Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


AKP'li Milletvekillerine Açık Mektubumdur: Sizin Yaptığınız Muaviye İslamcılığıdır
 

              

        Sağlığım her zamanki gibi, farklı bir şey yok. Daha önce anlattığım gibidir. Bu konuda değişen bir şey yok. Tamam, o kadar önemli değil, bunun üzerinde fazla durmayın. Ufak tefek bazı değişikler yaptılar.

   DTP'liler Barış ve Demokrasi Partisine geçmelerini biliyorum. Benim bu konuda kısa açıklamalarım olacak. Bunlar anlamıyorlar mı? Bu parti kurma meselesine bu kadar teknik, ucuz yaklaşmamalıdırlar. Öyle küçük burjuva ukalalığı yaparak ortalıkta dolaşıyorlar. Ancak buradan şunu söylüyorum. Beni kandıramazsınız. Böyle siyaset anlayışı olmaz. Ben çocuk değilim. Ben ahlak adamıyım, ahlakım güçlüdür. Ben onur savaşçısıyım. Benim ilişkilerimde ilkeler esastır. Böyle ucuz siyaset yaparak en fazla kendilerini kandırırlar. Ben bu tür şeylere kanmam.

   Bu parti kurma meselesi patlak lastik meselesi haline getiriliyor. Hani arabanın lastiği patlar hemen yedeğiyle değiştirirsin, yola bu şekilde devam edersin. Siyasete bu kadar teknik yaklaşılmaması gerekir. Çok dar ele alınıyor bu parti çalışmaları. Yeni bir partiyi böyle lastik değiştirir gibi hemen kuramazsınız. Beş on tanesini zaten kapattılar. Yine bunu da kapatırlar. İşte Anayasa Mahkemesi olduğu yerde duruyor, kapatacaklar, buna engel olabilecek misiniz? Hayır. Defalarca söyledim bu meseleler ciddi meselelerdir. Benim siyaset anlayışım demokratik siyaset anlayışıdır. Siyaseti böyle ele alacaksınız. Benim adıma bunlar  her yerde ciddi bir şekilde söylenmeli. Kendinize güveniniz olacak ve yüksek sesle bu söylediklerim anlatılmalı. Ben Abbas onlara da söylemiştim.

    Savunmalarımda yeterli ve detaylı bir şekilde işlemiştim, niye anlamıyorlar. Siyasetin demokratikleştirilmesi ve içinin doldurulması gerekmektedir. Yoksa mesele şekil meselesi değildir. Yine söylüyorum, bu meseleye patlak lastik meselesi gibi yaklaşılamaz. Bunlar  yedeğimiz var, hazır diyorlar. Bu, patlamış lastiği yedeğiyle değiştirmek gibi değildir. Bir parti kapatmaya bu kadar basit bir yorum ve bakış açısıyla bakılamaz. Bu nedenle onları uyarıyorum. Mesele teknik bir mesele değil, anlayış meselesidir. Görüyorsunuz Anayasa Mahkemesi tüm partileri kapattı, sanırım bu beşinci veya altıncısıdır, bunu anlamak lazım. Böyle aç kapatla olmaz, siyaset böyle yürütülemez. Bu sorun yüzyılların sorunudur. Anadolu ve Kürdistan insanı aç, sefil, işsiz bırakılmış bir durumda. Bu sorunun çözülememesinden dolayı maddi ve manevi devasa kayıplar var. Bunlar görülmeden, anlaşılmadan siyaset yapılamaz.

   Ben burada tespitler yapıyorum, öyle iddia edildiği gibi talimat vermiyorum. Benim görüşlerim, söylediklerim talimat gibi değil de uygun bir dilde verilmeli. Benim buradaki önderliğim, sosyolojik önderliktir. Burada siyasi-pratik önderlik yapacak koşullarım da yoktur. Buradan bunu yapmaya çalışmak ahlaki de değildir. Görüyorsunuz, bu koşullarda talimat veremem, bu mümkün de değildir, ancak sosyolojik önderliktir benim yaptığım. Hem bu önderlik tarzı sadece bugün için geçerli değildir, bu önderlik yüz yıl sonra da, bin yıl sonra da etkisini sürdürür, etkisini sürdürecek bir önderliktir.

