|
Sağlığım buradaki şartlarla ve süreçle
bağlantılıdır. Yeni bir soruşturma da açıldı.
Önümüzde yeni bir dönem başladı. Sağlığımla
ilgili konuşmanın sonunda bir açıklama
yapacağım. İbrahim Bilmez 6 yıl 3 ay cezayı
nasıl, neden dolayı aldı? Dosyasında başka bir
şey yok mu?
Yeni bir dönem var, bu da aynı şey. Demek ki
avukatlara da bu nedenle ceza veriliyor,
avukatlara da bu şekilde baskı kuruyorlar.
Kürtleri bitirme görevinin AKP’ye verildiği, CHP
ve MHP’ye de muhalefet rolünün verildiği
şeklinde yorumlar var. Yani tasfiye, doğrudur.
Bunu önceden de söylemiştim. Sorunun çözümünü,
özellikle PKK’nin askeri olarak bitirilmesinin
dış güçlere havale edildiği yorumu var. Zaten
öyle. Bu biliniyor, bilinen bir şey.
Avni Özgürel bunun bir süreç işi olduğunu, afın
ve anayasa değişikliğinin kısa vadede söz konusu
olmadığını sorunun çözümünün beş altı yılı
alabileceğini belirtiyormuş. Avni bazı şeyleri
anlatmak istiyor.
Bugün için bazı görüşleri yan yana
getirdiğimizde anlıyoruz ki devlet içinde bu
sorunu çözmek isteyen bir grup var. Ama
Hükümetin ne yapacağı artık belli oldu, büyük
bir şovdu sona erdi. Ben daha önce de tahmin
ediyordum ama yine de çözüm konusunda yine de
iyiniyetli olup olmadıklarını görmek
gerekiyordu.
M.Ali Birand, yazısında Hükümetin şu an attığı
adımların zaten ilkel çağ dışı olan
uygulamaların değiştirilmesiyle ilgili olduğunu,
bu nedenle önemli adımlar olmadığını, bu sorun
gerçekten çözülmek isteniyorsa Kürtleri tatmin
edecek adımlara yönelinmelidir demiş. Evet,
doğrudur.
Hasan Cemal de, Kürt sorununun silahla bağını
koparacak siyasetin geliştirilmesi gerektiğini
yazmış. Nasıl yani, nasıl yapılacak bu?
Hükümetin geçmiş hükümetlere göre samimi
olduğunu yazıyor ama, hayır samimi değil.
Osman Kavala bu sürecin Talabani ve Barzani
üzerinden, Öcalan’ın etkisinin azaltılmasına
yönelik bir süreç olduğu yönünde güçlü bir kanı
belirdiğini yazıyormuş. Yeni mi biliyorlar bunu?
Bu yirmi yıldır böyle. Tabi, ABD planı. Bunlar
fazla anlamıyorlar. Galiba iyi anlatılamıyorum.
İran’ın bu tutumu da bu süreçle bağlantılıdır.
Cezaevlerindekilere de selamlarımı iletiyorum.
Cezaevlerindekilere de sabır ve metanet
diliyorum. Suriye’de de cezaevlerinde baskılar
var. Devam ediyor değil mi? PYD epey güçlenmiş
mi? Toparlanmışlar mı? Oradaki halkımız, gruplar
güçlerini birleştirmişler mi?
İran, kendi içindeki bu son sıkışmışlıkla
birlikte böyle hareket ediyorlar. Daha da
baskıcı hale gelebilirler. Kendi Belucilerine,
Kürtlerine ve Azerilerine karşı daha da
sertleşebilirler. Ama aynı İran, Kandil’le de
ilişkiye geçebilir ve geçmiş olabilir de.
İran’ın her zaman böyle ikili politikaları
olmuştur. Şu andaki ilişkileri nedir,
bilemiyorum. Ama kendi tedbirlerini de iyi
almalılar. Tedbir amaçlı tehlike altındaki
yerler Bradost bölgesinde konumlanabilirler.
Bunun için gerekli çalışmalar yapabilirler.
Suriye daha çok Türkiye’ye bakıyor. Türkiye’ye
göre davranacak. Suriye oradaki Kürtleri
kendinden sayıyor. Diğer devletlere oranla Hafız
Esad’tan beri daha olumlu bir duruşları var.
