Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 

     

 AKP’nin Samimi Olduğundan Ciddi Şüphe Duyuyorum

                                      

Sağlığım buradaki şartlarla ve süreçle bağlantılıdır. Yeni bir soruşturma da açıldı. Önümüzde yeni bir dönem başladı. Sağlığımla ilgili konuşmanın sonunda bir açıklama yapacağım. İbrahim Bilmez 6 yıl 3 ay cezayı nasıl, neden dolayı aldı? Dosyasında başka bir şey yok mu?

Yeni bir dönem var, bu da aynı şey. Demek ki avukatlara da bu nedenle ceza veriliyor, avukatlara da bu şekilde baskı kuruyorlar.  Kürtleri bitirme görevinin AKP’ye verildiği, CHP ve MHP’ye de muhalefet rolünün verildiği şeklinde yorumlar var. Yani tasfiye, doğrudur. Bunu önceden de söylemiştim. Sorunun çözümünü, özellikle PKK’nin askeri olarak bitirilmesinin dış güçlere havale edildiği yorumu var. Zaten öyle. Bu biliniyor, bilinen bir şey.

Avni Özgürel bunun bir süreç işi olduğunu, afın ve anayasa değişikliğinin kısa vadede söz konusu olmadığını sorunun çözümünün beş altı yılı alabileceğini belirtiyormuş. Avni bazı şeyleri anlatmak istiyor.

Bugün için bazı görüşleri yan yana getirdiğimizde anlıyoruz ki devlet içinde bu sorunu çözmek isteyen bir grup var. Ama Hükümetin ne yapacağı artık belli oldu, büyük bir şovdu sona erdi. Ben daha önce de tahmin ediyordum ama yine de çözüm konusunda yine de iyiniyetli olup olmadıklarını görmek gerekiyordu.  

M.Ali Birand, yazısında Hükümetin şu an attığı adımların zaten ilkel çağ dışı olan uygulamaların değiştirilmesiyle ilgili olduğunu, bu nedenle önemli adımlar olmadığını, bu sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa Kürtleri tatmin edecek adımlara yönelinmelidir demiş. Evet, doğrudur.

Hasan Cemal de, Kürt sorununun silahla bağını koparacak siyasetin geliştirilmesi gerektiğini yazmış. Nasıl yani, nasıl yapılacak bu? Hükümetin  geçmiş hükümetlere göre samimi olduğunu yazıyor ama, hayır samimi değil.

Osman Kavala bu sürecin Talabani ve Barzani üzerinden, Öcalan’ın etkisinin azaltılmasına yönelik bir süreç olduğu yönünde güçlü bir kanı belirdiğini yazıyormuş. Yeni mi biliyorlar bunu? Bu yirmi yıldır böyle. Tabi, ABD planı. Bunlar fazla anlamıyorlar. Galiba  iyi anlatılamıyorum.

İran’ın bu tutumu da bu süreçle bağlantılıdır.  Cezaevlerindekilere de selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindekilere de sabır ve metanet diliyorum. Suriye’de de cezaevlerinde baskılar var. Devam ediyor değil mi? PYD epey güçlenmiş mi? Toparlanmışlar mı? Oradaki halkımız, gruplar güçlerini birleştirmişler mi?

İran, kendi içindeki bu son sıkışmışlıkla birlikte böyle hareket ediyorlar. Daha da baskıcı hale gelebilirler. Kendi Belucilerine, Kürtlerine ve Azerilerine karşı daha da sertleşebilirler. Ama aynı İran, Kandil’le de ilişkiye geçebilir ve geçmiş olabilir de. İran’ın her zaman böyle ikili politikaları olmuştur. Şu andaki ilişkileri nedir, bilemiyorum. Ama kendi tedbirlerini de iyi almalılar. Tedbir amaçlı tehlike altındaki yerler Bradost bölgesinde konumlanabilirler. Bunun için gerekli çalışmalar yapabilirler. Suriye daha çok Türkiye’ye bakıyor. Türkiye’ye göre davranacak. Suriye oradaki Kürtleri kendinden sayıyor. Diğer devletlere oranla Hafız Esad’tan beri daha olumlu bir duruşları var. Belki zaman zaman baskılarını arttırabilirler ama fazla ileriye, katliam düzeyinde gitmez. Suriye daha çok istihbaratla Kürtleri kontrol altında tutmak istiyor. Oradaki Kürtler, Suriye’ye karşı düşmanlık yapmasınlar. Ama kendi demokratik hakları için mücadelelerinden de taviz vermesinler, vazgeçmesinler. Bunun için gerekli olan tüm önlemlerini de almaları gerekiyor. Demokratik örgütlenmelerini geliştirsinler. Savunmalarımdan faydalansınlar.

