![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Sağlığımda değişen bir şey yok. Geçen haftaki açıklamalarımın iç ve dış basında yer aldığını, tartışıldığını arkadaşlar söyledi. Tam anlatıldı mı söylediklerim? Kaç sayfaydı? Yani mesajlarım tam verilebiliyor mu? Açıklamalarım nasıl tartışılıyor, herhalde benden beklentiler var, çok yönlü beklentiler var. Barzani mektubumu aldığını açıklamış. Mektubum iyi, güçlü yazılmışmıydı, kaç sayfaydı? Avrupa 6. Sosyal Formu olmuş. Panelde Fransız Komünist Partisi benim ve diğer Kürt siyasi tutsakların serbest bırakılması için kampanya mı başlatacaklarmış. Böyle bir açıklamaları olmuş. Suriye'de Kürtlere yönelik dörtyüz gözaltının olduğu yönünde basında çıkan haberler Suriye hükümet yetkilisi ve PYD tarafından yalanlanmış deniliyor. Öyle mi? Ya ölen 11 kişi meselesi? Onların da doğru olmadığı anlaşılıyor. Suriye Devlet Başkanı Sayın Beşar Esad'ın daha önce İstanbul'a geldiği sırada Show tv'de yapmış olduğu beyanlarına katılıyoruz. Demokratik çözüm için diyalog ve uzlaşmadan bahsetmişti. Biz de zaten bu çerçevede çözümü savunuyoruz. Daha önce Beşar Esad'a adıma mektup yazılmasını söylemiştim. Yazılmamışsa yazılmalı, yazılmışsa da tekrar kısa bir mesaj gönderilebilir. Suriye'deki halkımız da Demokratik Ortadoğu için mücadele vermelidir. BDP Hewler'de ne zaman irtibat bürosu kuracak, gecikmesinler. Daha önce defalarca söyledim, niye bu kadar gecikiyorlar? Orası çok hareketli bir yer. Haftalık hatta günlük ziyaretler bile yapılabilir. Bu kadar geç kalmayı anlamıyorum. Brüksel önemlidir, Washington önemlidir ama Hewler daha önemlidir. Derhal temsilcilik açılmalıdır. Temsilciliklerde eşbaşkanlık sisteminin olması gerektiğini daha önce de söylemiştim. Ekiplerini kurarak çalışmaya başlayabilirler. Oradakiler bizim insanlarımız. Orada beşyüzü aşkın şirket var. Şimdiye kadar orada bir büronun olmaması hataydı. Erbil, Süleymaniye'de açabilirler. Irak Hükümet yetkilisi üçlü ittifak dışına çıkmayacaklarını, PKK ile fiziki savaşa girmeyeceklerini, bu konuda Türkiye'ye yardım etmeyeceklerini, peşmerge güçlerinin sözcüsü de kesin ve net bir şekilde PKK'ye karşı savaşmayacaklarını belirtmiş.Yardım edecekleri kadar yardım ettiler zaten! Yedili ittifak mı, ne demek bu? Başbuğ'un açıklamalarını biliyorum. Ne anlama geliyor bu açıklamalar? Eskinin tekrarı. Denenmiş, bitmiş, iflas etmiş bir anlayışın tekrarı. Sınır ötesi harekat ve bazı yakalamalar hesaplanıyor. Nasıl yani, öyle kolay mı o? Herzaman bunu yapmak istediler, mümkün değil. Çok çatışmalı olur, diyelim ki aldılar, başkaları gelir, bu neye yarayacak? Son süreçte hava saldırısı olmuş galiba. KCK bu hava saldırısında kendilerinin bir kayıplarının olmadığını ancak çevre köylerdeki sivillerin bundan zarar gördüğünü belirtmiş. Ziyaret yerine gelmeden önce arkadaşlar bahsetti, bu son Şemdinli kayıpları, yine on kişiden bahsediliyor, doğru mudur? Murat Karayılan bir açıklamasında süreci kontrollü götüreceklerini söylüyor. İran'da bir sessizlik var, bir çatışma yok galiba bu günlerde. Fiili bir ateşkes durumumu var, araları iyi galiba. Bütün güçlerini Türkiye sahasına mı kaydırdılar? İran böyle, Suriye’de durum ortada. Ben önceden böyle olacağını söylemiştim, Türkiye'yi