Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

         Anayasal Çözümü İlerletmem İçin KCK, Devrimci Halk Savaşı Hazırlıklarıyla Destek, Katkı Vermelidir

  İç ve dış basının seçimle ilgili değerlendirmelerinden haberim var. Ayrıca Ertuğrul Kürkçü ve Selahattin Demirtaş’ın yaptıkları değerlendirmeleri de duydum. Mesele sadece demokratik özerklik değildir. Demokratik özerklik demokratik ulus çözümünün sadece siyasi boyutudur, yani sekiz boyuttan sadece biridir. Daha önce söylemiştim, savunmalarımda da var. Demokratik özerkliğin hukuki boyutu var, diplomasi boyutu var, sosyal boyutu var, kültürel boyutu var, özsavunma boyutu var, ekonomik boyutu var, ekolojik boyutu var. Bunları gözden kaçırmamak lazım.

İşte bir nehir üzerinde birden fazla HES'in yapılması, insanların bulunduğu coğrafyadaki yaşamını etkileyen, elindeki yaşam olanaklarını yok eden,  bulunduğu doğayı ve tarihini tahrip eden bir yaklaşımdır. Bu bile tek başına bir isyan sebebi olacak önemdedir. Bu nedenle HES'lere karşı çıkılmalıdır.

 

Seçimdeki bu sonuçlarla bloğa ilişkin önerilerimde haklı olduğum ortaya çıkmış oldu. Zaten siz de biliyorsunuz, 13 yıldır bu doğrultuda tespitlerim, önerilerim oldu. Türkiye'nin böyle bir güçbirliğine, bloğa ihtiyacı olduğunu sürekli vurguladım ama gereği yerine getirilmedi. Blok aslında şu anki haliyle tam istediğimiz gibi olmadı. Son değerlendirmelerimde de hep söylüyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne eksik olan blok, demokrasi ve özgürlük bloğu olmuştur. Mustafa Suphiler, Çerkez Ethemlerin tasfiyesiyle bu bloğun oluşumu ta başından engellenmiştir. Sosyalistlerin tasfiyesi 1920'lerde Mustafa Suphilerin katledilmesiyle başlamıştır. Bu nedenle Türkiye bugüne kadar hep alternatifsiz kalmıştır, halklar hep milliyetçi-ulusalcı blokla, milliyetçi İslamcı bloğa mahkum edilmiştir, bir alternatif yaratılmamıştır. Şimdi heyetle yaptığım görüşmelerde de bu konuda mutabık kalıyoruz, onlar da böyle bir alternatifin yaratılması gerektiğini düşünüyorlar. Devlet bu konuda sorun çıkarmayacak, ikna olmuş durumda. Ve blok bileşenlerinin bunu iyi anlaması gerekir, ciddiye alması gerekir, ben bu yüzden onlara kızıyorum. Onlara çok önemli bir rol düşüyor. Önümüzdeki süreç demokratik anayasa süreci olacaktır. Ben bu süreci demokratik anayasal çözüme işlerlik kazandırma olarak tanımlıyorum. Bu seçim sonuçlarıyla da bir blok gereksiniminin olduğu ispatlanmış oldu. Artık bu husus üzerinden tartışma olmaz. Ertuğrul Kürkçü şimdi doğru söylüyor ama kızıyorum, neden bu kadar geç kaldınız. Halkla temas kuramadınız, örgütleyemediniz. Bırakalım halkı doğru dürüst bir gençlik birliği bile oluşturamadınız. Bu kadar yoksulluk, bu kadar kültürel dejenarasyon ortamında ciddi bir güç olamadınız. Hem BDP hem blok bileşenlerine şunu söylüyorum; önümüzdeki süreç önemlidir, sizlere önemli roller düşüyor. Söylediklerim iyi anlatılamıyor ya da anlaşılamıyor. Sadece BDP ve blok bileşenleri değil, aydınlar, yazarlar ve medyayla da görüşmek, durumu onlara da daha iyi anlatmak gerekiyor. Hep söylüyorum ama bir türlü yerini bulmuyor, iyi aktarılmıyor ya da anlamıyorlar. Hem siz, hem blok bileşenleri hem AKP beni anlamıyor. Siz derken hepinizi kastediyorum. Ama belki de sizin suçunuz değildir, hepiniz kapitalizmin kuşattığı, tükettiği kişilikler haline gelmişsiniz, ideolojik yoksunluk, örgütsüzlük ve kişisel yozlaşma var, bireycilik almış başını gidiyor. Hepiniz adeta teslim olmuşsunuz. Bakıyorum bazen siyasetin rengini bile bilmiyorsunuz. Adeta bir boşluktan yararlanmak üzere siyaset yapıyorsunuz, bu tarzınızla kimse sizi ciddiye almaz, Ankara da ciddiye almaz. İşte görüyorsunuz AKP'liler seçimde nasıl çalıştılar, bunlar kurtturlar, işi çok iyi biliyorlar, çok çalışıyorlar. Siz bu şekilde giderseniz, kendinizi yenilemezseniz sizi kaale almazlar.

