|
23.04.2008
Öncekinden farklı bir durum yok,
detaya girmeye gerek yok ancak dün bir doçent ve
bir profesör geldiler, sanırım Toksikoloji
uzmanıydılar, benden bir hafta-on gün kadar
önce üç ünite kan aldılar, daha önce de altı
ünite kan almışlardı. Sanırım kanda bir sorun
var ki tekrardan kan aldılar. Adli Tıp’tan bu
takip edilebilir. 15 Mayıs’ta AİHM’de görüşme
vardı, ama bir karar çıkmadı. Türk Hükümeti’ne 6
Mayıs’a kadar süre verilmiş. Hükümet süre
istemiş. AİHM’e gönderdiğim savunma alınmış mı?
CPT raporunu kapsamlı
incelemedim, Türk Hükümeti’ne bazı tavsiyeler
var. Bu çerçevede başvurular yapılabilir.
Arkadaşların gelmesi iyi olur. Raporda
belirtilen haklar çerçevesinde gerekli
girişimlerde bulunulabilinir.
Sanırım Ulusal Konferansı
Kürtler tartışıyordur. DTP kapatılabilir. Bu
önemli değil. Kendi demokratik oluşumları,
kurumları etrafında çalışmalarına devam ederler.
Avrupa’da Kürtler ve kurumları üzerinde yoğun
baskıların olduğu anlaşılıyor, kimler,
Hükümetler mi yapıyor bunu?
PÇDK Başkanı Dr.Faik Gulpi’ye
selamlarımı iletiyorum. Örgütlenmelerini
yapıyorlar mı? Benim burada belirttiğim
Demokratik Toplum Projem PÇDK onlar için de
geçerlidir, kendi koşullarına bu projeyi
uyarlayabilirler. Yine DTP için söylediğim
Akademi’yi onlar için de söylüyorum.
Çalışmalarını güçlendirip, derinleştirebilirler,
başarılar diliyorum. Aynı şey Suriye için de
geçerlidir, İran’da PJAK var. PJAK’ın gelişme
koşulları vardır ve diğer parçalara göre daha
fazladır. ABD, İran’ı Iraklaştırabilir.
Sanırım Diyarbakır’da Kadınlar,
Uluslar arası Kadın ve Yerel Yönetimler
Konferansı düzenleyecek. Bunlar önemli şeyler
ama toplanmak, konuşmak yeterli değil, pratik
olmayınca, kadınlar eğitilmedikçe,
bilinçlenmedikçe bunlar fazla anlam ifade etmez.
Ben bunlar yapılmasın demiyorum ama önemli olan
özgürleşmeye yoğunlaşmaları ve
özgürleşmeleridir. Ben daha önce de Akademiyi
söylemiştim. Akademi de onlarca kadın
eğitilebilir, kadınlar bilinçlendirilebilir.
Cezaevinden çıkan arkadaşlar, kadınların
eğitimleriyle ilgilenebilir. Kayapınar’daki
Park üzerinden bu geliştirilebilir. Bu parkta
yemek şeyleri yaparak, bağış ve dayanışmayla
ekonomik sorunlarını da çözebilirler.
Cezaevlerinden bana gelen mektuplar vardı. Zeki
oldukları anlaşılıyordu, ancak salt seviyorum
demeyle olmaz, basit kalır. Öfkeleniyorum,
sanırım şimdi çıkmışlar, neden kadınların
eğitimleriyle ilgilenmiyorlar. Kadınlar kültür
sanat faaliyetlerine önem vermeli, kendilerini
geliştirmeli, her alanda spor yapmalı, spor
takımları kurmalı, kendilerini bedensel olarak
güçlendirmeliler. Fiziksel ve ruhsal gelişmeleri
önemlidir.
Diyarbakır’da benim
düşüncelerime ilişkin eleştiriler var mı?
Anlaşılmayan yerler var mı? Bunlar söylenebilir.
En sert eleştirileri de dinleyebilirim.
Yahudilerle ilgili yaptığımız
değerlendirmeler nedeniyle anti-semitist
olduğunuz iddia ediliyor sanıyorum. Tahmin
etmiştim. Ben bunu niye söylüyorum; Yahudilerin
birçok ülkedeki iktidarlara müdahale etmesini
kabullenemiyorum. Yahudilerin iktidarla olan
ilişkilerini iyi çözümlemek gerekiyor. Ben
bunları görüyorum, elimde bazı veriler var,
bunları ifade ediyorum. Tarihe de bakıldığı
zaman Yahudilerin iktidarlar üzerindeki etkisi
görülecektir. Hürrem Sultan, Kanuni’ye en büyük
oğlunu, Şehzade Mustafa’yı, idam ettiriyor,
boğdurtuyor. Hürrem’in Mustafa’yı boğdurtması
büyük bir olaydır. Bu kadar etkilidir yönetimde.
