![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Biliyorsunuz bu adaya tarihte hep isyan eden, etmek isteyen prensleri, liderleri getirdiler. Burada onları ölüme terk ederek isyanlarını bu şekilde bastıracaklarını hesaplıyorlardı. 27 Mayıs sonrası biliyorsunuz Menderes'i de buraya getirdiler. Gerillanın yaşadığı kayıplar tam bir gaflet durumudur. Ben onlara daha önce de söyledim. Çatışmasızlık döneminde kendini korumak, diğer dönemlerden daha ciddi, daha önemli bir iştir. Yirmi dört saat uyanık olacaksın. Çok uyardım ama bunun ciddiyetinin farkına varamıyorlar. Siyasi operasyonlar da devam ediyor. Hemen her gün tutuklamalar var. Son dönemde özellikle gençliğe yönelik gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı görülüyor. Özellikle gençliğe yöneliyorlar. Direnen kesimi hedef alıyorlar, kendilerince bu şekilde isyanı bitireceklerini zannediyorlar! KCK davası 2 Ağustos'a ertelenmiş. KCK tutukluların siyasi rehine durumları devam ediyor. Bu konuya ayrıca değineceğim. Yüksekova'daki gelişmeyi izleyebildim. Bu olaya ilişkin kısa bir değerlendirmede bulunacağım. Yeterince anlaşılmıyor, öyle provokasyon falan durumu tam açıklamıyor, provokasyon bu olan bitenler karşısında hafif kalıyor, iş daha ciddi, daha derin. İşin arkasında İran vardır. Bu, Türkiye ile güvenlik anlaşması çerçevesinde geliştirilmiştir. O bilinen Hizbullah tahliyeleri vardı. Onlar sonra İran'a kaçtılar. Bunlar önceden anlaşılmış şeylerdir. İran daima böyle şeylerin arkasında durur. Elini bir şeylere uzatır. Kendine bağlı bu tür güçleri daima oluşturur ve destekler. Geçmişte de bazı Kemalist aydınlara karşı bu tür şeyler yaptılar. Yine aynı şeyleri Ortadoğu'da da yapıyor. İşte Lübnan'da, Suriye'de, Bahreyn gibi yerlerde de bu tip işler yapıyor. Bahreyn'deki Şii ayaklanmasının arkasında İran vardır. İran'ın tarzı budur. İran, Hakkari, Yüksekova, Van gibi sınır bölgelerinde parayla silahla bunu yapar. Kürtlerde de zaten paraya ve silaha zaaf ve eğilim gösteren birileri her zaman bulunur zaten. İşte görüyorlar Kürt halkı bazı şeyler kazanıyor, kazanımları var, buna ortak olalım diyorlar, hesap bu. Amaçları Kürt halkının mücadelesinin üstüne dini kullanarak konmaktır, AKP de buna yeşil ışık yakmıştır, göz yummuştur. Daha önce de söylemiştim, bunlarla görüşülür, iyi niyetli olanlar varsa DTK'ya çağrılır, DTK çatısı altında örgütlenmeleri söylenir. DTK'da öyle etki altına alma da yoktur. Ama gelmezlerse bunların amaçları bellidir. Bunlara izin verilmez. Geçmişte birçok insanımızı katlettiler, on bin insanımızı katlettiler. Kürtler eski Kürtler değil, buna izin vermez. Uyarıyorum; değil on bin Kürt, artık on Kürdün ölmesine de müsaade edilmez, tahammül edilmez. PAJK 8. Kongresini yapmış. Yönetimde kimler var? Selamlarımı iletiyorum. Sakine Cansız da orada herhalde. Kongrelerinde kördüğüm haline gelen Kürt sorunun çözümünün başlangıç noktasının benim özgürlüğüm olduğunu, ayrıca