Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


  Sorun Çözülmek Isteniyorsa, Demokratik Çizgi Harekete Geçirilmelidir  
 

              

   Sağlık durumum gördüğünüz gibi, ona değineceğim. Aileden kimse var mı, Mehmet gelmedi mi? Buradan odamda iki pencere açtılar. Havalandırmaya çıkarmayı da iki saate çıkardılar. Bir saat sabah bir saat öğleden sonra olmak üzere iki saat havalandırmaya çıkardılar. Dün dört arkadaşla tekrar görüştük. Onlarla da uzun uzun konuştum. DTP milletvekilleri  istifa dilekçelerini bugün mü sunacaklar? Ben bu konuda görüşlerimi açıklayacağım. Ama önce kendileri karar aldılar sonra danıştılar. Karar tersinden işlemiş. Önce halka danışmaları gerekiyordu sonra karar vermeliydiler. Ama anlaşılan tersten işlemiş.  İstifalarımız cebimizde diyorlardı sonra halka danıştık diyorlar, öyle değil. DTP ile birlikte DTK da kapatılmış olmuyor mu, hukuki durumu nedir?

   Yani DTK bir sivil toplum örgütü olarak mı nitelendiriliyor? Bir sivil toplum derneği gibi mi? DTK ev hapsine ilişkin karar mı almış. Bir şekilde bırakılmaları gerekiyor, diyorlar.   İkincisi operasyonlara derhal son verilmesi, siyasi tutsakların derhal serbest bırakılması. Bu kararlar benim yol haritamla benzerdir. DTK'da EşbaşkanlığaYüksel mi seçildi? İsabetli olmuş, iyi olmuş. Hatiple birlikte Yüksel onlar bundan sonra yürütürler.

   Avrupa Parlamentosunun kapatılma  kararı karşısındaki tutumunu biliyorum. Güney Kürdistan'da 14 Parti, kapatılma kararını kınamış diyorlar. Öyle mi, tamam. KDP ve YNK ise cılız  bir ses çıkarmış, önemli değil. Cumhurbaşkanı kararı destekledi. Boş ver, aptalı oynamaya gerek yok.

   Milletvekilerinin istifası konusunda ben böyle düşünmüyorum, farklı düşünüyorum. Ben "siyaset bir tıkanma noktasına gelmiş" demiştim. Bu karar kendi kararlarıdır. Ben bugünkü durumu 1975-76 yıllarımdaki duruma benzetiyorum. Bir yıl ADYÖD Başkanlığını yaptım. O zamanlar ADYÖD  iki eğilimden oluşuyordu. DDKO ve Dev-Genç'in birleşmesinden oluşuyordu. Ben hem Dev-Genç'e hem DDKO'ya üyeydim. Gönlüm her ikisinden yanaydı. Biz ikisini birleştirmiştik. İki tarafı birleştirme, kardeşliği ve özgürlüğü esas aldığımı, böyle bir eğilimde olduğumu biliyorlardı. Birisi daha sonra küçük burjuva milliyetçiliğine kaydı. Diğeri de milliyetçiliğe kaydı. O zaman DDKO'da İsmet Ateş de vardı. "Bu Türklerle birarada mücadele edemeyiz" diyordu, bu fikrin savunucusuydu. Buraya gelsin demiştim niye gelmedi, gelmek istemiyor mu?

   Tekrar gelmesi  söylenebilir. Buraya gelsin. Onunla bu konuları konuşmak istiyorum. Diğer taraf da "biz Kürtlerle birarada yapamayız" diyordu. Sonunda ben ortada kaldım. Ama gönlüm her ikisinin birleşmesinden yanaydı. Daha sonra  Kemal Pir ve Haki Karer'le birlikte Kürdistan'a geçtik. Kemal Pir ve Haki Karer benim iki halkı birarada tutmak istediğimi gördükleri, bildikleri için benimle beraber hareket ettiler. Biz bilinen tarihi Mart çıkışını yaptık. Mart 1976. Benim 1975-76 arası çalışmalarım tarihi önemdeydi. Her yıl dünya kadar çalıştım, çaba sarfettim. Her yıl bir kitap kadar dökümanlar hazırlıyorduk. Kürdistan'da mücadeleyi başlattık. İlk olarak Ağrı'ya gittim, Kars'a da gittik. Hatta oraya gidişim meşhurdur, Karslılar bilir halen buna çok değer verdiklerini biliyorum. Doğubeyazıtlılar da değer veriyorlar. Doğubeyazıt'ta gençlerle toplantılar yaptım, heyecanlı toplantılar oldu.