   Sönmez Köksal, Öcalan "kollektif hak istiyoruz" derse bu iş bitmez, savaş 25 yıl daha devam eder diyor. "kollektif haklar istemeyin" demek ne demek. İki insanın yan yana gelmesi bile bir kollektivizmdir. Bunlar hiç anlamıyorlar mı, ne zannediyorlar kendilerini. Bu mesele, bir toplumun meselesidir. Toplum dediğiniz şey de kollektif bir oluşumdur. Savaş 25 yıl daha sürecekmiş diyor Sönmez Köksal. Bunları tanımazsanız isterse elli yıl, beş yüz yıl, bin yıl sürsün, kollektif hakları tanımazsanız sürer. Bunların söyledikleri ciddiye alınamaz. Kürtler kollektif haklarından vazgeçmez, gerekirse bu savaş elli sene de beş yüz sene de sürer. Biz bu haklarımızdan vazgeçmeyiz. Sen benim dilimi yasaklıyorsun, dilimi! İnsanlar kendi çocuklarını kendi kültürleriyle kendi dilleriyle yetiştiremiyorlar. İşte sizin, hepinizin aileleri var, çocukları var. Kendi çocuklarınızı kendi kültürünüzle, kendi dilinizle yetiştiremiyorsunuz. Bu çok korkunç ve kabul edilemez bir yaklaşımdır. Binlerce insan şehit düştü, yaşamlarını yitirdi, hala insanların kanı akıyor, binlerce insan tutuklandı, bunlar bireysel haklar için midir?! Bu bir de müsteşardır, bu konuları bilmiyor, ama ben müsteşarın ne olduğunu biliyorum.  Bu ciddiyetsiz bir yaklaşımdır. O önce kollektif ve bireysel hakkın ne olduğunu öğrensin, anlasın. Kollektivizmin ne olduğunu biliyor mu? İki kişinin bir araya gelmesiyle bile kollektivizm olur. Toplum bireylerden oluşur. Toplum olmadan bireylerin tek tek hiç bir anlamı kalmaz. Ancak toplumu olan bireylerin anlamı vardır. Toplum söz konusuysa ve varsa bunların kollektif hakları da vardır. Bir toplum için bireysel haklardan bahsedilemez, toplumun ancak kollektif hakları olur. Bu husus bu şekilde böyle bilinmelidir. Toplum bireysiz, birey de toplumsuz olmaz. Toplumun kendi doğal yapısı kollektiftir. Biliyorsunuz kollektif-bireysel haklar tartışması daha çok İsrail'de yapılan bir tartışmadır. Ben daha önce savunmalarımda bu toplum meselesine değinmiştim. Doğal toplumlar diye tanımlamıştım. Kollektivizm bu doğal toplumların kendisidir, toplumun doğallığıdır, doğal halidir. Bunu nasıl inkâr edelim, bundan nasıl vazgeçelim? Kollektif ve bireysel haklar bir bütündür, bir birini tamamlar. Bireysel ve kollektif haklar bir madalyonun iki yüzü gibidir. Bir madalyonun bile iki yüzü vardır. Bu saatin saat olabilmesi için ön yüzü nasıl olması gerekiyorsa  arka tarafının da olması gerekir. Hiç bir şeyi tek yönlü düşünemezsiniz. Birbirleri için var, birbirlerini tamamlarlar.

   Beni ve ne düşündüğüm bunlara anlaşılır bir dille anlatılmalı. Burada görev avukatlarıma  düşüyor, görevlerini  iyi yapmalıdırlar. Bunlar  iyi anlatılmalı. Onlara söylemek lazım, beni doğru anlasınlar, bakın beni yanlış anlatıyorlar diye her gün insanlar ölüyor.

   M.Ali Birand, geçen haftaki açıklamam üzerine artık top AKP de diyormuş. Başka kim ne diyor? Derya Sazak ne diyor? Milletvekilerinin meclise geri dönmesini sağlamanın yeni bir fırsat doğurduğunu, burada  gücümüzün de ortaya çıktığını o da bundan sonra işin AKP'ye düştüğünü söylüyormuş. Bazıları benim eski gücüme kavuştuğumu belirtiyormuş. Ben eskiden de güçlüydüm. 

   Evet, bundan sonra top AKP'dedir tabi ki. Doğrudur. Bundan sonra ne yapılacaksa, hangi adımlar atılacaksa AKP bunu yapmalıdır, söylemelidir. AKP'de iki eğilim vardır; samimi demokrat kesim, işte Bülent Arınç gibi. Bülent Arınç meselesini biliyorsunuz, suikast girişimleri olduğu söyleniyor. Tabi ben de bunu dinlediğimde üzerinde bayağı düşündüm, anlamaya çalıştım. Başbakan yardımcısıdır. Başbakan yardımcısının başını getirilmeye çalışılana bakın. Onu bekleyen tehlikeleri görün. Bülent Arınç AKP içinde daha ılımlı, demokrat birine benziyor. Daha sağduyulu, diyaloğa açık, dürüst, söyledikleriyle duruşu arasında tutarlı ve demokrat hissi yaratıyor bende. En azından böyle görünüyor. Tabi bu sadece bir his. İşte çevresini kuşatıyorlar. Bu kuşatmadan sonra artık Bülent Arınç konuşamayacak, göreceksiniz Başbakan da ona sahip çıkamayacak. Görüyorsunuz çevresini sarıp tehdit ediyorlar. Bu durumda öldürmelerine de gerek yok, gerekli mesaj veriliyor zaten. Biliyorsunuz bu bir devlet geleneğidir, susturmak istiyorlar. Bu mesaj onlaradır. Bu kesimin susması için bu kafi gelecek. Bu mesajla daha fazla adım atamazlar. Bu durumu MGK'ya getireceğini söylüyor, getirsen ne olur ki, neyi çözeceksin? İşte AKP'nin getirdiği sistem böyle bir sistemdir. Yedi yıldır geldikleri nokta burasıdır.

