|
Birçok yerde toplantılar, eylemlilikler yoğun
devam ediyor değil mi? Türk basını benim süreci
germem biçiminde mi olarak niteliyorlar. Şimdi
de öyle diyorlar değil mi? Abdullah Gül’ü
dinledim. Onu geçin, dinledim. Başka basında ne
tartışılıyor? Yeni Şafak Gazetesi galiba benim
hazırladığım yol haritasında öne sürdüğüm
taleplerin kabul edilemez talepler olduğu ve
süreci tıkadığını yazmış. Yani ne demek istiyor
tam olarak?
Aslında ben o yol haritasını bir tıkanıklığı
aşmak için hazırlamıştım. Eğer Hükümet böyle
algılıyorsa tamamen çıkmaza girmiş demektir. Ben
Yeni Şafak’ta da daha önce bir iki makale
okumuştum. Eğer böyle diyorlarsa Hükümet çıkmaza
girmiş demektir. Ben o yol haritasını vermeden
önce böyle konuşmuyorlardı. Hükümetin
söyledikleri birbirini tutmuyor. Siyasilerle
devlet arasında acayip bir şey var, dünyaları
farklıdır. Hayret verici. Kuşkulu karşılıyorum.
Meclis toplanıp Kürtler hakkında bir karar
almazsa, parlamento bu konuya dahil olmazsa bu
sorunun çözülemeyeceğini söyledim. Parlamento
dahil olmazsa ne yapacaklar, nasıl çözecekler?
Bunu söyledim, bunu yine söylüyorum, bunun
arkasındayım.
Belki içlerinde Ergenekon bağlantısı olanlar da
vardı ama bilemiyorum, adamları gelip görüşen
ekibin içinde olabilir. O dönem Genelkurmay’dan
da, direk Ecevit’e bağlı olduğunu söyleyen
Hükümet adına da, o dönem Bahçeli de iktidar
ortağıydı belki onun adına gelenler de olabilir.
Ben o zaman da çözüm ve kardeşlikten yana
olduğumuzu söyledim. Ama o zaman da söyledim
buna güç getirebilir misiniz, buna gücünüz yeter
mi? Ben elimden geleni yaparım, yapmaya da devam
ederim ama sizin gücünüz ne kadar. Buna rağmen
bir takım adımlar attık, işte o süreç biliniyor.
Barış grubu, bizim çözüm ve birlikten yana
samimiyetimizi göstermek için geldiler. Biz bunu
yapabildiğimizi, bu konuda samimi ve ciddi
olduğumuzu gösterdik. Şimdi Atalay yeni barış
gruplarından söz ediyor. Hayır, artık bu saatten
sonra buna gerek yok. Barış grupları geçmişte de
biliniyor, o zaman da Kürtlerin iradesini ve
samimiyetini göstermek için gelmişlerdi. Bunun
yeterince görüldüğünü düşünüyorum. Çözüm
konusunda Türkiye’nin geleceği için
birlikteliğe, kardeşliğe varız ama bu, Kürtlerin
varlıklarının kabulü ve onurlarının korunmasıyla
mümkün olur. Ben bu söylediklerimin
arkasındayım. Bunları hem devlete, hem PKK’ye
hem DTP’ye hem de işte bütün Kürtlere söyledim.
Bu nedenle yol haritasını hazırladım ve yol
haritamın herkes tarafından bilinmesi ve
herkesin kendisini buna göre hazırlamasını
gerektiğini söyledim. Siyaset tıkanmıştı, ben
tıkanıklığı aşmak için bunları söyledim. Bu
aşamadan sonra Kürtler varlıklarını ve
onurlarını kimseye teslim etmezler. Ben desem
bile teslim etmezler. Bundan sonra kendi
onurları ve varlıkları için savaşacaklardır. Ben
orada yol haritamda söyledim, sizin bu
yaptığınız soykırımdır; kültürel soykırımdır,
siyasal soykırımdır, sosyal soykırımdır,
ekonomik soykırımdır. Şimdi siz, Kürtlerin
varlığını tanımadan, Kürtlerin özgürlüğüne saygı
duymadan Kürtlerle nasıl barışacaksınız?
