![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Kürtlerin Statülerine Dönük Bir Anlaşma Sağlanmazsa, Hakları Anayasal Güvenceye Alınmazsa, Artık Kürtlerle İlgili Tamamen KCK Sistemi Devreye Girer
Medyada yol haritasının tartışıldığını biliyorum. Sanırım yeterli tartışıldı. Son birkaç gündür de yazarları tehdit ettiğim şeklinde tartışmalar yapılıyor. Televizyonlarda bir haftadır aleyhimde konuşuyorlar. Yok “Öcalan ölümle tehdit etti” diyorlar. Benim öyle kimseyi ölümle falan tehdit etme durumum yok. Burada öyle bir söz de sarfetmedim. O kadar büyük ihanetler yaşanmasına rağmen ben yine de kimseyi ölümle tehdit etmedim. Ölüm talimatını vermedim. Bize ihanet eden Osman-Botanları falan bile ölümle tehdit etmediğimiz biliniyor. Açıkça söylüyorum, bizim öyle kimseyi ölümle tehdit ettiğimiz yok. Bizim kimseyi öldürme emrimiz yok. Niye tehdit edip de başıma gereksiz dertler açayım? Çiller’in döneminde de etrafında 1993-94'te Çiller'in ajan Kürt sözcüleri vardı. Bir de bu dönemde Erdoğan'ın etrafında böyle 200 tane danışmanı var. Şimdi de sürekli bize karşı açıklama yapıyorlar. Her dönemde böyle tipler vardır. Çiller'in özel savaş örgütünü çözdük, Başbakan'ın da özel savaş örgütü var onu da çözmeye çalışıyoruz. Bu her gün medyada konuşanlar Başbakan'ın Kürt sözcüleridir. Hukuk kullanılıyor. Çiller dönemi, 93-95'lerde yaptığını AKP de hukukla yapıyor. KCK'den 2000 tutuklu var, bunlara en ağır cezalar isteniyor, ağırlaştırılmış müebbete varıncaya kadar cezalar isteniyor. Bunlar öyle silahlı da değiller, silahla alakaları da olmamıştır, tamamen demokratik siyaset yaptıkları halde tutuklanıyorlar. Bunları tutukluyorsun Burkay'ın ise 35 yıllık cezasını bir gecede kaldırıyorsun, beraat veriyorsun. Siz hukukçusunuz, bunları anlamak lazım. Tutuklamalarla yapıyor. Tutuklamalar da halen devam ediyor. Kürtlere karşı hukuk kırımı yapılıyor. Daha bu sabah yine Hakkari'de gözaltına alınanlar olmuş. Devlet-hükümet bu kişileri bize karşı kullanmaya çalışıyor. KCK tutuklularının bir kelime bile Kürtçe konuşmalarına izin vermiyorsun ama Kemal Burkay'a devletin resmi kanalı TRT'de Kürtçe konuşturuyorsun. Bu da devletle ilişkilerinin ortaya koyan en büyük belgedir. Bu aydınlar hep bizi eleştiriyorlar, bunları niye görmüyor, devleti-hükümeti neden eleştirmiyorlar. Bazıları da niye öyle konuşuyor, terör, merör diyorlar. Ne terörü, kim terör yapıyor. Biz burada nelerle uğraşıyoruz, ne terörü. Burada ne yapmak istediklerimiz ortada, bugüne kadar yaptıklarımız ortada. Bazıları da kalkmış “Şıvan onurumuzdur” diyor. Bunlar doğru değil. Ben bu Şıvan meselesini de biraz açayım. Benim Şıvan'a özel bir düşmanlığım yok. Şıvan yıllardır farkında olmadan Uluslar arası güçler tarafından kullanılıyor. Daha da ötesi NATO-Almanya-Türk Gladio'sunun objektif ajanıdır. Yani ben Şıvan'ın öyle ajan olduğunu söylemiyorum, öyle kayıtlı ajanıdır demiyorum. Ancak farkında olmayarak kullanılıyor. Yıllardır bize karşı kullanılıyor. Yoksa Şıvan'ın Arınç'la görüşmesinin benim açımdan hiçbir sakıncası yoktur, istediği kişiyle görüşebilir, görüşmesin demiyorum. Ama öyle kişisel çıkar için