|
Yaşamın
zorlukları vardır. Başından uyarmıştım, bizim
davaya girmek öyle kolay bir iş değildir,
getirdiği birçok zorluk var, yaşamın kendi
zorlukları da var. Duyuyorum, izliyorum korkunç
bir işsizlik var. Üniversite mezunu gençler
kahve köşelerinde yaşam tüketiyor, ne
yapacaklarını bilemiyorlar. Kapitalizm böyledir,
insanı tüketir. Görüyorum hala sigara içen
arkadaşlarımız var. Kapitalizme yanılmamak
gerekir. Yaşlanma bence beyinle ilgilidir.
İnsanın zihninin güçlü olması gerekir. Zihin ne
kadar güçlü olursa beden de o kadar zinde kalır.
Bunlar birbirine bağlı şeyler. Zihin güçlü
olmazsa, sistemi iyi çözememişse beden de erken
çöker. Kapitalist sistemde gerçeği bulmak,
gerçeği doğru yorumlamak çok zordur, bireyleri
saptırır. Saptırılmış birey de artık hiç bir şey
yapamaz hale gelir.
Emre Aköz, taraflardan biri pes edene kadar bu
mücadelenin devam edeceğini söylüyormuş. Kim pes
edecek? Öyle bir pes etme falan olmaz, taraf
maraf da yok. Kim pes edecek? İkisi de ABD’nin
kontrolünde gelişiyor. Görüyorsunuz balyoz
şeyini. Çıldırmış bunlar. Camileri bombalamaktan
bahsediyorlar. Tam çılgınlık. Kürtleri de
tamamen yok etmeyi planlamışlar, Kürtleri
Yunanlıların yerine koymuşlar, Yunanlılar gibi
sürmeyi düşünmüşler. Bu kadar kişi sürelim,
öldürelim diye plan yapmışlar. Korkunç bir şey
bu. Ben de zaten bu hafta bu iç gelişmeleri
değerlendirmek istiyordum. Benim burada yıllarca
Kemalizmi yeniden ele almak gerekir düşüncemin
doğruluğu ortaya çıkıyor. Türkiye mevcut haliyle
devam edemez demiştim. Bunlar şimdi daha iyi
anlaşılıyor. Bunlar bu korkunç planlarına
NATO’nun destek vereceğini de düşünmüşler, hayal
etmişler. Bu kadar katliama NATO bile destek
vermez. Bu fikrin, planın çılgınlığı ortada ama
bir defa işin içine girmişler şimdi
çıkamıyorlar. Amerika da bunu kabul etmez. Veli
Küçük onlar zaten daha önce tasfiye oldular. Bu
Balyoz Planı Ergenekon’dan biraz farklı. ABD
bunlarla bu şekilde artık işlerin
yürüyemeyeceğini gördüğü için başbakanı
zorladılar, bunları tasfiye et diye, Başbuğ’u da
uyarmışlar. Ona da bu şekilde devam
edilemeyeceğini söylemişler. Bunlar şimdi
tasfiye oluyor. Bir taraftan CHP, MHP ve ordu
içindeki Kemalistlerin daha doğrusu ittihatçı
artıkların olduğu, ulusalcı katliamdan yana olan
kesim. Diğer taraftan AKP’nin olduğu muhafazakar
kesim. Üçüncüsü de bizim ve demokratların temsil
ettiği demokratik çizgi. Türkiye’deki durum şu
anda tam bir karmaşa halidir. Bir yandan o katı
ulusalcı kesim, bunların gücü az değildir.
Haberde duydum Çetin Doğan son anda Meksika’ya
kaçmayı planlamış. Bedrettin Dalan onlar da
çalışma içindeler, İsrail’in sağcı kesiminin
onlara desteği var. Amerika’da en uç kesim olan
Neo-conlar bunlara destek veriyor. İsrail’de
Netenyahu onlar da AKP’ye destek veriyor.
Evet, Rusya’da destekliyor. Iran’da destekliyor.
Rusya’nın ticari menfaatleri bağlantıları var.
Diğer taraftan da AKP ve Fethullah. Aslında tam
Fethullah da değil. Birçok cemaat var, bir
organizasyon halindeler. Diğer taraftan da Kürt
hareketi var. Kürt Hareket üzerinde birçok
oyunlar oynandı, tasfiye edilmeye çalışıldı.
Fakat ne oldu? PKK ve halk direndi, demokratik
alanda büyük güçlenme yaşandı. Ben de burada
büyük bir sabırla direndim. Ve oyun bozuldu.