uyarmıştım, ittifakın dağılacağı yönünde dediklerim çıkıyor. Ben Türkiye'yi defalarca uyarmıştım. Şu an asıl sıcak sahanın Türkiye olduğu anlaşılıyor. Bu Pervari kayıpları, 10 gerilla doğru mu? Tanınmadıklarına göre ne olmuş, kimyasal mı kullanılmış? Halepçe'deki gibi mi, nasıl bir silah bu, uçaklardan mı atılmış, yerden mi? Yasak silahlardan olabilir, eğer öyleyse dünyayı ayağa kaldırmalılar. Bunun üzerine ciddi durulup araştırılmalı. Urfaya gelen şehit cenazesi Urfa'nın neresinden? Hangi köy? Öğrenciler miydi? Urfa'da bu kadar katılım var mıydı, son süreçte böyle katılımlar var ha! Siverek nasıl, Bucakların eski hakimiyetleri yok herhalde, etkinlikleri fazla değil sanırım. Halk korkularını yenmiş herhalde. Böyle rahat demokratik siyasetlerini yürütebiliyorlar mı, çalışmaları nasıl? Hilvan nasıl? Çalışmalar nasıl gidiyor? Bizim o eski havamıza ulaşılmış mı? Hilvan bizim için çok önemlidir, mücadelemizin başladığı yerdir desek yeridir. Urfa'da çatışmalar var mı? Urfa'da çalışmalar nasıl? Urfa merkezinde Siyaset Akademisi 14 Temmuzda mı açılacak, niye gecikti? Siyaset akademisinin Urfa'da açılması çok önemlidir. Daha önce söylemiştim, Urfa'da devasa sorunlar var, Irgatlık, işsizlik, yoksulluk, göç, -dünyanın dört bir yanına Urfa'lı gençler göçüyor- kadınların durumu ortada, muazzam sorunlar var. Bu sorunların çözümü için çok ciddi çaba ve demokratik mücadele gerekiyor. Urfa'yı çözmek bir çok şeyi, bölgeyi çözmek anlamına gelir. Urfa'nın tarihi biliniyor. Aslında Urfa'da Fransızların yenilgiye uğratıldığı mücadele Kürtlerin eseridir. Bu olmasaydı belki de Kurtuluş Savaşı başarılamazdı. Bu sürecin ilk kazanımı Fransızlarla yapılan Türk-Fransız anlaşmasıdır. Yine bu süreçte Binbaşı Noel'in Mustafa Kemal'e yönelik takibi Urfa'dan başlamış, oradan sonra Sivas ve Elazığ'a kadar uzanmıştır ama başlangıcı Urfa'dır. Kürtlerin Kurtuluş Savaşındaki yeri ve önemli rolü aslında 1921 anayasasına da yansıdı. Biliyorsunuz o dönemde Kürtlere özerklik tanıyan düzenlemeler de yapıldı. Özerklik tanındı. Mustafa Kemal'in o dönemdeki konuşmalarında da bunlar var. Ama İngilizler, İttihat Terakki Kadroları, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak eliyle Mustafa Kemal'i etkisizleştirdiler, Kürtler İngiliz politikasına kurban edildi. Daha sonra Kürt meselesinde giderek özel savaş lobisi etkin olmaya başladı. Günümüzde de Urfa'da özel savaş lobisi etkinlik kurmaya çalışıyor. Araplar üzerinden oynanıyor, halkımızın maruz bırakıldığı durum da ortada. Urfa'nın geniş olanaklarına rağmen korkunç bir yoksullaştırma politikası yürütülüyor. Bu nedenle Akademi'nin kurulması önemlidir, çok önemsiyorum. "Akademi Açılış Konuşması veya Açılış Sunumu" adı altında adıma bir sunum yapılabilir. Görüşmelerde Urfa ile ilgili söylediklerimden yararlanılabilir, kaynak olarak kullanılabilir. Ayrıca savunmalarımdaki ilgili bölümlerden yararlanılır. Göbekli Tepe, İbrani tarihinde Urfa'nın yeri ve önemi üzerine yaptığım değerlendirmelerim var, onlar alınabilir. Hatta Ebru da bu çalışmalarda yer alır, yoğunlaşır, katkı sunar. Kendisine selamlarımı iletiyorum. Urfa'da bugünlerde sivil toplum örgütlerinin bir açıklaması olmuş herhalde, bu yönlü açıklamalar sanıyorum devam