Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


15 Haziran'dan İtibaren Yeni Bir Süreç Başlayacak

 

Medya Savunma Alanları’nda, Kongra-Gel 8. Genel Kurulu gerçekleştirilmiş, kendi içlerinde Genel Kurul'da önemli tartışmalar yaptıklarını belirtiyorlarsa önemlidir. Demokratik çözüm şansının her zamankinden daha fazla olduğunu ama bütün olasılıklara göre de hazırlıkları tam yaptıklarını, hazır olduklarını belirtiyorlar. Genel Kurul'da parçalara ilişkin bazı  tartışmalar yürüttükleri söyleniyor. Herhalde Suriye’nin, Irak’ın ve İran’da Kürtlerin durumunu tartışmışlardır, hazırlıklarını yapmışlardır.

  Uludere'deki kayıplar on ikidir değil mi? Bu konuda açıklama var mı, olay nasıl gelişmiş?  Silahsızlar mıydı? Değil galiba, değilse, nasıl oluyor da hiçbir şey yapmadan, karşı tarafa kayıp verdirmeden bu kadar kayıp veriyorlar? Bu benim kafama takıldı, bana biraz şey geliyor, ondan soruyorum.

Bitlis’te çıkan çatışmada bir gerilla yaşamını yitirmiş.  Nasıl olmuş, operasyon mu? Helikopterden balonlar içerisinde atılan ve kimyasal olduğundan şüphelenilen sıvı, gaz gibi bir maddeden söz ediliyorsa bu olabilir, her türlü şeyi kullanabilirler. Başka, Dersim-Nazimiye'de var sanırım operasyon. Hakkari ve Dersim'deki çatışmalarda ikişer askerin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Dersim'deki çatışmalarda kayıp vermemişler herhalde.

 

DTK'nin olağanüstü genel kurulda aldığı karar gereği, bir heyet Güney’deki siyasi partilerle görüşmek üzere gittiklerini radyoda dinledim. Tamam. Avrupa Kürt dernekleri konfederasyonu Kon-Kurd da kongresini yapmış.  Demokratik özerklik projesinin Kürtlerin çözüm projesi olduğunu ve Avrupa'da Kürtlere dönük inkar ve baskı politikalarına karşı topyekün mücadele kararı almışlar. Tamam.

  

DTK'nın çağrısı üzerine cezaevlerindeki arkadaşlar açlık grevlerini sona erdirmişler. Bu iyidir. Tamam, bırakabilirler. Ben onlara ilişkin değerlendirmelerimi 15 Haziran sonrasına bırakıyorum. Şimdilik söyleyeceğim; çalışsınlar, yoğunlaşmalarını sürdürsünler, kendilerine iyi baksınlar.

 

Seçimlere ilişkin bir şey var mı? Mersin'de durum nasıl? Ertuğrul Kürkçü selam göndermiş. Burada yürüttüğüm müzakere sürecini önemsediğini söylüyormuş. Bu süreçte elimizi güçlendirmek için çaba sarfettiğini söylemiş. Mersin’de Alevi halkımız geri durmamalı. Niye geride duruyorlar? Daha neyi görmeleri, neyi yaşamaları gerekiyor? Tarihten bu yana katledildiler, halen anlaşılmıyor mu? Mersin'de bir sorun yok değil mi? Bir hile, oyun olmazsa kesin alır değil mi?  İl genel meclis seçimlerinde 93 bin oy alınmışsa, hiç sorun olmaz. Orada sol örgütler güçlü mü, destekleri var mı? Belli bir katkılarının olacağı belirtiliyorsa, tamam.

