|
Koşullarımda herhangi bir değişiklik yok.
Televizyon konusunda bir bilgi verilmedi. Diğer
arkadaşlara tanınan haklar bana tanınmıyor. Ben
sürece ve gelişmelere ilişkin asıl
değerlendirmemi önümüzdeki günlerde yapacağım.
Ama şimdi de bazı ön şeyler söyleyeceğim.
ABD’ye de, AKP’ye de herkese cevaplarım olacak.
BDP, ulusal konferansın toplanmasını niye
uzatmak istiyor ki? Ben daha önce acilen
toplansın demiştim. Hayır, zannetmiyorum.
Barzani’nin böyle bir politika içerisinde yer
alacağını zannetmiyorum, kendileri de sıkıntıya
girer. Zaten güç kaybediyor. Talabani’nin de
gücü yok. Onun da böyle bir politikada yer
alması sonuç alıcı olmaz. Ben Lozan’ı
güncelleyelim derken sadece Kuzey Kürtleri’nin
hakları için değil, Güney Kürtleri’nin hakları
için de bunu öneriyorum. İşte görüyorsunuz ABD
çekiliyor. Güney Kürtlerine yönelebilirler.
Türkiye’de de Kürt-Türk çatışması tehlikesi var.
Ulusal Konferans bu tehlikelere karşı önemlidir.
İlkeleri ve önerileri daha önce belirtmiştim.
Beş ilke ve dört pratik öneriyi tekrar etmeme
gerek yok. Bu temelde çalışmalarını
hızlandırırlar. Konferans ancak bu ilkeler
temelinde olabilir. Diğer türlü olmaz.
Evet, şimdi sürece ilişkin ön şeylerimi
belirtiyorum. Geçen hafta verdiğim Newroz
mesajına eklenecek hususlar da olacak. Bunlar
önemlidir, tarihidir. Ben yarın bile ölebilirim
daha doğrusu öldürülebilirim. Öyle düşünün. Beni
buraya getirip koyanlar buradan beni öldürme
gücüne de sahiptirler. Mesela yemeğe bir ilaç
katarlar, belki de katıyorlardır, çok da zor
değil bu, buna güçleri var, CIA’nın buna gücü
var. Hatırlıyorsanız ben teslim edildiğimde
Türkiye ile bir anlaşma yapılmıştı. “Hemen
öldürmeyin” demişlerdi. Yani öldürebilirsiniz
ama hemen değil, öyle anlamak lazım.
Bu nedenle belirttiklerim önemlidir
diyorum. Newroz sonrası yeni bir süreç başlıyor.
Tehlike çok büyük. Bir Kürt-Türk boğazlaşması
yaratılmak isteniyor. Oyunlar var. Ama kimse
bunu net olarak, ciddi olarak görmüyor. Ben
burada kendimi yırtıyorum. Ancak yeteri kadar
yansıtılamıyor. BDP’de bunun farkında değil. Bu
bir İngiltere ABD-NATO oyunudur. Kürt-Türk
çatışması yaratarak Türkiye’yi kendisine daha
fazla bağlamak amaçlanıyordu. Benim buraya
getirilmem Bağdat’ta yapılanların Türkiye’de
yapılmak istenmesiydi. Ama ben bu oyunu bozdum.
Halkların boğazlaşmasının önüne geçtim. Bu ne
kadar anlaşılıyor bilmiyorum. Ben 11 yıldır bas
bas bağırıyorum. Sorunu çözmezseniz olacakları
kimse tahmin edemez. Halkımız öyle 15 yaşındaki
kız gibi kandırılacak bir halk değildir.
