Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Her İki Tarafta Amerika’nın Kontrolünde
 

                                   

                            Yaşamın zorlukları vardır. Başından uyarmıştım, bizim davaya girmek öyle kolay bir iş değildir, getirdiği birçok zorluk var, yaşamın kendi zorlukları da var. Duyuyorum, izliyorum korkunç bir işsizlik var. Üniversite mezunu gençler kahve köşelerinde yaşam tüketiyor, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Kapitalizm böyledir, insanı tüketir. Görüyorum hala sigara içen arkadaşlarımız var. Kapitalizme yanılmamak gerekir. Yaşlanma bence beyinle ilgilidir. İnsanın zihninin güçlü olması gerekir. Zihin ne kadar güçlü olursa beden de o kadar zinde kalır. Bunlar birbirine bağlı şeyler. Zihin güçlü olmazsa, sistemi iyi çözememişse beden de erken çöker. Kapitalist sistemde gerçeği bulmak, gerçeği doğru yorumlamak çok zordur, bireyleri saptırır. Saptırılmış birey de artık hiç bir şey yapamaz hale gelir.

Emre Aköz, taraflardan biri pes edene kadar bu mücadelenin devam edeceğini söylüyormuş. Kim pes edecek? Öyle bir pes etme falan olmaz, taraf maraf da yok. Kim pes edecek? İkisi de ABD’nin kontrolünde gelişiyor. Görüyorsunuz balyoz şeyini. Çıldırmış bunlar. Camileri bombalamaktan bahsediyorlar. Tam çılgınlık. Kürtleri de tamamen yok etmeyi planlamışlar, Kürtleri Yunanlıların yerine koymuşlar, Yunanlılar gibi sürmeyi düşünmüşler. Bu kadar kişi sürelim, öldürelim diye plan yapmışlar. Korkunç bir şey bu. Ben de zaten bu hafta bu iç gelişmeleri değerlendirmek istiyordum. Benim burada yıllarca Kemalizmi yeniden ele almak gerekir düşüncemin doğruluğu ortaya çıkıyor. Türkiye mevcut haliyle devam edemez demiştim. Bunlar şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bunlar bu korkunç planlarına NATO’nun destek vereceğini de düşünmüşler, hayal etmişler. Bu kadar katliama NATO bile destek vermez. Bu fikrin, planın çılgınlığı ortada ama bir defa işin içine girmişler şimdi çıkamıyorlar. Amerika da bunu kabul etmez. Veli Küçük onlar zaten daha önce tasfiye oldular. Bu Balyoz Planı Ergenekon’dan biraz farklı. ABD bunlarla bu şekilde artık işlerin yürüyemeyeceğini gördüğü için başbakanı zorladılar, bunları tasfiye et diye, Başbuğ’u da uyarmışlar. Ona da bu şekilde devam edilemeyeceğini söylemişler. Bunlar şimdi tasfiye oluyor.  Bir taraftan CHP, MHP ve ordu içindeki Kemalistlerin daha doğrusu ittihatçı artıkların olduğu, ulusalcı katliamdan yana olan kesim. Diğer taraftan AKP’nin olduğu muhafazakar kesim. Üçüncüsü de bizim ve demokratların temsil ettiği demokratik çizgi. Türkiye’deki durum şu anda tam bir karmaşa halidir. Bir yandan o katı ulusalcı kesim, bunların gücü az değildir. Haberde duydum Çetin Doğan son anda Meksika’ya kaçmayı planlamış. Bedrettin Dalan onlar da çalışma içindeler, İsrail’in sağcı kesiminin onlara desteği var. Amerika’da en uç kesim olan Neo-conlar bunlara destek veriyor. İsrail’de Netenyahu onlar da AKP’ye destek veriyor.

Evet, Rusya’da destekliyor. Iran’da destekliyor. Rusya’nın ticari menfaatleri bağlantıları var. Diğer taraftan da AKP ve Fethullah. Aslında tam Fethullah da değil. Birçok cemaat var, bir organizasyon halindeler. Diğer taraftan da Kürt hareketi var. Kürt Hareket üzerinde birçok oyunlar oynandı, tasfiye edilmeye çalışıldı. Fakat ne oldu? PKK ve halk direndi, demokratik alanda büyük güçlenme yaşandı. Ben de burada büyük bir sabırla direndim. Ve oyun bozuldu. Artık Kürtler tasfiye olmaz. Kürt hareketinin de artık tasfiye olunamayacağı gerçeği var. Bu görüldü. Ama bu gerçekle ne yapacaklarını, bu gerçekle nasıl yaşayacaklarını bilemiyorlar.