   1970'ten bu yana çok büyük emeklerim oldu. Birçok kurum ve derneğe üye oldum. Bir yıl İstanbul'da kaldım. O yıl Hukuk Fakültesine kaydımı yaptırmıştım 1970-71 yılıydı. O tarihten itibaren çok düşündüm çaba sarfettim. Bugüne kadar kırk yıl oldu. Halkın bana bu kadar bağlı olmasının temelinde bu var. Halk beni bilir, halk tanır. Diyarbakır'dan çıkışım bu amaçlaydı. Kırk yıldır bunun mücadelesini veriyorum.

   Böylece Kürdistan'da çok geliştik ancak Türkiye boyutu gelişmedi. Türkiye boyutunu daha sonra Ergenekon ele geçirdi. Benim Mahirlere Denizlere saygım vardır.  Ben onlara saygı duyuyorum. Deniz de Mahir de Kürtlerin varlıklarını ve haklarını kabul ediyorlardı. Deniz idam edilirken bile -bu çok zor bir şeydir idam edilmek- bundan hemen önce "benim mücadelem Kürt ve Türk halklarının kardeşliği mücadelesidir" demişti. Aynı şekilde de Mahir de "Kürtler vardır, Kürt sorunu inkâr edilemez. Kürtlerin bütün hakları kabul edilip verilmelidir" diyordu. Ben bunu Mahir'in kendi ağzından duydum. Bunu söylemek büyük cesaret istiyordu. Biliyorsunuz Mahir de vuruldu. Vurulduğunda da bunları söylemişti. Herkesin bunlara saygı duyması gerekir, Emine Ayna'nın da saygı duyması gerekir. Biliyorsunuz Ömer Ayna vardı  Diclelidir. Emine Ayna'nın amcazadesidir, o da öldürüldü. 

   Milletvekilleri Meclis'e girerken barış ve çözüme dair somut bir adımları yokken önce MHP'yle tokalaştılar, tokalaşma şeylerine giriştiler, şimdi de istifa noktasına geldiler. Bu ikisi de uç noktadır. Ben doğru bulmuyorum, kabul etmiyorum. Ben geçen hafta sert konuştum. Ama istifa etsinler diye bir görüş belirtmedim, ağzımdan öyle bir söz çıkmadı. Çıktı mı? Açın bakın söylediklerime, istifa etsinler dedim mi? 

   Bu istifaları, böyle bir kararları benden kaynaklanmışsa, sert konuşmalarımdan öyle bir sonuç çıkarmışlarsa ben bu konuda da özeleştirimi yapıyorum. Kendi payıma düşeni kabul ediyorum. Beni yanlış anlamadan kaynaklandığını söyleyebilirler.

   Öyle birilerinden merhamet dilemekle bu sorunlar çözülmez, bu işler yürümez. Kimse merhamet de etmez. Çözüm demokratik mücadeledir. Bunu halka danışabilir ve karar alabilirler ama öyle yüzeysel değil, gerçekten halka sorarak, bunu kararlaştırabilirler. Diyarbakır'da binlerce kişiyle halk toplantıları yapabilirler, daha sonra il il halk toplantıları yapabilirler. Biz de mücadelemizin gerilla ayağını oluştururken karar vermek için halkla toplantılar gerçekleştirmiştik. Onlar da halka gidebilirler. Meclis'e dönüş de yapabilirler. Biz böyle gerekli gördük de diyebilirler, bu ayıp da değildir. Benim böyle söylediğimi söylerler. Hatta gerekirse gider iyice anlatırsınız, sizin burada sorumluluğunuz var size de iş düşüyor. Henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Bizler henüz o aşamada değiliz. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirebilirler. Ufuk Uras'ın teklifini değerlendirebilirler.

