|
Herşey omuzlarıma
yıkılmış.
Devlet zayıfladı
bana geldi, KCK zayıfladı
bana geldi.
İş
bana kaldı,
iş üstüme yüklendi.Benden beklentiler var. Var
değil
mi? Evet, herkes benden bir şeyler bekliyor.
Herhalde Demokratik Özerklik kamuoyunda yoğun
bir şekilde tartışılıyor.
Yazarlar ve aydınlar
arasında
iki ayrı
görüş ortaya çıkıyor
galiba. Bir görüş Demokratik Özerkliğin
daha sonra bir bağımsızlık
talebine dönüşeceği,Türkiye'yi
bölebileceği,
bağımsızlık
öncesi bir aşama olduğu
yönünde. Yani taktik olduğunu
düşünüyorlar!
İkinci
görüş ise Demokratik Özerkliğin
tartışılması
gerektiğini,
Demokratik Özerkliğin
Türkiye'yi daha demokratik bir hale getireceği
ve bir ayrılmayı
yaratmayacağı
yönünde. Bu görüşlerden hangisi daha baskın.
Avrupa'da iki yüz civarında
kurum, Kürtlerin demokratik özerklik projesini
desteklediklerini ve referandumda boykot kararını
da desteklediklerini açıkladıkları
belirtiliyor. Kim bunlar? Kürt kurumları,
Kürtlere yakın
kuruluşlar, dost kurumlar mıdır?
KCK Yürtme Konseyi başkanlığı
ve Kongre-Gel Divan Başkanlığı'nın
yaptığı
açıklamadan
haberim var. Biliyorum.
Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani KCK'nin yaptığı
açıklamayı
desteklediklerini, barış
için rol almaya, çalışmaya
hazır
olduklarını
açıklamışlar.
Abdullah Gül'ün açıklamalarından
da haberim var. Devlet her yolu deneyebilir
diyor.Adalet Bakanının
bir açıklaması
oldu.
İki
Avrupa ülkesi derken hangilerini kastediyor.
Almanya ve
İngiltere
mi?
BDP'nin boykot çalışmaları
demek ki yoğun
bir şekilde devam ediyor.
Kadınlar
ne yapıyor
çalışıyorlar
mı?
Tabi tecavüz kültürüne karşı çalışma
yürütmek yetmez tek başına. Tecavüz kültürüne
karşı mücadele edilirken her anlamıyla
yetkinleşmek ve mücadele etmek gerekir. Bu çalışmaların
yaygınlaştırılması
ve kurumsallaşması
lazım.
Aksi halde yapılan
mitingler kuru bir gürültüden öteye geçmez. Kadın
özgürleşmeli. Bu tarihten gelen bir sorundur. Ne
kadın
erkeğin
kölesi olmalı
ne de erkek kadının
kölesi olmalı.Tecavüz
derken sadece cinsellik anlamıyla
bir tecavüzden bahsetmiyorum. Burada çok
derinlikli çok boyutlu bir kuşatma var. Medyaya
da yansıyan
Mardin'den bir haber vardı.
Ben buna Mardinli mağdure
diyorum. Bu kız
çocuğu
yüz kişinin tecavüzüne uğramış
orada. Aynı
şey Mardin'in bir köyünde de olmuştu. Aslında
bu sadece orada değil,
her tarafta yüzlerce örneği
mevcuttur. Bu kültürel anlayış
her yerde ortaya çıkmaktadır.
İran'da
da recm cezasına
çarptırılan
kadınlar
var. Tabi ben sadece tecavüz kültüründen de
bahsetmiyorum, medyada çıkan
şu klasik tecavüzleri kastetmiyorum. Hem
kültürel hem ekonomik hem sosyal anı
hayatın
her alanındaki
tecavüzden bahsediyorum. Yani kadınlar
hayatın
her alanında
özgün örgütlenmelerini yaratmalıdırlar.
Siyaset akademilerinden bahsetmiştim buralarda
kurumsallaşabilirler. Diyarbakır'da
ve her yerde kadınlar
bunları
iyice tartışmalıdır.
Evlilik, kadın-erkek
ilişkileri çok derin konulardır.
Basit değil.
Erkek kadın
ilişkisinde kadın
belirleyici olmalıdır.
