|
Kuzey İrlandadan mı, Güney İrlandadan mı?
Kürdistan ile İrlanda arasında benzerlikler var.
İrlandalılar bizi daha iyi anlayabilirler. Benim
İrlanda hakkında da bazı çalışmalarım var.
İrlanda! Ben İrlandalıları anlıyorum, anladığımı
düşünüyorum.
17
Kasım 2009'dan beri buradayım. Ben daha önce bir
sayfalık sağlık durumumu belirten bir dilekçe
yazmıştım, orada detaylı bilgi bulunabilir. O
bir sayfa alındı mı? Ama önceki problemlerden
farklı olarak yeni yerde nefes alma sorunu,
uykusuzluk durumu var. Hiç doğru dürüst
uyuyamıyorum. Uyku ciddi bir problem. Yeni
yapılan yer ustalıkla ve bilinçli olarak
yapılmış, sistemli bir yerdir. Çok özel ve
bilinçli olarak ve ince planlamayla yapılmış bir
yerdir. Çok masraf edilmiş, bundan sonra bunun
düzeltilme durumunun olacağını da zannetmiyorum.
Kendimi 15 metre derinlikte bir kuyunun dibinde
gibi hissediyorum. Nefessiz kalıyorum,
uyuyamıyorum. Dün de uyuyamadım. Odanın
havalandırmasını pencereyi açarak sağlıyorum.
Havalandırmada oturamıyorum. Havalandırma yeri
yüksekçe beton duvarlardan oluşan ve sadece beş
ile yedi metre uzunluğunda olan bir alandan
oluşuyor. Eski havalandırmadan daha küçük. Üstü
de tam açık değil. Sadece orada yürüyebiliyorum.
Ancak derinliğin etkisiyle basınç yüksek.
Boğazımdaki akıntı devam ediyor. Havalandırmada
diğer arkadaşlarla bir araya gelemiyorum.
Haftada on saat görüşme hakkımız varken haftada
sadece bir saat görüşebiliyoruz. Bakanlığın
açıklaması uygulanmıyor. Bugüne kadar toplam
dört kez görüştüm, en son dün beşiyle de
görüştüm. Ancak dünkü görüşmede görüşme süresini
elli dakikaya indirdiler. Bakan'ın açıkladığını
bile burada uygulamıyorlar. Mevcut yasa ve
yönetmeliklerini dahi uygulamıyorlar. Eğer doğru
dürüst bunlar uygulanmayacaksa görüşmenin ne
anlamı var. Biz de dün arkadaşlarla durumu
değerlendirdik. Bu şartlar düzeltilinceye ve tüm
haklarımız verilinceye kadar ortak görüşe
çıkmama kararı aldık. Bundan sonra bu durumlar
düzeltilmeyene kadar ortak görüşe çıkmayacağım.
Diğer arkadaşlarla görüşürken arkamızda iki
yetkili önümüzde iki yetkili duruyor.
Havalandırmada görüştürülmüyoruz. Kısa bir süre
öncesine kadar burada Kürtçe konuşma yasağı
vardı. Fakat bu yasak yönetmelikle kaldırıldı,
ancak biz henüz Kürtçe konuşmayı hiç denemedik.
İzin verip vermeyeceklerini bilmiyoruz. Denersek
izin verilip verilmeyeceği ortaya çıkar.
Buradaki şartlar çok zor, diğer arkadaşların
önceki yerlerine göre çok daha ağır şartlar. Ben
bu şartlara alışkınım, yine dayanırım ama
arkadaşlara yazık ediliyor. Avukatlarım ve ailem
dışında diğer buradaki yetkililerle konuşma
şansım yok. Yemek verirlerken bile yemeği koyup
sonra tabağı alıyorlar, aramızda hiçbir konuşma
geçmiyor. Burada kural dışı hiç bir şey olmuyor.
Odamın dışında jeneratör çalıştırılıyor sürekli
cızzzz diye bir ses çıkarıyor. Bu da beni çok
rahatsız ediyor. Bunları iyi takip etmek, iyi
dile getirmek gerekir. Benim konulduğum yeni yer
ile ilgili söyleyeceğim bu kadar.