Ben de onu anlatıyorum zaten, niye anlamıyorsunuz.

      Aköz’ün söylediği tam öyle değil, tekrar ediyorum her iki taraf da Amerika’nın kontrolünde. Bütün bu gelişmeler Amerikanın kontrolünde gelişiyor. Türkiye’de MHP ve laik kesim güçsüz değildir, AKP de güçlüdür, peki bu gelişmelerle bu süreç nasıl sonuçlanacak? Kanaatimce sonuçta demokrasi üzerinde uzlaştıracaklar. Bir demokratik şey üzerine uzlaşma olacak. Türkiye değişecek. Değişen Türkiye’de Kürtler de demokratik bir güç olarak kabul görecek. Kürtleri  kabul ederler. Ben yol haritamda da belirtmiştim. Demokratik özerklik Kürtler için uygun bir çözümdür.

Aslında Cumhuriyet üç kesimi hep tasfiye etmek istedi. “İrtica” adı altında İslamcı çizgi, “yıkıcılar” diyerek Sol-Komünist kesimi, “bölücü” diyerek de Kürtleri tasfiye etmek istedi. Ama ne oldu? Erbakan üzerinden bir tasfiye oldu ama AKP, ABD ile bir şekilde ilişkilenerek kendisini korudu ve daha da güçlendi. Sol önemli oranda zayıflatıldı ama görüyorsunuz hala epey bir grupları, partileri var, kalıntıları var. Kürt halkı da tasfiye olmadı, tasfiye olmayacağı da anlaşıldı. Dolayısıyla Cumhuriyet bu gerçekleri kabul etmek zorunda kalıyor. AKP Kürtlerle uzlaşır mı, bu sorunu demokratik olarak çözer mi? AKP’de herşey Tayip Erdoğan’ın tutumuna bağlı, kesinlikle herşey onun tutumuna bağlı. Ama AKP de demokratik davranmıyor. AKP kendi içindeki Kürt milletvekillerine, yanaşma işbirlikçi Kürtlere dayanarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama bunlar sorunu çözemez. Kürtlere ilişkin nasıl bir tutum takınır, bu önemli. Erdoğan da aslında zor durumda.

Evet, kısmen öyle olabilir. Ama AKP Kürtler konusunda onlarla uzlaştı. Başbuğ Kıvrıkoğlu çizgisinde görünüyor. Karadayı, Kıvrıkoğlu, Başbuğ çizgisidir bu. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun çözüm anlayışı biraz farklıydı. Başbuğ da o çizginin devamı gibi görünüyor. Bir de o Veli Küçüklerin bilinen çizgisi var.

Kürt sorunu konusunda üç yol var. Birincisi 80-90 yıldır devam eden inkar-imha politikası, anlayışı. İkincisi küçük Kürdistan kurup tüm Kürtleri oraya bağlamak. Yani küçük Kürdistan’ı kurararak Büyük Kürdistan hayaliyle Kürtleri bir yüz yıl daha oyalamak. Tıpkı Yunanlıların megalo ideası gibi. Küçük Yunanistan’ı kurup, megalo ideasını yaşatmak. Yine tıpkı küçük Ermenistan’ı kurdurarak Büyük Ermenistan hayaliyle Ermenileri oyalamak gibi. Burada da küçük Kürdistan’ı kurup Büyük Kürdistan hayalini yaşatmak istiyorlar. Bu durumda Kuzey’deki Kürtleri oraya bağlayacaklar, onu da küçük Kürdistan’a bağlayacaklar. Her türlü bağlanımdır. Küçük Kürdistan’ı kurup bütün Kürtleri ora üzerinden kontrol edecekler. Bunu ortaya çıkarmak hayati önemdedir. On yıldır bunu söylüyorum. Bizim alçakları da bu şekilde oraya bağladılar. Orada her türlü imkân verdiler, para, kadın, ev verdiler. Birçok kişiye de orada şirket kurdurup kendilerine bağlıyorlar.