Hükümet diyor ki, işte benim verdiklerimle
yetinin, attığım adımlarla sizin iradeniz
olmadan ben bu sorunu tek taraflı çözerim. Bu
aslında Hükümetin de değil, İngilizlerin
politikasıdır. Hükümetin bunu tek başına
uygulayacak gücü yok. İşte görüyorsunuz benim
buradaki durumumu. Bu cezaevini CPT, Avrupa,
dolayısıyla İngiltere ve ABD istedi, Türkiye
sadece uyguluyorlar. Şimdi Türkiye sanıyor ki,
kendisi çok güçlüdür, herkes onu destekliyor!
İran, Irak ve Kuzeyi, Suriye de destekliyor.
Suriye’ye de, İran’a, Irak’a, Kuzey’deki
yönetime bu kadar güvenmeyin. ABD ve
İngiltere’nin kendi çıkarları, politikaları var.
Aslında Hükümetin şu anki durumu Saddam’ın
durumuna benziyor. Hatırlarsanız Saddam’a da
İran savaşı sırasında ABD, İngilizler, bütün
Avrupa destek verdi, silah verdiler. Sen
güçlüsün, yaparsın, arkandayız dediler. Zaten
İngilizlerin onayı olmadan Irak’ın İran’a
saldırması mümkün değildi. Sonuçları ortada.
İşte Körfez Savaşı. Bir nevi Saddam’ı
onayladılar, yapabilirsin dediler, Kuveyt’i
alabilirsin dediler, önünü açtılar. Hatta
İngiliz elçisinin Kuveyt’e girmeden kısa bir
süre önce Saddam’a üstü kapalı “istiyorsanız
yapabilirsiniz, buna gücünüz var” dediğini
söylüyorlar. İşte Saddam’ı içine düşürdükleri
durum ortada, Irak’ın hali ortada. Saddam’a da o
dönem “sen güçlüsün, yapabilirsin” diyorlardı.
Her türlü silahı, desteği verdiler. Şimdi de
Erdoğan’a benzer şeyler söylüyorlar. O da
sanıyor ki gerçekten arkasında büyük bir destek
var, ben güçlüyüm sanıyor. Öyle değil. İran,
Irak, Suriye, İngiltere, ABD bunların hiçbiri
samimi değil. ABD ve İngiltere onların kendi
politikaları var bunu yürütürler.
Bunlar kesinlikle dış güçlerin bağlantılarının
sonucudur. Ama kimin kiminle nasıl bir
bağlantısı var tam olarak bilemiyorum. Ben
bunları daha önce tartıştım, savunmalarımda var.
MHP için yaptığı milliyetçilik için bir kavram
kullanacağım; milliyetçiliğin her türünün
siyonizm olduğunun iyi anlaşılması gerekiyor.
Aslında şu anda İsrail’de yapılanlar daha önce
Türkiye’de yapıldı. Mesela bir Kadima Partisi
var. İşte İşçi Partisi ve Likud’tan
ayrılanların kurduğu bir parti. Aslında AKP,
İsrail’in Kadimasına benziyor. Onlar öncesinde
de Özal, biliyorsunuz dört eğilimi bir araya
getirmekten bahsediyordu, dört eğilimin olduğu
bir parti kurmuştu işte sonrasında İsrail’de
Kadima kuruldu. Siyonizmin Anadolu’yla bağları
eskidir. Daha önce de bahsetmiştim. İttihat
Terakki 1896’da ilk toplantısını yaptı. Bundan
sonra yani 1897’de de ilk siyonist kongre
toplandı. İttihat Teraki Siyonist Kongre’den
önce kuruldu. İttihat Terakki’nin geliştirdiği
politika aslında siyonistlerin
milliyetçiliğidir. Ben söylüyorum Türk
milliyetçiliğini Türkler geliştirmedi, Türklükle
bir alakası yok. Üst kimlik, Türk kimliği
vurgusu İttihat Terakki’nindir. Bu üst kimliği
geliştirenler de işte Türk olmayanlar,
Araplardır, Kürtlerdir, Arnavutlardır,
Yahudilerdir. Bununla bir bölgeye hakim olmaya
çalıştılar. MHP için Anadolu Siyonist Türk
Partisi diyorum. Bunları yazmak ve iyi tartışmak
lazım. CHP, İttihat Terakki’nin bir devamıdır.
Ancak MHP de İttihat Terakki’nin kurduğu bir
partidir.
