|
Sağlık
sorunlarım devam ediyor, yeni bir şey yok.
Gözümdeki problemden daha önce bahsetmiştim.
Doktorlar herhalde mevsimsel alerji olduğunu
söylemişler. Gözümdeki kızarıklıkta bir azalma
var, herhalde mevsimsel bir şeydir. Bu konu
diğer arkadaşlarla da görüşülebilir. Onlarla da
bu sabah konuştum. Ayrıntılar onlardan
alınabilir.
Barzani'nin Türkiye ziyaretini izledim,
biliyorum. BDP'lilerle de görüşmüş. Barzani
AKP'nin desteklenmesi gerektiği, diğer
hükümetlere göre Kürt sorununa yaklaşımlarının
daha olumlu olduğu, desteklenmesi gerektiğini
belirtiyor. Ancak son gelişmeler ortada,
tutuklamalar, operasyonlar ortada. Barzani'ye
"siz AKP konusunda bunu demekle aslında AKP'yi
de zor durumda bırakıyorsunuz" denilmeliydi.
Ortada çözüm falan yok. BDP'liler bunları
söylemiyorlar mı, nasıl oluyor? Bunlar
anlatmıyorlar mı? Barzani'nin bu tutumu AKP'nin
de işine yaramaz, Barzanilerin kendilerinin de
işine yaramaz. Geçmişte bunlar benim yanıma
geliyorlardı, bana başı kesilmiş fotoğraflar
gösteriyorlardı, işte böyle böyle yaptılar diye.
Onları çok uyardım, şimdi de uyarıyorum;
akıllarını başlarına almazlarsa daha kötüsü
olur, elli tane Halepçe olur. Bunu nasıl
görmüyorlar? Onlara anlatmak lazım. Daha önce
ulusal konferansın, kongrenin önemini defalarca
belirttim. Beş teorik ilke üç pratik önerme
demiştim, bunu esas alabilirler. Bu temelde
yapmazlarsa sorumluluk kendilerine aittir. Daha
ne bekliyorlar, anlamıyorum. Daha önce
söylemiştim, Erbil'de temsilcilik açılacaktı, ne
oldu?
Hala hazırlık, hazırlık! Ahmet onlara
söylemiştim, niye bu kadar ağır davranıyorlar,
anlamıyorum. Bu temsilcilik mutlaka çok kısa
sürede açılmalıdır. Açılacak temsilcilik de
mutlaka eş başkanlık sistemi olmalıdır -bu
Washington'daki için de geçerlidir-, yetkin,
araştırmacı, çalışkan, dikkatli, cesur,
değerlere bağlı, dil bilen kişiler temsilci
olmalıdır. Bunların etrafında beş altı kişilik
ekipleri olmalıdır, bunlar tartışacaklar,
araştıracaklar, öyle kararlar alacaklar. Öyle
eskisi gibi işte Avrupa'ya bir tanesini
gönderiyorlardı, öyle tek başına ağavari olmaz.
Hatırlıyorum Moskova'da da vardı biri, işi gücü
sigara içmekti. Bu şekilde olmamalıdır.
Karayılan, ziyarette sadece Türk bayrağı
olmasının AKP'nin Kürtlüğü Türk kimliği içinde
gösterme zihniyetinin yansıması olduğunu
belirtmiş. Ben bu konuda hemen bir
değerlendirmede bulunayım. Aslında mesele Gazze
meselesi değil, mesele Kürdistan üzerinde
oynanan oyunlardır. Gazze maskedir, Gazze ile
Kürdistan'da oynanan oyunların üstünü ortüyorlar.
Fırtına Kürdistan üzerinde koparılıyor. Urfa'ya
zaman zaman değiniyorum, tipik bir örnek olduğu
için, Urfa'yı bildiğim için belirtiyorum. Sadece
bir Urfa yüzlerce Gazzedir. Urfa'dan kadınlar,
çocuklar Akdeniz'e, Karadeniz'e hergün
onbinlercesi sürülüyor. Daha önce de söyledim on
milyonu doyuracak verimli toprakları sussuz
bırakılmış, her gün göçe tabi tutuluyor. İşte bu
insanların gittikleri yerlerde çektikleri
Gazze'den yüz kat daha beterdir.
