|
Hakkari olayı nasıl olmuş, ayrıntılı bilgi var
mı? Radyo'da Sabah gazetesinin haberlerini
dinledim, PKK'nin yaptığını söylüyorlar,
haberler daha çok PKK'ye yönelik. Basına
yansıdığı kadarıyla olay yerinde askeri ait
mühimmat olduğunu, askerin olduğunu söylüyorlar.
Zaten KCK'de hemen bir açıklama yapmış,
kendileriyle ilgisi olmadığını belirtmiş
herhalde. Başbakan'ın da bu konuda açıklaması
oldu. Ama olayın ilk çıktığı saatlerde yaptığı
açıklamalarda PKK'yi sorumlu tuttu. Her neyse
ama ilk saatlerde yaptığı açıklamalarda hızlı
bir şekilde PKK'yi hedef göstermesi ilginç. Yine
aynı şekilde Genelkurmay başkanın olaydan hemen
sonra jet bir açıklamayla örgütü sorumlu tuttu
değil mi? Nasıl böyle yapıyorlar, bunu nasıl
göze alıyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar?
Evet bu vahşettir ama asıl söylemek istediğim
bunun ağır siyasal sonuçlarıdır, bunun altında
nasıl kalkacaklar? Daha sonra PKK'nin yapmadığı
anlaşıldığında Genelkurmay bunun siyasi
sorumluluğunu nasıl taşıyacak, bunun altından
nasıl kalkacak, kamuoyunu nasıl ikna edecek!
Genelkurmay ve Başbakanın böyle alelacele
açıklama yapması ilginç! Ben bu olaya daha
temkinli yaklaşıyorum, şartlı (ihtimallere göre)
değerlendireceğim bu olayı. Bu patlamaya ilişkin
şöyle düşünüyorum. Bu, PKK içerisine sızmış
jitem-kontra tarzı bir ekibin işi de olabilir.
Yine PKK içinde yönlendirilen başıboş bir grubun
işi de olabilir, bunlar iyiniyetli olabilir
ancak kendileri durumdan vazife çıkarıp eylem
yapmış olabilirler. Batman'da Salih Özdemirlerin
olayı gibi olabilir de. Yine milislerin işi
olabilir, köylü intikamcılığının bir sonucu
olabilir. Köylü intikamcılığıyla kendilerince
intikam almış olabilirler. Bakın ben ihtimaller
üzerine konuşuyorum. Devlet içerisinde devletten
kaynaklı bir olay da olabilir. Genelkurmay ya da
Hükümetin bilgisi dahilinde olmuş olabilir. Yine
Genelkurmay ve Hükümetin bilgisi dahilinde
olmayabilir, Genelkurmay ve Hükümetin bu
olayları engellemeye gücü yetmemiş olabilir de.
Her iki durum da oldukça vahimdir. Tehlikeli
sonuçlar doğurur. Ben bu olayı duyduğumda şok
oldum, şu andaki ruh halim kaos gibidir,
anlamaya çalışıyorum.
Güçlükonak olayına benziyor. Ama 2011
seçimleriyle sınırlı değildir, Kürtlerin
imhasıyla ilgilidir. Eğer Hükümet ve Genelkurmay
anlaşmışsa bu, Kürtler için çok büyük bir
tehlikedir, bu bir soykırım provasıdır. Eğer
böyleyse bu Hakkari'nin özel hedef seçilmesi
demektir, Hakkari”nin, Şırnak'ın kuşatılmasıdır.
Hakkari'nin özel hedef haline gelmesidir. Bir
nevi Hakkari'nin geçmişte Dersim'e yapılanlar
gibi kuşatılmasıdır. Dersim nasıl kuşatıldıysa
Hakkari de bu şekilde kuşatılmış olabilir, bu
konuda uyanık olunmalı, tedbirler alınmalıdır.
Eğer böyle Hükümet-Genelkurmay bilgisi dahilinde
kasıtlı bir olaysa, Dersim gibi imha edilene
kadar, teslim alınana kadar bu tür saldırıları
devam ettireceklerdir.
Güçlükonak gibi evet her iki köyde korucu
köyüydü, benzerlikler var, bunlardan silah
bıraktıkları için intikam alınmaya çalışılmış
olabilir. Evet, boykota uymuşlar, bu onurlu
davranışları karşısında hedef alınmış
olabilirler.
Tam böyle değil. BDP ile yapılan görüşmeyle
alakalı değil, BDP ile yapılan görüşmelerde de
bir şey, bir sonuç çıkmaz. Asıl benimle burada
yapılan görüşmelerle ilgilidir. Bu Hakkari olayı
çok önemlidir. Bu patlamanın mutlaka
aydınlatılması gerekiyor. Bu konuda herkes
üzerine düşen görevi yapmalıdır. Benim burada
görüşmelerim devam ediyor. Bir gazetici de
yazdığı yazılarda bu görüşmelerin
yapılabileceğini işliyor. Takip ettiğim
kadarıyla akıllı biri, anlıyor. Tabi bu konulara
kafa yoruyor. Biraz öyküleştirerek bu meseleleri
ele alıyor ama tespitlerinin zamanlaması,
öngörüleri dikkat çekici. Bu heyet ile yaptığım
görüşmeler, tarihi görüşmelerdir, tarihi
sonuçlar elde edebileceğimiz görüşmelerdi,
anlamlı görüşmelerdi. Bu görüşmelerden oldukça
umutluydum. Gelen heyetin iyiniyetine
inanıyorum. Dürüst olduklarını düşünüyorum.
