Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Kürtlerin Gerçek Gündemi Demokratik Özerkliktir
 

          

     

Herşey omuzlarıma yıkılmış. Devlet zayıfladı bana geldi, KCK zayıfladı bana geldi. İş bana kaldı, iş üstüme yüklendi.Benden beklentiler var. Var değil mi? Evet, herkes benden bir şeyler bekliyor.

Herhalde Demokratik Özerklik kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Yazarlar ve aydınlar arasında iki ayrı görüş ortaya çıkıyor galiba. Bir görüş Demokratik Özerkliğin daha sonra bir bağımsızlık talebine dönüşeceği,Türkiye'yi bölebileceği,  bağımsızlık öncesi bir aşama olduğu yönünde. Yani taktik olduğunu düşünüyorlar! İkinci görüş ise Demokratik Özerkliğin tartışılması gerektiğini, Demokratik Özerkliğin Türkiye'yi daha demokratik bir hale getireceği ve bir ayrılmayı yaratmayacağı yönünde. Bu görüşlerden hangisi daha  baskın.

Avrupa'da iki yüz civarında kurum, Kürtlerin demokratik özerklik   projesini  desteklediklerini ve referandumda boykot kararını da desteklediklerini açıkladıkları belirtiliyor. Kim bunlar? Kürt kurumları, Kürtlere yakın kuruluşlar, dost kurumlar mıdır?

KCK Yürtme Konseyi başkanlığı ve Kongre-Gel Divan Başkanlığı'nın yaptığııklamadan haberim var. Biliyorum.

Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani  KCK'nin yaptığııklamayı desteklediklerini, barış için rol almaya, çalışmaya hazır olduklarınııklamışlar. Abdullah Gül'ün açıklamalarından da haberim var. Devlet her yolu deneyebilir diyor.Adalet Bakanının bir açıklaması oldu. İki  Avrupa ülkesi derken hangilerini kastediyor. Almanya ve İngiltere mi?

BDP'nin boykot çalışmaları demek ki yoğun bir şekilde devam ediyor. Kadınlar ne yapıyor çalışıyorlar mı?

Tabi tecavüz kültürüne karşı çalışma yürütmek yetmez tek başına. Tecavüz kültürüne karşı mücadele edilirken her anlamıyla yetkinleşmek ve mücadele etmek gerekir. Bu çalışmaların yaygınlaştırılması ve kurumsallaşması lazım. Aksi halde yapılan mitingler kuru bir gürültüden öteye geçmez. Kadın özgürleşmeli. Bu tarihten gelen bir sorundur. Ne kadın erkeğin kölesi olmalı ne de erkek kadının kölesi olmalı.Tecavüz derken sadece cinsellik anlamıyla bir tecavüzden bahsetmiyorum. Burada çok derinlikli çok boyutlu bir kuşatma var. Medyaya da yansıyan Mardin'den bir haber vardı. Ben buna Mardinli mağdure diyorum. Bu kız çocuğu yüz kişinin tecavüzüne uğramış orada. Aynı şey Mardin'in bir köyünde de olmuştu. Aslında bu sadece orada değil, her tarafta yüzlerce örneği mevcuttur. Bu kültürel anlayış her yerde ortaya çıkmaktadır. İran'da da recm cezasına çarptırılan kadınlar var. Tabi ben sadece tecavüz kültüründen de bahsetmiyorum, medyada çıkan şu klasik tecavüzleri kastetmiyorum. Hem kültürel hem ekonomik hem sosyal anı hayatın her alanındaki tecavüzden bahsediyorum. Yani kadınlar hayatın her alanında özgün örgütlenmelerini yaratmalıdırlar. Siyaset akademilerinden bahsetmiştim buralarda kurumsallaşabilirler. Diyarbakır'da ve her yerde kadınlar bunları iyice tartışmalıdır.

