|
Sağlık
durumum gördüğünüz gibi, ona değineceğim.
Aileden kimse var mı, Mehmet gelmedi mi? Buradan
odamda iki pencere açtılar. Havalandırmaya
çıkarmayı da iki saate çıkardılar. Bir saat
sabah bir saat öğleden sonra olmak üzere iki
saat havalandırmaya çıkardılar. Dün dört
arkadaşla tekrar görüştük. Onlarla da uzun uzun
konuştum. DTP milletvekilleri istifa
dilekçelerini bugün mü sunacaklar? Ben bu konuda
görüşlerimi açıklayacağım. Ama önce kendileri
karar aldılar sonra danıştılar. Karar tersinden
işlemiş. Önce halka danışmaları gerekiyordu
sonra karar vermeliydiler. Ama anlaşılan tersten
işlemiş. İstifalarımız cebimizde diyorlardı
sonra halka danıştık diyorlar, öyle değil. DTP
ile birlikte DTK da kapatılmış olmuyor mu,
hukuki durumu nedir?
Yani
DTK bir sivil toplum örgütü olarak mı
nitelendiriliyor? Bir sivil toplum derneği gibi
mi? DTK ev hapsine ilişkin karar mı almış. Bir
şekilde bırakılmaları gerekiyor, diyorlar.
İkincisi operasyonlara derhal son verilmesi,
siyasi tutsakların derhal serbest bırakılması.
Bu kararlar benim yol haritamla benzerdir.
DTK'da EşbaşkanlığaYüksel mi seçildi? İsabetli
olmuş, iyi olmuş. Hatiple birlikte Yüksel onlar
bundan sonra yürütürler.
Avrupa
Parlamentosunun kapatılma kararı karşısındaki
tutumunu biliyorum. Güney Kürdistan'da 14 Parti,
kapatılma kararını kınamış diyorlar. Öyle mi,
tamam. KDP ve YNK ise cılız bir ses çıkarmış,
önemli değil. Cumhurbaşkanı kararı destekledi.
Boş ver, aptalı oynamaya gerek yok.
Milletvekilerinin
istifası konusunda ben böyle düşünmüyorum,
farklı düşünüyorum. Ben "siyaset bir tıkanma
noktasına gelmiş" demiştim. Bu karar kendi
kararlarıdır. Ben bugünkü durumu 1975-76
yıllarımdaki duruma benzetiyorum. Bir yıl ADYÖD
Başkanlığını yaptım. O zamanlar ADYÖD iki
eğilimden oluşuyordu. DDKO ve Dev-Genç'in
birleşmesinden oluşuyordu. Ben hem Dev-Genç'e
hem DDKO'ya üyeydim. Gönlüm her ikisinden
yanaydı. Biz ikisini birleştirmiştik. İki tarafı
birleştirme, kardeşliği ve özgürlüğü esas
aldığımı, böyle bir eğilimde olduğumu
biliyorlardı. Birisi daha sonra küçük burjuva
milliyetçiliğine kaydı. Diğeri de milliyetçiliğe
kaydı. O zaman DDKO'da İsmet Ateş de vardı. "Bu
Türklerle birarada mücadele edemeyiz" diyordu,
bu fikrin savunucusuydu. Buraya gelsin demiştim
niye gelmedi, gelmek istemiyor mu?
Tekrar
gelmesi söylenebilir. Buraya gelsin. Onunla bu
konuları konuşmak istiyorum. Diğer taraf da "biz
Kürtlerle birarada yapamayız" diyordu. Sonunda
ben ortada kaldım. Ama gönlüm her ikisinin
birleşmesinden yanaydı. Daha sonra Kemal Pir ve
Haki Karer'le birlikte Kürdistan'a geçtik. Kemal
Pir ve Haki Karer benim iki halkı birarada
tutmak istediğimi gördükleri, bildikleri için
benimle beraber hareket ettiler. Biz bilinen
tarihi Mart çıkışını yaptık. Mart 1976. Benim
1975-76 arası çalışmalarım tarihi önemdeydi. Her
yıl dünya kadar çalıştım, çaba sarfettim. Her
yıl bir kitap kadar dökümanlar hazırlıyorduk.
Kürdistan'da mücadeleyi başlattık. İlk olarak
Ağrı'ya gittim, Kars'a da gittik. Hatta oraya
gidişim meşhurdur, Karslılar bilir halen buna
çok değer verdiklerini biliyorum.