Artık Kürtler tasfiye olmaz. Kürt hareketinin de
artık tasfiye olunamayacağı gerçeği var. Bu
görüldü. Ama bu gerçekle ne yapacaklarını, bu
gerçekle nasıl yaşayacaklarını bilemiyorlar.
Ben de onu anlatıyorum zaten, niye
anlamıyorsunuz.
Aköz’ün söylediği tam öyle değil, tekrar
ediyorum her iki taraf da Amerika’nın
kontrolünde. Bütün bu gelişmeler Amerikanın
kontrolünde gelişiyor. Türkiye’de MHP ve laik
kesim güçsüz değildir, AKP de güçlüdür, peki bu
gelişmelerle bu süreç nasıl sonuçlanacak?
Kanaatimce sonuçta demokrasi üzerinde
uzlaştıracaklar. Bir demokratik şey üzerine
uzlaşma olacak. Türkiye değişecek. Değişen
Türkiye’de Kürtler de demokratik bir güç olarak
kabul görecek. Kürtleri kabul ederler. Ben yol
haritamda da belirtmiştim. Demokratik özerklik
Kürtler için uygun bir çözümdür.
Aslında Cumhuriyet üç kesimi hep tasfiye etmek
istedi. “İrtica” adı altında İslamcı çizgi,
“yıkıcılar” diyerek Sol-Komünist kesimi,
“bölücü” diyerek de Kürtleri tasfiye etmek
istedi. Ama ne oldu? Erbakan üzerinden bir
tasfiye oldu ama AKP, ABD ile bir şekilde
ilişkilenerek kendisini korudu ve daha da
güçlendi. Sol önemli oranda zayıflatıldı ama
görüyorsunuz hala epey bir grupları, partileri
var, kalıntıları var. Kürt halkı da tasfiye
olmadı, tasfiye olmayacağı da anlaşıldı.
Dolayısıyla Cumhuriyet bu gerçekleri kabul etmek
zorunda kalıyor. AKP Kürtlerle uzlaşır mı, bu
sorunu demokratik olarak çözer mi? AKP’de herşey
Tayip Erdoğan’ın tutumuna bağlı, kesinlikle
herşey onun tutumuna bağlı. Ama AKP de
demokratik davranmıyor. AKP kendi içindeki Kürt
milletvekillerine, yanaşma işbirlikçi Kürtlere
dayanarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama
bunlar sorunu çözemez. Kürtlere ilişkin nasıl
bir tutum takınır, bu önemli. Erdoğan da aslında
zor durumda.
Evet, kısmen öyle olabilir. Ama AKP Kürtler
konusunda onlarla uzlaştı. Başbuğ Kıvrıkoğlu
çizgisinde görünüyor. Karadayı, Kıvrıkoğlu,
Başbuğ çizgisidir bu. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun
çözüm anlayışı biraz farklıydı. Başbuğ da o
çizginin devamı gibi görünüyor. Bir de o Veli
Küçüklerin bilinen çizgisi var.
Kürt sorunu konusunda üç yol var. Birincisi
80-90 yıldır devam eden inkar-imha politikası,
anlayışı. İkincisi küçük Kürdistan kurup tüm
Kürtleri oraya bağlamak. Yani küçük Kürdistan’ı
kurararak Büyük Kürdistan hayaliyle Kürtleri bir
yüz yıl daha oyalamak. Tıpkı Yunanlıların megalo
ideası gibi. Küçük Yunanistan’ı kurup, megalo
ideasını yaşatmak. Yine tıpkı küçük Ermenistan’ı
kurdurarak Büyük Ermenistan hayaliyle Ermenileri
oyalamak gibi. Burada da küçük Kürdistan’ı kurup
Büyük Kürdistan hayalini yaşatmak istiyorlar. Bu
durumda Kuzey’deki Kürtleri oraya bağlayacaklar,
onu da küçük Kürdistan’a bağlayacaklar. Her
türlü bağlanımdır. Küçük Kürdistan’ı kurup bütün
Kürtleri ora üzerinden kontrol edecekler. Bunu
ortaya çıkarmak hayati önemdedir. On yıldır bunu
söylüyorum. Bizim alçakları da bu şekilde oraya
bağladılar. Orada her türlü imkân verdiler,
para, kadın, ev verdiler. Birçok kişiye de orada
şirket kurdurup kendilerine bağlıyorlar.
