Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Kürtler Sahte Tarikatlardan da Sahte Laikçilerden de Uzak Dursunlar

            İşte görüyorsunuz, devamlı böyleyim, elimde peçete, gözlerim yaşarıyor, burnumdaki akıntı devam ediyor. Kullandığım ilaçların etkisiyle sinüzit kanalları açılmış. Ancak gözlerimdeki yaşarma devam ediyor.  Biraz daha rahat nefes alabiliyorum. Diğer sağlık sorunlarım eskisi gibi devam ediyor. Gönderilen radyoya  ilişkin belgeyi imzaladım. Elimdeki radyonun bozulması halinde onu vereceklerini söylediler. 

Kitaplar geliyor, alıyorum. En son F.Braudel’in (Maddi Uygarlık-Dünyanın Zamanı) III. Cildini aldım. Bu kitabın sonunda bir kitap listesi var. O kitapların çoğunu gönderebilirsiniz, bunlar tarih araştırmalarıyla ilgili kitaplardır, önemlidirler. Burada imkânım olsaydı ben de tarih araştırması yapardım. Siz zaten ilginç bulduğunuz kitapları seçip gönderiyorsunuz.  Cengiz Özakıner’in Dil ve Din adlı kitabını aldım. Bir kitabı daha var İslamiyet’le ilgili, onu da getirirsiniz, Otopsi Yayınlarından, Harun Reşit zamanında İslami İlimler ile ilgili bir kitap istemiştim, onu da gönderirsiniz. Daha önce söylemiştim, Wallerstein’in Dünya Sistemi ile ilgili III. Cildini istemiştim. Daha önce çevirmemişlerdi, yayınevi herhalde artık onu çevirir.  Ermeniler Tarihi, 1071 Sonrası tarihiyle ilgili daha önce istediğim kitabı getirebilirsiniz. Metis Yayınlarından Dünya Sistemi ile ilgili bir kitabı getirebilirsiniz, Dünya Sistemi ile ilgili, ismi herhalde öyledir. 

Yalçın Küçük Tekelistan kitabından sonra bazı konulara ilişkin kitaplar yazacağını söylemişti. Bunları yazdı mı? Onları getirirsiniz. Birikim’i alamıyorum. Atlas Dergisi’nin birkaç sayısını aldım. Cogito Dergisi’nin son sayısı sanıyorum Walter Benjamin ile ilgilidir, onu henüz almadım.

            Onu almış olabilirim, bilmiyorum. Walter Benjamin sayısını gönderirsiniz, özel bir sayıydı herhalde. Bir tane Baykuş Dergisi verdiler, felsefi bir dergiydi. Onun dışında söylediklerimden başka dergi almadım.

Gazetelerden iki ay öncesini okuyabildim, ancak sıra geldi.(Hücre cezasından dolayı) Araya zaman girdiğinden dolayı gecikmeli veriyorlar. Bugüne kadar sadece bir adet Taraf ve bir adet de Şafak gazetesini verdiler. Cezaevi Müdürüyle görüştüm. Bunları size versinler. Siz de görüşürsünüz. Gerekirse ben bir daha görüşürüm. Bunları alırsınız.

            Bunlar bundan sonraki dosyalarıma sunacağım savunmalarımdır, Avrupa ve Atina davalarında bunları kullanırsınız. Avrupa’daki yeniden yargılama dosyası ve Atina davasına ilişkin bir gelişme var mı?

            Yunanistan’daki avukatı benimle görüştürmeyebilirler. Görüşmeler zaten zor yapılıyor, ayda bir kırk beş günde bir yapılıyor. Benimle görüşmesi gerçekleştirilmese de davayı açabilir.

            Bu savunmalarım, yaklaşık 860-870 sayfadır. Bunların dilbilgisi açısından bir gözden geçirilmesi lazım. Hatta bir kurulun denetiminden geçebilir.