Doğubeyazıtlılar da değer veriyorlar.
Doğubeyazıt'ta gençlerle toplantılar yaptım,
heyecanlı toplantılar oldu.
1970'ten
bu yana çok büyük emeklerim oldu. Birçok kurum
ve derneğe üye oldum. Bir yıl İstanbul'da
kaldım. O yıl Hukuk Fakültesine kaydımı
yaptırmıştım 1970-71 yılıydı. O tarihten
itibaren çok düşündüm çaba sarfettim. Bugüne
kadar kırk yıl oldu. Halkın bana bu kadar bağlı
olmasının temelinde bu var. Halk beni bilir,
halk tanır. Diyarbakır'dan çıkışım bu amaçlaydı.
Kırk yıldır bunun mücadelesini veriyorum.
Böylece
Kürdistan'da çok geliştik ancak Türkiye boyutu
gelişmedi. Türkiye boyutunu daha sonra Ergenekon
ele geçirdi. Benim Mahirlere Denizlere saygım
vardır. Ben onlara saygı duyuyorum. Deniz de
Mahir de Kürtlerin varlıklarını ve haklarını
kabul ediyorlardı. Deniz idam edilirken bile -bu
çok zor bir şeydir idam edilmek- bundan hemen
önce "benim mücadelem Kürt ve Türk halklarının
kardeşliği mücadelesidir" demişti. Aynı şekilde
de Mahir de "Kürtler vardır, Kürt sorunu inkâr
edilemez. Kürtlerin bütün hakları kabul edilip
verilmelidir" diyordu. Ben bunu Mahir'in kendi
ağzından duydum. Bunu söylemek büyük cesaret
istiyordu. Biliyorsunuz Mahir de vuruldu.
Vurulduğunda da bunları söylemişti. Herkesin
bunlara saygı duyması gerekir, Emine Ayna'nın da
saygı duyması gerekir. Biliyorsunuz Ömer Ayna
vardı Diclelidir. Emine Ayna'nın amcazadesidir,
o da öldürüldü.
Milletvekilleri
Meclis'e girerken barış ve çözüme dair somut bir
adımları yokken önce MHP'yle tokalaştılar,
tokalaşma şeylerine giriştiler, şimdi de istifa
noktasına geldiler. Bu ikisi de uç noktadır. Ben
doğru bulmuyorum, kabul etmiyorum. Ben geçen
hafta sert konuştum. Ama istifa etsinler diye
bir görüş belirtmedim, ağzımdan öyle bir söz
çıkmadı. Çıktı mı? Açın bakın söylediklerime,
istifa etsinler dedim mi?
Bu
istifaları, böyle bir kararları benden
kaynaklanmışsa, sert konuşmalarımdan öyle bir
sonuç çıkarmışlarsa ben bu konuda da
özeleştirimi yapıyorum. Kendi payıma düşeni
kabul ediyorum. Beni yanlış anlamadan
kaynaklandığını söyleyebilirler.
Öyle
birilerinden merhamet dilemekle bu sorunlar
çözülmez, bu işler yürümez. Kimse merhamet de
etmez. Çözüm demokratik mücadeledir. Bunu halka
danışabilir ve karar alabilirler ama öyle
yüzeysel değil, gerçekten halka sorarak, bunu
kararlaştırabilirler. Diyarbakır'da binlerce
kişiyle halk toplantıları yapabilirler, daha
sonra il il halk toplantıları yapabilirler. Biz
de mücadelemizin gerilla ayağını oluştururken
karar vermek için halkla toplantılar
gerçekleştirmiştik. Onlar da halka gidebilirler.
Meclis'e dönüş de yapabilirler. Biz böyle
gerekli gördük de diyebilirler, bu ayıp da
değildir. Benim böyle söylediğimi söylerler.
Hatta gerekirse gider iyice anlatırsınız, sizin
burada sorumluluğunuz var size de iş düşüyor.
Henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Bizler
henüz o aşamada değiliz. Meclise dönüp
demokratik siyaset geliştirebilirler. Ufuk
Uras'ın teklifini değerlendirebilirler.