Evet, ben de Zaman gazetesinden öyle bir sonuç
çıkardım, öyle bir izlenim edindim. Geçmişte
nasıl ki ülkü ocakları üzerinden Sol pasifize
edildiyse, bugün de bu cemaatler eliyle
hareketimiz pasifize edilmek isteniyor. Çok
güçlü ekonomik imkanları da var. Bunu da devreye
sokuyorlar. Bazı aileleri bu çerçevede
kendilerine bağlıyorlar. İşte o alçaklar, Osman
onlar -bizim zavallı bacıyı Havva’yı da
kullandılar- Osman “benim önümü açın ben gidip
Muhafazakar Kürtleri örgütleyeyim” diyordu.
Küçük Kürdistan’ı İsrail gibi şununla bununla
savaştıracaklar, bir gün Türklerle
savaştıracaklar, bir gün Araplarla
savaştıracaklar, bir gün İran’la
savaştıracaklar. Herkesle savaştıracaklar. Yani
filler çimende çarpışacak ezilen, ölen biz
olacağız.
Üçüncü yol da bizim savunduğumuz demokratik
çözümdür. Biz burada demokratik cumhuriyet,
demokratik vatan, demokratik toplum diyoruz.
Şu an yaşanan bu karmaşa halinden muazzam
politika üretenler büyük gelişme kaydeder.
Erdoğan görüyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıyor.
Bahçeli Baykal hergün feveran ediyorlar. Neden?
Çünkü şu anki siyaset bunu gerektiriyor, onlar
bunu biliyor. Günün siyaseti için böyle
yapmaları gerekiyor. Bizimkiler gün gün muazzam
politika yürütmelidirler. Kim bu karmaşa halinde
çok iyi örgütlenirse iyi ve doğru politika
yürütürse o kazançlı çıkar. Akademi kurun diye o
kadar çok söyledim, bugün akademi ihtiyacı nasıl
hissediliyor, ortadadır. Bu yaşananları süreci
doğru kavrarlarsa tutuklamaları da boşa
çıkarırlar. Kendi yerel demokratik
önderliklerinizi ortaya çıkarmanız gerekir. Bu
tutuklamalar devletin bir taktiğidir. İyi bir
siyaset yürütümüyle bu tutuklamalar rahatlıkla
boşa çıkarılabilir. Ben siyaseti iyi yürütün
derken size illegal bir alanı işaret etmiyorum.
Demokratik zeminde yapılabilecek muazzam
çalışmalar var, bunları yapın diyorum. Ama çok
iyi anlamıyorsunuz, çok hantal çalışılıyor.
Yerel demokratik önderlikler ortaya çıkmadı.
Teorik olarak da çok dogmatikler. PKK bir zaman
dogmatik kaldı, DTP dogmatikti. PKK kendini
geliştirdi ama BDP halen kendini geliştiremiyor,
kısmen dogmatiktir. DTK halen geliştiremiyor
kendisini. Yüksel ne yapıyor, genç ve zekidir,
yeteneklidir diyorlar, çalışkan mıdır?
Peki o zaman sorun nedir, niye
geliştiremiyorlar? Yüksel, Hatip onlardan da
destek alarak çalışmalarını yürütebilir. Yüksel
zanedersem Diyarbakır’da çalışmalarını
yürütüyor, Hatip’e yakındır. Hatip’in cezaevinde
olması çalışmalara katılmasına engel değildir.
Kimse benim adıma hareket etmesin. Bana benim
adıma hareket eden olursa bunların çok büyük
çalışmaları gerekir. Aksi halde kendilerine
yönelirim, kendilerini ağır eleştiririm.
Kendilerine yönelince de bir daha kendilerine
kolay kolay gelemezler. Ölümden kırk kez daha
kötü olur durumları. Benimle oyun oynanmamalı.
Devlet bile benimle oynanmayacağını anlamış
durumda. Daha önce de belirtmiştim, hep
belirtiyorum. DTK Kürt toplumunun yasal
demokratik örgütlenmesinin adıdır. Yine DBP
yasal ve Türkiye’nin tümünde çalışmalarını
yürüten bir siyasal partidir, Türkiye
partisidir. Bunlar KCK’dan ayrı çalışmalardır,
birbirine karıştırılmamalıdır. KCK adı üzerinde
yasa dışıdır, dağda silahlı bir örgüttür. Birçok
yerde örgütlenebiliyor. Örneğin Maxmur bir KCK
birimidir. KCK birçok yerde buna benzer birimler
oluşturabilir, Dersim KCK, Amed KCK, Avrupa KCK
olabilir. KCK, BDP ve DTK üçü de farklı
örgütlenmelerdir. KCK, diğerlerinin
çalışmalarına zarar vermemelidir. KCK bunların
içine sızmamalıdır, sızarsa bu olmaz. Bu olursa
sonra da operasyon yaparlar. Avukatlarım da
akıllı olmalı. Akıllı olmazlarsa onları da
tutuklarlar.
