Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 



 

                   AKP'nin Amacı Kesinlikle Kürt Sorununu Çözmek Değil,

Kendi Hegemonyasını Kurmaktır

 

Anlıyorum, devlet zorlanıyor, avukatların getirilmesi  gerekiyormuş. Bugün önemlidir. KCK, yaptığı açıklamayla eylemsizliği bitirdiğini ilan etmiş. Haberim var. Bu konuda değerlendirme yapacağım.

Selahattin Demirtaş'ın da KCK'nin eylemsizliği sonlandırdığını, bölgenin barut fıçısına döndüğünü, diken üstünde olduğunu belirtmiş. Bölge gerçekten çok gergin değil mi? Bir çözüm bekliyorlar değil mi? Van, Diyarbakır, Batman…

Mısır'da, Tunus'ta, Libya'da, Süleymaniye’de olanlar görülüyor. Aslında Türkiye'de de bölgede de bu potansiyel var. Biz istersek benzer süreçleri başlatabiliriz. Bizim Tunus, Libya, Mısır ve Güney Kürdistan'dan daha fazla halk gücümüz ve eylem yeteneğimiz vardır. Bizim bunu yapacak gücümüz ve potansiyelimiz vardır. Newroz'a kadar gözleyeceğiz, hükümetin tavrına bakacağız. Haziran'a kadar bu tür gerginliklerin çözüm sürecini olumsuz etkileyebileceğini hesaba katıyoruz. Bu süreçte çok büyük çatışmalarla devlet zor durumda bırakılmamalı. Çünkü hala bir çözüm umudu olduğuna inanıyoruz.

Newroz’a kadar da hükümetin tavrını izlemek gerekiyor zaten. Bu şekilde değerlendirmelerimi geliştireceğim. Kısa süre önce BDP'ye de bir mektup gönderdim. İyi okuyup değerlendirebilirler, önemlidir. Kendileri de bana cevaplarını gönderebilirler.

Hüseyin Xiziri sahiplenilmelidir, anısı yaşatılmalıdır. Hüseyin Xiziri'nin saklanarak idam edilmesi Kürt halkının varlığına, onuruna ve kimliğine yapılan insanlık dışı bir saldırıdır. Bu tür saldırılar tabi ki karşılıksız kalmamalı.

Diyarbakır'da Genç Kadın Konferansı yapılmış. Kendilerine  selamlarımı iletiyorum. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Gençlik kendi kaderini kendisi çizecektir. Ne yazık ki gençlere kendilerini özgürce ifade etme imkanı bırakılmıyor. Bir kısmı başka seçenek bırakılmadığı için eline silah almak zorunda kalıyor. Bir kısmı da işte en son Mustafa Malçok örneğinde olduğu gibi kendisini feda ederek çözümsüzlüğü protesto ediyor. Diyarbakır'da kendisini yakan Mustafa Malçok ve geçen yıl Adıyaman'da kendisini yakan Müslüm Doğan'ın bu eylemlerini çok anlamlı buluyorum. Bu eylemlere çok büyük değer veriyorum. Bu eylemler doğru anlaşılmalı ve sahiplenilmelidir. Bu 16-17 yaşındaki gençlerin anısına sahip çıkılmalıdır. Bu eylemlerini çok önemsiyorum. Böylesi bedenlerini ateşe verme eylemleri son derece değerli, önemsenecek ve üzerinde dikkatle durulacak anlamlı davranışlardır, kutsal değerdedir. Ancak bu tür eylemlere çok üzülüyorum. Gençlerin bu tür kendi bedenlerini ateşe verme eylemine girmemeleri gerekir. Ben daha önce de söylemiştim, kesinlikle kendi bedenlerini benim için veya herhangi önemli bir şey için yakmamalarını söylüyorum. Bundan vazgeçmelerini tekrar öneriyorum. Bu önemli günlerde, benimle ilgili yıldönümlerinde bu tür eylemlerin yapılmasını doğru bulmuyorum. Yine de bu eylemleri önemsiyor ve sahiplenmesi gerektiğini düşünüyorum.

İşte Diyarbakır'ın ruhundan falan bahsediyorlar. İşte ruh budur, Diyarbakır'ın ruhu budur. Bu gençlerin kendilerini feda etmeleri başka nasıl izah edilebilir? İşte Konferansını yapacak olan gençlere de bu arkadaşların anısını unutmamaları, yaşatmaları gerektiğini söylüyorum. Onların mücadelelerini yaşayarak ama mücadeleyi, örgütlenmeyi büyüterek sürdürmeleri gerektiğini söylüyorum. Aynı şekilde Hüseyin Xiziri'nin anısını da yaşatmalılar. Mustafa Malçok Eğilli'ydi herhalde.

