Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


PKK'yi Tanıyorum PKK Direnir, Yenilmez
 

       Sağlık sorunlarım devam ediyor, yeni bir şey yok. Gözümdeki problemden daha önce bahsetmiştim. Doktorlar herhalde mevsimsel  alerji olduğunu söylemişler. Gözümdeki kızarıklıkta  bir azalma var, herhalde mevsimsel bir şeydir. Bu konu diğer arkadaşlarla da  görüşülebilir. Onlarla da bu sabah konuştum. Ayrıntılar onlardan alınabilir.

   Barzani'nin Türkiye ziyaretini izledim, biliyorum. BDP'lilerle de görüşmüş. Barzani AKP'nin desteklenmesi gerektiği, diğer hükümetlere göre Kürt sorununa yaklaşımlarının daha olumlu olduğu, desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak son gelişmeler ortada, tutuklamalar, operasyonlar ortada. Barzani'ye "siz AKP konusunda bunu demekle aslında AKP'yi de zor durumda bırakıyorsunuz" denilmeliydi. Ortada çözüm falan yok. BDP'liler bunları söylemiyorlar mı, nasıl oluyor? Bunlar anlatmıyorlar mı? Barzani'nin bu tutumu AKP'nin de işine yaramaz, Barzanilerin kendilerinin de işine yaramaz. Geçmişte bunlar benim yanıma geliyorlardı, bana başı kesilmiş fotoğraflar gösteriyorlardı, işte böyle böyle yaptılar diye. Onları çok uyardım, şimdi de uyarıyorum; akıllarını başlarına almazlarsa daha kötüsü olur, elli tane Halepçe olur. Bunu nasıl görmüyorlar? Onlara anlatmak lazım. Daha önce ulusal konferansın, kongrenin önemini defalarca belirttim. Beş teorik ilke üç pratik önerme demiştim, bunu esas alabilirler. Bu temelde yapmazlarsa sorumluluk kendilerine aittir. Daha ne bekliyorlar, anlamıyorum. Daha önce söylemiştim, Erbil'de temsilcilik açılacaktı, ne oldu?

   Hala hazırlık, hazırlık! Ahmet onlara söylemiştim, niye bu kadar ağır davranıyorlar, anlamıyorum. Bu temsilcilik mutlaka çok kısa sürede açılmalıdır. Açılacak temsilcilik de mutlaka eş başkanlık sistemi olmalıdır -bu Washington'daki için de geçerlidir-, yetkin, araştırmacı, çalışkan, dikkatli, cesur, değerlere bağlı, dil bilen kişiler temsilci olmalıdır. Bunların etrafında beş altı kişilik ekipleri olmalıdır, bunlar tartışacaklar, araştıracaklar, öyle kararlar alacaklar. Öyle eskisi gibi işte Avrupa'ya bir tanesini gönderiyorlardı, öyle tek başına ağavari olmaz. Hatırlıyorum Moskova'da da vardı biri, işi gücü sigara içmekti. Bu şekilde olmamalıdır.

   Karayılan, ziyarette sadece Türk bayrağı olmasının AKP'nin Kürtlüğü Türk kimliği içinde gösterme zihniyetinin yansıması olduğunu belirtmiş. Ben bu konuda hemen bir değerlendirmede bulunayım. Aslında mesele Gazze meselesi değil, mesele Kürdistan üzerinde oynanan oyunlardır. Gazze maskedir, Gazze ile Kürdistan'da oynanan oyunların üstünü ortüyorlar. Fırtına Kürdistan üzerinde koparılıyor. Urfa'ya zaman zaman değiniyorum, tipik bir örnek olduğu için, Urfa'yı bildiğim için belirtiyorum. Sadece bir Urfa yüzlerce Gazzedir. Urfa'dan kadınlar, çocuklar Akdeniz'e, Karadeniz'e hergün onbinlercesi sürülüyor. Daha önce de söyledim on milyonu doyuracak verimli toprakları sussuz bırakılmış, her gün göçe tabi tutuluyor. İşte bu insanların gittikleri yerlerde çektikleri Gazze'den yüz kat daha beterdir.