ediyor. Antep, Adıyaman, Maraş, Malatya hattı sessiz görünüyor. Niye böyle? BDP buralarda etkin bir örgütleme yapamıyor herhalde. Ben biliyorum, hatırlıyorum, bu bölgeler gelişkin bölgelerdi, demokratik yönü, demokratik özü gelişkin yerlerdi. Niye şimdi böyle oldu? Doğrudur ama bu yetmez. Kapitalizm bu bölgeleri mahfvetti. Bu bölgeleri kapitalist özentiden kurtarmak gerekir, boş bırakmamak lazım. BDP buralara özel önem vermelidir. Günlük gazetesi çıkmaya devam ediyor herhalde. Nasıl, içeriğinde bir zenginleşme, derinleşme var mı? Avrupa'da yeni bir şey var mı, Muzafere'e selamlarımı iletiyorum. Çalışmaları nasıl gidiyor, çalışıyorlar mı? Tartışmalar, yorumlar var. Yakın geleceğe yönelik olarak ağırlık bir görüş AKP'nin yeni süreçle birlikte kaybettiğini düşündüğü ulusalcı ve milliyetçi oyları tekrar almak için çatışmacı bir politika izleyeceğini, Erdoğan'ın da bu nedenle savaşın dilini daha da yükselteceğini belirtenler var. En azından seçime kadar bu politikanın devam edeceği yönünde yaygın bir kanaat var. Peki Kürt oyları ne olacak, bu yorumu yapan çevreler, AKP'nin Kürt oylarını gözden çıkardığını mı düşünüyor? Zannedersem AKP'nin Kürt oylarında bir düşüş var. Öyle değil mi? Sürecin gelişmesine yönelik bazı pratik önerilerim vardır: 1-Önce bir eylemsizlik, karşılıklı bir eylemsizlik durumu sağlanmalıdır. Birincisi bu. 2-Meclis bünyesinde Güney Afrika benzeri bir Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulmalıdır. Bu komisyon kendi alanında uzman kişilerden oluşmalıdır. Meclis'te bir komisyon olur ama ona bağlı çeşitli alt çalışma grupları olur. Yine bu da uzmanlardan oluşur. Aydınlar ve sivil toplum temsilcileri yer alabilir. Bu komisyon çatışmalı süreçle ilgili ben dahil bütün tarafları dinler. Geçmiş dönemde yer alan Çiller, Ağar ve dönemin diğer aktörlerini dinler. Bu komisyon gerçekleri açığa çıkarır. Benim yargılanmam gibi olmaz, benim yargılanmam tam bir tiyatro gösterisiydi, şekli bir şeydi. Şimdiki Çetin Doğan ve diğerlerinin yargılandığı Silivri yargılaması gibi de olmaz, bu da tam bir yargılama değil. Komisyon kapsamlı çalışır, bütün tarafları dinler, ulaştığı sonuçları halkla, kamuoyuyla paylaşır, taraflar birbirini affeder, bir dönem böyle kapanır. Bunu yapmak o kadar zor değil, Güney Afrika'da başarılı oldu, çözüme götürdü, burada da başarılı olmaması için bir neden yok. Bu sanırım anlaşıldı. Bununla paralel olarak güçlerin bir alana toplanması gündeme gelir. BM gibi uluslararası güçlerin güvencesi altında çözüme kadar bekletilir. Bundan sonra üçüncü aşama gelir. 3-Belli bir alanda toplanmış güçlerin anavatana dönüşü sağlanır. Öyle Habur'daki gibi değil, toplu bir geliş olur. Bu sürecin güvenlik boyutu KCK ile görüşülür. Demokratik Anayasa çalışmaları ise BDP üzerinden yürür, bu çalışmaya diğer partiler de katılır. Bu temelde anayasal ve yasal çözümler gelişirse silahlar bırakılır. Burada benim rolüme geliyorum. Benim rolüm yanlış anlaşılıyor. Öyle kendisini kurtarmak istiyor gibi yaklaşımlar ucuz yaklaşımlardır. Benim içinde olmadığım bir sürecin başarı şansı yoktur, bu eşyanın tabiatı gereği böyledir. Bu husus da iyi bir şekilde anlatılmalı. Aydınlarla bol bol görüşmeler yapılmalı. Ahmet Altan'a ve Yasemin Çongar'a