 

Kılıçdaroğlu faktörü nedeniyle Alevi-Kürt oylarının CHP'ye kaydığı yönünde görüşler var. Özellikle Dersim'de Kılıçdaroğlu'nun başbakan olabileceği, ilk defa bir alevinin iktidara gelebileceği propagandasının da oyların kaymasında bir etken olduğu söyleniyor. Ne başbakanı, ne iktidarı öyle bir şey yok. Kendisi iyiniyetli olabilir, bir şey demiyorum, dürüst de olabilir, kişiliğine bir şey demiyorum ama bilinçli bir planın, senaryonun sonucu CHP'nin başına getirildi. Aslında kısmen de başarılı oldular ama olan Alevilere oldu. Kılıçdaroğlu bir asker-Ergenekon operasyonuyla CHP'nin başına getirilmiştir, iyi analiz edilirse bunu görmek zor değildir. Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getirilişini iyi anlamak lazım. Bu operasyonun asıl amacı Alevi Kürtleri bizden uzaklaştırmak, CHP'ye oyları kanalize etmekti. Bu, Dersim'de neden böyle olduğu konusunda ne düşünülüyor, bu konuda neler söyleniyor?

 

Ayrıca bazı yerel nedenler ve yetersizliklerden bahsediliyor. Genel olarak Kürt hareketinin sağlıklı bir alevi politikasının olmadığını belirtenler de varmış. Ne demek sağlıklı bir politikamız yok. Ne alakası var bunun? Benim şimdiye kadar Alevilikle ilgili söylediklerim bilinmiyor mu? Bu konuda en büyük mücadeleyi biz verdik, biliniyor. Savunmalarımda da var. Biz Alevileri her zaman onure ettik. Ne alakası var, Alevilerin kendisi yapacak bunu. Kimden bekliyorlar, niye kendileri yapmıyor? Aslında bunu bir süredir yapıyorlar, Dersim'de Alevi gericiliği yine Bingöl'deki Zaza gericiliği aynı zihniyettir. Bunu dayatmaya çalışıyorlar. Bingöl-Dersim hattında kontracılar bilinçli olarak Sünni-Alevi Kürt ayrımı, Bingöl'de Kürt-Zaza ayrımı yapıyorlar. Bunu iyi anlamak lazım, bu öyle kendiliğinden değil bilinçli olarak yapılıyor. İzettin Doğan gibi sahte Aleviler bu politikalara hizmet ediyorlar. Aslında dayatılmak istenen gericiliktir, Alevi gericiliği ve Zaza gericiliğidir, bu yapılmak isteniyor, Kamer Genç gibi alçaklarla yapılmak istenen budur. Kamer Genç bir açıklamasında “sadece Şafiler Kürttür, Dersimliler Türkoğlu Türktür” gibi laflar ediyor. Alçaklık ediyor. Yine Kamer Genç'in Ankara’da iki-üç binada sadece misafirlerine yemek verdiği, yedirip içirdiği söyleniyor. Bu parayı nereden buluyorlar? Bu para Kamer Genç'in parası değildir, ona bunun için para bulunuyor. Bununla fakirleştirilen, aç bırakılan ve kişiliksizleştirilmeye çalışılan halk üzerinden yapılmak istenen bir kampanyadır. Kamer Genç'in geçmişinde de kontrayla bağlantılı olduğunu, işbirliği yaptığını biliyoruz.

