Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 



 

Türkiye'de Kürt Sorununun Çözümü, Diğer ülkelerde de Kürtlerin Statüsünün   Değişmesi Demektir. Bu İnançla Bütün Halkımızın Newrozunu Kutluyorum

 

Gözlerim yaşarıyor, yoğun bir şekilde yaşarıyor. Önemli değil. Geçen sene de olmuştu. Nedendir bilmiyorum.Göz nezlesi olabilir mi? Dediğim gibi geçen yıl da tekrarlanmıştı. Doktorlar damla verdiler, kullanıyorum, bakalım.  

KCK 15 Şubat'ı protesto eden dört gerillanın bedenini ateşe verdiğini açıklamış. Dört gerilla, nasıl oluyor bu eylemler? Engelleyemiyorlar mı? Neden engellenmemiş?Nerede yapmışlar? Gençler yani. Bu tarz eylemler yüce, onurlu eylemlerdir. İşte Mustafa Malçok ve Müslüm Doğan yoldaşlara ilişkin de daha önce açıklamalarım oldu. Yine son olarak bu dört genç yoldaşla birlikte toplam 6 kişi oldu. Bu eylemlerin anlamı büyüktür, sahip çıkılmalı, anılarına cevap verilmelidir. Büyük, saygın eylemliliklerdir ama buna gerek yoktur. Bu söylediklerime Vedat Acar da dahildir. Ama ben yine söyleyeyim kimse benim için kendini yakmasın, bu tarz eylemler kahramanlıktır ama buna gerek yok. Bu tarz eylemler zorlayıcıdır. Bu açıklama ne zaman yapılmıştı, yeni miydi? 

Leyla'nın bizim için anlamı vardır, değerdir, aday olup olmaması da kendi tercihidir, kendisi bilir. Yeni dönemin ruhuna uygun, katkı sunacak bir tarzda yaklaşacağını söylüyorsa o zaman benim söyleyeceğim bir şey olmaz, olumlu karşılarım. Kendisinin Kürtler içinde bir misyonu vardır, sembolik kişiliği önemlidir, bu da diğer değerlerimizle birlikte anlam kazanır. Bu misyonu yeni döneme uygun bir şekilde sürdürmelidir. Kendisiyle de görüşülebilir. Eğer görev alacaksa yeni dönemin ruhuna, tempo ve tarzına uygun bir şekilde kendisini konumlandırmalıdır.

Dışımızdaki sol, demokrat, dini azınlıklar gibi çevreler hakkındaki gelişmeleri konuşmak isterim, bunlar daha önemlidir. Bu konuların önemle üzerinde durulması gerekiyor. Benim burada en büyük çabalarımdan biri de sol tasfiyeyi önleme çabasıdır. Buradaki yaptığım görüşmelerde de bu konuları işliyorum, bunları dile getiriyorum. Ben iki haftadır zaten bu konularda görüşlerimi dile getiriyorum, işliyorum. Yine değinmek istiyorum. Bizim demokratik ulus bloğu çabamız stratejiktir. Öyle kısa vadeli hesaplara dayanmıyor. Bu stratejik yaklaşıma paralel olarak sol demokrat diğer çevreler seçimlerde aday gösterilebilir ve bu çevrelerin adayları BDP tarafından desteklenebilir. Bizim buradaki amacımız sadece kendilerini destekleme temelindedir. Bu demokratik ulus bloğu geliştirilirse Türkiye'de Kürt sorunu başta olmak üzere birçok temel meselenin demokratik anayasal çözümünün önü de açılacaktır.