Belki zaman zaman baskılarını arttırabilirler
ama fazla ileriye, katliam düzeyinde gitmez.
Suriye daha çok istihbaratla Kürtleri kontrol
altında tutmak istiyor. Oradaki Kürtler,
Suriye’ye karşı düşmanlık yapmasınlar. Ama kendi
demokratik hakları için mücadelelerinden de
taviz vermesinler, vazgeçmesinler. Bunun için
gerekli olan tüm önlemlerini de almaları
gerekiyor. Demokratik örgütlenmelerini
geliştirsinler. Savunmalarımdan faydalansınlar.
Savunmamın eksik olan bölümleri verildi mi? Kaç
sayfa eksik? Neresinden eksik?Orta sayfalarda
136 ve 149. Sayfalar mı? Bunlar tamamlanabilir.
Alınamazsa da önemli değil. Eksik yerleri benim
buradaki konuşmalarım dikkate alınarak da
tamamlanabilir. Son savunma nasıl bulundu?
Evet, çok derli-toplu. Çünkü ben pratiği iyi
biliyorum. İkisi teorik ve pratik bir arada.
Evet, Özgürlük Sosyolojisi çok önemli, gelişkin.
Ama 4.ciltte çok önemli. Kürdistan bölümünü
daha sonra yazacağım, biraz zaman alacak.
Birisi savunmalarımda ‘Yeni Bir Zerdüştik
Paradigma’ yarattığımı söylemiş. Yeni bir
Zerdüşti paradigma öyle mi? Zerdüşti dil.
Nietzche işte “Zerdüşt Böyle Buyurdu” diyor.
Yani Zerdüşt Böyle Buyururdu demek istiyor. Bu
şekilde Zerdüştü esas alarak kendi düşüncelerini
anlatıyor.
Bir de Neolitik dönemin çok fazla olumlandığı
şeklinde bir görüş iletildi.Ama öyle değil,
anlayamamışlar. Orada yaşanan bir dönem ve
ilişkiler var. Tarih iki kere yaşanmaz. Ben o
dönemin bu güne uyarlanması gerektiğini
söylüyorum. Ben orada tekil ve evrensellik
durumlarını çok iyi bir şekilde açıkladım. Bu
şekilde anlaşılmalıdır. Dil hatalarını, eksik
olan yerleri tamamlanmalı.
Özgürlük Sosyolojisi ve son savunma çok iyi ama
1 ve 2 de boş değil onlar da önemli. Şimdi bu
savunmaları aşabilecek şekilde yine yazabilirim
ama gerek yok, yeterlidir. 1. Ve 2. Cildin yeni
basımı yapıldığı zaman gerekli görülen paragraf
varsa onlar bana iletilebilir, bunları ben
gerekirse çıkartılabileceğini söyleyebilirim.
Savunma olarak aynı kalır, kitap olarak
düzenlendiğinde gerek görüldüğünde bazı
paragraflar çıkarılaabilir. Ortadoğu
savunmasının taslak bölümünün kitaba
konulmasına gerek yok. Daktilo hali kaç sayfa
çıktı?
Ben bu savunmalarımla yol yöntem gösteriyorum.
Ben olmasam da bu savunmalar yol göstericidir,
bunlardan faydalanarak yol alınabilinir. Ben bu
savunmalarımda kapitalizmi de çok iyi
çözümledim. Evet. Ben çok başarılı bir
kapitalizm eleştirisi yapıyorum, Kapitalist
Modernite’yi çok iyi çözümledim. Kapitalizmin
maskesini düşürdüm. Avrupalı aydınlar utanç
duymalılar. Onlar orada doğru dürüst bir şey
yapamadılar. Ben bunları kendimi övmek için
söylemiyorum. Mesela Hannah Arendt, çok iyi bir
politik filozofudur ama şimdiki söylediklerimin
ancak kıyısında geçiyorlar. Bu filozoflar sadece
işin teorisiyle ilgileniyorlar. Ben hem teori
hem de pratikle, pratik siyasetle de
ilgileniyorum. Arendt ancak bir ufuk açıyor.
Koskoca Marks’ı dahi kapitalizm yuttu,
kapitalizmi iyi çözemediklerinden sonuçta
kapitalizme hizmet etmiş oldular, Lenin de bu
nedenle pratikte çaresiz durumdadır; İki şeyi
geliştiriyor, endüstriyalizm ve ulus-devlet.