   İşte bir başka örnek vereyim size. Yarbay Ali Tatar'ın intihar haberini öğrendim. Bu intihar üzerinde düşündüm, yoğunlaştım. Bu intiharı iyi anlamak gerekiyor. Cenazesinde yumruklar sıkılı bir şekilde bağırıyorlar. Bir cenazeye sahipleniş, böyle yumruklar sıkılı bir şekilde, bağırarak, ayakları yere vurarak, cenazenin yanında beklemekle olmaz. Cenazeye katılmakla ayıbınızı örtemezsiniz. Yine görüyorsunuz komutanlar cenazeye geliyor. Silah arkadaşını sahipleniş sadece onun cenazesine katılarak olmaz. Böylesi bir intiharı iyi anlamak gerekir. Anlamlıdır ve mertçe bir eylemdir. İntihara üzülmek veya cenazesine katılmakla olmaz, intihara neden olan sebepleri ortadan kaldırmakla olur. İntiharın ideolojik sebebine bakmak lazım, Ergenekon diyorlar, bunu Ergenekon gerekçesiyle geçiştiremezsiniz.

   Biliyorsunuz Yarbay Ali Tatar alevidir kendisi. Alevileri tanırım, vefakar ve çok çekmiş insanlardır, iyiniyetlidirler. Onların yaşadıkları yerleri gezdim dolaştım. Aleviliği biraz da İslamın demokratik yorumu gibi değerlendiriyorum. Daha önceleri de belirtmiştim. Demokratik alevi çalışmalarının yürütülmesi gerektiğini söylemiştim.

   Demokratik İslam kültürü çalışmaları geliştirilebilir. Ali Bulaç gibileri bu çalışmalar içinde yer alabilirler. AKP içinde demokrat, bu sorunun çözülmesini isteyen kesimler var. AKP komple olumsuzdur demiyorum. Ancak soruna klasik yaklaşan, sorunun çözümünü istemeyen faşist zihniyetli kesimler de var AKP'nin içinde. Kürşat Tüzmen gibileri böyledir. Tabi tasfiye deniliyor. AKP'nin buradaki amacı Kürtlerin Türkiye' deki demokratik zeminde olmayan illegal güçlerini, PKK'yi tasfiye edip, demokratik zeminde olan legal güçleri de hizaya çekme, kendi çizgisine getirmedir. Bunun aktörleri, suç ortakları kimdir, ben size sayayım. Bunun içinde İngiltere var, Amerika var, AB  var, Irak Güney liderliği var, defalarca anlattım. İşte sözde kardeş olan Ferhatlarla da sahte liderlik kurdurup, PKK'yi sıkıştırıp, istedikleri projeyi gerçekleştirmeye çalışacaklar.

    AKP İslamı kullanarak, İslamı öne sürerek bir şeyler yaptıklarını söylüyorlar. Aslında yaptıkları bir şey de yoktur. AKP'nin İslamcılığı Muaviye İslamcılığıdır, karşı İslamdır. İslam Toplumları Tarihi'ni 1.Cildini okuyorum. İkinci cildi de getirilebilir. Bu İslam tarihi konusunda muazzam bir bilgiye sahibim.  İslamiyet nedir, ben size anlatayım. Benim adıma Öcalan anlattı denilir. Aynen şöyle diyorum. AKP'li milletvekillerine açık mektubumdur:  

   Sizin yaptığınız Muaviye İslamcılığıdır. Biliyorsunuz Muaviye Ebu Süfyan'ın oğludur. Hz. Muhammed Mekke'ye gelmeden bunların hiç biri müslüman değildi ve kendi aristokrat sınıfı içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Hicretle birlikte bunların hepsi müslüman olup Hz. Muhammed'in yanında olduklarını belirttiler. Ancak Veda Hutbesi'nden sonra Hz. Muhammed'in öldüğü gün ya da birkaç gün sonra tekrar kendi aristokrat sınıflarına, yaşamlarına geri döndüler. Ondan sonra da İslamiyete yaptıkları ortada. İslamiyeti getirdikleri durum ortada. Önce Hz. Ali'yi sonra Ebu Süfyan oğlu Muaviye döneminde Hz. Hüseyin'i Kerbala'da katlettiler. Kendi içlerindeki bu temiz geleneği ortadan kaldırdılar ve bunu İslamiyet adına yaptılar. O Zağroslarda yaşayan Ezidiler vardı. Şimdi sayıları oldukça azdır. Onlardan binlerce erkek öldürmüşlerdi, yine onbinlerce kadınlarını kızlarını alıp haremlere kapattılar. İşte bu Muaviye İslamcılığıdır. Şimdi AKP'nin yaptığı da budur. AKP'nin yaptığı Muaviye İslamcılığıdır. AKP'nin müslümanlığı gerçek müslümanlık değildir. Bu böyle bilinmelidir. Bunlar İslamiyeti temsil etmiyorlar, sadece kullanıyorlar.