Mustafa Malçok eyleminde bir notta bırakmış. Söylediğim gibi bu arkadaşlar ve önceden de bu tür eylemlere girişen arkadaşların anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Kutsal değerlerimizdir. Bu gençler başka çıkar yol bulamadıklarından bu yönteme yöneliyorlar. Fakat ben bu yöntemi doğru bulmuyorum, her zaman başka mücadele yöntemleri, yolları, çeşitleri vardır.

Suriye'de durumlar nasıl? Baskılar devam ediyor öyle mi?

Avrupa'da Eylül ayında  görüşlerimin tartışılacağı bir konferans yapılacak. Bu konferansa daha çok Avrupalı ve Ortadoğulu aydınlar katılacakmış. Bu tür etkinlikleri Avrupa'da her zaman düzenleyebilirler. Eylül diyorsunuz, daha vakit var, daha sonra değerlendireceğim.

Ufuk Uras, Başbakan'la görüşmüş, anayasa değişiklikleri vb. hususlarda adımlar atılması gerektiğini söylemiş. Benim için  ev hapsi önerisinde bulunmuş. Haberim var, biliyorum, bugün gazete başlıklarını radyodan dinledim...

15 Şubat vesilesiyle geniş katılımlı gösteriler olmuş. Başbakan Erdoğan bu gösterilere provokasyon demiş. Bu konuda şunları belirtmek istiyorum. Devlet Kürtlere karşı 80-90 yıldır inkar ve imha politikasını acımasız bir şekilde uyguladı. 1950'lerden itibaren de 60 yıllık gırtlağına kadar NATO Gladio'suna batma durumu yaşandı. Ama şimdi Kürtlerin varlığını kabul eden bir noktaya geldi. Yapılan mücadele neticesinde artık devlette bir algı değişmesi meydana gelmiştir diyebiliriz. Benim de buradaki çabalarımın da katkısıyla Kürtlerin imha ve inkarı durduruldu. Kürt varlığı artık kabul ediliyor. Artık çözüm döneminin gelişmesi gerekiyor. Burada yapılan görüşmelerde devlet, bu inkar ve imha politikasından vazgeçme yönünde iradelerinin olduğunu belirtiyor. Tabi 80-90 yıllık bir algıdan vazgeçmek öyle kolay değildir. Ama gelinen aşamada devletin bu inkar politikasından vazgeçme noktasına geldiği anlaşılıyor. Biz de bu imha ve inkar politikasından kurtulmak istiyoruz. Devletteki bu algı değişmesi de öyle kolay olmadı. Bu algının ne kadar köklü olduğunu anlamak için tarihe doğru bakmak gerekir. Şeyh Sait ayaklanmasının 15 Şubat 1925 provokasyonuyla başlatılmasıyla benim 15 Şubat 1999 komplosuyla Türkiye'ye-İmralıya getirilişim aynı tarihlere tekabül etmesi tesadüf değildir. Daha önce de ben 15 Şubat 1925 tarihini Kürt soykırımının başlangıç tarihi olarak ilan etmiştim. Aynı şekilde Şeyh Said'in 29 Haziran'da idam edilmesiyle bana aynı tarihte idam cezasının verilmesi de tesadüf değildir. Bunları bilmeden Kürt sorununu anlamak mümkün değildir. AKP'nin yaklaşımı tam bir faciadır. Bakın bu öğrenci affı meselesinde bile benim yüzümden onbinlerce öğrencinin hakkını yediler, gaspettiler. Bilmiyorlar mı ki benim bu saatten sonra gidip Siyasal Bilimler Fakültesi, mülkiye son sınıfında öğrencilik yapmayacağımı, bunu yapacak konumda olmadığı mı?! Bu kadar basit ve yüzeysel yaklaşıyorlar. AKP'nin amacı kesinlikle Kürt sorununu çözmek değildir, kendi hegemonyasını kurmaktır. Kendi hegemonyasını kurmak, iktidarını güçlendirmek için Kürtleri tasfiye etmektir. Kürtler bunu böyle bilmelidir. AKP'nin bu hegemonyacı yaklaşımı tehlikelidir. Ben hegemonyaya karşı çıkıyorum ve buna karşı mücadele edeceğim. Devlet Kürtleri inkar politikasından vazgeçerek Kürt sorununu çözme konusunda irade sahibi görünüyor ama AKP bunun önündeki en büyük engeldir. Kürtlerin yapması gereken de AKP'nin tasfiye politikalarına, tasfiye ve inkara karşı mücadelelerini yükseltmektir.

