Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


AKP'ye Çağrı Yapıyorum; Tutuklamalara, Baskılara Derhal Son Vermelidir

                                   

    Sağlık koşullarım her zamaki gibidir. Çok fazla değişen bir şey yok. Geceleri uyuyamıyorum, nefessiz kalıyorum. Geceleri arada uyanma oluyor. Çok terleme oluyor. O pencerenin açılmasıyla biraz daha rahatladım tabi, açılmasaydı daha çok zorlanacaktım. Ancak görünür bütün rahatsızlıklarım devam ediyor. Nedeni bahsettim kuyu gibi bir yer olmasındandır. Kuyu etkisi taşıyor. Herhalde bundan sonra bu koşullarda kalacağım. Pek fazla değişiklik olmayacak galiba. Bakalım bu şekilde dayanmaya çalışacağım. Burada bundan sonra koşulların değişeceğini söylediler. Haftada üç gün diğerleri ile görüşme olacağını söylediler, görüşme günlerimiz üç güne çıktı. Bakacağız, göreceğiz.

   Paneller olmuş. 15 Şubat etkinlikleri oldu herhalde, diğer arkadaşlar televizyondan izlemişler, onlar söylediler, onlar televizyon izleyebiliyorlar, onlardan öğreniyorum. Bazı şeyleri onlardan öğreniyorum. Lübnan'da açlık grevleri olmuş. Strasburg'da da gösteri olmuş. Gösteriler yurt içinde ve dışında yaygın olmuş. Herhalde tutuklamalar da oldu. KCK operasyonlarıyla birlikte yapıldı deniliyor.

   PKK Yürütme Komitesi 15 Şubat komplosunun baş planlayıcısının baş aktörünün ABD olduğunu belirtmiş. Komplonun iki temel amacı olduğunu,  birincisinin Türkiye devletini bölgesel politikalarda kullanma amacı olduğunu ikincisinin ise PKK'nin mücadelesinin kapitalist sistemi tehdit ettiği ve oyunlarına çomak soktuğu, bu nedenlerle komplonun devreye konulduğunu açıklamış. Komployla amaçlananın Türkiye'yi bölge politikalarında kullanmak olduğunu söylemiş.

   Karayılan 15 Şubat komplosunun uluslararası hukuka ihanet olduğunu, Kürt halkının verdiği mücadelenin terörizm kapsamında ele alınmasının büyük bir haksızlık olduğunu belirmiş. Bütün bunlara rağmen yarattığım demokratik çizginin ve yaşam kültürünün Kürtlerin kalbinden hiç bir zaman silinmeyeceğini, devam edeceğini söylemiş.

   Karasu' da, komplonun 12. Yılının büyük bir mücadeleye sahne olacağını, çok çetin zor geçeceğini, herkesin buna hazırlıklı olması gerektiğini belirtmiş. Yani sert mi geçecek, ne demek istiyor?  Saldırılar artacak diyor. Ali Haydar Kaytan'da tasfiyenin kitlesel örgütlenmeyle boşa çıkarılabileceğini, toplumsallığın bir varoluş şartı olduğunu, Kürtlerin devlete ihtiyaç olmadan kendi toplumsal örgütlülüklerini gerçekleştirmeleri gerektiğini söylemiş.Evet. Toplumsallık önemli, kitlesel örgütlülüklerin geliştirilmesi gerekir diyor.

   Sabah radyodan dinledim. Dersim-Mazgirt'te böyle profesyonel bir birliğin operasyona çıktığını söylüyor. Nasıl, sonuç alıyorlar mı?  Anlaşıldı, bu tarz operasyonlar yapıyorlar yani. Herhalde duyduğum kadarıyla katılımlar bu aralar yoğunmuş değil mi?