   Hz. Muhammed döneminde Medine daha demokrat ve samimi müslümanlardan oluşuyordu. Hz. Muhammed Medine'den Mekke'ye Veda Hutbesi'ni okumaya gidecekti. Mekke'de bulunanlar Hz. Muhammed'in Mekke'ye geleceğini duyduklarında gerçekte İslam dinine inanmadıkları halde İslam dinine inandıklarını ve müslümanlığı kabul ettiklerini söylüyorlar, bu şekilde davranıyorlar. Hz. Muhammed Mekke'de Veda Hutbesini okuduktan sonra bunlar hemen aynı gün veya birkaç gün sonra da hepsi tekrar eski saltanatlarına geri döndüler. AKP islamcılığı da bunların devamı olan iktidar İslamcılığıdır. Biliyorsunuz İran'da geçenlerde ölen Muntazari vardı. Kendisi yaşamı boyunca hep iktidardan uzak durdu ve iktidarla arasına belli bir mesafe koydu. Ayetullah Ali Hameney ve Ahmed-i Necat anlayışına karşı biriydi. Bu yönüyle iktidarla olan ilişkisi boyutuyla onun anlayışını kendi anlayışıma oldukça yakın buluyorum.

   Türkiye'de herkes Kürt sorunu vardır diyor, Kürt sorunu yoktur diyen yoktur. AKP de Kürt sorunu vardır diyor. Madem Kürt sorunu vardır diyorsan  neden sorunu çözmüyorsun? Kim senin elini tutmuş? Çünkü ip başkalarının elinde. Sorunu sadece senin önüne koymuşlar. Sen bir yerlerden icazet bekliyorsun. Böyle iki yüzlülük ve samimiyetsizlik olur mu? Çözme diyorlar sen de çözemiyorsun. Bunu böyle anlamak gerekir.

   Bu mesele ciddi bir meseledir. Ben gerilla ve asker kaybının acısının ne olduğunu bilirim. Dökülen her damla kanının acısını en çok yaşayanım, derinden hissedenim. Hala her gün insanların hayatını kaybettiği, ölümlerine sebep olan bir meseledir. Binlerce insan öldü, binlercesi 17 bin insan faili meçhule kurban gitti.  Avukatların da bu faili meçhulleri iyi anlaması gerekir. Bunları anlamazsanız, bunların avukatlığını da yapamazsınız. Bu tür davalara giriyorsunuz herhalde, bu davaların da avukatlığını yapıyorsunuzdur. İyi anlamak zorundasınız bu yaşananları. İyi anlamazsanız iyi avukatlık yapamazsınız, iyi savunma yapamazsınız. O yüzden diyorum ucuz siyaset yapamazsınız. İşte ben bu nedenle siyaset akademisi kurulmasını ısrarla istiyorum. Fakat hala bu konuda bir gelişme yok. AKP benim söylediklerimi alıp kendine göre uyguluyor, bir sürü siyaset akademisi kuruyor, biz de hala bu yönde ciddi bir çalışma yok. İşte siyaset akademisi kurulup burada tartışılmazsa, 17 bin faili meçhul olayın gerçek sebebi anlaşılamaz. Hala insanların hayatını kaybettiği böylesi can alıcı bir meseleye sığ ve ucuz yaklaşamazsınız. Bütün bu manevi kayıpların yanında maddi kayıplar da var. Yüzmilyarlarca dolar harcandı, harcanıyor. Bu ne demektir? Bu, Anadolu insanın açlığı, sefaleti demektir. İşsizliğin çığ gibi büyümesi demektir. Bütün bu ciddi sorunların çözülmesi için meseleye ciddi ve derinlikli yaklaşılmalıdır. İspanya örneği veriyorlar ancak İspanya biliyorsunuz kendi içerisinde sorunlarını haletti, demokratik çözümlerini gerçekleştirdi. Ancak sonradan kapitalizme kaydı. Onlar iç sorunlarını çözmeyi başardı. Biz de kendimize özgü bu sorunu çözmek zorundayız.

    İspanya, Avrupa kapitalizmine göre çözdü, biz ise Anadolu'ya has bir çözüm geliştirmek zorundayız. Avrupa kapitalizmi yerine Anadoluya has bir çözüm öneriyoruz.