   Ben avukatlara siyasete girmeyin demiyorum. Ancak hareket ettiğiniz zaman arkanızda on tane örgütü harekete geçirebilecek güçte olmalısınız. Böyle siyaset yapabilmelisiniz. Milletvekilleri Meclisi de iyi kullanamadılar. Demokratik kanal açamadılar. Bu şekilde Kürtlerin demokratik kazanımları da boşa harcanıyor. Meclis'te herşeyi tartışabilmeliler. Buraya gelen bir bayan avukat vardı, ismi neydi? Ebru. Ebru'ya da burada söylemiştim. Yeni kurulacak olan partide sizler de sık sık gidersiniz, bilgi alırsınız, takip edersiniz. Ama bunu yaparken de mütevazi olmalısınız, demiştim. Mütevaziliği elden bırakmamak lazım. Ebru onlar şimdi cezaevinde de demokratik mücadelelerini sürdürmelidirler. Orada kendilerini geliştirmelidirler, kendilerini savunmalıdırlar.

   Aysel'e de burada demokratik mücadele konusunda çok şey söyledim. Aysel burada gözyaşı döküyordu. Demokratik mücadele için demokratik siyaset gerekiyor. Bunun yapılabilmesi önemli.

   Şimdi yeni parti var deniliyor. Ben buna bir şey demiyorum. Devlet birisini kapatır, birisi açılır ancak hukuk tekniği açısından bir parti olabilir. Ama bu siyasi-demokratik mücadeleye tek başına çare değil. Yeni bazı şeylerin olabilmesi gerekiyor. Nedir bunlar? Ben daha önce bu konuda beş ilkeyi dile getirmiştim. Birinci ilke ortak vatan demiştim. Ortak vatan derken Kürdistan'ın inkârı yoktur. Ortak vatan kavramında ne kadar Türkiye varsa o kadar da Kürdistan vardır. Benim hazırladığım savunmalar var. Özellikle 3. Ciltte nasıl bir oluşum olması gerektiği hakkında sosyolojik açıdan çok geniş açıklamalar var. Orada benim saydığım on iki çözüm modeli esas alınabilir, bunlardan yararlanılabilir. Bunlar esas alınarak çalışmalar yürütülebilir. Demokrasi ve Barış Partisi diyorsunuz ancak isminin barış ve demokrasi olmasıyla olmuyor bu işler. Demokratik siyaset yürütülmesi gerekir. Demokratik siyasetle ancak barış gelir. Türkiye'de hukuk zaten yok. Ben söylediklerimi legal ya da illegal olarak değerlendirmiyorum. Benim söylemek istediğim demokratik siyaset kanalıdır, mücadelesidir.

   Türkiye'de ortak bir çalışma yürütülebilir. Demokratik kesimlerle geniş bir şekilde biraraya gelinebilir. THKO, Dev-Genç gibi bunların devamı olan kesimlerle ilişkiler kurulabilir, bunlar da içinde yer alabilirler. Ufuk Uras'a gidilebilir. Bunlar da dahil olabilir. Demokrasi ve Barış Partisi de buna dahil olmalıdır. Ama teknik anlamda hukuksal olarak ayrı olabilir. Aleviler de dahil olabilir. Diğer demokratik kesimler de dahil olabilir. Filiz  onlar dürüsttürler, çalıştılar ama olmadı. Onlar da yeni çalışmada yer alabilirler. Ayşe de yer almalı. Ayşe, Filiz onların çevresinde bir çok genç var bunların da çalışmalara katılması sağlanmalıdır. Tüm demokratik kesimlerle görüşülebilir. Ertuğrul Kürkçü'ye  de gidilebilir. Ona Mahirlere, Denizlere hatta Mustafa Kemal'e saygıları varsa bu oluşumda yer almaları gerekir denilmeli. Diğerlerine de söylenebilir, onlar için de bunları belirtiyorum. Böyle demokratik bir oluşum olursa kırk elli milletvekili çıkarabilirler. Bunlar önemli şeyler yapabilir, demokratik  siyasetin önü açılabilir. Bunların Meclis'te her gün konuşması lazım, tartışması lazım. Meclis'te, çıkıp çatır çatır konuşmak gerekiyor. Siz yalan söylüyorsunuz demek gerekiyor, sizin söyledikleriniz doğru değildir demek gerekiyor. Bunu yaparlarsa demokratik siyasetin önü açılabilir. Demokratik mücadelenin Türkiye tarafı da bu şekilde oluşturulabilir. Ufuklar onlara anlatsınlar. Avukatlarımdan birisi  gider onlarla görüşür, çalışmaları takip eder. Onlara benim düşüncelerim derinlikli aktarılmalı.