Biz sorunlara bu temelde yaklaşıyoruz, seçim endeksli yaklaşmıyoruz. Bu çevreler de bu şekilde yaklaşmalıdırlar. Sol 1920'lerde tasfiye edilmeye çalışıldı. Bizim bugünkü çabamız, solun bu tarihsel tasfiye girişimini engellemek, bunları boşa çıkarmaktır. Bu çevreler de bunları anlamalıdır. Burada geliştirmeye çalıştığımız demokratik ulus ittifakıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tasfiye edilmek istenen Kürtler, sol demokratlar, dini azınlıkları demokratik ulus ittifakı etrafında bir araya getirmeye çalışıyoruz. Bu ittifak sağlanırsa demokratik anayasa temelinde çözüm sürecine katkı sunulacaktır. Bu demokratik ulus ittifakı ayrı, demokratik toplum kongresi ayrıdır. Demokratik Toplum Kongresi, Kürtlerin demokratik örgütlenmesini ifade ederken diğeri, bütün Türkiye'nin demokratik ulus ittifakıdır. Ben bu konuları zaten savunmalarımda da işledim. Bu çevrelerle görüşürken bu temelde izah edilebilir. Yani bu çevrelerin seçimde aday gösterilmesini bu anlayış üzerinden geliştirmeye çalışıyoruz. Bu sol demokrat partilerin, parti başkanları aday gösterilebilir. Yanlış anlaşılmasın ben burada illa ki o olsun bu olsun demiyorum sadece tartışıyorum, böyle anlaşılmalıdır. İlla ki birini işaret etmiyorum. Yani parti başkanları aday olabilir mi? Bu partilerin  aralarında mutabakat yoksa o zaman olmaz, o kadar çok kişiye yer veremeyiz. Öyle öne çıkan adaylar var mı ismi geçen?

BDP dışında diğer Kürt partilerden HAK-PAR var, başka hangi parti var? Nasıl onlar, yanaşıyorlar mı? Yaklaşımları nasıldır? Tabi olabilir, kendileri bilir.  Kürt çevreleriyle görüşmeler yapılırken salt adaylıklar üzerinden tartışma yürütülmemelidir. Türkiye'de önemli olan Kürtlerin statüsüdür. Kürt statüsü üzerinden bu tartışmalar yapılmalıdır. Bu çerçevede bu çevreler birliğe gelmezlerse tecrit olurlar. Bunu da bir PKK dayatması, hegemonyası olarak anlamamalılar. Önemli olan Kürtlerin bir statüye kavuşturulmasıdır. Bütün tartışmalar buna göre yürütülmelidir.  Avrupa'dan aday var mı?

Güçlükonak'ta operasyon sonucu çıkan çatışmada 3 gerilla hayatını kaybetti deniliyor. Kamışlo katliamında kaç kişi hayatını kaybetmişti? KCK, Qamışlo katliamı vesilesiyle bir açıklama yapmış. Açıklamasında, Suriye'nin geneline ilişkin olarak Suriye'nin demokratikleşmesi gerektiğini ve Kürtlerin statüsünün, kimlik haklarının tanınması ve Suriye'nin şimdiki yönetiminin babası Hafız Esat dönemi gibi olması gerektiğini belirtmiş. Yani Hafız Esat'ın mirasına sahip çıkın diyorlar. Suriye cezaevlerinde toplam kaç arkadaş var? Demokratik Birlik Partisi PYD kitleselliğe ulaşmış mı, üyeleri çok mu? Durumları nasıl? Bir ilerleme, atılımları var mı?

İran'da durumlar nasıl? Hüseyin Xiziri'nin idamı gizli mi yapılmış?

Avrupa'da durumlar nasıl?

Diyarbakır'da ne var ne yok? Kaç milletvekili çıkarabiliriz? Bağımsız aday olarak beş olmaz. Oylar iyi dağıtılırsa, iyi düzenleme yapılırsa Diyarbakır'da 6 bağımsız aday çıkar. Muş'ta durum nasıl? Kaç kişi çıkar? Gene iki kişi alır mıyız?

Cezaevlerinden adaylık için üç kişi yeterlidir. İşte Hatip olur, Fırat  olur. Fırat Bingöllü müydü? Ben illa da Bingöl'den aday olsun demiyorum, Bingöl'den de başka yerden de aday olabilir. Kendileri bilir. Başka nerelerde milletvekili sayısını artırabiliriz?

Van'da 4 kişi çıkabilir. Sanırım oradaki milletvekili sayısı da arttırılmış. Bir önceki dönem aldıkları oy oranı da yüzde 57 idi değil mi? Yani 4 aday çıkarabilirler.

Mardin'de 3 aday çıkabilir. Hakkari'de 3 çıkar, Şırnak'ta 3 çıkar, Ağrı'da aslında bir önceki dönem de çıkabilirdi, bu seçimlerde 1 kişi çıkabilir.