            Kafası çalışan, zeki, iyi bilen birisi bu işle ilgilenebilir. Redaksiyon Kurulu da olabilir. Önceki savunmalarım, daktilo edilirken biraz kaba geçmiş, hatalar yeterince giderilmemişti. Gözden geçirilmesi zayıf kalmıştı. Son halini de bana gönderirsiniz. Bu savunmalarımı  idareye teslim ederim siz de idareden alırsınız. Bunları vermeleri gerekir. Genel değerlendirmelerdir, savunmalarımdır, suç teşkil edecek bir durum yok.

            Bu durumu idare ile konuşurum. Bu savunmamda Avrupa’yı da değerlendiriyorum. İki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım özgürlük, İkinci kısım Ortadoğu’yu demokratikleşmedir. Daha sonra tekrar yazmayı düşünüyorum. Yazacağım kitapta Özgürlük Sosyolojisi, Kürtler için demokratik çözüm ve Ortadoğu’da medeniyetler uzlaşısını ele alacağım. Dikkat edin ulus-devletler uzlaşısı değil medeniyet uzlaşısı diyorum. 

Türkiye için de gerekli olan bir anti-tekel anlayışıdır. Türkiye’de bu anlayış zayıftır. Türkiye’ye üç şey gerekli ve bunlara ilişkin adımlar atılmalıdır. Bir; anti-tekel anlayış. iki; demokratik uzlaşı. Üç; Barış, savaşa karşı barış.

            Benim önerdiğim demokratik anayasa konferansı değil, Demokratik Cumhuriyet Kongresiydi. Demokratik Güçbirliği ne yapıyor? DTP de dahil bunlar niye etkili olamıyor? Bunlar neden çalışmıyorlar? Benim önerdiğim bu değildi. O halde çağrımı yineliyorum. Ankara’da Demokratik Cumhuriyet Kongresi yapılmalıdır. Bu Kongre’den anti tekel, demokratik uzlaşı ve savaşa karşı barış ilkeleri etrafında ortaklaşabilinmeli, kararlar çıkartılabilinmelidir. Bu temelde çalışmalar yapılabilir. Türkiye’deki demokratik çevreler bu ilkeler dahilinde çalışmalarını devam ettirebilmelidirler. Benim adıma bunlar bilinmelidir. Bunlar ciddi şeylerdir ve Türkiye’ye gerekli olan adımlardır. Ben Akil Adamlar Komisyonu’nu da önermiştim.

            Amerika çok kötü oynuyor. Amerika’nın Türkiye’nin yararına hareket ettiği söylemi büyük safsatadır. Amerika politikalarının neticeleri ortadadır, her yerde kan akıyor, birbirlerini boğazlıyorlar. Benim susmamı istiyorlar, ben susmayacağım. Bunları görüyorum ve her zaman konuşmaya devam edeceğim. Aslında bu planlar, İngiltere’nin planlarıdır. İngiltere’nin politikaları daha derindir. İngiltere, Fransa ihtilalini de kontrol etmiştir. Fransız ihtilalini açığa çıkararak Fransa’yı denetimi altına almıştır. Bu bir İngiliz planıdır. Daha sonraları Napolyon, Fransa’yı İngiltere’nin kontrolünden almıştır. Ancak ihtilalin başlangıcı böyledir. İngiltere Avusturya’ya karşı da Prusya’yı destekleyerek sahneye çıkarmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu iki yüz yıl uğraştırmış, Osmanlı’ya karşı da İttihat ve Terraki’yi desteklemiştir. Türkiye’de de İttihat Terakki kadroları çok etkilidir, az olmalarına rağmen etkilidirler. Ben Atatürk’ü onlardan ayırıyorum. Bu konudaki görüşümü halen koruyorum. Bağımsızlık 1922’ye kadar sürmüş, Atatürk’te kendisini bu kadroların etkisinden kurtaramamıştır.