Şimdi söyleyeceklerim önemlidir. Birinci
olarak şunu söylüyorum; İsrail bu bölgede
Kürtlersiz yaşayamaz, boğulur. Bunun için on
yıldır bir proje peşindedir. Güney'de küçük bir
ulus-devleti kurduruyor, buna ihtiyaç duyuyor.
Türkiye bunu daha yeni anladı. Türkiye'yi
yönetenler bu projenin tehlikesini anlayınca
büyük öfkelendiler. İkinci olarak şunu görmek
gerekir. Türkiye'nin şimdiye kadar yürüttüğü
Kürtlerin inkarı ve imhası politikasına
kayıtsız-şartsız destek veren Amerika ve İsrail,
bu desteklerini geri çekiyorlar. Şimdi bu
Türkiye-Suriye-İran ittifakı da çözülüyor
olabilir, kesin bir şey demiyorum. Biliyorsunuz
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat İstanbul'da
yaptığı açıklamada; "inkar etmekle olmaz,
tanımak lazım" demişti. Bu da önemlidir. Bu
ittifak çatırdıyor olabilir. İran çekiliyor,
Suriye de bu oyuna gelmiyor. Böylece yükün
tamamını Türkiye'nin sırtına yığacaklar. Asıl
mesele budur, Gazze bunu örtmek içindir. Daha
önce AKP'nin Gazze üzerine gitmesine, bunu
kaşımasına destek verdiler ama bu son Gazze
olayında destek vermediler. AKP ABD'nin
İsrail'e destek vermeyeceğini düşündü, fakat
tersi oldu. Gazze öfkesi bu yüzdendir. AKP şok
oldu.
Doğru beklemiyorlardı. Başka ne yapacaktı,
İsrail'e savaş açacak hali yok ya. Gazze
olayında öyle ederler, böyle ederler, birkaç
açıklamadan sonra, anlaşma olur, İsrail'e boyun
eğerler. Barzani'nin Ankara ziyaretinde sadece
Türkiye bayrağının olması da İsrail'e bir
mesajdır. Biliyorsunuz Barzani'yi Yahudi diye de
değerlendiriyorlar zaten.
Ben bazı çevrelerin yaklaşımını
kastetmiyorum, Barzani'nin İsrail'in temsilcisi
olduğu, devletin bakışının bu olduğunu
söylüyorum. İsrail, Türk büyükelçisini nasıl
alçak bir koltuğa oturtup, masaya sadece İsrail
bayrağı koyduysa, bunlar da sadece Türk bayrağı
koyarak cevap veriyorlar. İsrail nasıl Türkleri
aşağıladıysa, Türkler de Barzani şahsında
Kürtleri aşağılıyor. Bunu böyle çarpıcı bir
şekilde belirtmek lazım. Bu bilinçli bir şeydir.
Kimse bu şekilde görmedi, buradan yine ben
görüyorum, bunun böyle olduğunu belirtiyorum.
Yine, geçen hafta belirttiğim dört komplo dönemi
basında ilgi görmüş herhalde…
Sadece Can Dündar değil, arkadaşlar bana
söyledi sağ basın da epey işlemiş, ilgi
göstermiş. Savaş lobisi Erdoğan'ı götürecek
dedim, bu Kılıçdaroğlu olayı da bunun bir
parçası gibi görünüyor. Bütün bunları görüyorum,
söylüyorum ama bu BDP'de siyaset yapanlar, bu
durumları görmeden siyaset yapamazlar. Bunlar
nasıl görmezler? Bunlara ukala diyeceğim.
Siyaset böyle mi yapılır? Bunların kafasına
vurmadıkça, yumruğu yemedikçe anlamıyorlar mı!
Yumruğu yiyince bunların gözleri açılıyor o da
birkaç gün sürüyor. Şimdi bunlara nasıl saygı
duyayım! Ben bu tarz siyasete saygı duymam,
bunlara nasıl saygı duyayım? Ermeniler akıllı
oldukları için fiziksel soykırıma tabi
tutuldular. Kürtleri ise insan ile hayvan arası
yaşam koşullarına terketmişler. Kürtler çok
dağınık fiziksel imhaya gelmiyor, onları da
kimlik soykırımına, kültür soykırımına tabi
tutuyorlar, bunu hergün yapıyorlar. Bu devirde
anadilde eğitim yapmayan halk kaldı mı?