   Geçen gün radyodan da dinledim, siz de biliyorsunuzdur. Brezilya'da Hakikat Komisyonu kurulmuş. 1964-85 askeri rejimi dönemindeki insan hak ve ihlallerine ve işkencelere ilişkin çalışmalar yürütecekmiş. Eski kontra gerilla faaliyetlerini de araştıracakmış. Onlar bile beni duyuyorlar ama Türkiye'de beni duymazlıktan geliyorlar. Türkiye için ben şunları belirttim, tekrar belirtiyorum. Madem sorunun çözülmesini istiyorsunuz, Meclis bünyesinde bir Adalet ve Hakikati Araştırma Komisyonu'nu kur, o zaman bak sorun nasıl çözülür, neden kurmuyorsun, kim engelliyor seni? O zaman bu komisyonu kurduktan sonra bak ne terör kalır, ne şiddet kalır, ne ayrılıkçılık kalır, ne de ayaklanma kalır. Meclis bu sorunun çözüleceği bir zemindir. Kurarsın komisyonu, herkesi dinlersin,gelirsin burada benimle de görüşürsün. Görüşlerimi alırsın, herkesi dinlersin, her tarafı dinlersin sonra sorunu teşhis edip, çözüm yollarını sıralarsın. Aslında bu işin çözümü bu kadar basit. Bütün bunları yaptıktan sonra bak o zaman kalıyor mu terör, bölücülük, ayrılıkçılık. Madem sorunların çözümünün kalbi TBMM'dir, Meclistir diyorsun yap o zaman kim tutuyor seni? Yok talimat veriyor, yok beni bahane gösterip parti kapatıyorsun. Sorunları böyle çözemezsin. Sorunun çözümü için Meclisi adres gösteriyorsun, demokratik çözüm zeminidir diyorsun, o zaman Meclis bünyesinde kur Adalet ve Hakikati Araştırma Komisyonunu. Bak ortada sorun kalır mı? Ama yapamazsın, yaptırmazlar. Çünkü senin ipin başkalarının elinde. Sana yaptırmazlar, yapamazsın derler sen de yapamazsın. Bu kadardır. Yine söylüyorum, benim önerim olarak da açıklanabilir. Bir Adalet ve Hakikati Araştırma Komisyonu'nun kurulması gerekiyor. Bütün sorunlar bu komisyon aracılığıyla çözüme kavuşturulabilir. Otuz kişilik böyle bir komisyon kursunlar savaşın nasıl durduğunu o zaman görecekler.

   Ben yine söylüyorum. Muhatap alınma diye bir derdim ve sorunum yoktur. Yeter ki problem çözülsün. Benim buradaki tavırlarım devleti, AKP'yi deryalar kadar sıkıntılardan kurtardı. Ama sen sorunun çözümüne el atmıyorsun, iki yüzlü davranıyorsun. AKP'nin içindekilerinin bir kısmı, Kürşat Tüzmen gibi MHP ve CHP de çözümsüzlükte klasik yaklaşımlarda ısrar ediyor. Bu geliştirilmeye çalışılan Türk ulusçuluğudur. Bu ulusçuluk anlayışı Hitler ulusçuluğunun esin kaynağıdır. Hitler ulusçuluğu bundan beslenmiştir, Hitler faşizmi bunlardan ilham almıştır. Yine Mussolini de böyledir. Bunların Türk ulusçuluğunun Türkle de alakası yoktur, ideolojiktir. MHP ve CHP gibiler böyle düşünüyor, bu onların anlayışıdır, Baykal ve Bahçelinin anlayışı böyledir.

   Bizde böyle bir anlayış yoktur; Ne Türk ne Kürt ulusçuluğu. Böyle bir şey yok bizim anlayışımızda. Daha önceleri de ifade ettim. Kara Delik dedim. Geliştirilmeye çalışılan bu Türkçülük anlayışı kara delik gibidir; bütün kültürleri, dilleri yutar, kendi içinde bitirir ancak kendisi de bunun içinde yok olur. Bunun Türkle mürkle alakası da yoktur. Bu geliştirilen yaklaşım ideolojik bir yaklaşımdır, bunun içinde ideoloji vardır, yoksa Türklükle alakalı değildir. Mümtazer Türköne'yi biliyorsunuz. Kendisi milliyetçi gelenekten geliyor ve milliyetçi olarak tanımlıyor kendisini. Ancak bu Türkçülük anlayışını o da eleştiriyor. Bu anlayıştaki tehlikeleri görüyor. Namık Kemal Zeybek de bu anlayışı eleştiriyor. Yine biliyorsunuz Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız'ın iki makalesini okudum. Diyor ki, diğer kimlikleri, kültürleri reddeden Türkçülük anlayışı bizi bitirir, bizi mahfeder. Bu anlayış bizim için tehlikelidir. Bakın o bile bu Türkçülük anlayışını reddediyor. Kendisi şu an Türkiye'nin en önde gelen milliyetçisi olduğunu söylüyor. Görüyorsunuz bu iddianın sahibi bir insan bile bu Türkçülük anlayışını tehlikeli görüyor ve reddediyor.

   Anladım, BDP'liler kongrelerini yaparlar, bu konuda tartışma yürütürler. Ufuk Uras'ın yaklaşımı nasıl, ne diyor? Ufuk Uras'ın yaklaşımı küçük burjuva yaklaşımıdır. Olabilir bu sol parti çalışmalarını yürütebilir, kendi tercihidir. Ayrı bir sol parti çalışması yapılabilir ancak seçimlerde istedikleri oyu alabilmeleri için çatı partisi tarzında bir araya gelmeleri gerekiyor, gelirler herhalde.

