|
KASIM ENGİN
Çokça bilinir, önceden
çizilen yollarda yürüyenler o yolların vardığı köy ve
kentlere ulaşmaktan başka bir yere varamazlar derler.
Eğer yeni yerlere
ulaşılmak isteniyorsa yapılması gereken alışılmışın dışına
çıkma ya da ezberi bozan söz ve davranışları sergileme
cesaretini gösterebilmektir.
Şu hususu da
eklemeliyim, ölüm korkusunun kendisi de sosyaldir. O da inşa
edilmiş ya da ettirilmiştir. Dolayısıyla inşa edilmiş ölüm
korkuları yeni sosyal inşalarla ortadan kaldırılabilir.
Daha önce de Taraf
gazetesi yazarı Ahmet Altanın korkmak için fazla
yaşlandık demesi saygı uyandırıcıydı.
Terörist Türkiye
Cumhuriyeti Devleti sistemi; tekçi, tekelci, anti-uzlaşıcı
ve savaşçı bir karaktere sahiptir. Böyle olunca en küçük bir
karşı duruş insanı tehlikelerle karşı karşıya getirebilir.
İnsana söylediklerini geri aldırarak insana-egemenlerce
kullanılan bir kavramlaştırmayla tekrar yalatma-ve bu
yeterli görülmediğinde burnunu yere sürme derken, teşhir,
tehdit, şantaj ve çoğu zaman faili meçhul cinayetlerde
görüldüğü gibi kalleşçe katledilebilirler. Bu bir gelenek,
sistem, tarzdır.
Kendi cephemizde ele
alacak olursak; biz bunlara yabancı değiliz. Biz derken
ezilenleri, mazlumları, horlananları, direnişçileri,
devrimcileri ve nice özgürlük ve adalet arayışçısını
kastediyoruz.
Her tarla kendine has
bitki üretir. Binlerce yılın bilgi-iktidar tarlasında
genelde özgürlük, özelde sosyalizm, kardeşlik, adalet
bitkileri üremez. Terörist devletin tarlası despotluk
mayası ile mayalanmıştır. Böyle olunca bu iktidar ve bu
iktidarı kullananlarda başka şeyi beklemek çokta anlamlı
olamaz.
Hafızasını yitirmiş
toplumlar, kolay sömürülme, işgal edilme ve asimile
edilmekten kurtulamazlar. Bizim gibi her olup bitene ya
şükür, Allah büyüktür diyen toplumlara bu durumda vay
haline. İşte böylesi toplumlara karşı yukarıda
ifadelendirmeye çalıştığımız egemenler tamda birer
despotturlar.
Onlar bilirler ki, en
küçük kükreyişleri bizi yerimizde çakılı kalmaya ve
donmamıza yeter de artarda. Ne de olsa tencere yuvarlanmış
kapanığı bulmuştur misali güdülmeye alışmış bir toplum
olmamızdan kaynaklı başımızdan aslanları ve kralları hiç
eksik ekmedik, yani her gün her gün etimizi yeseler de
Allaha şükür der misali hep şükür ettik.
Tekrardan Baskı ve
istismar uygarlığın ve dolayısıyla uygarlık tarihinin
dayandığı sürdürülür tarzdır, sistemdir. O zaman bu
istismar ve baskıya karşı nasıl ayakta kalacağız? Korkarak,
sinerek, ürkerek, meydanları çakallara bırakarak mı yoksa
kendimize gelerek, kendimiz olarak, öz güvenle gücümüzü
birleştirerek topyekûn bu cümle cemaat iblislerin suyunu
kurutarak mı?
Bu sorulara verilecek
pozitiv ya da negatif cevaplar bize tarafımızı
gösterecektir. Kim olduğumuzu bize ve tarihe söyleyerek bir
dipnot olarak düşecektir.
En son İlker Başbuğ
paşanın sözde Anayasa mahkemesinin en önemli
şahsiyetlerinden Paksütle görüşmesi deşifre olunca, bu
görüşmeyi deşifre edenlere ateş püskürtmeye başladılar.
Evet, biz Psikolojik olarak benlik kontrol edilemezse
kendini sınırsız abartma hastalığına yol açar gerçekliğini
biliriz, hem de çok iyi biliriz. Yine Hukuk, ahlak
kurallarının yeni devletli toplumun düzenlenmiş esaslarını
ve yönetici sınıfın çıkarlarını, mal-mülkünü ve güvenliğini
ifade eder ki, bu da yeni toplumun anayasası demektir
olduğunu da iyi biliriz. Lakin biz tüm bunlara rağmen
halklarımıza karşı yapılan bu kadar karanlık bir görüşmenin
yapıldığını basına yansıtan basın camiasına ateşler
püskürtülmesinin ne anlama geleceğini de iyi biliriz.