Ben
avukatlara siyasete girmeyin demiyorum. Ancak
hareket ettiğiniz zaman arkanızda on tane örgütü
harekete geçirebilecek güçte olmalısınız. Böyle
siyaset yapabilmelisiniz. Milletvekilleri
Meclisi de iyi kullanamadılar. Demokratik kanal
açamadılar. Bu şekilde Kürtlerin demokratik
kazanımları da boşa harcanıyor. Meclis'te
herşeyi tartışabilmeliler. Buraya gelen bir
bayan avukat vardı, ismi neydi? Ebru. Ebru'ya da
burada söylemiştim. Yeni kurulacak olan partide
sizler de sık sık gidersiniz, bilgi alırsınız,
takip edersiniz. Ama bunu yaparken de mütevazi
olmalısınız, demiştim. Mütevaziliği elden
bırakmamak lazım. Ebru onlar şimdi cezaevinde de
demokratik mücadelelerini sürdürmelidirler.
Orada kendilerini geliştirmelidirler,
kendilerini savunmalıdırlar.
Aysel'e
de burada demokratik mücadele konusunda çok şey
söyledim. Aysel burada gözyaşı döküyordu.
Demokratik mücadele için demokratik siyaset
gerekiyor. Bunun yapılabilmesi önemli.
Şimdi
yeni parti var deniliyor. Ben buna bir şey
demiyorum. Devlet birisini kapatır, birisi
açılır ancak hukuk tekniği açısından bir parti
olabilir. Ama bu siyasi-demokratik mücadeleye
tek başına çare değil. Yeni bazı şeylerin
olabilmesi gerekiyor. Nedir bunlar? Ben daha
önce bu konuda beş ilkeyi dile getirmiştim.
Birinci ilke ortak vatan demiştim. Ortak vatan
derken Kürdistan'ın inkârı yoktur. Ortak vatan
kavramında ne kadar Türkiye varsa o kadar da
Kürdistan vardır. Benim hazırladığım savunmalar
var. Özellikle 3. Ciltte nasıl bir oluşum olması
gerektiği hakkında sosyolojik açıdan çok geniş
açıklamalar var. Orada benim saydığım on iki
çözüm modeli esas alınabilir, bunlardan
yararlanılabilir. Bunlar esas alınarak
çalışmalar yürütülebilir. Demokrasi ve Barış
Partisi diyorsunuz ancak isminin barış ve
demokrasi olmasıyla olmuyor bu işler. Demokratik
siyaset yürütülmesi gerekir. Demokratik
siyasetle ancak barış gelir. Türkiye'de hukuk
zaten yok. Ben söylediklerimi legal ya da
illegal olarak değerlendirmiyorum. Benim
söylemek istediğim demokratik siyaset kanalıdır,
mücadelesidir.
Türkiye'de
ortak bir çalışma yürütülebilir. Demokratik
kesimlerle geniş bir şekilde biraraya
gelinebilir. THKO, Dev-Genç gibi bunların devamı
olan kesimlerle ilişkiler kurulabilir, bunlar da
içinde yer alabilirler. Ufuk Uras'a gidilebilir.
Bunlar da dahil olabilir. Demokrasi ve Barış
Partisi de buna dahil olmalıdır. Ama teknik
anlamda hukuksal olarak ayrı olabilir. Aleviler
de dahil olabilir. Diğer demokratik kesimler de
dahil olabilir. Filiz onlar dürüsttürler,
çalıştılar ama olmadı. Onlar da yeni çalışmada
yer alabilirler. Ayşe de yer almalı. Ayşe, Filiz
onların çevresinde bir çok genç var bunların da
çalışmalara katılması sağlanmalıdır. Tüm
demokratik kesimlerle görüşülebilir. Ertuğrul
Kürkçü'ye de gidilebilir. Ona Mahirlere,
Denizlere hatta Mustafa Kemal'e saygıları varsa
bu oluşumda yer almaları gerekir denilmeli.
Diğerlerine de söylenebilir, onlar için de
bunları belirtiyorum. Böyle demokratik bir
oluşum olursa kırk elli milletvekili
çıkarabilirler. Bunlar önemli şeyler yapabilir,
demokratik siyasetin önü açılabilir. Bunların
Meclis'te her gün konuşması lazım, tartışması
lazım. Meclis'te, çıkıp çatır çatır konuşmak
gerekiyor. Siz yalan söylüyorsunuz demek
gerekiyor, sizin söyledikleriniz doğru değildir
demek gerekiyor. Bunu yaparlarsa demokratik
siyasetin önü açılabilir. Demokratik mücadelenin
Türkiye tarafı da bu şekilde oluşturulabilir.