   BDP'ye ilişkin de şunları belirtebilirim. Geçen hafta da burda anlattım, geniş yelpazede insanlar olabilmelidir. Filiz Koçali gibi onlar da yeni partide yer alabilirler. Geçmişte kıyıda köşede kalmış, küsmüş insanlar da yeni partiye dahil edilebilir. Ancak bunu söylerken böyle şu ağır top bu ağır top gelsin demiyorum. Benim siyaset anlayışım böyle değildir, bireylere dayanmaz. Bir de hep takip ediyorum sivri çıkışlar yaptılar. Yeni partide böyle sivri çıkışlar yapacaklarına Türkiye'nin ortak sorunlarına vurgu yapabilmelidirler. O kadar insan ölüyor, bununla birlikte açlık, sefalet, işsizlik gelişiyor. Devasa çığ gibi büyüyen ortak sorunlar çıkıyor. Hayret o kadar takip ettim, bir tane milletvekili bugüne kadar çıkıp Meclis kürsüsünde bu duyarlılıkta bir konuşma yapmadı. Bunu yaparlarsa, bu yönde hareket ederlerse daha ikna edici olabilirler. Yeni partide DTP'ye yakıştırılan milliyetçi ve Kürtçü eleştirilerden kurtulabilmelidir. Meseleyi iyi ve altı doldurulmuş cümlelerle dile getirenler görev alabilmelidir. DTP'liler de demokratik siyaset yapamadı, parlamento zeminini iyi kullanamadılar. Meclis demokratik siyasetin ve çözümün en uygun yeridir. Her gün Meclis kürsüsüne çıkılmalıydı, çatır çatır konuşulmalıydı, çözüm önerileri getirilmeliydi. Siyaset ancak böyle yapılır. Ben buna çok üzülüyorum, Meclis'te böyle sesizlik olur mu?

   Eş başkanlık için acele edilmemesi gerekiyor. Biraz daha tartışılabilir bu hususlar. Kendi Kongre'lerini yaygın bir şekilde yaparlar. Ancak bu konuda şunu belirtebilirim. Benim bahsettiğim demokratik önderliktir. Demokratik önderliği geliştirebilmeleri gerekiyor. Benim önderlik anlayışım demokratik önderliktir. Demokratik önderlik halka dayanan, halkla birlikte yürütülen, halkın geliştirdiği önderliktir. Halkla birlikte yürür ve halkla birlikte vardır. Yeni partide bu tarz bir önderlik yapılabilinmelidir.

   Ahmet Türk çalışmalarına devam edebilir. Ahmet Türk akil adamlar gibi çalışmalarda görev alabilir. Hatta bu yeni dönemde yapacağı çalışmalar Meclis'te yaptığı çalışmalardan daha anlamlı çalışmalar olabilir. Ahmet Türk, Ahmet Altan ve Hak-Par Genel Başkanı Bayram Bozyel'e selamlarımı iletiyorum.

   Aysel ne yapıyor? Aysel de kendini sivil toplum çalışmalarına katabilir, buralarda yer alabilir, çalışmalarına devam edebilir, selamlarımı söylüyorum. Zaten Ahmet Türk ve kendisinin milletvekilliği bitmemiştir. Hala devam ediyor. Onlar hala halkın vekilidirler, öyledir. Bu bilinçle çalışmalarını yürütmeleri gerekiyor. Anayasa Mahkemesi kararı belki onlar için daha hayırlı sonuçlar doğurur. Bunu değerlendirsinler.  Ahmet Türk, Hatip onların DTK'sına da katılabilir, orada da çalışmalarını yürütebilir. DTK bir sivil toplum organizasyonudur, bu temelde çalışabilir, zaten Dernekler Kanunu'nda da bu konuda düzenlemeler vardır. Bundan yararlanılabilir. DTK kendini sivil toplum örgütü niteliğinde işletebilir. Yüksel Genç, DTK'nin eş başkanı olmuştu değil mi? Ben de bu vesileyle Hatip Dicle ve Yüksel Genç'e özel selamlarımı iletiyorum. Anayasa Mahkemesi'nin kararından sonra siyaset yasağı getirilen Belediye Başkanları içinde önemli isimler var mı? Selim Sadak'a özel selamımı söylüyorum.

   Emine Ayna için bilemiyorum, çok üzerine gidildi, fazla yıprandı. Şahin mahin deyip sıkıştırıyorlar sanırım, oldukça yıpratıldı gibi. Bilemiyorum kendisinin daha fazla yıpratılmasına izin vermeyebilir. Biraz dinlenebilir, geri durabilir biraz ancak bana göre bu konuda kendisi karar vermelidir, kendisiyle ilgili bu hususu kendisi daha iyi bilir.Meclise dönüş önerime itirazlar oldu mu?

   Meclis, sorunların tartışıldığı ve çözüldüğü bir zemindir. Demokratik siyasete ve bunun mücadelesine inanmaları gerekiyor. Öyle Meclisten gitmeleri kendilerinin alacağı bir çıkma kararıyla değil ancak kovulduklarında olur. Meclis'ten gidişleri bu şekilde olmalıdır. Yani Meclis zemininde kendilerine siyaset olanağı tanınmadığında olur. Yine tüm yükü bana bıraktılar. Ben böyle bir öneri getirmeseydim milletvekilleri ve Ahmet Türk Ankara'da kalamazdı, Ankara'yı terketmek durumunda kalırlardı, ben onları kurtardım.

   Çözüm demokratik mücadeledir. Demokratik mücadeleye inanmak gerekiyor. Demokratik mücadeleye inanmadıkları için başarılı olamıyorlar. Mecliste de başarılı olamıyorlar. Bunlar demokratik mücadeleye inansalar, bu tarzla soruna yaklaşsalar arkasından strateji gelir, stratejilerini o zaman belirleyebilirler.