Biliniyor, Fevzi Çakmak, Osmanlı’da Genelkurmay
Başkanı’ydı. Kurtuluş Savaşından sonra da
İngilizlerin adamıydı, işte İnönü de. Fevzi
Çakmak 1948’de Millet Partisi’ni kurdu. MHP bu
partinin ideolojilerini devraldı. Bu açıdan CHP
de MHP de bu politikaların devamıdır. Bunların
Türklükle, Türk demokratlığıyla, Türk
yurtseverliğiyle, Türk milliyetçiliğiyle bir
alakası yok. Bununla Hükümeti, Devleti kendi
istedikleri biçimde teslim almaya çalışıyorlar.
Bunların istediği Kürtlerle Türklerin karşı
karşıya gelmesidir. Bunlar Kürtlere asimilasyon
işte soykırımdan başka bir şeyi reva
görmüyorlar. Hiç mi gerçek Türk yurtseveri
demokratı yok. Var elbette. İşte Mustafa Kemal.
O yüzden ben Mustafa Kemal’i bu kadar
değerlendiriyorum. O bütün bunları gördü, karşı
durmaya çalıştı. O da yüzde bir’di, diğerleri
yüzde doksandokuzdu. Öyle sanıldığı gibi paşa
falan değildi. İttihat Terakki içinde bir Albay
konumundaydı, çok da etkili ve güçlü değildi.
Kurtuluş Savaşına giriştiğinde Albay’dı. Aslında
onlar gibi düşünmüyordu ama güç Enver Paşa
onlarda olduğu için bir şey yapamıyordu.
Kurtuluş savaşı sırasında güç ona geçtiğinde
biraz Kürtlere ve Türklere dayanarak bağımsız
durmaya çalıştı ama başaramadı. Ben söylendiği
gibi Mustafa Kemal’in Kürt düşmanı, İslam
düşmanı, Komünist düşmanı olduğunu düşünmüyorum.
Öyle her şeyin düşmanı değildi ama onlar onu
öyle gösterdiler. 1920-24 arası böyledir.
Mustafa Kemal 1793 Fransız Devrimi benzeri,
Robes, Jakobenist bir tarzla işte Fransızların
III. Cumhuriyeti benzeri bir cumhuriyet
fikrindeydi. Aslında biraz demokrasiye açık
durmaya çalışıyordu ama 1925’ten sonra etrafını
kuşattılar. Fevzi Çakmak ve İnönü İngilizlerin
adamıdır. Fevzi Çakmak ve İnönü
değiştirilemediler. Mustafa Kemal ta ki ne zaman
öleceğini anladı o zaman değişiklikler yapmaya
cesaret etti. İttihat Terakki aracılığıyla
bağımsız duruşu engellediler. Ondan sonra
korkunç şeyler gelişti. Kürtlere yapılanlar
biliniyor. Mustafa Kemal öyle sanıldığı gibi
Kürt düşmanı değildir. Daha önce de
tartışmıştım. Sanıldığı gibi komünist düşmanı da
değildir, Lenin ile iyi ilişkiler içinde olduğu
herkesçe bilinir. İngilizler bağımsız duran her
şeyi tasfiye politikası yürütmüştür. Kürtleri
işte Şeyh Sait isyanı vb. İsyanlarla provoke
edip tasfiye ettiler. Sosyalistleri Mustafa
Suphi’yi boğdurdular, Mahir Çayanları tasfiye
ettiler. Aslında biraz islam demokratı, gerçek
islamı düşünenleri de M. Akif Ersoy’u, bir
bakıma Said-i Nursi’yi bu yüzden tasfiye
ettiler. İnsanlar sırf şapka takmadıkları için
bile öldürüldüler. İşte biraz bunların dışına
çıkmaya çalıştığı için Özal’ı, ondan önce kısmen
söylüyorum Menderes’i tasfiye ettiler.
Erbakan’ın duruşu var; demokrat, hatta zaman
zaman islamcı damarı kabaran, kısmen Türk
yurtseveridir, daha iyi niyetliydi, bazı şeyleri
çözmek istiyordu, tasfiye ettiler. Bunlar
anlaşılabilir insanlardır. Bunlarla oturup
konuştuğun zaman sorunu çözebilirsin. Şimdi
diyelim ki Namık Kemal Zeybek, onun bir
makalesini okudum. Orada görüşlerini ortaya
koyuyor. Aslında oturup konuşulursa Namık Kemal
Zeybek’le çözüm konusunda anlaşabilirsin. İşte
Mümtazer Türköne var. Yazılarında “bizim
milliyetçiliğimiz budur” diyor, farkını koyuyor.