Sevim Belli, Ertuğrul Kürkçü, Celal Beşiktepe ne
diyorlar? Onlara yönelik eleştiriler doğru mu,
objektif mi? BDP içinde yer almayanların karşı
devrimci bir pozisyonu var şeklinde eleştiriler
yapıyorlarmış bunlara. Hayır, doğru değil, bunu
doğru bulmuyorum. Böyle dışlayıcı bir uslup
olmamalı. Öyle karşı devrimci doğru değil. Böyle
bir tutuma gireceklerini sanmıyorum.
Hayır, hayır o kadar da değil. Ben Filizlerin
duruşunu şunun için önemsiyorum. Örgütsel
birliğe gelmişlerdir. Bir grup olarak
çalışabilirler. Dışarıda yapamadıklarını bizim
içimizde yapmaya çalışıyorlar. Bunlara eleştiri
getiren arkadaşlar ne yapıyor peki?
Tamam ama hiçbir şeyleri görünmüyor, ben burada
on yıldır hep söylüyorum, ortada bir çalışma
göremiyorum. Sol’un geleneksel durumudur bu. Bir
şeyler ezberlemişler habire aynı şeyleri
tekrarlıyorlar. Burada da bir fukara var,
Stalinisttir, bana da Stalinizmi satmaya,
pazarlamaya çalışıyor. Birkaç kez güldüm, ben on
beş yıldır gülmemiştim, onun yüzünden gülme
krizine tutuldum. Ben burada muazzam bir çaba
sarfettim. Ben Stalinizmi katbe kat, fersah
fersah aşmışım, dünya düşüncesine mal olacak
kadar düşünce üretmişim, kendi düşüncemi
oluşturmuşum. Ezbercilik ve dogmatizm diyorum
ben buna. Bu arkadaşlar -eleştiri getirenler–
bunu bir türlü aşamayacak mı acaba? Ne zamana
kadar devam edecek bu. Önemli olan
pratikleşmedir. Türkiye siyasetinde şu anda en
önemli olan husus pratikleşmedir, pratik
politikadır. Üç ana çizgi ve güçten söz
etmiştim. Birincisi katı-ulasalcı milliyetçi
çizgi, ikincisi AKP’nin temsil ettiği ılımlı-islamcı-muhafazakar
çizgi. Türkiye’yi bu iki hegemonyadan kurtaralım
diyordum, diyorum. Bunlara karşı bir çıkış
olarak üçüncü yol ve çizgiyi önerdik,
geliştirdik. Demokratların birlik çizgisidir bu.
İşte dağ gibi kitle var ortada, ben daha ne
yapabilirim! Fakat bu arkadaşlar bir türlü
rollerini oynayamıyorlar. Ben bu konuda çok
çabaladım. Ne yapmak istiyorlar? Başkanlıksa
başkanlık, yöneticilikse yöneticilik gelsinler,
ister BDP içinde ister dışarıda önemli olan
ortak çalışma yürütülmesidir. Bunun için bir
koordinasyon kurulu kurulabilir, paralel
çalışmalar yapılabilir, yürütülebilir. Bu
arkadaşlar Çatı Partisi içinde çalışıyorlar mı,
Çatı Partisi kuruldu mu? Çalışmalar devam ediyor
mu, ne zaman kurulacak?
Karayılan büyük çatışma çıkar diyor. Yani ciddi
olunmalıdır diyor değil mi? Cemil de dergide
yazısını okudum. O da büyük çatışma kavramını
kullanıyordu. Çözüm gelişmezse büyük savaş ya da
orta düzeyli bir savaşın çıkacağını söylüyor.
Bunu söylediğine göre her türlü hazırlıkları
vardır, güçleri vardır. On bin civarında silahlı
güçler var herhalde, katılımlar epey fazladır
herhalde.