Savunmamın eksik olan bölümleri  verildi mi? Kaç sayfa eksik? Neresinden eksik?Orta sayfalarda 136 ve 149. Sayfalar mı? Bunlar tamamlanabilir. Alınamazsa da önemli değil. Eksik yerleri benim buradaki konuşmalarım dikkate alınarak da tamamlanabilir. Son savunma  nasıl bulundu? Evet, çok derli-toplu. Çünkü  ben pratiği iyi biliyorum. İkisi teorik ve pratik bir arada. Evet, Özgürlük Sosyolojisi çok önemli, gelişkin. Ama 4.ciltte çok önemli. Kürdistan bölümünü  daha sonra yazacağım, biraz zaman alacak.

Birisi savunmalarımda ‘Yeni Bir Zerdüştik Paradigma’ yarattığımı söylemiş. Yeni bir Zerdüşti paradigma öyle mi? Zerdüşti dil. Nietzche işte “Zerdüşt Böyle Buyurdu” diyor. Yani  Zerdüşt Böyle Buyururdu demek istiyor. Bu şekilde Zerdüştü esas alarak kendi düşüncelerini anlatıyor.

Bir de Neolitik dönemin çok fazla olumlandığı şeklinde bir görüş iletildi.Ama öyle değil, anlayamamışlar. Orada yaşanan bir dönem ve ilişkiler var. Tarih iki kere yaşanmaz. Ben o dönemin bu güne uyarlanması gerektiğini söylüyorum. Ben orada tekil ve evrensellik durumlarını çok iyi bir şekilde açıkladım. Bu şekilde anlaşılmalıdır. Dil hatalarını, eksik olan yerleri tamamlanmalı.

Özgürlük Sosyolojisi ve son savunma çok iyi ama 1 ve 2 de boş değil onlar da önemli. Şimdi bu savunmaları aşabilecek şekilde yine yazabilirim ama gerek yok, yeterlidir. 1. Ve 2. Cildin yeni basımı yapıldığı zaman gerekli görülen paragraf varsa onlar bana iletilebilir, bunları ben gerekirse çıkartılabileceğini söyleyebilirim. Savunma olarak aynı kalır, kitap olarak düzenlendiğinde  gerek görüldüğünde bazı paragraflar çıkarılaabilir. Ortadoğu savunmasının taslak bölümünün kitaba konulmasına  gerek yok. Daktilo hali kaç sayfa çıktı?

Ben bu savunmalarımla yol yöntem gösteriyorum. Ben olmasam da bu savunmalar yol göstericidir, bunlardan faydalanarak yol alınabilinir. Ben bu savunmalarımda kapitalizmi de çok iyi çözümledim. Evet. Ben çok başarılı bir kapitalizm eleştirisi yapıyorum, Kapitalist Modernite’yi çok iyi çözümledim. Kapitalizmin maskesini düşürdüm. Avrupalı aydınlar utanç duymalılar. Onlar orada doğru dürüst bir şey yapamadılar. Ben bunları kendimi övmek için söylemiyorum. Mesela Hannah Arendt, çok iyi bir politik filozofudur ama şimdiki söylediklerimin ancak kıyısında geçiyorlar. Bu filozoflar sadece işin teorisiyle ilgileniyorlar. Ben hem teori hem de pratikle, pratik siyasetle de ilgileniyorum. Arendt ancak bir ufuk açıyor. Koskoca Marks’ı dahi kapitalizm yuttu, kapitalizmi iyi çözemediklerinden sonuçta kapitalizme hizmet etmiş oldular, Lenin de bu nedenle pratikte çaresiz durumdadır; İki şeyi geliştiriyor, endüstriyalizm ve ulus-devlet. Stalin de kapitalizme hizmet etmiştir. Mao yine aynı şekilde. Şu an Mao’nun yarattığı Çin, ABD kapitalizmini ayakta tutuyor, ABD’ye hizmet ediyor. Rusya da Avrupa kapitalizmini ayakta tutuyor ve ona hizmet ediyor. Ben bunun için Mustafa Kemal’i önemsiyorum. Mustafa Kemal bunlara karşı bağımsız kalmak istiyordu. Bunları ordusuyla kovdu ama sistemini aşamadı, bu sisteme teslim oldu, kendini yaşatmak için İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı ve Kürtler bu hale geldi.