Devlet içerisinde belli birimlerin birbirleriyle
çelişki ve çatışmalarının sonucu da bu tarz
eylemler olabiliyor. Bazı iyiniyetli birimlerin
bu saldırılardan haberi olmayabilir. İyiniyetli
bazı çabalar, bu tür saldırılarla sabote
edilmeye çalışılabilir. Bu konuda bir tarafı da
suçlamak istemiyorum. Sayın başbakan'ın da bu
konuda haberi olmayabilir.
Hakkari'deki bu patlama oldu. Burada hedef,
benimle yapılan görüşmeler de olabilir. Burada
yaptığım görüşmeler oldukça anlamlı ve tarihi
görüşmeler. Tam bu görüşme öncesi Hakkari'de bu
patlamanın olması oldukça düşündürücüdür. Bu
olay çok yönlü araştırılmalıdır. Yine diyorum
ben bu olayla ilgili şartlı (ihtimallere göre)
konuşuyorum. Bir tarafı peşin hükümle
suçlamıyorum, çünkü bir tarafa yüklenmek için
elimden veriler yok, genel gelişmelere göre
değerlendirme yapıyorum. Bu olay PKK'nin içinde
de devletin içinde de birileri gerçekleştirmiş
olabilir. Ben iki tarafa da şüpheci
yaklaşıyorum. Yoksa tek başına bir tarafa
yüklemiyorum. Bu patlama PKK'nin içinde bir
grubun işi olabilir, içine sızmış bir ekibin işi
olabilir, kendisince durumdan vazife çıkarmış
başıboş bir grubun işi de olabilir, yine
belirttim eski tarz milislerin işi olabilir,
milis gelip oraya bomba koymuş olabilir, köylü
intikamcılığıyla hareket edilmiş olabilir. Yine
bu patlama Genelkurmay ve Hükümetten habersiz
olarak bir jitemvari-kontra bir gücün işi
olabilir. Böyleyse durum oldukça vahimdir. Eğer
böyleyse bu durum gösteriyor ki, devlet içindeki
çeteler hala etkindir ve gelişmeleri, süreci
sabote edecek güçleri vardır, çok güçlüdürler.
Ya da bu patlamayı gerçekleştirenler tek başına
genelkurmayın ya da tek başına hükümetin bilgisi
dahilinde bu eylemi gerçekleştirmiş olabilirler.
Ya da hem genelkurmay hem de hükümetin bilgisi
dahilinde yapılmış olabilir. Eğer böyleyse bu
durum da oldukça vahim bir durumdur. Genelkurmay
ve hükümetten bağımsız-habersiz bu saldırının
gerçekleşmesi de yine genelkurmay ve hükümetten
bağımlı olarak onların bilgisi dahilinde bu
saldırının gerçekleştirilmesi de vahimdir. İki
durum da oldukça vahimdir. Ben bunu PKK dışı
olasılığa göre değerlendiriyorum, eğer PKK'den
kaynaklı bir eylem değilse böyledir diyorum. Ben
böyle şartlı (ihtimallere göre)
değerlendiriyorum. Bu konu hakkında
şartlı-seçenekli düşünüyorum, bu konuda hasassım.
Kaygılarım var. Bu konudaki hassasiyetimi
basında da sık sık işlersiniz. Ben burada yine
tekrarlıyorum şu sonuca ulaşıyorum: Dediğim gibi
PKK içine sızmış bir kontra grubun ya da bir
şekilde PKK'den kaynaklı bir olay da olabilir,
devletten kaynaklı haberli ya da habersiz bir
saldırı da olabilir. Eğer PKK'den kaynaklı bir
eylem değilse ve devletten haberli ya da
habersiz, ilişkili ya da ilişkisiz bir grubun
işiyse bu oldukça tehlikelidir. Eğer bu eylem
kendi başına bir grubun işiyse devlet içinde
hala özel çetelerin varlığına işarettir ki bu da
bir güçtür ve tehlike arzeder. Böyleyse bundan
sonra da bu tarz olaylar eylemler provokasyonlar
gerçekleştirilebilir. Bu konuda halkımız, herkes
uyanık olmalı ve kendi özsavunmalarını almaları
gerekir. Öyle asfalta, yola çıkarken bu tarz
eylemlere dikkat etmeliler, uyanık olmalılar.
Eğer bu olay genelkurmay ve hükümetin bilgisi
dahilinde bir grubun işiyse bu da soykırım
demektir. Bu daha çok tehlikelidir. Bu durumda
çıkaracağımız sonuç, devletin Hakkari ve Şırnak
gibi yerleri özel hedef seçtiğidir. Buralara
önümüzdeki dönem bu tarz yönelimler olabilir,
halkımızın bu konuda da bilinçli olması ve
özsavunmasını geliştirmesi gerekiyor. Bu saldırı
planlı ve devletin bilgisi dahilinde bir
saldırıysa Hakkari'nin yüzde doksandört oranında
boykotuna bir cevaptır. Ve özel olarak burayı
hedef seçmedir. Aynı Dersim'e yapılan gibi.
Dersim nasıl her yönlü kuşatılıp üzerinde
oynandıysa Hakkari'nin de bu şekilde kuşatılma
tehlikesi vardır. Yine diyorum ben burada bu
olay hakkında tek yönlü düşünmek istemiyorum ve
kamuoyuyla şu paylaşılabilir, başlık atılabilir.