Onunla oturup konuşursan çözüm konusunda
anlaşabilirsin. Bunlar milliyetçiyiz diyorlar.
Hatta Fethullah Gülen’le bile -islamcı bir
çizgidir– oturup konuşulsa bir çözüm
geliştirilebilir ama CHP ve MHP ile bir çözüm
geliştirilemez, geliştirilemiyor. MHP’yi
İsrail’deki Likud’a, CHP’yi İsrail’deki İşçi
Partisi’ne AKP’yi de Kadima’ya benzetiyorum.
AKP, Kadima’dan önce kuruldu. Daha öncesinde de
söylediğim gibi böyle şeyleri önce Türkiye’de
uyguluyorlar. CHP Londra merkezlidir, daha çok
onların politikasını yürütüyor. MHP’nin
milliyetçiliği İsrail’in siyonizm yaklaşımıyla
aynıdır, ikisinin de milliyetçiliği siyonisttir.
Bahçeli de Baykal da kişi olarak o kadar önemli
değiller. Önemli olan bunların temsil ettikleri
politikadır, aldıkları rollerdir. MHP ve CHP
Türk milliyetçisi de değiller, milliyetcilikleri
aslında siyonizmdir, Türk siyonizmi, saldırgan
ve faşisttirler. AKP de bu son tavrıyla gösterdi
ki, çözüm konusunda samimi değil, gerçek anlamda
demokrat değil. Ben tümü için söylemiyorum, işte
biliyorsunuz, dört eğilim falan diyorlar ya
içlerinde inanmış demokrat insanlar olabilir. Şu
aralar Bülent Arınç, kesin öyledir demiyorum ama
özden demokrat ve islamcı gibi görünüyor. Onu da
tasfiye etmeye çalıştılar. Manisa, Menemen
taraflarını kaybedince geri adım atmak zorunda
kaldılar. AKP’nin içindekiler de dahil bütün
demokrat, aydın ve yurtseverlerin bu süreçte
kıyameti koparması gerekir.
Erdoğan, Baykal’a diyor ki; “hazmettire
hazmettire bu süreci götüreceğiz”. Baykal da
Erdoğan’a verdiği cevapta; bizi buna alıştırmaya
çalışıyorsunuz diyerek bir kurbağa örneği verdi.
Ben de aslında Kürtlere nasıl yaklaştıklarını o
kurbağa örneği üzerinden anlatmak istiyorum.
Kurbağayı alıp bir kazana atarsanız orada
yüzmeye devam eder. Suyu yavaş yavaş ısıtmaya
başladığınızda yüzmeye devam eder, alışır buna.
Siz suyu git gide ısıtmaya başladığınızda artık
dışarıya fırlayamaz, fırlayacak gücü kendinde
bulamaz. Sonunda ne olur, suyu kaynattıklarında
kavrulur. Kürtlerin de durumu buna benziyor.
Kürtleri bir tasfiyeye alıştırmaya çalışıyorlar.
Tabi ki Kürtler bunu kabul etmez, insanoğlu
kurbağa değildir. Ben bunun yalnızca Türklerin
politikası olduğunu da düşünmüyorum. Bu
İngilizlerin, ABD’nin, Avrupa’nın bir oyunudur.
Daha önce de aslında başka halklara buna benzer
tasfiyeler uyguladılar. İşte Yunanlılar vardı,
şimdi hepsi Avrupa’dadır. İngilizler Ermenilere
de benzer bir politika uyguladı. Taşnakları
küçük bir toprak parçasına sıkıştırdı, bütün
Ermenileri buraya bağladı. Evet doğru küçük bir
devletçik var ama koskoca Ermeni kültürünü yok
ettiler. Süryanilere de benzer bir politika
uyguladılar. Şimdi Ermenilerin dört milyondan
fazlası dışarıda yaşıyor. İşte ABD’de muhalefet
yapıyorlar. Kendilerini bu duruma düşüren
güçlere sığınmış durumdalar. Fakat bunu
görebiliyorlar mı? Hayır. Seni yok eden
soykırıma uğratan gücü göremezsen hiç bir şey
yapamazsın. İşte Vedat Aydın, niye öldürüldüğünü
biliyor mu? Hayır. Vedat Aydın’ın cenazesine
katılan bir sürü Kürt yurtseveri öldürüldü.
