, çünkü çok
güçlüydüler. Sonra çok sayıda kadrolarını
Dr. Nazım, Cahit… vb. gibileri tasfiye ettiler.
Yalçın Küçük kendisinden etkilendiğimi
söylüyormuş, aslında kitaplarında belli olguları
alıyor, bunları başka kaynaklardan da
öğrenebiliriz. Olguları okudum ama
değerlendirmelerine bütün olarak katılmıyorum.
Aslında Mustafa Kemal, biraz bağımsızlıkçı bir
çizgiyi temsil ediyordu. İngilizler, 1920’lerden
sonra Sovyet Rusya’ya karşı bir ittifak olarak
ittihat terakki kadroları ile ilişki geliştirdi.
Mustafa Kemal Cumhurbaşkan’ı olduktan sonra,
asıl gücün İsmet İnönü’de olduğu anlaşılıyor.
Yalçın Küçük de bir kitabında asıl gücün İsmet
İnönü de olduğunu söylüyor. İsmet İnönü’nün
İngilizlerle ilişkisi vardı, Mustafa Kemal bunu
biliyordu. Sonunda uzlaşmak zorunda kaldı.
Başbakanı ve yakın okul arkadaşı Fethi Okyar’a
ablası Makbule ile birlikte daha sonra Serbest
Fırkayı kurdurdu. Aslında bazı özgürlükçü
çıkışları vardı ama sonunda uzlaştı. İnönü,
Fevzi Çakmak ve ittihat kadroları İngilizlerle
ilişkiliydiler. Mustafa Kemal’e ‘sen
cumhurbaşkanı ol’ diye dayattılar, bütün gücü
İnönü’ye verdiler. İleride bu konuda biraz daha
tartışmak istiyorum. İnönü, Ege’de Çerkezleri,
Rumları tasfiye etti. Aslında Mustafa Kemal, bu
çizgide değildi. Biraz daha özgürlükçü
yaklaşıyordu. İşte İzmit konuşmasında bir çeşit
otonomi dediği demokratik özerkliğe karşılık
gelen bazı açılımlar yapmak istiyordu ancak her
seferinde karşısına bir olay çıkardılar. Şeyh
Sait isyanı, Menemen Olayı, İzmir suikasti gibi!
İlginç bir şey anlatayım. Seyit Rızaların
idamında, Dersim’den bir heyet, Mustafa Kemal
ile görüşmeye çalışır. Mustafa Kemal Elazığ’a
gelecektir. Ancak bu kadrolar, bu görüşmeyi
engellemişlerdir. Üç saat erken gelseydi Seyit
Rızaların idamının gerçekleşmeyeceği söyleniyor.
Birtakım eksik evraklarla, imzaları bile
tamamlamadan idamlar gerçekleştirilmiştir.
Mustafa Kemal’le görüşebilselerdi belki de
Koçgirideki gibi bir uzlaşma ile
sonuçlanabilirdi. Ama buna engel olundu.
Kadınlara ilişkisinde Latife ile ilişkisine
kadar bir özgürlük, bir güzellik arayışı vardı.
Babam da bana anlatırdı, o dönem askermiş.
Mustafa Kemal Antalya’ya gittiğinde kızlarla
yaptığı bir toplantıda sohbet edip, şiir ve
edebiyat konuşmuşlar. Halk “Mustafa Kemal,
kızlarımıza el attı” diye isyana kalkışmış. Bu
nedenle Mustafa Kemal, Antalya’yı apar-topar
terk etmek zorunda kalmış. Ben küçükken babam
bana bu hikayeyi anlatmıştı. Daha sonra
kitaplardan okuduğum hikaye ile babamın
anlattığı hikaye aynıydı. Beni de kadın
özgürlüğü konusunda çok suçladılar ancak biz
onlara özgür alanlar sunabildik.
Mustafa Kemal çok okuyan biriydi. O dönemin
bilgilerini alarak mevcut elinde olanla derleyip
toplamaya çalışmıştır. Pragmatist biriydi.