Halkımız uyanmıştır. Öyle oyunlara falan da
gelmez. Ben sık sık Mustafa Kemal’in 1920’lerde
nasıl başardığını belirtiyorum. Erzurum
cezaevinden Cahit İlboğa, Hüseyin Ahmet’in ortak
mektubunda 1920’ler belgeler üzerinde ayrıntılı
olarak incelenmiş, iyi sonuçlara ulaşmışlar. Ben
de aynı sonuçlara ulaşmıştım. İşte bunun için
ben hep Siyaset Akademisi diyorum. Tarih
bilinmeden güncel yorumlanamaz, eksik kalır.
Bütün bunların akademilerde eğitim konusu
yapılması gerekir. Şu önemlidir, Mustafa
Kemal’in bir kişilik olarak oluşmasında
Çanakkale deneyimi önemlidir ama asıl önemli
olan 1916 ile 1919 arasında Kürdistan’da
yaşadığı deneyimdir. Neredeyse dört yıl oradan
çıkmadı, oradaki güçleri örgütledi. Kürtler bu
süreçte Mustafa Kemal’in her şeyini
karşıladılar, ekmeğini verdiler, güvenliğini
sağladılar. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan
Kürtlerden aldığı bu destekti. Mustafa Kemal’i
Mustafa Kemal yapan Kürtlerdir, Kürtler olmadan
Mustafa Kemal olmazdı. Bunu o sözde Kemalistlere
de anlatmak lazım. Cumhuriyet gazetesi, Perinçek
şu bu anlamıyorlar, anlatmak lazım. O sabahtan
akşama kadar Atatürkçüyüz, Kemalistiz diyen ordu
da anlamıyor. Bunların Kürtlerin bu dönemdeki
rolünü iyi anlamaları gerekir. Hatırlanırsa
İngiliz ajanı Lawrence ile Arapları kopardılar.
Kürtleri de Binbaşı Noel ile koparmaya
çalıştılar. Noel, Adıyaman-Sivas hattında
çalışıyordu. Mustafa Kemal Sivas’tayken onu
ortadan kaldırmak istediler ama Kürtler Mustafa
Kemal’i korudu. Biliniyor Misak-ı Milli Kürtler
ve Türkler birlikteliğinin belgesidir.
Cumhuriyet Misak-ı Milli temelinde Türklerin ve
Kürtlerin ortak mücadelesiyle kuruldu. Kürtler
Araplar gibi İngilizlerle birlikte hareket
etmemiştir, Mustafa Kemal ile birlikte hareket
etmiştir. İngilizler hem bu nedenle hem de
petrol nedeniyle Kürtlerin parçalanmasına izin
vermiştir. 1920’lerde yapılan Kahire
Konferansı’yla İngilizler tarafından bugünkü
çözümsüzlük süreci başlatılmıştır. İngilizler
daha sonra Musul-Kerkük karşılığında ilk defa
Türklere “Kürtleri öldürebilirsiniz, asimile
edebilirsiniz” demiştir. Mustafa Kemal, Misak-ı
Milli içinde yer alan Musul ve Kerkük’ten
vazgeçerek 1926’da İngilizlere taviz vermek
zorunda bırakılmıştır. O dönem Diyarbakır
milletvekilleri bağıra bağıra buna karşı
çıkmış, Mustafa Kemal’e “Kürdistan’ın
parçalanmasına niye izin verdiniz,
Musul-Kerkük’ü niye koparıyorsunuz?” diye itiraz
etmişler, Mustafa Kemal “mecbur kaldım”
demiştir. Cumhuriyet bu nedenle yaralı
doğmuştur, trajedi böyle başlamıştır.
