Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Açılım Yok, Açılım Dedikleri Safsatadır
 

                                   

Açılım Yok, Açılım Dedikleri Safsatadır

 

Basında okudum nedir bu Kürt kızlarının kaçırılması ve öldürülmesi olayları. Arkasında ne var, açığa çıktı mı bunlar? Organ mafyası değil, öyle olsa organlarını alır öyle atarlardı ama cesetlerini buluyorlar. Bunu ilginç buluyorum, son dönem çok oldu Kürdistan’da. Daha önce de olmuştu, Iğdır, Nusaybin….Bunun arkasında bir şey var, örgüt gibi bir şey mi var, bunun açığa çıkması gerekiyor. Kötü oynuyorlar. Bunun sonuçları kötü olur. Üzerinde durulması gerekiyor. 13-14 yaşındaki Kürt kızlarını kaçırıyorlar. Ne olup bittiğinin bilinmesi gerekiyor.

Süremiz kısıtlı, ben her hafta bununla uğraşamam ama geçen hafta yaptığınız gibi uygun bir şey düzenleyebilirsiniz Şubat ayı için. Evet komplo bence de uygundur. O konuda daha önce söylediklerim var.

Şarkul Esvad dergisi, biliyorum, Lübnandaki. Ne istiyorlar? Haftalık ya da aylık ya da bir kerelik yazmamı istiyorlar. Ayrıca Le Monde da bir seferlik bir yazımı yayınlamak istiyorlar. Olabilir. Şarkul Esvad’a zaman zaman avukatlarım benim adıma bir şeyler yazabilir, vaktim olursa ayda bir, üç ayda bir ya da altı ayda bir mesaj gönderebilirim.

Duran Kalkan AKP hükümetinin süreci savaşa götürdüğünü, demokratik siyasete yönelik son tutuklamaların siyaseti tasfiye etme amaçlı olduğunu, bunun arkasından askeri bir yönelimin olabileceğini, büyük ihtimal olduğunu belirtmiş. AKP’nin tasfiye amacını anlamışlar. Saldırıları boşa çıkarmakla yetinmeyeceklerini belirtiyor öyle mi? Yani yeni bir yöntem mi? Başka ne yansıyor? Murat Karayılan açıklamasında birkaç gün içinde bu konudaki tutumlarını açıklayacaklarını söylemiş  yani tutumları sertleşiyor mu? Yani yeni bir hamleyi götürecek gibi görünüyorlar. Kendilerini buna göre konumlamışlar mı? Güçlenmişler tabi bu arada. Katılımlar nasıl, Suriye, İran, her taraftan var değil mi? Bence tutuklamalar  dokuz yüzü de aştı,  daha fazla. Ha o zaman öyle olur. AKP kendince önlem alıyor. Demokratik kalkışmalara, halkın demokratik eylemliliklerinin önüne geçmeye çalışıyor.

BDP’nin Kongresi ne zaman?Demokrasi ve Barış Partisi değil Demokratik Barış Partisi olmalı. Doğrusu da bu, Türkçe dil kurallarına daha uygundur. Partinin amblemi olarak hani önceden güldü ya ona yeşil bir dal da ekleyerek işte yine kırmızı gül ve yeşil dal ekleyerek yeni bir simge yapabilirler.  Meşe ağacı da olabilir. Dediğim gibi gül ya da ters lale de olabilir. Biliyorsunuz bunlar Kürtlerin simgesi. Ben Gül’ü DTP’nin ambleminden öneriyorum, devamlılık olduğu anlaşılsın. Sanırım bir tüzük değişikliğiyle Kongre’de bunu yapabilirler ama çok önemli değil sadece ben öneriyorum, bu bir öneridir.