selamlarımı iletiyorum, Cengiz Çandar, M.Ali Birand, Oral Çalışlar başta olmak üzere ilgili aydınlara selamlarımla birlikte bunlar anlatılmalı. Benim öyle kendimi kurtarmak gibi bir derdim yok, kurtuluş olacaksa hepimiz için olacaktır. Bu söylediklerim basınla paylaşılmalı, bizim medyada da geniş şekilde işlenmelidir. Bu hususları bol bol toplantılar yaparak, paneller düzenleyerek, bildiriler yazılarak anlatılmalı. Benim amacım sınırlı da olsa bir müzakere sürecine dönüşmesidir. Ben bunun için elimden geleni yapıyorum. Nereye gider, bakacağız. Şimdi şuna geliyorum. Bu olmazsa ne olur, Müzakere süreci olmazsa ne olur? Burası önemlidir. Ben geçen görüşmelerde Devrim Süreçlerinden bahsetmiştim. Bu süreçlerden şunun için bahsediyorum. Devrim süreçleri bir başladı mı kontrolden çıkar, hiç kimse kontrol edemez. Şu an Türkiye'de bu tehlike var mı, var. Ben buradan PKK'ye şöyle yapın, böyle yapın demiyorum. PKK'ye taktik de vermiyorum. PKK kendi taktiklerini zaten uyguluyor, kendine göre bir direniş tarzı var, kendileri bilir. Örneğin son şeylerine bakıyorum. Ben olsam böyle kale gibi ve yüksek teknolojiyle donatılmış yerlere yönelmez, bu kadar kayıplar vermezdim. Benim tarzım daha farklı olurdu. Dışarıda olsaydım Cudi gibi uygun yerlerde iyi üslenirdim, sonuç alıcı eylemlere yönelirdim. Bir yere üslenmek riskli olur muydu, evet olurdu ama büyük kazandırıcı da olabilirdi. Ya tam kazanırdım, ya tam kaybederdim! Yanlış anlaşılmasın ben kimseye savaşı yükseltin derinleştirin demiyorum. Bir tespit yapıyorum, bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. Benim 31 Mayıs açıklamam da yanlış anlaşıldı. Ben bir ateş yanıyor, bunu söndürelim diyorum. Bazıları çıkmış işte Bahçeli falan habire ateşe odun atıyor, böyle ateş söndürülemez. Ben tersini söylüyorum, gelin bu ateşteki odunları çekelim diyorum. Ateşin alevlenmesinin getireceği tehlikelere dikkat çekiyorum. Ben sadece gerilla ölümlerine değil asker ölümlerine de gerçekten üzülüyorum. Ben bunların önüne geçmek istiyorum, demokratik-barışçıl çözüm yolunu, önerilerini ortaya koyuyorum ama ne ittihatçı artığı CHP ve MHP ne de Hürriyet ve İhtilaf Partisinin devamı sahte islamcı zihniyetiyle çözüm gelişmez. İşte hala bitiririz, öldürürüz, yok ederiz diyenler var. Öyle bazılarının dediği gibi vurarak, öldürerek PKK yok edilemez. Yok profesyonel ordu, yok teknolojik silahlar, bunlar PKK'yi yok edemez. Zarar verirler mi, verebilirler. Diyelim ki yüz PKK'li öldürüldü, ne olacak? Sadece Türkiye'den değil, Dünyanın dört bir tarafında yaşayan Kürtlerden oraya bir akış olacak. Bu nedenle PKK bitirilemez. Kaldı ki çatışmaların şehirlere yayılması tehlikesi var. O zaman işin içinden çıkılamaz. Devrim ve Karşı-Devrim dönemlerinden bahsetmiştim. 