değil. Kürtler için görüşsün. Kürtlerin hakları için ne diyor, çözümleri nelerdir bunları görüşsün. Peki Arınç'la görüşüyorsun ama ne yapıyorsun? Kürt sorunun çözümü için bir plan, bir proje mi sunuyorsun? Kürtler adına müzakere mi yapıyorsun? Hangi güvenceleri alıyorsun? Kemal Burkay'ın bir projesi mi var, Kürtler adına devletle müzakere mi ediyor? Var mı böyle bir durumu?. Varsa böyle bir durumun, varsa bir projen ve devletle müzakere edebiliyorsan, Kürtler adına seni ciddiye alıp müzakere ediyorlarsa o zaman sen bizi temsil et, biz sana uyalım. Hem Kürtler adına bir projen olmayacak, hem Kürtler adına müzakere etmeyeceksin, hem de devletin resmi televizyonuna bizim aleyhimize röportaj vereceksin. Biz ilk kez devletle ciddi müzakere fırsatı yakalamışız, bunu da bozmaya çalışıyorsun. Biz burada bir uzlaşmaya, Kürtlerin hakkını anayasal güvenceye bağlamaya, görüşmelerle bunu sağlamaya çalışıyoruz. Belki de ilk defa tarihi bir fırsat yakalamışız, devlet ciddi, anayasal çözümü sağlayacağız. Kürtlerin hakları için bir çözümleri varsa konuşsunlar, eleştirsinler. Yol haritamız vardır, bu konuda bir eleştirileri varsa söylesinler. Ama öyle Öcalan tehdit ediyor demesinler, ciddi olsunlar. Şunu herkes bilsin, ben sağ olduğum, yaşadığım sürece hiç kimse, Kürtlerin onuruyla oynayamaz. Bu yazar-aydınlarla ilgili avukatlarım da bir basın açıklaması yapabilir. Anlatmak lazım. Biraz da zaman ayırmak gerekir. İki saat ayrılabilir. Her türlü basın, gazete, internet olanakları var. Bunları iyice açıklamak lazım. Bugünkü gazetelerde de Nabi Yağcı ve Ertuğrul Kürkçü ile ilgili haberler vardı. Demokratik ulus çerçevesinde ittifak yapılabilir. Bu seçim ya da Apo'nun ittifakı değil, tarihi bir durumdur. 1920'lerde yapılamayan bir durumdur. 1920'lerde iki blok var. Birincisi Müdafaayi Hukuk olarak da bilinen ulusalcı blok. İkincisi Terakkiperver-Liberal blok. Üçüncüsü de Mustafa Suphilerin de içinde olduğu, Kürtler, azınlıklar, emekçiler bloku. Üçüncü blok Kürtler, dini azınlıklar, emekçiler ve ezilenler anayasanın dışında bırakılmışlardır. 1920'lerde iki blok anayasal güvenceye alındı. Biz, 1920'de tamamlanmasına izin verilmeyen süreci kaldığı yerden ele alıyoruz. İttihat Terakkiden gelen ulusalcı-milliyetçi cepheyi bugün CHP ve MHP temsil ediyor. İkinci bloğu günümüzde AKP temsil ediyor, Ilımlı İslam adı altında. Üçüncü blok Kürtler, dini azınlıklar, emekçiler ve ezilenler anayasanın dışında bırakılmışlardır. Bizim yapmak istediğimiz bu anayasa dışı bırakılan Üçüncü Bloğu anayasal güvenceye almaktır. Çözümü Demokratik anayasal çözümdür. Biz dini azınlıkların varlığını da anayasal güvenceye bağlamak istiyoruz. 1920'lerde Mustafa Suphilerin boğdurulmasıyla başlayarak gelişen süreçle Üçüncü Bloğun anayasaya girmesi engellenmiştir. Üçüncü blok, bizim bugün savunduğumuz demokratik ulus bloğudur. Kürtler, farklılıklar, dini azınlıklar, emekçiler ve ezilenleri kapsıyor. Benim buradaki görüşmelerimin özünde bu üçüncü bloğun da anayasada yer alması vardır. Devletle bu temelde görüşüyoruz. Bugün katı-ulusalcı blok zayıflamıştır, yeni bir demokratik uzlaşma zemini doğmuştur. Belirttiğim