Defalarca, defalarca bu konu başlık yapılarak
işlenebilir. “Öcalan bu konuda hassastır,
kaygıları vardır” denilebilir. Ben bu konuda
şartlı düşünüyorum. Halkımızın çift taraflı
provokasyonlara karşı uyanık olması ve bunları
açığa çıkarmaya çalışması gerekiyor. Halkımız
çift taraflı provokasyonlara karşı uyanık
olmalı, sadece devletten gelen provokasyon değil
PKK kaynaklı provokasyonlara karşı da uyanık
olmalıdır. İşte PKK tarihinde biliniyor, en iyi
örneği Hogir'dir. Hogir, on sene içimizde kaldı
ve binlerce gerillanın-sivilin ölümünden
sorumludur. Bu ve benzeri örnekler çoktur. O
yüzden provokasyonlara karşı herzaman dikkatli
olunmalıdır. İşte Batman-Salihlerin olayı
gibi...Salih’in ailesine gidilebilir. Benim yine
selamlarım iletilir. Birbirleriyle sıkı
ilişkiler içine girsinler, “kardeşi kardeşe
düşürme, aralarında bölünme yaratma” oyunlarına
gelmesinler, kendi içlerinde bir araya gelip,
tartışsınlar, birbirleriyle dayanışma içinde
olsunlar. Bu şekilde yaparlarsa kendileri
üzerinde hesaplanan oyunları, provokasyonları
boşa çıkarabilirler. Hakkari'deki patlama da
buna benzer bir olaydır. Yine söylüyorum, bu
saldırı eğer PKK kaynaklı değilse, devlet
içinden kontra bir gücün, kontracı bir anlayışın
ya da devletin bilgisi dahilinde bir grubun
işiyse bu iki durum da vahimdir. Genelkurmay ve
hükümetin bilgisi dışında süreci provoke etmek
isteyen grupların işiyse bu, şu anlama gelir:
Biz istediğimiz zaman süreci sabote edebiliriz,
bu gücümüz var. Burada verilen mesaj budur. Bu
sadece bize değil, hükümete de bir mesajdır.
“Bize rağmen hiçbir şey yapamazsınız” mesajıdır.
Ama devlet içerisindeki tüm birimler, insanlar
bunlar gibidir diye düşünmek doğru değil,
iyiniyetli olanlar da var. Benim burada
yaptığım görüşme oldukça anlamlı bir
görüşmeydi, anlamlı-tarihi sonuçları olacaktı,
buna inancım vardı. İlk defa bu düzeyde bir
tartışma ve görüşme oldu. Benimle görüşen bu
ekibin de iyiniyetli olduğunu düşünüyorum. Bu
görüşmeler sırasında hükümetten veya
genelkurmaydan bağımsız bir şekilde böylesi bir
eylemin yapılması, “sizin yaptığınız görüşmele
fasa-fisodur. Bak, ben istediğim zaman sizin
çalışmalarınızı engelleyebilirim, sabote
edebilirim, aldığınız kararları boşa
çıkarabilirim” mesajıdır. Burada amaçlanan, bu
görüşmeleri sabote etmek olabilir.
Burada Hükümete, AKP'ye düşen görev, bu olayın
üzerine kararlı bir şekilde gitmek ve
sorumluları açığa çıkartmaktır. Önümüzdeki
dönemde gelişmeler, hükümetin bu konudaki
iradesine bağlıdır. Bu kadar önemli görüşmelerin
olduğu bir aşamada Hakkari'deki bu patlamanın
yaşanması düşündürücüdür. Bu patlama, cumhuriyet
tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bu
patlama devletten ve PKK'den kaynaklı
olabileceği gibi başka devletlerden de
kaynaklanmış olabilir. İran gibi devletlerin
parmağı da olabilir, İsrail..... isim vermek
istemiyorum, herhangi bir devletin PKK kılığıyla
yaptığı bir eylem de olabilir. Hakkari konumu
gereği, Hakkari'ye yakın bölgesel devletlerin,
bölgesel güçlerin PKK kılıfıyla bu tarz
eylemlere uygun bir coğrafyadır. Bu saldırı,
bölgesel hatta uluslararası güçlerin de içinde
olduğu bir saldırı olabilir. AB ve ABD'nin bu
mesele hakkındaki tutumları biliniyor.
Evet İsrail, Hakkari bölgesinde etkilidir.
Bölgesel-küresel kontr-gerilla, iç-dış güçler,
tekrar tarihi sonuçlara ulaşabileceğimiz
görüşmeleri sabote etme amacıyla bu Hakkari
olayını yapmış olabilirler. Bu bir oyundur. Eğer
böyleyse Öcalan diyor ki “bu bir siyasi
komplodur”. Yine tekrarlıyorum, Öcalan bu konu
hakkında şartlı (seçenekli) düşünüyor. Devletin
içinde, dışında, devletten kaynaklı bir eylem
olabilir, aynı şekilde PKK'den kaynaklı bir
eylem olabilir ya da üçüncü bir olasılık olarak
bölgesel-uluslararası devletlerin PKK kılıfıyla
gerçekleştirdikleri bir eylem olabilir. Çok
önemli görüşmelerin yapıldığı bir süreçte
böylesi bir eylemin gerçekleştirilmesi üzerinde
durulmalıdır.
Geçen haftaki 9 gerillanın kaybı nasıl olmuş?
Köylere, yerleşim birimlerine yakın yerlere
girmişler herhalde, bir rehavetleri var. Havadan
indirme yapmışlar, deniyor. Sayı on mu oldu?