Ufuklar onlara anlatsınlar. Avukatlarımdan
birisi gider onlarla görüşür, çalışmaları takip
eder. Onlara benim düşüncelerim derinlikli
aktarılmalı.
Ben
bunları söylerken yeni parti, DTK çalışmalarını
ayrıca yürütürler. Bunlar ayrıdır, demokratik
Kürt ulusunun yapılanmasına ilişkin
çalışmalardır. Bunlar devam eder. Buraya gelen
Cemo Tüysüz vardı. Dost mudurlar? Onunla da
görüşülüp, babasının anısına yeni çalışmalarda
yer alabilir, destek verebilir.
MHP
herkesi teslim almak istiyor. CHP, MHP faşist,
katı tutum ve çizgilerini aşabilmek için
Meclis'ten çıkıp gitmekle olmaz. Mecliste kalıp
bu anlayışa karşı mücadele etmeliler. Bunu
yapmazlarsa onların katı tutumuyla Meclis'ten
çekilme tutumları arasında bir fark kalmaz.
Bunlar "biz çekiliyoruz" diyorlar. Çekildikten
sonra ne yapacaklar? Herhangi bir planları bir
hazırlıkları var mı? Arkalarında herhangi bir
güçleri, örgütleri var mıdır? Biliyorum yoktur.
Bahçeli'nin Baykal'ın arkasında çok güçlü
örgütleri vardır. Bahçeli muazzam örgütlüdür,
bunlar örgütlü olma konusunu çok iyi biliyorlar.
Baykal da aynı şekilde örgütlüdür. Ben Aysel'e
daha öncesinden de söyledim. Burada göz yaşı
döküyordu. Şunu söyledim, her milletvekilinin
arkasında en az on tane örgütü olmalıdır. Şimdi
bunların arkasında tek bir örgüt bile yoktur.
Meclis'ten de gittikten sonra ne yapacaklar? Ben
o yüzden Meclis'te kalmaları gerektiğini
söylüyorum.
Ben
Sayın Başbakan'a çağrıda bulunuyorum. Benim yol
haritamda mevcut şiddetin önlenmesi için gerekli
ilkeleri belirtmiştim. Biraz aceleye gelmişti.
Ama yine de yeterli şeyleri söylemiştim.
Sorumluluklar hep omuzlarıma yüklenmiş. Bu
şekilde Hükümet de bütün yükü bana bırakıyor. Bu
da benim sağlığımı bozuyor. Biz savaşın değil
barışın gerçekleşmesini istiyoruz. Barış
projenizi ortaya koyarsınız. Ben rolümü oynarım.
Benim rolümü oynayabilmem için barış projesinin
ortaya konulması gerekiyor. Herşeyi benim
omuzlarıma yıkmasınlar. Gerçekten doğru,
dürüstlükle bir demokratikleşme projesi
hazırlanmalıdır. Ve hemen harekete geçilmelidir.
CHP ve MHP zaten çözümsüzlükten yanalar. Yedi
yıldır da demokratik bir çözüm gelişmedi. Ben
demokratik olan hiçbir şeye de karşı değilim.
AKP'nin içinde biraz samimi islami demokratik
bir çizgi de var. Ben buna da karşı değilim. MHP
ve CHP dışında AKP'den de çözüm istemeyen
kişiler var, isteyenler de var. Eğer bu sorun
çözülmek isteniyorsa bu demokratik çizgi
harekete geçirilmelidir. Ve Başbakan demokratik
bir projeyi hayata geçirebilir. Bu ona son
çağrımdır.
Türkiye'de
aslında şu anda iki güç var. Bunlardan biri
ittihat terakki çizgisinde olan sert-katı,
faşist güçtür. Diğeri de kısmen AKP -AKP içinde
kısmen demokratlar var- kısmen de askerlerin de
içerisinde yer aldığı yumuşak güçtür. Aslında şu
anda çatışan bu iki güçtür. Görüyorsunuz işte
her gün subaylar, generaller tutuklanıyor.
Tutuklanmalarının nedeni bu iki gücün
çarpışmasıdır.
AKP
içinde Islami demokratik bir çizgi var. Bu
Erbakan onların çizgisidir. Yedi yıldır AKP'deki
bu demokratik çizginin içi boşaltılıyor.