   Radyodan dinledim. KCK'den bahsediyor. KCK'nin konfederalizmi öngördüğünü, savunduğunu söylüyor. Hayır, böyle değildir. Benim çözüm önerim KCK sistemidir. KCK sisteminde devlet olduğu gibi kalır, devlete karışmaz, devletle sorunu yoktur. Üniterlikle sorunu yoktur, üniterliğe karışmaz, üniterliği tartışmaz. KCK sisteminde sınırlarla uğraşma yoktur. Türkiye'de mevcut sınırlar içinde sınırlara dokunmadan  Türklerle Kürtlerin demokratik birlik anlamında konfederal birliği vardır, demokratik konfederalizmi vardır. Anadolu ile Mezopotamya'nın demokratik konfederal birliği vardır. Burada sınırlarla oynama yoktur.  Ancak devlet KCK'yi suç saydı, KCK'ye operasyonlar yaptı. Devlet KCK'yi suç sayarsa Avrupadakiler de, Kandildekiler de, Maxmurdakiler de dönmez. Maxmur için de yine şunları söyleyebilirim. Maxmur bir KCK birimidir. Maxmur'un üç kırmızı çizgisi vardır. Meclisi, yürütmesi ve öz savunması vardır. Bunlar tanındığında, kabul edildiğinde Maxmur gelir. Maxmur'un gelişi de kollektif olur, bu gelişin adı da kollektif geliş olur. Daha önce de belirttim Cudi'nin eteklerinde bu temelde gelerek yerleşim yeri kurarlar. Yoksa bir tek kişi gelmez. Yine Avrupa'dan grupların gelip gelmeyeceği buna KCK sistemini tanımaya bağlıdır. Ancak gelip gelmeyecekleri yönünde kararlarını kendileri verirler, ben buna karışmam. Ancak benim muhatap olmam isteniyorsa sorunun çözümünde özne olmam isteniyorsa önümün açılması gerekiyor. Çok önemli garantiler verilirse ben buradan gidip arkadaşlarla tartışırım, duruma el koyarım. Gidip arkadaşlara devlet şunu şunu söylüyor,  bu konuları gidip kendileriyle tartışırım ona göre çözüm yönünde adım atılır.

   Tokat-Reşadiye konusunda bir gelişme, netleşme var mı? PKK için de şunları söyleyebilirim. PKK'de otonom gruplar vardır. Her birimin otonomu vardır. Bu otonom gruplar 24 saat dağdalar, o koşullarda yaşıyorlar, sürekli takip altındadırlar. Her yerde ölümle çevrelenmişler ve her en öldürülme tehlikesi ile yaşıyorlar. PKK içerisinde yarı-otonom gruplar vardır. Bunların içinde bulundukları koşullardan dolayı kendi kendilerini konumlandırıyorlar ve kendi kararlarını kendileri vermek ve kendilerini savunmak durumundadırlar. Bu nedenle ne Murat Karayılan'dan ne benden ne de Kandil'den emir alma koşulları yoktur. Ben PKK'lilere talimat vermedim, vermem, kendi insiyatifleridir. Ben kimseye benim için şunu yapın, fiziksel olarak kendinizi yıpratın demem, diyemem de, bulunduğum konuma da uygun değildir. Kendi insiyatifleridir.

   Benim burada onlara bu koşullarda talimat verme durumum olamaz. Ancak ne olur, bir çözüm iradesi gelişir, bazı adımlar atılır, benim de burada rol almam istenir, muhatap olmam istenirse, önüm açılar, ben de giderim, derim ki arkadaşlar böyle böyle şeyler var, derim, tartışırız, sorunun çözümü için bir karara varırız. Ancak çözüme böyle etkim olur. Bu koşullarda söyleyeceklerim tespitten ibarettir. PKK yarı-otonomdur. Kendileri ne yapacaklarına kendileri karar verirler. Kendileri kendi koşullarını daha iyi bilirler. Alacakları her türlü kararı kendi koşullarına göre alırlar. Attıkları her adımın hesabını verecek durumda olmalılar. Tamam biliyorum bana değer veriyorlar, anlam biçiyorlar ancak attıkları, atacakları adımları bana bağlamamalılar. Kendileri için yapmalılar. Kendi kararlarını kendileri temellendirirler. Daha önce de belirttim, bizim en temel sorunumuz ontolojiktir. Ontoloji yani varlık sorunudur. Bizim sorunumuz varolma sorunudur. Biz varolma mücadelesi yürütüyoruz. Mücadelemizin bu yönü görülmelidir ve bu eksende yaklaşılmalıdır.

   Bölgede ne var? Hala eylemler devam ediyor mu?

