![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Koşullarımda herhangi bir değişiklik yok. TV de verilmedi. Evet, gözlerimdeki problem artarak devam ediyor, beni zorluyor. Merhem ve damla verdiler, kullanıyorum ama geçmedi, etkili olmuyor. Yine nefes almakta sıkıntılar devam ediyor, bu yüzden pencereyi açtığımda da o zaman kapı-pencere arası cereyan oluyor, bel ağrılarım devam ediyor. Ayrıca uyumama durumu, uykusuzluk devam ediyor. Havasızlık problemi var. Böyle olunca da sağlığım ciddi şekilde bozuluyor. Buradaki arkadaşlar da nasıl dayanacak bilemiyorum, daha yeni gelmişler, zaman gösterecek. Daha önce buraya bir heyet gelmişti, burada inceleme yapmışlardı, yarım saat kaldılar, onlar bile etkilendiler, özellikle havasızlığa dayanamadılar. BDP heyeti ABD'de kaç gün kalmışlar, on gün kaldılar herhalde. Kimlerle görüştüler, hangi düzeyde? ABD'deki temsilci yapabilir mi, yalnız kalmamalı, en az iki yardımcısı olmalı. Amerika'daki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Temsilcilik çalışmaları önemlidir. Erbil'de hatta Moskova'da da, birçok yerde temsilcilikler açmalılar. Erbil'i daha önce söylemiştim ne oldu? Mahir Kaynak BDP'nin anayasa paketini desteklememesini doğru buluyor, öyle mi? Vedat Türkali, "düşmana inat bir gün daha yaşamak" diyormuş benim için. Düşmana inat mı? Evet, Kılıçdaroğlu konusu önemli. Bu hafta zamanımız yok, haftaya bunu ayrıntılı değerlendireceğim. Ama bir cümleyi şimdilik söyleyeyim. Kılıçdaroğlu bir yenilik getirebilir, Kemalizmin demokratik güncellenmesi sağlanabilir. Buna bir ihtiyaç olduğunu daha önce de belirtmiştim. Önemli buluyorum. Görüşülen aydınlara selamlarımı iletiyorum. Mahir Kaynak'a, onu '90'lardan takip ettiğimi ve görüşlerini önemsediğim iletilebilir. Evet, değerlendirmeye geçeceğim, başka önemli bir şey var mı? Bu Irak'ta peşmerge bakanından bir açıklama mı yapılmış, biz saldırırız diye falan, nedir o, neden böyle bir açıklama yapmış? Niye böyle bir açıklama yapıyor? Sorumsuzluktur bu. İşte bir yandan Goran gibi özel oturum diyenler var, öte yandan da saldırırız açıklaması yapanlar var, bu süreçte saldırırız demek tam bir sorumsuzluktur. İran'da bazı şeyler olmuş herhalde, idamlar oldu. Buna karşı geliştirilen tepkiler için son otuz yıldan beri yapılan en etkili, en yaygın eylemlilik deniliyor. İdam edilen arkadaşların ailelerinin acılarını paylaşıyorum. Direnen halkımıza selamlarımı iletiyorum. Sorunların çözümü için İran'la bir diyalog ve müzakere süreci başlatılabilir ama İran yönetimi zor bir yönetimdir, müzakerenin zorlukları var. Suriye ile ilgili olarak da daha önce belirtmiştim, benim adıma Beşar Esad'a bir mektup gönderilebilir demiştim, gönderildi mi bilmiyorum. Beşar Esad'a yazılacak mektupta; sizin babanız ve amcanızla yirmi yıllık bir dostluğumuz vardı, biz buna değer biçiyoruz. Sizden de diyalog ve çözüm konusunda rol almanızı istiyoruz, denilir. Türkiye'de de operasyonlar devam ediyor herhalde. Tatvan'da yaşamını yitiren bayan gerilla mı? Son hava operasyonunda arkadaşların bir açıklaması oldu mu, kayıpları var mı? Evet, şimdi değerlendirmeme geçiyorum. Tarihi günler yaşıyoruz ama bunun ne kadar farkındalar, taraflar ne kadar bunun ciddiyetinde bilemiyorum. Sonuç nereye gider bilemiyorum. Biz sorunu köklü biçimde çözmek istiyoruz. Ben 18 yıldır bunun mücadelesini veriyorum. Bugün tekrar değerlendireceğim, süremiz giderek kısalıyor. Önümüzdeki günlerdeki gelişmeler önemli. Tavrımı ona göre netleştireceğim. Gelişmeler ve süreç istediğimiz gibi gitmezse ne gibi