 

Mersin'i iyi biliyorum. Mersin emeğin sembolüdür, yoğun emek kültürünün olduğu bir yerdir. Bu anlamıyla önemli bir yere sahiptir. Orada yaşayan herkes emeğiyle geçinen insanlardır. Yoksulluk vardır. Mersin'de Araplar da vardı, orada yaşayan Araplar da vardır. Orada Araplar da yoksul, emekçi insanlardır. Sadece Araplar değil, Kürtler, Aleviler, hatta oradaki Türkmenler de buna dahildirler. Bütün bu kesimler emeğiyle geçinen, yaşayan kesimlerdir. Türkmenler çok önemlidir. Bu yönüyle Mersin emek kültürünün olduğu bir yerdir. Buna dönük yapılacak çalışmalarda bahsettiğim kesimlerin çoğu örgütlenebilir. Mersin'deki tüm grupları; Kürtleri, Arapları, Alevileri, Türkmenleri selamlıyorum ve demokratik mücadelelerinde başarılar diliyorum. 

 

Ertuğrul'u da bu temelde selamlıyor, başarılar diliyorum. Mersin'de bu kültüre uygun bir çıkış yakalayabilir. Ayrıca söylersiniz, seçimden sonra bir çatı partisi girişimi olacaktır. Ben kendisini bu çalışmalar için de düşünüyorum. Bu çatı partisi tek başına milliyete dayalı olmayacak, etnisite sorunlarını çözmüş, kendi içinde milliyetlere ve kültürlere duyarlı olan, emek eksenli bir çatı  örgütü olacak. Türkiye'de böylesi yeni bir partiye ihtiyaç var. Seçimlerden hemen sonra bütün kültürleri bir araya getiren, bu kültürlere açık, emek eksenli bir çatı partisi çalışması başlatılabilinir. Türkiye'de bu anlamda ciddi bir boşluk var. Saldırgan kapitalist tekelciliğe, tekelci kapitalizme karşı ancak bu tarz örgütlenmelerle cevap olabilinir. Bundan sonrası öyle klasik partilerle gitmez. Bugüne kadar varolan klasik partiler, hayati sorunlara cevap olamaz, çok fazla başarı şansları da yoktur. Oluşturulacak yeni parti, ciddi bir alternatif olacaktır. Hemen olmasa da % 20-30'larda bir oy rahat alır. İktidar alternatifi olacaktır. Ertuğrul da bu çalışmanın içinde yer alabilir. İleride bu konuya yeniden değineceğim, bunları gündemleştireceğim. Burada yürüttüğüm görüşmeler sonucunda Kandil'e gönderdiğim mektuplarda da bu konulara değindim. Onların da haberi var.

Mersin'deki eski öğretmenim, bizim yakın komşu köyde öğretmenlik yapardı. İlkokul öğretmeni Mehmet Ertunga'ydı. Benim üzerimde emekleri vardır. Bir de ben lisede okurken Adil adlı bir öğretmenim vardı, Mersin'de oturuyormuş. Arkadaşlarla Adil Alpertunga diye takılırdık hatta. Onun da üzerimde emekleri çoktu. Yanılmıyorsam 3-4 yıl önce kanserden hayatını kaybetmiş. Ben lisedeyken Dev-Genç'e sempati duymamı sağlayan ilk kişiydi. Bu anlamda ona çok şey borçluyum. Ayrıca kendisi iyi bir Dev-Genç'liydi, iyi bir yerdeydi. Söylediğim gibi, 3-4 yıl önce hayatını kaybetti. Ertuğrul da onu tanır, o dönem Dev-Genç'in başkanıydı Ertuğrul. Bu vesileyle öğretmenimi de saygıyla anıyorum.

 

Yakın arkadaşım Faruk Vakıf Ahmetoğlu da iki hafta önce vefat etmiş. O da kanserden ölmüş. Çok sigara içiyordu, sigaradandır. O benim Ankara'daki ilk militanımdı. Evlerinde çok kaldım. Çok emekleri vardı bende. Zerok nerede, ne yapıyor? Türkiye’ye dönmüş galiba. Diyarbakır'a gelip-gidiyor. Hala dost olduğunu söylemiş. Anne ve babası Ankara'da yaşıyormuş, çok yaşlıydılar, yaşıyorlar mı? Onlar ziyaret edilebilinir, başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

 