İl
Manifesto'da yazım çok ilgi gördü mü? Tamam,
oldu. İl Manifesto gazetesi yazarları aydın
kişilerden oluşuyor. Nitelikli yazarlardır,
biliyorum. Gazeteye düzenli yazmamın gereklerini
avukatlarım yapmalı. Onlar istiyor ama
yazdıklarımı vermezler. Eğer üzerinde durulursa,
tamam, ben de yazarım. Vermezlerse benim
savunmalarımdaki el yazımı da kullanabilirler.
Bunu avukatlarım yapmalı, sorumlusu onlardır.
Güzel derlemeler yapabilirler. Ben de burada
bazı şeyleri söylerim. Özellikle kapitalist
moderniteye ilişkin görüşlerimi
yayınlayabilirler. Gazete özellikle Kürt sorunun
çözümü konusundaki görüşlerimi istiyormuş, bu
konuları da avukatlar belirleyebilir. Şubat
ayında komplo ile ilgili, Mart ayında da
kadınlara ilişkin yazı istiyorlar.Tamam
olabilir. Ben şimdi de komploya ilişkin bazı
şeyler söyleyeceğim. Kadınlarla ilgili de daha
sonra Mart ayında konuşacağım.
Biliyorsunuz
felsefede tekillik ve evrensellik meselesi,
kavramları var. Ben tekillik ile evrensellik
arasında bir bağ kuruyorum. Tekilliklerin önemli
olduğunu ama her tekilliğin evrensellikle bir
bağının olduğunu belirtiyorum. Evrenselliğin de
tekillikle bağlantılı olduğunu düşünüyorum.
Bunlar birbirleriyle karşıt şeyler değil
ilişkili olan durumlar. Mesela İrlanda'nın bir
tekilliği var, Kürdistan'ın da bir tekilliği
var. Ama her ikisinin de evrensellikte buluşan
mutlaka bağları var.
Gazetede
farklılıkların bir arada nasıl yaşayabileceği,
halkların barış içinde bir arada nasıl
bulunabileceği üzerine görüşlerimi de istiyor.
Bu zaten diğer konularla aynı, aynı şeyi ifade
ediyorum, içerisinde geçiyor. Ben çözüm için
KCK'yi önermiştim. KCK'yi nereye oturtacaklar,
nasıl savunacaklar bilemiyorum.
Daha
önce verilmiş olan 20 günlük hücre cezası
onaylandı. Onaylandığına dair karar tarafıma
tebliğ edildi. Ancak kararın ne zaman
uygulanacağını bilmiyorum. Herhalde yakında
uygulamaya koyarlar. Yine 160 sayfalık
savunmamı, yani Yol Haritasını AİHM'e göndermek
için talepte bulunmuştum. Gelen cevapta AİHM'e
gönderilmeyeceğini belirtmişler.
Gerekçe,
bu savunmamın eğitim, propaganda ve talimat
içerdiği gerekçesiyle gönderilmeyeceği
belirtilmiş. Bu doğru değil. Ben kimseye talimat
vermiyorum. Eğitim deniliyor ama benim zaten
bütün savunmalarım birer eğitimdir. Ben buradan
kimseye talimat vermiyorum, bunu doğru da
bulmuyorum. Bu esaret koşullarında, bir hükümlü
koşullarında bunu yapmam mümkün değildir, bu
durumda bunu yapmayı ahlaki de bulmuyorum. Ancak
konuşmaya ve görüşlerimi söylemeye devam
edeceğim. Kimse benim düşüncelerimi ifade etmemi
engelleyemez. Ölümüm pahasına bile olsa
görüşlerimi söylemeye devam edeceğim. Benim
burada yaptığım tespitler talimat değil, bir
sosyolojik çözümlemedir, sosyolojik
tespitlerdir.
Eşbaşkanlık
için kimlerin isimleri geçiyor? Demir Çelik kim?
Tamam. Kendi kararlarıdır, benim bir diyeceğim
yok. Ama sanırım Selahattin Demirtaş ile Gültan
Kışanak isimleri daha ön plana çıkıyor olmalı.
Ama ben bilemiyorum tabi, kendi kararlarıdır.