 

12 Eylül döneminde de cuntanın danışma meclisinde yer aldığı biliniyor. Evet, bu doğrudur. Bilmiyorum Dersimliler onurlarını bu şekilde nasıl koruyacaklar, kendilerini nasıl muhafaza edecekler, bu da tartışma konusudur. Aslında bu tür sahte kişiliklerle halkı kandırma yoluna gittiler, bu da senaryonun bir ürünü. Sahte kişiliklerle halkı aldatmaya çalışıyorlar. Derinliğine kavrayamama, yüzeysel yaklaşımların aşılması gerekiyor. Öteden beri Dersim kişiliği olarak da biliniyor bu.  Aslında Dersim'in şanlı bir direniş tarihi var, biliniyor. Biraz da bu nedenle Dersim'e yöneliniyor. Hakeza Bingöl de öyle, direnişçi bir tarihi var, birçok değerli direnişçi kadromuz, arkadaşımız da var. Bu, yüzeysellikten kurtulmak; ideolojik yoksunluktan, kişisel yozlaşmadan, aşırı bireycilikten, örgütsüzlükten uzaklaşmakla olur. Demokratik-devrimci mücadele yürütmek o kadar kolay değildir. Bugüne kadar bu mücadeleyi layıkıyla yerine getirmeye çalıştık. Bu sahtekar politikalara karşı devrimci-demokratik mücadeleyi yükseltmek gerekir. Bu sahte kişiliklere, sahte Alevicilik anlayışına karşı yeterli mücadele yapılmadı mı, gerekli tedbirleri alamadılar mı, yeterince anlatamadılar herhalde. Oysa Dersim'in mücadeleci tarihi ortada. Hakkari, Şırnak ve genel olarak Botan bölgesi bütün kontra ve özel savaş yöntemlerine rağmen kendilerini korumayı bildiler, direnişlerini sürdürdüler, dejenere olmadılar, yozlaşmadılar.

 

Ben Kılıçdaroğlu rüzgarına dikkat edin diye uyarmıştım. Yine AKP Dersim gibi bir yerde nasıl bu kadar oy alıyor? Kazanmak için 2.500 civarı bir oy daha alınması gerekiyormuş. Dersim üzerinde iyi durulmalı, analizi yapılmalıdır.

  

Antep çıkabilirdi, neden çıkmadı? Urfa'da ikinci aday gitti-geldi, neredeyse kaybediyormuş? Orada ne oldu? Herhalde orada hile yapılmaya çalışıldı. Bu oylar nasıl kayboldu, kim kaybediyor bunları? Zaten geçen seçimlerde de bu oyunu oynadılar, o zaman başarılı olmuşlardı, ikinci adayı kaybettirmişlerdi, yoksa diğer İbrahim de o zaman kazanmıştı. Urfa konusunda daha önce de söylemiştim, büyük oyunlar oynanıyor burada. Devletin öteden beri toprak, su üzerindeki mülkiyetçi egemenliği halkı zorda bırakıyor. Onun üzerinden kirli politikalar yürütüyorlar, bunu daha önce de söylemiştim, bunu iyi bilmek gerekiyor.  Urfa'nın dağ kadar sorunları var, nasıl bu kadar dar bir örgütlenme oluyor, bizimkiler nasıl böyle yetersiz kalıyor, bunu anlamak mümkün değil.