   Avrupa'da ne var ne yok, var mı bir şeyler? Galiba Avrupa Komisyonu DTP'nin kapatılmasını, ve tutuklamaları endişe verici olarak değerlendirmiş. Hükümetin demokratik açılım konusunda doğru koşulları oluşturmadığını belirtmişler. Bunun takipçisi olacaklarını söylemişler. Hükümeti, baskıları eleştiriyorlar. Roj tv'de tartışmalar oluyor mu? Kimler çıkıyor? Herhalde birçok kesim çıkıyordur. İşte o gazeteler vardı, yazılarımın yayınlanacağı gazeteler vardı.İl Manifesto'da bu ay yayınlanan  yazı  nasıldı iyi miydi? Tv'de de yayınlandı mı, daha önceki yazılarımdan mı alınmış.Yani içeriği güçlüydü, uzun muydu, kısa mıydı, bir sayfa mıydı?

   Hatip onlardan bir haber var mı? Ebru onlardan haber var mı? Ne yapıyorlar, durumu nasıl? Alışabilmiş mi? Onlar ayrı bir cezaevinde mi kalıyorlar yoksa aynı cezaevinde ayrı bir yerde mi kalıyorlar? Kalabalıklar herhalde, yer sorunları var, kaç kişiler? Şinasi. O neredeydi? Nasıllar, durumları nasıl, iyiler mi?

   Şadiye'den sık sık mektup alıyorum. On altı yıldır cezaevinde olduğunu söylüyor. Şadiye nasıl biri, nerelidir? İyi biridir, mektupları fena değil.Mahsun Kahraman mı Korkmaz mı, sık sık mektubunu alıyorum, çok sık yazıyor bana. Mektupları fena değil. Tek tek sayamayacağım. Erzurum cezaevinden de mektup alıyorum. Muş cezaevinden de  mektup alıyorum. Hepsine tek tek cevap yazamıyorum, selamlarımı söylüyorum. Adıyaman cezaevinden de mektuplar alıyorum. Adıyaman'da 16 yaşındaki bir kızı diri diri gömdüler. Biliniyor Adıyaman Menzil tarikatının merkezidir, yıllardır orada yoğun faaliyetler yürütüyorlar. Kahta'da öyle bir şey kurmuşlar ki bu kızın öldürülmesinin nedeni buradaki tarikatla ilişkilidir, bağlantılıdır. Bu ideolojik yaklaşım üzerinde durabilirler. Cezaevindeki arkadaşlar bu olay üzerinden derinleşerek, bu konuları işleyebilirler. Benim zamanım yok, bu tarz çalışmalar yapmaya. Cezaevindeki arkadaşlar hem bu konuda hem diğer konularda roman yazabilirler, öyküleştirebilirler, makale yazabilirler. Bu tür olaylar roman diliyle daha iyi anlatılabilir, bu konuda anlamlı çalışmalar yapabilirler. Buna zamanları vardır, koşulları uygundur, yapabilirler. DTK da bu türden toplumsal sorunlar konusunda çalışmalar yapabilirler, asıl çalışma alanları görevleri budur. Şimdi Yüksel yapıyor değil mi onun başkanlığını, herhalde Diyarbakır'da. DTK'ya ilişkin çalışmaları ciddi yürütsünler, çıkıp ukalalık yapmasınlar, aksi halde çok kızarım. Yine BDP'ye ilişkin ne var ne yok?

   Önce il ve ilçe kongreleri yapılır sonra genel kongre yapılmalıydı niye böyle oldu? BDP şu anda eskilerle mi devam ediyor yoksa yeni isimler var mı? Yeni isimler kim? Oktay Konyar… Başka yeni isimler var mı? Filiz onlar görev aldı herhalde? Filizler nasıl, tecrübeleri vardır herhalde, çevrelerini de katmalılar. BDP'nin yeni Parti Meclisi yine 90 kişi mi? BDP'nin PM' si gibi konularla ilgilenmek gerek. Dinledim Esat Canan alınmadığından dolayı şikayet ediyor, "beni niye almadıklarını anlamadım" diyor. Niye almamışlar? Öyle olmaz. Hemfikirlilik olmasına gerek yok. Kendi içlerinde demokratik olmalılar, demokratik usulü oturtmalılar, demokrasiyi işletmeliler. Seçilirse göreve gelir, ailesi var, çevresi de var, tek başına çevre de önemli değil ama bu tür şeylere dikkat edilmelidir. Demokratik anlayış olmalıdır. Ciddi bir sorun yoksa alınmalıdır, çok şey yapmasınlar, değerlendirilebilir.