Stalin de kapitalizme hizmet etmiştir. Mao yine
aynı şekilde. Şu an Mao’nun yarattığı Çin, ABD
kapitalizmini ayakta tutuyor, ABD’ye hizmet
ediyor. Rusya da Avrupa kapitalizmini ayakta
tutuyor ve ona hizmet ediyor. Ben bunun için
Mustafa Kemal’i önemsiyorum. Mustafa Kemal
bunlara karşı bağımsız kalmak istiyordu. Bunları
ordusuyla kovdu ama sistemini aşamadı, bu
sisteme teslim oldu, kendini yaşatmak için
İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı ve Kürtler
bu hale geldi.
Ben hep düşünüyordum, Kürtlerin başına neden
bunlar geldi, Kürtleri neden bu hale getirdiler?
İsmail Beşikçi’nin de ropörtajını okudum. O da
1920’lerin başında neler yaşandı, ne oldu?
Kürtler bunları mutlaka bilmek zorunda diyor. Bu
konuda Kürtleri ağır eleştiriyorum diyor.
Doğrudur. Kürtler 1920’leri bilmek zorunda.Ben
bu yılları araştırdım. Her şey benim için
netleşmiştir. 1921 Kahire toplantısıyla
Kürtlerin durumu masaya yatırılmıştır.
İngilizler Mustafa Kemal’e verdiği destekten
dolayı Kürtlere çok öfkelidir. Kurtuluş
Savaşında Mustafa Kemal’e destek veren tek halk
Kürtlerdir. Araplar Lawrence’nin politikalarını
kabul ederek Osmanlıya karşı cephe aldı. Diğer
halklar zaten çoğu ayrılmıştı. Sadece Kürtler
Mustafa Kemal’e destek verdi. Binbaşı Noel,
Kürdistan’a gelmişti, ilk Adıyaman’dan
başlamıştı, Kürtleri Lawrence’nin Arapları
örgütlediği gibi örgütlemek istemiş, birçok
tedbir almışlardı Mustafa Kemal’e karşı. Ama
Kürtler bizim orada başlamak üzere Göklü’den
oradaki bazı aşiretler, bizim aşiret,
Beraziler, Dengir Fırat’ın aşireti ve diğer
aşiretlerin aldıkları önlem sayesinde Mustafa
Kemal’i korudular. Araplar içinde Lawrence’in
planları tutmuştu ama Noel’in Kürtler için planı
Kürtler destek vermediği için başarısız oldu.
Kürtler İngiltere’nin Ortadoğu ve Kafkasya
planlarına engel oldular. Burada İngiltere
Kürtlere karşı büyük bir öfke duydu. Ve Kürtlere
karşı bilinen politikaları geliştirdiler.
1940’lardan sonra da ABD ile birlikte aynı
politikalara devam ettiler.
Suriye’deki Kürtler Misak-ı Milli sınırları
içinde vardı. Bu parçayı Fransızlara verdiler.
Yine Irak Kürtleri de Misak-ı Milli sınırları
içindeydi. Bu parçayı da İngilizler alıp Irak’a
dahil ettiler. Musul ve Kerkük’ü de orada büyük
bir petrol bölgesi vardı, bu bağlamda burayı da
İngilizler aldılar. Irak ve Suriye’deki
Kürtlerin üzerine fiziki olarak gideceklerdi.
Türkiye’deki Kürtlerin üzerine de aynı şekilde
hem fiziki hem de kültürel soykırım olarak
gideceklerdi. Ermenilerin uğradığı akibetin
aynısını Kürtlere yapmayı planladılar.
Ermenileri nasıl Anadolu’dan çıkardılarsa
Yunanlıları Anadolu’dan sürdüler. Kürtlere de
aynı planı uygulamak istediler. Mümtaz Soysal
bugün için de mübadeleden bahsetmişti. Kürtleri
Avrupa’ya mı, Güney’e mi nereye sürüyorlarsa
sürsünler, diyor. İşte Ermenileri küçük bir
Ermenistan’a mecbur ettiler, Rumları küçük bir
Yunanistan’a mecbur ettilir. Şimdi de Kürtleri
Güney’deki yapılanmaya ben buna devletçik
diyorum, hapsederek kontrol altına almaya
çalışıyorlar.