Kongre ile birlikte gelişecek devrimci halk savaşına, 4. hamle dönemine kadın yapısı olarak hazır olduklarını belirtmişler. Erkek egemen yapıya karşı kendi ayakları üzerinde durduklarını söylüyorlar mı, özsavunmalarını yapabilecek güçteler mi, özsavunmalarını geliştiriyorlar mı? İdeolojik olarak derinleştiklerini belirtiyorlar herhalde. Başarılar diliyorum. ABD Elçisi hükümetin “ABD, PKK terörüne karşı bizi desteklemiyor” eleştirisine cevap verdi. Bu söylemlerin bir şehir efsanesi ve yalan olduğunu, kendilerinin Türkiye'ye verdiği destek sayesinde Türk askerlerinin kaybını önlendiklerini, ayrıca verdikleri desteğin kendilerine günde bir milyon, yılda ise dört yüz milyon dolara mal olduğunu, buna rağmen bu eleştirileri anlamadıklarını belirtiyor. Buna kısaca değineyim. ABD son 60 yıldır Kürtlerin kültürel soykırımı politikası üzerinde siyaset yapmaktadır. Türkiye'nin İsrail ile birlikte bu bölgede, Ortadoğu'da ve Kafkasya'da desteğini alabilmek için Kürtlerin kültürel soykırımına destek vermiştir ama Türkiye tarafından tümden ortadan kaldırılmasına da izin vermemiştir. “Tavşana kaç tazıya tut” politikasını uygulamıştır. Kürtleri hep yaralı bırakmıştır, ne öldürmüştür ne de iyileşmesine izin vermiştir. ABD ve İngiltere bunu hep böyle sürdüre gelmiştir. Bu, Kore savaşından beri böyledir. 60 yıl dememin nedeni bu 1952'deki Kore desteğinden beri böyledir. Türkiye'nin desteğini Bosna'da, Somali'de, Afganistan gibi yerlerde almak için Kürdü hep yaralı bırakmıştır. Sıkıştırdığında Kürde kaçmak için Kuzey Irak'ta ona açık bir kapı bırakmıştır. Hem Türkiye'yi hem de Kürtleri böylece kendine bağlı hale getirmiş, tavşana kaç, tazıya tut politikasını uygulamıştır. Şimdi de Karayılan onlar hakkında aldığı son karar da bu politikayla bağlantılıdır. Ama ABD de bilsin ki devir değişti, Kürtler eski Kürtler değildir, ben de Şeyh Sait değilim. Kürtlerin özgürlük mücadelesini artık hiçbir güç engelleyemez. Emre Uslunun öyle telaşlanmasına gerek yok. Ben aslında o Taraf çevresini, orada yazanları çok da olumsuz görmüyorum. Fakat bu KCK operasyonlarını hazırlayanların polis akademisi çevresinde teorize edildiğini, bu tarz sonunda KCK tutuklamalarının yapıldığını anlatmak istedim. Zannedersem kendileri polis akademisinde ders veriyorlar herhalde. Polis akademisinde bir odağın, bir çevrenin KCK'nin tasfiyesiyle bu işin bitirileceğinin teorisini yaptığına dikkat çekmek istedim. Burada görüştüğüm heyettekiler de KCK operasyonunu doğru görmediklerini söylüyorlardı. Ben aslında Emre'nin beraber yazı yazdığı Önder Aytaç'a dikkat çekmek istemiştim. Aytaç'ın bana yönelik olarak “biraz korkutulursa geri çekileceği” söylemi olmuş. Bu söylem alçakça bir söylemdir. Buna dikkat çekmek istedim, yoksa öyle endişelenecek bir şey yok. Bu KCK operasyonları çok tehlikeli sonuçlar doğurdu, dikkat edilirse Türkiye'ye son beş-altı yılı kaybettirdi. Geçmişte de JİTEMİN yaptırdığı operasyonlar