bu Üçüncü Bloğun da güvenceye alınmasıyla bir demokratikleşme sağlanabilir. Devletle bir anlaşmamız olursa bu temelde olacaktır. Bu blok Kürtlerin, ezilenlerin, farklılıkların hepsinin, anayasa dışına itilmiş herkesin uzlaşma bloğu olsun. Nabi Yağcı gibiler TKP'nin üst düzeylerinde yer almışlar, bunların, bu süreçleri bilmesi lazım. Birinci ve İkinci bloğu daha önce açıklamıştım, hangisinin kimleri temsil ettiğini belirtmiştim. Bu aydınlara bu durum anlatılmalı, sonunda da sorulmalı; Sen AKP'nin bloğunda mı yer alacaksın yoksa demokratik ulus bloğunda mı yer alacaksın? Yerini belirle. Nabi Yağcı, o en eskilerden biridir. Yine o Sertaç Bucak,'a söyleyin, daha babasının nasıl öldürüldüğünü -Gladio tarzı bir ölümdü- bile çözememiş. Sen önce onu bir açığa kavuştur, Babanı öldüren gladyo mu, yoksa aşiret içi bir ölüm mü bunu bile açığa çıkaramıyorsun. Aydınlara iyi izah edilmeli. Anayasa yapımı sürecinde hangi blokta yer alacaklarını, yerlerini taraflarını belirlemelidirler. Bazılarının adaylıkta ismi geçiyor. Bunlar istekli mi, yeteri kadar istekliler mi? Kendileriyle konuşulur. İstekli olmaları lazım, bu işi iyi yapabilme istekleri olmalı. Diğer kesimlerin de biraraya gelerek kendilerine desteği sağlanmalı. Ermenilerden olursa en fazla bir kişi olur. Onlar değerlendirirler. Ancak seçilecek kişilerin çok istekli, çok azimli olmaları gerekiyor. Bu işi iyi yapabilecek kişiler olmalıdır. Bu seçimlerde mevcut milletvekillerinden aday olmak istemediğini bizzat açıklayan oldu mu? Fatma'ya selamlarımı söylüyorum. DTK'da yer alabilir. Çalışmalarını DTK'da sürdürebilir. Evet, DTK, Kent Meclisleri, diğer yerlerde olabilir. Seçilmeyenlerin DTK ve Kent Meclislerinde yer almalıdırlar. Bildiğim kadarıyla Emine, pratikçi biridir, pratik yönü gelişkindir. Pratik alanlarda değerlendirilebilir ileride. İyi bir İl Belediye başkanlığı için düşünülebilir. Mesela ileride Diyarbakır Belediyesi için düşünülebilir. Bunu örnek olsun diye söylüyorum. Yani pratik alanlarda düşünülebilir, değerlendirilebilir. Ancak isterse aday olabilir, kendisi bilir, kararı kendisi verir. Ahmet Türk, Aysel Tuğluk'un isimleri geçiyor. Onlar DTK'dalar, siyasi yasakları var. Hukuken olabilirler mi? Onlar hukuki durumlarına göre hareket ederler. Ben onların seçilmelerine karşı değilim. Fakat hukuki durumlarına bakılarak karar verilir. Buna göre hareket edilir. Akın Birdal ve Ufuk Uras'ın durumu nedir? Yeni isimlerden, etkili olan, bu siyaseti bilen, aktif, çevresi olan isimlerden seçilebilir. Bir de Ertuğrul Kürkçü'nün ismi geçiyor. Öyle mi, isteği var mı, istekli mi? Başka? Kimler geçiyor? Bölgede de Demokratik Ulusal Birlik çerçevesinde bir kişi düşünülüyor galiba. Hatta Şerafettin Elçi onlara da söylenir, kendisi de olabilir. Bizim öyle onların siyasi anlayışlarına da bir diyeceğimiz yok. Yanlış anlaşılmasın, kendi siyasi anlayışlarıyla da yer alabilirler. Tamam, başka kimlerin isimleri geçiyor? Altan Tan'ın ismi geçiyormuş galiba. Süryaniler'den bir kişi olabilir. Süryaniler, Ermeniler, diğer kesimler de böylece temsil edilirler. Hatay'da da demokrat-Arap adayı gösterilebilir. Ortak