   Ben bunları söylerken yeni parti, DTK çalışmalarını ayrıca yürütürler. Bunlar ayrıdır, demokratik Kürt ulusunun yapılanmasına ilişkin çalışmalardır. Bunlar devam eder. Buraya gelen Cemo Tüysüz  vardı. Dost mudurlar?  Onunla da görüşülüp, babasının anısına yeni çalışmalarda yer alabilir, destek verebilir.

   MHP herkesi teslim almak istiyor. CHP, MHP faşist, katı tutum ve çizgilerini aşabilmek için Meclis'ten çıkıp gitmekle olmaz. Mecliste kalıp bu anlayışa karşı mücadele etmeliler. Bunu yapmazlarsa onların katı tutumuyla Meclis'ten çekilme tutumları arasında bir fark kalmaz. Bunlar "biz çekiliyoruz" diyorlar. Çekildikten sonra ne yapacaklar? Herhangi bir planları bir hazırlıkları var mı? Arkalarında herhangi bir güçleri, örgütleri var mıdır? Biliyorum yoktur. Bahçeli'nin Baykal'ın arkasında çok güçlü örgütleri vardır. Bahçeli muazzam örgütlüdür, bunlar örgütlü olma konusunu çok iyi biliyorlar. Baykal da aynı şekilde örgütlüdür. Ben Aysel'e daha öncesinden de söyledim. Burada göz yaşı döküyordu. Şunu söyledim, her milletvekilinin arkasında en az on tane örgütü olmalıdır. Şimdi bunların arkasında tek bir örgüt bile yoktur. Meclis'ten de gittikten sonra ne yapacaklar? Ben o yüzden Meclis'te kalmaları gerektiğini söylüyorum.

   Ben Sayın Başbakan'a çağrıda bulunuyorum. Benim yol haritamda mevcut şiddetin önlenmesi için gerekli ilkeleri belirtmiştim. Biraz aceleye gelmişti. Ama yine de yeterli şeyleri söylemiştim. Sorumluluklar hep omuzlarıma yüklenmiş. Bu şekilde Hükümet de bütün yükü bana bırakıyor. Bu da benim sağlığımı bozuyor. Biz savaşın değil barışın gerçekleşmesini istiyoruz. Barış projenizi ortaya koyarsınız. Ben rolümü oynarım. Benim rolümü oynayabilmem için barış projesinin ortaya konulması gerekiyor. Herşeyi benim omuzlarıma yıkmasınlar. Gerçekten doğru, dürüstlükle bir demokratikleşme projesi hazırlanmalıdır. Ve hemen harekete geçilmelidir. CHP ve MHP zaten çözümsüzlükten yanalar. Yedi yıldır da demokratik bir çözüm gelişmedi. Ben demokratik olan hiçbir şeye de karşı değilim. AKP'nin içinde biraz samimi islami demokratik bir çizgi de var. Ben buna da karşı değilim. MHP ve CHP dışında AKP'den de çözüm istemeyen kişiler var, isteyenler de var. Eğer bu sorun çözülmek isteniyorsa bu demokratik çizgi harekete geçirilmelidir. Ve Başbakan demokratik bir projeyi hayata geçirebilir. Bu ona son çağrımdır.

   Türkiye'de aslında şu anda iki güç var. Bunlardan biri ittihat terakki çizgisinde olan sert-katı, faşist güçtür. Diğeri de kısmen AKP -AKP içinde kısmen demokratlar var- kısmen de askerlerin de içerisinde yer aldığı yumuşak güçtür. Aslında şu anda çatışan bu iki güçtür. Görüyorsunuz işte her gün subaylar, generaller tutuklanıyor. Tutuklanmalarının nedeni bu iki gücün çarpışmasıdır.