oldu. Veli Küçük onlar bunun sorumlusuydu. O zaman ben çırpındım, dikkat çektim, bizim müdahalelerimiz olmasaydı iş daha tehlikeli boyutlara giderdi. Ne desteği, destek değil demokratik çözüm benim başlattığım bir süreçtir. Öyle on yıl da değil, 18 yıldır ta Özal'dan beri bunu sürdürüyorum. Son günlerdeki politik atmosfer üzerine M.Ali Brand, Mehmet Altan'ın “halklar arası kopuş derinleşiyor,birlikte yaşam giderek zorlaşıyor” yönlü kaygılarını belirten yazılar yazıyorlar. Ergun Babahan'ın yorumları ilginç. Onun daha önce bana karşı yaklaşımı farklıydı. Daha önce bu iş ancak Öcalansız olur diyordu, şimdi de Öcalan olmadan bu iş olmaz diyor. Herhalde onlara bazı şeyler söyleniyor. Bu yorum farklılığı bağlı bulundukları çevrelerin etkisiyle olabilir. Ahmet Altan “biz burada görüşmelere başlarken ölümler olmayacak, operasyonlar olmayacak denilmişti” yönündeki sözlerime atıfta bulunarak doğru söylediğimi, rolümün anlaşılmasının son şans olduğunu belirtiyor. Kendisine selamlarımı söylüyorum. Kendisiyle ve diğer gazeteci-yazar ve aydınlarla görüşülebilir. Önemli bir sürece giriyoruz. Bunun detaylarını açıklayacağım. Mesut Yeğen de AKP'nin son dönemlerdeki politikasını, bazı bireysel hakların tanınması, bölgesel ekonomik kalkınma ve Kuzey Irak'la ekonomik bütünleşme çizgisine geldiğini, ilk başta Kürtleri tanıma eğilimi gösterdiği halde bunu devam ettiremediği, geldiği noktanın bu olduğunu, bu politikanın aynı zamanda MGK patentli olduğunu, bu politikaya CHP ve MHP'nin de gelebileceğini, AKP'nin bu yaklaşımına Kürtlerin ne diyeceğinin ise seçim sonuçlarında görüleceğini belirtiyor. Cengiz Çandar, Suriyedeki Kürtler Talabani ve Barzani'yle görüşmüşler. Sessizliklerini koruyorlar. Ancak bu görüşmede PKK'ye yakın Kürt örgütlerinin olmadığını belirtiyor. Ayrıca genel olarak Suriye'deki Kürtler, “hükümete karşı isyana destek olursak, bu bir Arap-Kürt çatışmasına dönüşür” düşüncesiyle isyandan uzak durmaya çalışıyorlar yorumu da var. Suriye'deki Kürtler hem hükümet hem de muhalefetle dengeli bir ilişki içinde olmalılar. Tayfun Talipoğlu'na selamlarımı söylüyorum. Kendisiyle Roma sürecinde de görüşmüştük. Sürece uygun programlar yapmasını öneriyorum, iyi olurdu. Murat Karayılan'ın Bir Savaşın Anatomisi adlı kitabı Avrupa'da çıktığı söyleniyor. Burada da yayınlanabilir, Aram yayınlarından çıkabilir. Önemlidir. Sanırım bazı önemli olaylara açıklık getirmiş, ilgi toplayacağını düşünüyorum. Değişik bölgelerdeki Kürtleşme süreçleri incelenmeye değerdir. Benim de Kürtleşmem de çocukluğumda benzer olaylar var. Aslında bu Serhat Kürtlerinin genel özelliğidir; o Kars, Ağrı, Iğdır, Van, Muş, Erzurum'da Ermenilerin sürülmesinden sonra bu yerlere Kürtlerin yerleşmemesi için buralara Kafkasya'dan, Balkanlardan, oradan buradan göçmenleri getirip yerleştirdiler. Kürdisizleştirme diyorum ben buna. Bunu yaşattılar. İşte şimdilik çılgın proje falan diyorlar ama esas çılgın proje