İktidar için babasına oğlunu öldürtüyor. Ester’i
biliyorsunuz, o da Yahudi kökenlidir. Sokullu
Mehmet Paşa’nın şüpheli bir ölümü var. İyi
incelendiğinde Ester’in rolü görülecektir. Cem
Sultan olayı da bu açıdan ele alınmalıdır. Bu
dönemde iktidarla yakın ilişkileri vardır. 1826
II. Mahmut döneminde de iktidarda etkililer.
Yine Osmanlı’nın son döneminde Mustafa Kemal’in
çevresindeki Yahudiler, Selanik’i alma konusunda
ısrarlıydılar. Nedeni de 1500’lerden günümüze
Selanik’te ciddi bir Yahudi nüfusunun
bulunmasıydı. Hatta bugünkü İsrail Devleti’nin
Filistin toprakları yerine Yahudilerin
çoğunlukta olduğu Selanik’te kurulması
planlanılıyordu. Bunlara Sebataycılar da
deniliyor. Mustafa Kemal’e Selanik’in de
topraklarına dâhil edilmesi için baskılar
yapılıyordu. Bunları iyi görüp iyi anlamak
gerekiyor. Dr.Nazım onlar Mustafa Kemal’in
etrafını sarmışlardı. En yakın arkadaşı Ahice
Arif’i suikastle öldürerek mesaj vermişlerdi.
Mebus Galanti, Mustafa Kemal’in tanrılaşması,
İsmet İnönü’nün de peygamberleşmesi düşüncesini
yaratan ve yayandır. Şu andaki Baykal aynı
anlayıştadır. Bu anlayışı devam ettiriyor.
Hürriyet gazetesinde geçen “Türkiye
Türklerindir” anlayışıdır bu. Bazıları
kökenlerini Hazar Türklerine dayandırıyor ama
Hazar Türklerinin inancı Yahudiliktir. Diğer
yandan MHP var. MHP’nin milliyetçiliği, Ziya
Gökalp ve Nihal Atsız’ın –biliyorsunuz Nazım
kadar hapis yatmış- sosyolojik milliyetçilik
kavramı, ırkçılığa dayanıyordu. Bu anlayış
Türkeş’le devam etti. Ancak Türkeş’in ölümünden
sonra Bahçeli’yle birlikte devlet
milliyetçiliğine dönüştü.
Almanya’da Hitler’i yaratan
Yahudilerdi. Bunlar tarihteki olaylar. Yine
Anadolu’da bu anlayış, İslam dışındaki
unsurların, Ermeni, Rum, Süryanilerin
Anadolu’dan silinmesinde rol oynamıştır. Celal
Bayar ve Adnan Menderes’in durumunu
biliyorsunuz. Celal Bayar hakkında da idam
kararı verilmişti ancak Menderes’i idam ettiler,
Celal Bayar idam edilmedi. Nedenini kaç kişi
biliyor? Ben araştırdım, Yalçın Küçük’ün
kitabında da geçiyor. Celal Bayar, ilkokulu
Alliance denen okulda okumuştur. Bu okul
Edirne’dedir ve bu okula sadece Yahudiler
gidebilmektedir. Yani Celal Bayar’ın Yahudi
kökenli olduğunu öğrendiler, bu nedenle idam
edemediler. Ancak Adnan Menderes’i idam ettiler,
kendisi tarih bilgisinden yoksun, sığ düşünen
basit bir liberal Türk’tür. Benzetme yapmak
gerekirse Karamanoğlu Mehmet Bey gibi saf bir
Türk’tür. Adnan Menderes’in o dönem Rusya ile
ilişkileri vardı, Rusya’ya kaçmayı planlıyordu,
bunu Amerika’ya söyledi. Amerika bunu
istemiyordu, bu nedenle kaçamadı. Adnan
Menderes, Rusya’ya kaçamayınca üç ay sonra idam
edildi. Biliyorsunuz Süleyman Demirel de
masondur, aynı zamanda oportünisttir, darbelerle
gitti geldi ama hala varlığını devam ettiriyor.