1920’lerde ülkeyi ele geçiremeyenler
1926’dan itibaren ve bugün ülkeyi ele
geçirmişlerdir. Buna karşı demokratik çözüm ve
ittifak şarttır. Kürtlerle Türklerin 1920’lerde
yaptığı ittifakı bugün demokratik temelde
yeniden gerçekleştirmeye ihtiyaç vardır. Şimdi
yaşadığımız Sevr tehlikesi deniyor ya ben de
diyorum ki, Sevr tehlikesine karşı Lozan’ı
güncelleyelim. Lozan’ın güncellenmesinde hem
Kürtler hem de Türkler kazanacaktır. Lozan’ın
güncellenmesi demokratik ulus, demokratik
cumhuriyet demokratik vatandır. Ben bu temelde
buradan demokratik çözüm için, barış için çok
çabaladım. Ama çabalarım ortada kaldı. Buraya
getirildiğimde Kıvrıkoğlu’nu temsilen gelenler
vardı. Silahlı güçlerinizi bir yere toplayın,
çözümü geliştirelim demişlerdi. Ben kabul ettim
ama güç getiremediler. O zaman dikkatimi
çekmişti, çok ürkeklerdi adeta kısık sesle
konuşuyorlardı. Ben şaşırıyordum, bir
Genelkurmay Başkanı’nı temsilen gelenler nasıl
böyle korkar diye. Sonradan farkettim ki
Kıvrıkoğlu NATO’dan habersiz olarak birşeyler
yapmak istedi. Kıvrıkoğlu gerçekten kıvrak
zekalıymış, tehlikeyi görmüştü, birlikte
çözümden yanaydı ama izin vermediler, o ekibi
tasfiye ettiler. O zaman Ecevit de dürüsttü bir
şeyler yapmak istiyordu ama etkisizleştirdiler.
Biliyorsunuz Ecevit’e yapılanları. Daha önce
Özal da kendi insiyatifiyle çağrı yapmıştı, ben
kabul ettim, tam bir şeyler olacakken tasfiye
edildi. Erbakan da bir şeyler yapmak istiyordu
siyasi hayatına mal oldu. İşte buradan Erdoğan’a
söylüyorum; Sen Özal’a da, Erbakan’a da ihanet
etmiş bir adamsın, onlar sorumluluk aldılar bir
şeyler yapmak istediler ama sen ikili
oynuyorsun, çözümden kaçıyorsun, sorumluluk
almak istemiyorsun. Bunların müslümanlıkları da
gerçek müslümanlık değildir, bunların zihniyeti
Türk-Sunni zihniyetidir. Erdoğan çok zik-zak
çiziyor, çok tehlikeli oynuyor. İşte şimdi
Londra’da tam olarak ne görüştüğünü bilmiyorum
ama ‘93’te Güreş’in Londra’ya gidip icazet
alması gibi o da icazet alıyor. Ne demek Roj
tv’nin kapatılması? Ne demek yüzde on barajının
devam etmesi? Ne demek Türkiye milletvekilliği?
Ben burada, Türkiye milletvekilliği
konusunda çok sert uyardım, demokrasi mücadelesi
verdim, etkiledi mi bilmiyorum. Roj tv’nin
kapatılması öyle basit bir tv. kanalının
kapatılması değildir, Çiller bile dönemindeki
Kürtlerin televizyonuna bu kadar yönelmemişti.
Bu, bizi imhaya hazırlıktır. Kültürel soykırım
fiziki soykırıma da dönüşebilir.
Roj tv. kampanyasına devam etsin ama,
tehlike daha büyüktür. Uyarıyorum, bu bir NATO
kararıdır, Roj tv’yi temelli kapatabilirler.
NATO’nun etkisi dışındaki bir yerde kendilerine
yeni bir alternatif arasınlar, bu konuda
yardımcı olabilecek dostlarla da görüşebilirler.
Avrupa’daki tutuklamalar devam edebilir,
Heronlarla üst düzey PKK kadrolarını
vurabilirler, beni de burada öldürebilirler de.
Yüzde on barajı öyle basit bir düzenleme değil.
Niye yüzde 5’e indirmiyorlar? Bu, siyasi
soykırımdır.