   Ertuğrul Kürkçü, Celal Beşiktepe ve Mahir Sayın ne diyorlar? Çağrımızı önemsediklerini söylüyorlarmış.   Peki önemsiyorlarsa niye bir şey yapmıyorlar? Sonuçta ne yapıyorlarsa yapsınlar BDP'ye mi katılırlar, -işte bir kısm, Ayşe, Filiz onlar katıldılar- Ertuğrul onlar da BDP'ye katılır mı katılmaz mı kendileri bilir. İster BDP'ye katılım biçiminde olur ister ayrı bir parti kurarlar ister çatı partisinde görev alırlar ama önemli olan ortak mücadele hattını örmeleri ve pratik bir şeyler yapmalarıdır. Ben Ertuğrul Kürkçülerin dergide  yayınlanan o iki sayısını okudum. İşte Ertuğrul o dergideki röportajında da anladığım kadarıyla bazı çekinceleri var. Yani sanki devlet yeni parti kurmalarına izin vermeyecekmiş gibi, onlara şiddetli yöneleceklermiş gibi bir kaygıları olduğunu hissettim. Onlara benim adıma şu net olarak söylenebilir, bu konuda rahat olmalılar. Türkiye'de bir boşluk var. Kürtler ve demokrasi güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar şiddetlenir ama bu boşluk bizler tarafından doldurulursa Türkiye'de çok anlamlı ve uzun vadeye yayılan bir barışın önü açılır. Türkiye'de bu konuda ortak bir hattın örülmesi gerekir. Yoksa işte CHP-MHP gibi ulusalcı faşist güçler bu boşluğu kullanırsa çıkmazı derinleştirirler. Kürkçü'nün Reşadiye'ye ilişkin bir eleştirisi de olmuştu. Ona Reşadiyelerin olmaması için mutlaka demokratik birlikteliğin sağlanması gerekiyor, demek lazım. Eğer bu olmazsa Karasu'nun dediği gibi,  saldırılar tırmanır ve çatışma süreci derinleşir.

   Ertuğrullara söylenirse o da hatırlar, 65-68 döneminde ortanın solu söylemi vardı. O dönem TİP'in muazzam bir yükselişi vardı, bu yükselişi durdurmak için ortanın solu söylemini geliştirdiler. Ben o zamanlar Siyasal Bilgilerde öğrenciydim. Rahşan siyasala geldiğinde devrimci öğrenciler onu protesto ettiler ve o zaman Rahşan'a şunu diyorlardı, siz solun içini boşaltıp bu değerleri saptırmaya çalışıyorsunuz. O zamanın devrimci gençliği bu konuda çok sert bir tavır aldı devrimci solun ve devrimci gençliğin önünde engelsiniz dediler. Rahşan onları dışarı attırdı. O zamanki devrimci gençliğin bu tavrının iyi anlaşılması gerekir. Yine Celal Beşiktepe de ADYÖD'te üyeydi, bu gelişmeleri bilir. O da söylemlerini pratikleştirmelidir. Onlara şu söylenmeli, şimdiki koşullar o dönemki koşullardan daha uygundur. Şimdiki mevcut boşluğun radikal demokratlar tarafından doldurulması gerekiyor. O zaman ortanın solu, devrimci solu engelliyordu. Şimdi ise aynı şeyi CHP ile yapıyorlar, yapabilirler. Bunu çok iyi görmeleri gerekiyor. Bu nedenle bir an evel ortak mücadeleyi örgütlemeleri gerekiyor. Bunu ister BDP'nin içinde yaparlar, ister çatı partisi içinde yer alırlar, nasıl yaparlarsa yapsınlar ama önemli olan bu boşluğu doldurmalarıdır. BDP de daha önceki partiler gibi olmasın, onların bıraktıkları milliyetçi izlenimden kurtulmalıdır. Yeni dönemde kendisini radikal demokratik bir Türkiye partisi olarak örgütlemelidir. Bu ortak mücadele hattı projesi Kürtler ve radikal demokratların projesidir. Burada o diğer  TİKKO'cu arkadaşla görüşüyorum. Kendisinin herhalde ailesinden gelen giden kimse yok, böyle bir durumu var. TİKKO çevresi de bu projeye katılabilir. Bu temelde onlarla da görüşülebilir. Hatta bunun içerisinde muhafazakar demokratlar da yer alabilir. Eğer bunu yapmazlarsa, ortak mücadeleyi geliştirmezlerse ben o zaman Ergenekon etkilemesi demek zorunda kalacağım.