Nasıl, bu kadar kayıp veriyorlar, ateşkesten
dolayı bir rehavet mi var? Saldırı gece mi
oluyor? Rehavet mi var? Bu saldırıda hayatını
kaybeden gerillalar yeni katılım mı? Nereli
bunlar? Ha birçok yerden var. Demek Genelkurmay
koordinesinde merkezi bir operasyon sonucunda bu
kayıplar olmuş. Hakkari'deki patlamanın olduğu
bölgeye yakın bir yer mi, çok mu yakın? Bu
olaydan dolayı köylüler suçlanıyor mu?
Eylemsizlik halinde olan gerilla güçlerinin
böyle genelkurmay merkezli, merkezi bir
koordinasyonla ağır teknik kullanılarak
katledilmesi oldukça tehlikeli bir işarettir.
Genelkurmayın Hakkari'deki patlama sonrası da
hemen jet hızıyla PKK'yi hedef göstermesi
tesadüf olmuyor bu durumda. Bu on gerilla
olayının ayrıntılarıyla birlikte Hakkari'deki
olay da başka bir anlam kazanıyor. İki olay da
birbirine yakın yerlerde oldu değil mi?Tamaaam,
o zaman durum biraz daha netleşiyor. Bu durumda
bu iki olayı değerlendirdiğimizde Hakkari'ye
merkezi bir yönelim olduğundan bahsedilebilir.
Hakkari hedef haline getiriliyor, pilot bölge
olarak seçilmiş olabilir. Zaten daha önce de
referandum sonuçlarının sonrası hedef
gösterilmişti.
Referandum sonrası bazı yetkililer, Hakkari'nin
halledilmesi gerektiğinden bahsettiler. Hakkari
halkının referandumdaki bu onurlu duruşuna yüzde
94'ler oranındaki boykotuna bir cevap olabilir
bu saldırılar. Ben buna “Hakkari Kuşatması”
diyorum. Hakkari kuşatma altına alınıyor
olabilir, alınmaya çalışılıyor olabilir. Dersim
nasıl kuşatıldıysa Hakkari'de bu şekilde
kuşatılma altına alınabilir. Ben buna
“Hakkari'nin Dersimleştirilmesi” diyorum. Bu,
Hakkari'nin Dersimleştirilmesidir. Tabi bu
sadece Dersim'le de sınırlı değil, bütün
Kürdistan için geçerlidir. 1925'ten 1938'e kadar
bütün Kürdistan, kuşatma altına alınmıştır.
Bugünkü kuşatma, 1925-1938 kuşatmasıdır.
Eğer bu iki olay merkeziyse, genelkurmay ve
hükümet imha planında anlaşmışlarsa tek taraflı
eylemsizlik fiili anlamda ortadan kaldırılmış
demektir. Şayet imha kararı almışlarsa tek
taraflı eylemsizlik anlamsızdır. Yine
belirtiyorum benimle görüşen heyetin iyiniyetli
olduğunu ve soruna ciddi yaklaştıklarını
düşünüyorum. Ancak bu son gelişmeler onları da
aşabilir, belki bu olaylar sonrası bir daha
benimle görüşen bu ekip buraya gelemeyebilir. Bu
eylemler bu ekibin tasfiyesi sonucunu da
doğurabilir, tasfiye edilebilirler de. Bundan
sonra belirleyici olan AKP'nin-Hükümetin bu
olaylar karşısındaki tutumudur. Hükümet, öyle
“bitiririz, yok ederiz, tasfiye ederiz” der
hedef gösterirse, o zaman geliştirmeye
çalıştığımız bu demokratik çözüm ve barış süreci
fiilen ortadan kalkacaktır, bunun sorumlusu da
Hükümet olacaktır. Ancak bu olaylar karşısında
“biz tasfiyeci çeteleri bertaraf ettik ya da
bunlarla mücadele edeceğiz” denilirse, bu kararı
verdiklerini görürsem, bu konuda bir irade
gösterilirse süreç geliştirilebilir.
Ben burada Sayın Başbakan'a da haksızlık etmek
istemiyorum. Sayın Başbakan konusunda hasassım.
Bu konuda kesin yargıyla konuşmak istemiyorum.
Başbakan hakkında kesin bir yargıda bulunmak
istemiyorum. Ancak Kürt sorununu gerçekten
çözmek istiyorsa bu türden
olayların-provokasyonların peşini
bırakmamalıdır. Hakkari olayının hemen
sıcaklığında hedef gösterici yaklaşımlardan
kaçınmalıdır. Herkes bu konularda hassas ve
temkinli olmalıdır. Sayın Başbakan yaptığı
açıklamada, Demirtaş'ın Hakkari olayı sonrası
açıklamalarını talihsiz açıklamalar olarak
değerlendirdi. Ben de buradan Sayın Başbakan'ın
açıklamalarını talihsiz açıklamalar olarak
değerlendiriyorum. Böyle alel acele açıklamalar
doğru değil, olayın araştırılıp, aydınlatılması
gerekir. Bu patlama cumhuriyet tarihinin en
önemli olaylarından biridir, aydınlatılması
gerekiyor. Bu patlama, kesin oyundur. Ben
demokratik çözüm ve barıştan yanayım, ölümlerin
olmasını istemiyorum. Ben ölümlerin durmasından
yanayım.
Referandumda “evet”in kazandırılmasını da farklı
değerlendirdik burada. Hükümetin orduyla
anlaşmış olabileceği ihtimalinden bahsetmiştim.