Ben hep düşünüyordum, Kürtlerin başına neden bunlar geldi, Kürtleri neden bu hale getirdiler? İsmail Beşikçi’nin de ropörtajını okudum. O da 1920’lerin başında neler yaşandı, ne oldu? Kürtler bunları mutlaka bilmek zorunda diyor. Bu konuda Kürtleri ağır eleştiriyorum diyor. Doğrudur. Kürtler 1920’leri bilmek zorunda.Ben bu yılları araştırdım. Her şey benim için netleşmiştir. 1921 Kahire toplantısıyla Kürtlerin durumu masaya yatırılmıştır. İngilizler Mustafa Kemal’e verdiği destekten dolayı Kürtlere çok öfkelidir. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’e destek veren tek halk Kürtlerdir. Araplar Lawrence’nin politikalarını kabul ederek Osmanlıya karşı cephe aldı. Diğer halklar zaten çoğu ayrılmıştı. Sadece Kürtler Mustafa Kemal’e destek verdi. Binbaşı Noel, Kürdistan’a gelmişti, ilk Adıyaman’dan başlamıştı, Kürtleri Lawrence’nin Arapları örgütlediği gibi örgütlemek istemiş, birçok tedbir almışlardı Mustafa Kemal’e karşı. Ama Kürtler bizim orada başlamak üzere Göklü’den oradaki bazı aşiretler, bizim aşiret,  Beraziler, Dengir Fırat’ın aşireti ve diğer aşiretlerin aldıkları önlem sayesinde Mustafa Kemal’i korudular. Araplar içinde Lawrence’in planları tutmuştu ama Noel’in Kürtler için planı Kürtler destek vermediği için başarısız oldu. Kürtler İngiltere’nin Ortadoğu ve Kafkasya planlarına engel oldular. Burada İngiltere Kürtlere karşı büyük bir öfke duydu. Ve Kürtlere karşı bilinen politikaları geliştirdiler. 1940’lardan sonra da ABD ile birlikte aynı politikalara devam ettiler.

Suriye’deki Kürtler Misak-ı Milli sınırları içinde vardı. Bu parçayı Fransızlara verdiler. Yine Irak Kürtleri de Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Bu parçayı da İngilizler alıp Irak’a dahil ettiler. Musul ve Kerkük’ü de orada büyük bir petrol bölgesi vardı, bu bağlamda burayı da İngilizler aldılar. Irak ve Suriye’deki Kürtlerin üzerine fiziki olarak gideceklerdi. Türkiye’deki Kürtlerin üzerine de aynı şekilde hem fiziki hem de kültürel soykırım olarak gideceklerdi. Ermenilerin uğradığı akibetin aynısını Kürtlere yapmayı planladılar. Ermenileri nasıl Anadolu’dan çıkardılarsa Yunanlıları  Anadolu’dan sürdüler. Kürtlere de aynı planı uygulamak istediler. Mümtaz Soysal bugün için de mübadeleden bahsetmişti. Kürtleri Avrupa’ya mı, Güney’e mi nereye sürüyorlarsa sürsünler, diyor. İşte Ermenileri küçük bir Ermenistan’a mecbur ettiler, Rumları küçük bir Yunanistan’a mecbur ettilir. Şimdi de Kürtleri Güney’deki yapılanmaya ben buna devletçik diyorum, hapsederek kontrol altına almaya çalışıyorlar.