bir çalışma olursa bir kişi çıkabilir. Daha önce M. Bayraktar ile konuşmuştum bu konuyu. Cezaevlerinden de bir temsil olmalı. Ancak fazla olmasına gerek yok. Bu yolla cezaevinden adam kurtarma anlayışı doğru değil. Üç kişi yeterlidir. Daha fazlasına gerek yok. Cezaevinden adam kurtarma anlayışıdır bu. Bu da doğru değil. Bu onları da zorlar. Yetenek önemli. Yetenekliyse dışarıdan, yetenekliyse içeriden seçersin. Üç kişi yeterlidir ancak eğer ihtiyaç varsa ve çok çok yetenekliyse belki bir-iki kişi daha olabilir. Ama üç kişi yeterlidir. Seçilecek adaylarda yetenek, birikim ve istek olmalıdır. Leyla'nın da ismi geçiyor. Var mı böyle bir isteği? Sanırım nazlanıyormuş, geçen defa da nazlanmış. Naz yapacaksa, isteği yoksa gerek yok. Ama istekliyse olabilir. Tamam, bürodan İrfan’da başvurmuş. Kadın kotası asgari yüzde 30 olmalıdır. Daha fazlası da olabilir 40, 50 de olabilir. Ancak burada nicelik değil, nitelik, yetenek esas alınmalıdır. Yani kotayı dolduracağım diye zorlamaya da gerek yok. Bu konuda yetenekli kadınlar seçilmelidir. Bu kadar şehirde kota uygulaması daha sonra onların aleyhine dönebilir. O kadarı fazla olabilir, 10 kişi yeterlidir. İstanbul'da milletvekili sayısı 85'e çıkarılmış, 6 aday olabilir. Adaylar ne zaman açıklanacak? Önümüzdeki haftalarda listenin son şekli ortaya çıkarsa, o zaman görüşlerimi belirtirim. Dikkat etsinler, milletvekili sayısı 35'in altına düşmesin. Avrupa'dan da bir kişi olabilir, bir kişi yeterlidir. Demokratik Ulus Bloğu da sadece Kürtlerden oluşmadığı anlaşılsın. BDP medyada bilinçli olarak MHP'nin karşısına milliyetçi bir parti gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu anlayış kırılsın istiyoruz. Biz cumhuriyetten dışlanan her kesimin, herkesin partisiyiz. Biz milliyetçi değiliz. Biz demokrat sosyalistiz. Cumhuriyetten dışlanan ne kadar azınlık varsa, farklı kesimler varsa, emekçiler, ezilmişler varsa hepsinin partisiyiz. Demokratik Ulus çerçevesinde Süryaniler, Ermeniler de temsil edilmelidir. Ermenilere ilişkin şunu belirtmek istiyorum: Ermeniler katliam ve kırıma uğradılar. Ermenilerin bugünkü durumda olmalarının nedeni dar Ermeni milliyetçiliğidir, Ermeni milliyetçiliğinin durumudur. Dar Ermeni milliyetçiliğinin bu durumundan da İngiltere sorumludur. Ermenilerin bugünkü sorunlarını aşabilmeleri için dar milliyetçilikten, dini milliyetçilikten, Hrıstiyanlığa dayalı dini milliyetçilikten de vazgeçmeleri gerekir. Bu onlara kaybettirdi. Murat Karayılan, Hükümetin Haziran 2010 tarihinden itibaren, İmralı’da görüşmek dışında bir adım atmadığını, yapılan diyaloğa çok önem verdiklerini, kendilerinin de çözüm için çalıştıklarını, çözüm için proje sunduklarını, kendileri bu vb. adımları atarken, çözüm projeleri sunarken, hükümetin ise tasfiye etmeye çalıştığını, tasfiye politikalarını uyguladığını, sürekli tutuklamalar yaptığını, çözüm için iplerin Başbakan'ın elinde olduğunu, hükümetin gönderdiği heyetlerin yetkisiz-insiyatifsiz olduğunu, çözüm için hükümetin bu heyeti yetkilendirmesi gerektiğini belirtmiş. Tamam, anlaşıldı. Başka bir selam gönderen var mı? Avrupa'dan var mı? Remzi Kartal, Ozan