 

Bu arada unutmadan söyleyeyim. Benim İtalya'daki avukatım, Milano belediye başkanlığını kazanmış, kendisine başarılar diliyorum. Berlusconi gerilemiş orada. Bunu bekliyordum. Benim adıma kendisine kısa bir mektup gönderilebilinir, tebriklerim iletilir. Şunu net şekilde söylemek gerekir kendisine; seçildiği yerde ahlaki ve politik toplum modelini uygulamasını öneriyorum. Bu mesajım ona iletilmeli. Ayrıca oradaki gazeteye-dergiye bu çerçevede bir yazı da yazabilinir.

 

Şırnak, Siirt, Diyarbakır ve bazı diğer yerlerde yapılan seçim kutlamalarına polisin sert müdahalesi olmuş, yaralılar varmış. Niye kutlamalara saldırılıyor?

 

Başbakanın balkon konuşmasına ilişkin olarak KCK yaptığı açıklamada, bu konuşmanın halkın taleplerini karşılayan ve çözümsüzlük siyasetini aşan, tasfiye politikasına son veren net ve somut bir mesajı içermediği belirtiliyormuş. Bu arada Azadiya Welat gazetesine 15 günlük kapatma cezası verildiği de belirtiliyor. Demokratik Modernite dergisinin ikinci sayısı hakkında da toplatma kararı verilmiş deniliyor. Bunlarla birlikte Sivas-İmranlı kırsalındaki operasyonda 3 gerillanın hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bu doğru mu acaba? Niye böyle yapıyorlar, anlamıyorum. Daha önce de uyarmıştım, gerilla bu kadar dağınık ve tedbirsiz olmamalı demiştim.

 

Hem acilen savunmayı bize gönderin diyorlar, hem de vermiyorlar. Üzerinden 7-8 ay geçti. Benim adıma kendileriyle ciddi görüşülmeli, uyarılmalı. Bu ikiyüzlülüktür, benim açımdan ağır bir hak ihlalidir, savunma hakkı ihlalidir demek lazım. Basın da bunu işleyebilir.

 

Karayılan yaptığı bir açıklamada, İran ve Türkiye'nin Kandil'e yönelik geniş çaplı bir ortak operasyon hazırlığı içinde olduğunu belirtmiş. Ayrıca, gerillanın dağdan indirilmesinin tek yolunun benim gidip bizzat gerillayla konuşup ikna etmemden geçtiğini, bunun dışında hiçbir gücün gerillayı indiremeyeceğini, bunun bilinmesi gerektiğini belirtmiş. Bu konuya değineceğim.

 

Diyarbakır c.evinde KCK tutuklularının selamları varmış. Daha önce söylemiştim, onların durumunun rehine statüsü olduğunu belirtmiştim, rehinedir onlar. Heyetle yaptığım her görüşmede onların durumunu dile getiriyorum, bu konuyu da tartışıyoruz. Onlara yapılan operasyon, hukuki, ahlaki, vicdani ve insani değildir. Buraya gelen heyet de bu KCK operasyonlarının doğru olmadığını, karşı olduklarını söylüyorlar. Biz burada demokratik anayasal çözüm üzerinde dururken bu operasyonların herhangi bir anlamı yoktur. 

 

Rıdvan Turan’ın da selamları varmış. Seçim sürecinden dolayı tabanlarının kırıldığını belirtmiş ama büyütmeye gerek yok. Onlara büyük değer veriyoruz. Kendilerini göstersinler, işte bir oluşum, çatı partisi olacak, onlar da bu çatı partisi konusunda rollerini oynamalıdır. Kendisine selamlarımı iletiyorum.

