|
Sağlık
koşullarım her zamaki gibidir. Çok fazla değişen
bir şey yok. Geceleri uyuyamıyorum, nefessiz
kalıyorum. Geceleri arada uyanma oluyor. Çok
terleme oluyor. O pencerenin açılmasıyla biraz
daha rahatladım tabi, açılmasaydı daha çok
zorlanacaktım. Ancak görünür bütün
rahatsızlıklarım devam ediyor. Nedeni bahsettim
kuyu gibi bir yer olmasındandır. Kuyu etkisi
taşıyor. Herhalde bundan sonra bu koşullarda
kalacağım. Pek fazla değişiklik olmayacak
galiba. Bakalım bu şekilde dayanmaya
çalışacağım. Burada bundan sonra koşulların
değişeceğini söylediler. Haftada üç gün
diğerleri ile görüşme olacağını söylediler,
görüşme günlerimiz üç güne çıktı. Bakacağız,
göreceğiz.
Paneller
olmuş. 15 Şubat etkinlikleri oldu herhalde,
diğer arkadaşlar televizyondan izlemişler, onlar
söylediler, onlar televizyon izleyebiliyorlar,
onlardan öğreniyorum. Bazı şeyleri onlardan
öğreniyorum. Lübnan'da açlık grevleri olmuş.
Strasburg'da da gösteri olmuş. Gösteriler yurt
içinde ve dışında yaygın olmuş. Herhalde
tutuklamalar da oldu. KCK operasyonlarıyla
birlikte yapıldı deniliyor.
PKK
Yürütme Komitesi 15 Şubat komplosunun baş
planlayıcısının baş aktörünün ABD olduğunu
belirtmiş. Komplonun iki temel amacı olduğunu,
birincisinin Türkiye devletini bölgesel
politikalarda kullanma amacı olduğunu
ikincisinin ise PKK'nin mücadelesinin kapitalist
sistemi tehdit ettiği ve oyunlarına çomak
soktuğu, bu nedenlerle komplonun devreye
konulduğunu açıklamış. Komployla amaçlananın
Türkiye'yi bölge politikalarında kullanmak
olduğunu söylemiş.
Karayılan
15 Şubat komplosunun uluslararası hukuka ihanet
olduğunu, Kürt halkının verdiği mücadelenin
terörizm kapsamında ele alınmasının büyük bir
haksızlık olduğunu belirmiş. Bütün bunlara
rağmen yarattığım demokratik çizginin ve yaşam
kültürünün Kürtlerin kalbinden hiç bir zaman
silinmeyeceğini, devam edeceğini söylemiş.
Karasu'
da, komplonun 12. Yılının büyük bir mücadeleye
sahne olacağını, çok çetin zor geçeceğini,
herkesin buna hazırlıklı olması gerektiğini
belirtmiş. Yani sert mi geçecek, ne demek
istiyor? Saldırılar artacak diyor. Ali Haydar
Kaytan'da tasfiyenin kitlesel örgütlenmeyle boşa
çıkarılabileceğini, toplumsallığın bir varoluş
şartı olduğunu, Kürtlerin devlete ihtiyaç
olmadan kendi toplumsal örgütlülüklerini
gerçekleştirmeleri gerektiğini söylemiş.Evet.
Toplumsallık önemli, kitlesel örgütlülüklerin
geliştirilmesi gerekir diyor.
Sabah
radyodan dinledim. Dersim-Mazgirt'te böyle
profesyonel bir birliğin operasyona çıktığını
söylüyor. Nasıl, sonuç alıyorlar mı? Anlaşıldı,
bu tarz operasyonlar yapıyorlar yani. Herhalde
duyduğum kadarıyla katılımlar bu aralar yoğunmuş
değil mi?
Avrupa'da
ne var ne yok, var mı bir şeyler? Galiba Avrupa
Komisyonu DTP'nin kapatılmasını, ve
tutuklamaları endişe verici olarak
değerlendirmiş. Hükümetin demokratik açılım
konusunda doğru koşulları oluşturmadığını
belirtmişler. Bunun takipçisi olacaklarını
söylemişler. Hükümeti, baskıları eleştiriyorlar.
Roj tv'de tartışmalar oluyor mu? Kimler çıkıyor?