Benim onlara önerilerim olacak, daha önce de olmuştu. PM eskilerden oluşacak, eskiler devam edecek. Yeni isimler, katılımlar var mı, ön plana çıkan, bilinen isimler var mı? Celal Beşiktepe onlar kendi çalışmalarını yürüteceklerini ama karşılıklı destekleşebileceklerini söylüyorlar. Kendi çalışmaları ne, yeni parti falan diyorlar.  Olabilir ama gene de değişik çevrelerin katılmasını önemli buluyorum. 1 Şubat’taki Kongre’den sonra bu çatı partisi benzeri çalışmalara hız verecekler deniliyor. Bu çalışmalar önemlidir. Daha önce dört parti kapatıldı. Bu beşinci olmasın. Uyarmıştım, önerilerimi de yapmıştım, tekrar ediyorum, eğer aynı hatalara düşecek olurlarsa çok sert eleştireceğim. Bir de yeri gelmişken şunu söyleyeyim, işte PKK’nin sözcüsü olmak falan deyip partiyi kapatıyorlar. PKK yasa dışı silahlı bir örgüttür. PKK der ki ben devletle sorunlarımı silahla çözüyorum. PKK’nin kendi gücü, oluşumu, daha ağırlıklı olarak dağda ve kırsalda bir yapılanması var. Ama BDP der ki, biz sorunlarımızı Meclis aracılığıyla yasal zeminlerde tartışmak ve çözmek istiyoruz. Bu ayrımı iyi koymak gerekir. PKK’nin sözcülüğünü üstlenmelerine gerek yok. Kaldı ki PKK kendi sözünü söyleyebilir. Eğer süreç gelişirse ve tarafların tartışma noktasında bir aracıya ihtiyaç olursa ve gerekli görülürse bu aracılığı üstlenebilir ama şimdiden bu biçimde kimsenin sözcülüğüne soyunmasınlar. Bu “PKK terörist bir örgüttür” tartışmasına da gerek yok. PKK’yi terörist ilan etmek partinin  görevleri ya da işi değildir. Bu konuda lafı evirip kıvırmaya, dolandırmaya gerek yok, “PKK’yi terörist ilan etmek benim işim değil” desinler. PKK devletle sorununu silahla çözmeyi tercih eden yasa dışı bir örgüt olduğunu herkes bilir. Sonuçta aralarında bir bağ olması mümkün de değil mantıklı da değil. Demokratik Barış Partisinin örgütlenmesini de buna göre yapması gerekiyor. Daha önceki partiler biraz bu sebeple kapatıldı. Yeni partinin buna dikkat etmesi gerekir. Parti açıp kapatmakla nereye varılacak? Sonuçta bunu kırmak gerekiyor. Kaldı ki DBP sadece Kürtlerin partisi değildir. Milliyetçi temelde örgütlenen bir parti değil. Milliyetçi temelde örgütlenen partiler var. İşte Türkiye’de de MHP onlar milliyetçi temelde örgütleniyorlar. Ama ben milliyetçiliğin ideolojik olarak ulus-devletin dini olduğunu açıklamıştım. Bunu savunmalarımda genişçe bulabilirsiniz. Kürtlerin devlet temelinde örgütlenen bir halk olmadığını söylemiştim. Bu yönüyle Türklerle Kürtler farklıdır. Türkler daha çok devlet temelinde örgütlenmiş bir halktır ve devlet desteğini almaktadır. Kürtler örgütlenmelerini demokratik temelde gerçekleştirmeliler. Devletsiz demokratik halk kavramı. Bunun büyük ölçüde merak edildiğini ve tartışıldığını düşünüyorum. Ulus-devlet kapitalizmin var oluş sebebidir. Kapitalizm ulus-devletsiz olmaz, ulus-devletsiz kendini var edemez. Buna karşı ben demokratik modernite kavramını geliştirdim. Ulus-devlet özgürlüğün ve demokrasinin sonu olmuştur. İşte anarşistler bu devlet kavramını tartışmaya çalıştı. Bakunin, Kropotkin diğerleri, devlete yönelik eleştirileri yoğundu ancak devletin yerine neyi koyacaklarını sistematize edemediler. İşte daha önce de söyledim Marks, Lenin ise devleti çözmek yerine kapitalist devlet yerine sosyalist devlet getirebileceklerini düşündüler. Böylelikle sosyalizmi kurabileceklerini düşünüyorlardı. Ulus-devlet kapitalizm doğurur, Devlet sosyalist olamaz. Ulus-devletin doğuracağı şey kapitalizmdir. Bununla sosyalizmin sonunu hazırladılar demeyeyim de ama nasıl bir sosyalizm ortaya çıkardıklarını görüyoruz. Sonuçta bu sosyalizm anlayışı kapitalizme hizmet etmiştir. Çin’in durumu ortada. Kürtlerin de milliyetçi temelde örgütlenen partileri var. Mesela Şerefattin Elçiler, YNK ve KDP bunlar milliyetçi temelde örgütleniyor. İşte federasyon talepleri, onların bileceği şeyler. Zaten bu temelde örgütlenen partiler var ama bizim böyle olmamalı. Demokratik siyaset akademilerini de bu temelde önermiştim. Nasıl siyaset yapacaklarını anlamaları için demokratik siyaset akademileri şart. İşte AKP ve diğer partiler bunu çok iyi yapıyorlar. AKP’nin bir tane de değil onlarca siyaset akademisi var. Kürtlerin de bu demokratik siyaset akademileri aracılığıyla nasıl bir siyaset, nasıl bir örgütlenme yapacaklarını tartışmaları gerekiyor. Bunu gerçekleştiremezlerse daha önce de söyledim onları çok sert eleştireceğim. Bütün Türkiye genelinde örgütlenmeleri gerekiyor. DBP, DTK değil, DBP’nin daha farklı, bütün Türkiye’yi kapsayan bir parti olması gerekiyor. DBP, sonuçta bir siyasi partidir. Bunun gereklerini yerine getirmesi, demokratik temelde siyaset yapması gerekiyor. Bunun ilkelerini koydum, işte biliyorsunuz daha önce tartışmıştık ama gereğini yapmazlarsa tekrar söylüyorum onları çok sert eleştiririm. Ayrıca Çatı partisi ya da işte biraraya gelebilecekleri platformlar, bunun gereklerini yeterince yerine getiremediler. Eğer biraraya getirebilirlerse oy oranları yüzde onlara varır. Diğer partiler bu konuda biraz dar kaldılar. Daha Kürtleri örgütleyelim, her yerdeki Kürtler mantığıyla yaklaştılar, bu partinin bunu aşmasını elbette ki Kürt sorunu ama sadece milliyetçi temelde dar kalan bir anlayışla değil. O yüzden diğer çevrelere Ufuk Onlara tekrar tekrar gitsinler. Ne yapmak istediğimizi iyi anlatsınlar. Bu konuları, temel siyasetlerini bir broşür halinde düzenleyip dağıtabilirler. Bu broşür üzerinden çeşitli çevrelere giderek kendilerini anlatabilirler. Böyle bir broşür yapmalarını öneriyorum. Ben de kendilerine katkı sunmaya çalışacağım. Bu konuda benim iyi anlatılmam lazım. Mesela bir arkadaşım vardı okuldan, Nasuh Mithat ona gidilebilir, selamlarımı söylüyorum. “Apo senden bu konuda siyaset yapmanı istiyor.” Denilebilir. Bunlar benim adıma söylenebilir. Daha önce de söyledim. Benim iyi anlatılmam gerek. Geçenlerde Ahmet İnsel’in bir yazısını okudum. Kürtlerle Türklerin birlikte siyaset yapmasından bahsediyordu. Ortak alanlardan, ortak siyasal alanlardan bahsediyordu. O adam bu işten anlıyor. Biraz bizi anlamış. İşte bunu yaratmaları, Türklerle Kürtlerin birlikte siyaset yapabilecekleri alanları yaratmaları gerekiyor. Herkese de bu temelde gidip kendimizi anlatmalıyız. Örgütlenmelerini de siyasal parti olarak bu çerçevelerde koymalılar. Benim daha önce önerilerimi de alarak siyaseti böyle yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Grup için de şunu söylemek istiyorum. Diğer partiler gibi davranmasınlar. Grup içi bir demokrasi anlayışları olmasını öneriyorum. İşte diğer partiler grup toplantılarında Erdoğan’dır, Baykal’dır, sadece başkanlar çıkar konuşur. Bir başkanlık hiyerarşisi vardır. Bizim ise farkımızı demokratik duruşumuzu açığa çıkarmamız gerekiyor. Sadece başkanlar değil diğerlerinin de sözünü söyleyebilmesi, işte eşbaşkanlar kalkar beş dakika konuşur ama diğerleri de hazırlanır, kalkar konuya ilişkin sözünü söyler, bir tartışma ortamı, tartışma platformu olur. DBP’nin mevcut partilerden farkını ortaya koyması gerekir. Bir de Meclis kürsüsünü çok iyi kullanmalılar, iyi hitabı çok önemsiyorum, hitabet çok önemlidir. Yani bir Baykal gibi bir Erdoğan gibi iyi hitap etmeli, ortalığı ayağa kaldırmalılar, hitaplarıyla çok etkili olmalılar.