Evlilik, kadın-erkek ilişkileri çok derin konulardır. Basit değil. Erkek kadın ilişkisinde kadın belirleyici olmalıdır. Hem kadın üzerindeki hem toplumsal kuşatma hem de erkeğin kuşatması tarihten gelen bir sorundur. Kadın burada özgürlüğünü kaybetmiştir. Evlilik de şu anda kadın üzerinde hükmetmenin bir aracı olarak uygulanıyor. Kadın erkek ilişkisi dipsiz bir kuyu gibidir. Çok derindir. Buradan her şey çıkabilir.Ya birbirinizi  bitirirsiniz ya da filozof olursunuz. Biliyorsunuz bunun güzel örneklerinde bir tanesi filozof Sokrates'tir. Zaten kendisi de diyor: Evlilik beni filozof yaptı. Siz de ya bu ilişkiyi iyi anlar filozof olursunuz ya da birbirinizi bitirirsiniz. Zizek'in de bu konuda ki tespiti çok önemlidir. Onlar da doğru anlamış. Ben evliliği mahkum etmiyorum. Ama bu ilişikilerin çok zorlu olduğunu, özgürlük temelinde olması gerektiğini belirtiyorum. Evlilikte kadının tercihi esas alınmalıdır. Kadın belirleyici olmalıdır. Kadınlar yaşamdaki ihtiyaç ve taleplerini doğru belirleyip ve bu konuda karar alma gücünü göstermelidirler. Hayatın her alanına dair kendi özgün tartışmalarını yapıp bu kararları alıp ve bu kararlarını uygulamalıdırlar.

Batman'daki olay üzerinde durulmalı ve mutlaka aydınlatılmalıdır. BDP'nin bunu ortaya çıkarmış olması gerekiyordu. Kim tarafından yapılırsa yapılsın BDP buna karşı çıkmalı tavır almalıydı. Salih Özdemir olayıyla ilgili olarak, bunların niçin gece yarısı dışarı çıktığı mutlaka aydınlatılmalıdır. Bilinen şahıslar gece randevularına gitmesinler. Gideceklerse de programlı planlı gitsinler. Yanlarında bir iki kişi koruma alarak gitsinler. Mesela BDP bir yerde açıklama ya da miting yapacağı zaman bütün kendi savunmasını tedbirini önceden kendisi alır. Hiçbir boşluğa yer bırakmayacak şekilde planlamasını yapar. Sonra gider programını uygular ve geri döner. Öyle devletin güvenliklerini sağlamalarını bekleyerek olmaz. Bunları yapmayacaksan kendi güvenliğini sağlamayacaksan sonra da sızlayıp bize yöneliyorlar demenin bir anlamı yok. Sevahir, Ahmet onları da bu nedenle daha önce eleştirmiştim. Birçok genç var, kendilerini bu anlamda daha güvenli biçimde konumlandırabilirler. Provokasyonlar tanıdık simalara yönelebilir. Sabahat Tuncel bir yere bir olayla ilgili açıklama yapmak için gitmişti, yönelmek istemişlerdi. Ama başarılı olamadılar. Mersin'deki bayrak provakasyonunda da provakasyon sonrası kime yöneleceklerini planlamışlardır. Provakasyonlar planlıdır. Tüm planlamasını önceden yapıyorlar, provakasyon esnasında kime yöneleceklerini iyi biliyorlar. Özellikle tanıdık simalara yönelebilirler. Bu nedenle herkes kendi öz savunmalarını gerçekleştirsinler. Kendi can güvenliklerini korusunlar. Bu anayasada da yer alan bir haktır. Avukatlarım da kendisine  dikkat etmelidirler. Onlara da yönelebilirler.