Evet, ben de Zaman gazetesinden öyle bir sonuç çıkardım, öyle bir izlenim edindim. Geçmişte nasıl ki ülkü ocakları üzerinden Sol pasifize edildiyse, bugün de bu cemaatler eliyle hareketimiz pasifize edilmek isteniyor. Çok güçlü ekonomik imkanları da var. Bunu da devreye sokuyorlar. Bazı aileleri bu çerçevede kendilerine bağlıyorlar. İşte o alçaklar, Osman onlar -bizim zavallı bacıyı Havva’yı da kullandılar- Osman “benim önümü açın ben gidip Muhafazakar Kürtleri örgütleyeyim” diyordu. Küçük Kürdistan’ı İsrail gibi şununla bununla savaştıracaklar, bir gün Türklerle savaştıracaklar, bir gün Araplarla savaştıracaklar, bir gün İran’la savaştıracaklar. Herkesle savaştıracaklar. Yani filler çimende çarpışacak ezilen, ölen biz olacağız.

Üçüncü yol da bizim savunduğumuz demokratik çözümdür. Biz burada demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik toplum diyoruz.

Şu an yaşanan bu karmaşa halinden muazzam politika üretenler büyük gelişme kaydeder. Erdoğan görüyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıyor. Bahçeli Baykal hergün feveran ediyorlar. Neden? Çünkü şu anki siyaset bunu gerektiriyor, onlar bunu biliyor. Günün siyaseti için böyle yapmaları gerekiyor. Bizimkiler gün gün muazzam politika yürütmelidirler. Kim bu karmaşa halinde çok iyi örgütlenirse iyi ve doğru politika yürütürse o kazançlı çıkar. Akademi kurun diye o kadar çok söyledim, bugün akademi ihtiyacı nasıl hissediliyor, ortadadır. Bu yaşananları süreci doğru kavrarlarsa tutuklamaları da boşa çıkarırlar. Kendi yerel demokratik önderliklerinizi ortaya çıkarmanız gerekir. Bu tutuklamalar devletin bir taktiğidir. İyi bir siyaset yürütümüyle bu tutuklamalar rahatlıkla boşa çıkarılabilir. Ben siyaseti iyi yürütün derken size illegal bir alanı işaret etmiyorum. Demokratik zeminde yapılabilecek muazzam çalışmalar var, bunları yapın diyorum. Ama çok iyi anlamıyorsunuz, çok hantal çalışılıyor. Yerel demokratik önderlikler ortaya çıkmadı. Teorik olarak da çok dogmatikler. PKK bir zaman dogmatik kaldı, DTP dogmatikti. PKK kendini geliştirdi ama BDP halen kendini geliştiremiyor, kısmen dogmatiktir. DTK halen geliştiremiyor kendisini. Yüksel ne yapıyor, genç ve zekidir, yeteneklidir diyorlar, çalışkan mıdır?

Peki o zaman sorun nedir, niye geliştiremiyorlar? Yüksel, Hatip onlardan da destek alarak çalışmalarını yürütebilir. Yüksel zanedersem Diyarbakır’da çalışmalarını yürütüyor, Hatip’e yakındır. Hatip’in cezaevinde olması çalışmalara katılmasına engel değildir. Kimse benim adıma hareket etmesin. Bana benim adıma hareket eden olursa bunların çok büyük çalışmaları gerekir. Aksi halde kendilerine yönelirim, kendilerini ağır eleştiririm. Kendilerine yönelince de bir daha kendilerine kolay kolay gelemezler. Ölümden kırk kez daha kötü olur durumları. Benimle oyun oynanmamalı. Devlet bile benimle oynanmayacağını anlamış durumda. Daha önce de belirtmiştim, hep belirtiyorum. DTK Kürt toplumunun yasal demokratik örgütlenmesinin adıdır. Yine DBP  yasal ve Türkiye’nin tümünde çalışmalarını yürüten bir siyasal partidir, Türkiye partisidir.  Bunlar KCK’dan ayrı çalışmalardır, birbirine karıştırılmamalıdır. KCK adı üzerinde yasa dışıdır, dağda silahlı bir örgüttür. Birçok yerde örgütlenebiliyor. Örneğin Maxmur bir KCK birimidir. KCK birçok yerde buna benzer birimler oluşturabilir, Dersim KCK, Amed KCK, Avrupa KCK olabilir. KCK, BDP ve DTK üçü de farklı örgütlenmelerdir. KCK, diğerlerinin çalışmalarına zarar vermemelidir. KCK bunların içine sızmamalıdır, sızarsa bu olmaz. Bu olursa sonra da operasyon yaparlar.  Avukatlarım da akıllı olmalı. Akıllı olmazlarsa onları da tutuklarlar.

