Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Tehlike Gerçekten Büyüktür, Herkesi Uyarıyorum 
 

                                   

   Koşullarımda herhangi bir değişiklik yok. Televizyon konusunda bir bilgi verilmedi. Diğer arkadaşlara tanınan haklar bana tanınmıyor. Ben sürece ve gelişmelere ilişkin asıl değerlendirmemi önümüzdeki günlerde yapacağım. Ama şimdi de bazı ön şeyler  söyleyeceğim. ABD’ye de,  AKP’ye de herkese cevaplarım olacak.

   BDP, ulusal konferansın toplanmasını niye uzatmak istiyor ki? Ben daha önce acilen toplansın demiştim. Hayır, zannetmiyorum. Barzani’nin böyle bir politika içerisinde yer alacağını zannetmiyorum, kendileri de sıkıntıya girer. Zaten güç kaybediyor. Talabani’nin de gücü yok. Onun da böyle bir politikada yer alması sonuç alıcı olmaz.  Ben Lozan’ı güncelleyelim derken sadece Kuzey Kürtleri’nin hakları için değil, Güney Kürtleri’nin hakları için de bunu öneriyorum. İşte görüyorsunuz ABD çekiliyor. Güney Kürtlerine yönelebilirler. Türkiye’de de Kürt-Türk çatışması tehlikesi var. Ulusal Konferans bu tehlikelere karşı önemlidir. İlkeleri ve önerileri daha önce belirtmiştim. Beş ilke ve dört pratik öneriyi tekrar etmeme gerek yok. Bu temelde çalışmalarını hızlandırırlar. Konferans ancak bu ilkeler temelinde olabilir. Diğer türlü olmaz.  

   Evet, şimdi sürece ilişkin ön şeylerimi belirtiyorum. Geçen hafta verdiğim Newroz mesajına eklenecek hususlar da olacak. Bunlar önemlidir, tarihidir. Ben yarın bile ölebilirim daha doğrusu öldürülebilirim. Öyle düşünün. Beni buraya getirip koyanlar buradan beni öldürme gücüne de sahiptirler. Mesela yemeğe bir ilaç katarlar, belki de katıyorlardır, çok da zor değil bu, buna güçleri var, CIA’nın buna gücü var. Hatırlıyorsanız ben teslim edildiğimde Türkiye ile bir anlaşma yapılmıştı. “Hemen öldürmeyin” demişlerdi. Yani öldürebilirsiniz ama hemen değil, öyle anlamak lazım.