budur. Bu Kürdisizleştirme politikası sadece Serhat'ta değil, oraları da Malatya, Elazığ, Adıyaman, Antep, Maraş daha doğrusu Fırat'ın batısı dediğimiz bölgenin tümünde bu politika uygulandı. Bu, kapsamlı bir projedir. Yüzyıllık bir projedir. Şark Islahat Planı dedikleri programdır bu. 1925 tarihinden itibaren uygulamaya koydukları budur. Bunları görmeden bu günü anlamak, bugünün politikasını yapmak mümkün değildir. Ben onun için kızıyorum. Tarihinizi bilmeden, kişiliğinizi tanımadan, anlamadan özgürlüğünüzü kazanamazsınız, politika yapamazsınız. Görüşmelere ilişkin birkaç şey söyleyeyim. Burada yaptığım görüşmeler nitelikli görüşmelerdir, anlamlı görüşmelerdir. Ciddi görüşmelerdir. Benimle görüşmeye gelen heyet, görüşmenin ciddiyetinin farkında, her geçen gün daha da farkına varıyor diyebilirim. Heyete, ihtiyatlı davranmak istiyorum, önümü görmek istiyorum, önceki deneyimler var, tek taraflı adımlar atmak istemiyorum, bu nedenle beni mazur görmeleri gerektiğini söyledim. Geçmiş deneyimlerin beni böyle davranmak zorunda bıraktığını anlattım. Her türlü olasılığı değerlendirme, göz önünde bulundurma zorunda olduğumu anlattım. Geçmişte Özal'ın, Erbakan'ın, Ecevit'in başına gelenlerin beni böyle davranmaya ittiğini anlattım. Ben gerçekçi bir adamım. Umutluyum ya da değilim diyemem. Özal ile her şey anlaşma noktasına kadar gelmişti. Çok umutluyduk. Gerillaya silahları bıraktırmaya hazırlanıyorduk. 1993'te “tamam, çözüm gelişiyor, her şey tamam” diyorduk ama bir gün sonra Özal aniden öldü! Yine bilinen o Erbakan süreci var, onunla da bir çözüm geliştirecektik. Bu konularda ciddiydi. Onu da hemen ertesinde devirdiler. O Suriye'li Haddam da bunları tekrar gazetede söylemiş, doğru söylüyor. 2000'lerde ise Ecevit'in durumu yine öyle. O da çözüm geliştirmek istiyordu onu da devirdiler, yere yığdılar, felç ettiler. Benimle görüşen heyet, “niye böyle konuşuyorsun?” dedi. Ben de onlara Özal, Erbakan, Ecevit'in başına gelenleri hatırlattım. Dedim ki; “siz şimdi burada benimle görüşüyorsunuz, yarın size de benzeri bir durum gerçekleştirirler. Bindiğiniz arabayı devirirler, ortadan kaldırırlar. Özal, Erbakan, Ecevit'e yaptıklarını size de yaparlar ki, bunu yapabilirler. İç, dış bir sürü odak bu sürecin gelişmesini engellemek istiyor, isteyebilir. Buna dördüncü kez arabayı devirmek denir, ben bu riski göze alamam. Onun için daha önce de söylemiştim. 15 Haziran'a kadar bekleyeceğim dedim. Buradaki görüşmeler elbette önemlidir, heyet ciddidir. Heyette devletin ciddi kurumlarının temsilcileri vardır. Devlete etki edebilecek güçte bir heyettir. Heyetin devlete, siyasi partilere, topluma etki edecek nüfuzu vardır. Ama heyet henüz devlete, siyasi partilere, topluma etki etmemiştir. Biliyorsunuz son savunmamın adını “Soykırım Kıskacındaki Kürtler” olarak belirtmiştim. 790 Sayfaydı. Bunu da hala vermediler. Ben daha önce de söyledim. Bazı pratik adımların atılması gerektiğini. 