Afrika'nın en ücra yerindeki kabileler bile
anadilde eğitim yapıyor, bunu bile doğru dürüst
mecliste dile getirmeyeceksin, bunun siyasetini
yapamayacaksın, ben sana nasıl saygı duyayım!
Ben sadece bunlara kızmıyorum.Yirmi yıl
boyunca dağdakileri de sırtında taşıdım. Şimdi
de bunlar beni kullanıyor, ben bunun
farkındayım. Ama ben zor adamım, bunların
hesabını sorarım. Benimle ciddiyetsiz,
kişiliksiz siyaset olmaz. Barzani'ye
anlatacaksın, tehlikenin büyük olduğunu
söyleyeceksin, onlarca kez, yüzlerce kez
görüşeceksin, toplantılar yapacaksın. Elindeki
gücü bileceksin. "Siz çözüme yanaşın ben PKK'yi
böyle ikna ederim, şöyle ikna ederim"
diyeceksin. Her gün Meclis'te-Kürsüde dile
getireceksin. Bunlar hiç anlamıyorlarmıdır,
nedir, elindekini bile kullanmasını bilmiyorlar.
Barzani'ye-Talabani'ye diyeceksin ki, bu olup
bitenler sizin de yararınıza değil diyeceksin.
Barzani onların da anlamaları gerekiyor, öyle
ufak çıkarlar peşinde koşmakla işler yürümez,
Kürtler yararına siyaset geliştirilemez. Böyle
ufak çıkarlarla bugünü kurtarırsın ama yarın
felaketle karşılarsın! Ben bazen düşünüyorum,
neden işler yürümüyor, neden tarzları böyle diye
çok düşünüyorum. Ayda yılda bir heyet göndermek
diyorlar, başkaları günlük görüşüyor, siz ayda
yılda bir bile görüşemiyorsunuz. Burda çok
öfkeleniyorum. Vardığım sonuç şu: Kürt aydını,
ne kadar aydın bilmiyorum ama Kürt aydını, Kürt
siyasetçisi kendi doğasını tanımıyor, kendi
doğasıyla barışık değil, daha da önemlisi kendi
doğasıyla, kendi gerçeğiyle yüzleşmekten
korkuyor diye düşünüyorum. Bu sonuca ulaşıyorum.
Bu durum da ortaya böyle şizofrenik bir kişilik
çıkarıyor. Bir Fransız düşünürü kapitalizmin
kendisinin ortaya şizofrenik kişilikler
çıkardığını söylüyor. Ama Kürdistan'da gelişkin
bir kapitalizm de yok, bu şizofrenik kişilikler
nasıl ortaya çıkıyor, anlayamıyorum. Sanıyorum
böyle biraz maddi güvence mi desem kendilerini
böyle bir garantiye aldıktan sonra duruyorlar.
Siyaset yapma tarzlarına bakıyorum, dil desen
yok, heyecan desen yok, gelişkinlik yok,
derinlik yok, araştırmacılık yok, yaratıcılık
yok, hepsinin tarzlarında henüz ilkel milliyetçi
söylemi aşan bir şey yok, ortalama bir söylem,
kendini tekrar eden bir söylem.
Bana artık bu tür akademi haberleri
gelmemeli. Hem kadromuz yok diyorlar, hem bu
kadar yavaş gidiyorlar, anlamıyorum. AKP üç yüze
yakın akademi kurmuş, siz hala hazırlıktan, on
onbeşten bahsediyorsunuz. Ben bu akademileri
niçin diyordum? Tartışın. Yerelde tartışın.
Yörenin aydınları, yerel entellektüelleri,
siyasetçileri, bu konuyu bilenler tartışsın, her
türlü tartışılsın, her olasılık gözönünde
bulundurulsun, siyaset böyle üretilsin.
Kaybedecek zaman yok, hızlandırsınlar.
Ben buna demokratik anayasal süreç
diyorum. Çalışmalarını yoğunlaştırsınlar,
pratikleştirsinler. Demokratik anayasa
çerçevesinde diğer demokrasi güçleriyle de bir
an önce ortaklaşsınlar. Ertuğrul Kürkçü onlara
da selamlarımı söylüyorum, onları
eleştiriyorum. Kendilerine Öcalan diyor; "Gün
pratik siyaset yapma günüdür".