Referandumda “Evet”in kazanmasıyla AKP
iktidarının önü açılacak, güçlenecek bunan
karşılığında da ordu, AKP'den askeri anlamda
önünün açılmasını ya da bir serbesti almış
olabilir demiştik. “Evet”e yol vermekle
Hükümetin önü açılacak ve bunun karşılığında
genelkurmayın da askeri anlamda önü açılacak. Bu
son olaylar da bu tezimizi, bu ihtimali
güçlendirir durumda. Bu durum taa 2007'deki
Dolmabahçe görüşmelerine dayanıyor ve son olarak
da son YAŞ toplantısında bu konuda hükümet ile
ordu arasında bir anlaşma ihtimalini de
düşünüyorum. Hükümet kendi iktidarının önünün
açılması karşılığında genelkurmaya belli
tavizler vermiş olabilir. Işık Koşaner dönemi bu
yönüyle tam bir uzlaşmanın sağlandığı bir dönem
de olabilir. Eğer Erdoğan, bu son olayların
üzerine gidip aydınlatmaya çalışmazsa, bunların
üzerine gitmezse; “1925'ten itibaren İsmet İnönü
Kürtler için neyi ifade ediyorsa günümüzde de
Erdoğan Kürtler için aynı şeyi ifade ediyor”
diyeceğim. Hakkari'deki bu iki olayı yan yana
getirdiğimizde halkımızın büyük tehlikelerle,
soykırım tehdidiyle karşı karşıya olduğunu
söyleyebiliriz. Hakkari bir nevi Dersim gibi
kuşatma tehdidindedir, belki oradaki gibi
katliam olmaz, amaç topyekün bir yönelim
olabilir. Buna karşı KCK ve halkımız
özsavunmalarını almalıdırlar. Ben daha önce bu
konuda “devrimci halk savaşı”ndan bahsetmiştim.
Ancak yine diyorum, kendi kararlarını kendileri
bu konularda alırlar, ben hiçbir şeye karışmam.
Bu saldırılar yine belirtiyorum devlet içinde
denetim dışı bazı çetelerin, grupların işi de
olabilir. Bu denetim dışı kontra çetelerinin
tamamen genelkurmayın denetiminden çıktığı dönem
Karadayı dönemidir. Karadayı dönemiyle birlikte
genelkurmay bu çetelere hakim olamadı. Karadayı
döneminde bu konuda bir kırılma yaşandı. O
dönemki bazı gelişmelerle bu tezimi
güçlendiriyorum. Yine hatırlanırsa Kıvrıkoğlu
dönemi de böyleydi. Kıvrıkoğlu'na Kıbrıs'ta
suikast girişimi olmuştu. Bu suikast girişimi de
bu kontra çetelerin artık denetlenemez duruma
geldiğinin bir göstergesi, işaretiydi. Bu
gelişmeler aynı zamanda Kürt sorunun çözümünü
geciktiren ve zorlayan gelişmelerdi. Demokratik
çözüm ve barışa her yaklaştığımızda böylesi
çeteler devreye girerek süreci sabote ettiler.
'98 ateşkesi süreci biliniyor, o dönem
geliştirdiğimiz ateşkes sabote edildi. Sayın
Özal döneminde de barış girişimlerimiz bu
çeteler tarafından sabote edildi ve tarihi bir
fırsatı kaçırdık. Sonra Erbakan dönemindeki
çabalarımız boşa çıkarıldı. O dönemde Türkiye
açısından tarihi bir fırsat kaçırılmış oldu.
Yine Ecevit döneminin barışı da benzer
komplolarla boşa çıkarıldı. Ecevit barışı da
böylece heba oldu. Bu dört darbenin ardından
bugün yaşadığımız beşinci darbe sürecidir. Son
geliştirilen bu eylemsizlik sürecine karşı
beşinci darbe girişimi sözkonusudur.
Hakkari'deki olaylar bu şekilde
değerlendirilmelidir. Bu olaylarla özellikle bu
patlamayla gerçekleştirilmek istenen, benimle
görüşen ekibin devlet katındaki tasfiyesi de
olabilir. Burada hedef sadece ben değilim,
benimle görüşen ekibin de tasfiyesi amaçlanmış
olabilir. Yani burada yaptığımız görüşmeler
engellenip, biz devre dışı bırakılmak isteniyor
olabiliriz, amaçlanan bu olabilir.
Tamam da, işte görüyorsunuz yapılan bu son
patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi,
bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli
geçiyordu, umutluydum. Türkiye'de ne zaman bu
konularda olumlu gelişmeler olsa, böylesi
provokatif bir eylemle bu gelişmeler sabote
ediliyor. Hatırlıyorum İlker Başbuğ'un meşhur 14
Nisan 2009 tarihli konuşması vardı. Başbuğ 14
Nisan 2009 tarihli konuşmasında olumlu ifadeler
kullanmıştı ancak bu konuşmanın yapıldığı
tarihlerde yine böylesi bir sabote eylemi
olmuştu ve havayı tersine çevirmişti.
Burada asıl hedefleri, yaptığımız görüşmelerdir,
bu görüşmelerde ulaşacağımız tarihi sonuçlardır.
Yoksa belirtildiği gibi asıl hedef BDP ile
yapılacak görüşme değildir. BDP ile yapılacak
görüşmelerden de bir şey çıkacağını da
zannetmiyorum. Bütün bu tehditlere karşı herkes
savunmasını almalıdır. Süreç her an sabote
edilebilir. Bu süreci sabote etmek isteyen
güçlerin eli çok uzun da olabilir, sanıldığının
aksine güçlü de olabilirler. Süreci sabote etmek
isteyen bu güç burada bana bile ulaşabilir,
bilmiyorum, belki bu kadar güçlü de değiller.