Fransa Kralı XVI. Louis, giyotinle öldürüldü.
Yine zavallı Saddam da XVI. Louis gibi vahşice
öldürüldü. Bunlar tarihi olaylar. Tarih bilmenin
önemi bu şekilde de ortaya çıkıyor. Günümüzde de
benzer şekilde iktidarlar üzerinde etkileri
devam ediyor. Finans’la ilgili boyutu da
önemlidir. Biliyorsunuz Vehbi Koç 1900’lerde iki
bakkalla başladı, sonrada bir dev haline
getirildi. Kimse iki bakkalla tek başına bu
kadar büyüyemez. Yine araştırdım Türkiye’deki
büyük holdinglerin çoğunda Yahudi desteği
vardır, bu desteği almadan büyüyemezsiniz. Beş
adet Kürt holdingini de inceledim, bunlar da
Yahudilerden, yani bahsettiğim anlayıştan icazet
almıştır. Bunlar Antep, Malatya ve Diyarbakır ve
diğer Kürt illerinde de kurdurulacaklar ve
böylece denetimlerini sağlamış olacaklar. Bu
bölgelerde bulunan Kürt işbirlikçiler üzerinden
bunu gerçekleştiriyorlar. Ben işbirlikçi Kürt
kişiliğini çok iyi tanıyorum, para için
yapmayacağı şey, satmayacağı değer yoktur. Hatta
para için analarını bile satarlar. GAP’ın suyu
niye sadece Harran’a veriliyor? Bu politikaların
sonucu. Böylece su üzerinde denetimlerini
güçlendirecekler. İşte Yahudi şirketler
üzerinden barajlar yapıyorlar. İşte Zeugma ve
Halfeti gitti, sıra Hasankeyf’te. Bu baraj için
trilyonlar harcanıyor. Ancak üç kasaba 99 köy
Ilısu barajı altında kalacak. Bu baraj için
beşmilyar dolar getirisi olacağı söyleniyor. 99
milyar çarpı 99 milyar getirisi olsa ne olacak?
Bu kasaba ve köyler benim için paradan çok daha
önemlidir. Tarihi kültür yok oluyor.
İşte ben bunları görüp ifade
ediyorum, kabullenemiyorum, kabul etmiyorum,
doğru bulmuyorum. Daha önce de söylemiştim,
Yahudi halkı da Ortadoğu halkıdır ve bu
coğrafyada özgür ve demokratik şekilde yaşama
hakkına sahiptir. Bun bunları söylerken bütün
Yahudileri, bütün Yahudi halkını kastetmiyorum.
Yahudiler içerisinde bir klik var, onları
kastediyorum. Benim söylediklerim Yahudi halkına
değil, egemen olan bu kliğin, bu dar grubun
yürüttüğü anlayış, politika ve uygulamalara
yöneliktir. Bu anti-semitistlik değil, tarihsel
ve güncel gerçekleri ifade etmektir. Apo’nun
anti-semitistliğine cevabım budur. Antisemitist
olduğum yönündeki ifadeler tamamen safsatadan
ibarettir.
Gelelim KDP ve PKK’nin bir olup
olmadığı meselesine, Kürt milliyetçiliğine.
Nasıl anlaşılmış? Kaçanların durumlarını
biliyorsunuz. KDP ve YNK’ye sığındılar. Onların
denetimine girdiler. Daha önce belirtmiştim
Güneyli güçlerin milliyetçi bir çizgide
bulunmasında Yahudilerin etkisi vardır. KDP ve
YNK denetimine girmek Amerika’nın denetimine
girmektir, hiçbir fark yoktur. Sonrasında birçok
kişiyi de peşlerinden götürdüler, bunların bir
kısmı KDP ve YNK içinde üst düzeyde görev de
almışlar. İşte KDP, YNK kadınla, kızla, parayla,
imkânla onları kendine bağladı. Böylece PKK’yi
kendi içlerine aldıklarını ve PKK’yi bu şekilde
bitirecekleri yönünde Amerika’ya mesaj verdiler.
Tam emin değilim ama kaçanların ABD ile ilişkide
olabileceği kanaatindeyim. Bingöllülerden de
kopanlar vardı. Onların ABD ile ilişkisi yoktu
ama şimdi Avrupa’dalar, onların denetimindeler.