Bunlar niye öldürüldüğünü biliyor mu? Hayır. DTP
de bunu iyi anlamıyor, hatta PKK de bunu
çözebiliyor mu? Niye öldürüldüğünüzü
anlayamazsanız işte yukarıda anlattığım kurbağa
örneği gibi olursunuz, kavrulursunuz.
Kürtler, Ermeniler ya da Süryaniler gibi
değildir. AKP’yi kim bu politikaların
yürüyeceğine ikna etti bilemiyorum ama ben bunun
mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Anlamak
istemiyorlar. Mustafa Kemal demem de o yüzden. O
biraz bu gerçeği görmüştü. Kürtler, Ermeniler
gibi, Rumlar gibi olmaz. Onları bu topraklardan
çıkaramazsınız, Kürtler topraklarında kalırlar,
onurlarından ve özgürlüklerinden vazgeçmezler
artık.
Elbette Parlamento Kürtler konusunda karar almak
zorunda. Anayasal hiçbir güvenceniz olmadan
kazanımlarınız olamaz. Şimdi Hükümet adım attım
diyor, yarın Bahçeli gelse bunların hepsini bir
kararla iki günde ortadan kaldırır, hakkınız
makkınız kalmaz. Buna karşı Kürtlerin özgürlük
ve onur taleplerini görmezden gelerek bir yere
varamazlar. Kürtler de bu saatten sonra
onurlarından ve özgürlüklerinden vazgeçmezler.
Şu andaki tasfiye yaklaşımları aynen koruculuk
sistemine benzer bir şekildedir. TRT-6 gibi daha
önce bu korucular için bir radyo kurdurdular.
Evet, evet Dicle Radyosu. Hatta mevcut durum
TRT-Dicle,TRT-6’tir. İşte Dicle’den yola
çıktılar bugünün altyapısının hazırlığı gibidir
TRT-6’e gelebildi. Bunu manşet olarak benim
adıma verebilirsiniz. Bunu panellerde ve halkla
birlikte, televizyonda yoğunca tartışmak lazım.
Bu tasfiye yaklaşımlarını Kürtler kabul
etmeyeceklerdir. Bu konuda ciddi olmalıdırlar.
Şimdi Kürtleri de Kuzey Irak’a sıkıştırmaya
çalışıyorlar. Ama bunu başaramazlar, buna
güçleri yetmez. Kürtler böyle bir şeye razı
olmaz, dağa çıkarlar, zaten şu anda da dağa
çıkmış durumdalar. Tasfiyeyle Kürtlerin üzerine
gitmeye devam ederse AKP, işte görüyorsunuz,
işler iyice çığırından çıkar. Öyle ABD’ye
dayanarak da bunu başarmak çok kolay değil.
Kaldı ki ABD’nin Ortadoğu’da bir dizi çıkarı
var. Tüm gücünü Türkiye’yi desteklemeye
vermeyecektir. Türkiye yanına YNK ve KDP’yi
alarak askeri operasyon yapsa da bu işi çözemez.
İşte Kandil’de hatta Türkiye’nin içinde her
alanda yoğun bir üslenmeleri var. Bu biçimde
sıkıştırırsanız sayıları hızla artacaktır. Daha
önce de söyledim PKK’nin yaşlı, orta yaşlı ve
genç kadroları var, on bine yakın militanı var.
Böyle devam ederse bahara kadar dağa çıkanların
sayısı elli bini de bulabilir. İsterse ABD, KDP
ve YNK’yi de yanına alıp istediği kadar askeri
operasyon yapabilir, operasyonların sonuç
alamayacağını gördüler. Daha önce de söylemiştim
işte Bradost alanı. Yarın Güney’den de Suriyeden
de İrandan da Kuzeyden de Kürtler gidip Bradostu
PKK adına elli bin yüz binle doldururlar.