Sevim Belli, Ertuğrul Kürkçü, Celal Beşiktepe ne diyorlar? Onlara yönelik eleştiriler doğru mu, objektif mi? BDP içinde yer almayanların karşı devrimci bir pozisyonu var şeklinde eleştiriler yapıyorlarmış bunlara. Hayır, doğru değil, bunu doğru bulmuyorum. Böyle dışlayıcı bir uslup olmamalı. Öyle karşı devrimci doğru değil. Böyle bir tutuma gireceklerini sanmıyorum.

Hayır, hayır o kadar da değil. Ben Filizlerin duruşunu şunun için önemsiyorum. Örgütsel birliğe gelmişlerdir. Bir grup olarak çalışabilirler. Dışarıda yapamadıklarını bizim içimizde yapmaya çalışıyorlar. Bunlara eleştiri getiren arkadaşlar ne yapıyor peki?

Tamam ama hiçbir şeyleri görünmüyor, ben burada on yıldır hep söylüyorum, ortada bir çalışma göremiyorum. Sol’un geleneksel durumudur bu. Bir şeyler ezberlemişler habire aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Burada da bir fukara var, Stalinisttir, bana da Stalinizmi satmaya, pazarlamaya çalışıyor. Birkaç kez güldüm, ben on beş yıldır gülmemiştim, onun yüzünden gülme krizine tutuldum. Ben burada muazzam bir çaba sarfettim. Ben Stalinizmi katbe kat, fersah fersah aşmışım, dünya düşüncesine mal olacak kadar düşünce üretmişim, kendi düşüncemi oluşturmuşum. Ezbercilik ve dogmatizm diyorum ben buna. Bu arkadaşlar -eleştiri getirenler–  bunu bir türlü aşamayacak mı acaba? Ne zamana kadar devam edecek bu. Önemli olan pratikleşmedir. Türkiye siyasetinde şu anda en önemli olan husus pratikleşmedir, pratik politikadır. Üç ana çizgi ve güçten söz etmiştim. Birincisi katı-ulasalcı milliyetçi çizgi, ikincisi AKP’nin temsil ettiği ılımlı-islamcı-muhafazakar çizgi. Türkiye’yi bu iki hegemonyadan kurtaralım diyordum, diyorum. Bunlara karşı bir çıkış olarak üçüncü yol ve çizgiyi önerdik, geliştirdik. Demokratların birlik çizgisidir bu. İşte dağ gibi kitle var ortada, ben daha ne yapabilirim! Fakat bu arkadaşlar bir türlü rollerini oynayamıyorlar. Ben bu konuda çok çabaladım. Ne yapmak istiyorlar? Başkanlıksa başkanlık, yöneticilikse yöneticilik gelsinler, ister BDP içinde ister dışarıda önemli olan ortak çalışma yürütülmesidir. Bunun için bir koordinasyon kurulu kurulabilir, paralel çalışmalar yapılabilir, yürütülebilir. Bu arkadaşlar Çatı Partisi içinde çalışıyorlar mı, Çatı Partisi kuruldu mu? Çalışmalar devam ediyor mu, ne zaman kurulacak?

Karayılan büyük çatışma çıkar diyor. Yani ciddi olunmalıdır diyor değil mi? Cemil de dergide yazısını okudum. O da büyük çatışma kavramını kullanıyordu. Çözüm gelişmezse büyük savaş ya da orta düzeyli bir savaşın çıkacağını söylüyor. Bunu söylediğine göre her türlü hazırlıkları vardır, güçleri vardır. On bin civarında silahlı güçler var herhalde, katılımlar epey fazladır herhalde.