Demokratik İslam anlayışının içini ılımlı
islamla boşaltıyorlar. AKP'nin hem Kürtler için
hem Aleviler için hem de demokratikleşme için
yaptıklarının içi boştur. Alevi çalıştayına
Şendiller'i çağırmışlar. Bu da yapmış oldukları
alevi çalıştayının içinin boş olduğunu
gösteriyor. Gördünüz mü Kürtleri Kürtlerle
pasifize etmeye çalışıyorlar. Bu da benim
söylediklerimi doğruluyor. Biz demokratik islam
çizgisine karşı değiliz. Demokratik bir çıkış
yapılabilir. Bu konuda Hz.Muhammed gibi bir
çıkış yapılabilir. Hatta Hz. Ali'nin yaptığı
çıkış gibi bir çıkış da yapılabilir. Hatta ve
hatta Mustafa Kemal'in çıkışı gibi de
yapılabilir. Mustafa Kemal hayatta olsaydı
ölümüne şu andaki durumun karşısında olurdu.
Anadolu
kapitalizmi dünyanın en vahşi kapitalizmidir. Bu
kârhane kapitalizmidir. Bu kerhane kapitalizmi,
kumar kapitalizmidir. Dünyanın hiç bir yerinde
uygulanmayan kapitalizm Anadolu'da uygulanıyor.
Bu Ufuk Uras'a da söylenebilir. Buna dur demek
lazım. Bunlar bir aile kurdular mı, biraz da
para kazandılar mı, bir kadın, bir araba bir ev
edindiler mi toplumsal mücadeleden
vazgeçiyorlar. Toplumsal gerçekleri görmezlikten
geliyorlar. Hatta toplumsal mücadelelere
müdahale ediyorlar ve onların önünde engel
haline geliyorlar. Demokratik siyaset ve barışla
bunun önüne geçebiliriz. Onların hepsine bu
söylenebilir. Ufuk Uras'ı da burada sert
uyarıyorum. Demokratik siyaset için var
güçleriyle çalışmalıdırlar. Feminist kesimlerden
Aksu Bora vardı. Bir iki şeyini okudum onun.
Onunla görüşülebilir. Öcalan sizin felsefik
kadına bakış açınızı beğeniyor. Selam söylüyor.
Sizin de bu oluşum içinde yer almanızı istiyor,
böyle bir önerisi var denilebilir.
Bu
Reşadiye olayını ben anlamadım. Benim bilgim
olmadığı için bir şey söyleyemiyorum. Bu konuda
onları ne suçlayabilirim ne de onları
eleştirebilirim çünkü bilmiyorum. Benim bir
şeyden haberim yok. PKK'nin, gerillanın binlerce
kolu, birimi vardır. Nasıl olduğunu, kimin ne
amaçla yaptığını bilmiyorum. Ancak şunu
söyleyebilirim, Tokat benim aklımın köşesinden
dahi geçmezdi.
Ben 1999'da PKK'den istifa edeceğimi
söylemiştim, istifa etme noktasına geldim. Bu
benim yaratmak istediğim PKK değil dedim. Çünkü
PKK bizim istediğimiz tarzda tam gitmiyordu. Ben
burada kızdığım zaman, eleştirdiğim zaman onlar
bunu sadece kaba kuvvet olarak anlıyorlar. Ben
bunu söylemek istemiyorum mücadelenin birçok
yöntemi var. Bizim esas aldığımız yöntem
demokratik siyaset yöntemidir. Demokratik
mücadeleye inanıyorum. Hatta burada ilk
getirildiğim zaman bir komutan da bana söyledi;
"sizinkiler imkânı varken ne biçim savaşıyor
acayip bir şeydirler" demişti. Bir diğeri de
hakarete varan şeyler söylemişti, "savaşmasını
bilmiyorlar" diyordu. PKK'nin birçok imkanı var.
Savaşta düşmanın saygısını bile kazanmak
gerekiyor, bunun yöntemi vardır. İşte Türk
ordusu çok güçlü bir ordudur ona göre kendi
konumunuzu belirlersiniz, ona göre mücadele
edersiniz. Benim adımı kullanarak da iş
yapmasınlar. Kim ne yapıyorsa kendi adına
yapsın, kendi kararlarını kendileri alsınlar,
beni karıştırmasınlar. Benim sanki "beni yalnız
bıraktılar, beni terk ediyorlar" gibi bir
düşünce içinde olduğumu zannetmiş olabilirler.