Evin'le de görüşülmüş, kitap çalışmasına başlamışsa iyidir. O da Diyarbakır’da kalıyor, aileyle ilgileniyormuş. Tamam, iyi. Tabii bu insanlar dürüst, namuslu insanlardır. Çukurova kültürü önemlidir. Oraya göç eden Kürtler, çoğunluğu son derece temiz, duyarlı insanlardır. Belki çok fazla mücadeleye katkıları olmuyor. Bu da daha çok ilgisiz bırakıldıklarından, yoksulluklarındandır. Evin de mektubunda hastanedeki ilgisizlikten bahsetmişti. Bu ilgisizlikler beni oldukça rahatsız ediyor, üzülüyorum bu durumlara. Biliyorsunuz Çukurova kültürü emeğe dayalı yaşayan, emeğin değerli olduğu bir kültürdür. Buranın kültürü ve burada yaşananlar -yine Süleyman dayı onlar da oradalar, gidip görüyorsunuzdur- güçlü bir dil, iyi bir anlatımla romanlaştırılabilir. Orhan Kemal'in toprakla ilgili bir romanı var. Orhan Kemal'in bu romanında iki onurlu emekçi var. Çukurova'nın durumunu çok güzel, edebi, güçlü şekilde romanlaştırıyor. (Evin'i kastederek) O da güçlü bir anlatımla Salih'in şahsında Çukurova'daki durumu işleyebilir. Orhan Kemal'in dili yakalanarak yapılabilirse çok iyi olur. Ancak ben illa ki bu çalışmaları yapsın demiyorum. Kendisi bilir. Yine yaşamını nasıl düzenleyeceğine kendisi karar verir. Kendisini geliştirebilir. Bu konularda fazla bir şey demek istemiyorum.

 

Seçime ilişkin herhalde başka bir şey yok. Diyarbakır'da bir sıkıntı var mı? Çermik'te durum nasıl? Herhalde iyidir. Belirtildiği gibi her adaya en az 62 bin oy alacak şekilde bir planlama yapılmışsa bir sorun yok demektir. O zaman kesin çıkarlar. Dersim'de durum nasıl, çıkarma şansı var mı? Orada yerel örgütlerin güç birliği de var. İttifak yapılan güçler var, onların küçük bir desteği olsa rahat çıkar. Genel olarak hedefi bulurlar herhalde.

Her yerde bir gelişme ve oy artışı olduğu söyleniyor. Tabii, doğru, çok gelişmeler var, bunlar görülmeyerek yanlış değerlendirmeler yapıldı. İstanbul'da 6 aday çıkarabilecek kapasite vardı aslında. İstanbul 2. bölgede durumlar nasıl, Sırrı Süreyya Önder rahat çıkar herhalde. İstanbul 3. bölgede Levent Tüzel ve Mustafa Avcı ikisi de çıkar değil mi? Aslında İstanbul'da daha fazla aday çıkabilirdi. Urfa'da da rahatlıkla dört kişi çıkarılabilirdi. Ancak oralarda kadro, çalışan yok, boş bırakılmış. O yüzden gelişmeler olmuyor. Adıyaman'da nasıl, çıkar mı? Malatya hattı da boş bırakılmış bir hat. Yeterli çalışma yapılmıyor. Halbuki buraların insanları kendisine misyon biçen, iyi insanlardır. Güçlü kişilikler var. Güçlenebilirlerdi. Antep'te durum nasıl? İzmir'de çıkarırlar mı? Buralarda potansiyel var. Yalnız örgütsel boşluklar var. O kadar söyledik, söylüyoruz, kimse anlamıyor. Urfa'da dünyanın potansiyeli var. Türkiye'nin tamamı kadar potansiyeli var. Son dönemlerde çok büyüdü. Bunlar değerlendirilmiyor. Urfa'nın mevcut hali ABD'nin Teksas'ı gibidir. Van'da bir sorun var mı? 

Bazı kritik yerlerde son haftada değerlendirmeye tabi tutulacağı ve gerekli görülürse bazı yerlerde birer aday geri çekileceği mi belirtilmiş.  İstanbul 3. bölgede Levent Tüzel'in mutlaka çıkması gerekir. Orada sıkıntı varsa M. Avcı çekilebilir, böylesi daha uygundur. 