gelişmeler olacağını da ayrıca değerlendireceğim. Fakat ilkeler değil tavizler konuşuluyor gibi. Ne demek tv vereceğiz, bazılarını bırakacağız, çocuklarla ilgili iyileştirmeler yapacağız! Bu kadar tarihi ve köklü bir sorun böyle küçük tavizlerle ele alınamaz. Şunu söylüyorum uzlaşma, tavizler üzerinden değil ilkeler üzerinden olur, bunu unutmayın, bu çok önemlidir. Bunu BDP'ye de, ilgililere de herkese söylüyorum. Kalıcı çözüm ilkeler üzerinden olur. Taviz yozlaştırır. Ben daha önce insan hakları ve demokrasi şartı demiştim. Bu çerçevede devam ederler. Başbakan da AKP de demokratik anayasa diyor. Biz de demokratik anayasa diyoruz. Bunun ne anlama geldiğini daha önce defalarca anlattım. Yine bunların hepsini 156 sayfalık yol haritamda ayrıntılarıyla anlatmıştım. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemek istemiyorum, ayrıntıya girmek istemiyorum. Toprak bütünlüğü ve sınırlar diyorsunuz, tamam diyoruz. Ulus-devleti bana bir tepsi içindeki elma gibi sunsalar hayır diyorum. Bunun nedenlerini daha önce geniş geniş anlattım. İşte demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik anayasa dedim. Tabi demokratik anayasada sorunun çözümü formüle edilecektir. Bunu da söylemiştim, tekrar etmiyorum. Seçim barajı ve parti içi demokrasinin önemine tekrar vurgu yapıyorum. Hükümet'e, Başbakan'a denilir, bu barajı düşürmeyerek birkaç fazla milletvekili çıkarmakla neyi halledeceksin! Bu sorunu halletmezsen zaten üç ay sonra gidersin. Zaten ABD'de de demiyor mu çok hazırlıklı değiller diye. Ayaklarının altındaki toprak kayıyor. İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan'a denir ki, sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek. AKP'ye, Başbakan'a söylenmelidir; Öcalan 8 yıldır size büyük iyilik yaptı, ama siz bunun değerini bilmediniz. Binlerce, hatta onbinlerce gerilla aç, açıkta, mevzilerde, benim hatırım için durdular. Çatışmasızlık, eylemsizlik dönemleri benim etkimle gelişti. Ben bunun farkındayım. Bu gücümü barış için, diyalog için, çözüm için kullandım. Ben burda bir askerin bile ölmemesi için çabaladım. Defalarca mektup yazdım. Sayısız öneri geliştirdim. Ama hiç birini dikkate almadınız. Bu bir nevi son şansınızdır. Ben sürece bu ciddiyetle bakıyorum. Ben her defasında uzatılan eli tutmak istedim. Bütün risklerine rağmen bu çaba içerisinde oldum. Ama olmadı. Şimdi yeni bir dönemdeyiz, yeni bir süreç var. Dediklerim dikkatle dinlenmeli ve iyi yansıtılmalı. BDP'ye de iletilmeli. Şimdi asıl önemli şeyi söylüyorum. Bu söylediğim insan hakları ve demokrasi şartı BDP üzerinden yürütülür. Daha önce Ufuk'u söylemiştim, olabilir ya da sol çevrelerin başka önerileri de olabilir, dikkate alabilirler, devam ederler. Fakat asıl önemlisi bir Güvenlik Şartı'dır. Güvenlik Şartı için müzakere diyalogu çok önemlidir, bu olmadan süreç ilerlemez. Güvenlik şartı önemi ve kapsamı nedeniyle BDP'yi aşıyor. BDP'nin müzakere çerçevesini çizdim fakat bu farklıdır. Hükümet'e denilir "tamam siz PKK'yi kabul etmiyorsunuz, biz de geri çekiyoruz PKK'yi, ama bu konuda KCK olmadan olmaz. KCK demokratik meşru bir örgütlenmedir. KCK ve benim katkım olmadan güvenlik şartı yerine getirilemez. Binlerce, onbinlerce gerilla var. Bunlar ne olacak nerede toplanacak, nasıl bir geçiş süreci olacak Cezaevinde beş bin tutuklu var. Avrupa'da onbinlerce mülteci var. Binlerce siyasi yasaklı var. Silah bırakmak istediklerinde silahları nereye bırakacakları belli değil. On binlerce kişinin siyasi-sosyal yaşama nasıl dönecekleri belli değil. Bütün bunların