Ağrı, Doğubeyazıt, Iğdır, Kars, Van'daki halkımıza, bütün Serhat halkına özel selamlarımı söylüyorum. Serhat halkı çok çile çekmiş bir halktır. Serhat halkı bu dönem tam bir seferberlik ruhuyla mücadeleyi yükseltmelidir. Maxmur halkımız yaşadıkları bütün zorluklara rağmen direndiler ve hala da direniyorlar. Orada kısıtlı ve zor şartlara rağmen örnek olacak bir model oluşturmuşlardır. Onların bu mücadelesini özel olarak selamlıyorum.

Ben bunları anlamıyorum, hala bir anlam vermiş değilim. DTK inanç komisyonu, sağlık komisyonu gibi parçalı bir görüntü veriyor. DTK bir bütünlük içerisinde çalışmalıdır. Tamam komisyonları olabilir ve daimi olarak çalışabilirler. Ama DTK bir bütün olarak hareket etmelidir. DTK'yi böyle parçalara bölmeleri doğru değildir, bütünlükten kopulmamalıdır. DTK bütünlüklü bir çalışma içerisinde olmalıdır. Ama anlamıyorlar, bu nedenle de demokratik özerkliği anlatamıyorlar. Ahmet, Aysel İyi ifade edemiyorlar.  Savunmalarımda demokratik ulus çözümünü belirtmiştim, 8 boyut demiştim, demokratik özerklik bunun sadece siyasi boyutudur.  Son savunmam AİHM'e ulaşmış mı?

 

Bu savunmada Kürt sorunun çözümüne ilişkin somut önerilerim de var. Bu arada yol haritasını artık kamuoyuyla paylaşmanız gerekiyor. O yol haritasında ortaya konulmuş bir proje vardır, bu bir çözüm projesidir. Önemli tespitlerim de var. Devletin de bu yol haritasına yaklaşımı olumludur, onlar da farkındadırlar, tehlikenin, gidişatın farkındadırlar. Çekinmeye gerek yok. Devlet de şu anda bu yol haritasının tartışılmasından yana görünüyor.

Günlük gazetesi bu yol haritasını-broşürünü parça parça yayınlayabilir. Diğer basında da işlenir. Sonra kitapçık-broşür halinde de yayınlanır. Bu yol haritasında daha öz ve pratik bilgiler var. Ben son savunmamda bunları daha geniş bir şekilde ele aldım. Son savunmamda demokratik ulus çözümünü çok geniş ve tüm boyutlarıyla ele aldım. Demokratik ulus çözümü bir bütün olarak ele alınmalıdır, parçalı yaklaşım doğru değildir. Bu nedenle örneğin demokratik özerklik çözümü de yanlış ve eksik anlaşıldığını düşünüyorum. Demokratik özerklik bu demokratik ulus çözümünde yedi sekiz boyuttan sadece bir tanesi olup işin sadece siyasi boyutudur. Bunun dışında ekonomik boyut, sosyal boyut, kültürel boyut, hukuki boyut, güvenlik-özsavunma boyut ve diplomatik boyut vardır. Bu boyutların her birinin ayrı ayrı önemi vardır ama demokratik ulus çözümü bağlamında bir bütün olarak değerlendirmek lazım. Bu boyutları bir bütün olarak değerlendirmek gerekir, sadece biri üzerinde -demokratik özerklik- yoğunlaşmak doğru değildir.  Demokratik özerklik bu boyutlardan sadece siyasi boyuttur. Ben bunları çok geniş bir şekilde son savunmamda ele aldım. Söylediğim gibi çözüm konusunda somut öneriler de içerdiği için bu savunmamın AİHM'e ulaşması engellenme ya da geciktirilmeye çalışılabilir, bunun üzerinde durulmalıdır.

Demokratik ulus çözümüne ilişkin tezim, dünyanın en büyük teorilerinden biridir.  Ortadoğu için de çözüm modeli olabilir. Ortadoğu'da Mısır, Libya, Tunus, Süleymaniye'deki gelişmeler de benim haklılığımı ortaya koymakta ve benim söylediğim noktaya gelmektedir. Ortadoğu'da yarattıkları ulus-devlet şu an çökmüş durumdadır. Bu sorunların temelinde, arka planında kapitalist modernite vardır. Daha önce de belirtmiştim, Ortadoğu’da oluşturulan ulus-devlet modeli İngiliz planıydı, dünyaya onlar yaydılar, daha sonra ABD de bunu sürdürmüştü ama günümüzde kendi yarattıkları bu rejim çöküyor. Halkların talepleri tabi ki haklıdır. Ama bunu sadece bu şekilde ele almak eksik olur.  İngiltere ve ABD de kendi kurdukları sistemlerinin çöktüğünü, aşılması gerektiğini görüyorlar ve kendilerince müdahale ediyorlar. Artık onlar da işin içindedir. Onların çözüm olarak sunmak istedikleri şey, AKP benzeri Ilımlı İslam dedikleri modeldir. Ama bu henüz Türkiye'de bile sorunlara çözüm olamamıştır, Kürt sorunu bile tüm yakıcılığıyla devam etmektedir. AKP çözümden kaçmaktadır. Çözüm bizim önerdiğimiz demokratik ulus çözümüdür. Daha önceki “Ortadoğu'da Uygarlık ve Demokratik Uygarlık Çözümü” adlı savunmamda da Ortadoğu kültürünü demokratikleştirmek, demokratik kültürü egemen kılmak demiştim. Bu savunmam tam da bu sorunlara işaret ediyor ve çözüm önerilerini getiriyordu. Yine “Özgürlük Sosyolojisi” savunmamda da bu konuya ilişkin önemli tespitlerim vardı.