Köşe yazarlarının bazı değerlendirmeleri var. Avni Özgürel'in MHP hakkındaki yorumu,  M. Ali Birand'ın yorumu, Cengiz Çandar'ın röportaj gibi bir şeyi vardı, bunları radyoda dinledim. Yine siyasi operasyonlar son bir haftada üniversite gençliğine yoğun operasyonlarla yönelmiş. Bunlardan haberim var, takip ediyorum. Bu konulara gireceğim. Aydınların, yazarların 15 Haziran’a ilişkin açıklamamı değerlendirmeleri var, onun üzerinde duracağım.  

15 Haziran'da çekileceğim yönünde yaptığım açıklamaların gerek Kürtler gerek Türkiye kamuoyu tarafından yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum. Uzun zamandan beri ve şu an omzumda oldukça yük var. Üzerimde çokça düğüm var. Benim burada, bu koşullarda daha fazla rol almamın, pratik önderlik yapmamın doğru olmadığını düşünüyorum. Ben daha önceleri de pratik önderlik yapamayacağımı, bunun doğru olmadığını belirttim. 15 Haziran'da çekileceğim derken, bu tehdit, şantaj olarak değerlendiriliyor. Tehdit amaçlı değil, Kürt sorununun çözümü için bu açıklamaları yaptım. Artık mevcut koşullarla pratik önderlik yapmam faydadan çok zarar veriyor. Gerek devlet gerek Kandil ve BDP, bütün sorunları benim üzerime yıkmış, Kürtler de benden pratik önderlik bekliyor. Bundan sonra kendi durumlarına ilişkin kendi kararlarını kendileri almalıdırlar. Benim burada zaten sonumun ne olacağı da belli değil. Bir deprem olsa burası üzerime yıkılsa ne olacak. Bu durum ömür boyu süremez. Bir kayanın bile fiziksel bir ömrü vardır. Fiziksel açıdan en fazla  ne kadar dayanabilirim, bilemiyorum. O yüzden herkes kendi önderliğini yapmalıdır. Aynı şekilde Kandil'dekiler de hepsi 60’lı yaşlarına gelmişler, belli bir tecrübeye sahipler, kendileri önderlik yapabilecek tecrübeye ve olgunluğa sahiptirler.  

Buraya getirildiğim günden bugüne hep sabırla sorunun demokratik yollarla çözümü için çalıştım. Hatta hatırlıyorum; 2000'li yılların başıydı, buraya gelip benimle görüşenler “Savaşacağınız kadar savaşın” diyorlardı, “Savaşabiliyorsanız savaşın, nereye kadar savaşacaksınız” diyorlardı. Aslında devlet de benim burada bu kadar sabredeceğimi beklemiyordu. Erkenden bu süreci bitireceğimi düşünüyorlardı. PKK de aynı şekilde benden bu kadar sabır beklemiyordu. Hem PKK hem devlet benim burada bu kadar sabırla demokratik çözüm üzerinde duracağımı, bunun için çalışacağımı kestiremiyorlardı. Ben sadece İmralı sürecinde değil, öncesinde olmak üzere toplam olarak tam 18 yıldır silahlı yöntemin devre dışı bırakılması ve silahsız yöntemlerle sorunun çözümü için tek taraflı olarak uğraşıyorum. Ancak gelinen aşamada sonuç aldığımızı söyleyemem.