   Şimdi söyleyeceklerim önemlidir. Birinci olarak şunu söylüyorum; İsrail bu bölgede Kürtlersiz yaşayamaz, boğulur. Bunun için on yıldır bir proje peşindedir. Güney'de küçük bir ulus-devleti kurduruyor, buna ihtiyaç duyuyor. Türkiye bunu daha yeni anladı. Türkiye'yi yönetenler bu projenin tehlikesini anlayınca büyük öfkelendiler. İkinci olarak şunu görmek gerekir. Türkiye'nin şimdiye kadar yürüttüğü Kürtlerin inkarı ve imhası politikasına kayıtsız-şartsız destek veren Amerika ve İsrail, bu desteklerini geri çekiyorlar. Şimdi bu Türkiye-Suriye-İran ittifakı da çözülüyor olabilir, kesin bir şey demiyorum. Biliyorsunuz Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat İstanbul'da yaptığı açıklamada; "inkar etmekle olmaz, tanımak lazım" demişti. Bu da önemlidir. Bu ittifak çatırdıyor olabilir. İran çekiliyor, Suriye de bu oyuna gelmiyor. Böylece yükün tamamını Türkiye'nin sırtına yığacaklar. Asıl mesele budur, Gazze bunu örtmek içindir. Daha önce AKP'nin Gazze üzerine gitmesine, bunu kaşımasına destek verdiler ama bu son Gazze olayında destek vermediler.  AKP ABD'nin İsrail'e destek vermeyeceğini düşündü, fakat tersi oldu. Gazze öfkesi bu yüzdendir. AKP şok oldu.

   Doğru beklemiyorlardı. Başka ne yapacaktı, İsrail'e savaş açacak hali yok ya. Gazze olayında öyle ederler, böyle ederler, birkaç açıklamadan sonra, anlaşma olur, İsrail'e boyun eğerler. Barzani'nin Ankara ziyaretinde sadece Türkiye bayrağının olması da İsrail'e bir mesajdır. Biliyorsunuz Barzani'yi Yahudi diye de değerlendiriyorlar zaten. 

   Ben bazı çevrelerin yaklaşımını  kastetmiyorum, Barzani'nin İsrail'in temsilcisi olduğu, devletin bakışının bu olduğunu söylüyorum. İsrail, Türk büyükelçisini  nasıl alçak bir koltuğa oturtup, masaya sadece İsrail bayrağı koyduysa, bunlar da sadece Türk bayrağı koyarak cevap veriyorlar. İsrail nasıl Türkleri aşağıladıysa, Türkler de Barzani şahsında Kürtleri aşağılıyor. Bunu böyle çarpıcı bir şekilde belirtmek lazım. Bu bilinçli bir şeydir. Kimse bu şekilde görmedi, buradan yine ben görüyorum, bunun böyle olduğunu belirtiyorum.  Yine, geçen hafta belirttiğim dört komplo dönemi basında ilgi görmüş herhalde…

   Sadece Can Dündar değil, arkadaşlar bana söyledi sağ basın da epey işlemiş, ilgi göstermiş. Savaş lobisi Erdoğan'ı götürecek dedim, bu Kılıçdaroğlu olayı da bunun bir parçası gibi görünüyor. Bütün bunları görüyorum, söylüyorum ama bu BDP'de siyaset yapanlar, bu durumları görmeden siyaset yapamazlar. Bunlar nasıl görmezler? Bunlara ukala diyeceğim. Siyaset böyle mi yapılır? Bunların kafasına vurmadıkça, yumruğu yemedikçe anlamıyorlar mı! Yumruğu yiyince bunların gözleri açılıyor o da birkaç gün sürüyor. Şimdi bunlara nasıl saygı duyayım!  Ben bu tarz siyasete saygı duymam, bunlara nasıl saygı duyayım? Ermeniler akıllı oldukları için fiziksel soykırıma tabi tutuldular. Kürtleri ise insan ile hayvan arası yaşam koşullarına terketmişler. Kürtler çok dağınık fiziksel imhaya gelmiyor, onları da kimlik soykırımına, kültür soykırımına tabi tutuyorlar, bunu hergün yapıyorlar. Bu devirde anadilde eğitim yapmayan halk kaldı mı? Afrika'nın en ücra yerindeki kabileler bile anadilde eğitim yapıyor, bunu bile doğru dürüst mecliste dile getirmeyeceksin, bunun siyasetini yapamayacaksın, ben sana nasıl saygı duyayım!