Hüsnü Mübarek, benim Suriye'de çıkmamda rol oynadı, Türkiye ile Suriye arasında arabuluculuk yaptı. Fakat sonunda hizmet ettiği sistem onu koruyamadı, ülkesinden çıkardılar.  Kadafi de bana “Libya'ya gel, imkan yaratabiliriz” demişti ama şimdi kendisini bile kurtaramıyor. O Yeşil Kitap dediği de çözüm getirmediği, sonuç almadığı ortaya çıktı. Bunların kurduğu rejim, kendi kendini bitirme noktasına geldi ve çöktü. Ama içinde bulunduğum bu kısıtlı koşullara rağmen biz daha güçlüyüz, güçleniyoruz.

Yol haritasıyla birlikte benim son savunmam da kitaplaştırılarak basında işlenmeli, tartışılmalı ve üzerinde durulmalıdır. Çıkarılacak dergi de bol bol benim son savunmalarımdaki mevzuları işlemelidir. Dergi bu şekilde çalışmalarına devam etmelidir. 

KJB'ye özel selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Bugünkü mücadeleye öncülük edecek birikim ve kapasiteleri vardır. Bunu yapmalıdırlar da. Önemli olan bu gösterilerde eylemliliği ön plana çıkarmalarıdır.  Kendilerine başarılar diliyorum. Benim adıma önceki konuşmalarımdan, savunmalarımdan derleyerek 1 sayfalık 8 Mart'a ilişkin mesaj hazırlanabilir. Newroz'a dönük olarak da hala vaktimiz var, o zaman Newroz'a ilişkin mesajımı vereceğim.

Benim seçimlere ilişkin daha sonra da birşeyler deme imkanım olacak. Ama ana hatlarını vereyim. Yüzde on seçim barajını aşmak için ittifaklar geliştirebilirler. Mesela koşullar uygunsa CHP ile ittifak sözkonusu olabilir. Diğer sol partilerle, demokrasi güçleriyle, azınlıklarla, sendikalarla, çevreci gruplarla, Yeşilcilerle ortak bir demokratik blok oluşturulabilir. Yani bütün ezilenler, sistemden şikayetçi olan muhalif güçler ve Kürtler bu blokta yer almalıdır. Böyle bir bloğun hazırlıkları önceden iyi yapılmış olsaydı belki bu baraj zorlanabilirdi ama geç kalınmış. Seçimlere bağımsız adaylarla girilecek gibi görülüyor. Ama yine de bu konuda aceleci davranmaya gerek yok. Her ihtimal düşünülerek son zamanlara kadar da bu ittifak ihtimalleri göz önünde bulundurulmalıdır. Duruma göre hareket edebilirler. Seçim barajını aşma durumu varsa bu bağımsız adaylık yeniden değerlendirilebilir.

Tabi bağımsız adaylarla girmeyi mantıklı görebilirler, başka türlü riske girmek istemeyebilirler. Ama söylediğim gibi bu ittifaklar durumu da göz önünde bulundurulabilir ve değerlendirilebilir. Aslında başından beri demokratik bir blok için çalışmalar yürütülmüş olsaydı belki baraj da aşılabilirdi. Ben buna Demokratik Ulus Bloku demiştim. Bunun için çeşitli görüşmeler yapılabilir. Bu görüşmeler demokratik çevrelerle, sol çevreler, çeşitli sendikalar, emekçiler, ezilenlerle, ÖDP, EMEP gibi kesimlerle görüşülmelidir. BDP'nin oyu için yüzde 7-8 diyorlar.