Dörtyol'da bir provakasyon tasarlanmıştı. Mesele sadece Dörtyol'da değil 30-40 ayrı yerde bu provakasyon olaylarının planlandığını düşünüyorum. Bu olaylar Maraş, Sivas olaylarına benziyor. Bu Dörtyol olayında üç yüz kişiyi öldürebilirlerdi. Bu Sivas katliamın Maraş katliamının eksik kalanının tamamlanmasıdır. Musa Anter'in öldürülmesi gibi aydın komploları gerçekleştirilebilir. Bu bir örtülü katliamdır. Burada başarılı olamadılar. Başarılı olamamalarının bir sebebi AKP içindeki çelişkiler, MHP içindeki çelişkiler ve devlet içindeki çelişkiler ile ilgiliydi. Ve biraz da tesadüftü. Göze alamadılar. Devlet içinde bu olaylara karşı olan dürüst kimseler var. Ben de bunu durdurdum. Bu olayları burada ben engelledim. Bu provakasyonlar akim kaldı. Bu olayların önceki olaylardan farkı şudur: Önceki olayların başarıya ulaşma sansları yoktu ama şu anki olayların başarıya ulaşma şansı var. Bu nedenle çok tedbirli ve dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle Ege'de denediler. Her zaman deneyebilirler.

Yeniden daha kapsamlı olabilir. Şimdiki durum buna müsait. Devlet içinde bazı yapılar her türlü provekeyi yapabilirler.  Savaş bu şekilde devam ederse her iki taraftan da yozlaşmış bir savaş tarzı devreye girer. Bu çok daha tehlikeli olur. Bir sonrakinde katliam girişimi gerçekleştirilebilir. Çok fazla insan ölür. İşin içinden çıkılamaz. Bu provakasyonlarla yapılmak istenen örtülü bir soykırımdır. Kürtlerin şu an yaptıkları savaş değil sadece kendilerine karşı yapılan bu örtülü soykırımı durdurmaktır, başka bir şey değildir. Dörtyol'daki olayların içinde AKP mi var MHP mi var devlet mi var bilemiyorum. Ama bu olaylardan AKP'nin haberi vardı.

KCK'yi buradan sert uyarıyorum. Kale gibi korunan karakollara Donkişotça saldırılar PKK'yi yok eder. Böyle eylem tarzı olamaz. Savaşacaksanız doğru dürüst savaşın. Halkı da boşyere provake etmeyin. Diyelim ki Van'da topyekün savaşacak halk var. Burada bir iki asker polis öldürerek, Van'daki halkın bu potansiyelini de ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Kızıltepe'de halkın yüzde sekseni doksanı her türlü savaşa hazır. Ama siz orada geçenlerde yaptığınız eylemle halkın bu topyekün savaş potansiyelini ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Böyle savaş yürütmeyin. Eğer yapamıyorsanız bu halkı da rahat bırakın. Eğer yapabiliyorsanız savaşma gücünüz varsa o zaman da buna siz karar verirsiniz. Topyekün bir savaş kentlerde, Kandil'de halk gerilla hep birlikte o savaşı da sürdürürsünüz. Bu durum bir ay sürer üç ay sürer kaç ay sürer bilemem ama eğer yapabilecekseniz kendinizi buna hazırlamışsanız o zaman bunun kararını da siz verirsiniz. JİTEM gibi devlet içindeki çeteler halen aktifler. PKK'nin bunlara yarayacak tarzda eylem yapmaması lazım. KCK ya savaşı bir üst boyuta çıkartsınlar ya da savaşmasınlar. Bir üst boyuta çıkarıp savaşı kazanırsınız ya da halkı provake etmezsiniz. Eskiden de 1987'de  iki korucu için kızıp 20-30 kişiyi bir kerede öldürdüler. Bu yozlaşmış bir savaş tarzıdır. Ben böyle bir savaş tarzını hiçbir zaman tasvip etmedim. Ben ne savaşın ne savaşmayın diyorum. Benim burada ömrüm sınırlıdır. Her zaman ben olmayabilirim. KCK Kandil'de nasıl bir savaş yürüteceklerini nasıl bir pozisyon alacaklarını, ne kadar hazırlıklı olacaklarını, kaç kişi ile bu işi yürüteceklerini kendisi ciddi karar verir, kendisi yürütür. Ateşkes 12 Eylül'e kadar devam etsin. Fazlasını kabul etmiyorum, neyse kendisi karar vermiş buna. 12 Eylül'den sonra savaşacaklarsa topyekün savaşırlar, ki KCK buna karar vermiş ben değil. Bu eylemsizlik sürecini de kendi savaş yöntemlerini gözden geçirmek için kullanmalıdırlar. Nasıl bir savaş yürüteceklerini  netleştirsinler.