Hayır, öyle değil. Baraj önemlidir, ne
demek barajı gündemleştirmeyeceğiz? Baraj sadece
bir seçim tekniği değildir, bunun nedenini
görmek gerekir. Bununla bir iradenin ortaya
çıkması engellenmek isteniyor. Tabi ki herşeyi
baraja bağlamayalım ama barajın da gündemleşmesi
lazım. Türkiye milletvekilliği de yine buna
yöneliktir, grup kurulması engellenmek
isteniyor. Son günlerdeki tutuklamalara yönelik
sessizlik beni de etkiliyor, benim onurumu da
zedeliyor, ne demek bu tutuklamalar? Önüne
geleni tutukluyorsun, çoluk, çocuk, yönetici,
belediye başkanı herkesi tutukluyorsun! Ben seni
içeri kapatıyorum ama sen ses çıkarma,
deniliyor, böyle şey olur mu? Düşmüş bir kadını
bile bu şekilde bir yere kapatamazsın! AKP’nin
zihniyeti çok tehlikelidir. Tehlike sadece
Kürtler için değildir. AKP kadınlar için de
büyük bir tehlikedir. Kadınlar şimdi buldukları
özgürlük kırıntılarını bile arar hale
gelebilirler. Adıyaman’da Menzil tarikatı
etkilidir, burada bir kız çocuğu diri diri
gömülüyor, bu recm’den de daha tehlikelidir.
İşte AKP’nin zihniyeti budur. Diri diri
gömülmede yavaş yavaş toprağı yutar ölürsün oysa
recm’de en azından nefes alabiliyorsun. Yine
gazetelerde hergün kadınlara yönelik şiddet
haberleri var. İşte adam sokak ortasında kadını
bilmem “beni sevmedin” diye öldürmüş, başka bir
yerde kulak kesmiş, burun kesmiş, bunların hepsi
bu zihniyetin tezahürüdür. İşte bunun için
diyorum felsefe temelinde yaklaşın, felsefik
çalışmalar yapın, tartışın, örgütlenin. Bunları,
bu zihniyeti ancak bu şekilde durdurabilirsiniz.
Yoksa varacağınız son budur, şimdiki sınırlı
özgürlükleri bile kaybedersiniz.
Biliniyor 2006’da birşeyler oluyordu sonra
kesildi. AKP’ye böyle giderse herşey çok
tehlikeye gidiyor demek gerekir. Aytaç Yalman
bir demecinde “biz Apo ve PKK’yi yanlış
değerlendirdik, Kürtlere yanlış yaklaşım
gösterdik” demişti. Önceleri çok önemsememiştim,
üzerinde durmamıştım ama dikkat çekicidir. Son
günlerde artan bu asker intiharları nedendir,
özellikle Deniz kuvvetlerinde neden bu kadar çok
intihar var diye düşünüyorum! Ordu içinde de bir
tasfiye var. Ergenekon diye soruşturulanların
hepsi Ergenekoncu olmayabilir. Tamam Veli Küçük
gibi, Temizöz gibi Kamil Atak benzeri JİTEM’ci
olanlar var ama hepsinin böyle olduğunu
düşünmüyorum. Özellikle bu deniz kuvvetleri
içinde intihar edenler oyunları görüp güç
getiremediklerinden midir, içlerinde 9 Mart
Celil Gürkan benzeri radikal demokratlar
olabilir mi bilemiyorum. Bunların içinde bizimle
bir diyalog ve çözüm isteyenler olabilir.
Büyükanıt ile Başbuğ ikili oynadılar, bir
taraftan diyaloga-çözüme yakın duranlarla öte
yandan Jitemcilerle temas içinde oldular,
kendilerini böyle korudular. Özkök bu iki
eğilimin çatışmasından sıyrılarak ortaya
çıkmıştı. Yalçın Küçük de bunları yazmıştı.
Yeni bir dönem başlıyor demiştim. Bu PKK
için de böyledir. Aslında PKK’yi dönemlere şöyle
ayırıyorum. Birinci dönem 1973-84’e kadar olan
dönem. İkinci dönem 1984-93 arasıdır. Üçüncü
dönem ‘93’ten bugüne kadar olan dönemdir.