Herhalde birçok kesim çıkıyordur. İşte o
gazeteler vardı, yazılarımın yayınlanacağı
gazeteler vardı.İl Manifesto'da bu ay
yayınlanan yazı nasıldı iyi miydi? Tv'de de
yayınlandı mı, daha önceki yazılarımdan mı
alınmış.Yani içeriği güçlüydü, uzun muydu, kısa
mıydı, bir sayfa mıydı?
Hatip
onlardan bir haber var mı? Ebru onlardan haber
var mı? Ne yapıyorlar, durumu nasıl? Alışabilmiş
mi? Onlar ayrı bir cezaevinde mi kalıyorlar
yoksa aynı cezaevinde ayrı bir yerde mi
kalıyorlar? Kalabalıklar herhalde, yer sorunları
var, kaç kişiler? Şinasi. O neredeydi? Nasıllar,
durumları nasıl, iyiler mi?
Şadiye'den
sık sık mektup alıyorum. On altı yıldır
cezaevinde olduğunu söylüyor. Şadiye nasıl biri,
nerelidir? İyi biridir, mektupları fena değil.Mahsun
Kahraman mı Korkmaz mı, sık sık mektubunu
alıyorum, çok sık yazıyor bana. Mektupları fena
değil. Tek tek sayamayacağım. Erzurum
cezaevinden de mektup alıyorum. Muş cezaevinden
de mektup alıyorum. Hepsine tek tek cevap
yazamıyorum, selamlarımı söylüyorum. Adıyaman
cezaevinden de mektuplar alıyorum. Adıyaman'da
16 yaşındaki bir kızı diri diri gömdüler.
Biliniyor Adıyaman Menzil tarikatının
merkezidir, yıllardır orada yoğun faaliyetler
yürütüyorlar. Kahta'da öyle bir şey kurmuşlar ki
bu kızın öldürülmesinin nedeni buradaki
tarikatla ilişkilidir, bağlantılıdır. Bu
ideolojik yaklaşım üzerinde durabilirler.
Cezaevindeki arkadaşlar bu olay üzerinden
derinleşerek, bu konuları işleyebilirler. Benim
zamanım yok, bu tarz çalışmalar yapmaya.
Cezaevindeki arkadaşlar hem bu konuda hem diğer
konularda roman yazabilirler,
öyküleştirebilirler, makale yazabilirler. Bu tür
olaylar roman diliyle daha iyi anlatılabilir, bu
konuda anlamlı çalışmalar yapabilirler. Buna
zamanları vardır, koşulları uygundur,
yapabilirler. DTK da bu türden toplumsal
sorunlar konusunda çalışmalar yapabilirler, asıl
çalışma alanları görevleri budur. Şimdi Yüksel
yapıyor değil mi onun başkanlığını, herhalde
Diyarbakır'da. DTK'ya ilişkin çalışmaları ciddi
yürütsünler, çıkıp ukalalık yapmasınlar, aksi
halde çok kızarım. Yine BDP'ye ilişkin ne var ne
yok?
Önce
il ve ilçe kongreleri yapılır sonra genel kongre
yapılmalıydı niye böyle oldu? BDP şu anda
eskilerle mi devam ediyor yoksa yeni isimler var
mı? Yeni isimler kim? Oktay Konyar… Başka yeni
isimler var mı? Filiz onlar görev aldı herhalde?
Filizler nasıl, tecrübeleri vardır herhalde,
çevrelerini de katmalılar. BDP'nin yeni Parti
Meclisi yine 90 kişi mi? BDP'nin PM' si gibi
konularla ilgilenmek gerek. Dinledim Esat Canan
alınmadığından dolayı şikayet ediyor, "beni niye
almadıklarını anlamadım" diyor. Niye almamışlar?
Öyle olmaz. Hemfikirlilik olmasına gerek yok.
Kendi içlerinde demokratik olmalılar, demokratik
usulü oturtmalılar, demokrasiyi işletmeliler.
Seçilirse göreve gelir, ailesi var, çevresi de
var, tek başına çevre de önemli değil ama bu tür
şeylere dikkat edilmelidir. Demokratik anlayış
olmalıdır. Ciddi bir sorun yoksa alınmalıdır,
çok şey yapmasınlar, değerlendirilebilir.