Şemdin, Seyithan ve Roj tv çalışanlarına selamlarımı iletiyorum. Remzi Kartal nasıl? Demek toparlanıyorlar! Allah yardımcıları olsun. Arap Coğrafyasında kitaplarımın okunduğu, takip edildiği belirtiliyor. Elbette düşüncelerim Arap halkı için de geçerlidir. Bu konuda yararlanmaları önemlidir. Yine Kuzey Afrika'dan Fas, Tunus'tan Irak'a, kadar gelişen halk iradesini selamlıyorum. Hasan Karasungur'a selamlarımı iletiyorum. Mehmet Karasungur'un abisi. Maşuk Sami’ ye de selamlarımı söylüyorum. 8 Mart kutlamalarına ilişkin olarak tüm katılanları kutluyorum, benim adıma yaptıklarına da teşekkür ediyorum. Dilek'in mektuplarını vermiyorlar. Daha önce birkaç mektubunu almıştım ama son zamanlarda hiç verilmedi. Dilek yoğunlaşsın, verilen mektupları iyiydi. Öykü, roman yazsın. İnci Roj'un mektuplarını da vermiyorlar, ilginçtir. İnci Roj daha önce her hafta mektup gönderiyordu. Şimdi vermiyorlar. Hediye Aksoy hasta olan arkadaş. Mektubunu almadım. Bu Bakırköy Cezaevinde kalan tüm kadın arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bir de Gülnaz mıydı, galiba Gülbahardı, bir mektup gelmişti. Selamlarımı iletiyorum. Son dönemde aldığım bir mektup vardı, Erdoğandı. Ne Erdoğan, hatırlamadım. Kaliteli bir mektup yazmıştı, selamlarımı söylüyorum kendisine. Gebze Cezaevinden de mektuplar gelmişti, selamlarımı iletiyorum. Cezaevinden Nesrin'in mektubunu aldım, selamlarımı iletiyorum. Türkan İpek'in mektubu geldi, selamlarımı iletiyorum. Adıyaman Cezaevinden Gülizar Akın'ın mektubunu aldım, bir de ....Kalender mektup göndermiş. Bu Mersin'de öldürülen kızın cenazesiyle ilgili yaklaşımlarına gülüyorum. Bu konu böyle basit ele alınabilir mi? Güldünya olayında da benzer yaklaşımlar var. Kadın arkadaşlar da bu kaçan kadınlara sahip çıkıyorlar, bu yanı çok öne çıkarıyorlar. Mektuplarında daha çok bunu işliyorlar. Sıkışmış kadınlar, kızlar olabilir. Her türlü baskı, şiddet, istismar altında olanlar olabilir. Ama kaçma farklı bir durumdur. Egemen erkeğe kaçış, kurtuluş değildir, bunun savunulacak bir tarafı yok. Egemen erkeğe kaçmak alçaklıktır. Kaçan kadın, kadını aşağılıyor, onurunu zedeliyor. Kaçan kadın ölümü göze almıştır, öyle de ölür böyle de ölür. Çünkü egemen erkeğe kaçıyor, bu da bir çeşit ölümdür. Arkadaşlar bunlara sahip çıkılması gerektiğinden bahsediyorlar. Tamam, şiddete uğrayan, zor durumda olan kadına sahiplenilsin, alınıp eğitilsin, her türlü olanaklar sağlansın ama biz bu kaçma kültürünü kabul edemeyiz, bu kültüre teslim olamayız. Ben erkek egemene kaçan kadına karşıyım. Biliyorsunuz ataerkil bir toplum. Kaçma bu kadını özgürleştirmez. Bu, kaçmanın kültürümüzde savunulacak tarafı da yok. DTK'nın görevidir, bunları çözecek. Gidip bunları tespit edecek, bu olayları çözecek. Sıkışmış, zor durumda olan kadınlar için belediye, kadın evleri yapabilir, belediye onları korumaya dönük projeler geliştirebilir. İşte belediyenin koruma evleri, ya da yeni kurumlar, oraya getirecek, onları eğitecek, bilinçlendirecek. Yoksa erkek egemene kaçış, bir egemenlikten diğerine kaçıştır, özgürlük değildir. Felsefik olarak savunulacak bir durum değildir. Ama