![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Seçim Komisyonunun dar ve yetersiz kaldığı anlaşılıyor. Zaten ben herhangi bir ismi, olsun diye dayatma yapmadım. Belirtilen bazı isimlere ilişkin ben de olabilir demiştim. Kendileri böyle karar vermiş. Ama Rıdvan aday olsaydı iyi olurdu. Batı illerinden birinden gösterilebilirdi. Yine bu HAK-PAR'dan da birisi aday olsaydı iyi olurdu.Ancak HAK-PAR seçimden çekilerek demokrasi bloğu adaylarını destekleyeceklerini açıklaması iyi. Mesele sadece seçim değil, birlikte hareket edilmesi önemlidir. Demokrasi bloğu stratejiktir, sadece seçime dönük olmamalıdır. Askeri ve siyasi operasyonlar devam ediyor. Maraş'ta, Dersim'de, Diyarbakır'da, Şırnak'ta, Hakkari, Muş-Varto, Mardin, Kastamonu'da askeri operasyonlar oluyormuş. Yani çatışmalara zorlayan operasyonlar var. Maraş-Pazarcık'ta meydana gelen çatışma nasıl olmuş? Kaç kişilermiş, hepsi mi imha olmuş? Gruptan kurtulan yok mu? Rahat hareket etme durumu olduğu, yerleşim yerlerine rahatça girip-çıkma durumunun yaşandığı, kayıpların da bu nedenle olduğu belirtiliyor. Ahmakça şeyler bunlar, ne demek böyle hareket etmek, rahata kapılmışlar. Gerillaya değineceğim. Murat Karayılan,operasyonların eylemsizlik sürecini zora soktuğunu, adeta süreci tahrik ettiğini belirtmiş. Anlaşıldı, süreci zorluyorlar. Yine Karayılan hem halka dönük saldırılar hem de askeri operasyonlar nedeniyle gerillayı mevcut pozisyonda tutmakta zorlandıklarını, yeni bir durum değerlendirmesi yapma durumunda kalabileceklerini, gelişmelerin güven verici olmadığını açıklamış. Anlaşıldı, yeni değerlendirme.... Son siyasi operasyonlarda 700'ün üzerinde gözaltı olduğu ve 105 kişinin tutuklandığı belirtiliyor. Yine Demokratik Çözüm çadırlarına yönelim devam ediyor. Operasyonlar hem askeri hem siyasidir, hem kırda hem şehirde devam ediyor, edecek gibi. Sivil cuma namazları devam ediyor değil mi? Halkın YSK Kararına karşı sahiplenmesi güçlü oldu her halde. Hem halkın kararlılığı hem Türkiye'deki demokrasi güçlerinin tepkisi ve desteği önemliydi. Tüm bu yönelimler benim buradaki görüşmelerime müdahale olarak yorumlanıyormuş. Evet, doğrudur, ben de öyle düşünüyorum. Gösteriler sırasında halka yönelik şiddetli saldırılar, tutuklamalar olmuş. Tabi öyle, toplayacaklar, hepinizi toplayabilirler. Milletvekili seçilme olabilir. Fakat seçildikten sonra da içeriye alınmayacakları anlamına gelmez. Her türlü yönelim gerçekleşebilir, tutuklama, başka şekilde. Kimsenin can güvenliği yok. Herkes tedbirlerini almalı. Öyle anlaşılıyor ki bu siyasi ve askeri operasyonlar durmayacak. Hatta daha da büyük bir yönelime hazırlanıyorlar. Seçimden sonra bu operasyonları derinleştirebilirler. İki yönlü yapıyorlar. Hem kırda hem şehirde birlikte yürütüyorlar. Yaklaşık üç yıldır burada görüşmeler yapıyorum, hatta YSK kararıyla aynı günde bir görüşmem de oldu. Son görüşme tam da YSK'nın kararını verdiği gün yapıldı, ilginçtir. Bu karar buradaki görüşmeleri sabote etmeye dönüktür. Daha önce de bu tür şeyler oldu. Bir seferinde de tam buraya benimle görüşmeye geldiklerinde Hakkari'deki 9 köylünün katledilmesi olayı yaşanmıştı. Hatta heyet bu nedenle iki saat gecikmeli gelmişti, onlar da ne olduğunu anlamamıştı, habersizdiler, çok şaşırmışlardı, şaşkın bir durumdaydılar. Onlar da üzgündü, nasıl böyle bir şey