![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Gözlerim ağrıyor,
sürekli yaş akıyor, alerji gibi bir şey olabilir, mikrop kapmış
olabilir. Göz için verdikleri ilacı kullanıyorum, ondan da olabilir.
Doktor her gün geliyor ama rutin. Ama göz doktoru henüz gelmedi. Havva'ya selamlarımı iletiyorum. Durumları nasıl? Açıklanan bir bilanço var mı? Geçen haftaki açıklamayı biliyorum. Son bir haftada açıklanan bir bilanço var mı? O Dağlıca'daki değil mi? Beş gerilladan bahsediliyordu. Iki gerillanın olduğu kesin mi bu rakam? Ben bugün 15 Ağustos'la ilgili açıklamalarda bulunacağım. Önemlidir. HPG Nazimiye'deki
olayla ilgili yaptığı bir açıklamaya göre iki gerilla birimi arasında
irtibat sağlanamadığından, bu konuyla ilgili bir açıklama
yapamayacaklarını belirtmişler. Ha, irtibat sağlanamadığından eylemi
oradaki birliklerin yapıp yapmadığına ilişkin açıklama değil mi? Daha önce 4 PJAK
tutuklusunun kayıp olduğu söyleniyordu. İnfaz etmiş olabilirler. Zeynep
Celaliyan onlardan haber yok mu? İdam cezasını bekleyenler sadece PJAK
davasından değil mi? Bu mektup gibi benzer bir mektubu da Ahmet Türk döndüğünde Barzani ve Talabani'ye versin. Türkiye nasıl ki Suriye ile İsrail arasında arabulucu ise Güney'deki güçler de Türkiye, İran ve bizim aramızda daha doğrusu sorunun çözümü konusunda arabuluculuk rolünü üstlensinler. En azından taraf olmasınlar. Böylece en azından taraf olmaları engellensin. Onların taraf olmamaları önemlidir. Irak'ta parti olarak izin vermiyorlar ama Erbil'de de bir temsilcilik olarak Amerika'daki gibi bir büro açabilirler. Aysel ne yapıyor, işte Aysel'in görevi budur. Aysel, Ahmet ve DTK'dan Yüksel Genç onların görevi bundan sonra bunlardır. Orada derhal temscilcilik açılmalıdır. Herkesle diyalog ve ilişki içinde olsunlar. Ortadoğu'da gerekirse ABD ile de ilişki-diyalog içinde olabilirler. Vedat Türkali son
romanını Kürtler üzerine mutlaka yazmalı. Bu çok önemli. Ona selamlarımı
söylüyorum. Böyle bir roman yazılması önemli. Ona denilirki, Kürt
Özgürlük Hareketi'yle komünist hareket çok daha önce biraraya gelmiş
olsalardı Türkiye'nin şu andaki hali çok başka olurdu. Kürt Özgürlük
Hareketi'nin geldiği konum ile Komünist hareketin bulunduğu konum
belidir. Bunun en canlı örneği, abidesi kendisidir. Kürtlerle
komünistler, sosyalistler, devrimciler, demokratlar arasındaki manevi
bağı, ilişkiyi, birlikteliği, umudun gerçekleşeceği yönünde yazmalıdır
romanını. Bunun yüzde ellisinin gerçekleştiği söylenebilir. Devrim
konusunda umudunu kaybetmesin. Mutlaka gerçekleşecektir devrim. Şu an
gerçekleşiyor zaten ve ardı arkası da dalga dalga gelecektir. Bu konuda
umudumu koruyorum. Bugün artık çok net anlaşılıyor ki, AKP de en az CHP ve MHP kadar Kürt sorunu önünde engeldir. AKP Kürt sorununu çözmek istemiyor. CHP Deniz Baykal'ın tasfiye edilmesiyle şimdilik kenarda duruyor. Bir müddet sorumluluk AKP ve MHP'de olacak. 