Benim öyle bir şeyim yok. Böyle
değerlendirilmemeli.
Ben
1986'da Kürdistan'a ilk birlikleri, gerillaları
gönderdiğim zaman onlara çok şey söylemiştim,
onları uyarmıştım. Ancak ben her şeyi de
bilemiyorum. Mesela Hogir'in Ergenekonla
bağlantılı olduğunu yirmi yıl sonra
öğrenebildim. Bunun gibi birçok kişinin
Ergenekonla bağlantısını çok sonraları fark
edebildim. Herşeyden de beni sorumlu
tutmasınlar. Bizim mücadele tarzımız bu şekilde
değildi. Bunlar birçok çete oluşturdular,
Dörtlü çete, Hogir ve Şemdinler. Ergenekonla da
işbirliği yaptılar. Bilge Köyü gibi birçok köy
basıp çoluk çocuk katlettiler. Daha önce de
söyledim yine tekrara girmeyeceğim. Bunlar beni
de öldürmek istediler. Hasan Bindal olayını
biliyorsunuz. Ben dikkatli olmasaydım beni de
öldürürlerdi. Daha sonra bu anlayış alçak Osman-Botanlarla
devam etti. Bunlar bizim mücadelemizi de heba
ettiler. Birçok insanın infazına göz yuman,
öldürülmelerini sağlayan bu insanlar rahatlıkla
gidip diğerleriyle işbirliği yapabildiler.
Dünyada her ihanetin bir affı olabilir, bir af
gerekçesi olabilir ama kendi değerlerine bu
kadar ihanet eden bir anlayışın affedilmesi
mümkün değildir. Bunlar bizim mücadelemizi,
demokratik mücadele anlayışımızı, değerlerimizi
de boşa çıkarmaya çalıştılar. Benim her zaman bu
anlayışla hareket ettiğimi herkes bilir.
Ben
askerlerin de gerillaların da ölmesini
istemiyorum. Ve gerçekten buna çok üzülüyorum.
Anadolu insanları ölmesin. Anadolu kuzuları
ölmesin.
Eylemler
her yerde mi? Ben radyodan dinliyorum iller
olarak bahsediyor, ilçelerde de var mı? Her
yerde mi? Devam edecek galiba, edecek gibi
görünüyor. Galiba çok sayıda gözaltı ve
tutuklama var. Tutukluların sayısı ne kadar?
Bu
eylemler yarı ayaklanmadır. Şimdi DTP de
kapatıldı. Herşey PKK'nin omuzlarında. Bu
eylemler bilemiyorum neye dayanıyor? PKK de ne
yapmak istiyorsa, ne yapacaksa bunu açıkça
ortaya koymalıdır. Ayaklanmak istiyorsa bunun
adını koysun, ona göre hareket etsin. Başka bir
stratejiye dayanıyorsa bunu belirtsin, ona göre
hareket etsin. Bilemiyorum, stratejileri nedir,
neye hazırlıklıdır bilemiyorum. Ben şunu
yapıyorum, ben bunu yapıyorum önceden açıklar
mı, haber verir mi bilemiyorum. Savaşacaksa da
ne yapacaksa da bunu duyurmalıdır, ilan
etmelidir.
Muş'taki
olaylarda iki kişi yaşamını yitirdi. Bu öyle
sıradan bir esnaf değil, devletin özel
görevlisidir. Bunun gibi Bitlis, Siirt birçok
yerde bunların hepsi bölgede örgütlüdür.
Bunların etrafında daha bir çok kişiler vardır.
Bunlar kavranamıyor, doğru
değerlendirilemiyor. Ben gazetelerdeki bazı
başlıklardan bunları anlayabiliyorum, bu
sonuçları çıkarabiliyorum. Bunun gibi
Diyarbakır'da bile aklınıza hayalinize
gelmeyecek köşe başlarında bekleyen binlercesi
vardır. Bunlar katliam gününü bekliyorlar. Ne
zaman katliam olacak diye bekliyorlar. Katliam
olsa bunların hepsi Kürtlere saldırmak için,
Kürtleri öldürmek için bekler vaziyetteler. Daha
öncesinden de Ceylanpınar'da, Viranşehir'de,
Urfa'da, Diyarbakır'da bir çok kişi taranarak
öldürüldü. Bunlar da her an beş kişi on kişi
kişi öldürebilirler. Buna karşı savunmanız,
hazırlığınız nedir? Şimdi DTP de yok. Halk bunu
kendiliğinden mi yapıyor, haberlerde PKK
yaptırıyor diyorlar. PKK bilgisi dahilinde
midir, bilmiyorum. Buna karşılık savunma
hazırlığın yoksa insanların bu şekilde ölmesini
doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Tamam, herkes
önderlik yapamayabilir ama demokratik mücadele
verebilir. Eğer yapamıyorlarsa o zaman
bıraksınlar, bu işe girmesinler. Bulanık'ta
yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı
dileklerimi sunuyorum. Benim adıma iletilebilir.