   Bu nedenle belirttiklerim önemlidir diyorum. Newroz sonrası yeni bir süreç başlıyor. Tehlike çok büyük. Bir Kürt-Türk boğazlaşması  yaratılmak isteniyor. Oyunlar var. Ama kimse bunu net olarak, ciddi olarak görmüyor. Ben burada kendimi yırtıyorum. Ancak yeteri kadar yansıtılamıyor. BDP’de bunun farkında değil. Bu bir İngiltere ABD-NATO oyunudur. Kürt-Türk çatışması yaratarak Türkiye’yi kendisine daha fazla bağlamak amaçlanıyordu. Benim buraya getirilmem Bağdat’ta yapılanların Türkiye’de yapılmak istenmesiydi. Ama ben bu oyunu bozdum. Halkların boğazlaşmasının önüne geçtim. Bu ne kadar anlaşılıyor bilmiyorum. Ben 11 yıldır bas bas bağırıyorum. Sorunu çözmezseniz olacakları kimse tahmin edemez. Halkımız öyle 15 yaşındaki kız gibi kandırılacak bir halk değildir. Halkımız uyanmıştır. Öyle oyunlara falan da gelmez. Ben sık sık Mustafa Kemal’in 1920’lerde nasıl başardığını belirtiyorum. Erzurum cezaevinden Cahit İlboğa, Hüseyin Ahmet’in ortak mektubunda 1920’ler belgeler üzerinde ayrıntılı olarak incelenmiş, iyi sonuçlara ulaşmışlar. Ben de aynı sonuçlara ulaşmıştım. İşte bunun için ben hep Siyaset Akademisi diyorum. Tarih bilinmeden güncel yorumlanamaz, eksik kalır. Bütün bunların akademilerde eğitim konusu yapılması gerekir. Şu önemlidir, Mustafa Kemal’in bir kişilik olarak oluşmasında Çanakkale deneyimi önemlidir ama asıl önemli olan 1916 ile 1919 arasında Kürdistan’da yaşadığı deneyimdir. Neredeyse dört yıl oradan çıkmadı, oradaki güçleri örgütledi. Kürtler bu süreçte Mustafa Kemal’in her şeyini karşıladılar, ekmeğini verdiler, güvenliğini sağladılar. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan Kürtlerden aldığı bu destekti. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan Kürtlerdir, Kürtler olmadan Mustafa Kemal olmazdı. Bunu o sözde Kemalistlere de anlatmak lazım. Cumhuriyet gazetesi, Perinçek şu bu anlamıyorlar, anlatmak lazım. O sabahtan akşama kadar Atatürkçüyüz, Kemalistiz diyen ordu da anlamıyor. Bunların Kürtlerin bu dönemdeki rolünü iyi anlamaları gerekir. Hatırlanırsa İngiliz ajanı Lawrence ile Arapları kopardılar. Kürtleri de Binbaşı Noel ile koparmaya çalıştılar. Noel, Adıyaman-Sivas hattında çalışıyordu. Mustafa Kemal Sivas’tayken onu ortadan kaldırmak istediler ama Kürtler Mustafa Kemal’i korudu. Biliniyor Misak-ı Milli Kürtler ve Türkler birlikteliğinin belgesidir. Cumhuriyet Misak-ı Milli temelinde Türklerin ve Kürtlerin ortak mücadelesiyle kuruldu. Kürtler Araplar gibi İngilizlerle birlikte hareket etmemiştir, Mustafa Kemal ile birlikte hareket etmiştir. İngilizler hem bu nedenle hem de petrol nedeniyle Kürtlerin parçalanmasına izin vermiştir. 1920’lerde yapılan Kahire Konferansı’yla İngilizler tarafından bugünkü çözümsüzlük süreci başlatılmıştır.  İngilizler daha sonra Musul-Kerkük karşılığında ilk defa Türklere “Kürtleri öldürebilirsiniz, asimile edebilirsiniz” demiştir. Mustafa Kemal, Misak-ı Milli içinde yer alan Musul ve Kerkük’ten vazgeçerek 1926’da İngilizlere taviz vermek zorunda bırakılmıştır. O dönem Diyarbakır milletvekilleri bağıra bağıra buna karşı çıkmış,  Mustafa Kemal’e “Kürdistan’ın parçalanmasına niye izin verdiniz, Musul-Kerkük’ü niye koparıyorsunuz?” diye itiraz etmişler, Mustafa Kemal “mecbur kaldım” demiştir. Cumhuriyet bu nedenle yaralı doğmuştur, trajedi böyle başlamıştır.

   1920’lerde ülkeyi ele geçiremeyenler 1926’dan itibaren ve bugün ülkeyi ele geçirmişlerdir. Buna karşı demokratik çözüm ve ittifak şarttır. Kürtlerle Türklerin 1920’lerde yaptığı ittifakı bugün demokratik temelde yeniden gerçekleştirmeye ihtiyaç vardır. Şimdi yaşadığımız Sevr tehlikesi deniyor ya ben de diyorum ki, Sevr tehlikesine karşı Lozan’ı güncelleyelim. Lozan’ın güncellenmesinde hem Kürtler hem de Türkler kazanacaktır. Lozan’ın güncellenmesi demokratik ulus, demokratik cumhuriyet demokratik vatandır. Ben bu temelde buradan demokratik çözüm için, barış için çok çabaladım. Ama çabalarım ortada kaldı. Buraya getirildiğimde Kıvrıkoğlu’nu temsilen gelenler vardı. Silahlı güçlerinizi bir yere toplayın, çözümü geliştirelim demişlerdi. Ben kabul ettim ama güç getiremediler. O zaman dikkatimi çekmişti, çok ürkeklerdi adeta kısık sesle konuşuyorlardı. Ben şaşırıyordum, bir Genelkurmay Başkanı’nı temsilen gelenler nasıl böyle korkar diye. Sonradan farkettim ki Kıvrıkoğlu NATO’dan habersiz olarak birşeyler yapmak istedi. Kıvrıkoğlu gerçekten kıvrak zekalıymış, tehlikeyi görmüştü, birlikte çözümden yanaydı ama izin vermediler, o ekibi tasfiye ettiler. O zaman Ecevit de dürüsttü bir şeyler yapmak istiyordu ama etkisizleştirdiler. Biliyorsunuz Ecevit’e yapılanları. Daha önce Özal da kendi insiyatifiyle çağrı yapmıştı, ben kabul ettim, tam bir şeyler olacakken tasfiye edildi. Erbakan da bir şeyler yapmak istiyordu siyasi hayatına mal oldu. İşte buradan Erdoğan’a söylüyorum; Sen Özal’a da, Erbakan’a da ihanet etmiş bir adamsın, onlar sorumluluk aldılar bir şeyler yapmak istediler ama sen ikili oynuyorsun, çözümden kaçıyorsun, sorumluluk almak istemiyorsun. Bunların müslümanlıkları da gerçek müslümanlık değildir, bunların zihniyeti Türk-Sunni zihniyetidir. Erdoğan çok zik-zak çiziyor, çok tehlikeli oynuyor. İşte şimdi Londra’da tam olarak ne görüştüğünü bilmiyorum ama ‘93’te Güreş’in Londra’ya gidip icazet alması gibi o da icazet alıyor. Ne demek Roj tv’nin kapatılması? Ne demek yüzde on barajının devam etmesi? Ne demek Türkiye milletvekilliği?

