Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


GÖRÜŞME NOTLARI
..........................................................

CHP’nin Temsil Ettiği Kör Milliyetçilik, AKP’nin Temsil Ettiği İse Kör Dinciliktir

 

 23.04.2008 

   Öncekinden farklı bir durum yok, detaya girmeye gerek yok ancak dün bir doçent ve bir profesör geldiler, sanırım Toksikoloji uzmanıydılar, benden  bir hafta-on gün kadar önce üç ünite kan aldılar, daha önce de altı ünite kan almışlardı. Sanırım kanda bir sorun var ki tekrardan kan aldılar.  Adli Tıp’tan bu takip edilebilir. 15 Mayıs’ta AİHM’de görüşme vardı, ama bir karar çıkmadı. Türk Hükümeti’ne 6 Mayıs’a kadar süre verilmiş. Hükümet süre istemiş. AİHM’e gönderdiğim savunma alınmış mı?

          CPT raporunu kapsamlı incelemedim, Türk Hükümeti’ne bazı tavsiyeler var. Bu çerçevede başvurular yapılabilir. Arkadaşların gelmesi iyi olur. Raporda belirtilen haklar çerçevesinde gerekli girişimlerde bulunulabilinir.

Sanırım Ulusal Konferansı Kürtler tartışıyordur. DTP kapatılabilir. Bu önemli değil. Kendi demokratik oluşumları, kurumları etrafında çalışmalarına devam ederler. Avrupa’da Kürtler ve kurumları üzerinde yoğun baskıların olduğu anlaşılıyor, kimler, Hükümetler mi yapıyor bunu?

PÇDK Başkanı Dr.Faik Gulpi’ye selamlarımı iletiyorum. Örgütlenmelerini yapıyorlar mı? Benim burada belirttiğim  Demokratik Toplum Projem PÇDK onlar için de geçerlidir, kendi koşullarına bu projeyi uyarlayabilirler. Yine DTP için söylediğim Akademi’yi onlar için de söylüyorum. Çalışmalarını güçlendirip, derinleştirebilirler, başarılar diliyorum. Aynı şey Suriye için de geçerlidir, İran’da PJAK var.  PJAK’ın gelişme koşulları vardır ve diğer parçalara göre daha fazladır. ABD, İran’ı Iraklaştırabilir.

Sanırım Diyarbakır’da Kadınlar, Uluslar arası Kadın ve Yerel Yönetimler Konferansı düzenleyecek. Bunlar önemli şeyler ama toplanmak, konuşmak yeterli değil, pratik olmayınca, kadınlar eğitilmedikçe, bilinçlenmedikçe bunlar fazla anlam ifade etmez. Ben bunlar yapılmasın demiyorum ama önemli olan özgürleşmeye yoğunlaşmaları ve özgürleşmeleridir. Ben daha önce de Akademiyi söylemiştim. Akademi de onlarca kadın eğitilebilir, kadınlar bilinçlendirilebilir. Cezaevinden çıkan arkadaşlar, kadınların eğitimleriyle ilgilenebilir. Kayapınar’daki  Park üzerinden bu geliştirilebilir. Bu parkta yemek şeyleri yaparak, bağış ve dayanışmayla ekonomik sorunlarını da çözebilirler. Cezaevlerinden bana gelen mektuplar vardı. Zeki oldukları anlaşılıyordu, ancak salt seviyorum demeyle olmaz, basit kalır. Öfkeleniyorum, sanırım şimdi çıkmışlar, neden kadınların eğitimleriyle ilgilenmiyorlar. Kadınlar kültür sanat faaliyetlerine önem vermeli, kendilerini geliştirmeli, her alanda spor yapmalı, spor takımları kurmalı, kendilerini bedensel olarak güçlendirmeliler. Fiziksel ve ruhsal gelişmeleri önemlidir.

 Diyarbakır’da benim düşüncelerime ilişkin eleştiriler var mı? Anlaşılmayan yerler var mı? Bunlar söylenebilir. En sert eleştirileri de dinleyebilirim.