Karayılan demokratik özerklik ilan
edeceklerini, bunun hazırlıklarına
başladıklarını, belirtmiş. Bu zaten var,
pratikleşecekler o zaman. Sanırım benim cümlemin
aynısını kullanmışlar; "varlığını koruma
özgürlüğünü sağlama direnişi" demişler. Aktif
savunma durumuna geçmişler. Sanırım bu
yakınlarda bazı toplantılar yapmışlar, orada
bazı kararlaşmalar yaşamışlar. Herhalde, bu
kararları birkaç gün içinde kamuoyuna
bildirirler. Bunlar şimdi bu demokratik
özerkliği pratikleştireceğiz diyorlar. Yani
Amanoslardan Kaçkarlara kadar her yerde onlarca
yüzlerce üslenmeleri var. Şimdi ben bunları
geçmişte çok eleştirdim. Hiç bir zaman benim
öngördüğüm şekilde bir savaş tarzları olmadı.
Ama kendilerine göre bir direniş tarzları oldu.
Bugünlere böyle bir direniş geleneğiyle
geldiler. Belki benim istediğim tarzı
geliştiremediler ama yenilmezliklerini de
kendilerince geliştirdikleri direniş tarzıyla
ispatladılar.
Cevat Öneş, ne diyor? PKK'nin başka
güçlerin kullanımına girmemesi için Öcalan'ın
rolünü daha fazla geciktirmemesi gerektiğini
belirtiyormuş.Tamam tespit doğru da ne olacak o
zaman, daha ne yapmam gerekiyor? Cevat Öneş'in
değerlendirmeleri önemlidir. MİT'te müsteşar
yardımcılığı yapmıştır, bu işlerle çok
uğraşmıştır, biliyor, kafa yormuştur. Dış
güçlerin, çeşitli güçlerin devreye
girebileceğini söylüyor, doğru söylüyor. Zaten
İran şimdiden devreye girmiş. Öneş, AKP'ye
sorunun çözümü için Öcalan, PKK ve BDP ile
görüşme çağrısı da yapmış.
Tamam, ama olmuyor. Ben defalarca çağrıda
bulundum, mektup yazdım, yol haritası verdim ama
herhangi bir adım atılmıyor. Tamam tespit doğru
ne olacak o zaman, nasıl olacak, nasıl
çözülecek? Kararlı bir duruş sergilemiyorlar,
çözüm için en küçük bir adım atmıyorlar. Ben
yazdım hepsini devlete verdim, böyle böyle
çözülebilir dedim, işte size yol haritası dedim.
Ama en küçük bir adım, en küçük bir diyalog
işareti bile yok.
Hüseyin Gülerce de sorunun çözümünde
Öcalan ve PKK'nin rolünün görüldüğünü
belirtiyor. Bu söylemler biliniyor. Bir de
sabır diyormuş, ne sabrı?
M.Ali Brand seçime kadar bir şey
yapılamayacağını söylüyor da, seçimlerden sonra
bir şeyler olacağına dair de en küçük bir işaret
yok. Benim "Kürtler tasfiye ediliyor" tespitime
katılmadığını belirtiyor da, bu doğru değil,
Birand olanları görmüyor mu?
Liberal aydınların genelinde AKP'nin
çözümü gerçekleştireceğine dair bir kanı olduğu
anlaşılıyor. Hayır tam tersine, çözümün önünde
engel olan AKP'dir. AKP kendi korkusuna düşmüş,
can derdine düşmüş, bu yüzden hegomanik
iktidarını kurmak istiyor, bu anayasa
değişikliği de bunun içindir, demokrasiyle
ilgisi yoktur. AKP'nin demokrasiyle bir ilgisi
yoktur. Bunun iyi anlaşılması gerekir. Nasıl ki
1921'den sonra CHP anayasa değiştirerek, 1924
anayasasına geçerek, 80 yıl hegemonyasını
sürdürdüyse AKP' de bunu 2002'den bu yana yapmak
istiyor. CHP'nin 80 yılda yapmak istediğini AKP
8 yılda yapıyor. Yani AKP, CHP'nin kötü bir
taklidini yapıyor. Mustafa Kemal'e şunun için
değindim; 1916-1924 arası Kürtlerle ittifak
halindedir. Bunun için 1921 anayasası nispeten
farklıdır diyordum, bu anayasada demokratik bazı
maddeler vardı, özerklik gibi. Ama bu şans da
kaçtı. 1921 anayasasından sonraki bütün
anayasalar şimdiki anayasa da dahil hepsi darbe
anayasalarıdır. Mustafa Kemal hani hep
anlatıyordum, Yahudi sermayesi ve İngilizler
tarafından kuşatıldıktan, etkisizleştirildikten
sonra 1924 anayasasıyla birlikte CHP hegemonyası
kuruldu, 2002'de de AKP hegemonyası devraldı.