DTK Demokratik Ulus çalışmalarına devam etmelidir. Türkiye'deki diğer gruplar katılmamış. Onlara yönelik katılım çağrısı onların maskelerini düşürdü. Diyarbakır'da bir iki gün önce bazı sivil toplum kurumlarının açıklamalarını dinledim. Tabi bunlar devletle anlaşmışlar. KCK, PKK'nin tasviyesi ile legal siyasette yer alacakları konusunda devlet bunlara peşkeş çekmiş, bu konuda anlaşmışlar. Bu konuda birileri kendileriyle anlaşmışlar. “Eğer PKK tasfiye olursa insiyatifi size veririz” diye onları ikna etmişler. Tabi biz buna engel oluyoruz. Onların bu planları tutmadı.

Demokratik Özerkliğe gelince: Kamuoyuna bu düşüncelerimin iyi bir şekilde yansıtılması gerekir. Aydınlar demokratik özerklik konusunda benden açıklama bekliyorlar. BDP ve bizim çevre de demokratik özerkliği anlayamamış.

Demokratik Özerkliği şöyle izah edebiliriz; Demokratik ulus, bir ruh ise demokratik özerklik ise bedendir. Demokratik özerklik demokratik ulus inşasının ete kemiğe bürünmüş halidir, onun somutlaşmış bedenleşmiş halidir. Demokratik özerkliğin birkaç unsuru veya boyutu vardır:

1-Siyasi Boyut: Bu boyutta bir meclis olur. Ya da halkın bir kongresi olur. Bu kongre demokratik toplum kongresidir. Bu kongrenin bir de küçük bir yürütme kurulu olur.

2-Hukuki Boyut: Demokratik Özerklik projesinin hukuki statüsünü ifade eder. Biz buna statü diyelim. Katalanlar da bunu 'status' olarak ifade ediyorlar. Bu çok önemli. Yani hukuki olarak Kürtlerin statüsü ne olacak. Siz hukuku biliyorsunuz. Anayasa ve yasalara yansıtılır. Yasalar demokratik özerkliğin çerçevesinin içeriğini belirler. 

3-Ekonomik Boyut : İnşa edilen demokratik ulusun bir de ekonomik politikası olur. Nasıl bir ekonomi olmalıdır, bu belirlenir. Barajlar, yer altı-yerüstü kaynakların bir politikası olur. Vergiler alınacak ise nasıl ve ne kadar alınır bunlar belirlenir. Ekonomik sistem olarak kapitalizmi kabul edemeyiz. Belki kapitalizmi tam olarak ortadan kaldıramayız ama önemli oranda kapitalist ekonomik sistemi değiştirebilir, onu aşındırabilir, kendi ekonomik sistemimizi kurabiliriz. Bu sistemde halkın ekonomisi olur, bir kısmını da özel ekonomi oluşturur. Yani özel şirketler olur. Bütün bunlar tartışılmalıdır.

4-Kültürel Boyut: Bu kültürel boyut daha çok dil anadilde eğitimi, tarih ve sanatı kapsar. Kürtçe'nin Türkçe ile ilişkisi nasıl olmalıdır, anadilde eğitim nasıl yapılabilir, demokratik ulusun dil politikası nasıl olmadır bunlar tartışılmalıdır. Bir eğitim politikası oluşturulmalıdır. Kürtler kültürel soykırımı da tam olarak nasıl aşabilir bunu da bolca tartışıp kültürel soykırımı aşmalıdır.

5-Öz savunma Boyutu: Biz buna güvenlik boyutu da diyebiliriz. Yani burada soykırımı ele alıyoruz. Kürtler soykırımdan nasıl kurtulabilir bunu somutlaştırmalıdırlar.