1921 Kahire Konferansıyla bu planlamayı
yaptılar. Daha sonra Türkiye’ye; “biz buradaki
Suriye ve Irak’taki Kürtleri hallediyoruz siz de
oradaki Kürtleri ne yapıyorsanız yapın,
yaptıklarınızda serbestsiniz” dediler. Mustafa
Kemal de daha sonra kendini yaşatmak için
İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı. Kürtler
devletin bu politikalarını kavradığı zamanlarda
artık iş işten geçmişti. Azadi Örgütü onlar
Cibranlı Halit Bey’in politikaları harekete
geçmişse de başarılı olamadılar. Cumhuriyetin
laik karakteri de 1923’te anlaşıldığı, nasıl bir
cumhuriyet kurulduğu anlaşıldığı vakit artık iş
işten geçmişti. Kürtler 1925’te ancak anlamaya
başladılar ancak başarılı olamadılar.
Ben AKP’nin samimi olduğundan ciddi şüphe
duyuyorum. CHP ve MHP’yi konuşturan güç- merkez
ile AKP’yi konuşturan güç-merkez aynıdır. İkisi
de aynı yerden yönlendiriliyor. Bunları
yönlendiren, kontrol altında tutan güç, DTP’nin
de bir kısmını kontrolde tutmak istiyorlar.
DTP’ye “işte siz bu planımızı kabul etmezseniz,
sizi tasfiye ederiz” mesajı veriliyor. Kapatma
meselesi de bu nedenle gündemde tutuluyor.
Yüzlerce DTP’li tutuklandı, tutuklanmaları da
devam ediyor. Çok daha büyük operasyonlar da
olabilir.
Ben de burada siyasi bir rehineyim, bu konumum
iyi bilinmelidir. Sağlık durumum da bununla
bağlantılıdır. Ben bunu şöyle bir benzetmeyle
açıklayabilirim; solunum cihazına bağlı birisi
gibiyim. İstedikleri zaman fişi çekebilirler.
İşte bunun gibi soruşturmalarla, cezalarla bir
çekiyorlar bir takıyorlar. Burada sağlık durumum
da iyi değil. İşte sürekli kaşıntı var. Prostat
var, idrar sisteminde sorun var. Yine nefes alıp
vermekte güçlük çekiyorum, burası çok havasız,
hava alamıyorum. Ayrıca gözlerimi sürekli
kapatmak zorunda kalıyorum, açıp kapatmakta
zorlanıyorum. Boğazımda sürekli akıntı var.
Uyuyamıyorum. Klimayı açınca rahatsız oluyorum.
Kış geliyor, daha da zorlanacağım. Burada bir
gün yaşamak bile mucize. Benim burada yaşamam
bir mucizedir. Ölebilirim de ama sağlığım bu
sorunla bağlantılı. Benim konuşmamı
istemiyorlar. Eğer barış için samimilerse ben
rol alırım. Daha önce de belirttim, önüm
açılmazsa bu rolü oynayamam. Gidip konuşursam
ikna edebilirim. Ben bunu barış grubunun
gelişiyle ispatladım. Gelenlere ve karşılayan
halkımıza şükran borçluyum.
Beni buraya getiren güç bellidir. Burada Türkiye
Cumhuriyeti’ne sadece bekçilik ve gardiyanlık
görevi verilmiştir. Burayı yine ABD ve İngiltere
yönetiyor. Benim üzerimden Kürt hareketini
tasfiye etmeye çalışıyorlar. İşte konuşmalarım
nedeniyle verilen hücre cezaları ve şimdiki
soruşturma bununla ilgilidir. Bununla ilgili
savunmamı yazacağım, hakime vereceğim. Bana işte
İbrahim’in olduğu görüşmede soruşturma evrakında
şu yazılı: “Meclis çözüm için bir karar almazsa
PKK savaşsın” dediğim iddia ediliyor. Ben öyle
bir şey dememişim. Benim burada savaş kararı
vermem mümkün değil, doğru da değildir. Ben
sadece durum tespiti yapıyorum. Olacakları
önceden görüp tespit yapıyorum ama buna karşı
böyle soruşturma yapılıyor, avukatlara
yönelebilirler. İki durum var: ya
demokratikleşecek ve herkes bundan yararlanacak
ya da bu baskı daha da gelişecek ve yeni
tutuklamalar olacak. Avukatlarımın yaptığı
örgüt üyeliği değil, örgüt çalışması değil.