Bölgede BDP oylarının arttığı Batı illerinde ise BDP'nin oyları yerinde sayıyor yönünde değerlendirmeler var. Bunun nedeni de Batı'nın boş bırakılmasıdır, boş bırakılıyor, gerekli önem verilmiyor. Halbu ki Batı'da iyi çalışmalar yapılsaydı bugüne kadar önemli gelişmeler sağlanabilirdi. Bu seçimlerde BDP oylarına sahip çıkmalıdır. AKP ve CHP de oylarına sahip çıkacakları yönünde açıklama yaptılar. BDP, paralel sandık sistemi geliştirebilir. Oyunu BDP'ye kullanan her seçmen oyunu kullandıktan sonra BDP'nin uygun yerlerde kendi oluşturduğu sandıklara da giderek oraya da oy kullanabilirler. Bu sistemi uygulamak zor gelirse, onun yerine her oy kullanan seçmen, BDP görevlilerinin yanına gidip BDP'ye oy verdiğini göstermek için BDP'nin hazırladığı kağıtlara imza atabilirler. Okuma yazması olmayanlar da parmak basabilir bu kağıtlara. Kısacası kendi oylarını böylece karşılaştırıp seçim hilelerinin önüne geçebilirler. Kendi oylarına sahip çıkmak için paralel sandık sistemi ya da daha pratik benzer önlemler üzerine çalışabilirler.

Ayrıca bugünden itibaren herkes kendi seçmen kütüğünü incelemeli. Seçmen kütüklerine kaydı olmayanlar mutlaka kayıtlarını yaptırmalıdırlar. Bu konuda bütün önlemler şimdiden alınmalıdır. Önemsenmesi gereken bir konudur. Seçim için şimdilik bu belirttiklerim yeterlidir sanırım. Adaylıkların netleşmesi için bir iki hafta daha bekleyeceğiz anlaşılan. O zaman netleştiğinde düşüncelerimi yine iletirim. Asıl belirtmek istediğim konulara gelelim.

Bugün iki konuda açıklama yapacağım. Birincisi yürüttüğümüz görüşmelere ilişkin. İkincisi de Newroz mesajına ilişkin olacak.

Süreç hassas ve kırılgandır.  Biz burada son bir görüşme daha gerçekleştirdik. Yaptığım görüşmeler tarihi önemdedir. Ben önemsiyorum. İlk günden bugüne kadar bir düzeye getirdiğimizi de belirtebilirim. Heyetin yaklaşımlarının ciddi olduğunu düşünüyorum. Heyetin içindeki insanların samimi ve ciddi olduğunu düşünüyorum. Heyetin içindekiler devletin önemli ve ciddi kurumlarının temsilcileridirler. AKP'nin tehlikeli olduğu açıktır. Devletin şimdiye kadar bize yönelik politikası tasfiye ve sınırlama politikasıdır.

Bugünlere nasıl geldik? Bunun tarihsel arka planı var. İlk olarak Uluslar arası güçlerin, NATO' nun PKK'ye müdahalesi 15 Ağustos atılımından sonra 1985'ten itibaren uygulamaya konuldu. Tabi bunu NATO'yla birlikte yaptılar. O dönem NATO'nun 5. maddesini de tartışıyorlardı. 1985-1990 arası Özal iktidardadır. 1990'a kadar Özal, bize karşı en sert tedbirler geliştirir, özel savaşı tırmandırır, özel savaşın en önemli temsilciliğini yapar. Fakat bunun sonuç vermeyeceğini görür ve tavrını değiştirir. Çözüm için bazı girişimleri de olur. Ve bu girişimini hayatıyla öder, bunun ardından bilinen 1993 Güreş-Çiller darbesi gelişir. Güreş-Çiller darbesi bu dönemdeki demokratik çözüm arayışlarına karşılık yapılmıştır. Bu darbeyle birlikte bilinen karanlık dönem yaşandı. Bu karanlık dönemde bize karşı mücadele yöntemleri değiştirildi. Daha sonra Karadayı-Kıvrıkoğlu ekibi bu yöntemleri tasvip etmedi,  Çiller-Güreş'in mücadele anlayışıyla, Karadayı Kıvrıkoğlu dönemlerinde mücadele edilir,  bilinen iç çekişmeleri yaşanır. Ancak bu dönemdeki karşıtlık veya çekişmeler Kürt sorunun çözümü için değil, daha çok mücadele yöntemlerine ilişkindir, kısmen daha yumuşak yöntemlerle bu tasfiye ve sınırlandırma politikasını devam ettirirler. Bu çatışmalı-çekişmeli dönem beraberinde Erbakan ve 28 Şubat sürecini getirdi. Erbakan dönemi çözüm arayışları ve buna karşı geliştirilen girişimler biliniyor. Bu dönem askerlerin ve siyasetçilerin çözüm arayışlarının olduğu dönemdir. Bu çözüm girişimlerinden o dönem uluslararası güçler de rahatsız oldu. Ve çözümsüzlüğü derinleştirmek için müdahale ettiler. Ecevit döneminde de benzer şeyler yaşandı. 