Biliniyor ‘93’te Özal’ın bize bir
çağrısı olmuştu, biz de buna yanıt verdik.
‘93’ten bugüne kadar hep çözüm, uzlaşma, diyalog
arayışı içinde olduk. Son sözümü mektuplarıma
gelecek cevaplara göre vereceğim ama şimdiden
yeni bir dönem olarak bahsedebilirim. Newroz’dan
sonra yeni bir dönem başlayabilir.
Ülkelerin tarihlerinde devrim dönemleri
vardır. 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Napolyon
dönemi, 1917 Sovyet Devrimi’ndan sonra 1918-22
arasında yaşanan iç savaş durumu var. Bunlar bu
ülkelerin tarihinde önemli dönemlerdir.
Türkiye’de bilemiyorum bir çözüm süreci
gelişebilir mi, biraz zayıf görünüyor. Ama az da
olsa hala umudum var. Gelişmezse ne olur? Ben
rolümü oynadım. Daha önce 20 yıl Suriye’de, 12
yıldır da burada onları sırtımda taşıdım, artık
yakamdan düşsünler. Zaten buradaki koşullarım da
sağlığım da, fiziğim de artık elverişli değil.
Bir hükümlü durumundayım, bir hükümlüden daha
fazla şey beklenemez. Şimdilik yaşıyorum ama
yarın ne olacağım belli değil, ölebilirim,
öldürülebilirim. Tepenize Heronları göndererek
sizi imha edebilecekleri gibi beni de buraya
getirenler getirdikleri gibi öldürebilirler de.
Bu kuyunun dibinde fiziğim de eski esnekliğini
kaybetti. Bu koşullarda önderlik yapmayı ahlaki
de bulmuyorum. Ne ahlaki anlayışım ne de fiziki
durumum buna elvermiyor. PKK’ye de BDP’ye de
Kürtlere de açık söylüyorum; kararlarını
kendileri versinler. PKK zanedersem dört parçada
da güçlenmiştir, güçlerini toparlamıştır. PKK
gerilla savaşını mı yükseltir, şehirlerde mi bir
şeyler başlatır bilemiyorum, kendi kararlarıdır.
BDP de dilerim barış sürecini başarıya
ulaştırır, sağlığım ve koşullarım elverdiği
ölçüde ben de yardımcı olurum.
Yeni dönemin demokratik çözüm ve barış
yönünde gelişmesi için önümün açılması lazım.
Ben yazdığım mektuba cevap bekliyorum. Barış
çabalarının devamı için tutuklanan çocukların ve
siyasetçilerin bir an önce serbest
bırakılması ve barajın yüzde beşe düşürülmesi
gerekir. Bunlar olursa süreç gelişir ben de
üzerime düşeni yaparım. Böyle ciddi ve dağ kadar
sorunlar varken işte görüyorsunuz ciddi
yaklaşılmıyor. Diyarbakır Spor’un ligde
kalması için herkes Erdoğan, Baykal, Bahçeli
uzlaşmış. Yani Diyarbakır Spor ligde kalırsa
sorunlar çözülecekmiş gibi basit yaklaşıyorlar.
Diyarbakır Spor’u bile tasfiyenin bir aracı gibi
kullanmak istiyorlar, işi buraya kadar
düşürdüler. Sanki Diyarbakır Spor ligde kalırsa
Kürtlerin ulusal onuru kurtarılıyormuş gibi
yaklaşanlar da var. Bu işler bu kadar basit
değil. Tehlike gerçekten büyüktür. Herkesi
uyarıyorum. PKK’yi de BDP’yi de halkımızı da
uyarıyorum. Herkes önlemini almalıdır. Geçen
görüşmede ve bu söylediklerim düzenlenip
Newroz’a mesaj olarak yansıtılabilir.