Ertuğrul
Kürkçü, Celal Beşiktepe ve Mahir Sayın ne
diyorlar? Çağrımızı önemsediklerini
söylüyorlarmış. Peki önemsiyorlarsa niye bir
şey yapmıyorlar? Sonuçta ne yapıyorlarsa
yapsınlar BDP'ye mi katılırlar, -işte bir kısm,
Ayşe, Filiz onlar katıldılar- Ertuğrul onlar da
BDP'ye katılır mı katılmaz mı kendileri bilir.
İster BDP'ye katılım biçiminde olur ister ayrı
bir parti kurarlar ister çatı partisinde görev
alırlar ama önemli olan ortak mücadele hattını
örmeleri ve pratik bir şeyler yapmalarıdır. Ben
Ertuğrul Kürkçülerin dergide yayınlanan o iki
sayısını okudum. İşte Ertuğrul o dergideki
röportajında da anladığım kadarıyla bazı
çekinceleri var. Yani sanki devlet yeni parti
kurmalarına izin vermeyecekmiş gibi, onlara
şiddetli yöneleceklermiş gibi bir kaygıları
olduğunu hissettim. Onlara benim adıma şu net
olarak söylenebilir, bu konuda rahat olmalılar.
Türkiye'de bir boşluk var. Kürtler ve demokrasi
güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar
şiddetlenir ama bu boşluk bizler tarafından
doldurulursa Türkiye'de çok anlamlı ve uzun
vadeye yayılan bir barışın önü açılır.
Türkiye'de bu konuda ortak bir hattın örülmesi
gerekir. Yoksa işte CHP-MHP gibi ulusalcı faşist
güçler bu boşluğu kullanırsa çıkmazı
derinleştirirler. Kürkçü'nün Reşadiye'ye ilişkin
bir eleştirisi de olmuştu. Ona Reşadiyelerin
olmaması için mutlaka demokratik birlikteliğin
sağlanması gerekiyor, demek lazım. Eğer bu
olmazsa Karasu'nun dediği gibi, saldırılar
tırmanır ve çatışma süreci derinleşir.
Ertuğrullara
söylenirse o da hatırlar, 65-68 döneminde
ortanın solu söylemi vardı. O dönem TİP'in
muazzam bir yükselişi vardı, bu yükselişi
durdurmak için ortanın solu söylemini
geliştirdiler. Ben o zamanlar Siyasal Bilgilerde
öğrenciydim. Rahşan siyasala geldiğinde devrimci
öğrenciler onu protesto ettiler ve o zaman
Rahşan'a şunu diyorlardı, siz solun içini
boşaltıp bu değerleri saptırmaya çalışıyorsunuz.
O zamanın devrimci gençliği bu konuda çok sert
bir tavır aldı devrimci solun ve devrimci
gençliğin önünde engelsiniz dediler. Rahşan
onları dışarı attırdı. O zamanki devrimci
gençliğin bu tavrının iyi anlaşılması gerekir.
Yine Celal Beşiktepe de ADYÖD'te üyeydi, bu
gelişmeleri bilir. O da söylemlerini
pratikleştirmelidir. Onlara şu söylenmeli,
şimdiki koşullar o dönemki koşullardan daha
uygundur. Şimdiki mevcut boşluğun radikal
demokratlar tarafından doldurulması gerekiyor. O
zaman ortanın solu, devrimci solu engelliyordu.
Şimdi ise aynı şeyi CHP ile yapıyorlar,
yapabilirler. Bunu çok iyi görmeleri gerekiyor.
Bu nedenle bir an evel ortak mücadeleyi
örgütlemeleri gerekiyor. Bunu ister BDP'nin
içinde yaparlar, ister çatı partisi içinde yer
alırlar, nasıl yaparlarsa yapsınlar ama önemli
olan bu boşluğu doldurmalarıdır. BDP de daha
önceki partiler gibi olmasın, onların
bıraktıkları milliyetçi izlenimden
kurtulmalıdır. Yeni dönemde kendisini radikal
demokratik bir Türkiye partisi olarak
örgütlemelidir. Bu ortak mücadele hattı projesi
Kürtler ve radikal demokratların projesidir.
Burada o diğer TİKKO'cu arkadaşla görüşüyorum.