Avukatlarımın on yıldır yaptı bir barış
çabasıdır, barış çalışmasıdır.
Bugüne gelelim. Yeni bir dönem nedir? Bunu
anlamak önemlidir. 1987’de başlayan kontra
faaliyetleri Bilge Köyü Katliamı gibi olaylarla
devam ettirilmek isteniyor. Halen korucuların
yaptıkları olaylar var, bu tek merkezden
yönetilen kontra faaliyetleridir. Bilge Köyü
katliamı sürdürülmek istenen bu politikaların
bir sonucudur. İfade ve dosyalarında da ortaya
çıktı ki, bu olay askerlerin bilgisi dahilinde
onlarla irtibatlı şekilde gerçekleştirilmiş. Bu
olayı gerçekleştirip PKK’ye yıkmak istiyorlardı
ama buradaki fark; olayı üstlenecek bir PKK’li
bulamadılar.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bir raporu
yayınlanmış benimle ilgili. İşte
Öcalan-PKK-Ergenekon ilişkisi falan diyorlar.
Ben bu konuda burada hep söyledim, savcı gelip
beni dinlemelidir diye ama gelip dinlemediler.
Aslında ben de anlatmak istiyorum. Hep söyledim,
bunlar içimize sızdılar, bizi de kontrol altına
almak istediler. Hasan Bindal olayını da hep bu
yüzden anlatıyorum. Sol’u da kontrol altında
tuttular. Mustafa Suphi’den beri Sol, kontrol
altındadır. Bugünkü Sol, kontrol altında tutulan
Sol’dur. Sol’u kontrol altında tutmak için bir
çok sahte Komünist Partisi kurdular. Eskiden
Türkiye’deki Gladio PKK’nin içine de sızdırmak
için onlarca küçük gruplar kurdurdular. Hogir
onlar çoluk, çocuk katletmeye başladılar. İşte
Hogir bunların adamıdır, Kolordu Komutanının
yardımcısı olduğu ortaya çıktı. Bunlar bizim
adımıza yüzlerce eylem yaptılar, çoluk, çocuk,
bir sürü insan öldürdüler, bunları bize mal
etmek istediler. Bunları Hogir onlara
yaptıranlar, bunları bilmelerine planlamalarına
rağmen bunu bize yıktılar. Bu yüzden bilinçli
olarak bize işte “Apo bebek katili, cani”
dediler. Bunlar 2005 yılında Mersin’de bayrak
provokasyonu da yaptılar, bize yıkmaya
çalıştılar ama öyle olmadığı ortaya çıktı. Bize
karşı PKK içinde birçok kişi ve grup çıkardılar.
Ancak hiç birisi başarılı olamadılar. Bunlar
pratik olarak beni aşamadılar. Teorik olarak da
hiç aşamadılar.
Özal “bu sorunu çözelim” dediğinde ben “Özal ya
samimi değil, oyun oynuyor ya da büyük bir risk
alıyor ve başına ne gelecek bilmiyor” diye
düşünmüştüm. Ancak daha sonra samimi olduğunu
gördük ve başına ne geldiği ortada. Özal önceden
başına gelecekleri bilmiyordu. Özal samimiydi.
Erbakan da bizimle irtibat kurdu, bu soruna el
attı, bu konuda da samimiydi. Ancak onu
öldürmediler ama iktidardan indirdiler.Karaday
ve Kıvrıkoğlu Amerika’nın politikalarını
biliyordu. Ergenekon’u biliyordu. Bu ikisi bazı
şeyleri biliyordu ve biraz farklıydılar, farklı
politikaları vardı. Aslında sorunu çözmek de
istiyorlardı. Ama Ergenekon çok güçlüydü. Ecevit
döneminde de Kıvrıkoğlu çözüme destek verdi.
Ecevit onlar bazı şeyleri yapmak istediler.