Türkiye’nin de İran’ın da Güneyli güçlerin de
buraya müdahale etmeye güçleri yetmez. İşte
ABD’nin kendi politikaları var. Osman ve
Botanlar ABD’nin bu politikalarının üzerine
atladılar. Biraz yaşam alanı, kadın, para, kızla
işte düşkünlük hala da Güney’de bu alan
üzerinden kendilerini yaşatıyorlar. Bunların
özgürlük iradelerinden bahsedilemez. Dağ’ın
önemli bir özelliği vardır. İnsanı
özgürleştirebildiği gibi hayvanlaştırabilir de.
İşte bunlar bir nevi hayvanlaştılar. Bunu da
görmek gerekir. Şimdi İçişleri Bakanı diyor ki;
Habur’un orada bir köy inşa edeceğiz, gelenler
orada kalacak, ordan evine gidecek. Oraya bir
kişi bile gelmez.
Biz barış gruplarını barışa ve birlikte
yaşamaya, demokratik çözüme ve özgürlüğe olan
inancımızı, çözüme olan samimiyetimizi göstermek
için çağırdık. Bunun dışında barış grupları
falan bitti. Biz bunu gösterdik. Bundan sonra
barış grubu olarak bir kişi bile gelmez,
geleceklerini sanmıyorum. Ben halktan Maxmurdan
da bu biçimde gelenler olacağını düşünmüyorum.
Onların da hasasiyetleri vardır. Aslında bu köy
olayı da benim fikrimdi. Ben, eğer gerekli
adımları atacaksanız o zaman orada Maxmurlular
için öyle bir köy de kurulabilir demiştim. Onlar
bana bağlıdırlar. Ama İçişleri Bakanı’nın
kurduğu köye bir kişi bile gelmez. Ha Osman
onlardan kaçanlardan gelen olur mu, onu bilmem,
ama onları da Kürtler kabul etmez. Halkımız bana
bağlıdır. Onurlu hiç bir Kürt Osmanların peşine
takılıp gelmez.
Şimdi Devlet de PKK de DTP de bütün yükü
omuzlarıma yüklemeye çalışıyorlar. Ben burada
nefes bile alamıyorum. Sağlığım artık bunları
yapmaya elvermiyor. Kaldı ki buradan fiili
anlamda liderlik yapmayı doğru da bulmuyorum,
ahlaki bulmuyorum. Daha öncesinde 2000’lerde de
buraya gelen yetkililer bir panik içindeydiler.
Ne olursa olsun oynanan bu oyunu durduralım
diyorlardı. Ben de çözüm için elimden geleni
yapacağımı söyledim. Daha önce barış grupları
falan geldi, işte o bilinen süreç. Bu konudaki
samimiyetimizi gösterdik. Ben bu koşullarda daha
fazla ne yapabilirim? Daha fazla yapabilmem için
önümün açılması gerektiğini söyledim. Benim şu
andaki durumum; bir kuyunun dibinde gibiyim.
Yüzde 25 temiz hava alabiliyorum. Uyku muyku yok
burada. Uyuyamıyorum. Gözlerimi açıp
kapatıyorum. En ufak bir seste, kapının
açılmasında uyanıyorum. Bu koşullara sağlığım da
psikolojik durumum da daha fazla
elvermeyecektir.
Odada halen eskisi gibi üç kitap, bir dergi, bir
gazete uygulaması sürüyor. Masa falan, oturacak
yer var. Geçen hafta koşullardan uzun uzun
bahsetmiştim. Sağlığıma gelince buraya gelen o
Fransız doktor da söylemişti. Temiz hava almam
gerekiyormuş. Bana kafanı pencereden yana koy,
diyordu. Oradaki yatağımda buna uygundu. Burada
ranzadır, yere sabitlemişler. Uyuduğum zaman
nefes alamıyorum. Bir de burnumun üst kısmı,
polip(t)ler var. Onlar şişiyor, iyice nefes
alamaz oluyorum. Burnum, boğazım kuruyor.
Neredeyse uyumuyorum, öyle dalar gibi oluyorum
sadece.
Pencere havalandırmaya bakıyor. Zaten
havalandırma duvarları da çok yüksektir.
Havalandırmanın duvarları daha yüksektir. Burada
temiz hava alamıyorum. Hava yukarıdan gidip
geliyor, burada beş metrelik bir kuyunun dibinde
gibiyim. Onun dışında diğer yerle koşullarım
benzerdir.