Yahudilerle ilgili yaptığımız değerlendirmeler nedeniyle anti-semitist olduğunuz iddia ediliyor sanıyorum. Tahmin etmiştim. Ben bunu niye söylüyorum; Yahudilerin birçok ülkedeki iktidarlara müdahale etmesini kabullenemiyorum. Yahudilerin iktidarla olan ilişkilerini iyi çözümlemek gerekiyor. Ben bunları görüyorum, elimde bazı veriler var, bunları ifade ediyorum. Tarihe de bakıldığı zaman Yahudilerin iktidarlar üzerindeki etkisi görülecektir. Hürrem Sultan, Kanuni’ye en büyük oğlunu, Şehzade Mustafa’yı, idam ettiriyor, boğdurtuyor. Hürrem’in Mustafa’yı boğdurtması büyük bir olaydır. Bu kadar etkilidir yönetimde. İktidar için babasına oğlunu öldürtüyor. Ester’i biliyorsunuz, o da Yahudi kökenlidir. Sokullu Mehmet Paşa’nın şüpheli bir ölümü var. İyi incelendiğinde Ester’in rolü görülecektir. Cem Sultan olayı da bu açıdan ele alınmalıdır. Bu dönemde iktidarla yakın ilişkileri vardır. 1826 II. Mahmut döneminde de iktidarda etkililer. Yine Osmanlı’nın son döneminde Mustafa Kemal’in çevresindeki Yahudiler, Selanik’i alma konusunda ısrarlıydılar. Nedeni de 1500’lerden günümüze Selanik’te ciddi bir Yahudi nüfusunun bulunmasıydı. Hatta bugünkü İsrail Devleti’nin Filistin toprakları yerine Yahudilerin çoğunlukta olduğu Selanik’te kurulması planlanılıyordu. Bunlara Sebataycılar da deniliyor.  Mustafa Kemal’e Selanik’in de topraklarına dâhil edilmesi için baskılar yapılıyordu. Bunları iyi görüp iyi anlamak gerekiyor. Dr.Nazım onlar Mustafa Kemal’in etrafını sarmışlardı.  En yakın arkadaşı Ahice Arif’i suikastle öldürerek mesaj vermişlerdi. Mebus Galanti, Mustafa Kemal’in tanrılaşması, İsmet İnönü’nün de peygamberleşmesi düşüncesini yaratan ve yayandır. Şu andaki Baykal aynı anlayıştadır. Bu anlayışı devam ettiriyor. Hürriyet gazetesinde geçen “Türkiye Türklerindir” anlayışıdır bu. Bazıları kökenlerini Hazar Türklerine dayandırıyor ama Hazar Türklerinin inancı Yahudiliktir.  Diğer yandan MHP var. MHP’nin milliyetçiliği, Ziya Gökalp ve Nihal Atsız’ın –biliyorsunuz Nazım kadar hapis yatmış- sosyolojik milliyetçilik kavramı, ırkçılığa dayanıyordu. Bu anlayış Türkeş’le devam etti. Ancak Türkeş’in ölümünden sonra Bahçeli’yle birlikte devlet milliyetçiliğine dönüştü.  