Hem kadın
üzerindeki hem toplumsal kuşatma hem de erkeğin
kuşatması
tarihten gelen bir sorundur. Kadın
burada özgürlüğünü
kaybetmiştir. Evlilik de şu anda kadın
üzerinde hükmetmenin bir aracı
olarak uygulanıyor.
Kadın
erkek ilişkisi dipsiz bir kuyu gibidir. Çok
derindir. Buradan her şey çıkabilir.Ya
birbirinizi bitirirsiniz ya da filozof
olursunuz. Biliyorsunuz bunun güzel örneklerinde
bir tanesi filozof Sokrates'tir. Zaten kendisi
de diyor: Evlilik beni filozof yaptı.
Siz de ya bu ilişkiyi iyi anlar filozof
olursunuz ya da birbirinizi bitirirsiniz.
Zizek'in de bu konuda ki tespiti çok önemlidir.
Onlar da doğru
anlamış.
Ben evliliği
mahkum etmiyorum. Ama bu ilişikilerin çok zorlu
olduğunu,
özgürlük temelinde olması
gerektiğini
belirtiyorum. Evlilikte kadının
tercihi esas alınmalıdır.
Kadın
belirleyici olmalıdır.
Kadınlar
yaşamdaki ihtiyaç ve taleplerini doğru
belirleyip ve bu konuda karar alma gücünü
göstermelidirler. Hayatın
her alanına
dair kendi özgün tartışmalarını
yapıp
bu kararları
alıp
ve bu kararlarını
uygulamalıdırlar.
Batman'daki olay üzerinde durulmalı
ve mutlaka aydınlatılmalıdır.
BDP'nin bunu ortaya çıkarmış
olması
gerekiyordu. Kim tarafından
yapılırsa
yapılsın
BDP buna karşı çıkmalı
tavır
almalıydı.
Salih Özdemir olayıyla
ilgili olarak, bunların
niçin gece yarısı
dışarı
çıktığı
mutlaka aydınlatılmalıdır.
Bilinen şahıslar
gece randevularına
gitmesinler. Gideceklerse de programlı
planlı
gitsinler. Yanlarında
bir iki kişi koruma alarak gitsinler. Mesela BDP
bir yerde açıklama
ya da miting yapacağı
zaman bütün kendi savunmasını
tedbirini önceden kendisi alır.
Hiçbir boşluğa
yer bırakmayacak
şekilde planlamasını
yapar. Sonra gider programını
uygular ve geri döner. Öyle devletin
güvenliklerini sağlamalarını
bekleyerek olmaz. Bunları
yapmayacaksan kendi güvenliğini
sağlamayacaksan
sonra da sızlayıp
bize yöneliyorlar demenin bir anlamı
yok. Sevahir, Ahmet onları
da bu nedenle daha önce eleştirmiştim. Birçok
genç var, kendilerini bu anlamda daha güvenli
biçimde konumlandırabilirler.
Provokasyonlar tanıdık
simalara yönelebilir. Sabahat Tuncel bir yere
bir olayla ilgili açıklama
yapmak için gitmişti, yönelmek istemişlerdi. Ama
başarılı
olamadılar.
Mersin'deki bayrak provakasyonunda da
provakasyon sonrası
kime yöneleceklerini planlamışlardır.
Provakasyonlar planlıdır.
Tüm planlamasını
önceden yapıyorlar,
provakasyon esnasında
kime yöneleceklerini iyi biliyorlar. Özellikle
tanıdık
simalara yönelebilirler. Bu nedenle herkes kendi
öz savunmalarını
gerçekleştirsinler. Kendi can güvenliklerini
korusunlar. Bu anayasada da yer alan bir haktır.
Avukatlarım
da kendisine dikkat etmelidirler. Onlara da
yönelebilirler.
Dörtyol'da bir provakasyon tasarlanmıştı.
Mesele sadece Dörtyol'da değil
30-40 ayrı
yerde bu provakasyon olaylarının
planlandığını
düşünüyorum. Bu olaylar Maraş, Sivas olaylarına
benziyor. Bu Dörtyol olayında
üç yüz kişiyi öldürebilirlerdi. Bu Sivas katliamın
Maraş katliamının
eksik kalanının
tamamlanmasıdır.
Musa Anter'in öldürülmesi gibi aydın
komploları
gerçekleştirilebilir. Bu bir örtülü katliamdır.
Burada başarılı
olamadılar.