Ancak herşey ihtimal dahilindedir. Bana burada
ulaşıp beni imha da edebilirler, o yüzden,
uyanık olunmalı.
KCK de kendi çatısı altında nasıl bir sistem
öngörüyorsa onu uygular. İşte demokratik
özerklik konusunda savunmamda da belirttiğim
gibi altı boyut var, bunları alırlar,
incelerler, uygulamaya çalışırlar. Kendi
sistemlerini kendi çatısı altında
uygulayacakları toplumsal sistemi ilan
edeceklerini belirtiyorlar. İlan'dan ziyade
güçleri varsa fiili olarak hayata geçirirler.
Buna artık kendileri karar verir. Kendilerini
nasıl yöneteceklerine nasıl savunacaklarına
artık kendileri karar verirler ve bunu uygulayıp
sorumluluğu kendileri üstlenirler, ben bu
konulara karışmayacağım, bu konularda görüş
bildirecek durumda da değilim. Zaten burada
sürekli olmayacağım, bir gün öleceğim, herkesin
bunu gözönünde bulundurması gerekir. 20 yıldır
her şeyi sırtıma yüklemişler, her şeyi benden
bekliyorlar, herşeyi benim üzerimden
geliştirmeye çalışıyorlar, bana yaslanmışlar,
hala da hem devlet hem PKK benden bir şeyler
bekliyor. Ben burada, bu koşullarda ne
yapabilirim? Bu konuda insaflı olunmalıdır. Rica
ediyorum herşeyi benden beklemesinler.
Dolayısıyla kendi kararlarını kendileri
verecekler. İşte DTK, BDP, Belediyeler Birliği,
Sivil Toplum Örgütleri kendileri hakkında
kararlarını kendileri verecekler ve
uygulayacaklar. Gece gündüz çalışacaklar, çok
konuşmasınlar, iş yapmaya odaklansınlar, az
konuşup çok iş yapmalılar. Aksi taktirde onları
çok sert eleştireceğim. 2005'teki gibi
“şarlatan” ilan edeceğim. Bu belirttiğim
hususlar gidilip Ahmet Türk'le, Aysel Tuğluk'la,
BDP eş başkanlarıyla
görüşülebilir,tartışılabilir.
Osman onların belediyeler birliği de yasallık
içerisinde birliklerini geliştirip organizeli,
bütünlüklü çalışmaları geliştirebilirler. İşte
99 belediye başkanından bahsediliyor. Bu
belediye başkanları, birliklerini geliştirecek,
yasal zeminde demokratik halkçı belediyecilik
anlayışını geliştirip yaygınlaştırmalılar.
Bölgedeki o sanayici, işadamlarına, tüccarlara
da seslenmek istiyorum. AKP'li Kürtlere de
seslenmek istiyorum. BDP'li Kürtlerle, diğer
kesimlerdeki Kürtlerle biraraya gelip
tartışsınlar, birbirleriyle uzlaşsınlar, hatta
sadece AKP'li Kürtlere değil, diğer kesimlerdeki
bütün Kürtlere sesleniyorum. Biraraya gelip
tartışın, uzlaşın ve ortak çıkarlarınızı
koruyun. Aksi taktirde bu ilişkisizlik,
diyalogsuzluk ortamında karşılıklı birbirinizin
provokasyonuna gelip, birbirinizin ekonomik
çıkarlarına, ailelerinize, çoluk çocuğunuza
zarar verirsiniz. Özsavunmaları için bu
gereklidir. İki taraftan da karşılıklı
provokosyonların önüne geçmek için bir araya
gelip diyalog kurup uzlaşmayı esas almalıdırlar.
Aksi taktirde üzerlerinde oynanan her türlü
oyunun karşılıklı olarak kurbanı olurlar.
Diyarbakır buna en iyi örnektir. Diyarbakır'ın
yapısını biliyorum, bu tür provokasyonlara
müsait bir zemini vardır.
DTK ise kendi bağrında sivil toplum örgütlerini
temsil etmelidir. Sivil toplum örgütlerinin
kendilerini bağrında ifade edebildikleri bir
platform haline getirilmelidir. Bölgedeki bütün
sivil toplum örgütlerinin DTK içerisinde
kendilerini rahatça ifade ettiği bir birlik
kurulmalıdır. Sivil toplum örgütleri kendilerini
DTK'da ifade edebilmelidir. Gereksiz
tartışmalardan kaçınıp bu konuda bir çabanın
sahibi olmalıdırlar. Yine belediyeler kendi
birliklerini sağlamlaştırmalıdır,
geliştirmelidir. KCK de kendi sistemini kendisi
kurmalıdır. KCK, DTK, BDP ve Belediyeler dışında
kalan alanı örgütler. Birbirleriyle değişik
alanlarda karşılaşabilirler ancak hepsi kendini
ayrı örgütler. KCK, bu son gelişmelerin, bu son
saldırıların üzerinde ciddiyetle durmalıdır.
Kendilerine daha önce söyledim, “devrimci halk
savaşı” tarzında örgütlemelidir. Yine bunu
yaparken Türkiye demokrasi ve devrimci
güçleriyle ittifakı her zaman esas alırlar.
Böylece hem Kürdistan hem de Türkiye'de bir bu
tarzda bir mücadele hattı örülür. PKK içinde
daha önce hatırlarsanız '98'lerde de
belirtmiştim, o dönemki gerillacılık anlayışını
eleştirmiştim, böyle gerillacılık yapılacaksa
ben bu tarz gerillacılığı kabul etmiyorum
demiştim. Bugün için de PKK'ye söyleyeceğim
aynıdır. Gerillacılık yapılacaksa doğru bir
tarzda yapılmalıdır, aksi taktirde ben ağır
eleştireceğim. Gerilla birlikleri de gerekirse
KCK'nin anlayışını eleştirebilir,
dinlemeyebilir, kendi doğru tarzlarını
geliştirebilirler.