adım adım konuşularak çözümlenmesi lazım. Bütün bunlar kiminle konuşulacak? BDP'yi aşıyor derken bunu kastediyorum. Burada KCK devreye girmelidir. KCK de doğal olarak bu konularda hakim olacaktır. Onlarda bana soracak, bana bakacaklardır. Böyle olmadan kalıcı bir çözüm olmaz. Tekrar ediyorum, biz köklü ve kalıcı bir çözüm geliştirmek istiyoruz. Bizim niyetimiz çok ciddidir. Hazırlıklıyız. Ciddi ve kalıcı bir çözüm isteniyorsa bunun için kendileri bilir, gidip Kandil'le görüşebilirler. Ama bu her açıdan zordur, pratik açıdan da zordur. Fakat ben buradayım. Burada daha önce de hiç bir görüşme olmadı demesinler. Bunu Başbakan'a, Bakan'a da söylemek lazım. Bunlar ciddi işlerdir. İçişleri Bakanı isterse bu diyalog kanallarını yaratabilir. Kaldı ki kendileri bir Kamu Güvenliği Müsteşarlığı kuruyorlar. Bu müsteşarlık üzerinden harekete geçebilirler. Bu güvenlik müsteşarlığı Hükümet cephesinden güvenlik şartıyla ilgili müzakereleri koordine eder. Onların işi bu zaten. Bilmeleri lazım. '99'da Genelkurmay adına gelenler olmuştu. Onlarla görüşmelerimiz vardı. Ancak ne zaman ki Ecevit tasfiye edildi, o görüşmeler de kesildi. AKP'ye söylenir, siz geldiniz bu görüşmeler kesildi. Ondan sonra Öcalan size büyük şans verdi, 8 yıl size büyük bir iyilik yaptı ama siz bunun değerini bilmediniz, denilir. Benim her dönemde uzlaşma ve diyalog çabam oldu. Ben bu konuda son derece istekli ve dürüst davrandım. Önce Özal ile diyalog sürecimiz oldu ama Özal tasfiye edildi. Ardından Erbakan'la böyle bir süreç geliştirilmeye çalışıldı, 28 Şubat süreci geldi Erbakan tasfiye oldu. Sonra Ecevit dönemi geldi, bazı gelişmeler olabilirdi, Bahçeli'nin de içinde olduğu bir müdahaleyle Ecevit tasfiye edildi. 2002'den beri de siz iktidardasınız. Sizin iktidarınız dönemindeki mektuplarım, çabalarım biliniyor ama bir sonuca ulaşılmadı. Ben geri çekilme konusunu bir taktik falan olarak söylemiyorum. Tekrar ediyorum önümüzdeki hafta bir gelişme olacaksa ben tutumumu gözden geçirmeye bir süre daha ertelemeye hazırım. Ama ciddiyet istiyorum. Kararlılık istiyorum. İrade istiyorum. Ne yapabilirler? Sorunu bir Hükümet görüşü olarak Parlamento'ya getirirler, bütün partilerle tartışarak Türkiye'nin gündemine alırlar. Böyle bir durumda ben de durumu yeniden gözden geçirebilirim. Şimdi bu yeni süreç gelişmez ve ben daha önce söylediğim gibi aradan çekilirsem ne olur? Tarihi sorumluluğum gereği herkese bunu belirtmek istiyorum. Burada üç şey olur. Birincisi Devlet PKK'ye ağır saldırılarla yenilgi olmazsa bile ciddi kayıplar verdirebilir -işte son hava saldırılarında da görüldü- bu birinci seçenektir. Bu durumda bunun sorumlusu devlet ve hükümet olacaktır. İkinci seçenek ne olabilir? İkinci seçenek ise KCK ortaya çıkar, sorumluluk üstlenir, işte zaten daha önce Karayılan ve Duran Kalkan'ın açıklamaları olmuştu, yeni bir süreç demişlerdi. Bunun gereği olarak sorumluluk alırlar. Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel her açıdan halkımızın sorumluluğunu üstleniyoruz derler, ilanda bulunurlar, "demokratik özerkliği ilan ediyoruz" derler. İşte dünyada bunun çok örneği var; Abhazya, Kosova, Çeçenistan örnekleri var. Uzağa gitmeye gerek yok, Türklerin, Türkiye'nin de çok iyi bildiği Kuzey Kıbrıs örneği var. Kuzey Kıbrıs'ta ne oluyorsa biz de onu yapıyoruz derler. Tarihine kendileri karar verirler. Bilemiyorum 1 Haziran mı olur, 15 Haziran mı olur, kendileri karar verir. Bunun sorumluluğu da KCK'ye aittir, kendilerine aittir. Biraraya gelirler, düşünürler, tartışırlar, karar