Bu son tutuklanmalar işte KCK, DTK falan diye yapıyorlar. Ama KCK’nin DTK ile ilişkilendirilmesi mümkün değil. Daha önce de söyledim. DTK bütün Kürtleri örgütler, yasaldır. İşte Kürtlerin tüm alanlardaki örgütlenmelerini sivil toplum alanındaki örgütlenmesini oluşturur. Kürtlerin demokratik temelde örgütlenmeye büyük bir ihtiyacı var. Kürtlerin toplumsal olarak da demokratikleşmesi gerekiyor. DTK’nın her alanda Kürtlerin toplumsal demokratikleşmesini sağlamak için çalışması gerekiyor. Bunun binbir yolu ve binbir türlü örgütü olmak zorunda. Daha önce saymıştım, tekrar etmek istemiyorum. İşte ekonomik anlamda bir araya gelip bir banka kurmayı bile düşünebilirler. Ekonomiyi örgütlemeleri, spor, sanat, dil alanlarında Kürtlerin örgütlenmelerini sağlaması gerekiyor. Yatay olarak toplumu örgütlemesi işte kır, kent kooperatifleri demiştim, bunu sağlamaları gerekiyor. Yatay örgütlenme modeli, demokratik yönetim, demokratik kültür çok önemli, sistemimiz budur. DBP siyasi bir partidir, DTK ise Kürtlerin kendini demokratik temelde devlet dışı bir topluluk olarak örgütlemesinin aracıdır. İkisi aynı şey değil. DTK yasal zeminde Kürtlerin arasında metropollerde kendini örgütlemiş bir sivil toplum kuruluşu, insiyatifi diyebiliriz. Ama burada sivil toplum vurgusunu da doğru yapmak istiyorum. Ben öyle devleti arkasına alan, devletin örgütlediği sivil toplumdan söz etmiyorum. O zaten gerçek sivil toplum da sayılmaz. Kürtlerin demokratik temelde yasal alanda örgütlenmelerini, gerçek sivil toplum örgütlülüğünü DTK’da sağlıyoruz. DTK toplumu örgütlemeli, Demokratik halk kitlelerini arkasına almalıdır.