            Ben Kemalizm’i bir olgu olarak ele alıyorum. Kemalizm’e objektif bakıyorum. Yani bilimsel olarak inceliyorum ve “Atatürk şöyle şöyle yapmıştır” diye belirtiyorum. Tarihi perspektiften bakıyorum. Dolayısıyla katıldığım ve katılmadığım, ağır eleştirdiğim yanları var. Etkilenme değil. Yalçın Küçük Ortadoğu’ya geldiği zaman konuşmuştuk. Kemalizm’le ilgili bilimsel gerçeklikler var, örtüştüğümüz ve örtüşmediğimiz yönler var. Atatürk o zaman bilimi esas almış, o zamanın hâkim bilim anlayışı da pozitivizmdi. O zaman onların çoğu da pozitivistti. Yalçın Küçük de bu konuları yazmış ama her şeyi birbirine karıştırmış. Atatürk o  zamanlar “milli duygu” için tehlikeli gördüğü kesimleri, iki kesimi dışlamıştır. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürtmüş, Mehmet Akif’i ise Mısıra’a sürgüne göndermiştir. İki Saitleri biliyorsunuz. Sait Nursi’yi de bilinen yere sürgüne göndermiştir. İngiltere 1922’den beri Türkiye’yi kontrolü altına almıştır. Dr. Nazım……, iktisat bakanı Cavit bey…… .  Tevfik Rüştü İngiliz yanlısıydı. Bekir Sami de İngiliz yanlısıydı, Avrupa’da İngilizlerle anlaştı. Bir şeyler yapmaya çalıştı, sonra engellendi. Ancak daha sonra Atatürk’te İngiliz politikalarına teslim oldu, bir şey yapamadı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bazı milliyetçiler eğitildi. Son otuz yılda da demokratik güçler ezildi, hepimizi ezdiler, bizi de ezmeye çok çalıştılar, Kürtler zaten ezilerek devre dışı bırakıldılar.

Orakoğlu, Tansu Çiller’in adamı. Böyle demelerini anlıyorum. Çünkü ben oyunlarını bozdum. Ben, oyunbozan adamım. Sizin de daha iyi anlayabilmeniz için 2004’e kadar yaşadıklarımı anlatayım. Benimle dört asker gelip konuşmuştu, benim sorgumu da yaptılar, bir tanesi binbaşıydı. Tabii ben onların kim olduklarını, neyi temsil ettiklerine ilişkin doğru söyleyip söylemediklerini biliyordum. Bana söylediklerini ben daha önce yazmıştım. PKK’ye de mektup gönderdim. Bunların hepsi ortadadır. İsteyen bu konuda daha önce söylediklerime ve yazdıklarıma bakabilir. Galiba benim söylediklerim yüzeysel ele alınıyor. Sizler de bu konuda daha önce söylediklerimi, yazdıklarımı derleyebilir, bunu yayınlayabilirsiniz. Çünkü bunlar müfteri durumundadır. Sizler de bu konuda hatta araştırmalar yaparak kitap yazabilirsiniz. Bunlar Türkiye’de bir kliktir. İki-üç milyar için her şeyi yapıyorlar, çıkarları bu birkaç milyar içindir, bu para etrafında fırtınalar estirebiliyorlar. Bana ilişkin bu söyledikleri yalandır, büyük yalanlardır. Üst düzey askerler gelip benimle görüştüler. Ben o zaman o askerlere de söyledim. Beni 15 yaşındaki bir kız çocuğu gibi kandırmaya çalışıyorsanız çok yanılırsınız. Bu çok ağır, dağ gibi bir sorundur. Bu soruna ciddi yaklaşın. Birtakım taktiklerle bu işi hafife alırsanız altında kalırsınız. Siz taktik yaparsanız ben de yaparım. Kimin güçlü çıkacağını zaman gösterir, dedim. Tabi ciddi yaklaşmadılar, bazı taktiklerle bu sorunun üstesinden gelebileceklerini sandılar. Ben onlara, sizler beni yıpratabilir, çıldırtmak isteyebilir, hatta bir zır deliye çevirmek isteyebilirsiniz, ancak bu soruna ciddi yaklaşın, demiştim. PKK’nin ne kadar güçlendiği ve güçlü olduğu ortadadır. Tabi ben sonuçta bütün hücrelerime hakimim. Okuyorum, teorik düzeyim de iyi. Onlara sesleniyorum, şu çağrıyı yapıyorum; en bilgili saydığınız generallerinizi gönderin, gelsin karşıma benimle tartışsın, onlara anlatayım. Şimdiki MİT Başkanı da sanki biraz daha ılımlı, bir şeyleri biraz anlıyor gibi, ayrıca bundan emin de değilim, sadece öyle sezinliyorum.  Ayrıca hiç kimse beni etkileyemez. PKK de beni etkileyemez, DTP hiç etkileyemez. 