   AKP içinde Islami demokratik bir çizgi var. Bu Erbakan onların çizgisidir. Yedi yıldır AKP'deki bu demokratik çizginin içi boşaltılıyor. Demokratik İslam anlayışının içini ılımlı islamla boşaltıyorlar. AKP'nin hem Kürtler için hem Aleviler için hem de demokratikleşme için yaptıklarının içi boştur. Alevi çalıştayına Şendiller'i çağırmışlar. Bu da yapmış oldukları alevi çalıştayının içinin boş olduğunu gösteriyor. Gördünüz mü Kürtleri Kürtlerle pasifize etmeye çalışıyorlar. Bu da benim söylediklerimi doğruluyor. Biz demokratik islam çizgisine karşı değiliz. Demokratik bir çıkış yapılabilir. Bu konuda Hz.Muhammed gibi bir çıkış yapılabilir. Hatta Hz. Ali'nin yaptığı çıkış gibi bir çıkış da yapılabilir. Hatta ve hatta Mustafa Kemal'in çıkışı gibi de yapılabilir. Mustafa Kemal hayatta olsaydı ölümüne şu andaki durumun karşısında olurdu.

   Anadolu kapitalizmi dünyanın en vahşi kapitalizmidir. Bu kârhane kapitalizmidir. Bu kerhane kapitalizmi, kumar kapitalizmidir. Dünyanın hiç bir yerinde uygulanmayan kapitalizm Anadolu'da uygulanıyor. Bu Ufuk Uras'a da söylenebilir. Buna dur demek lazım. Bunlar bir aile kurdular mı, biraz da para kazandılar mı, bir kadın, bir araba bir ev edindiler mi toplumsal mücadeleden vazgeçiyorlar. Toplumsal gerçekleri görmezlikten geliyorlar. Hatta toplumsal mücadelelere müdahale ediyorlar ve onların önünde engel haline geliyorlar. Demokratik siyaset ve barışla bunun önüne geçebiliriz. Onların hepsine bu söylenebilir. Ufuk Uras'ı da burada sert uyarıyorum. Demokratik siyaset için var güçleriyle çalışmalıdırlar. Feminist kesimlerden Aksu Bora vardı. Bir iki şeyini okudum onun. Onunla görüşülebilir. Öcalan sizin felsefik kadına bakış açınızı beğeniyor. Selam söylüyor. Sizin de bu oluşum içinde yer almanızı istiyor, böyle bir önerisi var denilebilir.

   Bu Reşadiye olayını ben anlamadım. Benim bilgim olmadığı için bir şey söyleyemiyorum. Bu konuda onları ne suçlayabilirim ne de onları eleştirebilirim çünkü bilmiyorum. Benim bir şeyden haberim yok. PKK'nin, gerillanın binlerce kolu, birimi vardır. Nasıl olduğunu, kimin ne amaçla yaptığını bilmiyorum.  Ancak şunu söyleyebilirim, Tokat benim aklımın köşesinden dahi geçmezdi.

    Ben 1999'da PKK'den istifa edeceğimi söylemiştim, istifa etme noktasına geldim. Bu benim yaratmak istediğim PKK değil dedim. Çünkü PKK bizim istediğimiz tarzda tam gitmiyordu. Ben burada kızdığım zaman, eleştirdiğim zaman onlar bunu sadece kaba kuvvet olarak anlıyorlar. Ben bunu söylemek istemiyorum mücadelenin birçok yöntemi var. Bizim esas aldığımız yöntem demokratik siyaset yöntemidir. Demokratik mücadeleye inanıyorum. Hatta burada ilk getirildiğim zaman bir komutan da bana söyledi; "sizinkiler imkânı varken ne biçim savaşıyor acayip bir şeydirler" demişti. Bir diğeri de hakarete varan şeyler söylemişti, "savaşmasını bilmiyorlar" diyordu. PKK'nin birçok imkanı var. Savaşta düşmanın saygısını bile kazanmak gerekiyor, bunun yöntemi vardır. İşte Türk ordusu çok  güçlü bir ordudur ona göre kendi konumunuzu belirlersiniz, ona göre mücadele edersiniz.  Benim adımı kullanarak da iş yapmasınlar. Kim ne yapıyorsa kendi adına yapsın, kendi kararlarını kendileri alsınlar, beni karıştırmasınlar. Benim sanki "beni yalnız bıraktılar, beni terk ediyorlar" gibi bir düşünce içinde olduğumu zannetmiş olabilirler. Benim öyle bir şeyim yok. Böyle değerlendirilmemeli.