Daha sonra AKP iktidara geldi. AKP benim esaret koşullarımın etkisiyle ve KDP ile YNK'nin de etkisiyle bizim çözüleceğimiz beklentisine kapıldı. Bunun beraberinde Osmanların-Botanların bilinen tasfiyeci girişimi oldu. Bu dönemde AKP'nin beklentisi hareketimizin parçalanarak tasfiye olacağı yönündeydi. Bu beklentiyle bir süre kaçanları yanlarında tuttular, belki kullanırız diye. O dönem bizim de burada girişimimiz, müdahalemizle bu tasfiyenin önüne geçildi. AKP'nin 2002-2005 arası bu gelişmeler paralelinde beklentisi parçalanacağımız, biteceğimiz yönündeydi. AKP 2004'te bizden ayrılanlarla ve diğer kesimlerle yapay bir Kürt oluşumu yaratmaya çalıştı. Biz de bütün bu yaşananlara karşı benim buradaki çağrımla 2005'teki hamle başlatıldı. Bu hamle kararımızdan sonra  tasfiye politikasının tutmayacağı anlaşılınca 2006'da Ahmet Türk onlar görüştüler. Onlar üzerinden bilinen süreç başlatıldı.  Tabi ben sonradan fazla onaylamamakla birlikte, istemeden bu sürece dahil oldum.

2009'dan bugüne kadar heyetle yaptığımız görüşmeler aslında 2006 girişiminin sonuçları üzerinden gelişti. 2009'dan beri süren bir süreç var. Bu süreç 2010'un sonlarında ciddi bir şekilde tıkandı. Buna rağmen Newroz öncesine kadar bekleyeceğimizi söyledik. 2009'da başlayan KCK operasyonlarıyla birlikte legal Kürt siyasetinin tasfiye süreci başlatıldı. İki binin üzerinde Kürt siyasetçi cezaevlerine konuldu. Burada devreye konulmak istenen ve günümüzde de geçerliliğini koruyan plan, gerillayı Kandil'e hapsedip diğer taraftan legal Kürt siyasetini tasfiye edip onurlu Kürtleri cezaevine göndermek ve kendi yarattığı, kendine bağımlı Kürtleri boşalttığı bu legal sahaya sürme planıdır. AKP'nin tasfiye planı budur. KCK operasyonları buradaki görüşmelere rağmen, buradaki heyetin de yanlış bulmasına rağmen yapıldı. AKP'nin bundaki amacı bu tutuklananlara rehine muamelesi yapmaktır. Aslında bununla “işbirlikçi Kürt olursanız sizi bırakırız” demek istiyorlar. Hatip onlar bunu böyle bilmelidir.

Yine AKP Hizbullah ve Hamas tarzıyla KCK operasyonlarıyla boşalan legal alanı doldurmaya çalışıyor. Hizbullah mı Hamas mı? Buna çok karar veremedi. Hizbullah İran'a dayandığı için bunu Hamas tarzında geliştirmeye çalışıyorlar. Daha iyi anlaşılması  için FKÖ örneğini vereyim. Bizi bir nevi FKÖ konumuna getirip bizim karşımızda Hamas'ı -buna da Kürt Hamas'ı dedik- Kürt Hamas'ını yaratmaya çalışıyorlar. Bu, bir parti şeklinde olmayabilir, sivil toplum şeklinde de bu boşluğu doldurabilirler. AKP niye son dönemlerde kendine Kürt aydınıyım diyenlerden medet umuyor! Bunlarla görüşüyor. İşte Türkiye'ye davet ediyor, bunu da açıktan yapıyor.  Türkiye'deki onurlu Kürtleri tasfiye edeceksin, diğer taraftan bu kişilere Türkiye'ye dön çağrısı yapacaksın! Bu değerlendirmeleri yaparken, bu tehlikeli politikalara işaret ederken beni tehdit odağı olarak gösteriyorlar! Diğer taraftan “Kürt aydını” diye yansıtılan bu kişiler -aslında bu kişiler aydın falan da değiller- direk AKP ile bağlantılıdır. Alttan alta bu kesimler örgütlendirilmeye çalışılıyor. Bunlar, bu kesimler “Apo, PKK bizi kendi vesayetine almaya çalışıyor” diyorlar. Ben onlara şunu diyorum, “bizi vesayetiniz altına alın deseler” bile ben kabul etmem, onları vesayetime almam. Bir de diyorlar ki “bütün Kürtler sizin gibi düşünmüyor, bunlar da Kürt değil mi?” deniliyor. Bu kesimler de “biz farklı Kürtleriz, farklı Kürt çevreleriyiz” diyorlar, “bunu kabul edin” diyorlar bize. Doğrudur onlar da Kürttür. Bizim öyle bir sorunumuz da yok.Evet bunlar farklı Kürtlerdir, ancak bunlar işbirlikçi Kürtlerdir. Bizi karalıyorlar durmadan.