15 Haziran'a kadar bekleyeceğimi, ondan sonra bir saat bile beklemeyeceğimi, bu halkın 15 Haziran'dan sonra bir saat bile beklemeye tahammülü kalmadığını belirttim. Pratik adımların hızla devreye girmesi gerektiğini belirttim. Şimdi Kandil'e de BDP'ye de şunu söylüyorum. Benim istediğim tarzı, hiçbir zaman tutturamadılar. Öyle dağ başında gerillacılık olmaz. Hem kırda hem şehirde topyekun bir halk savaşı gelişebilir. Bunun da sonuçları çok ağır olur. Ben onun için 15 Haziran'dan sonra “ya büyük anlaşma olur ya da topyekun büyük bir savaş olur, kıyamet kopar” demiştim. Böyle halk savaşı, sokaklarda, şehirlerde her yerde olur, hatta iç savaş olur, on binler, yüz binler ölür demiştim. Tekrar söylüyorum iç savaş olursa bundan yalnızca Kürtler etkilenmez, herkes etkilenir. Zerre kadar onuru olan her Kürdün bir saat bile beklemeye tahammülü kalmaz. Kürtlere açık açık söylüyorum. Böyle bir durumda da burada beni ölmüş bilsinler, burada pratik önderlik yapamam. Kandil'e söylüyorum. Daha bir aydan fazla zaman var. Öyle eski tarz dağ başı gerillacılığı olmaz. Yirmi dört saat gerillacılık olmalıdır. Ateşkes sürecinde daha dikkatli olunmalıdır. Yine bu BDP onlar da bir türlü benim geliştirdiğim siyasi tarzı anlamadılar, iki arada bir derede durdular. Öyle gelip bana burada ukalalık yapmasınlar. Kendimi övmek için söylemiyorum ama benim buradaki çabalarım olmasa, ben olmazsam, bu ne kadar görülüyor bilmiyorum ama Kürtler zırnık kadar gelişme elde edemezdi. Ben bu arada zaten yeni bir örgütlenme modeli geliştiriyorum, hazırlanıyorum, yoğunlaşmam bunun üzerinedir. Gündemimdedir. Önümüzdeki günlerde daha da pratikleştireceğim. Bu, yeni bir model olacak. İki ayağı olacak bunun. Bir taraftan Kürtlerin örgütlenmesi kendi içinde devam edecek ama diğer taraftan Türkiye'deki solun bütün kesimlerini, çevrecileri, feministleri, herkesi kapsayacak bir model olacak. Seçimden sonra bunun pratikleştirilmesine yönelik çalışmalarım olacak. Bunu seçimden sonra da konuşuruz. Burada tekrar söylüyorum, heyetle yaptığım görüşmeler esaslıdır. Bu görüşmelerde Solun durumunu da konuştuk, konuşuyoruz. Şimdiye kadar Türkiye'de devlet hep Sol'a tuzak kurmuştur, komplo yapmıştır. Biliyorsunuz Mustafa Suphiler olayı, Mahirler olayı da böyledir. Solun varlığı, bu tür yöntemlerle hep engellenmiştir. Burada yaptığım görüşmelerden anladım. Devlet solun varlığının engellenmesinin bir hata olduğunun farkına varmış. Tabi Sol da bu oyunları boşa çıkaracak şekilde kendisini geliştirememiştir, güdük kalmıştır, yetersiz kalmıştır, toplumsallaşamamıştır. Özgüven eksikliği vardır. Eksiklikleri olsa da bu seçimlerle birlikte iyi bir başlangıç yapılmıştır. Fena olmamıştır. Geliştireceğim yeni modelle bütün bunları bütünleştireceğiz. Demokratik Sol diyorum buna. İleride detaylı konuşacağız. Daha önce de söylemiştim Türkiye'de iki blok vardır. Birincisi milliyetçi-ulusalcı bloktur, bunu MHP ve CHP temsil