Bence oyları bu değildir, daha fazladır. Bunun için geniş çerçevede çalışmalılar. Çıkaracakları milletvekili sayısı en az 30-35 olmalıdır. İyi çalışılırsa bu sayı 40 da olabilir. “Az olsun bizim olsun” anlayışından vazgeçmeliler. Önceki seçimde aday gösterilen Ufuk Uras benzeri adaylar bulunabilir. Bunu Batı illeri için söylüyorum. Adayların Kürt olması gerekmez, Türk ve diğer halklardan da olabilir. Batı'daki adaylar tanınmış ve demokrat adaylar olmalı. Öyle adaylar olmalı ki, aldıkları Kürt oyu kadar da Türk oyu alabilmeliler.  İşte İzmir'in iki bölgesinden Manisa'dan, Denizli'den, Aydın'dan, Adana'dan, Mersin'den hatta Antalya'dan birer milletvekili çıkarılabilir, çıkarılmalıdır. Yine İstanbul'un üç bölgesinden rahat çıkarılır. Eğer uygun ortak adaylar bulunursa hem Kürtlerin hem de Türklerin oy verebileceği şahıslar, doğru isimler seçilirse neden olmasın? Bunların hukuki düzeyleri, tartışma kültürleri uygundur. Ama pratik siyasette ne kadar başarılı olurlar, bu konuda birikimleri var mı bilemiyorum, buna arkadaşlar karar verirler. İttifak edilen partilerden de adaylar olabilirler. Diyarbakır'dan kaç aday göstermeyi düşünüyorlar? Aslında 6 olma ihtimali varsa zorlanmalı.

Doğrudur, riske atılırsa hiçbirinin çıkmama ihtimali de var, bu nedenle oy dağılımı konusunda çok iyi hesaplamalılar. Yine Van'da oyumuz yüzde 50 olduğuna göre herhalde 4 aday olabilir. Hakkari'de 3 aday. Hakkari ve bazı yerlerde AKP'nin oyları yüzde onların altına düşmüş. Hakkari'nin tamamını alabilirler.  Yine Şırnak'ta öyle, 3 tane olur herhalde. Hatta AKP, halkın kendisine olan öfkesinden dolayı bölgede bazı yerlerde iflas etmiş durumda. Bu durum iyi değerlendirilmelidir. Ben mevcut milletvekillerinin tümü değişsin ya da hiçbiri değişmesin demem, isim zikretmem doğru olmaz. BDP kendi içinde bunun kararını verirler ve kesinleştirirler, doğru karar verirler.

Ertuğrul Kürkçü bir parti mi kuruyordu? Bloklarla ilgili Ertuğrul Kürkçü, Nabi Yağcı, SDP -zaten bazıları cezaevinde, Rıdvan içeride, selamlarımı söylüyorum ve diğer sol demokrat çevrelerle görüşülmelidir. Bunlar Demokratik Ulus Bloku içinde yer almalılar. Benim adıma onlarla görüşülebilir, toplantılar yapılabilir, onları ikna etmek lazım. Tabi ki bu söylediklerim sadece seçimlere yönelik değil. Kendileriyle konuşulmalı. Yanlış anlamasınlar. Devlet de artık bir noktaya gelmiş durumda, Öcalan onları ikna etmiş denilir.   Bu demokratik ulus blokunu devlet de kabul edecek. Bu süreci değerlendirmek gerekir. Bu tarihi süreci kaçırmamalılar. Bu konuda şunu söyleyeceğim.  Devleti demokratik bloka ikna ederek demokratik anayasa çözümünü geliştirmeye çalışıyoruz.