Almanya’da Hitler’i yaratan Yahudilerdi. Bunlar tarihteki olaylar. Yine Anadolu’da bu anlayış, İslam dışındaki unsurların, Ermeni, Rum, Süryanilerin Anadolu’dan silinmesinde rol oynamıştır. Celal Bayar ve Adnan Menderes’in durumunu biliyorsunuz. Celal Bayar hakkında da idam kararı verilmişti ancak Menderes’i idam ettiler, Celal Bayar idam edilmedi. Nedenini kaç kişi biliyor? Ben araştırdım, Yalçın Küçük’ün kitabında da geçiyor. Celal Bayar, ilkokulu Alliance denen okulda okumuştur. Bu okul Edirne’dedir ve bu okula sadece Yahudiler gidebilmektedir. Yani Celal Bayar’ın Yahudi kökenli olduğunu öğrendiler, bu nedenle idam edemediler. Ancak Adnan Menderes’i idam ettiler, kendisi tarih bilgisinden yoksun, sığ düşünen basit bir liberal Türk’tür. Benzetme yapmak gerekirse Karamanoğlu Mehmet Bey gibi saf bir Türk’tür. Adnan Menderes’in o dönem Rusya ile ilişkileri vardı, Rusya’ya kaçmayı planlıyordu, bunu Amerika’ya söyledi. Amerika bunu istemiyordu, bu nedenle kaçamadı. Adnan Menderes, Rusya’ya kaçamayınca üç ay sonra idam edildi. Biliyorsunuz Süleyman Demirel de masondur, aynı zamanda oportünisttir, darbelerle gitti geldi ama hala varlığını devam ettiriyor. Fransa Kralı XVI. Louis, giyotinle öldürüldü. Yine zavallı Saddam da  XVI. Louis gibi vahşice öldürüldü. Bunlar tarihi olaylar. Tarih bilmenin önemi bu şekilde de ortaya çıkıyor. Günümüzde de benzer şekilde iktidarlar üzerinde etkileri devam ediyor.  Finans’la ilgili boyutu da önemlidir. Biliyorsunuz Vehbi Koç 1900’lerde iki bakkalla başladı, sonrada bir dev haline getirildi. Kimse iki bakkalla tek başına bu kadar büyüyemez. Yine araştırdım Türkiye’deki büyük holdinglerin çoğunda Yahudi desteği vardır, bu desteği almadan büyüyemezsiniz.  Beş adet Kürt holdingini de inceledim, bunlar da Yahudilerden, yani bahsettiğim anlayıştan icazet almıştır. Bunlar Antep, Malatya ve Diyarbakır ve diğer Kürt illerinde de kurdurulacaklar ve böylece denetimlerini sağlamış olacaklar. Bu bölgelerde bulunan Kürt işbirlikçiler üzerinden bunu gerçekleştiriyorlar. Ben işbirlikçi Kürt kişiliğini çok iyi tanıyorum, para için yapmayacağı şey, satmayacağı değer yoktur. Hatta para için analarını bile satarlar. GAP’ın suyu niye sadece Harran’a veriliyor? Bu politikaların sonucu. Böylece su üzerinde denetimlerini güçlendirecekler. İşte Yahudi şirketler üzerinden barajlar yapıyorlar. İşte Zeugma ve Halfeti gitti, sıra Hasankeyf’te. Bu baraj için trilyonlar harcanıyor. Ancak üç kasaba 99 köy Ilısu barajı altında kalacak. Bu baraj için beşmilyar dolar getirisi olacağı söyleniyor. 99 milyar çarpı 99 milyar getirisi olsa ne olacak? Bu kasaba ve köyler benim için paradan çok daha önemlidir. Tarihi kültür yok oluyor.

İşte ben bunları görüp ifade ediyorum, kabullenemiyorum, kabul etmiyorum, doğru bulmuyorum. Daha önce de söylemiştim, Yahudi halkı da Ortadoğu halkıdır ve bu coğrafyada özgür ve demokratik şekilde yaşama hakkına sahiptir. Bun bunları söylerken bütün Yahudileri, bütün Yahudi halkını kastetmiyorum. Yahudiler içerisinde bir klik var, onları kastediyorum. Benim söylediklerim Yahudi halkına değil, egemen olan bu kliğin, bu dar grubun yürüttüğü anlayış,  politika ve uygulamalara yöneliktir. Bu anti-semitistlik değil, tarihsel ve güncel gerçekleri ifade etmektir. Apo’nun anti-semitistliğine cevabım budur. Antisemitist olduğum yönündeki ifadeler tamamen safsatadan ibarettir. 