olur, diyorlardı. Belli ki onların da haberleri yoktu. Yine heyetle yaptığım bir başka görüşme de tam da bu KCK tutuklamalarının başladığı güne denk gelmişti. Söylediğim gibi heyetin yaklaşımını iyiniyetli buluyorum ama onlar da bazı şeyleri açıklama konusunda yetersiz kalıyorlar. Örneğin bu KCK operasyonlarının arkasındaki güç kimdir, karanlıktır. Bu hususların aydınlatılması önemlidir. Hakikatleri araştırma komisyonunu biraz da bunları aydınlatmak için öneriyorum. Yine Hakkari'deki 9 köylünün öldürülmesi, YSK kararı gibi örnekler böyledir. Bir yandan benimle görüşüyorlar öte yandan hem askeri ve siyasi operasyonlar devam ediyor. Genel yorum, bir tasfiye politikasının devrede olduğu yönündedir herhalde. Evet, ben de öyle düşünüyorum. Tasfiye derinleştiriliyor. Bir tasfiye politikası devrede, benim üzerimden bir oyalama geliştiriyor olabilirler. Ama ben net ifade ediyorum, ben halkımı oyalamayacağım. Bunu söylemek zorundayım. Zaten bunun işaretleri de çok net görülüyor. CIA başkanı gelip burada beş gün boşu boşuna kalmadı, en önemli gelişme budur. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye ve Amerika gizli bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre Amerika'nın Suriye, İran ve Libya politikalarını Türkiye alttan destekleyecek. Türkiye'nin Suriye ve İran politikası bu anlaşmayla değişmiştir. Daha önce Türkiye-İran-Suriye ittifakı almış başını gidiyordu, etkiliydiler. Türkiye sözde anti-emperyalistti. Beş altı yıldır sözde Amerika'ya karşı dik duruyorlardı, İsrail'le çatışıyor gibi görünüyorlardı. Fakat bu sadece bir görüntüden ibaretti. Bugün bu anlaşmayla Türkiye-İran-Suriye ittifakı dağılmıştır. Türkiye, Amerika'nın Suriye ve İran politikalarına destek verecek. Bunun karşılığında Türkiye, Kürtlere istediği gibi yönelecektir. Kürtler defalarca katliamdan geçirilse de Amerika'nın hiç umurunda olmaz, çıkarları için Kürtleri de herşeyi de feda ederler, katledilmesi, binlercesinin ölmesi umurlarında bile değildir. Bu çerçevede hem askeri operasyonlar yoğunlaşıyor, yoğunlaşacak hem de Kürt siyasetçilerinin ileri gelenleri ve kadrolar hedeflenecek, etkisizleştirilmeye çalışılacak. Bu, tutuklamayla olur, başka biçimde olur. Bu arada Amerika'nın bazı arkadaşlar hakkında verdiği malvarlığını dondurma kararı da bütün bunlarla bağlantılıdır. Bir de aynı gün, helikopter ihalesi aldılar. Bizim malvarlığımız mı var, Amerika bilmiyor mu bunların malvarlıkları yok. Aslında çok ince yöntemleri var, bu onlara bir mesajdır. Ben sizinle uğraşıyorum mesajını veriyor, sizin hakkınızda bir karar aldım demiş oluyor. Daha önce Karayılan, Duran Kalkan onları da listeye almışlardı. Amerika ve İngiltere'nin eskiden beri uyguladığı genel bir politikasıdır. Türkiye bunların oyunlarına gelmemelidir. Saddam'a aynısını yapmadılar mı, Saddam'ı Kuveyt'e saldırtmadılar mı, önce İran daha sonra Kuveyt batağına çekmediler mi? Önce Saddam'a “seni destekleyeceğiz” dediler, hem İran'a hem Kuveyt'e saldırttılar, sonra ne olduğunu hepimiz gördük. Bugün de aynısını Türkiye'ye yapıyorlar, Türkiye'yi Kürtlere saldırtıyorlar. Ama bunun sonuçları ağır olur, bu felaket getirir. Talabani ve Barzani'yi uyarıyorum, onlarla konuşulmalı, tehlikelerin farkında olmalıdırlar. Onlarda bu oyunun içine alındılar. Yeter artık, 30 yıldır bu oyunlara alet oldular. Kuzey