ABD’ye söylüyorum, Taliban’a yalvarıyorsun
görüşmek için, ama biz silahları gönüllü
bırakmak istediğimiz halde bizimle
görüşmüyorsun, bitireceğim, tasfiye edeceğim
diye PKK’yi sıkıştıracağım diyorsun. Bir kediyi
bile sıkıştırdığın zaman kedi yüzünü tırmalar.
PKK’yi sıkıştırırsan PKK de kendini korur,
savaşır. Gerilla savaşını mı yükseltir, şehir
eylemleri mi yapar bilemiyorum ama kendilerini
her türlü savunurlar. PKK’yi tanıyorum. PKK, El
Kaide’ye benzemez, El Kaide değildir, El
Kaide’yi cebinden çıkarır. PKK gücünü
geliştirmiştir, yükseltmiştir. PKK de üç kuşak
vardır; eski, orta ve yeni kuşak güçleri vardır,
deneyimleri vardır, önderlikleri vardır.
Süleymani’yeden Karadenize kadar gerilla gücü
vardır, direnir. Bu direniş sadece PKK-Kürt
direnişi de değildir, halkların direnişidir,
Türkiye adına Türkiye halkları adına da bir
direniş olacaktır.
PKK sınırları değiştirmiyor, ABD yalan
söylüyor. Onların çizgisine gelmediğimiz için
bunları söylüyorlar, öyle olmadığını onlar da
biliyor. Bizim sınırları değiştirmek gibi bir
hedefimiz yok. Silahlar da bizim için
vazgeçilmez değildir, kendimizi korumak ve
savunmak içindir. Çözüm gelişirse silahlar
bırakılır. BDP’liler konuşmayı bilmiyorlar mı,
ABD’ye bunları anlatmıyorlar mı? ABD ile
konuşsunlar, anlatsınlar. Kürtler eski cahil
Kürtler değildir, Kürtleri kandıramazsınız. Biz
biliyoruz bunun arkasında siz varsınız, ABD var,
denilmeli. Benim adıma avukatlarım da gidip ABD
ile, AKP ile, BDP ile Ahmet Türk’le de bunlar
görüşülebilir.
EDP, BDP ile tekrar görüşmek için neden
Nisan’ı bekliyorlar? Çok hızlı gitmeliler.
Tehlike büyük, bunu herkese anlatmalılar. Daha
önce bir saatte yaptıklarını şimdi bir dakikada,
bir haftada yaptıklarını bir günde yapmalılar.
Mustafa Kemal neden acele etti, oyunu gördü,
şimdi de böyle, şimdi de oyun var. Öyle
beklemekle olmaz. Ben eminim ki, iyi anlatılırsa
Türk halkının yüzde doksanı bu sürece gelir.
Zannedersem altı-yedi parti denilmişti. EMEP,
ÖDP de var herhalde. Bunlar hızla bir araya
gelir, bir çatı olur. Şimdi bu EDP de var.
Gerekirse çatının çatısı gibi EDP’yi de içine
alan bir oluşuma gidilir. Bu yapının başına Ufuk
Uras gibi birisi geçebilir, Ufuk Uras şart değil
örnek olarak söyledim. Hatta bütün demokratlara
gidilir. AKP içinde, CHP içinde de demokratlar
var. Bunlarla da görüşülür. Bu oluşum daha da
genişletilebilir. Genişlemeye göre yeni modeller
de bulunabilir. Bu çalışmaları hızlandırmalılar.
Sol’a da şunu söylüyorum bu işler öyle lafla
falan olmaz. Ukalalık ve gevezelikle olmaz.
Pratik gerekir. Siyaset ciddi iştir, halkın
işleri ciddi işlerdir. Sorumluluk alınmalıdır.
Böyle yapılırsa AKP de boşa çıkarılır. Aslında
AKP perdedir, arkasında başka oyunlar var.