Burada da Bahçeli engel oldu. Bahçeli özel
görevli biriydi. 2002’de aniden erken seçime
götürdüler. Bahçeli, çözüm olursa kendilerinin
ne duruma geleceklerini biliyordu. Çözüme engel
oldu bu nedenle. Ve bu şekilde Ecevit’i devre
dışı bıraktılar. Bir darbe bekliyorlardı ancak
Amerika darbeye izin vermedi ve bekledikleri
darbe gerçekleşmedi. Bahçeli şimdi de aynı
şekilde çözüme engel olmaya çalışıyor. Ona
verilen görevi yapıyor. Özal ve Erbakan
zamanında siyasiler çözüm istedi asker buna
engel oldu. Kıvrıkoğlu ve Karadayı döneminde
askerler çözüm istediler ama siyasiler Çiller,
Bahçeli engel oldu. Baykal da çözüme engel
olmak için özel olarak görevlendirilmiştir. İşte
Baykal, JİTEM tarafından parti içi darbeyle
tekrar CHP’nin başına getirildi. Biliniyorki
Altan Öymen’i devirerek Baykal’ı getirdiler.
CHP’nin içinde bazı demokratlar var, çözüm
isteyenler var. AKP içinde de iyiniyetli, çözüm
isteyen demokrat kişiler var.
Grupların gelmesinin nedeni şuydu: Biz, ben ve
PKK barışa hazır olduğumuzu ıspatlamaya
çalıştık. Bunu ıspatladık. “Biz barışa hazırız
siz de hazır mısınız” mesajını verdik.
Maxmur’dan gelenlere özellikle teşekkür
ediyorum, şükranlarımı sunuyorum. Maxmur ve
özellikle Kandil’den gelen arkadaşlar, büyük bir
cesaret örneği gösterdiler, risk aldılar. Ben ve
PKK barıştan yana olduğumuzu kanıtladık.
Kandil’den gelenler de iyiniyetlidir. Barış için
geldiler. Onlara da şükranlarımı sunuyorum,
selamlarımı iletiyorum. Aslında devlet kötü
yaklaşmadı, olumlu yaklaştı, serbest
bırakılmaları olumluydu. İyi bir hava oluştu ama
Bahçeli sabote etti, havayı tersine çevirdi.
Bakın işte şu anda yine tasfiye yine imha
gündemleştiriliyor. Devletin içinde çözümden
yana olan bir kesim de var. Ama güçleri
yetmiyor. Bu güçlerden hangisi galip gelirse AKP
onlardan yana olacaktır. AKP her zaman güçlüden
yana olmuştur. AKP, CHP, MHP zaten hepsi bir,
danışıklı bunlar, kendilerine verilen rolleri
oynuyorlar. Aslında birbirlerinden farklı
değiller. Böyle bir-iki basit adımla bu sorun
çözülmez. Nasrettin Hoca misali hani önce
eşeğini kaybettirip sonra buldururak “hoca mutlu
oldun mu?” diyorlar ya; 12 yaşındaki Kürt
çocuklarını önce hapishaneye dolduruyorlar sonra
sizi hapisten çıkarmak için adım atıyoruz,
diyorlar. Ve bunu bir adım olarak sunuyorlar.
Üniversite’de bölümmüş, Kürtçe tv’den
bahsediyorlar, bunu adım olarak sunuyorlar.
Kürtlerin artık televizyona ihtiyacı da yok.
Zaten Kürtlerin televizyonları vardı, televizyon
verilmesi bir adım, bir hak olmaktan zaten
çıkmıştır. AKP yine Kürtlerin oylarına oynuyor.
Bunun iyi teşhir edilmesi lazım. GAP’tan
holdinglerle, kredilerle Kürtleri kendilerine
bağlamaya çalışıyorlar. AKP içindeki işte bey ve
şeyh ailelerinden birkaç kişiyi yanlarına alarak
Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.
Meclis oturumunda bir şey çıkar mı bilemiyorum.
Yeni bir safhaya girildi gibime geliyor. Bu
dönem bu safha nedir, bu önemlidir, bunu anlamak
gerekiyor. Bunu yeterince kavramak önemli.
Ben ‘99’da gerillaları sınır dışına çektim.
2006’da ateşkes çağrısı yaptım. Üç kezdir
ateşkesi uzattırdım. Barış için elimden gelen
herşeyi yaptım. Yol haritamı da verdim.