Kürtlerini kullanıyorlar. Fakat şunu net bilsinler, PKK olmazsa onların ömrü, süre veriyorum sadece yirmi dört saattir. Bunu bilsinler yirmi dört saattir. Eğer PKK'yi tasfiye ederlerse sıra onlara da gelir, onları yirmi dört saatte bitirirler. Bunu kendilerine iletmek lazım. Bir kısa mektup da yazılabilir. Talabani'ye de özellikle Barzani'ye de bu tehlikelere karşı ve Kürtlerin ortak çıkarı için Demokratik Ulusal Kongre'yi toplamaları iletilmeli. Amerika'nın Ortadoğu liderlerinin başına getirdiklerini görmüyorlar mı? Kadafi'yi yanlarına çektiler, sırtını sıvazladılar, işte gitti Elize'de Amerika'da çadır kurdurttular. Fakat şimdi onun da hali ortada. Yine Beşar Esad'ın durumu benzerdir. Onu da Türkiye'yle ilişkilendirdiler, İngiltere basınında Esma Esad'ı öne çıkardılar, pohpohladılar. Şimdi Esad'ın durumu içler acısı, Türkiye Amerika'yla anlaşarak Suriye'ye ilişkin politikalarını değiştiriyor. Yine Mübarek olayı biliniyor. Otuz yıl boyunca Amerika'nın has adamıydı. Fakat Amerika onu yirmidört saatte gözden çıkardı. Şimdi Sözde bir hastanede tutuluyor. Ama aslında gözaltındadır ve bunun da arkasında İsrail vardır. Ortadoğu'nun liderliklerinin akıbeti budur. Erdoğan bunu bilmelidir. İşte şimdi ABD ile anlaşarak alt-emperyalist ülke havasına girdiler, son zamanlarda bölgede büyük-güçlü-etkili-model devletiz diyorlar! Tarihten de mi ders almıyorlar? Amerika ve İngiltere'nin bugün uyguladığı politikaların tarihte de örnekleri var. İngilizler Yunanlıları da bu şekilde kullandılar, kendi politikaları için Anadolu'ya sürdüler. Sonuç tüm Rumların Anadolu'dan tasfiyesi oldu. Yunanlıları önce yanına çekti daha sonra batağa sürükledi, yunanlıları kurban etmiş oldu. Yine 1925'te Şeyh Sait olayında Kürtleri yanına çekiyormuş gibi bir görüntü oluşturdu, daha sonra Musul-Kerkük karşılığında Kürtlerin kurban edilmesine onay verdi. Ve Kürt katliamları, jenosidi ondan sonra başladı. İkinci Dünya Savaşı sıralarında da bunun örneği var. Türkiye'yi 2. Dünya Savaşı ve sonrasında yanlarına çekmek karşılığında Hatay'a onay verdiler. Daha sonra Menderes biraz çizgileri dışına çıktığında tasfiye ettiler. Özal da iyiniyetlice, kendince bir çözüm geliştirmek isterken onu da götürdüler. Ecevit'i de tarumar ettiler. 2002'de bir şeyler olacaktı ama pişmanlık yasasıyla birlikte boşa çıktı.. 2002'den beridir AKP süreci var, tasfiye politikasını uygulamaya koydular, PKK'yi bölme, parçalama yoluna gittiler, işte 2004'te bu Osmanlar-Botanlar alçak bir şekilde yanlarına kadınları-kızları da alarak gittiler. Bize karşı ABD ve İngiltere'nin Türkiye'yle anlaşma örnekleri daha önce de vardı. 92'de Doğan Güreş İngiltere'ye gidip anlaşmaya vardıktan sonra dönüşte “yeşil ışık aldık” demişti. Hatta bunu Mehmet Ali kitabında da yazmıştı, Doğan Güreş'in gidip İngiltere'de yeşil ışık aldığını belirtmişti. Bundan sonra Kürtlere yönelik çok acımasız yönelimler geliştirdiler. İnsanları vahşice öldürdüler, binlerce faili meçhul yaşandı. Erdoğan farkında değil, iktidar insanı sarhoş eder. Çiller'i biliyorsunuz, nasıl korkunç hale geldiğini. Bugün yaşanan da budur. CIA Başkanı Türkiye’ye gelip anlaşma yapmıştır. Fakat söylediğim gibi bu tehlikelidir, bu politikalarla hareket ederse Erdoğan'ın sonu daha beter olur. Buradan uyarıyorum, bu sorumluluğu kabul etmeyeceğim, bundan sonra gelişeceklerin sorumluluğu bana ait değildir. 