   Ben sadece bunlara kızmıyorum.Yirmi yıl boyunca dağdakileri de  sırtında taşıdım. Şimdi de bunlar beni kullanıyor, ben bunun farkındayım. Ama ben zor adamım, bunların hesabını sorarım. Benimle ciddiyetsiz, kişiliksiz siyaset olmaz. Barzani'ye anlatacaksın, tehlikenin büyük olduğunu söyleyeceksin, onlarca kez, yüzlerce kez görüşeceksin, toplantılar yapacaksın. Elindeki gücü bileceksin. "Siz çözüme yanaşın ben PKK'yi böyle ikna ederim, şöyle ikna ederim" diyeceksin. Her gün Meclis'te-Kürsüde dile getireceksin. Bunlar hiç anlamıyorlarmıdır, nedir, elindekini bile kullanmasını bilmiyorlar. Barzani'ye-Talabani'ye diyeceksin ki, bu olup bitenler sizin de yararınıza değil diyeceksin. Barzani onların da anlamaları gerekiyor, öyle ufak çıkarlar peşinde koşmakla işler yürümez, Kürtler yararına siyaset geliştirilemez. Böyle ufak çıkarlarla bugünü kurtarırsın ama yarın felaketle karşılarsın! Ben bazen düşünüyorum, neden işler yürümüyor, neden tarzları böyle diye çok düşünüyorum. Ayda yılda bir heyet göndermek diyorlar, başkaları günlük görüşüyor, siz ayda yılda bir bile görüşemiyorsunuz. Burda çok öfkeleniyorum. Vardığım sonuç şu: Kürt aydını, ne kadar aydın bilmiyorum ama Kürt aydını, Kürt siyasetçisi kendi doğasını tanımıyor, kendi doğasıyla barışık değil, daha da önemlisi kendi doğasıyla, kendi gerçeğiyle yüzleşmekten korkuyor diye düşünüyorum. Bu sonuca ulaşıyorum. Bu durum da ortaya böyle şizofrenik bir kişilik çıkarıyor. Bir Fransız düşünürü kapitalizmin kendisinin ortaya şizofrenik kişilikler çıkardığını söylüyor. Ama Kürdistan'da gelişkin bir kapitalizm de yok, bu şizofrenik kişilikler nasıl ortaya çıkıyor, anlayamıyorum. Sanıyorum böyle biraz maddi güvence mi desem kendilerini böyle bir garantiye aldıktan sonra duruyorlar. Siyaset yapma tarzlarına bakıyorum, dil desen yok, heyecan desen yok, gelişkinlik yok, derinlik yok, araştırmacılık yok, yaratıcılık yok, hepsinin tarzlarında henüz ilkel milliyetçi söylemi aşan bir şey yok, ortalama bir söylem, kendini tekrar eden bir söylem.

   Bana artık  bu tür akademi haberleri gelmemeli. Hem kadromuz yok diyorlar, hem bu kadar yavaş gidiyorlar, anlamıyorum. AKP üç yüze yakın akademi kurmuş, siz hala hazırlıktan, on onbeşten bahsediyorsunuz. Ben bu akademileri niçin diyordum? Tartışın. Yerelde tartışın. Yörenin aydınları, yerel entellektüelleri, siyasetçileri, bu konuyu bilenler tartışsın, her türlü tartışılsın, her olasılık gözönünde bulundurulsun, siyaset böyle üretilsin. Kaybedecek zaman yok, hızlandırsınlar.

   Ben buna demokratik anayasal süreç diyorum. Çalışmalarını yoğunlaştırsınlar, pratikleştirsinler. Demokratik anayasa çerçevesinde diğer demokrasi güçleriyle de bir an önce ortaklaşsınlar. Ertuğrul Kürkçü onlara da selamlarımı söylüyorum, onları eleştiriyorum.  Kendilerine  Öcalan diyor; "Gün pratik siyaset yapma günüdür". 