 

İsmail Nacar da selam göndermiş. Akşam gazetesinde röportaj yapmış. Röportajında seçim sonrası, geçmişte olduğu gibi bir barış inisiyatifi kurmak istediğini, bu inisiyatif dahilinde hem muhalefet, hem hükümet hem de benimle görüşmek amacında olduklarını, kendisini iyi tanıdığımı, Erbakan döneminde ilişkimizin olduğunu belirtmiş. Ben de selamlarımı söylüyorum. Kendisi katkı sunmak istiyorsa sunabilir. Fakat şimdiki durumumuz geçmişteki gibi değil. Devletle temas kurma konusunda bir sıkıntımız yok, zaten görüşüyoruz. Kamuoyunu hazırlama gibi çalışmalar yürütebilir, AKP ile görüşebilir. Katkı sunmak istiyorsa dediğim şekilde sunabilir.

 

Dün heyetle bir görüşme gerçekleştirdik. Bu görüşmeyle ilgili size dar bir açıklama yapacağım. Heyetle görüşmemizin temel konusu, ana konusu demokratik anayasa çözümüdür. Böyle bir anayasal çözüm için koşullar uygun hale gelmiş sayılabilir. Bu noktada BDP'nin ve blok bileşenlerinin az önce söylediğim gibi işin ciddiyetini ve alacakları rolün önemini iyi kavramaları, geç kalmamaları gerekiyor. Neden anlamıyorlar? Heyet bu konuda bana görüşlerini iletti. Onların rollerini tam oynamadıklarını, işin ciddiyetini kavramadıklarını belirttiler. Bana; “Seni tam anlayıp uygulamıyorlar. Zor durumda kaldıklarında senden bahsediyorlar” diyorlar. Bu çerçevede heyete blok bileşenlerinden bir temsilci heyetle görüşmek istediğimi belirttim. Ben buna Demokratik Anayasa Konseyi veya Kurulu diyorum. Blok bünyesinde derhal böyle bir kurul veya komisyon oluşturulmalı ve demokratik anayasa çalışmalarına başlamalıdırlar. Kendi taslaklarını hemen oluşturmalıdırlar. Ben işte bu komisyondan bir heyetle görüşmek istediğimi belirttim. Bu gündemdedir, değerlendiriyorlar.  Kürkçü onlara da söylemek gerekiyor, bu konuda hazırlık yapmalılar, haberdar olsunlar. Elçi onlar da bu konularda tecrübeleri var. Demokratik anayasanın oluşturulması için, içinde tüm siyasi partilerin ve çeşitli sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı bir Anayasa Meclisi oluşturulması gerekiyor. Bloğun Demokratik Anayasa Komisyonu ya da Konseyi de bu mecliste yer almalıdır. Süheyl Batum'un da buna benzer bir açıklaması, tespiti vardı, ben de buna katılıyorum. AKP'nin de bu öneriyi kabul etmesi gerekiyor.

 

Şu an içinde bulunduğumuz süreci demokratik anayasal çözüme işlerlik kazandırmak süreci olarak adlandırıyorum. Bu dönem anayasal süreci belirginleştirme dönemidir. Benim buradaki pozisyonum demokratik anayasal süreci olgunlaştırma ve katkı yapma pozisyonudur. Gerekirse Kandil'e de gitmek gerekiyor. Her şeyi anlatmak lazım. Benim koşullarımı, mevcut durumu anlatmak lazım. Buranın havasını daha iyi yansıtmak gerekiyor.

 

İçinde bulunduğumuz süreç iki boyutu olan bir süreçtir. Birinci boyut benim heyetle yaptığım görüşmede ulaşmaya çalıştığımız demokratik anayasal çözümdür. Burada bu görüşmelerim, bu çabalarım devam ederken sürecin ikinci boyutu olan devrimci halk savaşı hazırlıkları da devam etmelidir. Anayasal çözümü ilerletmem için KCK, devrimci halk savaşı hazırlıklarıyla destek, katkı vermelidir. Yani devrimci halk savaşıyla anayasal çözüm çalışmaları atbaşı yürümelidir. Bu nedenle şimdilik devrimci halk savaşını ya da orta yoğunluktaki savaşı esas almıyoruz. Biz Kürt sorununun çözümü için demokratik anayasal çözümü esas alıyoruz. Dediğim gibi devrimci halk savaşı hazırlıklarıyla anayasal çözüm çalışmaları başat götürülmelidir.