   Yapılacak olan demokratik çözüm konferansına katılabilir. Benim bu konudaki görüşlerim uygun bir şekilde düzenlenip konferans bileşimiyle  paylaşılabilir. Apo böyle düşünüyor, denilir. Olmasa da uygun bir şekilde kendilerine düşüncelerim iletilebilir. Ama bu çalışmaların takipçisi olmak lazım. Benim adıma Ertuğrul onlara şu söylenebilir; Ertuğrul biliyor bizim çözüm yönünde '93'ten beri çabamız oldu. Ta Özal'dan beri bu konularda devletle görüşmelerimiz oldu, oluyor. Bu görüşmelerim yazılı-sözlü oldu. Yanlış bir anlaşılma var, her şey bitmiş değil, yani çözüm umudumuz devam ediyor ama burası Türkiye, ne olacağı belli olmaz. Barış gelişirse çok anlamlı olacak. Hatta etkileri ta Pakistan'a, Yemen'e kadar yayılır. Her tarafa örnek bir model olur. Ancak barış gelişmezse de çok derin bir çatışma süreci başlar, binlerce insan hayatını kaybeder. Biz bunların olmaması için çabalıyoruz. Bahara kadar umarım bu konuda gelişmeler olur, beklentimiz bu yönlüdür.

   Ufuk Uras onların parti girişimi ne oldu? Bitti mi? Bitti herhalde. İşte yıllardır sizlere, alevilere parti kurduracağız diyorlar işte kurdurmuyorlar, oyalıyorlar. Yine On Aralık Hareketi'ne parti kurdurmuyorlar. Bir türlü örgütlülükleri gelişmiyor, partileşeceğiz diyorlar parti kurdurmuyorlar. Geçmişten bu yana bunlar sanki bilinçli oyalanıyor. Bunlardan dolayı bu alanda sürekli bir boşluk yaratılıyor. Böylece bu kesimler oyalanarak eritilmeye çalışılıyor ve bu şekilde siyaseten etkisizleştiriliyorlar. Buna dikkat edilmelidir, bunların farkında olunmalıdır. BDP'nin oy oranı yüzde kaçlarda? Hala % 7.5 te mi?

   Hayret, ben BDP'nin oy oranın yüzde on, yüzde on buçuklarda olduğunu tahmin ediyordum. Şaşırdım, nasıl bu kadar düşük. Demek ki iyi örgütlenemiyorlar. Ortak mücadele hattını geliştirirlerse yüzde on beşlere rahatlıkla çıkabilirler. Yüzde on yüzde on beş oy alırlarsa demokratik çözümü daha rahat geliştirebileceklerini düşünüyorum, daha etkin olurlar. Sarıgül bile harıl harıl çalışıyor geliştiriyor örgütleniyor değil mi?

   Sarıgül bile bunu yapabiliyorsa, BDP niye yapmasın? BDP örgütlenmesini Türkiye'nin her yerine yaygınlaştırmalıdır. Başta Konya, Bursa, İstanbul, İzmir, Adana olmak üzere diğer bütün batı illerinde örgütlenmelerini geliştirmeliler, buna öncelik vermeliler.