Ben bugüne kadar yaptığım herşeyi şeffaf bir şekilde yaptım. 1993'ten bugüne 18 yıldır Kürt sorununun demokratik çözümünü geliştirmek için birçok görüşme yaptım, hala da yapıyorum. Yaptığım görüşmeler açıktır. Hiçbir gizli saklımız yok. Geçmişte olanları da günümüzde olan görüşmeleri de kamuoyuyla, Kürtlerle hep paylaştım. Yaptığım her görüşmeyi PKK'yle, kamuoyuyla, Kürtlerle paylaştım. Aslında bu görüşmeleri açıkladığımız için de dönem dönem hedef de alındık. Buna rağmen açıklığımızdan şeffaflığımızdan taviz vermedik. Peki bunlar  AKP ile ne görüştü, kapalı kapılar arkasında neyin pazarlığını yaptılar? Bunları niye çıkıp kamuoyuyla paylaşmıyorlar? Yoksa çekindikleri hususlar olduğu için mi açıklamıyorlar! İşte bunların bir kısım yakınlarının AKP'den aday olduğu/olacağı söyleniyor. Son beş yıla kadar bu politikalarında kısmen tahribat yarattılar ama başarılı olamadılar. Bizi 30 yıldır tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bunların bazıları 30 yıldır bizim tasfiyemizi bekliyor. Her yıl “bekleyin, tasfiye olacaklar, parçalanacaklar” diyorlar. Onlar da her yıl bizim tasfiye olacağımız ümidiyle köşelerinde bekliyorlar, parçalansınlar da bize iş düşsün diyorlar. Ama işte durum ortada! Hiçbir güç bizi parçalayamadı, tasfiye edemedi. Niye tasfiye edilemedik? Bundanda mı ders çıkaramıyorlar? Bizi tasfiye edebilselerdi bu kendi Kürtlerine federasyonu da savunabilecek bir parti kurdururlardı, böylesi bir partiye yaşam şansı verirlerdi. Ancak bu partiler son derece küçük, sınırlı  partiler olarak tutulacaktı. Kürt halkının kaderini de böylesi marjinal, küçük partilere bağlayacaklardı. Kürt halkının özgürlüğüne bu kadar düşkünseniz, bu kadar samimiyseniz Kürtlerin ortak çatısı olan Demokratik Toplum Kongresi'ne buyrun gelin. DTK’ nın kapıları her tür farklılıklara açıktır. DTK içinde size engel olan mı var, görev almanızı engelleyen mi var? Gelin bu halka hizmet edin, bu halkın, farklılıkların yer aldığı ortak kurumlarında kendi farklılıklarınızla yer alın diyoruz. Böyle bir çağrı yaptığımızda da PKK dayatması var diyorlar. Ama gelmezseniz bu Demokratik Toplum Kongresi çalışmalarına katılmazsanız, ben bir şey demiyorum, söyleyecek bir şeyim de yok ama böyle yapmazsanız sonunuz bellidir, tecrit olursunuz. Gittiğiniz her yerde halkın tepkisiyle nefretiyle karşılaşırsınız. Objektif sonuç, gidişat böyle olacaktır. Ben başka bir şey de demiyorum. Aslında artık bunları tartışmak bile istemiyorum ama AKP'nin politikalarını ve bu politikaların tehlikelerini görmeleri için bunları söylüyorum. Yine biliyorki AKP, bu özel ordu çalışması, bölgeye gönderdiği imamlarla tasfiye politikasını kapsamlı bir şekilde uygulamaktadır.