Kendisinin herhalde ailesinden gelen giden kimse
yok, böyle bir durumu var. TİKKO çevresi de bu
projeye katılabilir. Bu temelde onlarla da
görüşülebilir. Hatta bunun içerisinde
muhafazakar demokratlar da yer alabilir. Eğer
bunu yapmazlarsa, ortak mücadeleyi
geliştirmezlerse ben o zaman Ergenekon
etkilemesi demek zorunda kalacağım.
Yapılacak
olan demokratik çözüm konferansına katılabilir.
Benim bu konudaki görüşlerim uygun bir şekilde
düzenlenip konferans bileşimiyle
paylaşılabilir. Apo böyle düşünüyor, denilir.
Olmasa da uygun bir şekilde kendilerine
düşüncelerim iletilebilir. Ama bu çalışmaların
takipçisi olmak lazım. Benim adıma Ertuğrul
onlara şu söylenebilir; Ertuğrul biliyor bizim
çözüm yönünde '93'ten beri çabamız oldu. Ta
Özal'dan beri bu konularda devletle
görüşmelerimiz oldu, oluyor. Bu görüşmelerim
yazılı-sözlü oldu. Yanlış bir anlaşılma var, her
şey bitmiş değil, yani çözüm umudumuz devam
ediyor ama burası Türkiye, ne olacağı belli
olmaz. Barış gelişirse çok anlamlı olacak. Hatta
etkileri ta Pakistan'a, Yemen'e kadar yayılır.
Her tarafa örnek bir model olur. Ancak barış
gelişmezse de çok derin bir çatışma süreci
başlar, binlerce insan hayatını kaybeder. Biz
bunların olmaması için çabalıyoruz. Bahara kadar
umarım bu konuda gelişmeler olur, beklentimiz bu
yönlüdür.
Ufuk
Uras onların parti girişimi ne oldu? Bitti mi?
Bitti herhalde. İşte yıllardır sizlere,
alevilere parti kurduracağız diyorlar işte
kurdurmuyorlar, oyalıyorlar. Yine On Aralık
Hareketi'ne parti kurdurmuyorlar. Bir türlü
örgütlülükleri gelişmiyor, partileşeceğiz
diyorlar parti kurdurmuyorlar. Geçmişten bu yana
bunlar sanki bilinçli oyalanıyor. Bunlardan
dolayı bu alanda sürekli bir boşluk yaratılıyor.
Böylece bu kesimler oyalanarak eritilmeye
çalışılıyor ve bu şekilde siyaseten
etkisizleştiriliyorlar. Buna dikkat edilmelidir,
bunların farkında olunmalıdır. BDP'nin oy oranı
yüzde kaçlarda? Hala % 7.5 te mi?
Hayret,
ben BDP'nin oy oranın yüzde on, yüzde on
buçuklarda olduğunu tahmin ediyordum. Şaşırdım,
nasıl bu kadar düşük. Demek ki iyi
örgütlenemiyorlar. Ortak mücadele hattını
geliştirirlerse yüzde on beşlere rahatlıkla
çıkabilirler. Yüzde on yüzde on beş oy alırlarsa
demokratik çözümü daha rahat
geliştirebileceklerini düşünüyorum, daha etkin
olurlar. Sarıgül bile harıl harıl çalışıyor
geliştiriyor örgütleniyor değil mi?
Sarıgül
bile bunu yapabiliyorsa, BDP niye yapmasın? BDP
örgütlenmesini Türkiye'nin her yerine
yaygınlaştırmalıdır. Başta Konya, Bursa,
İstanbul, İzmir, Adana olmak üzere diğer bütün
batı illerinde örgütlenmelerini geliştirmeliler,
buna öncelik vermeliler.
Barış
umudumuzu koruyoruz ama herşeye de hazırlıklı
olmak gerekir. Yine diyorum olası gelişmelere
karşı PKK kendi kararlarını kendisi alır.
Kendileri değerlendirir. Bahara kadar
gelişmelerin olması önemlidir yoksa baharla
birlikte yoğun çatışmalar yaşanabilir. Bunun
olmaması için çabalıyoruz. Tabi tek başına bizim
çabalarımızla olacak bir şey değil. Ben burada
gerekli katkı sunmaya her zaman hazırım, bu güne
kadar da sundum. Ancak bundan sonra sağlığım
elvermeyebilir. Biliniyorki, nefes alıp
vermekte bile zorluk çekiyorum, nereye kadar
dayanırım, bilemiyorum. Burada bana bir şey
olduğu zaman kıyamet kopar, bunun farkındayım. O
yüzden bir an önce bazı adımların atılması
gerekiyor. Bu Türkiye için tarihi bir fırsattır,
tarihi fırsat dediğim şey budur.