   Ben 1986'da Kürdistan'a ilk birlikleri, gerillaları gönderdiğim zaman onlara çok şey söylemiştim, onları uyarmıştım. Ancak ben her şeyi de bilemiyorum. Mesela Hogir'in Ergenekonla bağlantılı olduğunu yirmi yıl sonra öğrenebildim. Bunun gibi birçok kişinin Ergenekonla bağlantısını çok sonraları fark edebildim. Herşeyden de beni sorumlu tutmasınlar. Bizim mücadele tarzımız bu şekilde değildi. Bunlar  birçok çete oluşturdular, Dörtlü çete, Hogir ve Şemdinler. Ergenekonla da işbirliği yaptılar. Bilge Köyü gibi birçok köy basıp çoluk çocuk katlettiler. Daha önce de söyledim yine tekrara girmeyeceğim. Bunlar beni de öldürmek istediler. Hasan Bindal olayını biliyorsunuz. Ben dikkatli olmasaydım beni de öldürürlerdi. Daha sonra bu anlayış alçak Osman-Botanlarla devam etti. Bunlar bizim mücadelemizi de heba ettiler. Birçok insanın infazına göz yuman, öldürülmelerini sağlayan bu insanlar rahatlıkla gidip diğerleriyle işbirliği yapabildiler. Dünyada her ihanetin bir affı olabilir, bir af gerekçesi olabilir ama kendi değerlerine bu kadar ihanet eden bir anlayışın affedilmesi mümkün değildir. Bunlar bizim mücadelemizi, demokratik mücadele anlayışımızı, değerlerimizi de boşa çıkarmaya çalıştılar. Benim her zaman bu anlayışla hareket ettiğimi herkes bilir.

   Ben askerlerin de gerillaların da ölmesini istemiyorum. Ve gerçekten buna çok üzülüyorum. Anadolu insanları ölmesin. Anadolu kuzuları ölmesin. 

   Eylemler  her yerde mi? Ben radyodan dinliyorum iller olarak bahsediyor, ilçelerde de var mı? Her yerde mi? Devam edecek galiba, edecek gibi görünüyor. Galiba çok sayıda gözaltı ve tutuklama var.  Tutukluların sayısı ne kadar?

   Bu eylemler yarı ayaklanmadır.  Şimdi DTP de kapatıldı. Herşey PKK'nin omuzlarında. Bu eylemler bilemiyorum neye dayanıyor? PKK de ne yapmak istiyorsa, ne yapacaksa bunu açıkça ortaya koymalıdır. Ayaklanmak istiyorsa bunun adını koysun, ona göre hareket etsin. Başka bir stratejiye dayanıyorsa bunu belirtsin, ona göre hareket etsin. Bilemiyorum, stratejileri nedir, neye hazırlıklıdır bilemiyorum. Ben şunu yapıyorum, ben bunu yapıyorum önceden açıklar mı, haber verir mi bilemiyorum. Savaşacaksa da ne yapacaksa da bunu duyurmalıdır, ilan etmelidir. 

   Muş'taki olaylarda iki kişi yaşamını yitirdi. Bu öyle sıradan bir esnaf değil, devletin özel görevlisidir. Bunun gibi Bitlis, Siirt birçok yerde bunların hepsi bölgede örgütlüdür. Bunların etrafında daha bir çok kişiler vardır.  Bunlar  kavranamıyor,  doğru değerlendirilemiyor. Ben gazetelerdeki bazı başlıklardan bunları anlayabiliyorum, bu sonuçları çıkarabiliyorum. Bunun gibi Diyarbakır'da bile aklınıza hayalinize gelmeyecek köşe başlarında bekleyen binlercesi vardır. Bunlar katliam gününü bekliyorlar. Ne zaman katliam olacak diye bekliyorlar. Katliam olsa bunların hepsi Kürtlere saldırmak için, Kürtleri öldürmek için bekler vaziyetteler. Daha öncesinden de Ceylanpınar'da, Viranşehir'de, Urfa'da, Diyarbakır'da bir çok kişi taranarak öldürüldü. Bunlar da her an beş kişi on kişi kişi öldürebilirler. Buna karşı savunmanız, hazırlığınız nedir? Şimdi DTP de yok. Halk bunu kendiliğinden mi yapıyor, haberlerde PKK yaptırıyor diyorlar.  PKK bilgisi dahilinde midir, bilmiyorum. Buna karşılık savunma hazırlığın yoksa insanların bu şekilde ölmesini doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Tamam, herkes önderlik yapamayabilir ama demokratik mücadele verebilir. Eğer yapamıyorlarsa o zaman bıraksınlar, bu işe girmesinler. Bulanık'ta yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileklerimi sunuyorum. Benim adıma iletilebilir. Diyarbakır'da yaşamını yitiren Aydın Erdem'in ailesine de başsağlığı diliyorum. Ailelerine selam ve sevgilerimi iletiyorum.