Başarılı
olamamalarının
bir sebebi AKP içindeki çelişkiler, MHP içindeki
çelişkiler ve devlet içindeki çelişkiler ile
ilgiliydi. Ve biraz da tesadüftü. Göze alamadılar.
Devlet içinde bu olaylara karşı olan dürüst
kimseler var. Ben de bunu durdurdum. Bu olayları
burada ben engelledim. Bu provakasyonlar akim
kaldı.
Bu olayların
önceki olaylardan farkı
şudur: Önceki olayların
başarıya
ulaşma sansları
yoktu ama şu anki olayların
başarıya
ulaşma şansı
var. Bu nedenle çok tedbirli ve dikkatli olmak
gerekiyor. Özellikle Ege'de denediler. Her zaman
deneyebilirler.
Yeniden daha kapsamlı
olabilir. Şimdiki durum buna müsait. Devlet
içinde bazı
yapılar
her türlü provekeyi yapabilirler. Savaş bu
şekilde devam ederse her iki taraftan da yozlaşmış
bir savaş tarzı
devreye girer. Bu çok daha tehlikeli olur. Bir
sonrakinde katliam girişimi gerçekleştirilebilir.
Çok fazla insan ölür.
İşin
içinden çıkılamaz.
Bu provakasyonlarla yapılmak
istenen örtülü bir soykırımdır.
Kürtlerin şu an yaptıkları
savaş değil
sadece kendilerine karşı yapılan
bu örtülü soykırımı
durdurmaktır,
başka bir şey değildir.
Dörtyol'daki olayların
içinde AKP mi var MHP mi var devlet mi var
bilemiyorum. Ama bu olaylardan AKP'nin haberi
vardı.
KCK'yi buradan sert uyarıyorum.
Kale gibi korunan karakollara Donkişotça saldırılar
PKK'yi yok eder. Böyle eylem tarzı
olamaz. Savaşacaksanız
doğru
dürüst savaşın. Halkı
da boşyere provake etmeyin. Diyelim ki Van'da
topyekün savaşacak halk var. Burada bir iki
asker polis öldürerek, Van'daki halkın
bu potansiyelini de ortadan kaldırmış
oluyorsunuz. Kızıltepe'de
halkın
yüzde sekseni doksanı
her türlü savaşa hazır.
Ama siz orada geçenlerde yaptığınız
eylemle halkın
bu topyekün savaş potansiyelini ortadan kaldırmış
oluyorsunuz. Böyle savaş yürütmeyin. Eğer
yapamıyorsanız
bu halkı
da rahat bırakın.
Eğer
yapabiliyorsanız
savaşma gücünüz varsa o zaman da buna siz karar
verirsiniz. Topyekün bir savaş kentlerde,
Kandil'de halk gerilla hep birlikte o savaşı da
sürdürürsünüz. Bu durum bir ay sürer üç ay sürer
kaç ay sürer bilemem ama eğer
yapabilecekseniz kendinizi buna hazırlamışsanız
o zaman bunun kararını
da siz verirsiniz. JİTEM
gibi devlet içindeki çeteler halen aktifler.
PKK'nin bunlara yarayacak tarzda eylem yapmaması
lazım.
KCK ya savaşı bir üst boyuta çıkartsınlar
ya da savaşmasınlar.
Bir üst boyuta çıkarıp
savaşı kazanırsınız
ya da halkı
provake etmezsiniz. Eskiden de 1987'de iki
korucu için kızıp
20-30 kişiyi bir kerede öldürdüler. Bu yozlaşmış
bir savaş tarzıdır.
Ben böyle bir savaş tarzını
hiçbir zaman tasvip etmedim. Ben ne savaşın ne
savaşmayın
diyorum. Benim burada ömrüm sınırlıdır.
Her zaman ben olmayabilirim. KCK Kandil'de nasıl
bir savaş yürüteceklerini nasıl
bir pozisyon alacaklarını,
ne kadar hazırlıklı
olacaklarını,
kaç kişi ile bu işi yürüteceklerini kendisi
ciddi karar verir, kendisi yürütür. Ateşkes 12
Eylül'e kadar devam etsin. Fazlasını
kabul etmiyorum, neyse kendisi karar vermiş buna.
12 Eylül'den sonra savaşacaklarsa topyekün
savaşırlar, ki KCK buna karar vermiş ben değil.