Benim buradaki sağlığım ortada. Şimdi ben sağım,
bir şeyler yapabilirim, yarın kendiliğinden de
ölebilirim. O zaman ne yapacaksınız? O zaman
herkes kendi bildiğini okuyacaktır. O yüzden
diyorum ki Kürtler, kendi kararlarını kendileri
verebilmeli. PKK ciddi olmalıdır. Bu sürece
ciddi yaklaşmalıdır. Savaşacaksa da teslim
olacaksa da ona göre hareket etmelidir. İşte
bana yeniden yirmi günlük hücre cezası verdiler.
Bir konuşmama dayanıyorlar. O da konuşmanın
tamamını almamışlar. Ben bir tespit yapıyorum,
onlar içinden tek bir cümleyi seçiyorlar, “sen
talimat vermişsin” diyorlar. “Parlamento çözüm
geliştirmezse Baharda büyük bir çatışma yaşanır.
Kürtler kendilerini savunurlar” demişim.
Doğrudur, eğer Parlamento çözüm geliştirmezse
baharı bile beklemezler. İşte görüyorsunuz
yaşananlar ortada. Bu işin kışı baharı da olmaz.
Benim söylediklerimi doğru da
değerlendirmiyorlar. Bu cümle eksiktir. Ben ne
dediğimi biliyorum. Ben bunu cezaevi idaresine
de yazdım. İnfaz Hakimliğine itiraz dilekçesinde
de yazdım. Herhalde dikkate alır. Avukatlarım da
hakimle görüşebilir.
Ben talimat vermediğimi, tespit yaptığımı
belirtiyorum. Benim buradan kimseye talimat
verecek durumum yok. Kaldı ki Kürtler kendileri
için savaşıyorlar. Kürtler 2000’lerde olsaydı
benim için savaşıyorlar diyebilirdim ama şimdi
2010 yılında Kürtler kendileri için
savaşıyorlar. PKK de savaşırsa kendisi için
savaşacaktır. Kürtler varlıkları ve özgürlükleri
için savaşacaklardır. O yüzden ben onlara yapın
veya yapmayın demiyorum. Ne yapıp ne
yapmayacaklarına kendileri karar verirler. PKK
için de aynı şeyi söylüyorum. Ben burada
konuşamıyorum bile. Kurbağa örneğine dönersek,
kaynama derecesini yüz olarak kabul edersek şu
anda 25 derecedeyiz. Bunu 30, 40, 50’ye kadar
çıkarırlar. Bu durumda sıçrama yeteneğini
kaybedersiniz ve kavrulursunuz. Bu duruma
gelmemek için ne yapacağınız konusunda kendiniz
kendi kararlarınızı vereceksiniz. Bunun için
kendi çözümünüzü geliştireceksiniz. Benim burada
size pratik olarak önderlik etmemi
bekleyemezsiniz. Zaten görüyorsunuz yüzde 25
hava alabiliyorum, nefes bile alamadığım bir
ortamda kimse benden bundan fazlasını
bekleyemez. Hükümet de benden bundan fazlasını
bekleyemez. Burada nefes bile alamadığım
koşullardayım. Erdoğan’a sesleniyorum Gül’e de.
Yedi yıldır onları bekliyoruz. Ancak bundan
sonra onları da bekleyemeyiz, bu tasfiye
planlarıyla bu süreci götüremezler. Böyle
yaparlarsa sonları Erbakan ve Özal gibi olur,
tasfiye edilirler. Aslında ordunun içinde de
kısmen beni anlayan, bunu anlayan insanlar var.
Oynanan oyunları ve ne yapmak istediklerini
görüyorlar. Ben Karadayı ve Kıvrıkoğlu’nu biraz
bu çerçevede değerlendiriyorum. Onların duruşu
biraz daha farklıydı. Özkök’ü de bu çizgiye
dahil etmek mümkün. Belki biliyorsunuz ordudan
bir isimdir Talat Turhan. O da kitaplarında bu
konuları değerlendiriyor ama değerlendirmekle
yetiniyorlar. Onların da bir şey yapmaya gücü
yok. Özal’ın tasfiyesini bu çerçevede
değerlendiriyorum, biraz çözüme ve bağımsızlığa
yakın durdu, tasfiye ettiler. Erbakan da biraz
ılımlı İslam demokratıydı, o da bir şeyler
yapmaya çalıştı. Özal’dan sonra Çiller’i
getirdiler. Biliyorsunuz Çiller CIA ajanıdır.