İttihat terakki çizgisi, Enver çizgisi yayılmacı
ve maceracıydı. Mustafa Kemal gerçekçiydi,
mevcut olanı derleyip toplayarak Cumhuriyeti
kurdu. O dönem, ittihat kadrolarının bir
bölümünü tasfiye etti. Yine o dönemin Mustafa
Suphilerini boğdurdu. Kendi bağımsızlık
çizgisini oturtmaya çalıştı ama adamlar kurt
gibiydi, çünkü bütün kadrolar ittihat terakki
kökenliydi. Bu çizgi uzun sürmedi. İnönü ve
Çakmak gibi kadrolarla İngilizler ilişkilendi.
Mahir Çayan’ı bu çizgisinden dolayı tasfiye
ettiler. O dönemin ülkücüleri de kullandılar.
Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu gibi bazı üçüncü
dünyacı, Küba’ya yakın subayların tümü tasfiye
edildi.
Bugün Türklüğü dayatan ve savunanlar aslında
Türk değildirler. “Ne mutlu türküm diyene”
sözünü Mustafa Kemal söylememiştir. Mustafa
Kemal’in katıldığı bir toplantıda Nahum adında
bir Yahudi kalkıp konuşmuş ve bir slogan olarak
“Ne mutlu türküm diyene” demiştir. Hatta
sanıyorum adı Haim’di, Haim Nahum söylemiş bu
sözü. Bugünkü Türklüğü savunanların gerçek
anlamda Türkmenlerle bir ilişkisi yoktur.
Mümtazer Türköne gibi bazı milliyetçilere dönek
diyorlar, aslında onlar dönmüş falan değil,
sadece bu milliyetçiliği yapanların Türklükle
alakası olmadığını, bunun Türklüğe bir yararının
olmadığını biraz anlamış gibiler. Bugün de aynı
anlayış sürdürülmek isteniyor. Hatta bizim komşu
köylerin bir kısmı Türkmen’dir. Bunlarla bir
alıp veremediğimiz yoktur. Ortak yaşama
sorunumuz yoktur ama bundan rahatsız olanlar
var. Bunlar önceden de vardılar. AKP’ye para
verip halka dağıtıp oy toplamasını sağlıyorlar.
Bu paranın kaynağı ağırlıklı olarak
Yahudilerdir. Yahudiler, Anadolu’da
sanıldığından çok daha eskiler. Selçuklular
döneminden beri Anadolu’da bir Yahudi etkisinden
söz edilebilir. Hatta Hazar Türkleri’nin Yahudi
olduğuna dair bir iddia bile var. Türk Yahudiler
de var. Hatta Kürt Yahudiler, bazı dönme aileler
var. Yani Türk, Kürt, Arap Yahudiler var, zaten
Yahudiler Araplar gibi Semitisttir. Bunlar her
dönem son derece etkin olmuşlardır. İşte Ester
Kira adlı bir kadın Osmanlı’nın maliyesini
kontrolü altına aldı, daha sonra, onu parça
parça ettiler. 1300-1400’lerde İspanya’dan gelen
Yahudiler var. Bunlar son derece etkin oldular.
II. Mahmut döneminde bazıları idam edildiler.
Sokullu Mehmet Paşa vb gibi kişilikler onları
idam ettiler. Ancak Yahudi sermayesi Anadolu’da
etkindir. Koç’lar ve Tağmaç’ların Yahudi olduğu
söyleniyor. Soner Yalçın biraz Sebatayistlerden
bahsediyor. Sandığınızdan çok daha fazla
etkinler. Niye Hiristiyanları öldürüyorlar?
Şimdi ben size Malatya olayının arkasında Yahudi
mantığı var desem şaşırırsınız. Ama Yahudiler
Anadolu’da Hiristiyanlığı’nın yaşamasını
istemiyor. Ermeni ve Rumların başına gelenlerin
arkasında onlar var. Erbakan’ın bugünkü
durumunun arkasında da bunlar var. Erbakan’ın
İslamcılığı biraz farklıydı, Erbakan biraz daha
Türk demokratıydı. Ama Erdoğan’ı destekliyorlar.