2002'de AKP iktidarı başladıktan sonra ordudaki, benim JİTEM dediğim GLADİO güçlerinin iki-üç sefer darbe teşebbüsünde bulundukları şimdi anlaşılıyor, fakat başarılı olamıyorlar. 5 Kasım 2007 tarihinde Bush-Erdoğan zirvesinden sonra ABD açıkça desteğini ordudan çekip AKP'yi desteklemeye başlamıştır. Aslında Ergenekon davasıyla da yapılan budur. Ben bu generaller için “satılmış” demiştim, daha sonra Veli Küçük de 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesini kastederek “biz o gün satıldık” demişti. Aslında başlarına geleni iyi anlamıştı. Askeri ve siyasi operasyonlarla BDP ve PKK tasfiye edilmeye çalışılıyor yerine işte bahsettiğim bu bazı bilinen işbirlikçi Kürtlerle görüşüp sahte bir Kürt oluşumu yaratmaya, alternatif bir Kürt partisi oluşturulmaya çalışılıyor. Aslında bunlardan Kürt partisi de olmaz, Kürtler bunların partisini kabul etmez. İşte Bülent Arınç gidip bazılarıyla görüştü. Taraf çevresine söylemek lazım bu tiplere alet olmasınlar. Bu planların farkında olsunlar. Bunları Kürtlerin üzerine sürüyorlar. Altında başka şeyler, planlar var. Bunlardan Kürt partisi falan da olmaz, başaramazlar, bir alternatif olamazlar. Kürtler şu anda ateş topu olmuşlar, her gün cinayet, tutuklamalarla karşı karşıyadırlar. Bunları uyarıyorum akıllarını başlarına alsınlar, ateş topuna dönmüş Kürtlere yaklaşmasınlar. Bu ateş onları da yakar. Uzak dursunlar Kürtlerden. AKP’den aday olan bazı Kürt şahsiyetleri bu oyunların farkında olmalı, kendilerini bu politikalara alet etmemeli, kullandırtmamalıdır. İşte Kürt siyasetini de “şahinler güvercinler” diye ayırmak istediler. Ortada derin bir tasfiye politikası var. Aslında bu tasfiye çok önceden başlamıştı. Ben 2006'da da Kürt politikacıları uyarmıştım, beni anlayamadılar. O dönemki görüşmeler kafama çok yatmamıştı aslında ama karışmadım, onayladım. Bazı Kürt siyasetçilerin iyiniyetle yaptığı görüşmeler sonuçsuz kaldı. Anlamıyorlar, dürüstler ama kandırılabiliyorlar. O dönem MHP ile yapılan tokalaşma sahneleri de yumuşatma yaklaşımları da bunun bir parçasıydı. Avrupa'da o dönemde yapılan görüşmeler de bununla bağlantılıydı. O dönemdeki diyaloglar konusunda ikna olmamıştım, temkinli yaklaşmıştım ama bir şans tanımak adına onaylamıştım. Fakat daha sonra işte DTP'yi de kapattılar, bilinen yönelimler oldu. İyiniyetliydiler ama bunların farkında değildiler. Bu süreçten onları zor kurtardık. Geçmişte JİTEM eliyle yaptıkları tasfiyeciliği şimdi o polis akademisi çevresinde geliştiriyorlar. Bunlar geçmişteki CHP diktatoryasından yirmi kat daha tehlikelidirler, daha beterdirler. Bunlar Kürt politikacılara daha da yönelebilirler. Onların çevresini, yanındakileri, ailelerini alabilirler, zaten alıyorlar. Bu durum görülmelidir. Bu kadar tutuklamalar var. Cayır cayır tasfiye ediyorlar. Siyaset kurumu ne yapıyor? Bu kadar tutuklama, KCK tutukluları var. Bu tutuklular serbest bırakılıncaya kadar daha etkili bir pratik ve politikanın sahibi olabilirler. Diyarbakır, çocuklarına, KCK tutuklularına sahip çıkmalıdır, “bunlar bırakılmıyorsa biz de tutum alıyoruz” diyebilirler. Tek başına bunun için bile sonuç alıncaya kadar çok şey yapılabilinir, siyasetçiler bunu bile başaramıyorlar Karayılan da benzer içerikte bir değerlendirmesi olmuş. Böyle söyleyeceğine neden gereğini