Mayıs’a kadar bazı demokratik gelişmeler
olmalıdır. Kürtleri tekrar tasfiye etmeye
çalışırlarsa PKK de her türlü önlemi alır, büyük
çatışmalar, kargaşalar çıkar. Savaş gelişir. Ben
bunları talimat olsun diye, tehdit olsun diye
söylemiyorum kesinlikle. Benim bütün derdim
devlete ve halkımıza bazı gerçekleri
anlatmaktır. İşte bu görüşmenin kendisi de bir
çağrıdır, kayıt yapılıyor, ilgili yerlere
gidiyordur.
PÇDK ne yapacak, hangi grupla girecek seçime?
Kimi destekleyecek o zaman? Mahmut Osman, çözüm
için 2010’da benim devreye girmem gerektiğini mi
belirtiyor. Yani çözüm için bu düzeye
gelindiğini mi söylemek istiyor?
Sanırım halkın da böyle bir talebi, beklentisi
var. Geçen gün de Aktüel’de Avni Özgürel’in o
yazısını okudum. Avni de Kürtler, PKK ve Öcalan
konularının ayrı konular olduğunu ancak bunların
bağlantılı, iç içe oluğunu, bir arada ele
alınmazsa sorunun çözülemeyeceğini belirtiyor.
İyi bir tespit yapmış. Avni bu işleri kavrıyor,
söylediği doğru. “Öcalan’ı devre dışı bırakan
her seçenek Öcalan’ı güçlendiriyor” diyor. Bu da
doğru. Bugüne kadar da güçlendirdi zaten. Ben
burada kimseye, devlete falan yalvarmıyorum. Yol
haritamda da belirttim, sağlığım hala
elverişliyken rolümü oynamak istiyorum, bu
kadar diyorum. Kendileri bilir.
Diyarbakır’da uluslararası barış deneyimleri
konferansı yapılıyor mu? Uygun görülürse benim
adıma söylediklerim daha geniş bir şekilde
düzenlenerek mesaj olarak sunubilir. “Öcalan’ın
çözüm ve barışa yönelik fikir ve önerileri
şunlardır” denilebilir.
Malatya Yazıhan’lı lise öğrencisi 15 Şubat
komplosu ve Kürtler üzerindeki baskıları
protesto amaçlı bedenini ateşe vermiş.Ben
ailesine sabır, metanet ve başsağlığı diliyorum.
Dil, bedendir. Coğrafya bedendir. Kültür
bedendir. Bedenlerinize sahip çıkın. Öyle tek
başına kuru bir dil bir anlam ifade etmez.
Bunlar hepsi bütünlüklüdür. Bir arada
düşünülürse demokratik bir toplulukla bunlar
birlikte bir anlam ifade eder. Dil, coğrafya,
kültür, bunların hepsine ben beden diyorum.
Bedeninize sahip çıkmazsanız baş bir işe yaramaz
bir anlam ifade etmez. Bütün bunlar DTK’nın
çalışma alanlarıdır; dil, kültür, sanat, spor
her alanda toplum içinde çalışmalarını
yürütürler.
Avrupa’da bir haber var mı? Gurbeteli’nin
kardeşini sormuştum, kaçmış mı, kimlerle
beraber?
İran’da beş kişiye idam cezası verilmiş, idam
olmuş mu, basına yansıdı. O halde doğru değil
mi?
Hangi illerde siyasi operasyonlar devam ediyor.
Son bir hafta içinde mi bu kadar gözaltı ve
tutuklama oldu? Biliyorum biliyorum Başbakan’a
İspanya’da ayakkabı fırlatılmış. Suriyeli bir
Kürtmüş galiba.
Belki kadın konusunda 8 Mart’a kadar konuşurum.
Önümüzdeki hafta görüşme olmazsa bugün
söylediklerimi mesaj olarak verilebilir. Kadın
ile erkek ilişkisinde -bir yazar da belirtiyor–
kadın mı erkeğe teslim oluyor yoksa erkek mi
kadına teslim oluyor? diye. Burası
tartışılabilir, bence günümüzde ikisi de
birbirine teslim olmuştur. Kadın erkek ilişkisi
doğru anlaşılmalıdır. Bir kadınla hangi temelde
yan yana gelineceği önemli. Ben bile her gün bu
konuyu düşünüyorum. Bu yaşıma geldim hala bir
kadınla hangi temelde biraraya gelinebilir, bir
kadınla bir araya gelirsek ne konuşacağız, hangi
konuları konuşuruz kendisiyle diye düşünüyorum.