Hegemonik iktidarın sürdürülmesi ancak faşizmle
mümkün olabilir, AKP'nin yaptığı budur. Bunu
yaparken arkasına Konya-Kayseri merkezli
Arap-Suudi destekli ve küresel sermayeyi alarak
yapıyor. Öz kaldı, sadece biçim değişti. Ben
şimdiye kadar çözümün önünde engel olan
bürokratik oligarşi diyordum, şimdi buna siyasi
oligarşi diyorum. Siyasi oligarşiyi sadece
iktidar anlamında kullanmıyorum, siyasi
muhalefeti de buna katıyorum. Bu gidişattan
onlar da sorumludur. Anayasa değişikliklerine
bakıyoruz, hiç bir demokratik içeriği yok,
Kürtlere ilişkin hiç bir gelişme yok. Asgari
demokratik koşullar bile yok. Yüzde on barajının
kaldırılması ve parti içi demokrasi bir adımdı
onu bile atamadılar. Yani çözüm için hiç bir
adım atılmadı, AKP başından itibaren çözüme
engel oldu. 2001-2002'de tam çözüyorduk, Ecevit
çözmek istiyordu, Ecevit'ten Genelkurmaydan
geldiler görüştük, çok da yol aldık, tam çözümün
arifesine gelinmişti, af filan çıkarılacaktı,
tam da o süreçte savaş lobisi devreye girdi,
Ecevit'i etkisizleştirdiler. Tam da aynı süreçte
Avrupa Birliği PKK'yi "terörist" ilan etti!
Yirmi yıldır savaşan PKK'yi terörist ilan
etmeyenler, tam da barış-çözüm sürecinde PKK'yi
"terörist" ilan ettiler! Bu tesadüf değil.
Çözümün arifesinde olduğu bir dönemdi, af
çıkarılacaktı ama affı adli suçluların affına
çevirdiler.
Evet, öyle oldu. MHP süreci engellemek
için hükümetten çekildi. MHP emperyalizmin bu
politikalarına yattı, emperyalizm adına hareket
etti. Yine Kıvrıkoğlu'na "sen bizden habersiz iş
çeviriyorsun" dediler, Kıbrıs'ta ona suikast
girişiminde bulundular. O dönem devlette, orduda
çözümden yana iradeler vardı ama savaş lobisi
bunu engelledi. AKP'nin iktidara gelişiyle çözüm
yönündeki görüşmeler tamamen kesildi. Ben
başbakanken Gül'e daha sonra Erdoğan'a mektuplar
yazdım. "Hazır güçlerimiz dışarıdayken,
çatışmasızlık süreci varken bu işi çözelim"
dedim, yanaşmadılar. Sonra bildiğiniz gibi 1
Haziran süreci gelişti. Eğer AKP çözüme
gelseydi, ordu engel olamazdı.
Hiç ilgisi yoktur. AKP siyasi iktidardır,
sen siyasi iktidarsın, ordu senin dediğini
yapacak, siyasi sorumluluk sendedir. Siyasi
iktidar görevini yapmayınca, rolünü oynamayınca
ordu bildiği gibi yapar. AKP çözümsüzlüğü devam
ettirme konusunda orduyla anlaşmıştır; "sen bana
karışma ben de Kürtlere yönelim konusunda sana
karışmayacağım" temelinde uzlaşmıştır.