Gelelim KDP ve PKK’nin bir olup olmadığı meselesine, Kürt milliyetçiliğine. Nasıl anlaşılmış? Kaçanların durumlarını biliyorsunuz. KDP ve YNK’ye sığındılar. Onların denetimine girdiler. Daha önce belirtmiştim Güneyli güçlerin milliyetçi bir çizgide bulunmasında Yahudilerin etkisi vardır. KDP ve YNK denetimine girmek Amerika’nın denetimine girmektir, hiçbir fark yoktur. Sonrasında birçok kişiyi de peşlerinden götürdüler, bunların bir kısmı KDP ve YNK içinde üst düzeyde görev de almışlar. İşte KDP, YNK kadınla, kızla, parayla, imkânla onları kendine bağladı. Böylece PKK’yi kendi içlerine aldıklarını ve PKK’yi bu şekilde bitirecekleri yönünde Amerika’ya mesaj verdiler. Tam emin değilim ama kaçanların ABD ile ilişkide olabileceği kanaatindeyim. Bingöllülerden de kopanlar vardı. Onların ABD ile ilişkisi yoktu ama şimdi Avrupa’dalar, onların denetimindeler. PKK’yi bu şekilde denetim altına almaya ve bitirmeye çalıştılar. Ama ben bunları gördüm engel oldum. Benim üzerime niye bu kadar geldiler sanıyorsunuz? Ben, bu oyunları gördüm ve oyunlarını boşa çıkardım. Bingöllülere karşı bir mahcubiyetim de var, Tayhan’ı biliyorsunuz Bingöllüydü. Suriye’den sonra Rusya’ya giderken MOSSAD peşimdeydi, bunun farkındaydım, amaçları beni denetimlerine almaktı, onlardan kaçtım. Sonrasında İtalya’da da etrafım kuşatılmıştı. Bunların Türk ajanı olduğu safsatadır. O dönemde Yunan Hükümeti zaten bir kukla Hükümetti. Yunanistan’dan Nairobi’ye geçtikten sonra Nairobi’de fotoğraflarımı çekiyorlardı, bunlar da yine MOSSAD elemanlarıydı. Uçakta kafama vurup yere yatırılınca çok da şaşırmadım, ne şoka uğradım ne de tepki verdim, zaten yapılacak bir şey de yoktu. Sonra da kaldırdılar beni, sonrası televizyonda gördüğünüz görüntüler.

Birinci Dünya Savaşıyla dünyanın yarısına, İkinci Dünya Savaşıyla dünyanın tamamına hâkim oldular. Kürtler, Ortadoğu’da önemlidir. ABD, Ortadoğu’da Kürtleri denetimine alarak, Farsları, Arapları ve Türkleri dizginlemek amacındadır. Kürtleri denetime almak, Ortadoğu’yu dizginlemek, Ortadoğu’yu denetime almak demektir. Ben bu oyunları gördüm, ABD’nin denetimine girmedim, kendimi ve PKK’yi kullandırtmadım. Ama şimdiki PKK’liler bu oyunları yeterince göremiyorlar. İç ve dış siyaseti yeterince çözemiyorlar. Dürüst olmak tek başına yeterli değildir. İç ve dış siyaseti iyi bilmek gerekiyor. Çünkü orası Ortadoğu’dur, dikkatli olmak gerekiyor. Arap siyasetçilerinin ne mal olduğunu biliyorum. Suriye’deyken yeterince tanıdım onları.  Ben olmasam hiçbir şey yapamıyorlar, en azından iç dış siyaseti yapamıyorsanız, kendinizi korumayı, savunmayı bilmelisiniz. Benden PKK’nin pratik Önderliği beklenmesin. Benim bilinen ve belli bir tarzım vardı, ancak şu andaki PKK’nin nasıl bir pratik ve tarz sergileyeceğini bilemiyorum. Bana dayanarak bir şey yapmasınlar, ben pratik önderlik yapamam. Aynı şey DTP için de geçerlidir. Kendi kararlarını kendileri vermeliler, kendi stratejilerini, kendi siyasetlerini belirleyebilmeliler. PKK neyi istiyorsa onu yapsın. Ama bunun için iç ve dış siyaseti iyi bilmesi ve çözmesi gerekiyor. Bana bağlı olmak yeterli değil, önemli olan beni anlamaktır. Dağdaki gerilla için de bu böyledir. Savcılık bana hücre cezası için kâğıt göndermiş, PKK’ye talimat verdiğim iddia ediliyor. Hayır, ben PKK’ye talimat vermiyorum. PKK, kendi bildiği yolda kendi kararlarını kendisi verir. Beni kullanmasınlar ki zaten kullanamazlar ben buna da izin vermem. Kardeşim de kullanmak istedi, başaramadı, sonunda ihanet etti.