Küresel sermaye, Finans Kapital Türkiye’yi ele
geçirmiştir, AKP bunlara teslim olmuştur. Baykal
ve Bahçeli Jitemci-faşisttirler. ABD’de
bunlardan desteğini çekti. Paniklemeleri
bundandır. Ama AKP’de de CHP’de de demokratlar
vardır. Bu konular onlarla da görüşülebilir.
Hızla yeni bir alternatif yaratmak gerekiyor.
Tekrar ediyorum. Mustafa Kemal nasıl ki,
Kürtlerle ittifak yaparak başardıysa ben de
Türklerle ittifak yapmak arayışındayım. Rolümü
abartmıyorum ancak yapmak istediğim budur.
İngiltere, ABD-NATO oyunları ancak böyle boşa
çıkarılabilir.
ABD’den gelen baskı mı? Ne baskısı? Bu
arkadaşlar daha baskı görmemiş. İyi ya işte
madem çatışmalı süreç başlayacak diye
kaygıları var, bunun önüne nasıl geçilecek
üzerinde durmalılar. PKK için söyledim, BDP için
söyledim, DTK için de KCK ayrıdır, DTK ayrıdır
diyorum. Bu temelde çalışmalarını
sürdürebilirler.
Aslında daha önce üzerinde duracaktım.
Kendini yakan Malatyalı genç arkadaşa, Ebu
Müslüm Doğan’a ilişkin bir şeyler söylemek
istiyordum. Ben geçmişte Malatya Kürtlüğünü
eleştirmiştim, sert de eleştirmiştim. Ancak bu
genç arkadaşla Zeynep Kınacı şahsında yeni bir
değerlendirme yapmak istiyorum. Bunlar Malatya
Kürtlüğünün onurudur. Ben bile bu arkadaşlar
karşısında kendimi ezik ve çok sorumlu
hissediyorum. Geçmişte Zeynep Kınacı’nın sesini
de dinlemiştim. Bence bu arkadaşlar için
Malatya’da bir anıt yapılmalıdır. Eğer ilah ve
ilahe yani tanrı ve tanrıçanın varlığı
aranıyorsa bu kişiliklerde aranmalıdır. Malatya
Kürtleri bu arkadaşların yüce kişiliğine
tapmalıdır, bu arkadaşların anısını
yaşatmalıdır.
Zeynep Celaliyan’ın gizlice idam edilmiş
olabileceği söyleniyor, öyle mi? Zeynep
Celaliyan’dan başka idam edilmeyi bekleyen başka
arkadaşlar var mı? Kendilerine sabır diliyorum.
Cezaevlerinden gelen mektuplar var. Veysel
Avcı Feminizmle ilgili yazmış. İyi yoğunlaşmış,
devam edebilir. Erzurum cezaevinden Cahit İlboğa,
Hüseyin Ahmet’in mektubunu aldım. 1916-1919
arası Mustafa Kemal Kürt ilişkilerini yazmış.
İyi sonuçlara ulaşmışlar. Devam etsinler.
Adıyaman cezaevinden Gülizar Akın’ın mektubunu
aldım. Diyarbakır cezaevinden Nesrin Akgül’un
mektubunu aldım. Cezaevlerinden daha birçok
mektup geldi. Hepsine buradan cevap veriyorum.
Hepsine selamlarımı iletiyorum. Dışarıdan mektup
verilmiyor ama ilginçtir dışarıdan bir tek
Diyarbakır’dan Bahar isminde birinin mektubu
bana veriliyor!
Osmanlı’nın V. Dönemi ve Üç Bin Yıllık Kavga
kitapları getirilirse iyi olur.
Batman halkına özellikle gençlere ve
kadınlara özel selamlarımı iletiyorum. Ayrıca
tüm kadınlara selamlarımı iletiyorum.
Herkese selamlar.
İyi günler.
17 Mart 2010
|