 Son olarak burada heyetle yaptığım görüşmelerde de silahlı mücadele yönteminin devre dışı bırakılıp, silahsızlanma sürecinin de içinde olduğu demokratik çözüm yönteminin devreye girmesi için çalışıyorum, çabalıyorum. Bu heyetle yaptığımız görüşmelerden sonuç alınırsa demokratik çözüm yolu devreye girecektir. Seçimlere kadar, muhtemelen Haziran başında bir görüşmemiz daha olacak. Ben bu yapacağımız görüşmede heyete daha somut, pratik öneriler sunacağım. Bu önerilerime olumlu cevap verilirse, devletin stratejik önderliği bu önerilere olumlu yaklaşır, demokratik çözüm yolunda karar alırsa, ben de o zaman rolümü daha anlamlı bir şekilde oynarım. Böylesi bir durumda sorumluluktan kaçmam da söz konusu olmaz. Üzerime düşen rolü oynayacağımı herkesin bilmesini isterim. Sunacağım bu önerilerin kabul edilmesi ve demokratik çözüm konusunda mutabakata varılması durumunda barışçıl çözüm için burada çalışmalarıma başlayacağım. Böylesi bir durumda daha rahat çalışma yürütebilmenin koşullarının oluşturulması gerekecek. O zaman şimdiki gibi haftada bir saat avukatlarla yaptığım görüşmelerle bu işler yürütülemez. Sorunun aktörleriyle, BDP ile herkesle görüşmeler yapacağım. Şimdiki gibi sadece mektuplarla iletişim, tartışma olmayacak, daha sonuç alıcı iletişim koşulları oluşturulmalı ki, ben de burada rolümü daha iyi oynayabileyim. Bu koşulların sağlanması durumunda gün gün burada ben barış çalışmaları yapacağım, çalışma yürüteceğim, buradaki tüm zamanımı bu çalışmalara ayıracağım. Ertuğrul'a da söylenir, bu söylediklerim gerçekleşirse, daha farklı şekillerde de görüşeceğiz.  

Heyete sunacağım pratik önerilerim değerlendirilecek ve AKP demiyorum, devlet bu konuda bir karar verecek. O zaman AKP engel, şu engel, bu engel olmayacak. Böylesi engelleri kabul etmeyeceğim. Bunlar olursa ben de rolümü oynarım. Aksi takdirde 12 yıldır tutulduğum bu ağır koşullarda rolümü oynamam beklenmemelidir. İsmail Beşikçi de daha önce belirtmişti; cezaevi  koşullarında pratik önderlik yapılamayacağını söylemişti. Doğru söylüyor, buradan kendisinin bu düşüncelerine katıldığımı belirtmek isterim. Gidip görüşürsünüz, kendisine ayrıca selamlarımı söylersiniz. Zaten ben de pratik önderlik yapmıyorum, teorik önderlik yapıyorum. Mevcut haliyle konumum sorunun çözümüne ilişkin değil, engel bir durum oluşmaktadır. Ben de bu koşullarda daha fazla rol almamın sorunun çözümü önünde engel olduğunu belirtmek istiyorum. Bu şekliyle süreci yürütmenin ahlaki olmadığını düşünüyorum. Benim üzerimden oyalanma, çözümün ötelenmesi vb oyunlara daha fazla müsaade edemem. AKP 9 yıllık iktidarını benim üzerimden yaşattı. AKP hala bana dayanarak yaşamaya, ömrünü uzatmaya çalışıyor. Buna daha fazla izin vermeyeceğim. CHP'nin 80 yıllık hegemonyasından sonra AKP'nin son on yıllık hegemonyası yaşanıyor. Biz bu hegemonyaya hizmet etmeyeceğiz. Ben çocuk değilim, beni kandıramazlar. Aslında ben bu süreci 2005 yılında bitirecektim. Ancak o zaman yine aracılar üzerinden biliyorsunuz haber gönderip “sorunu çözeceğiz, çözmek istiyoruz” dediler. Ve 2005'ten bu yana altı yıldır bana ızdırap çektirdiler. Cengiz de bu  konularda yoğunlaşıyor, anlamaya çalışıyor. Kitabında da bu konulara değinmiş, tartışmış, bu konular hakkında daha da yoğunlaşabilir, hatta ikinci kitap çalışması da yapabilir. Demokratik çözüme olan inancımdan dolayı bütün bunlara katlandım. Ben bu şekilde gelişmelerin önünde engel olmak istemiyorum artık. Mevcut durum sadece AKP'nin günlük politikalarını kurtarmaya yönelik bir sonuç doğurabilir, bunun dışında ne Kürtlere ne de devlete bir faydası olacaktır.  