   Barış umudumuzu koruyoruz ama herşeye de hazırlıklı olmak gerekir. Yine diyorum olası gelişmelere karşı PKK kendi kararlarını kendisi alır. Kendileri değerlendirir. Bahara kadar gelişmelerin olması önemlidir yoksa baharla birlikte yoğun çatışmalar yaşanabilir. Bunun olmaması için çabalıyoruz. Tabi tek başına bizim çabalarımızla olacak bir şey değil. Ben burada gerekli katkı sunmaya her zaman hazırım, bu güne kadar da sundum. Ancak bundan sonra sağlığım elvermeyebilir. Biliniyorki,  nefes alıp vermekte bile zorluk çekiyorum, nereye kadar dayanırım, bilemiyorum. Burada bana bir şey olduğu zaman kıyamet kopar, bunun farkındayım. O yüzden bir an önce bazı adımların atılması gerekiyor. Bu Türkiye için tarihi bir fırsattır, tarihi fırsat dediğim şey budur.

   AKP'nin bu konuda yaklaşımı önemli. AKP bir şeyler yapmak zorunda ancak yapısı buna ne kadar müsait. Kendi tabanına bu süreci ne kadar kabul ettirdiğini bilemiyorum. Yine değişime karşı ciddi direnen güçler de var. Bunun da bilinmesi gerekiyor. Ancak AKP'nin bu konuda cesur olması gerekiyor. Bu meselelere kararlı güçlü bir şekilde yaklaşmalılar. AKP'ye de buradan çağrı yapıyorum; tutuklamalara, baskılara derhal son vermelidir, çözüme hizmet eden yaklaşımlar içinde olmalıdır. AKP bir yandan bunu yapıyor öte yandan değişimi de gerçekleştirmek zorundadır. Bunun sancısını yaşıyor.

   Avni Özgürel AKP'nin şu andaki durumunu bir değişim makasına benzetiyor, makasın bir ucunda AKP'nin seçimleri kazanma, iktidarını sürdürme kaygısının olduğunu, makasın diğer ucunda ise Türkiye'nin değişimi dönüşümü olduğunu ve bu ikisinin arasında gidip geldiğini söylüyor. Yani AKP bir taraftan iktidarını sürdürmek zorunda bunun kaygısını güdüyor diyor, bir taraftan da değişim için kendini zorluyor. AKP herşeye rağmen değişimi gerçekleştirme konusunda cesur olmak zorundadır. Biz de Türkiye'de demokratik çözümü geliştirmeye çalışıyoruz. Bu bizim yolumuz. Biliniyor bu güne kadar Türkiye'de iki hegemonya var. Birinci hegemonya İttihat Terakki hegemonyasıdır. CHP ve MHP'yle ulusalcı-milliyetçi güçlerin temsil ettiği ittihat terakki hegemonyasıdır. Bu hegemonya 80-90 yıldır varlığını sürdürmektedir. İkinci hegemonya ise Türk-İslam sentezli hegemonyadır. Bu hegemonyanın temsilini ise AKP şu anda yapmaktadır. Bizim bu iki hegemonya karşısında geliştirdiğimiz üçüncü yol ise demokratik çözüm yoludur. İşte demokratik cumhuriyet dediğim budur. Bu hususu Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmamda da ayrıntılı olarak işlemiştim, oradan da yararlanılabilir. Bizim demokratik çözüm anlayışımızda üç ilke var. Birincisi demokratik ulus, ikincisi demokratik vatan, üçüncüsü demokratik cumhuriyettir. Demokratik ulus, hiç bir ulusun başka bir ulusa tahakküm kurmadığı, üstünde olmadığı, zorla asimile etmediği ulus anlayışıdır. Burada demokratik ulusta zorunlu asimilasyon yoktur, gönüllü asimilasyon vardır. Halklar, kültürler birbirleriyle gönüllü bir şekilde ilişki kurarlar, iç içe geçerler, birbirlerini yok etmezler, birbirlerinin yaşamsal varlıklarına saygılı karşılıklı birbirlerini beslerler. Demokratik ülke veya demokratik vatanda ise sınırlara takılmadan, herhangi bir sınır problemi yaratmaksızın birlikte yaşama vardır. Demokratik cumhuriyet ile bu tamamlanır. Bu anlayışımız Ortadoğu'nun demokratikleşmesi için de geçerlidir. Ortadoğu Kültürünü Demokratikleştirmek savunmamda bu işlenmiştir. Daha önce belirtmiştim üç teorik dört pratik ilke var.