Defalarca barış için çağrı yaptım, savunmalarımı
yazdım. Artık benim burada yapabileceğim bir şey
kalmadı. Ben barış için elimden geleni yapıyorum
ama buradaki şartlarım elverişsiz. Rolümü
oynamam için önümün açılması gerekiyor. Bu süreç
2006’da başladı. Benden ateşkes talep edildi, üç
defa ilan ettirdim. Barış gruplarını getirttim.
Birinci ve İkinci barış grupları süreci
yeterince değerlendirilemedi. Bu üçüncü barış
grubudur. Ben “dürüstseniz, samimiyseniz biz bu
işi çözeriz” demiştim. Ama samimi
yaklaşmadıkları görülüyor, amacın tasfiye olduğu
anlaşılıyor. Ben burada PKK üzerinde gücümün
olduğunu onlara göstermek için barış gruplarını
önerdim. Ayrıca AKP’nin samimiyetini tespit
etmek istedim. Anlaşıldı ki AKP samimi değilmiş.
Meclis’te eğer yine de olumlu bir karar çıkarsa,
çıkabilir de, olumlu bir gelişme olursa, adım
atılırsa ben yine rolümü oynarım. Üzerime düşeni
yaparım.
Devlet içinde çözüm isteyenler var, AKP içinde
de çözüm isteyen bazıları var. Çözüm isteyen ve
istemeyen kesimler var. Bundan sonra çözüm
isteyenler mi istemeyenler mi hangisi galip
gelir bu devlet içindeki bu iki gücün
mücadelesine bağlıdır.
Tabi ki öyle. Bunlar ancak çözümle ülkeye
gelebilirler. Maxmur bir KCK birimidir, KCK
sisteminin içindedir. Savunmamda da bunu
belirttim. Maxmur’un üç şeyi var; bunların
meclisi var, yürütmeleri var, öz savunmaları
var. Çözüm gelişirse Maxmur’daki halkımız Cudi
eteklerinde toplu halde bir şehir kurulur ve
onlar olduğu gibi kabul edilirse o zaman
gelirler. Bunu dışında onların da açıklamaları
var, dönüşü kabul etmeyeceklerdir. Maxmur
halkına selam ve şükranlarımı iletiyorum.
Avrupa’dakiler toparlanıyor galiba değil mi?
Çalışmalarının iyi olması lazım.
Avrupadakiler de KCK sisteminin bir
parçasıdırlar. Yol haritası verildi mi? Evet, bu
da yeni dönemle ilgilidir. Uygulamak istedikleri
politikalar belirginleşiyor. ABD Hazine
Bakanlığının kararından haberim var, biliyorum o
sahtekarca karardan haberim var.
CHP’li Onur Öymen, Kurtuluş Savaşında
Yunanlılara gelin barış yapalım denildi mi ki
bunlarla barış yapıyoruz. Ermenilere gelin barış
yapalım denildi mi ki bunlara gelin barışalım
deniliyor. Bu kadar aleni mi bu kadar açık mı
söyledi bunları. Yani Dersim İsyanı nasıl
bastırıldıysa bugünkü isyanında öyle
bastırılmasını çözüm olarak ortaya koyuyor. İşte
onların zihniyeti budur. Ne oldu bununla ilgili
tepkiler, halk ayağa kalkmadı mı?
İşte bunun için, bunların zihniyetini anlamak
için siyaset akademileri diyorum. Siyaset
akademilerinde bunların tartışılması lazım.
Bunun için çalışıyorlar mı, ne yapıyorlar?
Hayır, yapmıyorlar. Böyle olmaz.
Cezaevlerinde gelen mektuplar var. Enver
Özkartal’ın mektubu var. Enver Özkartal
Diyarbakır D Tipi’nden yazmış. Yoğunlaşması iyi.
Ama yanlış yazmış galiba. Diyarbakır diasporası
demiş, ben de Diyarbakır diasporası değil
Diyarbakır soykırımı diyorum. Ebedin Abi’nin
mektubu vardı. 1921-23 tarihleri arasında önemli
tespitlerde bulunuyor. Zamanımız omadığı için
fazla açamayacağım. Selamlarımı söylüyorum
yoğunlaşsınlar. Batman ve Muş’taki halkımıza
selamlarımı iletiyorum. Mesil Demiralp’in
mektubu var, selamlarımı iletiyorum.
Herkese selamlar.
Iyi günler.
13 Kasım 2009
|