PKK’yi bu şekilde denetim altına almaya ve
bitirmeye çalıştılar. Ama ben bunları gördüm
engel oldum. Benim üzerime niye bu kadar
geldiler sanıyorsunuz? Ben, bu oyunları gördüm
ve oyunlarını boşa çıkardım. Bingöllülere karşı
bir mahcubiyetim de var, Tayhan’ı biliyorsunuz
Bingöllüydü. Suriye’den sonra Rusya’ya giderken
MOSSAD peşimdeydi, bunun farkındaydım, amaçları
beni denetimlerine almaktı, onlardan kaçtım.
Sonrasında İtalya’da da etrafım kuşatılmıştı.
Bunların Türk ajanı olduğu safsatadır. O dönemde
Yunan Hükümeti zaten bir kukla Hükümetti.
Yunanistan’dan Nairobi’ye geçtikten sonra
Nairobi’de fotoğraflarımı çekiyorlardı, bunlar
da yine MOSSAD elemanlarıydı. Uçakta kafama
vurup yere yatırılınca çok da şaşırmadım, ne
şoka uğradım ne de tepki verdim, zaten yapılacak
bir şey de yoktu. Sonra da kaldırdılar beni,
sonrası televizyonda gördüğünüz görüntüler.
Birinci Dünya Savaşıyla dünyanın
yarısına, İkinci Dünya Savaşıyla dünyanın
tamamına hâkim oldular. Kürtler, Ortadoğu’da
önemlidir. ABD, Ortadoğu’da Kürtleri denetimine
alarak, Farsları, Arapları ve Türkleri
dizginlemek amacındadır. Kürtleri denetime
almak, Ortadoğu’yu dizginlemek, Ortadoğu’yu
denetime almak demektir. Ben bu oyunları gördüm,
ABD’nin denetimine girmedim, kendimi ve PKK’yi
kullandırtmadım. Ama şimdiki PKK’liler bu
oyunları yeterince göremiyorlar. İç ve dış
siyaseti yeterince çözemiyorlar. Dürüst olmak
tek başına yeterli değildir. İç ve dış siyaseti
iyi bilmek gerekiyor. Çünkü orası Ortadoğu’dur,
dikkatli olmak gerekiyor. Arap siyasetçilerinin
ne mal olduğunu biliyorum. Suriye’deyken
yeterince tanıdım onları. Ben olmasam hiçbir
şey yapamıyorlar, en azından iç dış siyaseti
yapamıyorsanız, kendinizi korumayı, savunmayı
bilmelisiniz. Benden PKK’nin pratik Önderliği
beklenmesin. Benim bilinen ve belli bir tarzım
vardı, ancak şu andaki PKK’nin nasıl bir pratik
ve tarz sergileyeceğini bilemiyorum. Bana
dayanarak bir şey yapmasınlar, ben pratik
önderlik yapamam. Aynı şey DTP için de
geçerlidir. Kendi kararlarını kendileri
vermeliler, kendi stratejilerini, kendi
siyasetlerini belirleyebilmeliler. PKK neyi
istiyorsa onu yapsın. Ama bunun için iç ve dış
siyaseti iyi bilmesi ve çözmesi gerekiyor. Bana
bağlı olmak yeterli değil, önemli olan beni
anlamaktır. Dağdaki gerilla için de bu böyledir.
Savcılık bana hücre cezası için kâğıt göndermiş,
PKK’ye talimat verdiğim iddia ediliyor. Hayır,
ben PKK’ye talimat vermiyorum. PKK, kendi
bildiği yolda kendi kararlarını kendisi verir.
Beni kullanmasınlar ki zaten kullanamazlar ben
buna da izin vermem. Kardeşim de kullanmak
istedi, başaramadı, sonunda ihanet etti.