   Karayılan demokratik özerklik ilan edeceklerini, bunun hazırlıklarına başladıklarını, belirtmiş. Bu zaten var, pratikleşecekler o zaman. Sanırım benim cümlemin aynısını kullanmışlar; "varlığını koruma özgürlüğünü sağlama direnişi" demişler. Aktif savunma durumuna geçmişler. Sanırım bu yakınlarda bazı toplantılar yapmışlar, orada bazı kararlaşmalar yaşamışlar. Herhalde, bu kararları birkaç gün içinde kamuoyuna bildirirler. Bunlar şimdi bu demokratik özerkliği pratikleştireceğiz diyorlar. Yani Amanoslardan Kaçkarlara kadar her yerde onlarca yüzlerce üslenmeleri var. Şimdi ben bunları geçmişte çok eleştirdim. Hiç bir zaman benim öngördüğüm şekilde bir savaş tarzları olmadı. Ama kendilerine göre bir direniş tarzları oldu. Bugünlere böyle bir direniş geleneğiyle geldiler. Belki benim istediğim tarzı geliştiremediler ama yenilmezliklerini de kendilerince geliştirdikleri direniş tarzıyla ispatladılar.

   Cevat Öneş, ne diyor? PKK'nin başka güçlerin kullanımına girmemesi için Öcalan'ın rolünü daha fazla geciktirmemesi gerektiğini belirtiyormuş.Tamam tespit doğru da ne olacak o zaman, daha ne yapmam gerekiyor? Cevat Öneş'in değerlendirmeleri önemlidir. MİT'te müsteşar yardımcılığı yapmıştır, bu işlerle çok uğraşmıştır, biliyor, kafa yormuştur. Dış güçlerin, çeşitli güçlerin devreye girebileceğini söylüyor, doğru söylüyor. Zaten İran şimdiden devreye girmiş. Öneş, AKP'ye sorunun çözümü için Öcalan, PKK ve BDP ile görüşme çağrısı da yapmış.

   Tamam, ama olmuyor. Ben defalarca çağrıda bulundum, mektup yazdım, yol haritası verdim ama herhangi bir adım atılmıyor. Tamam tespit doğru ne olacak o zaman, nasıl olacak, nasıl çözülecek? Kararlı bir duruş sergilemiyorlar, çözüm için en küçük bir adım atmıyorlar. Ben yazdım hepsini devlete verdim, böyle böyle çözülebilir dedim, işte size yol haritası dedim. Ama en  küçük bir adım, en küçük bir diyalog işareti bile yok.

   Hüseyin Gülerce de sorunun çözümünde Öcalan ve PKK'nin rolünün görüldüğünü belirtiyor. Bu söylemler biliniyor.  Bir de sabır diyormuş, ne sabrı?

   M.Ali Brand seçime kadar bir şey yapılamayacağını söylüyor da, seçimlerden sonra bir şeyler olacağına dair de en küçük bir işaret yok. Benim "Kürtler tasfiye ediliyor" tespitime katılmadığını belirtiyor da, bu doğru değil, Birand olanları görmüyor mu?