Soykırım tehdidinden bahsetmiştim. Şimdi de bu
imamlar ve yeni öğretmen atamaları dikkatimi
çekiyor. Bu konulara kafa yoruyorum. Radyoda
dinledim. Erdoğan, okulları boykot kararına
ilişkin BDP'nin çocukları istismar ettiğini
belirtiyor. Ben BDP'nin bu boykot kararına
ilişkin olarak çocukları okula göndersinler veya
göndermesinler demiyorum. Ama Başbakanın bu
konudaki konuşması üzerinde duruyorum. Başbakan
boykotu çocuk istismarı olarak değerlendiriyor
ve bunu çocuk istismarını da yeni anayasa
paketindeki çocuk hakları düzenlemesine
dayandırıyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu
da BDP'nin anayasal suç işlediğini belirtiyor.
Ben Başbakan'ın çocuk istismarına ilişkin bu
açıklamasını ilk dinlediğimde “yeni anayasa
düzenlemesine göre BDP çocuk istismarı yapıyor”
dediğinde başımdan aşağı adeta kaynar sular
boşaldı. Anayasal değişiklikteki çocuklarla
ilgili bu maddenin de hangi amaçla düzenlendiği
böylece ortaya çıktı. Bu hemen ilk fırsatta da
bu maddeye atıf yaparak çocuk istismarından
bahsettiler. Çocuklar hakkındaki bu anayasal
düzenlemeyle amaçlanan kültürel soykırımdır.
Çocuklarımızın kendi anadilinde eğitim alamaması
kültürel bir soykırımdır. Bunun bir hak değil
de, istismar olarak yorumlanması kültürel
soykırım amacını gösteriyor. Anayasadaki bu
düzenleme kültürel soykırıma hizmet amaçlı
kullanılıyor! Burada çocuk istismarı yoktur,
tersine en temel insani bir hakkın talep
edilmesi söz konusudur. Daha önce
kadınlar-analar konusunda da değinmiştim, tavuk
meselesini örnek vermiştim. Çocuklarımız kendi
dillerinden koparılıp kültürel soykırıma tabi
tutulacaksa, çocuklarımızı devletin elinden
çekip almalıyız, ozaman devletin elinden çekip
alsınlar. Biz bu kültürel soykırıma izin
vermeyeceğiz desinler. Gerekirse okulları
tamamen boykot edip kendi eğitimlerini kendileri
sağlasınlar. Hatta evler, her ev birer okul
haline getirilmeli, evlerde dil eğitimleri
sağlanmalıdır. Selahattin Demirtaş, bu konuda
bir açıklama yaptı. “Ben de çocuğumu okula
göndermeyeceğim” dedi. Benim de kendisine bu
konuda bir önerim olacak. Bu okula göndermemeyle
birlikte kendi çocuğunun dil eğitimini devletten
beklemeden bir özel Türkçe öğretmeni bir de özel
Kürtçe öğretmeni tutup, çocuğuna dilini bu
yöntemle öğretebilir. Bunu gerçekleştirerek
kamuoyuna deklare etmeli, iç ve dış, dünya
basınında, tüm basında bu işlenmelidir, bu çıkış
sembolik olarak çok önemlidir. Bu benim bir
önerimdir. Bu anadilde eğitim konusunda
Birleşmiş Milletler, AİHM ayağa kaldırılmalıdır.
Başvurular ve davalar açılmalıdır. “Çocuklarımız
kültürel soykırıma tabi tutuluyor, anadilde
eğitimlerini göremiyorlar” gerekçesiyle bu
konularda BM'ye, AİHM'e binlerce başvuru
yapılmalı, davalar açılmalıdır. Haklarını her
düzeyde savunmalıdırlar. Türkiye'nin Kürt
çocuklarına uyguladığı politikalar BM Çocuk
Hakları Sözleşmelerine de aykırıdır. Bu
sözleşmelerde buna ilişkin düzenlemeler var,
kültürel soykırım tanımı var. Bu konuda bütün
dünya ayağa kaldırılmalıdır. Yine Avrupa'daki
halkımız da dil konusunda duyarlı olmalıdır.
Aksi taktirde Kürt çocuklarının durumu Ermeni
çocuklarından daha kötü olacaktır. Kürt
çocuklarının okuduğu okullar çok daha asimile
edici, tahrip edici olacaktır.
Son bu saldırıların yanında iki imamın
öldürülmesi gibi cinayetler de yaşanabilir. Bu
konulara dikkat edilmelidir. Din konusunda da
şunları belirtebilirim. Geçmişte Hizbullah ile
yapılan manevi soykırım bugün Diyanet imamları
aracılığıyla yapılmaktadır. Hizbullah'ın yerini
bugün Diyanet almıştır. Bugün yaptıkları
manevi-dini soykırımdır. Halkımız bugün
faşist-devletçi propaganda yapan imamlara rağbet
etmemelidir, bunlar öldürülsün demiyorum, bunu
doğru da bulmuyorum ama bu tür imamlardan
uzaklaşmalıdır, onları yalnız bırakmalıdır. Bu
imamları boykot etmelidir. Demokratik islam
temelinde kendi mescitlerini, camilerini
kendileri yapmalı ve ibadetlerini, dini
vecibelerini buralarda gerçekleştirmelidir.