şimdi cenazesi falan yerde kalmış kadınlara el atılır, yardım edilir o ayrı. Ancak erkek egemene kaçmanın, özgürlük açısından, felsefik olarak savunulacak bir yanı yoktur. Kadın kaçışının bu anlamda savunulabilecek bir yanı yoktur. Zaten birinden diğerine kaçmak özgürlük değildir. Şimdi bu evlilik konusuna da biraz değineceğim. Şimdi bir erkek kadına “karım oldu” diyorsa o erkek bitmiştir. Artık o erkekten bir şey çıkmaz. Bir kadın da “benim erim” diyorsa o kadın da orda bitmiştir. Bunlar benim kabul edebileceğim şeyler değildir. Buradaki dil, düşüncenin, zihniyetinin ifadesidir. Kadın-erkek ilişkisi güdüsel temelde gelişiyorsa bu çok tehlikelidir, felsefi olarak hiçbir yere götürmez insanı. Ben böyle bir ilişkiden hep korktum. Biliyorsunuz benim de bir evlilik olayım oldu. Ben güdülerimin beni teslim almasına izin vermedim. Güdü karşısında teslim olma yaklaşımını kabul etmedim. Bu konuda beni ben yapan şey de budur. Daha önce sana da söylemiştim, evlilik insanı rezil de edebilir, vezir de edebilir. Böyle bir söz de var. Filozoflar da böyle ifade ediyorlar. Ben güdülerime teslim olmadım. Ben güdülerime yenilmediğim için, güdüsel evlilik yapmadığım için Apoyum. Güdülerine yenilen, güdüsel evlilik yapan bir süre sonra “ölür”! En aşık olanlar bile bakıyorsun, evliliğin ertesinde birbirlerini boğazlıyorlar. Kadınla yaşamayı öğrenmek lazım, kadınla nasıl yaşanılır iyi bilince çıkarmak lazım. Biliyorsunuz kadın kelimesi Kürtçe jin'den geliyor. Jın, jinden geliyor. Anlamı hayattır. Kadınla rezonansa girmek lazım. Bu evlilik olayında öyle şeklin, biçimin bir önemi yok. Bir rezonans (fizik ve kimya bilim dallarına ait bir kavram. Daha çok iki kuvvet arasında bir dengeyi ifade eder) vardır, eşler arasında asıl olan onun yakalanmasıdır. Bu öyle çok fiziksel güzellikle ilgili bir şey değildir. Ruhta bir rezonansın yakalanmasıdır. Fiziki olarak en güzel kadının bile, anlamlı, özgürlükçü bir birliktelik yaşamadığı zaman güzelliği bir kerede kaybolup gider. Burada önemli olan kadının ruh güzelliğini de ortaya çıkarabilecek, kadına yönelik bütünsel bir yaklaşımın ortaya çıkarılmasıdır. Kadına dönük böyle bütünlüklü, anlamlı, ruh güzelliğini de ortaya çıkarabilecek bir yaklaşım olursa o zaman kadın erkek ilişkisi asıl anlamına kavuşur ve jin yani hayat anlam kazanır. Bilinç düzeyleri yeterli olmadığı için henüz bunlar yeterince anlaşılmıyor. Bu konuda Kadın hareketi de bunlara öncülük edemiyor, tam anlayamıyor. Cezaevlerindeki kadınlar da bunları iyi anlamalı, beni de bu konularda da yormasınlar. Filozofik derecede önemli yaklaşımlar gösterilmeli, bilince çıkarılmalıdır. Bu PAJK'daki arkadaşlar da .. nedir o sloganları? Kadın kırımına hayır! Onlar da eksik anlıyorlar. Sadece kırım değil. Bu söylediklerim de 8 Mart mesajıma eklenebilir. Bu dönemde DTK güçlendirilmeli. Yeni seçim döneminde görev almayacak milletvekilleri DTK'nın daimi meclisinde yer alıp çalışmalarını sürdürebilirler. Bu Mart konusuna değineceğim. Asıl değerlendirmeyi önümüzdeki günlerde yapacağım. 