verirler, kendilerinin bileceği iştir. Şimdi üçüncü seçeneğe geliyorum. Üçüncü olarak da savaş devam eder, bir dengede sürer. Zaten kendileri de yaptıkları açıklamalarda çözüm gelişmezse orta-şiddette bir savaş gündeme gelebilir. Fakat ben 15 Ağustos Atılımı'ndan sonraki sürece baktığımda benim savaş-gerilla anlayışımda olmayan şöyle bir tehlike görüyorum. Savaş daha fazla uzarsa her iki tarafın da yozlaştırdığı bir savaş gündeme gelebilir. Bununla ne demek istiyorum, şunu söylüyorum. Devlet içinde de PKK içinde de bazı çeteler türeyebilir, kontrolsüz, denetimsiz bir şiddet, yozlaşmış bir savaş gündeme gelir. Devlet içinde işte bu Ergenekon vb. şeyler görüyorsunuz, bizde de daha önce üzerinde çok durduğum Hogır, dörtlü çete vb. şeyler gündeme gelebilir. Bunun sorumluluğu ise PKK ve devlete aittir. Bunlar iyi anlaşılmalı. Bütün bu süreçlerden kimlerin sorumlu olacağını belirttim. Önemlidir, tekrar ediyorum, sorumluluk kendilerine aittir. Ben tarihi sorumluluğum gereği bunları belirtiyorum, uyarı görevimi yerine getiriyorum. Benim eleştirilerim yanlış anlaşılmamalıdır. Öteden beri bu alana ilişkin yaptığımız eleştirileri biliyorsunuz. O Bahçeli ile el sıkışmaları zamanında da eleştirmiştim. İlişkileri kazanımcı değil. Her şeyi yapabilirler. Oturmalarına, kalkmalarına, özel yaşamlarında ne yapacaklarına karışmıyorum. Ama halkın onuruyla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Benim bütün derdim bu. Yanlış yaparlarsa mahfederim, odalarında uyumalarına bile engel olurum, benim buna gücüm var. Ailem biliyor, Osman da iyi biliyor bunu. Daha ağır konuşmak istemiyorum. Halk adına iş yapmak insana onur kazandırır. Bu onuru kazanmak istiyorsanız, buna uygun davranacaksınız. Benim bütün kızgınlığım bundandır, Ahmet'e, Aysel onlara bu yüzden kızıyorum. Aysel'in de bazen ne yaptığını anlamıyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar ama halkın onurunu her zaman ve her yerde titizlikle gözetmelidirler. Ben burada bütün zorluklara rağmen halkımızın onurunu koruyorum, onlar için yaşıyorum, buna çok dikkat ediyorum. Onurlu yaşam da ancak böyle olur. Önümüzdeki haftayı bekleyeceğim. Ben bu çerçevede yeni bazı şeyler söyleyebilirim. Dikkatli olunmalı, söylediklerim iyi yansıtılmalı. Sanıyorum anlaşıldı, tekrar etmeme gerek yok. Yeni bir döneme girebiliriz. Müzakereler süreci iki ayağı olan bir süreçtir. İnsan hakları ve demokrasi şartıyla ilgili heyet bir an önce oluşmalı. Ve güvenlik şartıyla ilgili müzakerelerle paralel bir şekilde gitmeli. Paralel bir müzakere süreci olmalı. İyi yönetilmeli. İlkeli olmaya tekrar tekrar vurgu yapıyorum. Önemli olan ilkeler üzerinde uzlaşmaktır, gerisi gelir. Haftaya bekleyeceğim. Yaşanacak gelişmelere göre tekrar değerlendirme yaparım, tavrımı ona göre netleştiririm, dediğim gibi gerekirse buna göre aradan çekilmeyi uzatabilirim. Bu İran'la yapılan anlaşmayı izledim. Başbakan'ın İran üzerinde bir etkisi var herhalde. Başbakan'a şunu da iletebilirler; "Sen görüşmeler yaparken İran idamları yaptı. Varsa bir etkiniz idamların durdurulması için kullanmalısınız" denilmelidir. İran yönetiminin tehlikeli olduğu bilinmelidir. Cezaevinden yazılan çok sayıda mektuplar geldi. Zaman kalmadığı için isimleri sayamıyacağım. Cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Yeniden Doğu isimli kitabı istemiştim, getirildi mi? Benzer kitaplar getirilebilir. Van'daki ve Muş'taki halkımıza özel selamlarımı iletiyorum. İyi günler. Herkese
selamlar. 21
Mayıs 2010 |
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||