1921 Kahire Konferansıyla bu planlamayı yaptılar. Daha sonra Türkiye’ye; “biz buradaki Suriye ve Irak’taki Kürtleri hallediyoruz siz de oradaki Kürtleri ne yapıyorsanız yapın, yaptıklarınızda serbestsiniz” dediler. Mustafa Kemal de daha sonra kendini yaşatmak için İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı. Kürtler devletin bu politikalarını kavradığı zamanlarda artık iş işten geçmişti. Azadi Örgütü onlar Cibranlı Halit Bey’in politikaları harekete geçmişse de başarılı olamadılar. Cumhuriyetin laik karakteri de 1923’te anlaşıldığı, nasıl bir cumhuriyet kurulduğu anlaşıldığı vakit artık iş işten geçmişti. Kürtler 1925’te ancak anlamaya başladılar ancak başarılı olamadılar.

Ben AKP’nin samimi olduğundan ciddi şüphe duyuyorum. CHP ve MHP’yi konuşturan güç- merkez ile AKP’yi konuşturan güç-merkez aynıdır. İkisi de aynı yerden yönlendiriliyor. Bunları yönlendiren, kontrol altında tutan güç, DTP’nin de bir kısmını kontrolde tutmak istiyorlar. DTP’ye “işte siz bu planımızı kabul etmezseniz, sizi tasfiye ederiz” mesajı veriliyor. Kapatma meselesi de bu nedenle gündemde tutuluyor. Yüzlerce DTP’li tutuklandı, tutuklanmaları da devam ediyor. Çok daha büyük operasyonlar da olabilir.

Ben de burada siyasi bir rehineyim, bu konumum iyi bilinmelidir. Sağlık durumum da bununla bağlantılıdır. Ben bunu şöyle bir benzetmeyle açıklayabilirim; solunum cihazına bağlı birisi gibiyim. İstedikleri zaman fişi çekebilirler. İşte bunun gibi soruşturmalarla, cezalarla bir çekiyorlar bir takıyorlar. Burada sağlık durumum da iyi değil. İşte sürekli kaşıntı var. Prostat var, idrar sisteminde sorun var. Yine nefes alıp vermekte güçlük çekiyorum, burası çok havasız, hava alamıyorum. Ayrıca gözlerimi sürekli kapatmak zorunda kalıyorum, açıp kapatmakta zorlanıyorum. Boğazımda sürekli akıntı var. Uyuyamıyorum. Klimayı açınca rahatsız oluyorum. Kış geliyor, daha da zorlanacağım. Burada bir gün yaşamak bile mucize. Benim burada yaşamam bir mucizedir. Ölebilirim de ama sağlığım bu sorunla bağlantılı. Benim konuşmamı istemiyorlar. Eğer barış için samimilerse ben rol alırım. Daha önce de belirttim, önüm açılmazsa bu rolü oynayamam. Gidip konuşursam ikna edebilirim. Ben bunu barış grubunun gelişiyle ispatladım. Gelenlere ve karşılayan halkımıza şükran borçluyum.

Beni buraya getiren güç bellidir. Burada Türkiye Cumhuriyeti’ne sadece bekçilik ve gardiyanlık görevi verilmiştir. Burayı yine ABD ve İngiltere yönetiyor. Benim üzerimden Kürt hareketini tasfiye etmeye çalışıyorlar. İşte konuşmalarım nedeniyle verilen hücre cezaları ve şimdiki soruşturma bununla ilgilidir. Bununla ilgili savunmamı yazacağım, hakime vereceğim. Bana işte İbrahim’in olduğu görüşmede soruşturma evrakında şu yazılı: “Meclis çözüm için bir karar almazsa PKK savaşsın” dediğim iddia ediliyor. Ben öyle bir şey dememişim. Benim burada savaş kararı vermem mümkün değil, doğru da değildir. Ben sadece durum tespiti yapıyorum. Olacakları önceden görüp tespit yapıyorum ama  buna karşı böyle soruşturma yapılıyor, avukatlara yönelebilirler. İki durum var: ya demokratikleşecek ve herkes bundan yararlanacak ya da bu baskı daha da gelişecek ve yeni tutuklamalar olacak. Avukatlarımın  yaptığı örgüt üyeliği değil, örgüt çalışması değil. Avukatlarımın on yıldır yaptı bir barış çabasıdır, barış çalışmasıdır.