Bu eylemsizlik sürecini de kendi savaş
yöntemlerini gözden geçirmek için kullanmalıdırlar.
Nasıl
bir savaş yürüteceklerini netleştirsinler.
DTK Demokratik Ulus çalışmalarına
devam etmelidir.
Türkiye'deki diğer
gruplar katılmamış.
Onlara yönelik katılım
çağrısı
onların
maskelerini düşürdü. Diyarbakır'da
bir iki gün önce bazı
sivil toplum kurumlarının
açıklamalarını
dinledim. Tabi bunlar devletle anlaşmışlar.
KCK, PKK'nin tasviyesi ile legal siyasette yer
alacakları
konusunda devlet bunlara peşkeş çekmiş, bu
konuda anlaşmışlar.
Bu konuda birileri kendileriyle anlaşmışlar.
“Eğer
PKK tasfiye olursa insiyatifi size veririz” diye
onları
ikna etmişler. Tabi biz buna engel oluyoruz.
Onların
bu planları
tutmadı.
Demokratik Özerkliğe
gelince:
Kamuoyuna bu düşüncelerimin iyi bir şekilde yansıtılması
gerekir. Aydınlar
demokratik özerklik konusunda benden açıklama
bekliyorlar. BDP ve bizim çevre de demokratik
özerkliği
anlayamamış.
Demokratik Özerkliği
şöyle izah edebiliriz; Demokratik ulus, bir ruh
ise demokratik özerklik ise bedendir. Demokratik
özerklik demokratik ulus inşasının
ete kemiğe
bürünmüş halidir, onun somutlaşmış
bedenleşmiş halidir. Demokratik özerkliğin
birkaç unsuru veya boyutu vardır:
1-Siyasi Boyut:
Bu boyutta bir meclis olur. Ya da halkın
bir kongresi olur. Bu kongre demokratik toplum
kongresidir. Bu kongrenin bir de küçük bir
yürütme kurulu olur.
2-Hukuki Boyut:
Demokratik Özerklik projesinin hukuki statüsünü
ifade eder. Biz buna statü diyelim. Katalanlar
da bunu 'status' olarak ifade ediyorlar. Bu çok
önemli. Yani hukuki olarak Kürtlerin statüsü ne
olacak. Siz hukuku biliyorsunuz. Anayasa ve
yasalara yansıtılır.
Yasalar demokratik özerkliğin
çerçevesinin içeriğini
belirler.
3-Ekonomik Boyut
:
İnşa
edilen demokratik ulusun bir de ekonomik
politikası
olur. Nasıl
bir ekonomi olmalıdır,
bu belirlenir. Barajlar, yer altı-yerüstü
kaynakların
bir politikası
olur. Vergiler alınacak
ise nasıl
ve ne kadar alınır
bunlar belirlenir. Ekonomik sistem olarak
kapitalizmi kabul edemeyiz. Belki kapitalizmi
tam olarak ortadan kaldıramayız
ama önemli oranda kapitalist ekonomik sistemi değiştirebilir,
onu aşındırabilir,
kendi ekonomik sistemimizi kurabiliriz. Bu
sistemde halkın
ekonomisi olur, bir kısmını
da özel ekonomi oluşturur. Yani özel şirketler
olur. Bütün bunlar tartışılmalıdır.
4-Kültürel Boyut:
Bu kültürel boyut daha çok dil anadilde eğitimi,
tarih ve sanatı
kapsar. Kürtçe'nin Türkçe ile ilişkisi nasıl
olmalıdır,
anadilde eğitim
nasıl
yapılabilir,
demokratik ulusun dil politikası
nasıl
olmadır
bunlar tartışılmalıdır.
Bir eğitim
politikası
oluşturulmalıdır.
Kürtler kültürel soykırımı
da tam olarak nasıl
aşabilir bunu da bolca tartışıp
kültürel soykırımı
aşmalıdır.
5-Öz savunma Boyutu:
Biz buna güvenlik boyutu da diyebiliriz. Yani
burada soykırımı
ele alıyoruz.
Kürtler soykırımdan
nasıl
kurtulabilir bunu somutlaştırmalıdırlar.