AKP de sivil toplum deyip duruyor, sivil toplum örgütlenmeleri diyor ama onların sivil toplumdan anladıkları sivil toplumun devlet eliyle tasfiyesidir. Bunu şundan anlıyoruz, Erdoğan demokratik açılım, demokratik açılım deyip duruyor, dediği şey anlaşıldı. Dikkat edin bunu partide sadece Erdoğan söylüyor, onun dışında kimse çıkıp bunu savunmadı, hiç bir partili bunu dillendirmedi. Oysa Erdoğan parti içinde etkin biridir, etkili bir isimdir ama bu konuda hiç kimseyi ikna edememiş, hiç kimseyi kendisine inandıramamış, çünkü kendisi inanmıyor. Kendisi inanmamış ki birilerini demokratik açılıma ikna etsin. Eğer demokratik açılımda samimi olsaydı, partisine demokratik açılımda neler yapacağını açıklıkla koysaydı, AKP’nin yüzde doksanının demokratik açılımı destekleyeceğini düşünüyorum. Oysa şimdi hiç kimse demokratik açılım hakkında tek bir laf bile etmiyor. Erdoğan demokratik açılım, demokratik açılım diyerek bizim sorunun çözümü için yarattığımız alternatifi yok etmeye çalışıyor. Demokratik açılım diyerek gerçek anlamda demokratik açılımı tasfiye ediyor, bu açığa çıkmıştır. Davutoğlu dışarıda sıfır problem diyerek bizim Ortadoğu’da Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu ile yaratmaya çalıştığımız çözüm ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bizi kapitalist modernitenin hizmetinde tutmak istiyorlar. AKP’nin tasfiye politikası olduğu kesinlikle anlaşıldı, bu çok nettir. Açılım falan yok, açılım dedikleri safsatadır. Zaten demokratik açılım demiyorlar artık, milli birlik projesi diyorlar. Bakın Erdoğan Ortadoğu’yu karış karış geziyor. İşte Davutoğlu’nun söyledikleri sıfır sorun politikası. Bütün bunlar benim yol haritasında açıp tartıştığım meselelerdi. Eğer  verilirse orada da göreceksiniz, demokratik bir çözüm isteniyorsa yapılabilecekleri tartıştım. Bunu bildikleri için bana yükleniyorlar. İşte AKP’nin demokratik açılımla ilgili bir broşürü mü ne varmış, orada ilk sayfada hemen “Apo’ya af yok” falan diyorlar, işte bu ip mip meselelerini tartışıyorlar, faşizan bir yaklaşımdır. Ben onlardan kendim için bir şey istemedim. Biz barış, halkların sorunlarının çözümü dedik. Öncelikle halkımın sorunlarının çözümünü tartışıyorum. Ben kimseden kendim için af maf dilemedim. Ben burada halkım için yaşamaya çalışıyorum, işte arkadaşlarımız vardı, onların direnişi benzeri bir direniştir. Böyle bir yaklaşım MHP’nin yaklaşımıdır. İşte CHP ve MHP milliyetçi bir tarzda yaklaşıyorlar. Onların mantığı Kürt gerçekliğini Türk milliyetçiliği içinde eritmek, tam da beyaz soykırım, asimilasyondur. AKP demokratik açılım, Kürt sorunun çözümü diyerek yedi yıldır herkesi oyalıyor. Bununla muazzam oy da aldılar. Hem Kürtleri hem Avrupa’yı ve ABD’yi böyle oyaladılar. Ama artık bunun bir tasfiye oyun olduğu açığa çıkmıştır. Kürtlerin de bunu böyle iyice anlaması gerekir. Anladıklarını söylüyorlar.