Emine Ayna Türk basını ve kamuoyunca bilinçli
bir şekilde oldukça yıpratıldı. Eşbaşkan
yardımcısı olabilir. Demir Çelik de eşbaşkan
yardımcısı olabilir. Diğerleri de Başkanlık
Divanı'nda yer alabilirler. Başkanlık Divanı CHP
ve MHP'de de var. Sanırım 10-12 kişiden
oluşuyor. İşte Demir Çelik, Bakırhan, Filiz
Koçali gibi uygun görülen başka isimler de
başkanlık divanında yer alabilirler.
Olabildiğince geniş, tabi ben bilemiyorum, başka
isimler önerilirse uygun görülüp seçilebilir.
Gültan ve Selahattin veya başka isimler
seçilirse ben buna da saygı gösteririm. Geniş
bir çerçevede Kongre yapabilirler. Çok kişi
kongrede yer alacak mı, birleşecekler mi diğer
çevrelerle? Yani, Kongre'den sonra çalışma
yapacaklar. Neyse. Kongreyi geniş çerçevede
tutabilirler.
Ahmet
Türk ve Aysel Tuğluk bir yere ayrılmayacaklarını
burada kalıp çalışacaklarını, barış çalışmaları
içinde yer alacaklarını belirtiyorlarmış.Tabi
ki, iyi olur. Onlar halkın seçilmişleri, halkın
vekilleridir. Çalışmalarına fiili olarak devam
ederler.
Ümit Aktaş genel olarak toplumda ve AKP'de
üç tür islamcı anlayışın olduğunu, bunlar
Muhafazakarlık, Doğucu ve İslamcıların olduğunu
belirtiyormuş. Doğucu ne demek, hangi anlamda
kullanıyor? Yani Suudi Vehhabiliği. Erdoğan ve
Bülent Arınç gibi bazılarının bu görüşte yani
İslamcı olduğunu, bunların bu üç anlayış
arasında denge kurduğunu ancak asıl tabanının
muhafazakarlar olduğunu ve muhafazakarlara
dayanarak politika yürüttüğünü belirtiyormuş.
Ama Arınç tam öyle değil. Yine Fethullah Gülen
cemaatinin Amerika'nın Ortadoğu'daki
politikalarına ilişkin Amerika'yla uyumlu ve
ortak çalıştığını belirtiyormuş. Evet, tabi ki
beraber çalışıyorlar.
Cevat
Öneş, Türkiye, Amerika ve Irak arasında güvenlik
dahil birçok konuda ortak çalıştığını,
konjonktüründe Kürt sorunun çözümü için çok
uygun olduğunu, Kürt sorunun çözüleceğini ve
PKK'nin tasfiye edileceğini belirtiyormuş. Evet,
o böyle konuşuyor. Öneş neden böyle boş
konuşuyor?
Nuray
Mert, Türkiye'de devrim ve evrim gibi bir
sürecin yaşandığını ancak her devrim ve evrim
sürecinin olumlu sonuçlanamayabileceğini, şu
andaki durumun ordu devletinden polis devletine
dönüşmekte olduğunu ve sivil bir dikta
ihtimalinin bulunduğunu belirtiyormuş.Tamam,
anlaşıldı.
Yalçın
Akdoğan, Kürt sorunun çözümünün PKK'yi
bitireceği yönündeki düşüncenin bir yanılsama
olduğunu, önemli olanın PKK'yi bitirmek olduğunu
belirten bir yazısı çıktı. Ha, bu önemli.
Bununla AKP'nin tasfiye amaçladığı daha net bir
şekilde ortaya çıkmış oluyor, öyle değil mi?
Yani önceliğin PKK'nin bitirilmesinde olduğunu
belirtiyor.
Bunlar
Kürtlerin İslami özelliğinden yararlanarak
politika yapıyorlar, otuz yıldır böyle.