    Ben burada, Türkiye milletvekilliği konusunda çok sert uyardım, demokrasi mücadelesi verdim, etkiledi mi bilmiyorum. Roj tv’nin kapatılması öyle basit bir tv. kanalının kapatılması değildir, Çiller bile dönemindeki Kürtlerin televizyonuna bu kadar yönelmemişti. Bu, bizi imhaya hazırlıktır. Kültürel soykırım fiziki soykırıma da dönüşebilir.

   Roj tv. kampanyasına devam etsin ama, tehlike daha büyüktür. Uyarıyorum, bu bir NATO kararıdır, Roj tv’yi temelli kapatabilirler. NATO’nun etkisi dışındaki bir yerde kendilerine yeni bir alternatif arasınlar, bu konuda yardımcı olabilecek dostlarla da görüşebilirler. Avrupa’daki tutuklamalar devam edebilir, Heronlarla üst düzey PKK kadrolarını vurabilirler, beni de burada öldürebilirler de. Yüzde on barajı öyle basit bir düzenleme değil. Niye yüzde 5’e indirmiyorlar? Bu, siyasi soykırımdır.

   Hayır, öyle değil. Baraj önemlidir, ne demek barajı gündemleştirmeyeceğiz? Baraj sadece bir seçim tekniği değildir, bunun nedenini görmek gerekir. Bununla bir iradenin ortaya çıkması engellenmek isteniyor. Tabi ki herşeyi baraja bağlamayalım ama barajın da gündemleşmesi lazım. Türkiye milletvekilliği de yine buna yöneliktir, grup kurulması engellenmek isteniyor. Son günlerdeki tutuklamalara yönelik sessizlik beni de etkiliyor, benim onurumu da zedeliyor, ne demek bu tutuklamalar? Önüne geleni tutukluyorsun, çoluk, çocuk, yönetici, belediye başkanı herkesi tutukluyorsun! Ben seni içeri kapatıyorum ama sen ses çıkarma, deniliyor, böyle şey olur mu? Düşmüş bir kadını bile bu şekilde bir yere kapatamazsın!  AKP’nin zihniyeti çok tehlikelidir. Tehlike sadece Kürtler için değildir. AKP kadınlar için de büyük bir tehlikedir. Kadınlar şimdi buldukları özgürlük kırıntılarını bile arar hale gelebilirler. Adıyaman’da Menzil tarikatı etkilidir, burada bir kız çocuğu diri diri gömülüyor, bu recm’den de daha tehlikelidir. İşte AKP’nin zihniyeti budur. Diri diri gömülmede yavaş yavaş toprağı yutar ölürsün oysa recm’de en azından nefes alabiliyorsun. Yine gazetelerde hergün kadınlara yönelik şiddet haberleri var. İşte adam sokak ortasında kadını bilmem “beni sevmedin” diye öldürmüş, başka bir yerde kulak kesmiş, burun kesmiş, bunların hepsi bu zihniyetin tezahürüdür. İşte bunun için diyorum felsefe temelinde yaklaşın, felsefik çalışmalar yapın, tartışın, örgütlenin. Bunları, bu zihniyeti ancak bu şekilde durdurabilirsiniz. Yoksa varacağınız son budur, şimdiki sınırlı özgürlükleri bile kaybedersiniz.
    Biliniyor 2006’da birşeyler oluyordu sonra kesildi. AKP’ye böyle giderse herşey çok tehlikeye gidiyor demek gerekir. Aytaç Yalman bir demecinde “biz Apo ve PKK’yi yanlış değerlendirdik, Kürtlere yanlış yaklaşım gösterdik” demişti. Önceleri çok önemsememiştim, üzerinde durmamıştım ama dikkat çekicidir. Son günlerde artan bu asker intiharları nedendir, özellikle Deniz kuvvetlerinde neden bu kadar çok intihar var diye düşünüyorum! Ordu içinde de bir tasfiye var. Ergenekon diye soruşturulanların hepsi Ergenekoncu olmayabilir. Tamam Veli Küçük gibi, Temizöz gibi Kamil Atak benzeri JİTEM’ci  olanlar var ama hepsinin böyle olduğunu düşünmüyorum. Özellikle bu deniz kuvvetleri içinde intihar edenler oyunları görüp güç getiremediklerinden midir, içlerinde 9 Mart Celil Gürkan benzeri radikal demokratlar olabilir mi bilemiyorum. Bunların içinde bizimle bir diyalog ve çözüm isteyenler olabilir. Büyükanıt ile Başbuğ ikili oynadılar, bir taraftan diyaloga-çözüme yakın duranlarla öte yandan Jitemcilerle temas içinde oldular, kendilerini böyle korudular. Özkök bu iki eğilimin çatışmasından sıyrılarak ortaya çıkmıştı. Yalçın Küçük de bunları yazmıştı.