AKP’nin bu politikaları artık sonuç vermez. CHP ve MHP’nin tutumu da topluma yeni bir şey getirmiyor. Zaten CHP bu haliyle yürüyemez. Ya Deniz Baykal aşılarak CHP yeni bir yola girecek ya da aşılacaklar, tasfiye olacaklar. Sarıgül hazırlanıyor alabilir, onların durumu nedir? Doğrudur, örgütleniyorlar. Sarıgül’ün hazırlandığını düşünüyorum. Onların sanırım yüzde ona yaklaşan bir oy oranları olabilir.

Sarıgül’ün dolaylı olarak ABD ve Avrupa tarafından desteklendiği belirtiliyor.Tabi, tabi destek alıyor, onu hazırlıyor olabilirler. Ama AKP böyle giderse sağ bir ittifak-koalisyon düşünebilirler. Biliyorsunuz 1977’de böyle bir milliyetçi cephe hükümeti vardı. Buna benzer bir ittifak -MHP yüzde onları bulursa– AKP MHP ittifakı düşünüyor olabilirler ama bu kadar sağ bir ittifak işte faşizm neler getirdi, biliniyor. Belki farklı bir alternatif olarak Sarıgül veya benzeri bir oluşum üzerinden daha geniş bir ittifak-koalisyon da olabilir mi, bütün bunları düşünmek gerekir. DBP diğerlerine işte sol örgütlere, Celal Beşiktepe onlara, Nasuh demiştim, gidip bunları anlatabilmeli. Bir araya gelirlerse bir alternatif oluşturabilirler. Güç olabilir, siyaset yapabilirler. Bu hafta arkadaşlarla görüştüğümde o diğer arkadaşa da söyledim işte böyle böyle parçalanarak bir yere varamazsınız. Bir araya gelmenin, ortak alanlar yaratmanın, siyaset yapmanın zorunluluğunu görmeleri gerekiyor. Onu da böyle eleştirdim. Demokratik Türkiye, Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu derken Kürtlerin bir bütün olarak, bütün parçalarda bir araya gelebilecekleri bir çeşit ortak platformdan söz ediyorum. Şarkul Esvad Lübnan’daki dergiye de bu temelde bir yazı verilebilir. Lübnan’ı çok severim, yirmi yılım oralarda geçti. Beyrut benim için özeldir. Lübnan ikinci vatanım gibidir. Onlara, şu anda içinde bulundukları sorunların çözümü de bizim demokratik çözüm modeli dediğimiz şeyde yatıyor, denilebilir. Lübnan tam olarak bunu uygulayabilir. Kürtlerin bunu Ortadoğu’da başarabileceğini düşünüyorum. Bütün Ortadoğu’nun işte Arapların durumu da ortadadır bu temelde örgütlenmesi gerekiyor. Onlara Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi’ni bu söylediklerimle bütünleyerek verilebilir. Selamlarımı da söylüyorum.