Diyarbakır'da yaşamını yitiren Aydın Erdem'in
ailesine de başsağlığı diliyorum. Ailelerine
selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Türk
basını benim için sadece kendini düşünüyor
diyorlar. Hayır. Benim dışarıyla hiçbir ilgim
yok. Benim ne kadar demokratik mücadele için
mücadele ettiğim ortadadır.
Benim
burada devleti tehdit ettiğimi söylüyorlar.
Hayır ben kimseyi tehdit etmiyorum. Onlara
"alçaklar ordusu" dediğim söyleniyor. Hakim
hücre cezasını onaylamış.
Hayır,
İnfaz Hakimliği cezayı onamış itiraz hakkım var.
Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulunacağım. Bu
bana verilen 12. Hücre cezası oluyor. Tabi
bunlar doğru şeyler değil. Ben kimseyi tehdit
etmiyorum, sadece tespitte bulunuyorum. Ben
Meclis'te bireylere karşı bir şey söylemedim,
bireysel olarak kimseye bir şey demiyorum.
Kişiliklerine bir şey söylemiyorum. Benim
söylediğim şey demokratik siyaset ve barış
çizgisi seviyesinin altında -düşük ve alçakta-
kalan zihniyet içindir. Benim şahıslara karşı
olumsuz bir şeyim olmaz. Ben Meclis'te bulunup
da sorunu çözmek istemeyen anlayışa karşı
söyledim bunları. Bu anlamda kullandım o
kelimeyi.
Ben
İnfaz Hakimine yazdığım dilekçede de bunları
belirttim. Hakimler hukuka, yasalara bakıyorlar.
Dar hukuk tekniği bağlamında olayı
değerlendiriyorlar. Sonuçta önündeki hukuk neyse
onu dar olarak yorumluyorlar, gereğini o şekilde
yapıyorlar. Benim söylediğim şey hukuku aşan bir
şeydir.
Ben
burada konuşurken, eleştiri yaparken de öyle
kimseye dayanarak söylemiyorum. Bana inanan
halkım ve dostlarım vardır. Ben halka
dayanıyorum. Ayrıca beni destekleyen dostlarım
var. Zor zamanlarda bunlar yardım da eder. Ben
kendi gücüme güveniyorum, kendi gücüme
dayanıyorum.
Bunları
belirtebilirim. Aysel'in ceza alma durumu varsa
tedbirini de almalıdır. Vereceği bireysel karara
sonuna kadar saygılıyım. Ben kimsenin iradesini
kırmak istemem. Benim görüşlerim de her yerde,
gazetelerde, dergilerde, televizyonlar da
derinlikli olarak yer almalıdır,
tartışılmalıdır. CPT onlar da gelirler herhalde.
Tamam, eğer CPT gelecekse devam etmelerine gerek
yok. Tamam, gelirler herhalde.
İstanbul'daki
Kürt din adamlarına selamlarımı iletiyorum.
Barış grubundan gelenlere de selamlarımı
söylüyorum. Onlar yeni partinin içinde yer
alabilirler, çalışmalarını sürdürebilirler.
Bingöl, Diyarbakır D. Tipi ve Bitlis
cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı söylüyorum.
Tamam
siz de tüm cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı
iletirsiniz. Özellikle Siirt cezaevindekilere
selamlarımı iletirsiniz. Gittiğiniz yöredeki
halkımıza selamlarımı iletiyorum.
İslam
Toplumları Tarihi kitabının ikinci cildini
getirilse iyi olur. Verner Sombart'ın ve ona
benzer beğendiğiniz kitaplar gönderilebilir.
Iyi
günler.
Herkese
selamlar.
16
Aralık 2009
|