   Liberal aydınların genelinde AKP'nin çözümü gerçekleştireceğine dair bir kanı  olduğu anlaşılıyor. Hayır tam tersine, çözümün önünde engel olan AKP'dir. AKP kendi korkusuna düşmüş, can derdine düşmüş, bu yüzden hegomanik iktidarını kurmak istiyor, bu anayasa değişikliği de bunun içindir, demokrasiyle ilgisi yoktur. AKP'nin demokrasiyle bir ilgisi yoktur. Bunun iyi anlaşılması gerekir. Nasıl ki 1921'den sonra CHP anayasa değiştirerek, 1924 anayasasına geçerek, 80 yıl hegemonyasını sürdürdüyse AKP' de bunu 2002'den bu yana yapmak istiyor. CHP'nin 80 yılda yapmak istediğini AKP 8 yılda yapıyor. Yani AKP, CHP'nin kötü bir taklidini yapıyor. Mustafa Kemal'e şunun için değindim; 1916-1924 arası Kürtlerle ittifak halindedir. Bunun için 1921 anayasası nispeten farklıdır diyordum, bu anayasada demokratik bazı maddeler vardı, özerklik gibi. Ama bu şans da kaçtı. 1921 anayasasından sonraki bütün anayasalar şimdiki anayasa da dahil hepsi darbe anayasalarıdır. Mustafa Kemal hani hep anlatıyordum, Yahudi sermayesi ve İngilizler tarafından kuşatıldıktan, etkisizleştirildikten sonra 1924 anayasasıyla birlikte CHP hegemonyası kuruldu, 2002'de de AKP hegemonyası devraldı. Hegemonik iktidarın sürdürülmesi ancak faşizmle mümkün olabilir, AKP'nin yaptığı budur. Bunu yaparken arkasına Konya-Kayseri merkezli Arap-Suudi destekli ve küresel sermayeyi  alarak yapıyor. Öz kaldı, sadece biçim değişti. Ben şimdiye kadar çözümün önünde engel olan bürokratik oligarşi diyordum, şimdi buna siyasi oligarşi diyorum. Siyasi oligarşiyi sadece iktidar anlamında kullanmıyorum, siyasi muhalefeti de buna katıyorum. Bu gidişattan onlar da sorumludur. Anayasa değişikliklerine bakıyoruz, hiç bir demokratik içeriği yok, Kürtlere ilişkin hiç bir gelişme yok. Asgari demokratik koşullar bile yok. Yüzde on barajının kaldırılması ve parti içi demokrasi bir adımdı onu bile atamadılar. Yani çözüm için hiç bir adım atılmadı, AKP başından itibaren çözüme engel oldu. 2001-2002'de tam çözüyorduk, Ecevit çözmek istiyordu, Ecevit'ten Genelkurmaydan geldiler görüştük, çok da yol aldık, tam çözümün arifesine gelinmişti, af filan çıkarılacaktı, tam da o süreçte savaş lobisi devreye girdi, Ecevit'i etkisizleştirdiler. Tam da aynı süreçte Avrupa Birliği PKK'yi "terörist" ilan etti! Yirmi yıldır savaşan PKK'yi terörist ilan etmeyenler, tam da barış-çözüm sürecinde PKK'yi "terörist" ilan ettiler! Bu tesadüf değil. Çözümün arifesinde olduğu bir dönemdi, af çıkarılacaktı ama affı adli suçluların affına çevirdiler.

   Evet, öyle oldu. MHP süreci engellemek için hükümetten çekildi. MHP emperyalizmin bu politikalarına yattı, emperyalizm adına hareket etti. Yine Kıvrıkoğlu'na "sen bizden habersiz iş çeviriyorsun" dediler, Kıbrıs'ta ona suikast girişiminde bulundular. O dönem devlette, orduda çözümden yana iradeler vardı ama savaş lobisi bunu engelledi. AKP'nin iktidara gelişiyle çözüm yönündeki görüşmeler tamamen kesildi. Ben başbakanken Gül'e daha sonra Erdoğan'a mektuplar yazdım. "Hazır güçlerimiz dışarıdayken, çatışmasızlık süreci varken bu işi çözelim" dedim, yanaşmadılar. Sonra bildiğiniz gibi 1 Haziran süreci gelişti. Eğer AKP çözüme gelseydi, ordu engel olamazdı.

   Hiç ilgisi yoktur. AKP siyasi iktidardır, sen siyasi iktidarsın, ordu senin dediğini yapacak, siyasi sorumluluk sendedir. Siyasi iktidar görevini yapmayınca, rolünü oynamayınca ordu bildiği gibi yapar. AKP çözümsüzlüğü devam ettirme konusunda orduyla anlaşmıştır; "sen bana karışma ben de Kürtlere yönelim konusunda sana karışmayacağım" temelinde uzlaşmıştır.