Türkiye’de darbeler iktidarı
devam ediyor. Biliyorsunuz bir 9 Mart (71)
darbesi bir de 12 Mart (71) darbesi var. Türkiye
bu iki darbenin denetimindedir. Baykal-CHP, 9
Mart darbesini temsil ediyor, AKP-Erdoğan ise 12
Mart darbesini temsil ediyor, biliyorsunuz
Denizleri tasfiye, idam ettiler. Öte yandan da
12 Eylül darbesi var, devam ediyor, buna daha
sonra değineceğim. CHP’nin temsil ettiği kör
milliyetçiliktir, AKP’nin temsil ettiği ise kör
dinciliktir. Her iki anlayışın da Türkiye
sorunlarını çözemeyeceği açıktır, ikisi de
çıkmaz yoldur. Hasan Cemal’in Darbeler Günlüğü
diye bir yazı dizisi olmuştu, ben bir tanesini
okuyabildim. Bu konulara değiniyor, ancak çok
yeterli değil. Baykal, AKP kendi derin devletini
yaratmaya çalışıyor, diyor. Evet doğrudur ancak
diğer yandan da Baykal’ın kendi derin devleti
var, bunu korumaya çalışıyor. Bu iktidarlar
2002’de kapalı, zımni olarak anlaşmışlardır
hatta bu açık da yapılmış olabilir. Bunların
birbirlerine üstünlüğü yok, birbirlerine galip
gelemiyorlar, bazen biri bazen de diğeri üstün
gelebiliyor. Bir tahterevalli misali bazen biri
bazen öbürü iktidara gelerek halk üzerindeki
egemenliklerini sürdürmektedirler. Birinin(AKP)
küresel sermaye ile ilişkileri var
diğerinin(CHP) de statükocu ve devletçi
gelenekle ilişkisi var. Bunların savunduğu
laisizm aslında Yahudi kökenli bir kavramdır.
‘93’ten günümüze barış
çabalarını sürdürdüğüm biliniyor. ‘90’ların
başında Turgut Özal’ı çok ciddiye almamıştım,
bir kandırmaca olabileceğini düşünüyordum. Ancak
sonradan Turgut Özal’ın ciddi yaklaştığını ve
önemli bir devlet adamı olduğunu anladım. Daha
sonra Erbakan’la mektuplaşmalarımız oldu.
Özal’da yaptığım hataya düşmemek için Erbakan’ı
ciddiye aldım. Mektuplaşmalarda çözüm talepleri
konusunda üzerime düşeni yapacağımı belirttim.
Turgut Özal’a yeterince tanımadığım şansı aynı
hataya düşmemek için bu sefer Erbakan’ı
fazlasıyla tanıdım. Ancak bu süreçte 28 Şubat
darbesiyle kesildi. Yine ’99-2000 yılları
arasında askeri kanattan Kıvrıkoğlu-Aytaç Yalman
ekibi benimle görüşmeler gerçekleştirdiler.
Hatta askerin hassasiyetini de dikkate alacağımı
belirtmiştim. Ancak başaramadılar. Bu sürecin de
önü kesilmiş oldu. Yalçın Küçük bir yazısında
Kıvrıkoğlu-Aytaç Yalman ekibinin Özkök’e karşı
oldukları belirtiliyor. Yine Bülent Ecevit’in
çözüm ve diyalog yönünde çabaları vardı ama bu
da başarılı olamadı. 2002’den günümüze AKP
iktidardadır. Ancak AKP iktidarı bir türlü
çözüme yanaşmıyor. Gelinen aşamada AKP bir yol
ayrımındadır; AKP ya radikal demokratizme
yönelecek ya da kısa zamanda bitecek. Zaten AKP
hakkında açılmış olan kapatılma davası devam
ediyor. Demokratik radikalizme yönelmesi biraz
zor görünüyor. AKP’den rica ediyorum bu sorunu
çözelim. Ben buradayım isterseniz beni
öldürebilirsiniz ama söylediklerimi dikkate
almak zorundasınız. Yarın da MGK toplantısı
yapılacak, umarım diyalog-uzlaşı kararı çıkar.
AKP’ye bu benim son çağrımdır; Benim şu anda PKK
üzerinde hala gücüm var, söz geçirebilirim ama
böyle devam ederse, sorun çözülmezse PKK beni
dinlemeyebilir. Gelin ben sağlıklıyken, gücüm de
yerindeyken bu sorunu çözelim. Çözüm için bu
kadar heyecanlı olmamın nedeni, gençlerin
yaşamını yitirmesidir, benim için asker gerilla
fark etmez, insanların ölmemesi önemlidir. Bugün
23 Nisan. Bu vesileyle ilk Meclis’i anıyorum. O
dönemde Mustafa Kemal bağımsızlıkçı ve
özgürlükçü bir çizgideydi. Neye karşı
bağımsızlık? İngilizlere karşı. Gelin Mustafa
Kemal’in 1920’lerdeki ilk Meclis konuşmasını
referans alalım. Sonrasında yaptığı çözüme
yönelik birçok konuşmasını referans alalım. Bu
temelde bu sorunu çözelim. Gelin bu sorunu çok
geç olmadan çözelim, aksi halde bu sorunu başka
devletler kullanır; Yunanistan, Ermenistan, ABD,
Çin, Rusya ve diğer devletler bu konuda söz
sahibi olurlar. Amerika’nın soruna ilişkin
çözümü de henüz net değil, bilinmiyor, bekleyip
göreceğiz. Aynı zamanda AKP, İslam ülkeleriyle
yakın ilişkiler geliştirip, ABD karşısındaki
pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor. Örnek
olarak sana Suriye’yi veririm ancak karşılığında
şunları alırım demek istiyor. Şafak gazetesinde
okudum; AKP Irak’a girdiği için kapatılma davası
açıldığı yönünde iddialar var, bu doğru
olabilir. Avrupa da siyasal çözüm diyor. Bunu
tek başına değil, Amerika istediği için yapıyor.