8 yıldır Erdoğan, Baykal ve Bahçeli Kürt sorunu konusunda bir ittifak içerisindedirler. Birbirlerinden farkı yoktur. Anayasa değişiklikleri de bir oyundan ibarettir. Şu anki anayasa değişikliği paketinde Kürtler yok, Kürtlerin hakkı yok, demokratikleşme yok, insan hakları yok, BDP ile ilgili bir şey yok. Bu nedenle referandumdan da BDP onlar uzak dursunlar, boykot etsinler. Bizim öyle karşı cehpe oluşturma şeyimiz yok ama boykot etsinler. Referandum, bizi ilgilendiren bir husus değildir. Ancak yüzde yüz baraj var, yüzlerce çocuğun tutuklanması var, tecavüzler var, Kürt özgürlük mücadelesinin 1500 siyasi tutuklusu var. Bu anayasa 12 Eylül anayasasından bile daha geridir. Kürtlerin üzerinde fiziki soykırım, kültürel soykırım ve her türlü soykırım devam ediyor. Ermeni sorunu bile 220 kişinin tutuklanmasıyla başladı. Ama Kürtlerde şu an 1500 siyasi tutuklu var. Kürt özgürlük hareketinin en aktif çalışanı tutuklu durumundadır. Ben 31 Mayıs'a kadar daha sabredeceğim. Önümüzde iki-üç hafta var. Bu zamana kadar 31 Mayıs'a kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiç bir şeye karışmayacağım, PKK, KCK serbesttir. Ne yaparlarsa ben karışmam, ne yaparlarsa yapsınlar onların kendi kararlarıdır. Arkadaşlar son açıklamalarında çözüm gelişmezse orta-şiddette bir savaşın gelişeceğini söylüyorlar. Orta yoğunluktaki savaş şu anlama geliyor; şu anda Hakkari'de olduğu gibi sürekli hareket halinde olmalarıdır. Orta yoğunlukta bir savaş gelişirse bu sadece öyle dağla da olmaz şehirlerde de bunun etkisi çok büyük olur. Şehirlerdeki serhıldanlar kent isyanlarına dönüşür. Her şehirde büyük katliamlar da gelişebilir. Halkımız bunu bilmeli ve buna hazırlıklı olmalıdır. Büyük şiddet uygulanır. Bu şiddette birçok genç, kadın, çoluk, çocuk ve halkımızdan birçok insan da ölebilir. Devlet çok daha sert ve acımasızca Kürtlere yönelebilir. Herkes kendi tedbirini almalıdır. Benim için bir şey yapmasınlar, ne yapıyorlarsa kendileri için yapsınlar. Her şehir kendi kararlarını kendileri versinler. Mesela Diyarbakır, kendi serhıldan potansiyelini başarıya mı ulaştıracak, bu onların kendi kararı olacaktır. Batman, kendi kararını kendisi verecek. Mardin kendi kararını kendisi verecek. Kızıltepe kendi kararını kendisi verecek. Halkımızın üzerinde soykırım, bir tehlike ve tehdit olarak duruyor. Onun için ne yapıyorlarsa kendileri için yapsınlar. Ben burada ölsem bile, benim için en ufak bir gösteri bile yapmasınlar. Ne yapacaklarsa kendileri için yapsınlar. Ne yapıyorlarsa kendi onurları, kendi kaderleri, kendi hakları için yapsınlar. Orta-yoğunluklu savaş Türkiye'nin her tarafında olması da demektir. Eğer bu şiddette olursa gerisini AKP, MHP, CHP ve PKK düşünsün. Burada sorumluluk onlara aittir. Baykal kaçıyor, sorumluluk AKP ve MHP'ye kaldı. İki-üç hafta süre varken durumun ciddiyeti Kürt dostu kişilere, kurumlara ve kalemlere, Taraf gazetesi'ne -Ahmet ve Yasemin-Radikal gazetesinden Oral Çalışlar, Milliyet gazatesinden bazılarına ve Kürt dostu olan herkese bildirmek lazım. Bunları anlatmak ve bol bol işlemek gerek. Apo böyle düşünüyor, Apo'nun görüşleri bunlardır, denilir. Durumun ciddiyetini bilsinler. Onlar da elini taşın altına koysunlar. AKP, MHP, CHP teşhir edilsin. Aslında devlet çözüm istiyor, siyasiler istemiyor, AKP istemiyor. Marks'ın ünlü bir sözü var; "sermaye bir günlük kârı için babasını bile asar". AKP de tüccarlarının bir yıllık kârı için tüm orduyu savaşa sürüklüyor. Bunlar kendi sermayeleri için her şeyi de yapar. Onlarca, yüzlerce askerin, polisin ölmesi bunların umurunda değildir. Bunlar için asıl olan kârdır. Sınıra tonlarca yığınak yapmışlar. Bir milyon askeri kendi kârı için sınıra yığmışlar. Ben daha önce Konya-Kayseri merkezli sermayeden bahsetmiştim. Aynı şekilde TOBB'un sermayesinden de bahsetmiştim. AKP