Hele hele
saldırırcasına, hakaret vari yönelimleri insanı
düşündürtüyor. Demek orada yani gizli görüşmede gerçekten
hepimizi ilgilendiren gizli karanlık şeyleri tartışmışlar.
Türkiye bilindiği gibi
kaosun ötesinde bir durumu yaşıyor. Biz buna ultra kaos
diyelim. Kaos tabiatı gereği olağanüstü durumdur. Ancak
Türkiye de yaşanan ultra olağanüstü durumdur. Ve olağan üstü
durumda yapılan gayri meşruluklarda olağanüstüdür. Biz
karılaştırılmanın ne olduğunu az çok biliyoruz. Ancak
yapılan gerçekten bunu kat be kat aşan bir karılaştırma
girişimidir. Ve bu karılaştırmayı sadece paşalar yapmıyor.
Paşalara oğlancılık yapan birçok basıncıda
oğlanlaştırılmasına rağmen bizi karılaştırmaya
çalışıyorlar. Sözde Ertuğrul Özkök gibi çoktan iğdiş edilmiş
tiplemelerin de bu kadar gayri meşruluğu savunmaları ancak
paşalara ve onların oğlanlaştırma kültürüyle izah
edilebilir.
Sorun, yaşayıp
yaşamamak değil, doğru yaşamayı bilmektir. Her ne kadar
doğru yaşamayı çok başarmasak da daha önemlisi onun
arayışından vazgeçmemek, o yolun yolcusu olmaktır.
Biz doğru yaşamak
istiyoruz, en azından bunu denemeye çalışıyoruz. İçimizde
birikmiş çığlığı hiç kimsenin icazetine bağlamadan haykırmak
istiyoruz. İstemenin de ötesinde haksızlıklara karşı tok
sesle bağırmak istiyoruz. Sesimizi yükselterek halkımızın
sesi olmak istiyoruz. Bu kadar karılaştırma politikalarına
bir dur demek istiyoruz.
Evet, biz onurlu
insanlar olmak istiyoruz. Onurlu olmak biraz kendin olmak
ise kendimiz olmak istiyoruz.
Bugünlerde Türkiye de
gerçekten güzel şeyler olup bitiyor. Türkiye de birçok
onurlu aydın başını dik kaldırarak sesini de tok
söylemektedir. Birde bunların yanında kalemini titretmeden
içinde ne geliyorsa onu yazanları da okuyoruz. Bu da bizi
sevindiriyor.
Tersanelerdeki
işçilerimiz, emekçilerimiz ve nice emeğinin bilincine varmış
Türkiyeli bizi sevindiriyor. Kadıköylerde yeter artık
diyerek ayağa kalkan on binler bizi sevindiriyor. Kürdistan
da halkımızın ayağa kalkışı umut vermenin de ötesinde bizi
şaha kaldırıyor. Kürdistan gerillası ise tüm bu olup biten
hukuksuzluğa karşı halkların hukukunun ayakaltından
çıkarılması için mücadele ediyor. Bunlar insanı sevindiren
gelişmelerdir.
Yeni slogan, ya
kapitalizm ya sosyalizm değil, ya kapitalizm ya özgür
yaşam olmalıdır. Ahmet Altanın deyimiyle ya Kemalist
devlet düşüncesine evet ya da özgürlük!
Sorun işte burada
yatmaktadır. Biz İnsan özgürlüğü ve onurunun olduğu yerde
kölelik yaşanamaz diyerek sesimizi yükselterek TARAF olmak
zorundayız. Hele hele böyle süreçlerde birileri TARAF olmayı
geliştirmek için halkların doğru TARAFI için bir şeyler
yapmaya didiniyorsa bizimde çoktan TARAF olmamız gerektiği
mesajı verilmiştir.
Bize düşen bu mesaja
denk Türkiye halkları lehine kendi yerimizi en onurlu tavır
ve davranışla almaktır. Biz gerilla olarak dünden bu TARAF
olmaya varız.
Şunu da unutmayalım;
eğer bizler-doğruları, adaleti, eşitliği, kardeşliği,
barışı, özgürlüğü isteyenler-birleşirsek karşımızda hiç bir
güç kendini tutamaz. Bunlar paşalarda olsalar önümüzde
duramazlar. Hepimizin birer haykırışı böylesine halkların
cellâtlığa soyunmuşların ne kadar korkak ve ürkek olduğunu
göstermeye yeter de artarda.
Yeter ki biz TARAF
olalım ve yeter ki biz YETER ARTIK diyelim.
|