Sermaye, Anadolu Kaplanları diyor. Sermaye biraz
Anadolu’ya kaydı. Kayseri sermayesi Gül’ü
çıkardı. Bugünkü AKP İslamcılığı Calvenizm’dir
diyorum. Calvinizm, Protestanlığın bir
mezhebidir. Hollanda’da çok etkin olmuştur.
Hollanda’nın bunlarla ilişkisi ortadadır.
Amsterdam-Kayseri, hattı vardır, Hollanda
Kraliçesi boşuna Kayseri’ye gelmedi.
Kapital finans, kadını denetim altına almak için
cinsiyetçiliğini kullanıyor. Nasıl aşık
olacağından, nasıl yaşayacağından, nasıl
sevişeceğine kadar tümünü tek tipleştiriyor.
Kadın üzerinden toplumun iktidarını hedefliyor.
Senin özgünlüğünü, farklılığını tanımıyor. Ben
nasıl belirliyorsam öyle olacaksın, yüzde yüz
benim elimde olacaksın diyor. Milliyetçilik ve
dincilikle de topluma tek tip düşünceyi dayattı.
Ulus-devletle nasıl bir kimlik istiyorsa onu
dayatıyor. İşte Türk devleti örneği ortada, ben
nasıl belirliyorsam öyle Türk olacaksın diyor.
Milliyetçilik budur. Kürt milliyetçiliğini
yaratarak ‘ben nasıl ol’ diyorsam ‘öyle Kürt
olacaksın’ diyecekler. Tabii ki bu iki
milliyetçilik çatışacaktır. Kapital finans tek
tipleştirerek her şeyi denetim altına almak
istiyor. Ulusu da kadını da erkeği de! Senin
geçmişini, kültürünü, inançlarını ve
farklılığını reddediyor. Yerine kendi
belirlediğini koymaya kararlı bir dayatmada
bulunuyor. Peki buna karşı nasıl durulacak?
Bizim demokratik gelişmemize tahammül edeceksin,
biz de devlete tahammül edeceğiz. Uzlaşı
temelinde ikisi bir arada var olacak.
Ulus-devlet doğrudan Kapital finansa hizmet
ediyor. Marks’ın sosyalizmi bile buna hizmet
etmekten kurtulamadı. Yetmiş yıllık deneyimin
ortaya çıkardığı en geri sermaye neredeyse
faşizm değil midir? Çünkü yetmiş yıl boyunca bir
avuç oligarka hizmet etmişlerdir. Ulus-devletin
Hitlerle geldiği noktada yarattığı sonuç
faşizmdir. Avrupa, bunu biraz gördü, aşmaya
çalışıyor. Ulus-devlet anlayışıyla yok ederim,
ezerim, bitiririm mantığıyla hiçbir yere
varılamaz.
Ben Hükümete, Sayın Erdoğan’a çağrı yapıyorum;
operasyonlarla bir yere varamazsınız.
Operasyonların yaratacağı ortam kaostur, bununla
işin içinden çıkılmaz bir hale geliriz.