İki taraftan Türkiye’yi sıkıştıracaklar. Ama ben
diyorum ki bunlara gerek yok. Gelin bu sorunu
karşılıklı, kendi aramızda çözelim.
Türkiye için gerekli olan daha
önce de söylemiştim; anti tekel, demokrasi ve
barış ilkeleri etrafında bir araya gelecek
Demokratik Cumhuriyet Kongresi’dir. Türkiye’deki
Sol hareketi Küresel Sermaye’nin kuşatmasını
çözemiyor, emekçilerin sorunlarını çözemiyor.
Daha önce de yüz milyara beşyüz milyar örneğini
vermiştim ve gazete de bunu yazmıştı kazançları
5,4’müş. Küresel sermaye sahipleri, şirketler,
tekeller bire beş kazanırken memurun maaşı
artmıyor, işçinin emekçinin maaşı artmıyor,
azalıyor. DTP de bu konularda halkı eğitip
bilinçlendirmelidir. Türk Soluna diyorum,
küresel sermayenin bu oyunlarını göremiyorsan ve
Kürtlerle bir araya gelemiyorsan o zaman sen
neye yarıyorsun?
Çatı Partisi çalışmalarına
ilişkin şunları belirtmek istiyorum.
Türkiye’deki emek örgütleriyle sendikalarla bir
araya gelerek işçinin ve emekçilerin sorunlarına
çözüm bulmalılar. Söylediklerim EMEP, ÖDP ve
SDP’ye ve başkanlarına iletilebilir. Sendikalara
da sesleniyorum, bu çatının içinde yer
almalılar. Böyle bir birliktelik sağlanılıp
Alternatif Demokratik Hükümet tarzında
çalışırlar. Bunu sağlarlarsa yüzde yirmilik bir
oy alabilirler ve bunun sonucunda Kürt sorunuyla
beraber Türkiye’de birçok sorunun çözümü
dayatılır, sorun çözülür. Bu durumda emekçinin
bir olan maaşı üç olur. Anti-tekel, demokrasi ve
barış ilkeleri etrafında ortak çalışma başarıya
götürür.
Hilmi onlar ceza almışlar
galiba. Bunlar önemli değil, ona ve Leyla’ya
selamlarımı iletiyorum. Akademi de eğitim
verebilirler, yasal mevzuata takılmasınlar,
fiili, de facto olarak çalışabilirler.
Cemşit Bender yaşamını yitirmiş,
başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Gazeteleri düzenli
olarak alamıyorum. Arada bazı gazeteler yok.
İdare getirilmediğini söylüyor ama siz
getiriyorsunuz, biliyorum. Sanırım keyfi bu. Bu
konuyla avukatlarım ilgilenebilir. Kitapları
zaten getiriliyor. İmge yayınlarından Yalçın
Küçük’ün son kitabı çıkmış mı bilmiyorum,
çıkmışsa getirilebilir. Yahudilerle ilgili
çıkmış olan kitaplardan önemli bulunanlar
getirilebilir. Cezaevindeki arkadaşlara
selamlarımı iletiyorum. Geldiğiniz yerlerdeki
halka selamlarımı söylersiniz.
İdare bir tebligatta bulundu.
Zamanımız olsaydı ilgili maddeleri belirtirdim.
Ancak zamanımız yok. İdareden bir örneği
alınabilir. 9 Nisan tarihli görüşmelerime
istinaden istenmiş. Savunmamı istiyorlar.
Avukatlarımla görüşmeden savunma yapmayacağımı
söyledim. Bu durumu avukatlarım takip edebilir
bir örneğini alabilirler.
İyi günler, herkese selamlar.
23.04.2008
|