Mayıs’a kadar bazı demokratik gelişmeler olmalıdır. Kürtleri tekrar tasfiye etmeye çalışırlarsa PKK de her türlü önlemi alır, büyük çatışmalar, kargaşalar çıkar. Savaş gelişir. Ben bunları talimat olsun diye, tehdit olsun diye söylemiyorum kesinlikle. Benim bütün derdim devlete ve halkımıza bazı gerçekleri anlatmaktır. İşte bu görüşmenin kendisi de bir çağrıdır, kayıt yapılıyor, ilgili yerlere gidiyordur.

PÇDK ne yapacak, hangi grupla girecek seçime? Kimi destekleyecek o zaman? Mahmut Osman, çözüm için 2010’da benim devreye girmem gerektiğini mi belirtiyor. Yani çözüm için bu düzeye gelindiğini mi söylemek istiyor?

Sanırım halkın da böyle bir talebi, beklentisi var. Geçen gün de Aktüel’de Avni Özgürel’in o yazısını okudum. Avni de Kürtler, PKK ve Öcalan konularının ayrı konular olduğunu ancak bunların bağlantılı, iç içe oluğunu, bir arada ele alınmazsa sorunun çözülemeyeceğini belirtiyor. İyi bir tespit yapmış. Avni bu işleri kavrıyor, söylediği doğru. “Öcalan’ı devre dışı bırakan her seçenek Öcalan’ı güçlendiriyor” diyor. Bu da doğru. Bugüne kadar da güçlendirdi zaten. Ben burada kimseye, devlete falan yalvarmıyorum. Yol haritamda da belirttim, sağlığım hala elverişliyken  rolümü oynamak istiyorum, bu kadar diyorum. Kendileri bilir.

Diyarbakır’da uluslararası barış deneyimleri konferansı yapılıyor mu? Uygun görülürse benim adıma söylediklerim daha geniş bir şekilde düzenlenerek mesaj olarak sunubilir. “Öcalan’ın çözüm ve barışa yönelik fikir ve önerileri şunlardır” denilebilir.

Malatya Yazıhan’lı  lise öğrencisi 15 Şubat komplosu ve Kürtler üzerindeki baskıları protesto amaçlı bedenini ateşe vermiş.Ben ailesine sabır, metanet ve başsağlığı diliyorum.

Dil, bedendir. Coğrafya bedendir. Kültür bedendir. Bedenlerinize sahip çıkın. Öyle tek başına kuru bir dil bir anlam ifade etmez. Bunlar hepsi bütünlüklüdür. Bir arada düşünülürse demokratik bir toplulukla bunlar birlikte bir anlam ifade eder. Dil, coğrafya, kültür, bunların hepsine ben beden diyorum. Bedeninize sahip çıkmazsanız baş bir işe yaramaz bir anlam ifade etmez. Bütün bunlar DTK’nın çalışma alanlarıdır; dil, kültür, sanat, spor her alanda toplum içinde çalışmalarını yürütürler.

Avrupa’da bir haber var mı? Gurbeteli’nin kardeşini sormuştum, kaçmış mı, kimlerle beraber?

İran’da beş kişiye idam cezası verilmiş, idam olmuş mu, basına yansıdı. O halde doğru değil mi?

Hangi illerde siyasi operasyonlar devam ediyor. Son bir hafta içinde mi bu kadar gözaltı ve tutuklama  oldu? Biliyorum biliyorum Başbakan’a İspanya’da ayakkabı fırlatılmış. Suriyeli bir Kürtmüş galiba.