Sonrasında korkunç şeyler oldu. 17 bin faili
meçhul oldu deniliyor. Daha önce de söyledim
Ecevit üzerinden de yetkililerle görüştüm, bir
şeyler yapmak istiyordu, onu da Bahçeli yine
engelledi. Çekildi, Hükümeti düşürdü. Sonra
biliyorsunuz Ecevit’in sağlık mağlık sorunları
da öyle söylendiği gibi değil. Sağlık sorunları
yaratıldı. AKP bu süreci tasfiyeyle götürmeye
çalışırsa, baharı bile beklemeden işte
görüyorsunuz Kürtlerin eylemliliklerini iki-üç
ay içinde tasfiye olur gider. Kürtlere de
söylüyorum bu tasfiye sürecini iyi anlayıp ciddi
yaklaşmazsanız, işte 17 bin faili meçhul
diyorlar, daha beteri olur, bu sayı 50 bin 100
bin olur. Avukatlar da kendini buna göre
ayarlamalı. Herkesin bunu görerek ciddiyetle
yaklaşması gerekiyor. DTP’nin de Demokratik
Toplum Kongresinin de, PKK’nin de bunu böyle
anlaması gerekiyor.
Ben CHP’nin Dersim’e ilişkin bu yaklaşımlarını
daha öncesinden de söylemiştim. CHP’nin
soykırımcı politikalarını değerlendirmiştim.
Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi? Herkes beni
doğruluyor değil mi?
Kemalizm için de söylediklerim vardı onda da
süreç beni doğruluyor değil mi? Ayrıca bu
alevilik için de şunu belirtmek istiyorum. Bu
Bektaşi derneklerinin kökeni Yeniçeri
ocaklarıdır, yeniçeri aleviliğinin devamıdır,
biliyorsunuz. Oysa Kürt alevileri biraz daha
farklıdır. Ben onlar için Kürt Alevileri için
Dersim merkezli Kürt-Alevi Konfederasyonu
önermiştim. Kendi özgünlüklerini ve kimliklerini
ortaya koymaları gerekiyor. Sadece Dersimliler
için söylemiyorum; Dersim bir bölgedir, sadece
Dersim değil yanıbaşında Malatya’da, Elazığ’da,
Sivas’ta, Erzincan’da da…Evet. Tümünün içinde
yer aldığı geniş bir biçimde değerlendirildiği
bir oluşumda örgütlenmelerini öneriyorum.
Diğerleri hepsi oyundur, bunun iyi bilinmesi
gerekiyor.
Cezaevinden gelen mektuplar var. Siirt
cezaevinden Hakim’e Çam’a, Gülistan Abdo.
Diyarbakır cezaevinden Metin Gelni. Karaman
cezaevinden gelen birçok kart var. Kırıklar
cezaevinden Emrullah Aslan var, Mardinli’dir,
Emin Aslan’ın yeğinidir herhalde. Evin Arslan’ın
kardeşi olması nedeniyle onu tebrik ediyorum.
Cinsiyetçilikle ilgili belirlemeleri var,
yoğunlaşsın, çalışmalarına devam etsin.
Mardin’de Ferhat Kurtay, benim için bir
numaraysa ondan sonra ikinci olarak Evin gelir.
Ona çok özel selamlarımı söylersiniz. İnci
Roj’un iki mektubu var, ona daha itidalli
davranmasını söylüyorum. Bitlis cezaevinden
sekiz kişilik bir kadın arkadaş grubu var,
onların mektupları geliyor, selamlarımı
söylüyorum. Mahmut Aba’nın mektubu var. Erzurum
cezaevinden iki mektup var. Diyarbakır
cezaevinden kalan çocuklardan Mekin Kar’ın
mektubu var. Mektubu çok iyi. Tam bir akademi
içerisindedir. Devam etsin. Özel selamlarımı
söylüyorum. Cezaevindeki arkadaşlara,
halkımıza, herkese selamlar.
İyi günler.
2
Aralık 2009
|