yapmıyorsun? Öfkeleniyorum, yap o zaman niye yapmıyorsun? Gereğini yapmazsanız, çok ağır eleştireceğim. Görmüyor musunuz olup biteni, yaşanan tasfiyeyi. Biliyorum bu arkadaşlar dürüsttürler, hatta benden daha dürüsttürler, iyiniyetlidirler ama cehenneme giden yol, iyiniyet taşlarıyla döşelidir. Avukatlarım da iyiniyetlidirler, aslanlar gibi gelip gidiyorlar. Ben mi çağırıyorum, hayır, kendileri gelip gidiyor. Aslında İsmail Beşikçi doğru söylüyordu; “Öcalan'ın tutukluluk koşullarında müzakere yürütmesi doğru değil” demişti ama bu süreci götürecek kimse olmadığı için ben bu sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldım. Benden başka kimse var mı, kim yapacak! İsmail Hoca’ya bu düşüncem iletilebilir. Ben halkımıza teşekkür ediyorum, beni bu noktaya siz getirdiniz. Halk arkamda durdu, halkla aramda özel bir bağ var. Kürt siyasetçileri de Sayın Öcalan dedi, muhatap gösterdi, teşekkür ediyorum ama benim burada koşullarım çok sınırlı. Elim-kolum bağlı. Daha önce “dar bir koridordayım, kıpırdayamıyorum, hareket alanım kısıtlı” demiştim. Benim tek yapabildiğim bu heyetle görüşmeleri sürdürmek. Bunu da onları iyiniyetli bulduğum için ve bir umut ışığını değerlendirmek için yapıyorum. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar inisiyatifli değil, AKP'ye belirlediğimiz çözümü kabul ettiremiyorlar, ikna edemiyorlar. Anladığım kadarıyla ne orduya ne AKP'ye burada belirlediğimiz çözümü kabul ettiremiyorlar. Ben hala heyetin iyi niyetli olduğunu, yaşananlardan rahatsız olduklarını düşünüyorum. Bunu yüzlerinden de okuyorum. Bu KCK tutuklamalarından, operasyonlardan onlar da rahatsız olduklarını, yanlış olduğunu söylüyorlardı. Heyetin yetki düzeyi düşüktür, yükseltilmesi gerekir. Bunu onlara da söyledim. Bir şey çıkacağını sanmıyorum ama görüşmeleri sürdüreceğim. 15 Haziran'a kadar bir ya da iki görüşme yapma ihtimali var. Bu görüşmelerden sonra artık durum netleşecektir. Ben yol haritasındakilerden daha somut-pratik bazı öneriler içeren kısa metinler hazırlayacağım. Bunlar protokol benzeri olacak fakat daha farklı, daha somut, net yapılması gereken şeyler var. Bu hazırlayacağım metinler Erdoğan'ın masasına götürülecek ve o da evet derse süreç ilerler. Yoksa zaten yapacak bir şey kalmaz. Bu durum 15 Haziran'a kadar netleşecek, herşey bu tarihte belli olacak. Bu arada savunmam AHİM'e verildi mi? Demek hala verilmemiş. Evet bu da gösteriyor ki içeriğinden yaptığım değerlendirmelerden rahatsız olmuşlar. Vermemeleri anlaşılıyor. Ben bu savunmamın ismini bu duruma uygun şekilde “Soykırım Kıskacında Kürtler” olarak koymuştum. Sonrasında değiştirerek “Demokratik Ulus Çözümü” yaptım. Türkiye kamuoyuna sesleniyorum. Türkiye kamuoyu bilsin ki bu bir oyundur. Amerika kendi çıkarları için herkesi satar. Amerika'yla yapılan bu anlaşma çözüm getirmez, felaket getirir. Ben bu durumun sorumluluğunu üstlenmiyorum. Biz aslında demokratik anayasal çözümle sonucu gitmeye çalıştık, yumuşak bir geçiş yapmak için elimizden geleni yaptık. Heyetle yapılan görüşmede tartıştığımız konu da buydu. Fakat karşımızda çözüm için muhatap bulamıyoruz. Demokratik anayasal çözüm çabamıza askeri-siyasi operasyonlarla, tasfiyeyle cevap veriliyor. Ben burada Kürtlerin onurunu temsil ediyorum ve ölünceye kadar da bunu çiğnetmem. Bu gelişmeler karşısında Kürtler