de bu sermaye için sorunları çözmüyor. Demokratik açılımı bu tüccarlarının bir yıllık kârına kurban ettiler. Devlet dediğimiz de iki kesimdir. Birinci kesimi Kürt sorunun çözümünden yana olan bir kesim. Diğeri de çözümü istemeyen mevcut durumdan memnun olan bir devlettir. Bunlar da kendi içlerinde çatışma içindedir. Baykal Kürt sorununun çözümü önünde engel olduğu için, devlet içinde çözüm isteyen kesimin Baykal'a müdahalesidir. Baykal öyle tek başına bir kişi değildir, güçlüdürler. Devlet Baykal'ı durduramadığı, engelleyemediği için böyle bir şeye başvurdu. Ama Baykal, hodri meydan diyor, savaşa devam edeceğini, durmayacağını söylüyor. Bunda başarılı olup olmayacağını da bilmiyorum. Baykal dediğimiz bir kişi değildir. Bunlar geniş bir ekipten oluşuyorlar. Baykal'ın yaptığı da bir tecavüz kültürüne dayanıyor. Üstte Baykal böyle davranıyorsa altında da ne olabileceğini tahmin edebilirsiniz. AKP de açılım ve anayasa ile de kendisini kurtarma çabası içerisindedir. Anayasa değişiklik paketinin içerisi boştur. KCK de çözüm olmayacağını söylüyor. KCK'nin durumu nedir, bilmiyorum. Böyle bir hazırlıkları, kapasitesi var mı onu bilmiyorum. Şu anki gücü nedir, gücü neye yeter onu da bilmiyorum. KCK'yi yenebilir de tamamen imha da edebilirler. Bu tamamen benim dışımda olan bir şeydir. Kendi yenilgileri de zaafları da kendilerinindir, kendi kararlarıyla olur. Yürütecekleri mücadeleyi zafere de dönüştürebilirler bu da kendi başarıları olur. Yenilgileri de başarısı da kendilerinindir. Bu döneme de dördüncü dönem mi diyorlar, başka bir şey mi diyorlar ne diyorlarsa kendileri bilir. Benim burada bu saatten sonra yapabileceğim bir şey yoktur, yapabileceğim hiç bir şey yoktur. Herkes de biliyor ki ben dört yıl önce elimi çekmiştim. İsmail Beşikçi de "içeriden örgüt yönetilemez" demişti, içeriden pratik önderlik yapılamaz. Beşikçi'nin bu yaklaşımı haklıydı. Şu an söyleyeceğim şey aynı zamanda ona da bir cevaptır. Ben dört yıl önce elimi birçok şeyden çekmiştim ancak DTP ve PKK'nin talebi üzerine bazı şeyler yaptım. PKK ve BDP 2006'dan bu yana bunu bana dayattılar, yapmak zorunda kaldım. Bu nedenle de 12 kez hücre cezası aldım. Görüyorsunuz sağlığım bozuldu, sağlığım gitti. Bundan sonra bunu yapmayacağım. Bundan sonra sağlığımı mağlığımı da düşünmesinler, yeter artık, ne olursa olsun. Burada yapabileceğim bir şey yok. Yüzlerce köy ve şehir var artık bunlarla başarıya mi gidilecek yenilgiye mi gidilecek kendileri bilirler. Ama benim adımı kullanarak da bir şey yapmasınlar. Çok ciddi olmalılar. Eski gerici, sahtekar savaş anlayışı benim anlayışım değildir. Benim zihniyetimde ucuz şeylere yer yoktur. Ne yapacaklarsa doğru dürüst tedbirlerini, güvenliklerini alarak yapsınlar. Öyle Kızıltepe'deki gibi iki kişi gönderip bir iki polis öldürmekle, sonradan bunların kendilerini öldürmeleri ya da öldürülmelerini kabul etmiyorum, böyle devrim olmaz, gerillacılık olmaz, böyle ucuz yaklaşmasınlar. Bu soytarılıktır, ukalılıktır, zavallılıktır. Eğer ciddi yaklaşmayacaklarsa zaaf bir kişilik, çaresiz kişilikle olaya yaklaşacaklarsa bıraksınlar hiç işin içine girmesinler. Hatta ben buradaki arkadaşların durumuna da bakarak, onlara da söyledim, böyle yaşam olmaz, böyle yılgınlık, böyle gerillacılık, böyle devrimcilik olmaz, yazıktır! Burada bana öyle teröristtir diyorlar, eylem, savaş, anayasaya