   Benimle de konuştular, televizyon vermeyeceklerini söylediler. Daha önce Ceza ve Tevkif işleri Genel Müdürü de bana uslu durmamı söyledi. Beni bir televizyon ile kandıracaklarını sanıyorlar. Ben bir televizyon ile kandırılacak değilim. Bana tasfiye kanadında olursan televizyonu veririz, mahiyetinde bir şeyler söylendi. Ben asla kendimi kullandırtmam, hiç kimse beni kullanamaz. Benim değerlere bağlılığım sonsuzdur. On yıldır televizyon vermemişler. Bundan sonra hiç vermezlerse de bana hiç bir şey olmaz, hiç bir şey kaybetmem. Kimse aksi davranışı benden beklemesin. "Ben çocuk değilim, beni kandıramazsınız" dedim onlara. Bana öyle sıradan da yaklaşamazsınız dedim. Hatta beni burada öldürebilirsiniz de, bundan da korkmuyorum dedim. Düşünün nasıl bir zihniyet ki on yıldır televizyon gibi küçük bir hakkı çok görüyor. Bazen hayret ediyorum, nasıl bir zihniyettir diye. Burada bazı iyileştirmeleri de pazarlık konusu yapıyorlar, ben bu pazarlığa gelmem. Ben onlardan televizyon falan da istemiyorum, vermesinler de. Düşünün bana burada teslim oldu diyorlar. Benimle aynı cezayı alanlar, ağırlaştırılmış müebbet hapis alanlar direndiklerini söyledikleri insanlara televizyon veriyorlar bana vermiyorlar. Bu konuda çifte standart var. Türkiye'de benimle aynı cezayı almış binlerce insan var ama bir tek bana bu konuda bu şekilde davranılıyor. Bütün Türkiye'de bir tek bana televizyon verilmiyor. Bu durum çok iyi anlaşılmalıdır, başka yorumlara gerek yoktur. Bazıları benim devletle işbirliği yaptığımı söylüyorlar, devletle işbirliği yapanların koşulları böyle mi olur? Ben bir insanın hayata kalabileceği şeyler istedim, bunlar da rahat nefes ve hava almaktır. Kendim için başka bir şey istemedim. Öcalan kendini kurtarmaya çalışıyor diyen o alçaklara bu söylenmeli. Ben sadece yaşamak için hava, rahat nefes almak istedim, bu da herkesin en doğal hakkıdır. Kendim için başka bir şey istemedim. Benim felsefem budur, sadece hava olsun, insan her türlü yaşar, ben de yaşıyorum burada. Yine diyorum beni burada öldürebilirsiniz, bundan da hiç çekinmiyorum, bana uslu dur, konuşma diyorlar, ben nasıl konuşmam, bir insan konuşmadan nasıl yaşar? Benim felsefemde konuşmak, fikir beyan etmek, tespitlerde bulunmak hem hak hem ödevdir. Burada bana uygulanan uzun süreye yayılan bir ölümdür. Nasıl ki idam edilen bir kişi üç dakikada ölür, bana uygulanan yöntem iste üç dakikalık idamı üç yıla yaymadır. Burada üç dakikalık ölümü yıllara yayıp gerçekleştirmek istiyorlar.

   Adalet Bakanlığı'ndan da geldiler bir şeyler yaptılar. Böyle burdan bir pencere açtılar, dayanıp nefes alıyorum, hepsi bu.

   Beşir Atalay'ın katıldığı üçlü mekanizma toplantısından haberim oldu. Dün diğer hücredekilerle bir görüşme yaptım.

   İngiliz Parlamentosu'nda 25 parlamenter PKK'nin terör listesinden çıkarılması yönündeki önerge İngiliz Parlamentosu'na mı verilmiş?

   İstanbul'daki kadınlara selamlarımı iletiyorum. Yine cezaevlerinden gelen mektuplar var. Hepsine özel selamlarımı gönderiyorum. Ancak her cezaevinden iki-üç tane kart gelirse daha iyi olur ve her cezaevinden gelmiş olur. Şimdi elimdeki gibi otuz kartın hemen hemen hepsi Tekirdağ cezaevinden gelmiş. Her cezaevinden iki-üç tane gönderilirse daha iyi olur. Diyarbakır, Siirt, Batman, Bakırköy, Midyat cezaevlerinden gelen mektuplar var. Midyad cezaevinden Şadiye Manap ve İnci Roj tartışmalarını devam ettirsinler ama karşılıklı kırıcı ve sert olmasınlar, tartışmayı bu noktaya çekmesinler, bu noktada anlaşsınlar. Hatta onlar için şu önerim olacak, bu tartışmalarını kitaplaştırabilirler. Kitap haline getirip diyaloglarını böyle yansıtabilirler. Bakırköy cezaevinden Mesil Demiralp'in mektubu var. Ona selamlarımı gönderiyorum. Batman cezaevinden ismini hatırlayamadığım  Çinko soyadlı birisinin mektubu var. Cezaevlerine genel olarak şunları söyleyebilirim, yoğunlaşmaları iyidir, doğru yoldadırlar, hepsine özel selamlarımı iletiyorum.

   Yine yılbaşı vesilesiyle bütün halkımızın ve Ezidilerin, özellikle Hıristiyanların yılbaşını kutluyorum. Daha önceki mesajlarımdan da derleyip güzel bir şekilde içi dolu bir yılbaşı mesajı benim adıma yayınlanırsa iyi olur. Görüşememe, yılbaşında gelememe, yetiştirememe ihtimaline binaen söylüyorum. Halkımıza, Siirt, Diyarbakır'daki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

   İyi günler.

   Herkese selamlar.

   23 Aralık 2009

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com