Burada soykırım tüm soykırım çeşitlerini kapsar. Sadece fiziki değil kültürel ve her çeşit soykırımdan bahsediyorum. Yani Kürtlerin bir öz savunma durumuna kavuşması sağlanır.Toplum burada kendi öz savunmasını kurar. Bununla sadece elde silah bir durumu kastetmiyorum. Öz savunma KCK, PKK tarzı silahlı yapıyı değil halkın kendi güvenliğini sağlamasıdır. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi güvenlik sistemine kavuşmasını ifade ediyorum. Bunu daha fazla halk tartışır farklı sonuçlara ulaşabilirler. Mesela çocuklarını askere gönderecekler mi? Askeriyede yer alacaklar mı, bunlar tartışılır. Mesela korucular nasıl lağvedilecek, koruculuk meselesi nasıl halledilecek bunlar tartışılmalıdır. Bu güvenlik boyutu halkın öz savunması ekmek su hava kadar önemlidir. Bu olmadan yaşanmaz.

6-Diplomasi Boyutu: Bu da Kürtlerin diğer halklarla , toplumlarla olan ilişkilerini ele alır. Komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle ilişkiler olur. Diğer toplumlar ile nasıl bir ilişki istiyoruz, onlarla nasıl yaşamalıyız? Diplomasi boyutu bunu karşılar. 

Daha fazla uzatılabilir ancak bu altı boyut yeterlidir. Bir çerçevedir, ana hatları bunlardır. Bu boyutların her birine ilişkin birden fazla komisyon olur ve bunlar üzerinde çalışmalar olur.

 BDP, DTK demokratik özerklik projesi ile uğraşmalıdır. Demokratik özerklik projesini somutlaştırmalıdırlar. Kürtlerin gerçek gündemi budur, bu olmalıdır. Bu referandum Kürtlerin gerçek gündemini değiştirmek için bu kadar ön plana çıkarılıyor, suni bir gündemdir. Bu tartışmalarla Kürtlerin demokratik özerklik taleplerini gölgede bırakıyor. Herkes bunun üzerine seçime kadar çalışmalıdır ki, yarın öbür gün geç kalmayalım. Kürtlerin projesi budur diye sunmak önlerine koymak gerekiyor. Kürtlerin projesi nedir dendiğinde projemiz hazır olmalıdır. Demokratik Özerklik konusunu Katalanlar da tartışıyor.

Biliyorsunuz Katalanlar zekidirler. Bu özerklik konusunda bir proje hazırlayıp sundular. İspanya Anayasa Mahkemesi de bu projeyi birkaç noktası hariç onayladı. Onu da önümüzdeki dönemde muhtemelen kabul ederler. Halen tartışıyorlar. DTK, BDP demokratik özerklik projemiz ile ilgili seçime kadar çok hızlı bir şekilde çok büyük tartışmalar gerçekleştirmelidir. Bu söylediğim altı  boyut çerçevesinde  demokratik özerklik projesini somutlaştırmalıdır. Somut bir şekle getirmelidir. Çok büyük tartışsınlar, gece gündüz ibadet eder gibi ekmek su kadar lazım olan bu demokratik özerklik projesi üzerinde çalışmalıdırlar. Belki bazen aç kalınabilir az yenilip, az içilebilir ama demokratik özerklik Kürtlere  ekmek ve sudan daha önemlidir. Demokratik özerkliği bol bol tartışsınlar. Ben buna topyekün seferberlik diyorum. Demokratik özerklik üzerinde çalışmak DTK'nın görevidir. Demokratik bir anayasayı hazırlamak da BDP'nin görevidir. Yarın seçimlerden sonra devlet çözüm önerilerini sorduğunda bir çözüm önerileri olsun. Çözüme dair bir projeleri olsun. Bunu yoğun bir şekilde tartışsınlar. Beş milyon kitlemiz demokratik özerkliği yoğun tartışması ve bunu kavraması gerekir. Bunu bir çözüm projesi olarak geliştirsinler.