 

Yaptığımız görüşmede heyet, sürecin zorluklarından bahsetti. İşte seçimin yeni yapılmış olması, Meclis'in açık olmaması, yeniden toplanmasının ve hükümetin kurulmasının zaman alacağını söylediler. Buna karşı ben de diyorum ki, süreci zorlayan diğer bir zorluk da vardır. O da sürecin uzamasıdır. Belirsizliğin uzaması tehlikelidir, içinde bir sürü riski barındırır, onlara da söyledim. Bu anlamda devam eden bu askeri operasyonlar ve meydana gelen çatışma ve kayıplar süreci zorlayan diğer bir husus olmaktadır. İyi işlemek gerekiyor. Basına da iyi verilebilinir. Bu süreç, belirsizlik uzadıkça çözümün gelmesi de zorlaşabilir, böyle bir handikap var. Çünkü süreç uzadıkça yaşanan çatışmalar, meydana gelen kayıplar, yapılan tutuklamalar barış şansını da azaltıyor, handikap derken bunu kastediyorum. İşte şehirlerde her gün yapılan onlarca tutuklamalar süreci zorlayan, çözümsüzlük riskini artıran sebeplerden biridir. Kadın, çoluk, çocuk ayrımı yapmadan adeta sürü gibi tutuklamalar oluyor. Her gün bir yerlerde on beş, yirmi, otuz kişi gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar. Bu tür gözaltı ve tutuklamalar gençleri siyasetten koparıp dağa yönlendiriyor, gerillaya katılımı da artırıyor. İşte sürecin uzamasının tehlikeleri derken kastettiğim budur. Süreç uzadıkça çözüm şansı da bu anlamda azalıyor. Bu tutuklanmaların hiçbirisi hukuki değildir, bu tam bir saçmalıktır. Böyle binlerce kişi gizli örgüt üyesi diye tutuklanır mı, böyle binlerce sivil üyesi olan gizli örgüt mü olur? Üstelik bu tutuklananların hiçbirinin üzerinde silah milah da yok. Daha önce JİTEM üzerinden bunu öldürerek yapıyordu, şimdi polis üzerinden topluca tutukluyorlar. Açıktır ki AKP derin devlet de denilen Ergenekon'un üst düzeyiyle anlaşmıştır. Ben bu noktada gençlere de çağrı yapmak istiyorum. Kendilerini böyle kolay tutuklatmasınlar, tedbirlerini alsınlar, koyun gibi tutuklatmasınlar. Gençliğin bu konuda örgütlenmesi gerekir. Ya çalışma yürütmesinler ya da yürütüyorlarsa tedbirlerini alsınlar. Kendilerini kolay tutuklatmasınlar gerekirse Gabar'a sığınsınlar. Ayrıca o gösterilerde öyle gelişigüzel sağa sola molotof atmalarına gerek yok, bu da süreci zorlayan bir husustur. Devrimci direnişleri olacak ama bu sağa-sola gelişigüzel molotof atmak değildir. Eğer gençlerin tutuklanmasına engel olunmuyorsa bu KCK'nin sorumluluğudur. Bunu gerilla için de söylüyorum. Üzerlerine gidilirse, saldırılırsa ellerindeki imkanlarla misliyle cevap vereceklerdir. Bu her zaman böyledir. Kesinlikle kendilerini imha ettirmemek için kendilerini her türlü şekilde savunacaklardır. Bu meşru savunmadır. Bu noktada ben KCK'ye öfkeleniyorum. Şarlatanlık yapmasınlar. Bunu anlamaları bu kadar zor mu? Daha önce defalarca söyledim. Özellikle eylemsizlik süreçlerinde gerilla kayıplarının önüne geçmeleri gerekiyor. Gerilla çatışmaya girmekten özenle kaçınmalı, kayıp vermemek için özellikle eylemsizlik sürecinde dikkat etmeli, elinden geleni yapmalıdır. Eğer KCK, tutuklamalara, gerilla kayıplarına engel olamıyorsa, direniş güçleri yoksa o zaman bitmiş demektir. Oysa gelen mektuplarda devrimci halk savaşına hazır olduklarını söylüyorlar. Peki bu nasıl oluyor? Gelen mektuplarında yetersizliklerini, özeleştirilerini yapıyorlar ama 30-35 yıldır bu yetersizliklerinden, eksikliklerinden de bir türlü kurtulamadılar! Bunu anlamış değilim. 