Devletin şimdiye kadar bize yönelik politikası tasfiye ve sınırlama politikasıydı. Gelinen aşamada devletin Kürt sorununa yaklaşımda  değişimler olduğunu söyleyebilirim. Evet bu tespitin önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. Devlet günümüz itibariyle Kürt sorununa yaklaşımda  değişimlere gitmiş bulunmaktadır. Evet AKP'nin ateşle oynadığını, tasfiye politikalarını hayata geçirmeye çalıştığı tespitine ben de katılıyorum. Ancak devlet, Kürt sorununa yaklaşımda değişimlere gitmiştir derken burada ne AKP'nin devletini ne de CHP'nin devletini kastediyorum. Burada bahsettiğim değişime giden ontolojik devlettir. Bugüne kadar varlığını sürdüren devletten bahsediyorum. Bu tarihsel aşama görülmelidir. Bir de şu hususa değinmek istiyorum. Devlet daha önceleri Kandil'le görüşerek, BDP ile görüşerek bu sorunun onlar üzerinden çözülebileceğine inanıyordu. Bu eğilimleri vardı. Ancak bu girişimleri sonucunda kendilerinin vardığı kanaat, sorunun çözümünün pratik olarak yürümesi için benimle görüşmelerin şart olduğu yönündedir. Benim üzerimden sürecin yürütülmesinin daha pratik ve hızlı sonuç alıcı olduğu kanaatindeler. Bu husus kamuoyuyla da paylaşılabilir. Devlet Kürt sorununun çözümünde benim rolümün farkına varmış durumdadır. Heyettekiler bu konudaki düşüncelerini bana da ilettiler; “sen aradan çekilirsen olmaz, bu iş yürümez” dediler. Çekilmemi istemiyorlar.

Yeri gelmişken şunu da belirteyim. “Ben çekileceğim” derken bu bir şantaj olarak algılanıyor, böyle sanki yap-boz oyunu gibi görülüyor. Ancak bu konular ciddi konulardır, böyle basit ele alınmamalıdır. Eğer diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alınamazsa benim de burada görüşme yapmamın anlamı olmayacaktır. Diğer çözüm olasılıkları devreye girecektir.

Sonuç olarak günümüz itibariyle heyetle görüşmelerim devam ediyor. Görüşmelerimiz bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Sanırım bu konuyu kamuoyuyla paylaşmada sakınca yok, paylaşılabilir. Son görüşmemde heyetle daha çok pratik çözümü konuştuk, kendilerine bazı pratik öneriler sundum. Sorunların çözümünde rol almam isteniyorsa pratik bazı koşulların sağlanması gerekiyor. Burada bunun içeriğine girmeyeceğim, gerek yok. Koşullarımın düzeltilmesi hususu da çarpıtılmamalıdır. Öyle kimse benim için çıkıp ev-köşk arayışına girmesin. Bu tarz yaklaşımları çok ucuz buluyorum. Bırakın evi, köşkü, ben burada ölecek olsam, ciddi bir tedaviyi bile talep etmem. Yaklaşımım böyle bilinmelidir. Bahsettiğim gibi heyetle yaptığımız görüşmelerde pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Pratik önerilerimi heyet de makul-olumlu buldu, bu pratik önerileri kendi içlerinde ciddi bir şekilde tartışıp bana döneceklerini söylediler. Pratik önerilerimle belirlediğim teorik çerçeve karıştırılmamalıdır.

Evet, sorunun çözümü için gerekli olan ilkesel çerçeveyi 156 sayfalık yol haritasında işlemiştim. Heyet de bu ilkesel çerçeveyi olumlu karşıladı. Bu konuda  aramızda bir sıkıntı yok, bir itirazlarının olmadığını söylediler. Pratik önerilerimi de ciddi bir şekilde tartışıp geleceklerini belirttiler. Bir-iki ay içinde bu husus netleşecek, devletin cevaplarını bana bildirecekler. Yaz başına kadar muhtemelen bu süreç karakter kazanır. KCK de silahlı güçlerini buna göre konumlandırır. Kendi üzerlerine gelinmediği sürece çatışmadan kaçınırlar. Ancak üzerlerine gelindiği zaman meşru müdafaa haklarını kullanırlar. İşte Güçlükonak'ta operasyon sonucu üç gerilla hayatını kaybetmiş. Bu tarz operasyonlara karşı kendilerini savunmalıdırlar, meşru müdafaa haklarını kullanmalıdırlar. Haziran’dan sonra da KCK operasyonları, tutuklamalar devam ederse kendileri de siyasi tutuklamalar yapabilirler. Bu vesileyle Türkiye kamuoyuna, aydınlara da sesleniyorum. Bu ayların kritik aylar olduğunu, burada yaptığımız görüşmelerin pratik öneriler aşamasına geldiğini ve bu görüşmelerde tarihi sonuçlar çıkabileceğini  iletmek lazım. Aydınlar bu dönemde bu konu üzerinde durmalıdırlar.

