|
Çayan AMED
Uluslar arası sözleşmeler gereği yasak olan misket
bombaları, Türkiye,İsrail ve ABD gibi ülkeler tarafından
uluslar arası hukuk dünya kamuoyunun gözü önünde birkez daha
çiğnenmektedir. Misket bombalarının yasaklanması sözleşmesi
olarak bilinen Oslo süreci; Bu sözleşmeyi destekleyen
ülkeler 2008 yılında, sivillere büyük zararlar veren misket
bombalarını büyük ölçüde yasaklayan, ülkelerin elinde
bulunan misket stoklarının imha edilmesi koşulunu getiren ve
misket bombalarından etkilenen sivil halka yardım edilmesini
ve misket bombalarının atıldığı alanların temizlenmesini
hedefleyen bir sözleşmenin imzalanmasını sağlayacakları
sözünü vermişler(di)dir(
). Şimdiye kadar oslo sürecine 84
ülke katılmıştır. Katılan ülkelerin içinde Türkiyede
bulunmaktadır. Misket bombaları; karadan obüs toplarından,
havadan ise uçaklardan atılabilir özellige sahiptir. Bu
bombalar atıldıklarında bazı kapsülleri atılınca hemen
patlar. Patlamayanlar ise atıldıkları arazide kalır, uzun
yıllar herhangi fiziksel bir etkiye uğramadıklarında
patlamazlar ve öylece uzun yıllar oldukları gibi kalırlar.
Misket bombaları küçük ve ilgi çekici şekillerinden kaynaklı
başta çocuklar olmak üzere, kurbanlarının çoğunluğunu
siviller oluşturmaktadır. Misket bombaları atıldıklarında
yaklaşık yüzde 30u patlamadan kalabilir. Sivil yerleşim
yerlerinde ve yakınlarında kullanıldıklarında bir çok
insanın ölmesine veya yaralanmasına neden olurlar. ABDnin
Vietnam savaşında kullandığı misket bombaları, günümüzde
hala can almaya devam etmektedir.
İsrail ise kısa bir süre önce, Lübnana yalnızca üç
gün içinde yaklaşık 4 milyon misket bombacığı attı.
İsrail Lübnan ile 33 gün süren savaş sırasında
kullandığı misket bombalarının 1milyondan fazlası Güney
Lübnanda patlamamış durumdadır. Türkiyenin de aralarında
bulunduğu 70den fazla ülkenin stoklarında kullanıma hazır
milyarlarca misket bombası bulunuyor. Türkiye bundan bir kaç
ay önce medya savunma alanlarına ve bu alanlara yakın
köylere yaptığı hava saldırılarında, kullandığı misket
bombalarından kaynaklı, sivil halk köylerini terk etmek
zorunda kalmış ve bir okadarıda hava saldırısından kurtulan
hayvanlarını misket bombaları korkusundan araziye
çıkaramamaktadır.
Türkiye uluslar arası sözleşmelere uygun olarak elinde
bulunan misket stoklarını Kürdistan dağlarına serperek, hem
var olan misket stoklarının boşa gitmemesini hemde Kürdistan
dağlarını insansızlaştırmanın farklı bir yöntemi
uygulamıştır. Türkiyedeki sivil-asker yönetici
bürokrasinin asıl niyetide budur zaten!
Türkiye için genelde uluslar
arası sözleşmelerin hiçbir Kıymet-i Harbiyesi yoktur.
Aşağıdaki tobloya baktığımız zaman Türkiyenin 10 yıllık
toblosuyla ne kadar çeliştiğini
göreceksiniz.
1998 Mayın kullanımını yasakladı.
1999 Taraf Devletlerin İlk Toplantısına katıldı.
2000 Mevcut koşullar aksine gelişmediği takdirde"
Anlaşma'ya katılım öngörüsünde bulundu.
2001 Silahsızlanma Konferansı (Mayıs 2001)
2002 BM Genel Kurulunda (Ekim 2002) Anlaşma'yı
destekleyen açıklamalar yaptı.
2003 TBMM, Mayın Yasaklama Anlaşmasına katılım için
gerekli yasal düzenlemeyi onayladı.
2003 Mayın Yasaklama Anlaşmasına Taraf Devlet olmak
üzere BMye başvuruda bulundu.
2004 Mayın Yasaklama Anlaşmasına Taraf Devlet oldu.
Bu tablo Türkiyenin melez teorilerin yeni bir versiyonu
olmaktan öte bir şey değildir. Çünkü askeri endüstriyel
faaliyetler neredeyse Türkiye ekonomisinin rotasını
belirlemektedir. Savunma harcamalarının sanayi kesimine
akmasının bir temel sonucu, ekonominin askerileşmesidir.
Bir anlamda, savunma-dışı sanayi yoktur. Foyası artık
iyice ortaya çıkan AKP, kuyrukçu çizgisini saklayamayacak
kadar deşifre olmuştur.
Türkiyenin kamu bütçesi göstergelerine
baktığımızda (GSMHya oran olarak) Sağlık Harcamalarına
(3.6) Eğitim Harcamalarına (3.5) Askeri Harcamalara ise
(4.9) luk gibi büyük bir bütçe ayırmaktadır. Nesnel ölçülere
vurulduğunda, Türkiyenin yukardaki tablosu büyük bir yalanın
yazılı hale getirilmesinden ibarettir.
Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı
faydadan daha fazla olursa , o ülke batar. (Monteskiyo)
|