Bugüne gelelim. Yeni bir dönem nedir? Bunu anlamak önemlidir. 1987’de başlayan kontra  faaliyetleri Bilge Köyü Katliamı gibi olaylarla devam ettirilmek isteniyor. Halen korucuların yaptıkları olaylar var, bu tek merkezden yönetilen kontra faaliyetleridir. Bilge Köyü katliamı sürdürülmek istenen bu politikaların bir sonucudur. İfade ve dosyalarında da ortaya çıktı ki, bu olay askerlerin bilgisi dahilinde onlarla irtibatlı şekilde gerçekleştirilmiş. Bu olayı gerçekleştirip PKK’ye yıkmak istiyorlardı ama buradaki fark; olayı üstlenecek bir PKK’li bulamadılar.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bir raporu yayınlanmış benimle ilgili. İşte Öcalan-PKK-Ergenekon ilişkisi falan diyorlar. Ben bu konuda burada hep söyledim, savcı gelip beni dinlemelidir diye ama gelip dinlemediler. Aslında ben de anlatmak istiyorum. Hep söyledim, bunlar içimize sızdılar, bizi de kontrol altına almak istediler. Hasan Bindal olayını da hep bu yüzden anlatıyorum. Sol’u da kontrol altında tuttular. Mustafa Suphi’den beri Sol, kontrol altındadır. Bugünkü Sol, kontrol altında tutulan Sol’dur. Sol’u kontrol altında tutmak için bir çok sahte Komünist Partisi kurdular. Eskiden Türkiye’deki Gladio PKK’nin içine de sızdırmak için onlarca küçük gruplar kurdurdular. Hogir onlar çoluk, çocuk katletmeye başladılar. İşte Hogir bunların adamıdır, Kolordu Komutanının yardımcısı olduğu ortaya çıktı. Bunlar bizim adımıza yüzlerce eylem yaptılar, çoluk, çocuk, bir sürü insan öldürdüler, bunları bize mal etmek istediler. Bunları Hogir onlara yaptıranlar, bunları bilmelerine planlamalarına rağmen bunu bize yıktılar. Bu yüzden bilinçli olarak bize işte “Apo bebek katili, cani” dediler. Bunlar 2005 yılında Mersin’de bayrak provokasyonu da yaptılar, bize yıkmaya çalıştılar ama öyle olmadığı ortaya çıktı. Bize karşı PKK içinde birçok kişi ve grup çıkardılar. Ancak hiç birisi başarılı olamadılar. Bunlar pratik olarak beni aşamadılar. Teorik olarak da hiç aşamadılar.

Özal “bu sorunu çözelim” dediğinde ben “Özal ya samimi değil, oyun oynuyor ya da büyük bir risk alıyor ve başına ne gelecek bilmiyor” diye düşünmüştüm. Ancak daha sonra samimi olduğunu gördük ve başına ne geldiği ortada. Özal önceden başına gelecekleri bilmiyordu. Özal samimiydi. Erbakan da bizimle irtibat kurdu, bu soruna el attı, bu konuda da samimiydi. Ancak onu öldürmediler ama iktidardan indirdiler.Karaday ve Kıvrıkoğlu Amerika’nın politikalarını biliyordu. Ergenekon’u biliyordu. Bu ikisi bazı şeyleri biliyordu ve biraz farklıydılar, farklı politikaları vardı. Aslında sorunu çözmek de istiyorlardı. Ama Ergenekon çok güçlüydü. Ecevit döneminde de Kıvrıkoğlu çözüme destek verdi. Ecevit onlar bazı şeyleri yapmak istediler. Burada da Bahçeli engel oldu. Bahçeli özel görevli biriydi. 2002’de aniden erken seçime götürdüler. Bahçeli, çözüm olursa kendilerinin ne duruma geleceklerini biliyordu. Çözüme engel oldu bu nedenle. Ve bu şekilde Ecevit’i devre dışı bıraktılar. Bir darbe bekliyorlardı ancak Amerika darbeye izin vermedi ve bekledikleri darbe gerçekleşmedi. Bahçeli şimdi de aynı şekilde çözüme engel olmaya çalışıyor. Ona verilen görevi yapıyor. Özal ve Erbakan zamanında siyasiler çözüm istedi asker buna engel oldu. Kıvrıkoğlu ve Karadayı döneminde askerler çözüm istediler ama siyasiler Çiller, Bahçeli engel oldu.  Baykal da çözüme engel olmak için özel olarak görevlendirilmiştir. İşte Baykal, JİTEM tarafından parti içi darbeyle tekrar CHP’nin başına getirildi. Biliniyorki Altan Öymen’i devirerek Baykal’ı getirdiler. CHP’nin içinde bazı demokratlar var, çözüm isteyenler var. AKP içinde de iyiniyetli, çözüm isteyen demokrat kişiler var.