Burada soykırım
tüm soykırım
çeşitlerini kapsar. Sadece fiziki değil
kültürel ve her çeşit soykırımdan
bahsediyorum. Yani Kürtlerin bir öz savunma
durumuna kavuşması
sağlanır.Toplum
burada kendi öz savunmasını
kurar. Bununla sadece elde silah bir durumu
kastetmiyorum. Öz savunma KCK, PKK tarzı
silahlı
yapıyı
değil
halkın
kendi güvenliğini
sağlamasıdır.
Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini,
kurumsallaşmasını
kendi güvenlik sistemine kavuşmasını
ifade ediyorum. Bunu daha fazla halk tartışır
farklı
sonuçlara ulaşabilirler. Mesela çocuklarını
askere gönderecekler mi? Askeriyede yer
alacaklar mı,
bunlar tartışılır.
Mesela korucular nasıl
lağvedilecek,
koruculuk meselesi nasıl
halledilecek bunlar tartışılmalıdır.
Bu güvenlik boyutu halkın
öz savunması
ekmek su hava kadar önemlidir. Bu olmadan
yaşanmaz.
6-Diplomasi Boyutu:
Bu da Kürtlerin diğer
halklarla , toplumlarla olan ilişkilerini ele alır.
Komşu çevre ülkeler ve diğer
parçadaki Kürtlerle ilişkiler olur. Diğer
toplumlar ile nasıl
bir ilişki istiyoruz, onlarla nasıl
yaşamalıyız?
Diplomasi boyutu bunu karşılar.
Daha fazla uzatılabilir
ancak bu altı
boyut yeterlidir. Bir çerçevedir, ana hatları
bunlardır.
Bu boyutların
her birine ilişkin birden fazla komisyon olur ve
bunlar üzerinde çalışmalar
olur.
BDP, DTK demokratik özerklik projesi ile uğraşmalıdır.
Demokratik özerklik projesini somutlaştırmalıdırlar.
Kürtlerin gerçek gündemi budur, bu olmalıdır.
Bu referandum Kürtlerin gerçek gündemini değiştirmek
için bu kadar ön plana çıkarılıyor,
suni bir gündemdir. Bu tartışmalarla
Kürtlerin demokratik özerklik taleplerini
gölgede bırakıyor.
Herkes bunun üzerine seçime kadar çalışmalıdır
ki, yarın
öbür gün geç kalmayalım.
Kürtlerin projesi budur diye sunmak önlerine
koymak gerekiyor. Kürtlerin projesi nedir dendiğinde
projemiz hazır
olmalıdır.
Demokratik Özerklik konusunu Katalanlar da tartışıyor.
Biliyorsunuz Katalanlar zekidirler. Bu özerklik
konusunda bir proje hazırlayıp
sundular.
İspanya
Anayasa Mahkemesi de bu projeyi birkaç noktası
hariç onayladı.
Onu da önümüzdeki dönemde muhtemelen kabul
ederler. Halen tartışıyorlar.
DTK, BDP demokratik özerklik projemiz ile ilgili
seçime kadar çok hızlı
bir şekilde çok büyük tartışmalar
gerçekleştirmelidir. Bu söylediğim
altı
boyut çerçevesinde demokratik özerklik
projesini somutlaştırmalıdır.
Somut bir şekle getirmelidir. Çok büyük tartışsınlar,
gece gündüz ibadet eder gibi ekmek su kadar lazım
olan bu demokratik özerklik projesi üzerinde çalışmalıdırlar.
Belki bazen aç kalınabilir
az yenilip, az içilebilir ama demokratik
özerklik Kürtlere ekmek ve sudan daha önemlidir.
Demokratik özerkliği
bol bol tartışsınlar.
Ben buna topyekün seferberlik diyorum.
Demokratik özerklik üzerinde çalışmak
DTK'nın
görevidir. Demokratik bir anayasayı
hazırlamak
da BDP'nin görevidir. Yarın
seçimlerden sonra devlet çözüm önerilerini sorduğunda
bir çözüm önerileri olsun. Çözüme dair bir
projeleri olsun. Bunu yoğun
bir şekilde tartışsınlar.
Beş milyon kitlemiz demokratik özerkliği
yoğun
tartışması
ve bunu kavraması
gerekir. Bunu bir çözüm projesi olarak
geliştirsinler.
Demokratik özerklik ve demokratik anayasa ayrı
şeylerdir. Demokratik anayasa çalışmalarını
tüm Türkiye genelinde yapacak ve Türkiye
genelindeki sivil toplum örgütleriyle görüşecek
BDP'dir. BDP'nin görevidir. BDP'nin demokratik
anayasaya ilişkin yoğun
bir çalışması
olmalı.