Le Monde için de bir yazı hazırlanabilir. Savunmalarımdan yararlanılabilir, orada ciddi tartışmalar var. Onlara kapitalist moderniteyi çözdüğümü bir nevi Avrupa sistemi, ortak Avrupa sistemini önemsediğimi ancak demokratik modernite çözümünü geliştirdiğimi tartışabilirsiniz. Bu tartışmaların ilgilerini çekeceğini düşünüyorum. İl Manifesto’ya da şu söylenebilir. Aslında Berlusconio ile Erdoğan’ın dostluğunu görüyorsunuz. Aslında Berlusconio, Erdoğan’ın Türkiye’de oynadığı rolü oynuyor. Onun da Gladio ile ilişkileri var. İşte Türkiye’de de yeşil gladio tartışılıyor. Soner Yalçın’ın kitabında var, bu konuda araştırmaları var. Aslında bana onun “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor” kitabını ve bana getirilmeyen birkaç kitabı da  getirilebilir. Berlusconio da masondur, hatta P2 denen bir mason locasına üyedir. Mason numarası da 1816. Bunu unutmayın. İtalya ile Türkiye’nin son dönem dostluğunun altında da biraz bu var. İşte Berlusconio’nun hayata, kadına yaklaşımları ortada. Onlara da İtalya’nın bu konumu ve AB, demokratik modernite, kapitalist moderniteye ilişkin yazdıklarım iletilebilir.

O da olabilir. Şubat ayı için bu hafta içinde güzel bir şeyler düzenlenebilir. Savunmalarımdan ve daha önce burada söylediklerimden yararlanılabilir, hazırlar, gönderilir. Bu arada Şemdin’i televizyona çıkarmışlar. İlgimi çekti, niye bunu yapmış olabilirler? Evet ama niye şimdi? NTV kimin? Can Dündar kimin adına onunla konuştu?  Ama niye şimdi bunları söylüyor? O kadına ilişkin söyledikleri var. İlginçtir, belki de onun üzerinden bir tartışma kanalı mı açmak istiyorlar. Ne yorumlar yapılıyor?

Kadın konusunda şunu tekrar söylemek istiyorum ki benim kadınla ilişkilenmem farklıdır. Ne olursa olsun iki kişi arasındaki tutku, kimseyi hiç bir yere götürmez ancak hiyerarşiye, patriarkal tutuma, baskıya, tecavüz kültürüne götürür. Kadınla erkek arasında ancak felsefik temelde bir buluşma olabileceğine inanıyorum. Geçende bu Taraf’ın yirmi soruluk anketine Zizek biliyorsunuz felsefecidir, bir cevap veriyor. Sizin için güzellik nedir diye soruyorlar, benden güzel ve akıllı bir kadınla felsefe tartışmak diyor. İlginçtir ama ben de aynen böyle düşünmüştüm. Benim kadınla buluşmam da tabi onlar anlayamaz ama bu temeldedir. Kadınla felsefi buluşma dışında bütün buluşmalar, doğru bir buluşma değildir, felsefi buluşma dışındaki bütün ilişkilerin, evliliklerin geleceği yer patriarkal, hiyerarşik ilişkidir ve bu tür ilişkiler eninde sonunda ilişkiyi tüketir, bitirmeye götürür. Felsefik buluşma dışında hiç bir buluşma bunu kurtarmaz.

Güney’de üniversite öğrencileri 16 bin imza toplayarak  koşullarıma ilişkin BM ye dilekçeler verildiği belirtiliyor. Barzani-Obama görüşmesini dinledim. Obama federal bir Irak içinde refah, güven içinde federal Kürdistan’a desteğini belirtiyor.

Darbe planlarını basında dinledim. “Darbe senaryoları” diyenler de var. “Darbe ticareti yapıyor“ diyorlar AKP’ye. Aslında danışıklı döğüştür. Balyoz darbe planı 2003’te yapılmış, Madem AKP bunu biliyordu neden o zaman üzerine gitmedi, o zaman neden Tayyip Erdoğan bunu tartışmadı? Demek ki bir pazarlık sözkonusudur.