değişiklik paketine red talimatı veriyor diyorlar. Bizim çözümümüz demokratik anayasadır. Otoriter anayasa değil, oligarşik anayasadan değil demokratik anayasadan yanayız; tek ulustan değil demokratik ulustan yanayız. Oligarşik bir cumhuriyetten değil demokratik bir cumhuriyetten yanayız. Tekçi vatandan değil demokratik vatandan yanayız. Ben buradan Başbakan'a sesleniyorum. Sayın Başbakan! Demokratik çözüm için ciddi yaklaşın. Önümü açarsanız ben, benim etkimin olduğu bütün kesimleri silahların susması konusu dahil bir hafta içerisinde ikna etmezsem bana ne derseniz deyin, bana ne yaparsanız yapın. Ben bunu yapma gücümün olduğuna inanıyorum ve bunu yapabilirim. Yapmazsam o zaman haklısınız derim. Ama ciddi yaklaşmıyorlar, ciddi değiller, çözüme yaklaşmamaktadırlar. Ciddi yaklaşsınlar ben bir hafta içinde silahlı güçleri bir yerde toplarım, silahlı mücadeleyi bitiririm, buna gücüm vardır. Bunun için öncelikle Hükümetin ve Büyük Millet Meclisi'nin önümü açması gerekir. AKP de demokratik çözüme ciddi yaklaşsın. Bunu herkese, Kürt dostlara, köşe yazarlarına, kalemlere söylemek lazım. Bunu yazsınlar işlesinler. 31 Mayıs'tan sonra çekildiğimi herkes bilmelidir. Bu kadar yeter sanırım. Dergi çıkarılıyor. Önemlidir. Demokratik Modernite'nin tartışılması önemlidir. Buna ihtiyaç var. Sürekli tartışılmalı. Demokratik Modernite bir alternatiftir, alternatif düşünce sistemidir. Dergi'de cezaevindekilerin yazılarına da yer verilmeli. Kendilerini iyi yetiştirmişler, hepsi birer filozof gibi olmuşlar. Kadın konusunda da tartışılmalı. Dergi bu konuyu ele aldığı zaman kadın hareketiyle de görüşülmeli. Onlar da tartışmalıdırlar, dergiye de yazarlar. Dergi'de bol bol yazılmalı ve tartışılmalı. Danışma Kurulu da iyi. Wallerstein'in Danışma Kurulu'nda olması önemli. Ancak yazı da yazmalıdır. Yazması önemlidir, yazmalı. Wallerstein'e selamlarımı da söylüyorum. Ona denilirki, "Ben sizin 5 yüz yıl dediğiniz kapitalist uygarlık sistemine 5 bin yıllıktır diyorum. Bana göre kapitalizm Sümerler'de başlar ve kurumsallaşır. Siz 5 yüz yıllık çözümlemesini yaptınuz. Ben de 5 bin yıllık çözümlemesini yaptım." Bu görüşüm kendisine iletilebilir. Andre Gunder Frank'ın bu konudaki düşünceleri de önemlidir. Görüşlerimle epey örtüşüyor tezleri. Biliyorum. Önemli bir adamdır. 20. Yüzyılın en önemli Marksizm uzmanı olduğunu söyleyenler var. Doğrudur da. Onun "Yeniden Doğu" kitabını istemiştim, İmge yayınlarından. Mutlaka getirilmeli. Danışma Kurulu'nda bulunan Mesut Yeğen de iyidir, önemlidir yazılarını okudum, Fatmagül Berktay da önemlidir, kendisine selamlarımı söylüyorum. Bana getirmediğiniz kitaplarından varsa getirilmeli. Kocasının tezlerini de biliyorum, Halil Berktay'ın Marksizm'in sorunları konusunda önemli tezleri var. Bir de Mithat Sancar var, dört oldu, beş kişiydi diğeri kim, hatırlayamadım. Dergi çıkarmaya devam edilmeli. Dergide çalışan herkese de buradan selamlarımı gönderiyorum, başarılar diliyorum. Cezaevinden gelen mektuplar var. İsim olarak tek tek açıklamaya gerek yok. Midyat ve Diyarbakır'dan gelen var, Batman ve birçok cezaevinden gelen mektuplar var. Birçoğu 1 Mayıs'la ilgili. Teşekkür ediyorum. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Halkımıza selamlarımı söylüyorum. İyi günler diliyorum. 12.05.2010
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||