Hizbullah, eskiden enselerine sıktığı tek
kurşunla yurtsever insanları katlediyordu. Bu
fiziki bir soykırımdı. Ancak bugün Diyanet
imamları aracılığıyla yapılan dini-manevi
soykırım, bu Hizbullah'ın fiziki soykırımından
daha tehlikelidir. Halkımız, sahte imamlara göz
açtırmamalıdır. Ben, bunların verdikleri
hutbeleri çok iyi biliyorum. Bu hutbeler faşist
zihniyetle verilen ve manevi soykırımı amaçlayan
hutbelerdir. Bunun ne islamla ne de insanlıkla
alakası vardır. O yüzden dini bütün halkımız
demokratik islami zihniyetle gerekirse parasını
kendileri karşılayarak ibadetlerini mahallelerde
kuracakları mescitlerle-camilerle
gerçekleştirebilirler, dini bütünlüklerini böyle
korurlar. Bu tarz manevi-dini soykırım yapan
camilere de gitmezler, ibadetlerini bu tür
yerlerde yapmazlar, buraları boykot ederler.
Yine aleviler de aynı şekilde manevi-soykırımcı
sisteme hizmet eden cemevleri yerine kendilerini
ifade eden cemevlerini inşa ederek ibadetlerini
buralarda yaparlar. Batman'daki halkımızı da bu
konularda uyarıyorum, uyanık olmaya çağırıyorum,
manevi soykırıma dikkat çekiyorum. Sarı
İbrahim'in ailesine selamlarımı iletiyorum.
Son dönemlerde çatışmalar yaşanmıyorsa, bir
çatışmasızlık ortamı varsa, İran'la sorunlarını
demokratik temelde çözmeyi esas alabilirler,
barışçıl bir çözüm esas alınabilir,
çatışmasızlık durumu devam ettirilebilir. Yine
Suriye için de aynı şeyleri, İran'a önerdiğim
şeyleri öneriyorum, burada da sorunun çözümü
için demokratik kanalları zorlayabilirler.
AİHM'deki ana davama ilişkin mahkeme savunması
için 31 Aralık iyi bir tarihtir, evet, 31 Aralık
olsun.Hukukta geçmişe yönelik hakların korunması
var. Benim geçmişte kazandığım haklarım
korunmalıdır. Bu konuda avukatlarım çok titiz,
çok iyi çalışmalı. Bütün avukat arkadaşlar,
Avrupa'da da Mahmut onlara söylenebilir,
savunmam konusunda önemle üzerinde dursunlar.
Benim burada kazanılmış haklarım önemli. İşte
soykırımdan bahsettim, bu davamla da amaçlanan
hukuki haklarımın elimden alınması, hukuki
soykırımdır. Ben bunu hukuki soykırım olarak
değerlendiriyorum.
Akşam gazetesinde Özlem Akarsu Çelik benimle
yaptığı röportajı iyi vermiş, çarpıtmamış, iyi
düzenlenmiş, içeriği de iyiydi, eline sağlık
diyorum. Konu daha da tartışılmaya devam eder.
18. Uluslararası Kürt Kültür Festivaline benim
adıma buraya bir mesaj gönderilebilir.
Kitaplar konusunda bir sıkıntı yok, zaten
getiriyorsunuzdur. Tamam, diğer kitapları da,
daha önce belirttiğim son dönemde bahsettiğim
kitapları da getirebilirsiniz. Cezaevlerindeki
arkadaşlara da ayrım yapmaksızın hepsine
selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Gereksiz
yere birbirleriyle didişeceklerine,
tartışacaklarına bütün güçlerini, birikimlerini
demokratik özerkliğe yani dışarıya kanalize
etmeye, oraya güç vermeye seferber etmeliler.
Aksi taktirde hepsini sert bir şekilde
eleştireceğim. Ciddi olsunlar, lafazanlık
yapmasınlar, sorumlulukla davranmalılar.
Bu son olayda hayatını kaybeden ailelere ve
halkımıza başsağlığı diliyorum. Son üç beş
dakikaya giriyoruz. Öncelikle referandumda
gösterdiği iradeden dolayı halkımıza selamlarımı
gönderiyorum, özellikle Hakkari halkına
gösterdiği onurlu duruştan dolayı özel selam ve
sevgilerimi gönderiyorum, onları tebrik
ediyorum, yanlarında olduğumu bilmelerini
istiyorum.Yine belirtiyorum. Herkes bu son
gelişmeler karşısında tutumunu netleştirmelidir.
Bu son Hakkari olayı PKK içinden dışından,
devlet içinden dışından ya da bölgesel ve
uluslararası güçlerin işi olabilir. Mutlaka
açıklığa kavuşturulmalıdır. Herkes bu konuda
uyanık olmalı, kendi tedbirlerini almalıdır. Ben
bu özsavunma konusunda buradan nasıl hareket
edeceklerini belirleyemem, kendilerini bu konuda
tedbirlerini alıp hayata geçirmeliler.
Taşlıçay, Diyadin, Tutak, Iğdır, bir bütün
olarak Kuzey Serhat halkına, Batman'daki
halkımıza selamlarımı iletiyorum. Yine
çocuklarla ilgili annelere yaptığım eleştiriler
iyi anlaşılmalıdır. Ben çocukları çok sevdiğim
için analara bu eleştirileri yapıyorum.
Hepinize iyi günler diliyorum.
Herkese selamlar.
17 Eylül
2010
|