Türkiye’de darbeler iktidarı devam ediyor. Biliyorsunuz bir 9 Mart (71) darbesi bir de 12 Mart (71) darbesi var. Türkiye bu iki darbenin denetimindedir. Baykal-CHP, 9 Mart darbesini temsil ediyor, AKP-Erdoğan ise 12 Mart darbesini temsil ediyor, biliyorsunuz Denizleri tasfiye, idam ettiler. Öte yandan da 12 Eylül darbesi var, devam ediyor, buna daha sonra değineceğim. CHP’nin temsil ettiği kör milliyetçiliktir, AKP’nin temsil ettiği ise kör dinciliktir. Her iki anlayışın da Türkiye sorunlarını çözemeyeceği açıktır, ikisi de çıkmaz yoldur. Hasan Cemal’in Darbeler Günlüğü diye bir yazı dizisi olmuştu, ben bir tanesini okuyabildim. Bu konulara değiniyor, ancak çok yeterli değil. Baykal, AKP kendi derin devletini yaratmaya çalışıyor, diyor. Evet doğrudur ancak diğer yandan da Baykal’ın kendi derin devleti var, bunu korumaya çalışıyor. Bu iktidarlar 2002’de kapalı, zımni olarak anlaşmışlardır hatta bu açık da yapılmış olabilir. Bunların birbirlerine üstünlüğü yok, birbirlerine galip gelemiyorlar, bazen biri bazen de diğeri üstün gelebiliyor. Bir tahterevalli misali bazen biri bazen öbürü iktidara gelerek halk üzerindeki egemenliklerini sürdürmektedirler. Birinin(AKP) küresel sermaye ile ilişkileri var diğerinin(CHP) de statükocu ve devletçi gelenekle ilişkisi var. Bunların savunduğu laisizm aslında Yahudi kökenli bir kavramdır.

‘93’ten günümüze barış çabalarını sürdürdüğüm biliniyor. ‘90’ların başında Turgut Özal’ı çok ciddiye almamıştım, bir kandırmaca olabileceğini düşünüyordum. Ancak sonradan Turgut Özal’ın ciddi yaklaştığını ve önemli bir devlet adamı olduğunu anladım. Daha sonra Erbakan’la mektuplaşmalarımız oldu. Özal’da yaptığım hataya düşmemek için Erbakan’ı ciddiye aldım. Mektuplaşmalarda çözüm talepleri konusunda üzerime düşeni yapacağımı belirttim. Turgut Özal’a yeterince tanımadığım şansı aynı hataya düşmemek için bu sefer Erbakan’ı fazlasıyla tanıdım. Ancak bu süreçte 28 Şubat darbesiyle kesildi. Yine ’99-2000 yılları arasında askeri kanattan Kıvrıkoğlu-Aytaç Yalman ekibi benimle görüşmeler gerçekleştirdiler. Hatta askerin hassasiyetini de dikkate alacağımı belirtmiştim. Ancak başaramadılar. Bu sürecin de önü kesilmiş oldu. Yalçın Küçük bir yazısında Kıvrıkoğlu-Aytaç Yalman ekibinin Özkök’e karşı oldukları belirtiliyor. Yine Bülent Ecevit’in çözüm ve diyalog yönünde çabaları vardı ama bu da başarılı olamadı. 2002’den günümüze AKP iktidardadır. Ancak AKP iktidarı bir türlü çözüme yanaşmıyor. Gelinen aşamada AKP bir yol ayrımındadır; AKP ya radikal demokratizme yönelecek ya da kısa zamanda bitecek. Zaten AKP hakkında açılmış olan kapatılma davası devam ediyor. Demokratik radikalizme yönelmesi biraz zor görünüyor. AKP’den rica ediyorum bu sorunu çözelim. Ben buradayım isterseniz beni öldürebilirsiniz ama söylediklerimi dikkate almak zorundasınız. Yarın da MGK toplantısı yapılacak, umarım diyalog-uzlaşı kararı çıkar. AKP’ye bu benim son çağrımdır; Benim şu anda PKK üzerinde hala gücüm var, söz geçirebilirim ama böyle devam ederse, sorun çözülmezse PKK beni dinlemeyebilir. Gelin ben sağlıklıyken, gücüm de yerindeyken bu sorunu çözelim. Çözüm için bu kadar heyecanlı olmamın nedeni, gençlerin yaşamını yitirmesidir, benim için asker gerilla fark etmez, insanların ölmemesi önemlidir. Bugün 23 Nisan. Bu vesileyle ilk Meclis’i anıyorum. O dönemde Mustafa Kemal bağımsızlıkçı ve özgürlükçü bir çizgideydi. Neye karşı bağımsızlık? İngilizlere karşı. Gelin Mustafa Kemal’in 1920’lerdeki ilk Meclis konuşmasını referans alalım. Sonrasında yaptığı çözüme yönelik birçok konuşmasını referans alalım. Bu temelde bu sorunu çözelim. Gelin bu sorunu çok geç olmadan çözelim, aksi halde bu sorunu başka devletler kullanır; Yunanistan, Ermenistan, ABD, Çin, Rusya ve diğer devletler bu konuda söz sahibi olurlar. Amerika’nın soruna ilişkin çözümü de henüz net değil, bilinmiyor, bekleyip göreceğiz. Aynı zamanda AKP, İslam ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirip, ABD karşısındaki pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor. Örnek olarak sana Suriye’yi veririm ancak karşılığında şunları alırım demek istiyor. Şafak gazetesinde okudum; AKP Irak’a girdiği için kapatılma davası açıldığı yönünde iddialar var, bu doğru olabilir. Avrupa da siyasal çözüm diyor. Bunu tek başına değil, Amerika istediği için yapıyor. İki taraftan Türkiye’yi sıkıştıracaklar. Ama ben diyorum ki bunlara gerek yok. Gelin bu sorunu karşılıklı, kendi aramızda çözelim.   