   Türk basını benim için sadece kendini düşünüyor diyorlar. Hayır. Benim dışarıyla hiçbir ilgim yok. Benim ne kadar demokratik mücadele için mücadele ettiğim ortadadır.

   Benim burada devleti tehdit ettiğimi söylüyorlar. Hayır ben kimseyi tehdit etmiyorum. Onlara "alçaklar ordusu" dediğim söyleniyor. Hakim hücre cezasını onaylamış.

   Hayır, İnfaz Hakimliği cezayı onamış itiraz hakkım var. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulunacağım. Bu bana verilen 12. Hücre cezası oluyor. Tabi bunlar doğru şeyler değil. Ben kimseyi tehdit etmiyorum, sadece tespitte bulunuyorum. Ben Meclis'te bireylere karşı bir şey söylemedim, bireysel olarak kimseye bir şey demiyorum. Kişiliklerine bir şey söylemiyorum. Benim söylediğim şey demokratik siyaset ve barış çizgisi seviyesinin altında -düşük ve alçakta- kalan zihniyet içindir. Benim şahıslara karşı olumsuz bir şeyim olmaz. Ben Meclis'te bulunup da sorunu çözmek istemeyen anlayışa karşı söyledim bunları. Bu anlamda kullandım o kelimeyi.  

   Ben İnfaz Hakimine yazdığım dilekçede de bunları belirttim. Hakimler hukuka, yasalara bakıyorlar. Dar hukuk tekniği bağlamında olayı değerlendiriyorlar. Sonuçta önündeki hukuk neyse onu dar olarak yorumluyorlar, gereğini o şekilde yapıyorlar. Benim söylediğim şey hukuku aşan bir şeydir.

   Ben burada konuşurken, eleştiri yaparken de öyle kimseye dayanarak söylemiyorum. Bana inanan halkım ve dostlarım vardır.  Ben halka dayanıyorum. Ayrıca beni destekleyen dostlarım var. Zor zamanlarda bunlar yardım da eder. Ben kendi gücüme  güveniyorum, kendi gücüme dayanıyorum.

   Bunları belirtebilirim. Aysel'in ceza alma durumu varsa tedbirini de almalıdır. Vereceği bireysel karara sonuna kadar saygılıyım. Ben kimsenin iradesini kırmak istemem. Benim görüşlerim de her yerde, gazetelerde, dergilerde, televizyonlar da derinlikli olarak yer almalıdır, tartışılmalıdır. CPT onlar da gelirler herhalde. Tamam, eğer CPT gelecekse devam etmelerine gerek yok. Tamam, gelirler herhalde.

   İstanbul'daki Kürt din adamlarına selamlarımı iletiyorum. Barış grubundan gelenlere de selamlarımı söylüyorum. Onlar yeni partinin içinde yer alabilirler, çalışmalarını sürdürebilirler. Bingöl, Diyarbakır D. Tipi ve Bitlis cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı söylüyorum.

   Tamam siz de tüm cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletirsiniz. Özellikle Siirt cezaevindekilere selamlarımı iletirsiniz. Gittiğiniz yöredeki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

   İslam Toplumları Tarihi kitabının ikinci cildini getirilse iyi olur. Verner Sombart'ın ve ona benzer beğendiğiniz kitaplar gönderilebilir.

   Iyi günler.

   Herkese selamlar. 
 

      16 Aralık 2009

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com