Şimdi bugüne geliyorum. Eğer bir diyalog
ve çözüm süreci gelişmezse işte o istedikleri
Türk-Kürt çatışması gündeme gelir. Kimse bu
tehlikenin farkında değil. Şimdi ben bunu, 1918
Rusya'sındaki o dönemde yaşananlar yine 1789
sonrası 1791 Fransa'sında yaşanan o iç savaş
dönemlerine benzetiyorum. Biliniyor, bu
dönemlerde buralarda çok kan döküldü. Kürt-Türk
çatışması derinleşebilir. Ben tarihi görevimi
yerine getiriyorum, herkesi uyarıyorum. Böyle
devam ederse zaten demokratik özerklik diyorlar,
bunu pratikleştireceğiz diyorlar, bunun bir adım
ötesi İran'ı da Suriye'yi de başka güçleri de
arkalarına alan yarı-bağımsız Kürdistan ilanına
kadar giden bir kanlı sürece yol açılabilir, çok
kan dökülür, çok insan ölür. İşte 1 milyon
askerimiz var diyorlar, güçlüyüz, yenebiliriz
diyorlar, yenebilirler de ama ben PKK'yi
tanıyorum PKK direnir, yenilmez. Fakat, benim
tercihim bu değildir. Demokratik cumhuriyet,
demokratik ulus, demokratik vatan, demokratik
anayasa demiştim. Benim tercihim kan akmadan
demokratik anayasal çözümdür. Eninde sonunda çok
kan dökülse de gelinecek nokta çözümdür, çözüm
galebe çalacaktır. Bu kadar acı çekmeden bu
kadar kan dökülmeden çözümün sağlanması için
çabalıyorum. Bunun için BDP'lilere demokratik
anayasa çalışmalarını yoğunlaştırın diyorum. Bu
çerçevede herkesle görüşün diyorum. Demokratik
anayasa çerçevesinde kim ilkeli davranıyorsa
onunla demokratik anayasa konusunda ittifak
yapabilirler. AKP buna geliyorsa AKP ile, CHP
buna geliyorsa CHP ile hatta ilkeler temelinde
MHP ile bile ilkelere yanaşıyorsa yapılabilir.
Ben mevcut durumu kaba bir benzetme olacak
ama evlilik ilişkisine benzetiyorum. Öyle bir
evlilik ilişkisi ki, erkeğin her dediği oluyor,
sabahtan akşama kadar dövüyor ama kadının sesi
çıkmıyor. Böylesi evliliğin erkeğe de faydası
yok, erkeği de yozlaştırır, kadının her gün
dayak yediği bir evde huzur da olmaz. Ya bu
evliliğe itiraz etmeyeceksin, boyun eğeceksin ya
da kabul etmiyorsan bunun gereğini yapacaksın.
Öyle mi, tutuklamalar devam ediyor mu
hala? Kadın hareketini selamlıyorum, beni merak
etmesinler, bütün zorluklarına rağmen sağlığımı
koruyacağım, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Muzaffer'in sağlığı nasıl? Kendisine özel
selamlarımı iletiyorum. Ona Avrupa'daki KCK
yapısını Maxmur'daki gibi derleyip
toparlayabilirler. Cezaevi pratiklerini
özeleştirisel bir yaklaşımla ele alsınlar,
denilebilir.
Cezaevinden gelen mektuplar var. Batman
cezaevinden Vildan Göktepe'nin mektubunu aldım,
özel selamlarımı söylüyorum. Ağabeyi fail-i
meçhulde hayatını kaybeden Medeni Göktepe'ymiş.
Ayrıca Batman cezaevinden Songül ….. Mektubunu
aldım, selamlarımı iletiyorum, kendisiyle
görüşülebilir. Batman cezaevindeki tüm
arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Adıyaman
cezaevinden Gülizar Akın'ın mektubunu aldım,
selamlarımı iletiyorum. Erzurum Oltu cezaevinden
Abdullah Yılmaz'ın mektubunu aldım. İsmini
zikretmemi istemiş. Selamlarımı iletiyorum.
Elbistan cezaevinden Türkan İpek, eski bir
arkadaş bu, onun mektubu geldi, selamlarımı
söylüyorum. İsim belirtemiyorum Kırıkkale,
Tekirdağ, Edirne, Diyarbakır, Rize-Kalkandere,
İzmir-Kıraklar ve diğer birçok cezaevinden
mektuplar aldım. Hepsine ayrı ayrı selamlarımı
iletiyorum.
Kitap getirdiniz herhalde. Başka tarihle
ilgili kitaplar da getirilebilir.
Batman ve Denizli'deki halkımıza
selamlarımı iletiyorum.
İyi günler.
Herkese selamlar.
9 Haziran 2010
|