Türkiye için gerekli olan daha önce de söylemiştim; anti tekel, demokrasi ve barış ilkeleri etrafında bir araya gelecek Demokratik Cumhuriyet Kongresi’dir. Türkiye’deki Sol hareketi Küresel Sermaye’nin kuşatmasını çözemiyor, emekçilerin sorunlarını çözemiyor. Daha önce de yüz milyara beşyüz milyar örneğini vermiştim ve gazete de bunu yazmıştı kazançları 5,4’müş. Küresel sermaye sahipleri, şirketler, tekeller bire beş kazanırken memurun maaşı artmıyor, işçinin emekçinin maaşı artmıyor, azalıyor. DTP de bu konularda halkı eğitip bilinçlendirmelidir. Türk Soluna diyorum, küresel sermayenin bu oyunlarını göremiyorsan ve Kürtlerle bir araya gelemiyorsan o zaman sen neye yarıyorsun?

Çatı Partisi çalışmalarına ilişkin şunları belirtmek istiyorum. Türkiye’deki emek örgütleriyle sendikalarla bir araya gelerek işçinin ve emekçilerin sorunlarına çözüm bulmalılar. Söylediklerim EMEP, ÖDP ve SDP’ye ve başkanlarına iletilebilir. Sendikalara da sesleniyorum, bu çatının içinde yer almalılar. Böyle bir birliktelik sağlanılıp Alternatif Demokratik Hükümet tarzında çalışırlar. Bunu sağlarlarsa yüzde yirmilik bir oy alabilirler ve bunun sonucunda Kürt sorunuyla beraber Türkiye’de birçok sorunun çözümü dayatılır, sorun çözülür. Bu durumda emekçinin bir olan maaşı üç olur. Anti-tekel, demokrasi ve barış ilkeleri etrafında ortak çalışma başarıya götürür.

Hilmi onlar ceza almışlar galiba. Bunlar önemli değil, ona ve Leyla’ya selamlarımı iletiyorum.  Akademi de eğitim verebilirler, yasal mevzuata takılmasınlar, fiili, de facto olarak çalışabilirler.

Cemşit Bender yaşamını yitirmiş, başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

            Gazeteleri düzenli olarak alamıyorum. Arada bazı gazeteler yok. İdare getirilmediğini söylüyor ama siz getiriyorsunuz, biliyorum. Sanırım keyfi bu. Bu konuyla avukatlarım ilgilenebilir. Kitapları zaten getiriliyor. İmge yayınlarından Yalçın Küçük’ün son kitabı  çıkmış mı bilmiyorum, çıkmışsa getirilebilir. Yahudilerle ilgili çıkmış olan kitaplardan önemli bulunanlar getirilebilir. Cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Geldiğiniz yerlerdeki halka selamlarımı söylersiniz.

İdare bir tebligatta bulundu. Zamanımız olsaydı ilgili maddeleri belirtirdim. Ancak zamanımız yok. İdareden bir örneği alınabilir. 9 Nisan tarihli görüşmelerime istinaden istenmiş. Savunmamı istiyorlar. Avukatlarımla görüşmeden savunma yapmayacağımı söyledim. Bu durumu avukatlarım takip edebilir bir örneğini alabilirler.

İyi günler, herkese selamlar.

23.04.2008  

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com