 

Tüm anlattığım nedenlerle yani sürecin uzamasının ve belirsizliğin yaratacağı sakıncaların önüne geçmek amacıyla TBMM'ye çağrı yapıyorum. Bakın bu nokta çok önemlidir, bunu iyi yansıtmak gerekiyor. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Nasıl ki 1920'lerdeki birinci meclis olağanüstü toplandı, gece-gündüz çalışıp tatil yapmadıysa, bu meclis de öyle yapmalıdır, tatile girmemelidir. Çalışma yapmak için Ekim ayını beklememelidir. Çünkü yine 1920'lerdeki gibi tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu nedenle yeni Meclis derhal toplanmalıdır, benim önerim budur. Ve çözüm için, benim çözüm konusunda rolümü oynayabilmem için Meclis'in bana bir çağrı yapması, hakikatleri araştırma komisyonun kurulması ve demokratik anayasa meclisinin oluşturulması için harekete geçilmesi gerekiyor. Bu önemlidir, daha önce de bu konuda öneri yapmıştım fakat yeterince önemsenmemişti. BDP'lilere de söylüyorum, onlar da gidip AKP ile görüşsünler, meclisin kapanmaması ve bana rolümü oynamam konusunda çağrı yapması hususunda onlar da ikna çalışmasını yürütmeli, bunun önemini anlatmalılar. Eğer Meclis bu çağrıyı yaparsa ben de silahlı güçlerin çatışmasız bölgelere çekilmesi konusunda ve diğer hususlarda elimden geleni yaparım. Öyle kendim için şarta falan da bağlamıyorum, kendimi düşündüğüm falan da yok. Fakat benim rolümü oynamam için Meclisin önümü açması gerekiyor. Bakın Karayılan da söylüyor, gerillayı başka türlü indirmenin yolu yok. Benim onları ikna etmem için gerillaya ulaşmam gerekiyor. Ben olmadan gerillanın bulunduğu mevzilerden kıpırdaması, belli bir yerde toplanması mümkün değildir. Gerillanın bana farklı bir bağlılığı, sahiplenmesi vardır. Bu kendiliğinden oluşmuş bir şeydir, ben ne yapayım. Bunu söylerken gerillayı bir tehdit aracı olarak kullanmıyorum. Dediğim gibi anayasal çözümü sağlamak için gerillaya ulaşmalıyım.

 

Seçimlerde AKP'nin yüzde elli oy alması, yine BDP'nin oylarını ve vekil sayısını önemli ölçüde artırması, ayrıca seçim sürecinde CHP'nin hakikatleri araştırma komisyonu, akil adamlar, özerklik ve demokratik anayasa sürecine katılacakları yönündeki beyanlarına şans vermek adına bu sürecin bir süre daha böyle gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Bütün bunlar demokratik anayasal bir çözüm için umut verici verilerdir. Bunları gözönünde bulundurmak adına devrimci halk savaşını şimdilik gündemimize almıyoruz. Fakat saldırılar devam ederse KCK de buna meşru savunma temelinde gerekli cevabı verecektir. Savaş olasılığını düşünerek tedbirlerini tam almalıdırlar. Bu gözaltı, tutuklamalar devam ederse KCK de karşılığında o kadar gözaltı, tutuklama ve yargılama yapar. Bilmukabele olarak gereğini yapar. Yanlış anlaşılmasın ben savaş taraftarı değilim, savaş ilanı yapmıyorum. Fakat KCK'nin kendisi mektuplarında zaten bu yönde hazırlıklar yaptıklarını, bu tür değerlendirmeler yaptıklarını yazıyorlar. Zaten bu süreç bu koşullarda taş çatlasa birkaç ay sürer. KCK devrimci bir halk savaşı yürütme kararı alırsa da bu onların bileceği iştir. Ben buradan, bu