BDP ve Kandil de gelişmelerin önünde engel olmamalıdırlar. BDP durmadan “halkımızı engellemekte zorlanıyoruz” diye açıklamalar yapıyor. Kandil de aynı şekilde “gerilllamızı kontrol etmekte zorlanıyoruz” şeklinde açıklamalar yapıyor. Buradan BDP'ye de, Kandil'e de sesleniyorum. Halkın, gerillanın devrimci mücadelesini engellemek, önünde durmak, buna set çekmek alçaklıktır diyeceğim. Onlara sesleniyorum, sizin göreviniz bu değildir. Taktiksel, stratejik düzenlemeler yapabilirsiniz ancak halkın ve gerillanın mücadelesini engellemek gibi bir hakkınız yoktur. 

Ben de artık bu koşullarda pratik önderlik yapmayacağım derken bunu kastediyorum, mevcut statü de gelişmelere engeldir. Herkes, BDP, Kandil, gerilla, halk kendi taktik-stratejik kararlarını kendileri alacak. Bundan sonra bana dayanarak olmaz. Benim buradaki rolümü, pozisyonumu ne BDP ne de Kandildekiler anladı. Bana dair dogmatik bir önderlik anlayışları var. Siz avukatlarım da yeni yeni bunu daha iyi gördünüz, buna göre hareket ediyorsunuz. Bunun ne kadar derinlikli olduğunu gördünüz. Ben bundan sonra olmasam da yazılı, sözlü olarak çözüme dair görüşlerimi savunmalarımda ve yaptığım görüşmelerde belirtmiştim. Bunlardan faydalanılır.

Ben 15 Haziran'da çekileceğim derken üç nedenden dolayı çekileceğimi belirtiyorum. Bunlar;

1- AKP'nin kendi hegemonik iktidarını bana dayandırması, benim üzerimden kendi iktidarını yaşatmaya çalışması,  

2- BDP'nin ideolojisiz, örgütsüz siyaset anlayışı. 

3- Kandil'in hiç bir askeri stratejik-taktik yöntemlerle alakası olmayan, hiçbir anlayışla bağdaşmayan uyduruk gerillacılığı. 

Bu üç nedenle mevcut koşullarda rol almamın bir önemi olmadığı gibi, artık üzerimdeki bu düğümlerin çözülmesi ve omzumdaki bu yüklerin atılması gerekiyor. Ben 15 Haziran'da çekileceğim derken bunu kastediyorum, yoksa kimseye 15 Haziran'dan sonra gidin, vurun, kırın, dökün demiyorum.

Buradan yeri gelmişken gerillaya da seslenmek istiyorum. Benim burada barışı, ateşkesi devam ettirdiğim zannediliyor. Böyle bir algı, inanç var. Ben burada barışı, ateşkesi sağlamadım. Asker ateşkesi dinlemiyor. Her türlü teknik araçlarıyla saldırıyor. Belirttiğiniz gibi kimyasal silahlar kullanılıyor. Afganistan'daki gibi pilotsuz hava araçları kullanıyorlar. Tüm bu saldırılar karşısında gerekli tedbirlerini almalıdırlar. Barışı, ateşkesi sağlama gibi bir durum söz konusu değil. Yapmaya çalıştığım tecrübelerim doğrultusunda sorunun çözümü için gidilmesi gereken yolu göstermektir. Kendimce doğru olan yolu göstermeye ve bunu kabul ettirmeye çalışıyorum. Barışı ateşkesi sağlamışım gibi rehavete girilmemelidir. Gerilla da her şeyiyle Kandil'e bağlı olmamalıdır. Kandil'in belirlediği sınırlarda hareket etmemelidir. Kandil soyut önderliktir. Pratik sahanın dışındadır. Alanlardaki koşullar hakkında somut bilgileri yoktur. Gerilla, kendi bulunduğu somut koşullara göre üç kişiyse üç, beş kişiyse beş, kendi pratik önderliğini o anda koşullarına göre belirlemelidir. Mücadele yöntemlerini kendi pratik koşullarına göre belirlemelidirler. Ne yapıyorlarsa ona göre yapmalıdırlar. Burada yanlış anlaşılma olmasın, Kandil'i tanımayın, dinlemeyin demiyorum. Sonuçta Kandil taktik, stratejik önderliğini yapar, müdahalelerde bulunur ancak gerilla kendi saha koşullarına göre savaş tarzını belirlemelidir. Öyle aktif-pasif savunma safsataları terkedilmelidir.  