   Radyodan dinledim, İran'da beş kişi idam etmişler, doğru mu? Tamam, yani faili meçhuller var. İran'ın durumu Türkiye'nin 90'lı yıllarının sonrasına benziyor. Çok tehlikeli. Ben buradaki halkımıza idamlardan dolayı başsağlığı diliyorum, sabır ve metanet diliyorum. Direnişlerini saygıyla karşılıyorum. Kendi güvenliklerini alabilirler, Zağros'a çekilebilirler ama kadın, çoluk, çocuk demiyorum, hedef haline gelenler kendi öz savunmalarını alabilirler, yaşlılar, çocuklar köylerinde kalabilirler ama hedef haline gelenler mutlaka Zağros'a çekilsinler. Aksi halde daha büyük katliamlar da gelişebilir. Tekrar ediyorum, kendi öz savunmalarını alsınlar. Devrimci direnişlerini devam ettirsinler. Yine belirtiyorum İran'ın durumu Türkiye'nin '90'lı yıllarının sonrasına benziyor o yüzden herkes kendi öz güvenliğini, öz savunmasına alabilmelidir.

   Yine bu vesileyle Irak'a ilişkin de şunları belirtebilirim. Bunu KCK için söylüyorum. Irak'ta bir demokratik birlik ve barış konferansı yapılabilir. Amerika Irak'tan çekilirse oradaki Araplar Kürtlere saldıracaklardır adeta bir soykırım tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. O yüzden ben demokratik birlik ve barış konferansı öneriyorum. Bütün oradaki halklar, Araplar, Kürtler ve diğerleri bu konferansta bir araya gelip kendi demokratik birliklerini ve geleceklerini oluşturmalılar, bu konuları derinlikli tartışmalılar. Aksi taktirde Kürtleri çok büyük tehlike bekliyor. Özellikle Saddam'ın idam edilmesinden sonra Kürtlere yönelik bu tehlike azalmamış daha da artmıştır. Eğer bu demokratik birlik ve barış çalışmaları gerçekleşmezse, bu yönde çabalar sarf edilmezse Hitlerin Yahudilere yaptığının daha beterini Araplar Kürtlere yapacaktır. Ayrıca Suriye için de şunları belirteyim; kendi öz örgütlülüklerini, savunmalarını sağlamlaştırmalılar. Bu temelde İran, Irak ve Suriye'deki halkımızı selamlıyorum.

   Ben daha önce hazırladığım 160 sayfalık yol haritasında bugüne kadar Kürtlere olan yaklaşımları üç kategoride değerlendirdim. Birincisi Kürtlere bugüne kadar uygulanan işte 80-90 yıldır uygulanan imha ve inkar yaklaşımıdır. Bu yaklaşım tutmadı. Bu yaklaşımla Kürtler bitirilemedi. İkincisi ise Kuzey Irak'ta küçük bir ulus-devletçik kurup, bütün Kürtleri ve sorunu bu küçük devlete hapsederek boğma yaklaşımıdır. Daha önce de söylemiştim bu İngilizlerin politikasıdır. Bu politikanın uygulamasında birinci amaç PKK'nin tasfiyesidir. İşte biliniyor bizden bazılarını kopardılar. Türkiye'de de DTP'nin üzerine giderek DTP'yi bizden koparmaya çalıştılar. Yine diğer parçalardaki halkımıza baskıyı derinleştirip bu politikayı hayata geçirmeye çalıştılar. İran'daki idam uygulamaları da bu politikaların bir sonucudur. İşte bu son idamlar Ahmet Davutoğlu'nun İran'a gittiği gün gerçekleştirildi. Bu bir nevi Türkiye'ye sunulmuş bir hediyedir. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sonuçta bu yaklaşım veya politika da tutmadı. Biz bunun üstesinden de geldik. Bu konuda özellikle halkımıza şükranlarımı iletiyorum. Onların yoğun bağlılığı, mücadelesi, direnişi bu politikayı boşa çıkardı, daha da güçlenerek çıktılar. Eğer bu politikaları tutsaydı sonuç Iraklılaşma, İranlılaşma, İsrail-Filistinlileşme gibi olacaktı. Bizim buradaki sabırlı duruşumuz ve halkımızın mücadelesiyle bunun böyle olmasının önüne geçildi. Bizim demokratik çözüm çizgimiz gelişme gösterdi.