Daha önce de söylemiştim. Türkiye'de üç blok var. Bu blokların tarihi eskidir. Birinci blok: 1920'lerin ulusalcı-milliyetçi bloğu ki bu bloğu şu an CHP ve MHP temsil ediyor. Bunların ilk meclisteki karşılığı Birinci gruptu. Birinci grubu temsil ediyordu. İkinci blok muhafazakar-islamcı bloktur. O dönem bu bloğun başını Mehmet Akif Ersoy gibiler çekiyordu. Bunların da ilk meclisteki karşılığı ikinci gruptu. Terakkiperverle devam ediyor, şu an bu bloğu AKP ve diğer dini çevreler temsil ediyor. Biz ise üçüncü blok olan -ki Mustafa Suphilerin de içinde yer aldığı- demokratik bloğu oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü bu ilk iki bloğun söylediğim gibi ilk mecliste temsilcileri-grupları  vardı ama bizim oluşturmaya çalıştığımız demokratik ulus bloğunun oluşmasına o dönem izin verilmedi. İşte komünistleri, solcuları Mustafa Suphi şahsında Karadeniz’de boğdurdular, tasfiye ettiler. Yine Çerkez Ethem, Yeşil Ordu aynı şekilde tasfiye edildi. Kürtler'de Koçgiri, Şeyh Sait, Seyit Rıza olaylarıyla tasfiye edildiler. Bu şekilde demokratik bloğun oluşmasına engel oldular, bugüne kadar oluşmasına izin verilmedi. Şimdiye kadar devlete ulusalcı-milliyetçi ve İslami dinci bloklar hep hakim oldu. Biz ise çözümü geliştirecek ve çözümü getirecek Üçüncü bir blok olan demokratik ulus bloğunu oluşturmaya çalışıyoruz. İşte ben bu bloğu oluşturup devlete kabul ettirmeye çalışıyorum. Bundan dolayı devleti de belli bir noktaya getirdik denilebilir. Bundan dolayı Ertuğrul Kürkçü, Nabi Yağcı'yla tekrar görüşülmeli. Bu söylediklerim bir mektup şeklinde de onlara verebilirsiniz. Onlara, Öcalan'ın size selamı var,  demokratik ulus bloğunda yer alsınlar, yoksa onlara çok fena kızarım. Öcalan size kızarsa çok fena kızar, yanlışlık yapmasınlar, yönlü mesajım iletilmeli. Onlar da bu blokta yer almalıdır. Şayet bu blokta yer almazlarsa silinip süpürülürler, yok olurlar. Nabi'ye de gidilmeli, Mustafa Suphiye birazcık saygısı varsa, bu bloğun hayata geçmesi için elinden geleni yapmalıdır. Ertuğrul Kürkçü'yle Ufuk Uras'ta bu konuda yoğunlaşsınlar, hazır olsunlar, devlet, benim onlarla diyaloğumun önünü açabilir. Ufuk Uras, Başbakanla görüşmelerini devam ettirebilir. Biz bu demokratik ulus bloğuyla Mustafa Suphi suikastını ortaya çıkaracağız ve bu suikastı aydınlatacağız. Aynı şekilde Koçgiri, Şeyh Sait, Seyit Rıza olaylarının gerçek yüzünü de açığa çıkaracağız. Bu demokratik ulus bloğunu Kürtler, demokrat kesimler, solcular, emekçiler, azınlıklar, sendikalar, çeşitli sivil toplum örgütleri, çevreciler, yani bütün ezilenler, bütün demokratik talepleri olanlar yer almalıdırlar. Çözüm süreci gelişirse ilerideki seçimlerde bu blokla 150 -200 rakamlarına da ulaşılabilir.

Söylediğiniz gibi eylemsizlik ile ilgili karardan benim de haberim var. Önümüzde 8 Mart ve 21 Mart Newroz var. O zamana kadar hükümetin tavrını izleyeceğiz. Çözümden yana olanlar ve demokratik çözümü isteyenler biraraya gelerek çözüm önerilerini geliştirsinler. Bu arada bu Diyarbakır'daki ve bölgedeki sivil toplum örgütleri  hepsi DTK toplantısında bir araya gelir. DTK bütün bu sivil toplum örgütlerini derhal, en kısa sürede biraraya toplar. Buna Hak-par, Şerafettin Elçiler de dahil olabilirler, çözüm istiyorlarsa dahil olmaları gerekir. Hatta Hizbullah bile çözümden yanaysa, samimiyse, gelip çözüm süreci içinde yer alabilir. Onlar da çözüm yönünde taleplerini ortaya koyabilirler. Bunlar çözüme dönük taleplerini hem Hükümete hem de KCK'ye aynı zamanda iletsinler. Şayet hangisi bu çözüm önerisini kabul etmezse o zaman çözüm önerisini kabul etmeyene karşı politik tavır alsınlar. Baksınlar PKK ve hükümetin bu taleplere karşılığı nasıl olacak? Eğer PKK bu taleplere olumsuz yaklaşırsa o zaman PKK'yi mahkum ederler. Ama hükümetin tavrı önemli olacak. Eğer Hükümet-AKP bu taleplere olumsuz yaklaşırsa o zaman sürekli PKK'ye yüklenmekten vazgeçmeleri gerekir.  Kimin çözüm kimin savaş istediği de bu şekilde ortaya çıkar. Öyle orada oturup sadece PKK’ye yüklenmekle olmaz. Kürt sorunun çözümü için bir adım dahi atmayan ve çözüm önünde engel olan AKP'nin dümenine su taşımasınlar.