de kendi pozisyonlarını değerlendirmek durumundadırlar. Kürtler bu özgürlük davasından vazgeçmezler. Bu ateşkes meselesi de yanlış anlaşılıyor. Ben ateşkes yapın demedim. Bu heyetle yaptığımız görüşmelerde onlarla konuştuğumuz üzere biraz bu sürece şans vermek için gerillanın karakol baskını, sabotaj türü eylemlere girmemesi konusunda anlaşmıştık. Gerilla buna uydu. Heyet de kendi kısmi etkisini kullanarak operasyonları azalttı. Ama bu kendinizi imha ettirin demek değildir. Kandil'e öfkeleniyorum, bu nasıl gerillacılıktır? Ne demek rehavet, ne demek yerleşim yerlerine giriyorlar. Kendilerini iyi korumaları, çatışmadan kaçınmaları gerekiyordu. Üzerlerine gelindiği taktirde de kendilerini her türlü savunmaları gerekirdi. Bunun sorumlusu sensin, demek ki iyi komuta edemiyorsun. Gerillanı iyi koruyamıyorsun. Sana saldırılırsa tabi ki kendini koruyacaksın, misliyle cevap vereceksin, bunu defalarca söyledim. Söylediğim gibi ortada bir ateşkes falan yok. Sadece süreci biraz daha sağlıklı götürmek adına öneriler vardı. Kandil'de kendini yakan dört gerillanın sorumluluğu da size aittir. Bu sürecin tıkandığını gördükleri için, bu tutumlara tepkilerinden kendilerini yaktılar. Bununla yönetime bir mesaj verdiler. Bunlar büyük direnişlerdir, tarihidir, hepsini saygıyla anıyorum. Mustafa Malçok meselesi de aynı şekildedir. O da Diyarbakır'a duyduğu öfkeden dolayı bunu yapmıştır. Suyun kenarına gidiyor ve bir de mektup bırakıyor değil mi? Ve öyle bir yumruğu havada cayır cayır yanıyor ve üstelik yanma halindeyken bile kendisini suya atmıyor. Bu ne büyük bir iradedir. Bu korkunç, korkunç da değil tarihi bir eylemdir. Büyük bağlılığın ifadesidir, kahramancadır. Bu eylemlerin size yüklediği sorumluluğun bilincinde olun. Ben burada gerillaya da sesleniyorum. Böyle Gerillacılık olmaz! Kandil'i falan beklemesinler, kendi öz savunmalarını kendileri yapsınlar. Yirmidört saat gerillacılık yapacaklar. Gerilla yirmidört saat gerilladır. Her an uyanık ve tetikte olmaları gerekiyor. Şimdi bu durumu halk, BDP, DTK, Kandil oturup değerlendirmek durumunda. Kendi kararlarını almak durumundalar, kendi kararlarını alsınlar. Söylediğim gibi yirmi yıldır herşey benim omuzlarıma yıkılıyor, yeter artık beni bu kadar zorladıkları. Burada yapacaklarım sınırlı, koşullarım zor, uygun değil. Ne yapacaklarsa yapsınlar, büyük ihtimalle çözüm gelişmeyecek, tasfiye geliştiriliyor. Onlar da hazırlıklarını buna göre yapacaklardır. Sizi bu davaya ben çağırmadım vazgeçin de demem. Ben bırakın desem bile özgürlüğüne, onuruna düşkün Kürt halkı bu özgürlük mücadelesini bırakmaz. Ama gücümüz yetmiyor, biz Ermeniler gibi soykırıma uğramaktan, katledilmekten korkuyoruz diyorsanız, ona da saygı duyarım. Eğer bu mücadeleyi sürdüreceğiz diyorsanız da gereğini yapın, öyle konuşmakla olmuyor. Kendinize güveniyorsanız işte Yemen'deki, Tunus'taki örnekleri görüyorsunuz, ben sizi tutmam. Bazı yerlerde sonuç aldılar. İşte Tunus'ta biri kendini yaktı, onun üzerine üç gün ayaklandılar. İşte 15 Şubat'ta kendini yakanlar var. Yapabiliyorsanız onlara layık olun. Dağdan da bir şey beklemeyin. Göze alabiliyorsanız gereğini yaparsınız. Biz bu diyalog sürecine şans verme adına 15 Haziran'a kadar biraz bekleyip görelim dedik. Ama şimdi yaşananlar ortada. Kendi kararlarını kendileri vermelidirler. Gücünüz