1970'lerde Refah Partisiyle şimdi de AKP ile bu
politikaları yürütüyorlar. Numan Kurtuluş da
aynı anlayıştadır. CHP ve MHP'nin Kürtler içinde
maskesi düşmüş, deşifre olmuştur. Kürtler AKP
ile kontrol edilmek isteniyor. CHP ve MHP'nin
katı- ulus milliyetçi tasfiye anlayışını AKP
daha yumuşak, ılımlı ve ince yöntemlerle
sürdürüyor. Bu çok daha tehlikelidir. Amaç
özünde aynıdır, tasfiyedir. Aslında 2002'den bu
yana AKP ile MHP ve CHP arasında örtülü bir
anlaşma var. Sözde ve sahte bir muhalefet var,
ben muhalefet güçsüzdür demiyorum.
Cemil
Bayık da AKP'nin bir savaş hükümeti olduğunu,
Kürtlerle devlet arasında bağı sağlayan son
Hükümet olduğunu, AKP'den sonra bu bağı
sağlayacak başka partinin olmadığını, AKP'nin de
tasfiyeyi amaçladığını belirtiyormuş. Evet, yani
ondan sonrası bir kopuşun olduğunu söylüyor. Ha
madem öyle anlamışlar neden teori var pratik
yok, pratik var teori yok. İl Manifesto bile
beni ilk yazımda anlamış. Ama sizler
anlayamıyorsunuz. Buradaki koşullarımın
ağırlığından çok anlaşılmamak beni zorluyor. Siz
İrlandalısınız, İrlandalılar inatçı olurlar
Kürtler de çok direngen bir halktır ama
başlarına nasıl bir tezgahın örüldüğünü
anlayamıyorlar, bunun farkında değiller. Siz
bizi daha iyi anlarsınız. Benim iyi anlaşılmam
lazım. Kimse benim mirasım üzerinden hareket
edemez. Bu çok ciddi bir konudur. Bu konudan siz
sorumlusunuz. Anlamazlarsa Şubat ve Mart'tan
sonra BDP'yi, PKK'yi sert eleştireceğim. Ben
Şubat-Mart'tan sonra ne gelişir bilemiyorum.
Savaşsınlar, barışsınlar demiyorum, talimat
vermiyorum, ne yaparlarsa kendi kararlarını
kendileri vermelidir. Kürtler kendi onurlarını
korumayacaklar mı, kendi halklarından vaz mı
geçecekler onlar karar verecekler.
Avni
Özgürel bir röportajında Kürt sorunu, PKK sorunu
ve Öcalan sorunu diye üç ayrı sorun olduğunu
ancak bunların birbirleriyle irtibatlı olduğunu,
sorun çözülmek isteniyorsa her üç sorunu da
çözebilecek bir paket halinde projenin sunulması
gerektiğini, bu üçünden herhangi birisinin eksik
olması halinde sorunun çözümsüz kalacağını
belirtiyormuş. Doğrudur, bunlar irtibatlıdır.
Bütünlüklü olması lazım.
Etyen
Mahçupyan AKP'nin de değiştiğini ancak henüz
demokratik bir zihniyete sahip olamadığını
yazmış. Evet, demokratik zihniyette değil. Bir
de, ancak Kürtlerin de AKP'yi demokratik eksene
çekmek için yeteri kadar çaba harcamadığını
belirtiyormuş yazısında. Yalan söylüyor. O
burada olup bitenleri bilmiyor. Belki de
kendisinin yeteri kadar haberi yoktur.
Nasıl
Kürtler çabalamadı diyor. Ben burada elli tür
çözüm yöntemi önerdim. Bunlar anlamıyorlar mı?
Ahmet Altan, Yasemin onlara da gidilip
konuşulabilir, onlar bilmiyorlar mı?
Tamam,
Etyen Mahçupyan ile de konuşulup, görüşülebilir.
Benim görüşlerim onlara aktarılır. Mahçupyan
kendi halkının, Ermenilerin nasıl katledildiğini
bile bilmiyor. Böyle düşünüyorsa demekki iyi
yansıtılamamışım. Benim iyi anlaşılmam lazım,
bundan avukatlar sorumlu. Ama avukatlar iyi
anlatamamış. Çünkü temsiliyetleri zayıf.
Bazı
Kürt islamcıları Fethullah Gülen kendilerinden
pek hoşlanmasa da çevresindeki birçok kişi Tayip
Erdoğan'a Ergenekon ile Kürtleri aynı kategoride
görmeleri için sürekli fikir verdiğini, bunlar
olmazsa aslında Erdoğan'ın o kadar katı
olmadığını belirtiyorlarmış. Ha, Erdoğan o kadar
kötü değil diyorlar. Altan Tan onlar değil mi?