Çok tuhaf bulduğum bir şey var, diyorlar ki “silahlar sussun”.  Hiçbir çaba göstermeden öyle ikide bir “silahlar sussun” denmesinin hiçbir anlamı yok. Ne silahı? Biz silah mı kullanıyoruz? Biz kimseye karşı silah kullanmıyoruz, silah kullanmak zorunda bırakılıyoruz. Biz demokratik anayasa çözümünü geliştirmeye çalışıyoruz. Demokratik Anayasa Konferansı geliştirilmeli. Seçime kadar bunun çalışmaları yapılmalı. Ben çözümden yana umutlarımı yitirmiş değilim hala umutlarım var. Çözüm gelişiyor ve derinleşiyor.  21 Mart Newroz'a kadar devlette birtakım değişiklikler olabilir ve bazı pratik gelişmeler olabilir. Ensarioğlu gibiler DTK bünyesinde çözüm için çaba göstermelidir. Çünkü çözümden en çok onların yararı var. Çözüm değil de şiddet baş gösterirse ilk önce ve en fazla zarar görecek onlar olur, hem mallarından hem canlarından olurlar, iki günde bitirirler. Yanlış anlaşılmasın bunları bir tehdit olarak söylemiyorum, bu bir tehdit değildir. Ama bu tür sorunların çözümü tüm dünyada ve tarihsel olarak böyledir. Bu böyle bilinmelidir. Herkes pozisyonunu buna göre almalıdır. Bu noktada şunun da bilinmesini istiyorum ben, CHP'nin şu anki pozisyonunu AKP'den daha olumlu buluyorum. CHP'nin bu pozisyona geçmesinde halkın haklı talepleri ve baskısı, tavrı etkili olmuştur. AKP de bu şekilde halkın baskısıyla çözüm yönünde değişime zorlanmalıdır. Herkese, Öcalan şu haliyle CHP'yi AKP'nin daha ilerisinde görüyor, denilir. Kılıçdaroğlu'nun zaman zaman olumlu açıklamaları oluyor.

AKP'nin amacı Kürt sorununu çözmek değildir. Kendine yakın yandaş yaratmaktır. Amacı Kürtleri tasfiye etmektir. AKP son zamanlarda Şıvan Perwer, Kemal Burkay ve Yaşar Kaya ile görüşüyor, onları Türkiye'ye getirmeye çalışıyor. Kemal Burkay öyle televizyonda bizi eleştireceğine samimiyse gelip demokratik siyaset içinde yer alsın mücadeleye katılsın, katkı sunsun, kimseye engel değiliz. AKP, Şıvan Perwer'e tüm imkanları sunmuş durumda. AKP bunları Türkiye'ye getirerek bunlar üzerinden rant sağlamaya çalışıyor. Askere karşı “ben bunları kendime bağlıyorum, özgür Kürdü tasfiye ediyorum” görüntüsü vermeye çalışıyor. Şimdi bu Kemal Burkay'ın, Şıvan ve Yaşar Kaya'nın bir kitlesi mi var? Yok tabi. Peki Türkiye'dekiler Kürt değil mi? Onlarla niye konuşmuyorsun, diyalog geliştirmiyorsun? Mesela Ahmet'le niye görüşmüyorsun, milyonlarca Kürdü temsil ediyor, kitlesi var. Yine Sivil Toplum Örgütleriyle niye görüşmüyorsun? Yani Burada haklı talepleri olan milyonlarca Kürt ve bunların temsilcileri varken neden bunlarla görüşmüyorsunuz da gidip Avrupa'daki birkaç kişinin peşine ısrarla düşüyorsunuz?Demek ki bu konuda bir samimiyetiniz yok. Açık ki başka hesaplarınız var. Bakın Şıvan Perwer'i son kez uyarıyorum; gelsin demokratik çözüm sürecinde yer alsın, kendisini kullandırtmasın. Bu şekliyle gelirse halk onu bir kaşık suda boğar. Şayet AKP ile hareket edeceklerse onların halk nezdinde beş paralık kıymeti kalmaz. Yarın Diyarbakır'a gelecekse veya herhangi bir kente veya Türkiye sınırlarına girse bir metrelik yer bulamaz. Böyle yaparsa onu Avrupa'da bile barındırmazlar. Şimdi diyorlar ki Öcalan tehdit ediyor diyorlar. Şu Metiner'i falan tehdit ediyor diyorlar. Ben kimseyi kesinlikle tehdit etmiyorum. Gelsinler demokratik çözüm sürecinde yer alsınlar diyorum. Çözümden yana olan, ben çözüm istiyorum diyen herkes gelip bu süreçte yer alabilir.