yetiyorsa hazırlığınızı yaparsınız, demokratik özerkliği kurar, hayata geçirirsiniz. Suriye'ye ilişkin şunları söyleyebilirim. Esad'ın durumu da söylediğim gibidir. Amerika önce onu da yanına çekti, fakat şimdi kritik noktadadır. Ya Zeynel Abidin gibi teslim olacak ya bir çözüm yolu açacak ya da zorla tasfiye edilecek, o zaman herşeyini kaybeder, ailesi de gider. Suriye'de Kürtlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu arada Suriye'den bazı Kürt partilerinin temsilcileri de Kandil'i ziyaret etmişler. Talepleri nedir? Esad'la görüşülmesi gerekiyor. Kürtlerin kendilerini korumak için on-onbeş bin kişilik bir özsavunma birliği kurmaları gerekir. Hem kırda hem şehirlerde kurulmalıdır. Bunu Esad'a iyi anlatmak gerekir. Esad'a denir, eğer sen devrilirsen iktidara gelecek Sünniler bizi katledecek, bizim kendimizi korumamız gerekiyor. Onun için bu özsavunma birliğini kurmak durumundayız. Bunu kabul edersen seninle uzlaşırız. Eğer Suriye'yi demokratikleştirme yolunda kesin kararlı olursa demokratik özerklik temelinde bir uzlaşma sağlanabilir. Demokratik bir Suriye ortaya çıkabilir. Biz her zaman uzlaşmaya varız, uzlaşmadan yanayız. Talabani gelebiliyorsa iyi olur, gelsin. Selamlarımı iletiyorum. Daha önceki uyarılarımı da kendisine iletmek lazım. Bazı Kürt siyasetçileri diyalog ve müzakerenin sonuç alıcı bir yöntem olarak sonuna kadar değerlendirilmesi gerektiğini, ancak alanda buna dair inançsızlığın geliştiğini bunun da tehlikeli olduğunu söylemiş. Tamam, zaten onu yapıyoruz, müzakere devam ediyor, görüşüyoruz, görüşmeye devam edeceğiz. Bunu yapıyoruz. Ama durum ortada. İnançsız olanlar haklılar. Durum ortada değil mi? Onlar doğru düşünüyorlar. Böyle boş boş konuşmak yerine gereğini ona göre yapmak lazım. Demokratik siyaset kurumu yeterince insiyatifli olmalı, demokratik siyaseti geliştirmelidirler. Bütün adaylara başarılar diliyorum, selamlarımı söylüyorum. Ertuğrul Kürkçüler de rollerini iyi oynamalılar. Şerafettin Elçi'ye de selamlar.Süreç önemlidir onların da sorumlulukları var. Başarılar diliyorum hepsine. Van'daki halkımıza, gençliğe ve kadınlara selamlarımı iletiyorum. Van önemlidir. Başarılar diliyorum. Ben kadınlara ilişkin de bir iki şey söylemek istiyorum. Bakırköy'den Meltem Yağmur, o ama (görme engelli) olan arkadaş, sanırım Hediye'ydi ismi, onun yanından göndermiş. Hediye hasta sanırım. Mektuplarındaki derinleşme düzeyini çok olumlu buldum. Meltem Yağmur'un bir büyükannesi varmış, ondan etkilenerek katılmış. Adana Karataş'tan Ayfer Ekinci'nin mektubu da aynı şekildedir. Kadın gelişme ve derinleşme düzeyleri beni umutlandırdı. Bu arkadaşlar hem birbirleriyle hem de bütün cezaevlerindeki kadın arkadaşlarıyla mektuplaşarak bu görüşlerini paylaşabilir, daha da geliştirebilirler. Benim Havva bacımın durumu çok kötüymüş. Gidip durumuyla ilgilenseniz iyi olur. Iğdır ve Doğubeyazıt halkına da ve Erzurum cezaevindeki Mehmet Aras’a selamlarımı iletiyorum. Vakit kalmadı ama Bismil'de hayatını kaybeden İbrahim Oruç'un ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Mersin'de benim bir hocam vardı, onun kardeşi vardı, beni ilk Dev-Genç'le tanıştıran o kardeşiydi. Ertuğrul gidip onu ziyaret edip, selamlarımı iletirse sevinirim. Herkese selamlar İyi günler. 27 Nisan 2011
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||