Grupların gelmesinin nedeni şuydu: Biz, ben ve PKK barışa hazır olduğumuzu ıspatlamaya çalıştık. Bunu ıspatladık. “Biz barışa hazırız siz de hazır mısınız” mesajını verdik. Maxmur’dan gelenlere özellikle teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum. Maxmur ve özellikle Kandil’den gelen arkadaşlar, büyük bir cesaret örneği gösterdiler, risk aldılar. Ben ve PKK barıştan yana olduğumuzu kanıtladık. Kandil’den gelenler de iyiniyetlidir. Barış için geldiler. Onlara da şükranlarımı sunuyorum, selamlarımı iletiyorum. Aslında devlet kötü yaklaşmadı, olumlu yaklaştı, serbest bırakılmaları olumluydu. İyi bir hava oluştu ama Bahçeli sabote etti, havayı tersine çevirdi. Bakın işte şu anda yine tasfiye yine imha gündemleştiriliyor. Devletin içinde çözümden yana olan bir kesim de var. Ama güçleri yetmiyor. Bu güçlerden hangisi galip gelirse AKP onlardan yana olacaktır. AKP her zaman güçlüden yana olmuştur. AKP, CHP, MHP zaten hepsi bir, danışıklı bunlar, kendilerine verilen rolleri oynuyorlar. Aslında birbirlerinden farklı değiller. Böyle bir-iki basit adımla bu sorun çözülmez. Nasrettin Hoca misali hani önce eşeğini kaybettirip sonra buldururak “hoca mutlu oldun mu?” diyorlar ya; 12 yaşındaki Kürt çocuklarını önce hapishaneye dolduruyorlar sonra sizi hapisten çıkarmak için adım atıyoruz, diyorlar. Ve bunu bir adım olarak sunuyorlar. Üniversite’de bölümmüş, Kürtçe tv’den bahsediyorlar, bunu adım olarak sunuyorlar. Kürtlerin artık televizyona ihtiyacı da yok. Zaten Kürtlerin televizyonları vardı, televizyon verilmesi bir adım, bir hak olmaktan zaten çıkmıştır. AKP yine Kürtlerin oylarına oynuyor. Bunun iyi teşhir edilmesi lazım. GAP’tan holdinglerle, kredilerle Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. AKP içindeki işte bey ve şeyh ailelerinden birkaç kişiyi yanlarına alarak Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.

Meclis oturumunda bir şey çıkar mı bilemiyorum. Yeni bir safhaya girildi gibime geliyor. Bu dönem bu safha nedir, bu önemlidir, bunu anlamak gerekiyor. Bunu yeterince kavramak önemli.