Belki kadın konusunda 8 Mart’a kadar konuşurum. Önümüzdeki hafta görüşme olmazsa bugün söylediklerimi  mesaj olarak verilebilir. Kadın ile erkek ilişkisinde -bir yazar da belirtiyor– kadın mı erkeğe teslim oluyor yoksa erkek mi kadına teslim oluyor? diye. Burası tartışılabilir, bence günümüzde ikisi de birbirine teslim olmuştur. Kadın erkek ilişkisi doğru anlaşılmalıdır. Bir kadınla hangi temelde yan yana gelineceği önemli. Ben bile her gün bu konuyu düşünüyorum. Bu yaşıma geldim hala bir kadınla hangi temelde biraraya gelinebilir, bir kadınla bir araya gelirsek ne konuşacağız, hangi konuları konuşuruz kendisiyle diye düşünüyorum. Slovaj Zizek “beni en çok heyecanlandıran şey benden daha zeki bir kadınla felsefe konuşmaktır” diyor. Kadınla belli bir temelde diyalog ve ilişki kurulmalıdır. Doğru yaklaşımla yani kadınla erkeğin bir araya gelme konusunda, ben buna evrenin oluşum dili diyorum. Yani evrenin oluş tarzıdır diyorum. Ben kadın erkek ilişkisine böyle bakıyorum. Bu ilişki tarzı bu özgürlük temelinde yakalanırsa Nirvana’ya o zaman ulaşılabilir. Azime Işık da bana yazdığı bir mektubunda “ben bu konularda derinleştim, Enel Hak diyorum” diyor. Ben buna değer veriyorum. Ben kadına saygı temelinde yaklaşıyorum. Kadınlar beni bu kadar takip ettiklerine göre demek ki bende bazı yönleri keşfetmişler. Ben kadına çok değer veriyorum. Kadın, özgürlüğünü savunmalıdır. Ben buna değer veriyorum. Kadın her türlü özgürlüğünü geliştirebilmelidir, kendini bu konuda yetkin hale getirmelidir. Ben buna örnek vermek istiyorum. İskenderiyeli Hypatia isimli bir kadın M.S. 415’te dönemin ilk Hıristiyanları tarafından fikirlerinden dolayı ölüme mahkum ediliyor. Kadına diyorlar ki, “sen bizim yasalarımıza karşı geldin”. Onların şiddetine karşı kadın felsefeyle cevap veriyor. Onlar saldırdıkça kadın felsefeye sarılıyor, felsefeyle kendini savunuyor, kendi felsefesini ortaya koyuyor. Etrafını saran gençlere de “siz bana faydacı, kaba cinsellik temelinde yaklaşıyorsunuz, ben bunu kabul edemem” diyor. Sonra kadını taşlarla linç ederek öldürüyorlar. İşte kadın özgürlüğü için kendini böyle savunmalıdır. Adıyaman’da kız çocuğunu diri diri toprağa gömmüşler, diri diri! Üzerine atılan toprak boğazına, iç organlarına kadar dolmuş, diriyken. Aslında toprağa gömülen kadındır, kadınlıktır, bütün insanlıktır. Bir kişinin toprağa gömülmesiyle bir milyon kişinin toprağa gömülmesi arasında fark yoktur. Dinsel dogma o dönemde de bu dönemde de tehlikelidir. Bu kızın anısını, hayatını roman yapabilirler. Adıyaman cezaevindekiler bunun üzerinde durabilir, Gülizar Akın bunu romanlaştırabilir. Ben bunun için kadınlar kendilerini çok iyi yetiştirmelidir diyorum. Mesela Midyat cezaevindekiler kendilerini Mani Felsefe Okulu diye ilan edebilirler. Yoğunlaşabilirler. Diyarbakır cezaevindekiler de kendilerine Amed Felsefe Okulu diyebilirler. Böyle çalışmaların içine girebilirler.

Tüm kadınlara selamlarımı iletiyorum.  Bakırköy kadın cezaevinde gözleri ama Hediye diye bir arkadaş ver. Ona özel selamlarımı söylüyorum.

Beşir Baran’ı biliyorum. Bu tür şeyler önemli. Suriye’deki arkadaşların bağlılığını biliyorum. Çok selam söylüyorum.

Soner Yalçın’ın Yeşil Gladio’yu işlediği son kitabı getirilebilir. Yalçın Küçük’ün de son kitabı getirilebilir. İletişim yayınlarından Rusya diye bir kitap çıkmış. Ben daha önce Rusya tarihiyle ilgileneceğimi söylemiştim. Yine İletişim yayınlarından Milliyetçiliği Yeniden Düşünmek kitabı getirilebilir. Cumhuriyet ve Radikal’in kitap eklerinde gördüm. Peri Yayınlarından Sümer ve Sümerler, bir de Sümerlerden İslamiyete Beşyüz ….. adlı kitaplar getirilse iyi olur.

Kars halkına selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindeki bütün kadın arkadaşlara tekrar selamlarımı iletiyorum.

Herkese selamlar.

İyi günler. 

 

24 Şubat 2010

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com