AKP'nin
bu konuda yaklaşımı önemli. AKP bir şeyler
yapmak zorunda ancak yapısı buna ne kadar
müsait. Kendi tabanına bu süreci ne kadar kabul
ettirdiğini bilemiyorum. Yine değişime karşı
ciddi direnen güçler de var. Bunun da bilinmesi
gerekiyor. Ancak AKP'nin bu konuda cesur olması
gerekiyor. Bu meselelere kararlı güçlü bir
şekilde yaklaşmalılar. AKP'ye de buradan çağrı
yapıyorum; tutuklamalara, baskılara derhal son
vermelidir, çözüme hizmet eden yaklaşımlar
içinde olmalıdır. AKP bir yandan bunu yapıyor
öte yandan değişimi de gerçekleştirmek
zorundadır. Bunun sancısını yaşıyor.
Avni
Özgürel AKP'nin şu andaki durumunu bir değişim
makasına benzetiyor, makasın bir ucunda AKP'nin
seçimleri kazanma, iktidarını sürdürme
kaygısının olduğunu, makasın diğer ucunda ise
Türkiye'nin değişimi dönüşümü olduğunu ve bu
ikisinin arasında gidip geldiğini söylüyor. Yani
AKP bir taraftan iktidarını sürdürmek zorunda
bunun kaygısını güdüyor diyor, bir taraftan da
değişim için kendini zorluyor. AKP herşeye
rağmen değişimi gerçekleştirme konusunda cesur
olmak zorundadır. Biz de Türkiye'de demokratik
çözümü geliştirmeye çalışıyoruz. Bu bizim
yolumuz. Biliniyor bu güne kadar Türkiye'de iki
hegemonya var. Birinci hegemonya İttihat Terakki
hegemonyasıdır. CHP ve MHP'yle
ulusalcı-milliyetçi güçlerin temsil ettiği
ittihat terakki hegemonyasıdır. Bu hegemonya
80-90 yıldır varlığını sürdürmektedir. İkinci
hegemonya ise Türk-İslam sentezli hegemonyadır.
Bu hegemonyanın temsilini ise AKP şu anda
yapmaktadır. Bizim bu iki hegemonya karşısında
geliştirdiğimiz üçüncü yol ise demokratik çözüm
yoludur. İşte demokratik cumhuriyet dediğim
budur. Bu hususu Özgürlük Sosyolojisi adlı
savunmamda da ayrıntılı olarak işlemiştim,
oradan da yararlanılabilir. Bizim demokratik
çözüm anlayışımızda üç ilke var. Birincisi
demokratik ulus, ikincisi demokratik vatan,
üçüncüsü demokratik cumhuriyettir. Demokratik
ulus, hiç bir ulusun başka bir ulusa tahakküm
kurmadığı, üstünde olmadığı, zorla asimile
etmediği ulus anlayışıdır. Burada demokratik
ulusta zorunlu asimilasyon yoktur, gönüllü
asimilasyon vardır. Halklar, kültürler
birbirleriyle gönüllü bir şekilde ilişki
kurarlar, iç içe geçerler, birbirlerini yok
etmezler, birbirlerinin yaşamsal varlıklarına
saygılı karşılıklı birbirlerini beslerler.
Demokratik ülke veya demokratik vatanda ise
sınırlara takılmadan, herhangi bir sınır
problemi yaratmaksızın birlikte yaşama vardır.
Demokratik cumhuriyet ile bu tamamlanır. Bu
anlayışımız Ortadoğu'nun demokratikleşmesi için
de geçerlidir. Ortadoğu Kültürünü
Demokratikleştirmek savunmamda bu işlenmiştir.
Daha önce belirtmiştim üç teorik dört pratik
ilke var.