            Radyodan duydum, Bingöl’de kayıp varmış, doğru mu, nasıl olmuş? İsimler belli mi? Valilik sünnetsiz falan diyor. Demokratik eylemlilikler oluyor. Biliyorum haberim var. Demokratik eylemliliklerini yapıyorlar, yaparlar.

20 Ocak’ta Yaşar Büyükanıt’ın Londra’ya gittiğinden haberim var. Ergin Saygun’un Bağdat’a, sonra Amerika’ya gittiğini biliyorum. Biliyorum, bunları radyodan dinledim. Amerika gerçekte Türkiye’ye yardım etmiyor. Türkiye’yi iki kutup olarak bir yere bağlamışlar. CHP-Baykal sonuna kadar İsrail’e bağlıdır, AKP de Suudilere bağlıdır. İngiltere, bunları çoktan hazırlamış, hatırlarsanız Hollanda Kraliçesi, Türkiye’ye geldiği zaman ilk Kayseri’ye gitmişti. Abdullah Gül de Kayserili. Bunlar boşuna Kayseri’yi ziyaret etmedi. Kayseri’de bir mezhep var, Protestan bir mezhep, yani İslamiyet’in Protestan tarzı bir mezhebi, orada bir ulema da var. Bugünkü durum taa o zamandan planlanmıştı. Güney Kürdistan’da da Arap emirlikleri gibi bir oluşum ortaya çıkarıyorlar. Kuveyt gibi Katar gibi yapılanma ortaya çıkıyor.

            Benim Kürdistan için önerdiğim Demokratik Medeniyet Uzlaşısıdır. Ben ulus-devlet sistematiğini çözdüm, aştım bunu. F. Braudel’de bu konuları çok iyi işlemiş. Wallerstein de bahsetmiş, ben, günümüzü de içine alarak değerlendiriyorum. Yeteri kadar teorik çalışmalar var.

Legal Kürt mücadelesinin geldiği noktada tıkanma falan yaşanmıyor. Sorun bunların kişilikleridir. Kişilik yok. Kişilik olsun bir kişi bile yeter, bana bir kişi bile yeter. Kişilik olduktan sonra üç beş kişi bile bu işi iyi yürütür, iyi bir yere getirir. Sorun kişilik ve özgürlük sorunudur, özgürlüğe yoğunlaşamama sorunudur. Bu kadınlar için de böyledir. Kadın sorunu başka zaman daha geniş ele alınabilir. Toplumumuzdaki evliliklerin yüzde doksan-doksan beşi günlük tecavüz kültürüdür. Marks, “din afyondur” diyor ben de “cinsellik afyondur” diyorum. İşte bazıları Osman, dayanamadı, bir kadın için mücadelesini terk etti. Ş. Sakık da öyle. O zamanlar komutanlarımızla bu konuyu tartışınca H. Ataç, Mao’nun söylemlerinden sadece bir cümlesini “erkek kadınsız olmaz”  cümlesini kitapta altını çizerek konuyu ele aldı. Ben de o zaman anladım ki bundan(H.Ataçtan) bir şey çıkmaz, şimdi de nerededir bilmiyorum. Ben kızlarla bu konuyu çok tartıştım, hatta onları yanıma aldım, aylarca onlarla tartıştım bu konuyu. Daha sonra Şemdin alçağı bunu yanlış yorumladı. Babam bana kırk yıl önce köyde Atatürk’le ilgili bir olayı, Atatürk’ün Antalya’dan çıkarılışını anlattı. Ben bunu daha sonra bir kitapta okuyunca babamın anlattığı olayı daha iyi kavradım. Zamanında Atatürk’te aydınlanmacı modernist anlayışı için, Antalya’da bir grup kızla toplantılar yaptı. Oradakiler Atatürk’ü başka şekilde yorumladılar. Oradaki bürokratlar hemen toplantıları yarıda keserek Atatürk’ü apar topar Ankara’ya gönderiyorlar. Bu çok zor bir konudur. Atatürk altından kalkamıyor. Pınar Selek onlar da bu konuda yazıyorlar ama onlar da özgürlüğü anlamaktan uzaklar. Özgürleşme olmadan hiçbir şey olmaz. Buna aşk da diyorlar. Yanlış anlaşılmasın, aşkı küçümsemiyorum. Kaldı ki aşk büyük bir şeydir, o kadar kolay değildir. Ortaçağ’da Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi aşk öyküleri ortada. Ferhat kırk yıl boyunca dağı deliyor yine de aşka kavuşamıyor. Aşk kolay bir şey olsaydı ortaçağda başarılabilinirdi. Kaldı ki aşk şimdi daha da zordur, Medya, aşkı daha da ağırlaştırdı. Ben kızlara şunu söylüyorum, özgürlüğü mü tercih edersiniz tecavüz kültürünü mü? Kızlara, beyninizi bir erkeğe takarak özgürleşemezsiniz, diyorum. Aynı şeyi erkekler için de söylüyorum. Kendinizi bir kadından kurtaramazsanız özgürleşemezsiniz, hiçbir şey elde edemezsiniz, başaramazsınız. Beyinleriniz özgürlüğe odaklanmadığı sürece bunu gerçekleştiremezsiniz.