Biz burada yaptığımız görüşmelerle sadece Kürt sorununa değil, Türkiye'nin temel demokratikleşme sorunlarına da çözüm arıyoruz. Aydınlar bu dönemde rollerini oynamalıdırlar. Eğer bu diyalog süreci sonrası çözüm gelişmezse topyekun direniş ve özgürlüğünü sağlama savaşı devreye girecektir. Bu durumda da çözüm gelir. Bunu bir tehdit olarak söylemiyorum. Biz bu yolu tercih etmiyoruz. İşte 4 gerilla kendini yakmış deniliyor. Bu acılar bizi çok zorluyor. Biz bu acıların yaşanmasını istemiyoruz. O yüzden diyalog-müzakere yöntemiyle sorunun çözümünü gerçekleştirmek istiyoruz. Bu süreçte herkes üzerine düşen rolü oynamalıdır. Bütün Kürtler ulusal birlik çerçevesinde bir araya gelmelidir. Talabani ve Barzani de bu dönemde olumlu rol oynamak istediklerini belirtiyorlar. Onları da bu süreçte rol almalarını sağlamak gerek. Zaten onların yaklaşımları da olumludur.

 Bu çerçevede Newroz mesajımı da vermek istiyorum.  Halkımıza şunları söyleyebilirim. Burada heyetle yürüttüğümüz diyalog devam ediyor. Pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Bu pratik öneriler çerçevesinde yaz başına kadar gelişmeleri takip edeceğiz. Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz. Bu yöntem pratikleşirse 2011 yılı çözümün geliştiği yıl olacaktır. Eğer bu diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alamazsak 2011 yılının ikinci yarısından itibaren topyekun direniş ve özgürlüğünü sağlama süreci gelişecektir. Bu yol da çözümü getirir ama tercihimiz değildir. Aynı şekilde gelişecek bu ikinci yol tehdit olarak algılanmamalıdır. Müzakere süreci gelişmezse çatışma  süreci kaçınılmazdır. Böylesi bir ortamda da geçmişten farklı olarak üç-dört misli kayıplar yaşanabilir. Çözüm her koşulda kendini dayatmaktadır. Tüm halkımız her türlü olasılığa göre kendini hazırlamalıdır. Çözüm sürecinin gelişmesi için herkes üzerine düşen görevi sağduyuyla gerçekleştirmelidir.

Bu vesileyle Türk halkına da Newroz mesajım şudur: Demokratik birlik çerçevesinde Kürt sorunun çözümüne destek verin. Demokratik anayasa çerçevesinde gelişecek çözüm tarihsel sorunlara cevap olacaktır. Kürt halkının demokratik taleplerine karşılık verilmelidir. Herkes Newroz'a bu duygularla yaklaşmalıdır. Türkiye'de Kürt sorununun çözümü demek aynı zamanda Suriye'de, İran'da, Irak'ta Kürtlerin statüsünün değişmesi, buralardaki sorunun da çözümü demektir. Bu inançla bütün halkımızın Newroz’unu kutluyorum. Anlaşıldı herhalde.

Kadınlara  selamlarımı iletiyorum. Ayrıca cezaevlerinden birçok mektup geldi, isimlerini burada tek tek sayamayacağım. Cezaevlerinde sağlık durumu ağır olan arkadaşlar var. Onlara özel selamlarımı iletiyorum. Onları dışarı çıkaracağız. Onların dışarı çıkarılması, tedavilerinin gerçekleşmesi için heyetle görüşeceğim. Cezaevlerindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. 

Dersim, Diyarbakır ve Muş’taki halkımıza özel selamlarım iletiyorum.

İyi günler.

 

18 Mart 2011