Demokratik anayasaya ilişkin bir projeleri olsun.
KCK, PKK demokratik özerklik sistemi içinde
kendi yerini belirleyecektir. Bu onların
bileceği
bir iştir. Kürtler, DTK, BDP bunlar nasıl
bir yaşam isteyeceklerini tartışacaklar,
buna karar verecekler. Bunu gece gündüz tartışacaklar.
Tarihi bir süreçteyiz. Ben demokratik özerklik
konusuna değinmiştim.
Özgürlük sosyolojisi kitabımda
değinmiştim.
Bu kitabımdaki
kavramlar üzerine yoğunca
tartışmalar
yapılabilir.
Bu defa anlamlı
bir çözümün geliştirilmesi önemlidir. DTK,
Kürtler arası
diyalog ve ilişkilere de önem vermelidir.
Güney'de Barzani onların
bize yöneleceklerini sanmıyorum.
Yönelirse her şeyden önce kendi ayaklarına
sıkmış
olurlar.
Demokaratik ulus inşası
ulus devlet değildir.
Filistin, Güney tarzı
ulus devlet bile değildir.
Bunlar küçük bir devlet kurdurarak birbirleriyle
çatıştırmayı
düşünüyorlar. Filistin'i görüyorsunuz. Bu küçük
devletçikler veya Kürtlerin küçük bir devleti
olacaksa boğarlar
bunu. Bu anlayışta
olan Kürtler 'küçük bir devletimiz olsun bize
yeter' diyorlar. Bu anlayış
yüzbinlerce insanın
ölümü anlamına
gelir ve sonucu da boştur. Ulusların
kendi kaderini tayin hakkını
sadece devletle devlet sahibi olmakla sağlanabileceği
düşüncesi reel sosyalizmin yıkılışının
temel nedenlerindendir. Bu ulus devlet anlayışı
reel sosyalizmi bitirdi. Kendi kaderini tayin
etmek ister ulus devlet, ister sosyalizmin,
ister liberalizmin görüşü olan bu kapitalizme
hizmet etmektir. Marx, Engels, Lenin hepsi bunu
yanlış
yorumladılar.
Ben demokratik ulus inşasıyla
ilgili görüşlerimi özgürlük sosyolojisi
savunmamda iyi işledim. Dipnot da tartışacaksa
bu konuları
tartışabilir.
Bunun gibi birçok konu var.
Doğubeyazıtı
çok severim. Doğubeyazıt
halkına,
Patnos halkına,
Kuzey Serhad halkına
özel selamlarımı
iletiyorum. Tatvan, Bitlis, Van ve
İzmir'deki
halkımıza
özel selamlarımı
iletiyorum. Bitlis' e özel bir savaş sistemi
uyguladılar.
Ancak bu artık
kırılıyor.
Gelecekte çok önemli gelişmeler olacaktır.
Taylan Çintay'dan bir mektup aldım.
Çalışmalarını
anlatmış
çok beğendim.
O yaptığı
çalışmalarını
hemen kitaplaştırsın,
hiç vakit kaybetmesin. Kendisi de ağır
hastaymış.
Acil şifalar diliyorum. Kendisiyle görüşülmeli.
Selamlarımı
iletiyorum. Kendisini hep anacağım.
Kendisi Evrim Alataş'ın
köylüsüymüş. Akraba da olabilirler. O da
kanserden öldü. Bu vesileyle Evrim Alataş'ı
da tekrar anıyorum.
Çalışmalarını
mutlaka kitaplaştırsın.
Mustafa Tunçözü'nden bir mektup aldım.
Onun da bir çalışması
varmış.
Çalışmasının
bazı
yönleri zayıf
olabilir. Üzerinde daha fazla çalışabilir.
Gebze Cezaevinden Şengül Yılmaz'ın
mektubunu aldım.
İyi
yazmış.
Ona ve tüm kadın
tutsaklara, Ebru'ya da özel selamlarımı
iletiyorum. Ertuğrul
Kürkçü ve diğer
aydın
kesimlere selamlarımı
söylüyorum. iyi günler diliyorum.
Rojbaş. Bu sözü hiç unutmayacağım.
Herkese selamlar.
18 AĞUSTOS 2010
|