Slovaj Zizek “beni en çok heyecanlandıran şey
benden daha zeki bir kadınla felsefe
konuşmaktır” diyor. Kadınla belli bir temelde
diyalog ve ilişki kurulmalıdır. Doğru yaklaşımla
yani kadınla erkeğin bir araya gelme konusunda,
ben buna evrenin oluşum dili diyorum. Yani
evrenin oluş tarzıdır diyorum. Ben kadın erkek
ilişkisine böyle bakıyorum. Bu ilişki tarzı bu
özgürlük temelinde yakalanırsa Nirvana’ya o
zaman ulaşılabilir. Azime Işık da bana yazdığı
bir mektubunda “ben bu konularda derinleştim,
Enel Hak diyorum” diyor. Ben buna değer
veriyorum. Ben kadına saygı temelinde
yaklaşıyorum. Kadınlar beni bu kadar takip
ettiklerine göre demek ki bende bazı yönleri
keşfetmişler. Ben kadına çok değer veriyorum.
Kadın, özgürlüğünü savunmalıdır. Ben buna değer
veriyorum. Kadın her türlü özgürlüğünü
geliştirebilmelidir, kendini bu konuda yetkin
hale getirmelidir. Ben buna örnek vermek
istiyorum. İskenderiyeli Hypatia isimli bir
kadın M.S. 415’te dönemin ilk Hıristiyanları
tarafından fikirlerinden dolayı ölüme mahkum
ediliyor. Kadına diyorlar ki, “sen bizim
yasalarımıza karşı geldin”. Onların şiddetine
karşı kadın felsefeyle cevap veriyor. Onlar
saldırdıkça kadın felsefeye sarılıyor,
felsefeyle kendini savunuyor, kendi felsefesini
ortaya koyuyor. Etrafını saran gençlere de “siz
bana faydacı, kaba cinsellik temelinde
yaklaşıyorsunuz, ben bunu kabul edemem” diyor.
Sonra kadını taşlarla linç ederek öldürüyorlar.
İşte kadın özgürlüğü için kendini böyle
savunmalıdır. Adıyaman’da kız çocuğunu diri diri
toprağa gömmüşler, diri diri! Üzerine atılan
toprak boğazına, iç organlarına kadar dolmuş,
diriyken. Aslında toprağa gömülen kadındır,
kadınlıktır, bütün insanlıktır. Bir kişinin
toprağa gömülmesiyle bir milyon kişinin toprağa
gömülmesi arasında fark yoktur. Dinsel dogma o
dönemde de bu dönemde de tehlikelidir. Bu kızın
anısını, hayatını roman yapabilirler. Adıyaman
cezaevindekiler bunun üzerinde durabilir,
Gülizar Akın bunu romanlaştırabilir. Ben bunun
için kadınlar kendilerini çok iyi
yetiştirmelidir diyorum. Mesela Midyat
cezaevindekiler kendilerini Mani Felsefe Okulu
diye ilan edebilirler. Yoğunlaşabilirler.
Diyarbakır cezaevindekiler de kendilerine Amed
Felsefe Okulu diyebilirler. Böyle çalışmaların
içine girebilirler.
Tüm kadınlara selamlarımı iletiyorum. Bakırköy
kadın cezaevinde gözleri ama Hediye diye bir
arkadaş ver. Ona özel selamlarımı söylüyorum.
Beşir Baran’ı biliyorum. Bu tür şeyler önemli.
Suriye’deki arkadaşların bağlılığını biliyorum.
Çok selam söylüyorum.
Soner Yalçın’ın Yeşil Gladio’yu işlediği son
kitabı getirilebilir. Yalçın Küçük’ün de son
kitabı getirilebilir. İletişim yayınlarından
Rusya diye bir kitap çıkmış. Ben daha önce Rusya
tarihiyle ilgileneceğimi söylemiştim. Yine
İletişim yayınlarından Milliyetçiliği Yeniden
Düşünmek kitabı getirilebilir. Cumhuriyet ve
Radikal’in kitap eklerinde gördüm. Peri
Yayınlarından Sümer ve Sümerler, bir de
Sümerlerden İslamiyete Beşyüz ….. adlı kitaplar
getirilse iyi olur.
Kars halkına selamlarımı iletiyorum.
Cezaevlerindeki bütün kadın arkadaşlara tekrar
selamlarımı iletiyorum.
Herkese selamlar.
İyi günler.
24 Şubat 2010
|