Anladım ama onun gibileri. Bunlar yanılgı
içerisindedirler. Altan Tan onlar da böyle
düşünüyor. Mehmet Metiner daha önce kullanıldı
ancak deşifre oldu, yerine başkaları bunları
yapıyor. Taraf Gazetesi'nden Orhan Miroğlu da
AKP'ye iyice inanmışlar, nasıl inanabiliyorlar?
AKP açılımı tam bir safsatadır. Durum nedir,
PKK'nin durumu nedir?
Öyle
anlaşılıyor ki operasyonlara daha da yoğunluklu
devam edecekler, tasfiye planı devrededir.
Polis
Akademisi, USAK ve Vamık Volkan'ın içinde
bulunduğu bir danışma grubu, bu operasyonların
yapılmasını Hükümete öneriyorlarmış. Evet,
biliyorum, haberim var ondan. Bunlar bir tasfiye
planını devreye sokmuşlar, üzerimize daha da
gelecekler. Her açıdan üzerimize gelecekler,
bizi nefessiz bırakacaklar. Arkasından da askeri
operasyon gelebilir. İşte Şubat ve Mart ayları
geliyor. Ben nötr hale geleceğim aradan
çekileceğim. Eğer yüz bin kişi ölürse bunun
sorumlusu çözüm öneren ben değil, Başbakan
Erdoğan olacaktır. Eğer çözüm için gelirlerse
ben burada her zaman katkı sunmaya hazırım.
Biliyorsunuz
daha önce burada bana yönelik bazı olumsuzluklar
yaşandı, provokasyon yaratılmaya çalışıldı. İşte
üstüme çullandılar. Ben tepki verdim. Neden
yapıyorsunuz dedim. Ancak onlar tavırlarından
geri adım atmadılar. Karşılık verseydim belki
beni öldürebilirlerdi de. Neden karşılık
vermedim? Çünkü ölmek iyi bir şey değil. Ben
burada kendim ölümüme sebebiyet vermeyeceğim,
kendi hayatımı sonlandırmayacağım ama onlar
öldürürse öldürebilirler. Halkımın moralini
yüksek tutmak, halkımın barış ve özgürlük
ümidini korumak için daha fazla yaşamaya
çalışıyorum.
Avrupa'da
bireycilik çok hakim. Tabi ben burada bireyi
kastetmiyorum, bireycilikten bahsediyorum.
Çözümün gelişmemesinin, toplumsal sorunların
çözülememesinin temelinde herkesin fazlasıyla
ulus-devlete bulaşması nedeniyledir. Ben
Marksizmin başarılı olamamasının temelinde
ulus-devlet çözümlemesinin önemli rol oynadığını
düşünüyorum. Ulus-devlet anlayışı kapitalizmin,
kapitalist modernitenin sonucudur. Sol bunu iyi
anlayamadı. Biz sol, sosyalist ve ezilenler
olarak bunu pek anlayamadık. Reel Sosyalizmin
çöküşünün temelinde de bu anlayış yatıyor.
Rusya'da Lenin, Çin'de Mao dahil hepsi aynı
hataya düşmüşlerdir. Bunu iyi anlamak gerekir
ki, bugün Çin olmadan Amerika yaşayamıyor.
Sendikalar, bazı işçi kuruluşları gibi birçok
kurum aslında kapitalizme hizmet ediyorlar. Ben
Marks'ın sınıfa karşı sınıf çözümlemesini doğru
bulmuyorum. Sınıfa karşı sınıf değil, sınıfa
karşı ya da kapitalizme karşı toplum diyorum.
Toplum derken herhangi bir bölümünü
kastetmiyorum. Toplumun genelini kastediyorum.
Ben toplum olmadan birey olmaz diyorum. Birey
toplumla anlam kazanır. Ben çözüm olarak bireyin
toplumla evrensel olarak birbirleriyle
buluşmasında görüyorum. Ama bu söylediğim
enternasyonalizm değil.