   Komplo'nun 12. Yılı vesilesiyle geçen hafta yaptığım 15 Şubat açıklamalarına şu ekleri de yapabilirim. Halkımızın gösterdiği duyarlılık nedeniyle şükranlarımı sunuyorum. Halkımızına gösterdiği direniş komployu boşa çıkarmıştır. O yüzden tekrar halkımıza şükranlarımı iletiyorum. Komployla amaçlanan benim imhamdı. Bunun gerçekleşmesi durumunda bir kaos ortamı ve kanlı bir süreç olacaktı. Ben burada zor bela komployu boşa çıkarmak için kendimi yaşatmaya çalıştım. İmralı'daki koşullara karşı 11 yıllık duruşumun esası budur. Artık şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Halkımızın muazam direnişi, sahiplenmesi sonucunda Kürtlerin imha tehlikesi ve siyasi soykırım tehlikesi ortadan kalkmıştır.

   KCK, DTK, BDP ilişkisine ilişkin de şunları söyleyebilirim. KCK silahlı, illegal, yasa dışı bir örgütlenmedir. Kırda, şehirde, dört parçada, Türkiye'de, metropollerde, Avrupada her yerde kendi örgütlemesini yapar. Ancak DTK ve BDP'nin içine sızmamalıdır, DTK ve BDP de bunu kabul etmemelidir. DTK ise Kürtlerin sosyal, kültürel, ekonomik, spor, sanatsal alanda örgütlenmesidir. DTK sadece Kürtleri ilgilendiren bir örgütlenmedir. Bir sivil toplum kurumudur. Kendini bu şekilde örgütler, yasaldır, legaliteye dayanır. İşte Adıyaman'daki 16 yaşındaki kız çocuğunun dramı. DTK'nin işi işte bu tür sorunlarla ilgilenmedir. Yine bu kaçırılan kız çocukları var biliyorsunuz. Kimileri işte bu sahte doktorlar falan bunu yapıyor diyor ama işin iç yüzü böyle değildir. Hepsi öldürülüyor. DTK bu türden toplumsal sorunlarla ilgilenmelidir, çözümler geliştirmelidir. Bu vesileyle halkımıza da şunu söylüyorum, kendi öz savunmalarını, öz örgütlülüklerini geliştirmeliler. Kendilerini bekleyen bu büyük tehlikelere karşı sivil savunmalarını kendileri örgütleyebilmeli, geliştirebilmelidir. Herhangi bir devlet tedbirine ihtiyaç duymadan kendileri  bu türden sorunlarını halletmelidirler.

   DTK Kürtlerin sivil toplum alanıdır. BDP ise Demokratik Barış Partisi ise, tüm Türkiye alanına hitap eden legal siyasal partidir, legal siyasal alanda kendisini örgütler. Siyasal alandaki boşluğu doldurur. Siyasal temsiliyeti sağlar, taleplerini bu şekilde ifade eder. KCK ile organik bir bağı olamaz, olmamalıdır. Ancak onlara da düşmanlık yapmamalıdır; "bizim görevimiz onlara düşmanlık yapmak değildir" diyebilmeliler. Bu konuda net olmalılar. İşte dediğim gibi KCK genel tüm parçalardaki örgütlülüğü ifade der. Bunun içinde illegalitesi vardır, silahlı güçleri vardır. Şimdi KCK yasadışı ele alınıyor ama süreç barışçıl yönde gelişirse gelirler de. DTK ise sadece Kürtlerin sivil toplum kurumu, alanını ifade eder. BDP ise siyasal alandaki ifadedir, kendisini bu şekilde örgütler. Eğer KCK, DTK veya BDP'nin içine sızarsa, işte böyle 800-1000 kişi tutuklanır. Benim kendilerine ilişkin buradan geliştirebildiğim tedbir budur. Bu baskılar karşısında ben bu şekilde bir çare geliştirdim. Ancak kendileri de başka tedbirler geliştirebilirler. Benim elimden gelen budur. Bu tedbirler alınmazsa BDP'nin ömrü de diğer partiler gibi kısa olur, diğerleri gibi kapatılır. Böyle yapmazlarsa ömürleri uzun olmaz, baskılar artar. Ben burada Ebrulara da söylüyordum, dikkat etmediler, bu yüzden tutuklandılar. Yani kendi alanlarını netleştirmeliler.