İstediğiniz kadar bana “teröristbaşı” deyin,
PKK’ye “terör örgütü” deyin, bu hiçbir şeyi
çözmez. Mutlaka bir diyalog yolu bulunmalı
diyorum. Ben gene söylüyorum, Türkiye toplumuna,
aydınlara, kendini sorumlu hisseden herkese
diyorum, operasyonlara karşı çıkmak gerekiyor,
şiddetle bir araya gelmek gerekiyor. Terör
örgütü söylemlerine falan takılmayın. Diyalog
yolunu açmaya çalışın. Her iki tarafı da
diyaloga getirmeye çalışın. PKK ile gidip
görüşsünler, kabul ettiği ölçüde hükümetle de,
devletle de bunu sürekli görüşsünler. Ben tekrar
ediyorum, devletin sorumlu kurumları var. MİT’e
de söylüyorum, bildiklerini Türkiye kamuoyuna
daha fazla açıklasınlar. Hükümete tekrar
söylüyorum. Eğer benim fikrimi sorarlarsa, daha
önce de belirtmiştim, siz toplum olarak, birey
olarak benim haklarımı tanırsanız, bana saygılı
olursanız benim silaha ihtiyacım olmaz. Eğer bu
konuda hükümet cesaretli adımlar atarsa,
demokratik özerklik dediğim çerçevede üzerime
düşeni yerine getirmeye hazırım. Buna gücüm de
var. Sonuna kadar savaş olmaz, bu yıkım getirir.
Ne Türklere ne Kürtlere bir yararı olmaz. Herkes
bunu görmelidir.
Kürtler, demokratik tavırlarını
göstermelidirler. Her yerde demokratik
örgütlenmelerini güçlendirerek dayanışma içinde
cevap olmalıdırlar. Yarın sizi parlamentodan
atabilirler, belediyelerden dışlayabilirler ama
o zaman bile bulunduğunuz kentlerde demokratik
temelde örgütlerinizi kurarak tavrınızı ve
mücadelenizi sürdürmelisiniz, bunun araçlarını
yaratmalısınız.
Sanıyorum Demokratik Toplum Kongresi yapıldı.
Şimdi bir şey söyleyeceğim bunu hemen hayata
geçirmeleri barış için önemli olacaktır. Sadece
Kürtler için değil, Türkiye şehirlerinde Kent
Konseyleri, Kent Meclisleri çok hızlı bir
şekilde oluşturulursa iyi olur. Sayısı iki yüz
mü üç yüz mü olur bilmiyorum, kentin büyüklüğüne
göre kendileri belirlerler. Her çevreden, her
kesimden insanı kapsamalı. Bir nevi Kentin
vicdanı ve aklı olur. Bu meclisler aynı zamanda
demokratik temelde Türkiye’nin oluşumuna da
katkı sunar. Eğer DTP Meclis’ten atılıp
belediye seçimlerinden engellenir, para marayla
dışarıda bırakılırsa, hem kırsalda, hem
kentlerde kendi alternatiflerini oluşturacaktır.
Filiz Koçali’ye özel selamlarımı yolluyorum.
Çatı partisi demiştim. Bu süreçte anti-tekel,
demokratik barışçıl temelde tüm Türkiye
aydınlarını, demokratlarını, güçlerini bir araya
getiren bir çalışmanın O’nun tarafından
yürütülebileceğini düşünüyorum. Bu temelde
kendisine selamlarımı söyleyin. Ufuk Uras, Filiz
Koçali bir an önce böyle bir çalışmanın
yürütücüsü olmalıdırlar.
Benim Ergenekon’la ilişkimin olduğunu
söylüyorlar. Öyle bir şey yok. Onların Kuva-i
milliye dediği şeyin aslında benimle hiçbir
ilgisi yok. Benim Kuva-i Milliye dediğim şey
1920’lerin dayanışma ruhudur. Şimdi Kuva-i
Demokrasi diyorum.
Birikim dergisini alamadımDoğu-Batı Dergisini
hiç almadım, zaman zaman Atlas dergisini
veriyorlar. Kaliteli bazı kitaplar
getirilebilir. Maddi Uygarlık kitabının ikinci
cildinin arkasındaki beş kitap getirilebilir.
Maddi Uygarlığın üçüncü cildini aldım.
8 Mart vesilesiyle kadınlara ve tüm halkımıza
selamlarımı iletiyorum. Sağlığım bilindiği
gibidir. Avrupa’daki dostlara ve herkese
selamlarımı gönderiyorum.