Ben ‘99’da gerillaları sınır dışına çektim. 2006’da ateşkes çağrısı yaptım. Üç kezdir ateşkesi uzattırdım. Barış için elimden gelen herşeyi yaptım. Yol haritamı da  verdim. Defalarca barış için çağrı yaptım, savunmalarımı yazdım. Artık benim burada yapabileceğim bir şey kalmadı. Ben barış için elimden geleni yapıyorum ama buradaki şartlarım elverişsiz. Rolümü oynamam için önümün açılması gerekiyor. Bu süreç 2006’da başladı. Benden ateşkes talep edildi, üç defa ilan ettirdim. Barış gruplarını getirttim. Birinci ve İkinci barış grupları süreci yeterince değerlendirilemedi. Bu üçüncü barış grubudur. Ben “dürüstseniz, samimiyseniz biz bu işi çözeriz” demiştim. Ama samimi yaklaşmadıkları görülüyor, amacın tasfiye olduğu anlaşılıyor.  Ben burada PKK üzerinde gücümün olduğunu onlara göstermek için barış gruplarını önerdim. Ayrıca AKP’nin samimiyetini tespit etmek istedim. Anlaşıldı ki AKP samimi değilmiş.

Meclis’te eğer yine de olumlu bir karar çıkarsa, çıkabilir de, olumlu bir gelişme olursa, adım atılırsa ben yine rolümü oynarım. Üzerime düşeni yaparım.

Devlet içinde çözüm isteyenler var, AKP içinde de çözüm isteyen bazıları var. Çözüm isteyen ve istemeyen kesimler var. Bundan sonra çözüm isteyenler mi istemeyenler mi hangisi galip gelir bu devlet içindeki bu iki gücün mücadelesine bağlıdır.

Tabi ki öyle. Bunlar ancak çözümle ülkeye gelebilirler. Maxmur bir KCK birimidir, KCK sisteminin içindedir. Savunmamda da bunu belirttim. Maxmur’un üç şeyi var; bunların meclisi var, yürütmeleri var, öz savunmaları var. Çözüm gelişirse Maxmur’daki halkımız Cudi eteklerinde toplu halde bir şehir kurulur ve onlar olduğu gibi kabul edilirse o zaman gelirler. Bunu dışında onların da açıklamaları var, dönüşü kabul etmeyeceklerdir. Maxmur halkına selam ve şükranlarımı iletiyorum.  Avrupa’dakiler toparlanıyor galiba değil mi? Çalışmalarının iyi olması lazım.

Avrupadakiler de KCK sisteminin bir parçasıdırlar. Yol haritası verildi mi? Evet, bu da yeni dönemle ilgilidir. Uygulamak istedikleri politikalar belirginleşiyor.  ABD Hazine Bakanlığının kararından haberim var, biliyorum o sahtekarca karardan haberim var.

CHP’li Onur Öymen, Kurtuluş Savaşında Yunanlılara gelin barış yapalım denildi mi ki bunlarla barış yapıyoruz. Ermenilere gelin barış yapalım denildi mi ki bunlara gelin barışalım deniliyor. Bu kadar aleni mi bu kadar açık mı söyledi bunları. Yani Dersim İsyanı nasıl bastırıldıysa bugünkü isyanında öyle bastırılmasını çözüm olarak ortaya koyuyor. İşte onların zihniyeti budur. Ne oldu bununla ilgili tepkiler, halk ayağa kalkmadı mı? 

İşte bunun için, bunların zihniyetini anlamak için siyaset akademileri diyorum. Siyaset akademilerinde bunların tartışılması lazım. Bunun için çalışıyorlar mı, ne yapıyorlar? Hayır, yapmıyorlar. Böyle olmaz.

Cezaevlerinde gelen mektuplar var. Enver Özkartal’ın mektubu var. Enver Özkartal Diyarbakır D Tipi’nden yazmış. Yoğunlaşması iyi. Ama yanlış yazmış galiba. Diyarbakır diasporası demiş, ben de Diyarbakır diasporası değil Diyarbakır soykırımı diyorum. Ebedin Abi’nin mektubu vardı. 1921-23 tarihleri arasında önemli tespitlerde bulunuyor. Zamanımız omadığı için fazla açamayacağım. Selamlarımı söylüyorum yoğunlaşsınlar. Batman ve Muş’taki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Mesil Demiralp’in mektubu var, selamlarımı iletiyorum.     

Herkese selamlar.

Iyi günler.

                                                                                                     13 Kasım 2009

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com