   The Ekonomist dergisi,Türk ordusunun siyasete karışma tutkusundan vazgeçmesinin Başbuğ'un sayesinde olduğunu, Atatürk'ün 1909 yılında Jön Türklere askerlerin artık siyasete bulaşmaması, orduyu güçlendirmesi gerektiğini belirtiyormuş.Yani Mustafa Kemal'in söylemi böylece bugün yerine getirilmiş diyor.

   Can Dündar, benim daha önce Türkler ve Kürtlere Amerika'dan beklentilerinin olmaması gerektiğini, ABD'nin bir verip on alacağını söylediğimi yazmış. Buna rağmen Türkiye'de Türkler ve Kürtlerin hala Amerika'dan beklentilerinin olduğunu belirtiyor. Türkler ve Kürtlerin ortak olarak Amerika'ya karşı tepkilerini yöneltmelerini gerektiğini yazmış.

   Bu konuda yeri gelmişken belirtmek istediğim hususlar var. İçeride arkadaşlarla da bu konu üzerine tartışma yürüttük. Şimdi durum değişti. Aynı zamanda bununla birlikte 15 Şubat'a da ekleme yapmak istiyorum. Bütün halkımızın bunu bilmesi gerekiyor. Bunların politikaları halkların yararına değil kendi çıkarlarınadır. Bunların politikaları kendi çıkarları doğrultusunda kendilerine bağlı küçük ulus-devletçikler yaratarak -İşte küçük Kıbrıs, küçük Yunanistan, küçük Ermenistan, küçük Kürdistan bunlara örnektir- halkların özgürlük mücadelelerini boğmaktır. Eğer bizim söylediğimiz demokratik çerçevede bir çözüm gelişirse o zaman bunlara gerek kalmayacak, onlar da bu politikalarından başarılı olamayacaklardır. Bu temelde Amerika ile ilişkiler ölçülü bir şekilde olmalıdır. Hiç bir hegemonyaya dayalı olmaksızın kendi öz savunmalarını geliştirmeliler. Ancak kendi özgünlüğünüzü ve bağımsızlığınızı her zaman korumak şartıyla bu ilişki ele alınabilir.

   Ahmet Özer'in Türkler ve Kürtler adlı kitabı da getirilebilir. Yayınevi Hevi olabilir. Herhalde bizden etkilenerek yazmış. Yine Üç Bin Yıllık Kavga adlı kitapta getirilebilir. Daha önce istemiştim.

   Son dönemlerde bazı kitap isimlerini işte Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinden bakıyorum. Bu aralar zaten pek okumaya zaman ayıramıyorum.

   Mehmet Karasungur'un kaç tane kardeşi vardı? İki tane mi? Kardeşlerinden şehit düşen var. Kendisi de KDP ve YNK ile olan çatışmada talihsiz ve erken bir şekilde şehit düştü. O aileyi biliyorum. O aile korunmalı, yardımcı olunmalı. Tabi Bingöl de bizim için önemli bir yerdir. Burada çok değerli şehitlerimiz vardır. Mücadelemize değer kazandıran bir yerdir. Gurbetelli Ersöz'ün kardeşinin Avrupa'da ayrıldığını duydum, doğru mu?

   Halkımıza selamlarımı iletiyorum. Muş ve Çermik'teki halkımıza özel selamlarımı iletiyorum. Muş-Bulanık olayında yaşamını yitiren halkımızın iki değerli evladının ailelerine ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Cezaevindeki arkadaşlara da selamlarımı iletiyorum.

   Bana bir traş takımı getirilirse iyi olur.

   İyi günler.  

      17 Şubat 2010 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com