Radyodan
dinledim, İran'da beş kişi idam etmişler, doğru
mu? Tamam, yani faili meçhuller var. İran'ın
durumu Türkiye'nin 90'lı yıllarının sonrasına
benziyor. Çok tehlikeli. Ben buradaki halkımıza
idamlardan dolayı başsağlığı diliyorum, sabır ve
metanet diliyorum. Direnişlerini saygıyla
karşılıyorum. Kendi güvenliklerini alabilirler,
Zağros'a çekilebilirler ama kadın, çoluk, çocuk
demiyorum, hedef haline gelenler kendi öz
savunmalarını alabilirler, yaşlılar, çocuklar
köylerinde kalabilirler ama hedef haline
gelenler mutlaka Zağros'a çekilsinler. Aksi
halde daha büyük katliamlar da gelişebilir.
Tekrar ediyorum, kendi öz savunmalarını
alsınlar. Devrimci direnişlerini devam
ettirsinler. Yine belirtiyorum İran'ın durumu
Türkiye'nin '90'lı yıllarının sonrasına benziyor
o yüzden herkes kendi öz güvenliğini, öz
savunmasına alabilmelidir.
Yine
bu vesileyle Irak'a ilişkin de şunları
belirtebilirim. Bunu KCK için söylüyorum.
Irak'ta bir demokratik birlik ve barış
konferansı yapılabilir. Amerika Irak'tan
çekilirse oradaki Araplar Kürtlere
saldıracaklardır adeta bir soykırım tehlikesiyle
karşı karşıyadırlar. O yüzden ben demokratik
birlik ve barış konferansı öneriyorum. Bütün
oradaki halklar, Araplar, Kürtler ve diğerleri
bu konferansta bir araya gelip kendi demokratik
birliklerini ve geleceklerini oluşturmalılar, bu
konuları derinlikli tartışmalılar. Aksi taktirde
Kürtleri çok büyük tehlike bekliyor. Özellikle
Saddam'ın idam edilmesinden sonra Kürtlere
yönelik bu tehlike azalmamış daha da artmıştır.
Eğer bu demokratik birlik ve barış çalışmaları
gerçekleşmezse, bu yönde çabalar sarf edilmezse
Hitlerin Yahudilere yaptığının daha beterini
Araplar Kürtlere yapacaktır. Ayrıca Suriye için
de şunları belirteyim; kendi öz
örgütlülüklerini, savunmalarını
sağlamlaştırmalılar. Bu temelde İran, Irak ve
Suriye'deki halkımızı selamlıyorum.
Ben
daha önce hazırladığım 160 sayfalık yol
haritasında bugüne kadar Kürtlere olan
yaklaşımları üç kategoride değerlendirdim.
Birincisi Kürtlere bugüne kadar uygulanan işte
80-90 yıldır uygulanan imha ve inkar
yaklaşımıdır. Bu yaklaşım tutmadı. Bu yaklaşımla
Kürtler bitirilemedi. İkincisi ise Kuzey Irak'ta
küçük bir ulus-devletçik kurup, bütün Kürtleri
ve sorunu bu küçük devlete hapsederek boğma
yaklaşımıdır. Daha önce de söylemiştim bu
İngilizlerin politikasıdır. Bu politikanın
uygulamasında birinci amaç PKK'nin tasfiyesidir.
İşte biliniyor bizden bazılarını kopardılar.
Türkiye'de de DTP'nin üzerine giderek DTP'yi
bizden koparmaya çalıştılar. Yine diğer
parçalardaki halkımıza baskıyı derinleştirip bu
politikayı hayata geçirmeye çalıştılar.
İran'daki idam uygulamaları da bu politikaların
bir sonucudur. İşte bu son idamlar Ahmet
Davutoğlu'nun İran'a gittiği gün
gerçekleştirildi. Bu bir nevi Türkiye'ye
sunulmuş bir hediyedir. Ancak şunu rahatlıkla
söyleyebilirim, sonuçta bu yaklaşım veya
politika da tutmadı. Biz bunun üstesinden de
geldik. Bu konuda özellikle halkımıza
şükranlarımı iletiyorum. Onların yoğun
bağlılığı, mücadelesi, direnişi bu politikayı
boşa çıkardı, daha da güçlenerek çıktılar. Eğer
bu politikaları tutsaydı sonuç Iraklılaşma,
İranlılaşma, İsrail-Filistinlileşme gibi
olacaktı. Bizim buradaki sabırlı duruşumuz ve
halkımızın mücadelesiyle bunun böyle olmasının
önüne geçildi. Bizim demokratik çözüm çizgimiz
gelişme gösterdi.