Avrupa
tekilliği esas alıyor. Bu tek başına eksiktir,
yetersizdir. Benim önerdiğim ne Avrupa tarzı
tekilcilik ne de Reel Sosyalizmdeki gibi
enternasyonalizmdir. Yine benim önerdiğim ne
iktidar, ne federal ne de klasik konfederal
sistemdir. Benim önerim tekillikle evrenselliği
buluşturan anlayıştır. Biz buna demokratik
komünalite diyebiliriz. Bu anlayış gereği
demokratik ulus, demokratik vatan kavramları
kullanılabilir. Bu anlayış iktidar ve devleti
hedeflemiyor, iktidar ve devlete bulaşmıyoruz.
Ben bu anlamda sosyalizm diyorum. Benim bu
anlayışım Kürdistan'a biraz yerleşmiştir.
Kürtlerin çok ezilmelerine, katliamlara
uğramalarına rağmen yine de bu anlayış Kürtler
arasında biraz gelişti. Herkes ulus-devlete
bulaştığı için çözüm gelişemiyor. Güney'de de bu
nedenle bir katliam gelişebilir, katliama
uğrayabilirler, uyarıyorum. Talabani ve
Barzani'yi de bunun için uyarıyorum.
Gramci
biliyorsunuz o da on yıl hapiste yattı.
Düşüncelerine değer veriyorum. Benim aslında
burada yaptığım Gramci'nin yeni ve güncellenmiş
halidir. Sizin orada, İrlanda da böyle düşünen
aydınlar var. Şu an ismini hatırlayamıyorum,
kendilerine selamlarımı iletiyorum.
Türkiye'de
bir kurumsal faşizm var. Benim şu anda içinde
tutulduğum cezaevi koşulları da bu kurumsal
faşizmin ürünüdür, devam ettiğini gösteriyor. Bu
kurumsal faşizm yüz yıldır değişmeden bugüne
kadar geldi. İttihatçıların 1906'daki
faaliyetlerinden bu yana kurumsal faşizm var
Türkiye'de. Bugünkü temsilcileri MHP ve CHP'de
kendini ifade ediyor. Bu anlayış katı ulusalcı
ve milliyetçi bir çizgidir. Ne MHP ve CHP'nin
çizgisindeki bu katı ulusçuluk ne de AKP'nin
İslamcı hegemonyası diyoruz. Biz her ikisini de
reddediyoruz ve doğru bulmuyoruz. Türkiye'de
halen katı ulusalcı-milliyetçi-laik çizgideki
hegemonik güç ile Türk İslam sentezini savunan
hegemonik güç var. Üçüncü bir yolu doğru
buluyorum. Bu üçüncü yol da bizim defalarca
ifade ettiğimiz demokratik yoldur; Demokratik
konfederalizm, demokratik cumhuriyet, demokratik
vatan, demokratik ulustur.
Benim
buraya getirilmemde İtalya Gladiosu gibi diğer
gladiolar etkili oldu. İngiltere'deki MI6,
Yunanistan Gladiosu etkili oldu. İngiltere yoğun
olarak işin içindeydi. Bunları iyi bilmek
gerekir. İşte Türk Başbakanı ile İtalya
Başbakanı kendilerini kardeş olarak ilan
ediyorlar. Bu iki ülke üzerinden kapitalist bir
evlilik yaratılmak isteniyor. Bu İtalya ve
Türkiye üzerinden kapitalizmin bir model
yaratmaya yönelik politikasıdır. Türk Gladiosu
Ergenekon da ittihatçıların bir devamıdır.
İtalya kendi gladiosunu 1990'larda dağıtmayı
başardı. Ancak Türk Gladiosu-Ergenekon ise halen
dağılmış değil. Şu anki Ergenekon davası
Ergenekon'un tamamı değil, çok küçük bir
kısmıdır.
Hayır,
bana gelen bir mektup yok. Kitap falan
getiriliyor zaten. Memnun oldum.
İrlanda'daki,İngiltere'deki dostlarımıza
selamlarımı iletiyorum. Siz de çalışmalarınızı
yürütürsünüz. Cezaevindeki arkadaşlara ve
halkımıza selamlarımı iletiyorum.
İyi
günler.
13 Ocak 2010
|