   Yeni bir dönem başlıyor demiştim. Bu PKK için de böyledir. Aslında PKK’yi dönemlere şöyle ayırıyorum. Birinci dönem 1973-84’e kadar olan dönem. İkinci dönem 1984-93 arasıdır. Üçüncü  dönem ‘93’ten bugüne kadar olan dönemdir. Biliniyor ‘93’te Özal’ın bize bir çağrısı olmuştu, biz de buna yanıt verdik. ‘93’ten bugüne kadar hep çözüm, uzlaşma, diyalog arayışı  içinde olduk. Son sözümü mektuplarıma gelecek cevaplara göre vereceğim ama şimdiden yeni bir dönem olarak bahsedebilirim. Newroz’dan sonra yeni bir dönem başlayabilir.

   Ülkelerin tarihlerinde devrim dönemleri vardır. 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Napolyon dönemi, 1917 Sovyet Devrimi’ndan sonra 1918-22 arasında yaşanan iç savaş durumu var. Bunlar bu ülkelerin tarihinde önemli dönemlerdir. Türkiye’de bilemiyorum bir çözüm süreci gelişebilir mi, biraz zayıf görünüyor. Ama az da olsa hala umudum var. Gelişmezse ne olur? Ben rolümü oynadım. Daha önce 20 yıl Suriye’de, 12 yıldır da burada onları sırtımda taşıdım, artık yakamdan düşsünler. Zaten buradaki koşullarım da sağlığım da, fiziğim de artık elverişli değil. Bir hükümlü durumundayım, bir hükümlüden daha fazla şey beklenemez. Şimdilik yaşıyorum ama yarın ne olacağım belli değil, ölebilirim, öldürülebilirim. Tepenize Heronları göndererek sizi imha edebilecekleri gibi beni de buraya getirenler getirdikleri gibi öldürebilirler de.  Bu kuyunun dibinde fiziğim de eski esnekliğini kaybetti. Bu koşullarda önderlik yapmayı ahlaki de bulmuyorum. Ne ahlaki anlayışım ne de fiziki durumum buna elvermiyor. PKK’ye de BDP’ye de Kürtlere de açık söylüyorum; kararlarını kendileri versinler. PKK zanedersem dört parçada da güçlenmiştir, güçlerini toparlamıştır. PKK gerilla savaşını mı yükseltir, şehirlerde mi bir şeyler başlatır bilemiyorum, kendi kararlarıdır. BDP de dilerim barış sürecini başarıya ulaştırır, sağlığım ve koşullarım elverdiği ölçüde ben de yardımcı olurum.