etmektedir. MHP hala bu bloğun katı temsilcisidir. İkinci blok İslamcı-Türkçü bloktur. AKP bunu temsil ediyor. Bizim geliştirdiğimiz üçüncü blok, milliyetçilik, dincilik, etnikçilik, alevilicilik değil demokratik toplumsalcılığı esas alan demokratik ulus bloğudur. Bahsettiğim iki bloğun yanında üçüncü bir blok, üçüncü bir yoldur. Yıllardır bu bloktan bahsediyorum, Apodur söyler, genel geçer şeylerdir dediniz, ciddiye almadınız,ukalalık yaptınız gereğini yapmadınız, avukatlarım da rolünü oynayamadı, diğerleri de yapamadı. Oysa zamanında bu hayata geçirilmiş olsaydı şimdi iktidar ortağı olurdunuz. Sanırım CHP, şimdilerde yeni yeni burada yaptığımız görüşmelerin önemini fark etmiş görünüyor. Tekrar söylüyorum, burada heyetle görüşmelerimiz kapsamlıdır, derinliklidir. Ben bu sürece demokratik anayasal çözüm süreci demiştim. Eğer hükümet bu çözüm sürecine gelmezse büyük bir savaş çıkarsa üç ay bile kalmaz yıkılır. 15 Haziran'dan sonra kimse kendini kandırmasın, herkes hazırlığını buna göre yapsın. 15 Haziran'dan sonra süreç ya büyük bir anlaşmaya ya da büyük bir savaşa evirilecektir. Eğer anlaşma olursa Kürtlerin tarihteki ilk büyük anlaşması olacaktır. Bu yaz çok önemlidir, bazı ilkleri yaşayacağımız tarihi önemde olan bir yaza gireceğiz. 18 yıldır frenliyordum, deyim yerindeyse savaşı soğutuyordum. Barışçıl demokratik çözüm gelişir diyordum. Kandil de bunu iyi bilsin. 15 Haziran'dan sonra anlaşma olmaz ise öyle pasif savunma, aktif savunma diye bir şey olmayacak. Artık kimse kendini kandırmasın, beni de kandıramazlar. Apo, eski Apo değil. Son görüşmede bütün bunları heyete açıkça ve bütün detaylarıyla anlattım. Onları uyardım. Kimse yanlış anlamasın, bu bir tehdit değildir, ben uyarı görevimi yapıyorum. Ayrıca, iç ve dış odaklar buradaki görüşmeleri provoke edebilir. Bunlar, bu sorunun çözümsüzlüğünü isteyen güçler, iç ve dış destekleriyle sabote etmek için darbe dahil her türlü provokasyonu geliştirebilirler. KCK tutuklularının durumu da ancak buradaki görüşmelerin seyrine göre belli olur. Onların rehin olduğunu daha önce söylemiştim. Salıverilip verilmeyecekleri buradaki görüşmelerin sonucuna bağlıdır. Eğer anlaşma olmazsa onlara büyük cezalar verecekler. On yıllarca içeride tutacaklar. Kimisini satın alacaklar, direnenleri salıvermeyecekler, içeride tutacaklar, bunu bilmeleri gerekir. Tüm cezaevlerindeki arkadaşların, özellikle hasta arkadaşların durumları da bu görüşmelerin akıbetiyle bağlantılıdır. Mehmet Aras, Bakırköy'deki Hediye ve diğer bütün hasta arkadaşlara özel selamlarımı iletiyorum. Daha önce söylemiştim, seçimle ilgili değerlendirmelerimi seçimden sonra yapacağım. Diğer arkadaşlara da söyleyin, herhangi bir kırgınlık falan olmasın. Kars, Malatya, Denizli, Muş’taki halkımıza ve Serhat halkına selamlarımı iletiyorum. Kars adayımıza ayrıca başarılar diliyorum.
İyi günler.
11 Mayıs 2011
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||