            Demokratik Toplum Kongresini yapabilirler, güzel. Çok toplantı yapsınlar, demokratik mücadelelerini güçlendirsinler. Zaten bunlar yasalara aykırı da değil. Devletleşme ve ayrılma amacı gütmüyor. Daha önce buna ilişkin değerlendirmeler de yapmıştım. Benim söyleyeceğim şey şu; bu işi ciddiye alsınlar. Kendilerine büyük bir yer alsınlar. İleriye dönük sürekli çalışsınlar. Hemen bir demokrasi(siyaset) okulu açsınlar. Yüzlerce binlerce siyasetçi yetiştirsinler. Kalıcı ve devamlı çalışacak bir koordinasyon kurarlar.  Beş yüz kişi tutuklanırsa bir beş yüz kişi daha yerine gelebilmelidir. Hatta gidenlerin yeri daha fazlasıyla doldurulmalıdır. Ancak bu şekilde mücadelelerini yürütebilirler. Bunlar Kongre’nin işleyişini, çalışmalarını engellememeli, Kongre sürekliliğini sağlamalıdır. Yeteri kadar teorik çalışmalarımız da var. Öyle yapamadık, anlamadık gibi şeylerle karşıma çıkmasınlar. Bu şekilde karşıma çıkanı dinlemem. Çalışsınlar çok çalışsınlar. DTP’liler de Kürt demokratları gibi çalışamıyorlarsa Türk demokratları gibi çalışabilirler. Burada söylemek istediğim her zaman bir alternatifinin olduğudur. Her zaman bir yol bulabilirler.

            Herkes çok çalışsın. Kürtler laik-türban çatışmasından uzak durmaya çalışsın. Sahte tarikatlardan da sahte laikçilerden de uzak dursunlar. Kürtler kesinlikle bu tür çatışmalardan kendilerini muhafaza edip demokrasi ve barış için çalışmalıdırlar. Halkımıza sesleniyorum; her türlü örgütlü dini yapılardan uzak dursunlar, hiçbir şekilde ilişkilenmesinler, seçimlerde de bunlara oy vermesinler. İslamiyet barış dinidir. Camiye gittikleri zaman müftüye, “müftü bey, bugün hutbende demokrasi ve barış için ne dedin?” diye sorabilmelidirler, birileri çıkıp bunu dile getirebilmelidir. Çünkü camiler, Hz. Muhammed döneminde toplumun siyasal-sosyal sorunlarının çözüm yeriydi. Olaya doğru yaklaşılmalıdır. 

      Size de iyi günler. Tüm dostlarıma selamları iletiyorum. Kadınlara özel selam ve sevgilerimi iletiyorum.

          Herkese selamlar. 

 

 14.02.2008

 

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com