Komplo'nun
12. Yılı vesilesiyle geçen hafta yaptığım 15
Şubat açıklamalarına şu ekleri de yapabilirim.
Halkımızın gösterdiği duyarlılık nedeniyle
şükranlarımı sunuyorum. Halkımızına gösterdiği
direniş komployu boşa çıkarmıştır. O yüzden
tekrar halkımıza şükranlarımı iletiyorum.
Komployla amaçlanan benim imhamdı. Bunun
gerçekleşmesi durumunda bir kaos ortamı ve kanlı
bir süreç olacaktı. Ben burada zor bela komployu
boşa çıkarmak için kendimi yaşatmaya çalıştım.
İmralı'daki koşullara karşı 11 yıllık duruşumun
esası budur. Artık şunu da rahatlıkla
söyleyebilirim. Halkımızın muazam direnişi,
sahiplenmesi sonucunda Kürtlerin imha tehlikesi
ve siyasi soykırım tehlikesi ortadan kalkmıştır.
KCK,
DTK, BDP ilişkisine ilişkin de şunları
söyleyebilirim. KCK silahlı, illegal, yasa dışı
bir örgütlenmedir. Kırda, şehirde, dört parçada,
Türkiye'de, metropollerde, Avrupada her yerde
kendi örgütlemesini yapar. Ancak DTK ve BDP'nin
içine sızmamalıdır, DTK ve BDP de bunu kabul
etmemelidir. DTK ise Kürtlerin sosyal, kültürel,
ekonomik, spor, sanatsal alanda örgütlenmesidir.
DTK sadece Kürtleri ilgilendiren bir
örgütlenmedir. Bir sivil toplum kurumudur.
Kendini bu şekilde örgütler, yasaldır,
legaliteye dayanır. İşte Adıyaman'daki 16
yaşındaki kız çocuğunun dramı. DTK'nin işi işte
bu tür sorunlarla ilgilenmedir. Yine bu
kaçırılan kız çocukları var biliyorsunuz.
Kimileri işte bu sahte doktorlar falan bunu
yapıyor diyor ama işin iç yüzü böyle değildir.
Hepsi öldürülüyor. DTK bu türden toplumsal
sorunlarla ilgilenmelidir, çözümler
geliştirmelidir. Bu vesileyle halkımıza da şunu
söylüyorum, kendi öz savunmalarını, öz
örgütlülüklerini geliştirmeliler. Kendilerini
bekleyen bu büyük tehlikelere karşı sivil
savunmalarını kendileri örgütleyebilmeli,
geliştirebilmelidir. Herhangi bir devlet
tedbirine ihtiyaç duymadan kendileri bu türden
sorunlarını halletmelidirler.
DTK
Kürtlerin sivil toplum alanıdır. BDP ise
Demokratik Barış Partisi ise, tüm Türkiye
alanına hitap eden legal siyasal partidir, legal
siyasal alanda kendisini örgütler. Siyasal
alandaki boşluğu doldurur. Siyasal temsiliyeti
sağlar, taleplerini bu şekilde ifade eder. KCK
ile organik bir bağı olamaz, olmamalıdır. Ancak
onlara da düşmanlık yapmamalıdır; "bizim
görevimiz onlara düşmanlık yapmak değildir"
diyebilmeliler. Bu konuda net olmalılar. İşte
dediğim gibi KCK genel tüm parçalardaki
örgütlülüğü ifade der. Bunun içinde illegalitesi
vardır, silahlı güçleri vardır. Şimdi KCK
yasadışı ele alınıyor ama süreç barışçıl yönde
gelişirse gelirler de. DTK ise sadece Kürtlerin
sivil toplum kurumu, alanını ifade eder. BDP ise
siyasal alandaki ifadedir, kendisini bu şekilde
örgütler. Eğer KCK, DTK veya BDP'nin içine
sızarsa, işte böyle 800-1000 kişi tutuklanır.
Benim kendilerine ilişkin buradan
geliştirebildiğim tedbir budur. Bu baskılar
karşısında ben bu şekilde bir çare geliştirdim.