   Şimdi bugüne geliyorum. Eğer bir diyalog ve çözüm süreci gelişmezse işte o istedikleri Türk-Kürt çatışması gündeme gelir. Kimse bu tehlikenin farkında değil. Şimdi ben bunu, 1918 Rusya'sındaki o dönemde yaşananlar yine 1789 sonrası 1791 Fransa'sında yaşanan o iç savaş dönemlerine benzetiyorum. Biliniyor,  bu dönemlerde buralarda çok kan döküldü. Kürt-Türk çatışması derinleşebilir. Ben tarihi görevimi yerine getiriyorum, herkesi uyarıyorum.  Böyle devam ederse zaten demokratik özerklik diyorlar, bunu pratikleştireceğiz diyorlar, bunun bir adım ötesi İran'ı da Suriye'yi de başka güçleri de arkalarına alan yarı-bağımsız Kürdistan ilanına kadar giden bir kanlı sürece yol açılabilir, çok kan dökülür, çok insan ölür. İşte 1 milyon askerimiz var diyorlar, güçlüyüz, yenebiliriz diyorlar, yenebilirler de ama ben PKK'yi tanıyorum PKK direnir, yenilmez. Fakat,  benim tercihim bu değildir. Demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, demokratik vatan, demokratik anayasa demiştim. Benim tercihim kan akmadan demokratik anayasal çözümdür. Eninde sonunda çok kan dökülse de gelinecek nokta çözümdür, çözüm galebe çalacaktır. Bu kadar acı çekmeden bu kadar kan dökülmeden çözümün sağlanması için çabalıyorum. Bunun için BDP'lilere demokratik anayasa çalışmalarını yoğunlaştırın diyorum. Bu çerçevede herkesle görüşün diyorum. Demokratik anayasa çerçevesinde kim ilkeli davranıyorsa onunla demokratik anayasa konusunda ittifak yapabilirler. AKP buna geliyorsa AKP ile, CHP buna geliyorsa CHP ile hatta ilkeler temelinde MHP ile bile ilkelere yanaşıyorsa yapılabilir.

   Ben mevcut durumu kaba bir benzetme olacak ama evlilik ilişkisine benzetiyorum. Öyle bir evlilik ilişkisi ki, erkeğin her dediği oluyor, sabahtan akşama kadar dövüyor ama kadının sesi çıkmıyor. Böylesi evliliğin erkeğe de faydası yok, erkeği de yozlaştırır, kadının her gün dayak yediği bir evde huzur da olmaz. Ya bu evliliğe itiraz etmeyeceksin, boyun eğeceksin ya da kabul etmiyorsan bunun gereğini yapacaksın.

   Öyle mi, tutuklamalar devam ediyor mu hala? Kadın hareketini selamlıyorum, beni merak etmesinler, bütün zorluklarına rağmen sağlığımı koruyacağım, çalışmalarında başarılar diliyorum.

   Muzaffer'in sağlığı nasıl? Kendisine özel selamlarımı iletiyorum. Ona Avrupa'daki KCK yapısını Maxmur'daki gibi derleyip toparlayabilirler. Cezaevi pratiklerini özeleştirisel bir yaklaşımla ele alsınlar, denilebilir.

   Cezaevinden gelen mektuplar var. Batman cezaevinden Vildan Göktepe'nin mektubunu aldım, özel selamlarımı söylüyorum. Ağabeyi fail-i meçhulde hayatını kaybeden Medeni Göktepe'ymiş. Ayrıca Batman cezaevinden Songül ….. Mektubunu aldım, selamlarımı iletiyorum, kendisiyle görüşülebilir. Batman cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Adıyaman cezaevinden Gülizar Akın'ın mektubunu aldım, selamlarımı iletiyorum. Erzurum Oltu cezaevinden Abdullah Yılmaz'ın mektubunu aldım. İsmini zikretmemi istemiş. Selamlarımı iletiyorum. Elbistan cezaevinden Türkan İpek, eski bir arkadaş bu, onun mektubu geldi, selamlarımı söylüyorum. İsim belirtemiyorum Kırıkkale, Tekirdağ, Edirne, Diyarbakır, Rize-Kalkandere, İzmir-Kıraklar ve diğer birçok cezaevinden mektuplar aldım. Hepsine ayrı ayrı selamlarımı iletiyorum.

   Kitap getirdiniz herhalde. Başka tarihle ilgili kitaplar da getirilebilir.

   Batman ve Denizli'deki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

   İyi günler.

   Herkese selamlar.   

               

                                                                                                        9 Haziran 2010     
 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com