21 Mart'a kadar bir görüşme daha yapacağım. Gelecekler herhalde. Görüşeceğiz. Bu görüşme bazı şeyleri netleştirecek. Bu durum netleşene kadar Newroz mesajı vermeyeceğim. Önümüzdeki hafta son bir görüşmem olabilir. Eğer bir anlaşma olursa, seçime kadar mevcut eylemsizlik durumu devam eder. Olumlu bir gelişme olmazsa “artık yokum derim” aradan çekilirim. Anlaşma sağlanabilir mi, bilemiyorum. Olabilir de, olmayabilir de. Bugüne kadar sınırlandırılmış bir savaş stratejisi izledik. Ben bugüne kadar da büyük bir savaşın önüne geçtim, onları durdurdum. Anlaşma sağlanmazsa, Kürtlerin statülerine dönük bir anlaşma sağlanmazsa, Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınmazsa, artık Kürtlerle ilgili tamamen KCK sistemi devreye girer. Bundan sonra varlığını koruma ve özgürlüklerini sağlama mücadelesi olur. Kürtlerin durumuyla ilgili tüm boyutları hayata geçirir. Bunlar yedi boyuttur; sosyal, siyasi -demokratik özerklik bu yedi boyuttan sadece biridir; siyasi boyutudur- kültürel, hukuki, ekonomik, diplomatik ve demokratik öz savunma boyutlarıdır. Eğitim, sağlık da sosyal boyuta girer. KCK bugüne kadar siyasi boyuta ağırlık verdi. Bundan sonra bu yedi boyutu birlikte ele alır. Zaten Murat Karayılan'ın açıklaması da o yönde, topyekün direniş geliştireceklerini belirtiyor. Bu söylediklerim iyi anlatılmalı. Avukatlarımın önünüzde yasal bir engel yok, Kandil'e de gidebilirler, onlarla da görüşebilirler. Benim sağlık durumum artık daha fazla bu işi yürütmeme uygun değil zaten. Anlaşma sağlanmazsa, siyasi-ideolojik yönleriyle de artık yürütemem. Görüşmede anlaşma olmaması halinde dışarıya da “Öcalan sağlık ve siyasi-ideolojik nedenlerle artık yürütemiyor” denilir. Ben 13 yıldır burada sabrettim, sorunun çözümü için elimden geleni yaptım, yazılması gereken her şeyi yazdım, sunulması gerekenleri, yol haritasını sundum. Bugüne kadar sınırlandırılmış bir savaş vardı, bunun önüne de bugüne kadar geçtim. AKP'ye karşı da 2002'den beri çok sabırlı oldum. Ama AKP bugüne kadar İslamiyet'i siyasi amaçları için kullanarak bu sorunu bugüne kadar çözmedi. Önümüzdeki hafta gelecekler, konuşacağız. Eğer belirttiğim çerçevede bir çözüm, bir gelişme olmazsa, bugüne kadar sınırlandırılmış savaş stratejisi, sınırlandırılmamış bir savaşa dönüşebilir. Bunun önüne ben geçemem, zaten durumum da el vermiyor. Şimdi ben daha önce söylemiştim; Tahrir meydanı gibi çadır falan kurulur, bu tarz eylemlilikler demiştim. Ancak öylesi bir süreçte bunları korumak, bunlara gelecek saldırıları önlemek zor olabilir. Bunlar yeni dönemde riskli olabilirler. Yeni dönemde işte Karayılan söylüyor; “AKP'den tutuklanmalar olabilir, kendi hukukumuzu uygularız” diyor. Ekonomik alanda barajlar falan var, yani topyekün diyorlar, her alanda diyorlar. Şimdi ben fazla bir şey demeyeceğim, önümüzdeki günlerde bir görüşme daha yapacağım herhalde. Uzlaşırsak umut var diyeceğim. Fazla uzatmayacağım. Olmazsa ben yokum diyeceğim. İşte KCK mi devreye girer, başka bir şey falan mı devreye girer bilemem. Çözüm gelişmezse topyekün savaş gelişir, topyekün savaşa karşı topyekün savunma yaparlar. İyi günler. Halkımıza selamlarımı iletiyorum. 11 Mart 2011
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||