   Yeni dönemin demokratik çözüm ve barış yönünde gelişmesi için önümün açılması lazım. Ben yazdığım mektuba cevap bekliyorum. Barış  çabalarının devamı için tutuklanan çocukların ve siyasetçilerin bir an önce serbest bırakılması ve barajın yüzde beşe düşürülmesi gerekir. Bunlar olursa süreç gelişir ben de üzerime düşeni yaparım. Böyle ciddi ve dağ kadar sorunlar varken işte görüyorsunuz ciddi yaklaşılmıyor. Diyarbakır Spor’un ligde kalması için herkes Erdoğan, Baykal, Bahçeli uzlaşmış. Yani Diyarbakır Spor ligde kalırsa sorunlar çözülecekmiş gibi basit yaklaşıyorlar. Diyarbakır Spor’u bile tasfiyenin bir aracı gibi kullanmak istiyorlar, işi buraya kadar düşürdüler. Sanki Diyarbakır Spor ligde kalırsa Kürtlerin ulusal onuru kurtarılıyormuş gibi yaklaşanlar da var. Bu işler bu kadar basit değil. Tehlike gerçekten büyüktür. Herkesi uyarıyorum. PKK’yi de BDP’yi de halkımızı  da uyarıyorum. Herkes önlemini almalıdır. Geçen görüşmede ve bu söylediklerim düzenlenip Newroz’a mesaj olarak yansıtılabilir.

   ABD’ye söylüyorum, Taliban’a yalvarıyorsun görüşmek için, ama biz silahları gönüllü bırakmak istediğimiz halde bizimle görüşmüyorsun, bitireceğim, tasfiye edeceğim diye PKK’yi sıkıştıracağım diyorsun. Bir kediyi bile sıkıştırdığın zaman kedi yüzünü tırmalar. PKK’yi sıkıştırırsan PKK de kendini korur, savaşır. Gerilla savaşını mı yükseltir, şehir eylemleri mi yapar bilemiyorum ama kendilerini her türlü savunurlar. PKK’yi tanıyorum. PKK, El Kaide’ye benzemez, El Kaide değildir, El Kaide’yi cebinden çıkarır. PKK gücünü geliştirmiştir, yükseltmiştir. PKK de üç kuşak vardır; eski, orta ve yeni kuşak güçleri vardır, deneyimleri vardır, önderlikleri vardır. Süleymani’yeden Karadenize kadar gerilla gücü vardır, direnir. Bu direniş sadece PKK-Kürt direnişi de değildir, halkların direnişidir, Türkiye adına Türkiye halkları adına da bir direniş olacaktır.

   PKK sınırları değiştirmiyor, ABD yalan söylüyor. Onların  çizgisine gelmediğimiz için bunları söylüyorlar, öyle olmadığını  onlar da biliyor. Bizim sınırları değiştirmek gibi bir hedefimiz yok. Silahlar da bizim için vazgeçilmez değildir, kendimizi korumak ve savunmak içindir. Çözüm gelişirse silahlar bırakılır. BDP’liler konuşmayı bilmiyorlar mı, ABD’ye bunları anlatmıyorlar mı? ABD ile konuşsunlar, anlatsınlar. Kürtler eski cahil Kürtler değildir, Kürtleri kandıramazsınız. Biz biliyoruz bunun arkasında siz varsınız, ABD var, denilmeli. Benim adıma avukatlarım da gidip ABD ile, AKP ile, BDP ile Ahmet Türk’le de bunlar görüşülebilir.
   EDP, BDP ile tekrar görüşmek için neden Nisan’ı bekliyorlar? Çok hızlı gitmeliler. Tehlike büyük, bunu herkese anlatmalılar. Daha önce bir saatte yaptıklarını şimdi bir dakikada, bir haftada yaptıklarını bir günde yapmalılar. Mustafa Kemal neden acele etti, oyunu gördü, şimdi de böyle, şimdi de oyun var. Öyle beklemekle olmaz. Ben eminim ki, iyi anlatılırsa Türk halkının yüzde doksanı bu sürece gelir. Zannedersem altı-yedi parti denilmişti. EMEP, ÖDP de var herhalde. Bunlar hızla bir araya gelir, bir çatı olur. Şimdi bu EDP de var. Gerekirse çatının çatısı gibi EDP’yi de içine alan bir oluşuma gidilir. Bu yapının başına Ufuk Uras gibi birisi geçebilir, Ufuk Uras şart değil örnek olarak söyledim. Hatta bütün demokratlara gidilir. AKP içinde, CHP içinde de demokratlar var. Bunlarla da görüşülür. Bu oluşum daha da genişletilebilir. Genişlemeye göre yeni modeller de bulunabilir. Bu çalışmaları hızlandırmalılar. Sol’a da şunu söylüyorum bu işler öyle lafla falan olmaz. Ukalalık ve gevezelikle olmaz. Pratik gerekir. Siyaset ciddi iştir, halkın işleri ciddi işlerdir. Sorumluluk alınmalıdır. Böyle yapılırsa AKP de boşa çıkarılır. Aslında AKP perdedir, arkasında başka oyunlar var. Küresel sermaye, Finans Kapital Türkiye’yi ele geçirmiştir, AKP bunlara teslim olmuştur. Baykal ve Bahçeli Jitemci-faşisttirler. ABD’de bunlardan desteğini çekti. Paniklemeleri bundandır. Ama AKP’de de CHP’de de demokratlar vardır. Bu konular onlarla da görüşülebilir. Hızla yeni bir alternatif yaratmak gerekiyor. Tekrar ediyorum. Mustafa Kemal nasıl ki, Kürtlerle ittifak yaparak başardıysa ben de Türklerle ittifak yapmak arayışındayım. Rolümü abartmıyorum ancak yapmak istediğim budur. İngiltere, ABD-NATO oyunları ancak böyle boşa çıkarılabilir.  