Burada yaptığım görüşmelerden sonuç almamız durumunda görüşmeler sonlanmayacak, 15 Haziran'dan sonra da sürecektir. Sonuç almamız durumunda 15 Haziran'dan itibaren yeni bir süreç başlayacak ve silahlı yöntemin devre dışı bırakılmasıyla birlikte sorunun silahsız demokratik çözümü sürecine girilecektir. Olumlu gelişmeler olmazsa 15 Haziran sonrası herkes için farklı olacak, bu böyle bilinmelidir. DTK  da buna göre rolünü oynar. Herkes bu durumda kendi rolünü oynamalıdır. Devlet bu konuda adım atmazsa, demokratik çözüm seçeneğinin hayat bulmaması durumunda ortaya iki yönetimli çatışma süreci çıkacaktır. Birinci yönetim, demokratik özerklik yönetimidir. Bu yönetim sadece KCK, DTK, Kürtlerle sınırlı değildir. Karadeniz'den Trakya'ya, Ege'ye bütün Türkiye'de örgütlenen demokratik özerk yönetimdir ve onların güçleridir. İkinci yönetim ise, AKP'nin hegemonik iktidar yönetimidir. Demokratik çözüm şansının yitirilmesi durumunda bu iki güç arasında, yani demokratik özerk güçler ile AKP'nin iktidar güçleri arasında çatışma kaçınılmaz olacaktır. Ben burada tehdit etmiyorum, sosyolojik bir tespit yapıyorum. Bu ortaya çıkan çatışma bir Türk-Kürt çatışması olmayacaktır. AKP'nin iktidar güçleriyle demokratik özerk güçlerin çatışması olacaktır. Örneğin gerilla Karadeniz'e kadar açılmıştır, Akdeniz'de de vardır, buradaki ittifak güçleriyle Karadeniz'den Marmara'ya, Ege'ye kadar Türkiye'de iki yönetim gücünün savaşı olacaktır. Bu ikili yönetim gücü savaşı esnasında CHP, MHP, Ergenekon nereye savrulur, nasıl konumlanırlar, nerede dururlar bilmiyorum. Bu meseleyle de çok ilgilenmiyorum. Ergenekon diye bir güç var mı, ne yapar? CHP, MHP'nin pozisyonları ne olur, ne yaparlar net bir fikrim yok, umurumda da değil. Her iki güç bulunduğu yerde bu savaşı yürütecektir. Kırsaldaki kırsalda yürütecektir, şehirdeki de şehirde yürütecektir. Zaten sadece kırsalda değil, şehirlerde de öz savunma güçleri vardır. Bu öz savunma güçleri de böylesi bir durumda aktif olacaklardır.  

Gençler şehirlerde bu tarz tedbirler alırlar. Örneğin Diyarbakır gençliği bu tarz bütün tedbirlerini kendileri alır. Buradan bütün gençliğe de seslenmek istiyorum. Mustafa Malçok sınırsız bir cesaret ve inancın göstergesidir. Eylemi bu anlamda anlamlıdır, anısı yaşatılmalıdır. Aynı zamanda gençler şahsında manevi komutandır. Bu bağlılık ve cesaret örgütlülüklerine yansımalıdır. Yiğitlik ve cesaret var ancak bu tek başına benim posterlerimi ellerine alarak sokaklarda taşınmasıyla, bana bağlılık ifadeleriyle olmamalıdır. Ayrıca kimse benim için kendini de feda etmemelidir. Bu konuda manevi vicdan azabı çekiyorum. Bunu kabul etmiyorum. Somut koşulların somut tahlili doğrultusunda kendi örgütlülüklerini geliştirmelidirler. Biliyorsunuz, yüzlercesi tutuklanıyor, cezavine konuluyor, bu işleri yaparken o kadar kolay kendilerini tutuklattırmamalıdırlar, öldürtmemelidirler. Ciddi örgütlenmeler yaratmalılar. Öyle doğru düzgün bir şey yapmadan cezaevinde kendinizi çürütmemelisiniz. Somut koşullara göre değişen daha anlamlı, uzun vadeli öz örgütlülükler oluşturmalıdırlar. Bu şekilde gençliğe de bir mesaj gönderiyorum.  