 Demokratik özerklik ve demokratik anayasa ayrı şeylerdir. Demokratik anayasa çalışmalarını tüm Türkiye genelinde yapacak ve Türkiye genelindeki sivil toplum örgütleriyle görüşecek BDP'dir. BDP'nin görevidir. BDP'nin demokratik anayasaya ilişkin yoğun bir çalışması olmalı. Demokratik anayasaya ilişkin bir projeleri olsun. KCK, PKK demokratik özerklik sistemi içinde kendi yerini belirleyecektir. Bu onların bileceği bir iştir. Kürtler, DTK, BDP bunlar nasıl bir yaşam isteyeceklerini tartışacaklar, buna karar verecekler. Bunu gece gündüz tartışacaklar. Tarihi bir süreçteyiz. Ben demokratik özerklik konusuna değinmiştim. Özgürlük sosyolojisi kitabımda değinmiştim. Bu kitabımdaki kavramlar üzerine yoğunca tartışmalar yapılabilir. Bu defa anlamlı bir çözümün geliştirilmesi önemlidir. DTK, Kürtler arası diyalog ve ilişkilere de önem vermelidir. Güney'de Barzani onların bize yöneleceklerini sanmıyorum. Yönelirse her şeyden önce kendi ayaklarına sıkmış olurlar.

Demokaratik ulus inşası ulus devlet değildir. Filistin, Güney tarzı ulus devlet bile değildir. Bunlar küçük bir devlet kurdurarak birbirleriyle çatıştırmayı düşünüyorlar. Filistin'i görüyorsunuz. Bu küçük devletçikler veya Kürtlerin küçük bir devleti olacaksa boğarlar bunu. Bu anlayışta olan Kürtler 'küçük bir devletimiz olsun bize yeter' diyorlar. Bu anlayış yüzbinlerce insanın ölümü anlamına gelir ve sonucu da boştur. Ulusların kendi  kaderini tayin hakkını sadece devletle devlet sahibi olmakla sağlanabileceği düşüncesi reel sosyalizmin yıkılışının temel nedenlerindendir. Bu ulus devlet anlayışı reel sosyalizmi bitirdi. Kendi kaderini tayin etmek ister ulus devlet, ister sosyalizmin, ister liberalizmin görüşü olan bu kapitalizme hizmet etmektir. Marx, Engels, Lenin hepsi bunu yanlış yorumladılar. Ben demokratik ulus inşasıyla ilgili görüşlerimi özgürlük sosyolojisi savunmamda iyi işledim. Dipnot da tartışacaksa bu konuları tartışabilir. Bunun gibi birçok konu var.

Doğubeyazıtı çok severim. Doğubeyazıt halkına, Patnos halkına, Kuzey Serhad halkına özel selamlarımı iletiyorum. Tatvan, Bitlis, Van ve İzmir'deki  halkımıza özel selamlarımı iletiyorum. Bitlis' e özel bir savaş sistemi uyguladılar. Ancak bu artık kırılıyor. Gelecekte çok önemli gelişmeler olacaktır. Taylan Çintay'dan bir mektup aldım. Çalışmalarını anlatmış çok beğendim. O yaptığı çalışmalarını hemen kitaplaştırsın, hiç vakit kaybetmesin. Kendisi de ağır hastaymış. Acil şifalar diliyorum. Kendisiyle görüşülmeli. Selamlarımı iletiyorum. Kendisini hep anacağım. Kendisi Evrim Alataş'ın köylüsüymüş. Akraba da olabilirler. O da kanserden öldü. Bu vesileyle Evrim Alataş'ı da tekrar anıyorum. Çalışmalarını mutlaka kitaplaştırsın. Mustafa Tunçözü'nden bir mektup aldım. Onun da bir çalışması varmış. Çalışmasının bazı yönleri zayıf olabilir. Üzerinde daha fazla çalışabilir. Gebze Cezaevinden Şengül Yılmaz'ın mektubunu aldım. İyi yazmış. Ona ve tüm kadın tutsaklara, Ebru'ya da özel selamlarımı iletiyorum. Ertuğrul Kürkçü ve diğer aydın kesimlere  selamlarımı söylüyorum. iyi günler diliyorum.

Rojbaş. Bu sözü hiç unutmayacağım.

Herkese selamlar.

18 AĞUSTOS 2010

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com