   ABD’den gelen baskı mı?  Ne baskısı? Bu arkadaşlar daha baskı  görmemiş. İyi ya işte madem çatışmalı süreç  başlayacak diye kaygıları var, bunun önüne nasıl geçilecek üzerinde durmalılar. PKK için söyledim, BDP için söyledim, DTK için de KCK ayrıdır, DTK ayrıdır diyorum. Bu temelde çalışmalarını  sürdürebilirler.

   Aslında daha önce üzerinde duracaktım. Kendini yakan Malatyalı genç  arkadaşa, Ebu Müslüm Doğan’a ilişkin bir şeyler söylemek istiyordum. Ben geçmişte Malatya Kürtlüğünü eleştirmiştim, sert de eleştirmiştim. Ancak bu genç arkadaşla Zeynep Kınacı şahsında yeni bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bunlar Malatya Kürtlüğünün onurudur. Ben bile bu arkadaşlar karşısında kendimi ezik ve çok sorumlu hissediyorum. Geçmişte Zeynep Kınacı’nın sesini de dinlemiştim. Bence bu arkadaşlar için Malatya’da bir anıt yapılmalıdır. Eğer ilah ve ilahe yani tanrı ve tanrıçanın varlığı aranıyorsa bu kişiliklerde aranmalıdır. Malatya Kürtleri bu arkadaşların yüce kişiliğine tapmalıdır, bu arkadaşların anısını yaşatmalıdır.
      Zeynep Celaliyan’ın gizlice idam edilmiş olabileceği söyleniyor, öyle mi? Zeynep Celaliyan’dan başka idam edilmeyi bekleyen başka arkadaşlar var mı? Kendilerine sabır diliyorum.
   Cezaevlerinden gelen mektuplar var. Veysel Avcı Feminizmle ilgili yazmış. İyi yoğunlaşmış, devam edebilir. Erzurum cezaevinden Cahit İlboğa, Hüseyin Ahmet’in mektubunu aldım. 1916-1919 arası Mustafa Kemal Kürt ilişkilerini yazmış. İyi sonuçlara ulaşmışlar. Devam etsinler. Adıyaman cezaevinden Gülizar Akın’ın mektubunu aldım. Diyarbakır cezaevinden Nesrin Akgül’un mektubunu aldım. Cezaevlerinden daha birçok mektup geldi. Hepsine buradan cevap veriyorum. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Dışarıdan mektup verilmiyor ama ilginçtir dışarıdan bir tek Diyarbakır’dan Bahar isminde birinin mektubu bana veriliyor!
   Osmanlı’nın V. Dönemi ve Üç Bin Yıllık Kavga kitapları getirilirse iyi olur.

   Batman halkına özellikle gençlere ve kadınlara özel selamlarımı  iletiyorum. Ayrıca tüm kadınlara selamlarımı iletiyorum.

   Herkese selamlar.

   İyi günler.      

    

                                                                                                                        17 Mart 2010 

      

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com