İslamiyet’e dair şunu tekrar söylüyorum. Bugünkü müslümanlık gerçek müslümanlık değil. Gerçek müslümanlığı, ümmet anlayışını tartışmak gerekiyor. Müslümanlığı halkın benimsediği, kabul ettiği tarzda modern müslümanlık olarak yeniden tartışmaya açmaları, diğer dinlere de bunu uygulayarak demokratik niteliğini öne çıkarmaları gerekiyor. Demokratik İslam’ı, İslam’ın demokratikleşmesini tartışabilirler. Laiklik üzerine tartışmalarsa zaten savunmalarımda var, bunlardan yararlanabilirler.

CPT heyetiyle de görüştüm. Altı kişiydiler. Onlara işte buranın koşullarını, yeniden yargılamanın önemini, AİHM’deki davamı konuştum. Avukatlarımla daha sonra bu konuda konuşur, bilgi alırsınız dedim.

Cezaevlerinde arkadaşlara bir şey demiyorum. Ancak kendilerini hırpalamasınlar, kendilerine fiziki zarar verecek eylemlerden kaçınsınlar. Diğer arkadaşlarla  eskisi gibi bir saatlik bir görüşmemiz oldu.

Cezaevlerinden gelen mektuplar var, otuz adet kadarı verilmedi. Çok sayıda kart da var. Tek tek gelen mektupların isimlerini vermeyeceğim. Daha çok cezaevlerini söyleyeceğim, Tekirdağ’dan, Kırıklar cezaevinden, yine Adana Karataş Kadın cezaevinden arkadaşların mektupları var, bir kısmını vermediler. Buca-Kırıklar cezaevinden Kemal Marhan adında yaşlı biri sanıyorum onun bir mektubunu aldım. Beni mutlaka göreceğini yazmış. Çok içten bir mektup, selamlarımı söylüyorum. Diyarbakır D. Tipi’nden F.Tunç, sanırım genç biri, mektubumu alırsanız mutlaka bana haber verin, demiş. Tamam, buradan kendisine selam iletiyorum, küçük bir kartını aldım, değer veriyorum. Yine Siirt cezaevinden Hakime onların mektubunu aldım. Enver Özkartal’ın bir mektubu var, aslında iyi yoğunlaştığını düşünüyordum ama mektubunu bu sefer vermediler. Bakırköy cezaevindeki kadınların mektuplarını aldım. Gönül’ün mektubunu aldım. Bitlis cezaevinden Hülya’nın  mektuplarını aldım. Ebru’nun küçük bir kartını aldım. Ebru şahsında son dönem tutuklanan bütün arkadaşlar için özellikle şunu söylemek istiyorum. Cezaevinde tek başına kalmak yalnız olup etkisizleşmek anlamına gelmez. Kişi tek başına da kalsa cezaevinde kendini koruyabilir, geliştirebilir. Dışarıda da içeride de bir birey çok iyi yoğunlaşır ve kendini çok iyi programlarsa birçok şeyi aşacağına ve güçleneceğine inanıyorum. Kendilerini bu temelde geliştirmelerini diliyorum. Selamlarımı söylüyorum.

İnci Roj  kendisini  tekrarlamamalı. Bir de üç dil falan biliyor, oldukça donanımlı biridir, yazdıklarını bilimsel temelde daha anlaşılır ve güncel kılmalıdır. PKK’ye gelince eleştirilerini anlıyorum ancak PKK’yi değiştirmek öyle bir iki günün işi değildir. Yoğun siyaset gerektiriyor. İşte biz burada yıllardır uğraşıyoruz, yıllarca uğraşmak gerekir, öyle bir iki günde olmaz. Çalışmalarını somut biraz daha anlaşılır konulara indirgeyerek açımlamasını öneriyorum.

İzmir nasıl, saldırılar şu an yok sanırım. Az önce bahsettiğim gibi İzmir’de ortak bir çalışma, bütün güçlerle buluşma önemlidir. Orada bunu başarırlarsa birçok şeyi başaracaklarını ve aşacaklarını düşünüyorum. Dostlara selamlarımı söylüyorum.

İslam Toplumları Tarihinin II. Cildini getirmek iyi oldu.  Soner Yalçın’ın söylediğim kitabıyla, daha önce söylediğim kitaplar vardı, onlar da getirilse iyi olur.

Tüm halkımıza selamlar.

Iyi günler.

 

27 Ocak 2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com