1789 Fransız Devrimi, 1917 Ekim Devrimi, Alman Nasyonal Sosyalizmin ilk yılları incelenmelidir. Bu Türkiye'de illa böyle olacak anlamında demiyorum. Bir tehlikeye dikkat çekiyorum. Daha öncede söyledim, önemli olduğu için tekrar ediyorum. Bir çözüm gelişmezse üç şey olabilir demiştim. Birincisi çatışmalı süreç, savaş devam eder, bu süreçte devlet PKK'ye büyük zarar da verebilir ama daha önce de söylediğim gibi PKK'nin bir direniş tarzı var, sürekli katılım kaynağı var, olanakları var, PKK'yi bitiremezler. İkincisi çatışmalı süreç daha da derinleşir, sürece yayılırsa, savaş uzarsa her iki tarafta da yozlaşma gündeme gelir, iki tarafta da çeteler türeyebilir. İşte devlet içerisinde jitem tarzı faili meçhuller, köy yakmalar gündeme gelir. PKK'de de dörtlü çete Şemdin-Hogir-Çürükkaya benzeri şeyler gelişebilir. Üçüncüsü çatışmalar, savaş her tarafa sıçrar, şehirlere yayılır. Etnik-toplumsal çatışmalar gündeme gelir. Süreç kontrolden çıkar, kaos olur. Kimse kazanmaz, herkes kaybeder ama devlet daha büyük kaybeder. Bu söylediklerim geniş şekilde, etkili şekilde verilmeli. Bu konuda Le Monde geçen haftaki görüşmede söylediklerime yer verdiğine göre yine ilgi gösterebilir. Bu çerçevede söylediklerimden bir yazı çıkarılarak bir makale biçiminde İl Manifesto'ya da verilebilir, İtalya'daki dostlara da bu görüşlerim aktarılabilir. Onlara selamlarımı iletiyorum. Öcalan Garmsci'nin görüşlerini derinleştiriyor, görüşleri Öcalan'da anlam buluyor, denililir. Avrupa'daki tüm kurumlarımızın çalışanlarına, tv, gazete, dernek çalışanlarına, sanatçılara çok çok selam söylüyorum. Şimdi de mektuplara geliyorum. Verilmeyen birçok mektup var onlardan bahsetmek istiyorum. Almanya'dan sanıyorum Offenbach diye yazılmış- Arif Dirik'in mektubu verilmedi. Diyarbakır-Bağlar 5 Nisan Mahallesinden yazan ........'nın mektubu verilmedi. Yine İnci Roj'un mektubunu aldım. Felsefi şeyler yazmış. Yoğunlaşmasına devam etsin, benden beklentileri var. Selamlarımı iletiyorum. Bunlar dışarıdan gönderilip de verilmeyen mektuplar. Bir de cezaevlerinden gönderilip de verilmeyen mektuplar var. Zamanımız kısıtlı olduğu için hepsini söyleyemiyorum. Ayrıca cezaevlerinden gelip de verilen mektuplara da değineyim. Önce Malatya cezaevinden yazan Nesrin Akgün'ün mektubuna değinmek istiyorum. Ona selamlarımla birlikte ondaki gelişmeyi hayranlıkla izlediğimi belirtmek istiyorum. Devam etmelidir. Burada illa bir filozof ismi vermek istemiyorum ama derinleşmesi gerçekten iyidir, başarılar diliyorum. Erzurum cezaevinden Cahit İlboğa'nın mektubunu aldım. Bu arkadaş da güçlü yazıyor. Özellikle Cumhuriyet Tarihi konusunda iyi bir yoğunlaşması var. O döneme ait bazı gelişmelere ilişkin belgeleri bulup çıkarıyor. Devam etsin, başarılar diliyorum. Yine Erzurum cezaevinden Suat Gökalp'in araştırmaları da iyidir, devam etsin, başarılar diliyorum. Zonguldak cezaevinden gelen Kerküklü bir arkadaştan mektup aldım. Selahattin’e selamlarımı söylüyorum. Yine İran Kürtlerinden bir arkadaşın mektubu geldi, selamlarımı iletiyorum. Bu vesileyle Türkiye cezaevlerinde bulunan diğer parçalardaki tüm arkadaşlara özel selamlarımı iletiyorum. Adıyaman, Tekirdağ, Buca cezaevlerinden de arkadaşların mektupları var, onlara da selamlarımı iletiyorum. Herkese özel selamlarımı söylüyorum. Yeni kitap getirildi mi? Dipnot Dergisi'nin yeni sayısı çıktı mı? Daha önce de söylemiştim, Hz.Ayşe konusunda yeni bir kitap çıkmış, getirilebilir. Yine Say ve Metis yayınlarından çıkan tarihle ilgili bazı kitaplar var, onlar getirilebilir. Urfa, Kars, Erzurum, Serhat'daki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Iyi günler.
07 Temmuz 2010 |
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||