Aile
Görüştürülmemen siyasi bir karardır. Güneye
yapılan operasyondan haberim var. Mesele şudur:
AKP nin bölgeye dönük çok tehlikeli ve sinsi bir
siyaseti var. AKP eski Milli Selamet Partisi’ne
benzemez. Refah Partisi ile de kıyaslanamaz. Ben
Suriye’de iken Erbakan’ın Kürtlere tavrı
farklıydı, bana iki mektup gönderdi, Suriye
devletini de çözüm için devreye koydu. Ama
şimdiki AKP dört eğilimi bir arada tutuyor ve
her eğilimin bir görevi var. Bu dört eğilimin
içinde solcuları da var; Milli Görüşçüler zaten
belli bir grup, Erbakan’dan kalma bir grup
vardır; bir grup olarak Kürtler vardır; bir de
dışarıdan İngilizlerin desteklediği bir grup
vardır ki, asıl işi yürüten grup budur. Mehmet
Şimşek bunlardan biri olarak İngilizler
tarafından direk partiye yerleştirilen biridir.
Şu aşamada AKP askeriyeyi de eline almıştır,
planlamayı AKP yapıyor, askerler harekete
geçiyor. Uluslar arası alanda derin ve
görünmeyen güçlerle büyük bağlantıları vardır.
Yani askerler AKP’yi değil. AKP askerleri
yönlendiriyor, bunu herkesin bilmesi gerekir.
Yalçın Küçük meselenin temelini biliyor. Ona
gelen bilgi ve raporların nereden geldiğini
biliyorum. Dayandığı kaynak vardır.
M. Kemal aslında Kürt meselesini çözmeye
çalışıyordu. 1926’dan sonra M. Kemal sözde
yetkilidir ama elindeki tüm yetkileri
alınmıştır. Yetkilerini İsmet İnönü almıştır ve
O’nu da İngilizler destekliyordu. İngilizler
1926’dan sonra İnönü’yü destekleyerek M.
Kemal’in elindeki bütün yetkileri almışlardır.
Örneğin M. Kemal o tarihlerde kız kardeşine bir
parti kurduruyor ama bu güçler partiyi
dağıtıyorlar, hayata geçmiyor. M. Kemal bu kadar
etkisiz hale getirilmiştir.
Dogmatik solculuk Sovyetleri bitirdi, Türkiye
solunu da bitirdi, bunların durumları ortadadır.
Eğer biz dogmatik solculukla mücadele etmezsek
durumumuz iyi olmaz, çağa göre bir mücadele
yürütmek lazım. Ben tüm halkın demokratik
sorunlarına yanıt olabilecek birçok proje
aktardım. Seçimlerde niye az oy alındı?
Bizde dinin üzerine siyaset yapmak olmaz ama
inançlara saygılı bir politika ile kazanımlar
daha fazla olabilir. AKP gelip bölgede dini
duygular üzerine siyaset yapıyor ama siz halkın
dini duygularına saygı temelinde daha kazanımcı
bir siyaset yapamıyorsunuz. Bunun için defalarca
söyledim, bu konuda gereği yapılmalıdır. Şimdiye
kadar niçin yapılmadı. AKP’nin silah olarak
kullandığı din olgusu elinden alınmalıdır.
DTP’nin bunu doğru kullanması lazım.
Milletvekilleri ellerinden geleni yapmalıdırlar,
çünkü halkın beklentileri var, bu kendileri
içinde iyi olur. Milletvekillerinden kim tam
görevini yapmazsa, kaçarsa kendi kendini
bitirecektir. Zaten gidecek yerleri de yok
nereye gidecekler. Herhalde kongrelerini de
yapacaklar, kendi başkanlarını kendileri
seçecekler.
Bölgede her yerde kent konseylerinin kurulması
gerekir. Kürtler, Türkler, Araplar, Lazlar,
Çerkezler bütün milliyetler hep birlikte barış
için mücadele etmelidirler.
Bütün arkadaşlara içten ve dıştan, bana selam
söyleyenlere, halka, herkese selam ve
saygılarımı iletirsin.
|