Ancak kendileri de başka tedbirler
geliştirebilirler. Benim elimden gelen budur. Bu
tedbirler alınmazsa BDP'nin ömrü de diğer
partiler gibi kısa olur, diğerleri gibi
kapatılır. Böyle yapmazlarsa ömürleri uzun
olmaz, baskılar artar. Ben burada Ebrulara da
söylüyordum, dikkat etmediler, bu yüzden
tutuklandılar. Yani kendi alanlarını
netleştirmeliler.
The
Ekonomist dergisi,Türk ordusunun siyasete
karışma tutkusundan vazgeçmesinin Başbuğ'un
sayesinde olduğunu, Atatürk'ün 1909 yılında Jön
Türklere askerlerin artık siyasete bulaşmaması,
orduyu güçlendirmesi gerektiğini
belirtiyormuş.Yani Mustafa Kemal'in söylemi
böylece bugün yerine getirilmiş diyor.
Can
Dündar, benim daha önce Türkler ve Kürtlere
Amerika'dan beklentilerinin olmaması
gerektiğini, ABD'nin bir verip on alacağını
söylediğimi yazmış. Buna rağmen Türkiye'de
Türkler ve Kürtlerin hala Amerika'dan
beklentilerinin olduğunu belirtiyor. Türkler ve
Kürtlerin ortak olarak Amerika'ya karşı
tepkilerini yöneltmelerini gerektiğini yazmış.
Bu
konuda yeri gelmişken belirtmek istediğim
hususlar var. İçeride arkadaşlarla da bu konu
üzerine tartışma yürüttük. Şimdi durum değişti.
Aynı zamanda bununla birlikte 15 Şubat'a da
ekleme yapmak istiyorum. Bütün halkımızın bunu
bilmesi gerekiyor. Bunların politikaları
halkların yararına değil kendi çıkarlarınadır.
Bunların politikaları kendi çıkarları
doğrultusunda kendilerine bağlı küçük
ulus-devletçikler yaratarak -İşte küçük Kıbrıs,
küçük Yunanistan, küçük Ermenistan, küçük
Kürdistan bunlara örnektir- halkların özgürlük
mücadelelerini boğmaktır. Eğer bizim
söylediğimiz demokratik çerçevede bir çözüm
gelişirse o zaman bunlara gerek kalmayacak,
onlar da bu politikalarından başarılı
olamayacaklardır. Bu temelde Amerika ile
ilişkiler ölçülü bir şekilde olmalıdır. Hiç bir
hegemonyaya dayalı olmaksızın kendi öz
savunmalarını geliştirmeliler. Ancak kendi
özgünlüğünüzü ve bağımsızlığınızı her zaman
korumak şartıyla bu ilişki ele alınabilir.
Ahmet
Özer'in Türkler ve Kürtler adlı kitabı da
getirilebilir. Yayınevi Hevi olabilir. Herhalde
bizden etkilenerek yazmış. Yine Üç Bin Yıllık
Kavga adlı kitapta getirilebilir. Daha önce
istemiştim.
Son
dönemlerde bazı kitap isimlerini işte Cumhuriyet
gazetesinin kitap ekinden bakıyorum. Bu aralar
zaten pek okumaya zaman ayıramıyorum.
Mehmet
Karasungur'un kaç tane kardeşi vardı? İki tane
mi? Kardeşlerinden şehit düşen var. Kendisi de
KDP ve YNK ile olan çatışmada talihsiz ve erken
bir şekilde şehit düştü. O aileyi biliyorum. O
aile korunmalı, yardımcı olunmalı. Tabi Bingöl
de bizim için önemli bir yerdir. Burada çok
değerli şehitlerimiz vardır. Mücadelemize değer
kazandıran bir yerdir. Gurbetelli Ersöz'ün
kardeşinin Avrupa'da ayrıldığını duydum, doğru
mu?
Halkımıza
selamlarımı iletiyorum. Muş ve Çermik'teki
halkımıza özel selamlarımı iletiyorum.
Muş-Bulanık olayında yaşamını yitiren halkımızın
iki değerli evladının ailelerine ve halkımıza
başsağlığı diliyorum. Cezaevindeki arkadaşlara
da selamlarımı iletiyorum.
Bana
bir traş takımı getirilirse iyi olur.
İyi
günler.
17
Şubat 2010
|