Burada yaptığım görüşmelerden bir sonuç alınamazsa, seçimden sonra muhtemelen avukatlarla yaptığım görüşmeler de kesilebilir. Seçime kadar  bir-iki görüşmemiz daha olacak. Bu mesajları da son kez görüşüyorum duygusuyla veriyorum. Bu koşullarda bir yaşamı alçakça bulduğumu, bu koşulları kabul etmediğimi de belirtmeliyim. Kürtlerin bu koşullarda yaşaması, ölümden daha beterdir. Ben ölümü bu koşullardaki bir yaşama tercih ederim. Tabii devrimcilik, adanmışlığı, büyük bir fedakarlığı gerektirir. Ben bu duygularla sadece Kürtlere değil, sol'a, demokratik sol'a da bir şeyler vermeye, soluk kazandırmaya çalışıyorum. Uzun yıllar bunun için sabırla, inançla çalıştım. Bakıyorum da kırk yıllık bir devrimci yaşamım var. Hatırlıyorum, 31 Mart Kızıldere katliamı ile başladım devrimci mücadeleye. 31 Mart'tan sonra 7 Nisan'da dağıttığım bildirilerden dolayı tutuklandım ve bir süre Mamak cezaevinde kaldım. Ertuğrul da Kızılderede'ydi, biliyordur ve böylece başladım. 

Yine belirtiyorum seçimlerden sonra bir çatı örgütü çalışması başlatılacak. Emek eksenli bir parti girişimi olacak. Marx'ın kapitalizm eksenli modernite tespitini aşan bir modernite çözümlememiz var. Bizim bu yeni girişimle amacımız bütün ezilenlerin birlikteliğini sağlayarak ciddi bir alternatif yaratmaktır. Böylesi bir oluşumun baraj sorunu da olmayacaktır. Yoksa eskinin klasik partileriyle Türkiye'nin devasa birikmiş sorunları çözülemez. İşte sol partilerin durumunu görüyorsunuz. EMEP, ÖDP gibi partiler %1 in altında oy alıyorlar. BDP de bizim yarattığımız değerler  üzerinden oy alıyor. Demokratik öncülük rollerini oynayamıyorlar. Ertuğrul Kürkçü onlar da, artık bu duyguları aşarak birlikte demokratik ulus bloğu çerçevesinde bir araya gelmek zorunda olduğumuzu görmeli. Zaten bahsettiğim bu yeni çatı partisi çalışması da Demokratik Ulus Bloğu mantığına dayanıyor.  Bu konulara şimdilik bir giriş yapmış olduk. Fırsat olursa önümüzdeki haftalarda bunu geliştiririz.  

Sonuç olarak, Suriye’deki halkımıza da sesleniyorum. Suriye’deki demokratik özerk birliklerini, öz savunma birliklerini oluştursunlar. Kendileri soykırım tehdidi altındadır. Bu tehdidi de göz önünde bulundurarak örgütlülüklerini geliştirsinler. Yine Irak’taki halkımız da kendi örgütlülüklerini geliştirmeliler. Orada demokratik ulus birliği çerçevesinde konferanslarını gerçekleştirmeliler, birliklerini bu temelde güçlendirmelidirler. Bu belirttiklerimi aydın ve yazarlarla da görüşüp, anlatmak gerekiyor. Benim bazı önemli yazılarım broşür haline getirilebilinir. Demokratik Modernite dergisinde yazılarımız çıkıyor herhalde. Çalışanlarına selamlarımı gönderiyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. Halkımıza selamlarımı iletiyorum. Cezaevindekiler de yeni döneme göre kendilerini konumlandırırlar, toplantılarını yaparlar, hepsine selamlarımı gönderiyorum.

 

Herkese iyi günler.

 25 Mayıs 2011