Ben Mısır ve Tunus’taki gibi kesintisiz ayaklanma yöntemini şimdilik önermiyorum. Biz potansiyelimizin harekete geçmesini şimdilik uygun bulmuyoruz. Kitlemizi, örgütlülüğümüzü harekete geçirme çabamız yok. Ama Mısır ve Tunus'takilerden çok daha ileri olduğumuz bilinmelidir. Çünkü yılların örgütlülüğü ve mücadelenin verdiği tecrübemiz var. Devlet ile görüşmelerim, diyalog süreci devam ediyor ben bu görüşmelerden hala umutluyum, hala umudum var, diyalog devam ediyor. 21 Mart'a kadar herhangi bir olumsuzluğun olmaması gerekir. Bazı gelişmelerin olabileceğini düşünüyorum. 21 Mart'tan Haziran'a kadar da bu durum devam edebilir. Kürt sorunun çözümü için belirttik, demokratik anayasal çözümdür. Bunun için burada yoğun çalışıyorum.

Diyarbakır'da bir meydan var mı? Hangi alan var? Yani bir özgürlük meydanı yok mu? Uygun bir alan olsun, İsmi de Azadi meydanı olsun. Şimdi bir pratik öneri yapıyorum. Diyarbakır'da böyle bir meydana demokratik çözüm ve barış çadırlarının kurulmasını öneriyorum. Bu çadırlar seçime kadar devam etsin. İnsanlar bu çadırlara yoğun bir şekilde gelip gitsinler. Çadırlar zamanla arttırılabilir de. Van'da, Batman'da başka uygun yerlerde de kurulabilir. Bu çadırlarda kendi talep ve çözüm önerilerini bol tartışsınlar ve geliştirsinler. Bu demokratik bir eylem olduğu için Hükümetin polisi de karşı çıkacağını sanmıyorum. Bu seçim sürecinde anlayışla karşılayacaklardır. Zaten önümüzde 8 Mart, 21 Mart gibi etkinlikler de var. Bu etkinliklerin merkezi de bu çadırlar olabilir. Başka türlü şeyler de olabilir. Örneğin bütün partilerin adayları gelip bu çadırlarda seçime dönük programlarını açıklayabilirler, halk da bu çadırlara gelen adaylara-partilere demokratik talep ve çözüm önerilerini iletirler. Kim bu önerilerini yerine getirecekse, çözüm geliştirecekse oylarını onlara versinler. Bu çadırların üzerine demokratik çözüm ve barış çadırı yazılsın. Bu pratik öneriyle halk zamanla yoğun bir şekilde bu çadırlara gider, ziyaret eder ve sahiplenir. Zaman zaman kalabalık da olabilir, az kitle de olabilir. Önemli olan böyle bir zemini oluşturmaktır, bu mutlaka yapılmalıdır. Ayrıca KCK davası da devam ediyor. Duruşma günlerinde ve öncesinde çadırlar bu amaçla da kullanılır. Duruşmaya giden avukatlar da duruşma öncesi ve sonrasında bu çadırları ziyaret ederler. Az önce de söylediğim gibi Mısır, Tunus, Libya ve diğer yerlerdeki olayları izliyoruz. Bizim potansiyelimiz gerek eylemsellik açısından gerek halkın katılımı açısından çok daha yüksek bir durumdadır. Benzer süreçleri başlatmak için daha fazla imkana sahibiz, bunu yapacak gücümüz ve potansiyelimiz de var. Ancak biz daha demokratik bir şekilde bu çadırlarla seçime gidersek daha uygun olur.

Gerillaya özel olarak çağrım, bu süreçte çatışmalara girmekten mümkün olduğunca kaçınsınlar. Güvenlik boyutunda ise kendi öz-savunmalarını yapsınlar, kendilerini en iyi şekilde korusunlar. Gerilladan bu süreçte demokratik çözüme destek vermelerini bekliyorum. Gerilla kendilerine saldırı yapılmadıkça üstlerine gidilmedikçe herhangi bir saldırıya geçmemeleri ama insiyatifi daima ellerinde bulundurmaları gerekir, insiyatifli olmalılar, insiyatiflerini artırmalıdırlar. Herhangi bir rehavete kapılıp Hakkari'deki 9 gerillanın şehit edilmesi gibi acı kayıplara yol açmalılar, pusu ve komplolara karşı da dikkatli olsunlar. KCK'nin 8 Mart'ta ve 21 Mart Newroz’a ilişkin değerlendirmeleri olacak. Benim de o zaman değerlendirmelerim olacak. Söylediğim gibi Newroza kadar bir daha görüşmemin olabileceğini düşünüyorum.

Gidin Türkiye kamuyona söyleyin, Öcalan diyor ki, gençlerin kanının dökülmesine artık izin vermeyelim.  Demokratik çözüm umuduna güç versinler. Demokratik çözüm sürecinde yer alsınlar, AKP'yi de çözüme zorlasınlar. 

Cezaevinden mektuplar gelmişti. Ama zaman kalmadı. Bütün cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır, Batman ve Van'daki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

İyi günler.

Herkese selamlar.

                                                                                                                               2 Mart 2011