koşullarda savaş kararı almam, bunu da iyi anlamaları gerekiyor artık. Daha önce olduğu gibi şu seçim olacak, bu seçim olacak, şu bu nedenle -buna müsaade etmem- bu tarihi fırsat heba edilmemelidir. AKP'nin seçimlerde yüzde elli oy almasının iyi olduğu, ona Kürt sorunun çözümünde sorumluluk yüklediği yönünde yorumlar yapılıyor. Ben de bu yorumlara katılıyorum. AKP bu sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli ve Kürt sorununu çözmelidir. Biz burada anayasal çözüm süreci üzerinde dururken ve çalışırken başbakan daha önce ben olsaydım asardım-keserdim diyordu. Bu dil, sürece uygun olmadığı gibi ahlaki de değildir. Başbakanın tahrik, savaş çığırtkanlıklarına gelmeyeceğim. Bütün bunlara rağmen sabrımı ve sağduyumu korudum, korumaya devam edeceğim. Başbakanın bu savaş çığırtkanlığı bana savaş kararı aldırtmayacaktır. AKP de bunu bilmeli, beni anlamalı. Gerçekten tutuklamalara, gözaltılara, gerilla ve asker gençlerin ölümlerine son vermeliyiz. Bunun yolu da Kürt sorununun demokratik anayasal çözümünü geliştirmektir. Gerilla ölümleri de asker ve gençlerin ölümleri de beni üzüyor, bu ölümler karşısında çok zorlanıyorum. 13 yıldır söylüyorum, şimdi de söylüyorum. Benim hassasiyetim, düşüncelerim neden anlaşılmıyor. Aydınlara, gazetecilere tekrar tekrar belirtiyorum onların da beni anlaması gerekir, çabama destek sunmaları, katkı sunmaları gerekir. Ahmet Altan onlarla da görüşürsünüz.

 

Blok çalışmaları da söylediğim gibi ciddi bir şekilde sürdürülmelidir. Bu seçim sonuçları da bunun bir ihtiyaç olduğunu ve bu konuda geç kalındığını gösteriyor. Artık bu durumda bir çatı partisinin elzem olduğu anlaşılıyor. İlgi duyan, anlamak isteyen üzerinde yoğunlaşabilir, daha önce üzerinde çok durdum, savunmalarımda da işledim. Bunlardan yararlanabilirler. Yeni çatı partisinin ismi de, tamamen örnek olsun diye söylüyorum, bağlayıcı değildir; Demokratik Topluluklar Partisi, ya da Demokratik Topluluklar Birliği olabilir. Bu çatı partisinin bütün bileşenlerin üyelerinden oluşan 100 kişilik bir meclisi olabilir. Bu meclisin içinden de 24 kişilik bir yürütme kurulu olur, gölge kabine gibi çalışır ve ülkenin tüm sorunları için çözümler geliştirir. Çatı partisinde de eşbaşkanlık sistemi uygulanır. Daha sonra bu konuyla ilgili açıklamalarım devam edecek.

 

Son olarak Hatip Dicle konusuna da değineyim. Heyetle yaptığımız görüşmede bu konuyu da tartıştık. Bırakılması ve meclise gönderilmesi gerekiyor. Bırakılmaması bir savaş nedenidir. Şırnak ve Diyarbakır halkımıza selamlarımı iletirsiniz. Hakkari halkımızı kutluyorum onlara özel selamlarımı iletiyorum. Selim Sadak'a da selamlarımı iletirsiniz.

İyi günler.    15 Haziran 2011