Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
  TARAF OLMAK, “TARAF’LI” OLMAK  

TARAF OLMAK, “TARAF’LI” OLMAK

 

KASIM ENGİN

 

“Çokça bilinir, önceden çizilen yollarda yürüyenler o yolların vardığı köy ve kentlere ulaşmaktan başka bir yere varamazlar” derler.

Eğer yeni yerlere ulaşılmak isteniyorsa yapılması gereken alışılmışın dışına çıkma ya da ezberi bozan söz ve davranışları sergileme cesaretini gösterebilmektir.

“Şu hususu da eklemeliyim, ölüm korkusunun kendisi de sosyaldir. O da inşa edilmiş ya da ettirilmiştir. Dolayısıyla inşa edilmiş ölüm korkuları yeni sosyal inşalarla ortadan kaldırılabilir. “

Daha önce de Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın “korkmak için fazla yaşlandık” demesi saygı uyandırıcıydı.

Terörist Türkiye Cumhuriyeti Devleti sistemi; tekçi, tekelci, anti-uzlaşıcı ve savaşçı bir karaktere sahiptir. Böyle olunca en küçük bir karşı duruş insanı tehlikelerle karşı karşıya getirebilir. İnsana söylediklerini geri aldırarak insana-egemenlerce kullanılan bir kavramlaştırmayla tekrar yalatma-ve bu yeterli görülmediğinde “burnunu” yere sürme derken, teşhir, tehdit, şantaj ve çoğu zaman faili meçhul cinayetlerde görüldüğü gibi kalleşçe katledilebilirler. Bu bir gelenek, sistem, tarzdır.

Kendi cephemizde ele alacak olursak; biz bunlara yabancı değiliz. Biz derken ezilenleri, mazlumları, horlananları, direnişçileri, devrimcileri ve nice özgürlük ve adalet arayışçısını kastediyoruz.

“Her tarla kendine has bitki üretir. Binlerce yılın bilgi-iktidar tarlasında genelde özgürlük, özelde sosyalizm, kardeşlik, adalet bitkileri üremez.” Terörist devletin tarlası despotluk mayası ile mayalanmıştır. Böyle olunca bu iktidar ve bu iktidarı kullananlarda başka şeyi beklemek çokta anlamlı olamaz.

“Hafızasını yitirmiş toplumlar, kolay sömürülme, işgal edilme ve asimile edilmekten kurtulamazlar.” Bizim gibi her olup bitene “ya şükür, Allah büyüktür” diyen toplumlara bu durumda vay haline. İşte böylesi toplumlara karşı yukarıda ifadelendirmeye çalıştığımız egemenler tamda birer despotturlar.

Onlar bilirler ki, en küçük kükreyişleri bizi yerimizde çakılı kalmaya ve donmamıza yeter de artarda. Ne de olsa “tencere yuvarlanmış kapanığı bulmuştur” misali güdülmeye alışmış bir toplum olmamızdan kaynaklı başımızdan “aslanları ve kralları” hiç eksik ekmedik, yani her gün her gün etimizi yeseler de “Allaha şükür” der misali hep şükür ettik.

Tekrardan “Baskı ve istismar uygarlığın ve dolayısıyla uygarlık tarihinin dayandığı sürdürülür tarzdır, sistemdir.” O zaman bu istismar ve baskıya karşı nasıl ayakta kalacağız? Korkarak, sinerek, ürkerek, meydanları çakallara bırakarak mı yoksa kendimize gelerek, kendimiz olarak, öz güvenle gücümüzü birleştirerek topyekûn bu cümle cemaat iblislerin suyunu kurutarak mı?

Bu sorulara verilecek pozitiv ya da negatif cevaplar bize tarafımızı gösterecektir. Kim olduğumuzu bize ve tarihe söyleyerek bir dipnot olarak düşecektir.

En son İlker Başbuğ paşanın sözde Anayasa mahkemesinin en önemli şahsiyetlerinden Paksüt’le görüşmesi deşifre olunca, bu görüşmeyi deşifre edenlere ateş püskürtmeye başladılar. Evet, biz “Psikolojik olarak benlik kontrol edilemezse kendini sınırsız abartma hastalığına yol açar” gerçekliğini biliriz, hem de çok iyi biliriz. Yine “Hukuk, ahlak kurallarının yeni devletli toplumun düzenlenmiş esaslarını ve yönetici sınıfın çıkarlarını, mal-mülkünü ve güvenliğini ifade eder ki, bu da yeni toplumun “anayasası” demektir” olduğunu da iyi biliriz. Lakin biz tüm bunlara rağmen halklarımıza karşı yapılan bu kadar karanlık bir görüşmenin yapıldığını basına yansıtan basın camiasına ateşler püskürtülmesinin ne anlama geleceğini de iyi biliriz.

Hele hele saldırırcasına, hakaret vari yönelimleri insanı düşündürtüyor. Demek orada yani gizli görüşmede gerçekten hepimizi ilgilendiren gizli karanlık şeyleri tartışmışlar.

Türkiye bilindiği gibi kaosun ötesinde bir durumu yaşıyor. Biz buna ultra kaos diyelim. Kaos tabiatı gereği olağanüstü durumdur. Ancak Türkiye de yaşanan ultra olağanüstü durumdur. Ve olağan üstü durumda yapılan gayri meşruluklarda olağanüstüdür. Biz karılaştırılmanın ne olduğunu az çok biliyoruz. Ancak yapılan gerçekten bunu kat be kat aşan bir karılaştırma girişimidir. Ve bu karılaştırmayı sadece paşalar yapmıyor. Paşalara “oğlancılık” yapan birçok basıncıda “oğlanlaştırılmasına” rağmen bizi karılaştırmaya çalışıyorlar. Sözde Ertuğrul Özkök gibi çoktan iğdiş edilmiş tiplemelerin de bu kadar gayri meşruluğu savunmaları ancak paşalara ve onların “oğlanlaştırma” kültürüyle izah edilebilir.

“Sorun, yaşayıp yaşamamak değil, doğru yaşamayı bilmektir. Her ne kadar doğru yaşamayı çok başarmasak da daha önemlisi onun arayışından vazgeçmemek, o yolun yolcusu olmaktır.”

Biz doğru yaşamak istiyoruz, en azından bunu denemeye çalışıyoruz. İçimizde birikmiş çığlığı hiç kimsenin icazetine bağlamadan haykırmak istiyoruz. İstemenin de ötesinde haksızlıklara karşı tok sesle bağırmak istiyoruz. Sesimizi yükselterek halkımızın sesi olmak istiyoruz. Bu kadar karılaştırma politikalarına bir dur demek istiyoruz.

Evet, biz onurlu insanlar olmak istiyoruz. Onurlu olmak biraz kendin olmak ise kendimiz olmak istiyoruz.

Bugünlerde Türkiye de gerçekten güzel şeyler olup bitiyor. Türkiye de birçok onurlu aydın başını dik kaldırarak sesini de tok söylemektedir. Birde bunların yanında kalemini titretmeden içinde ne geliyorsa onu yazanları da okuyoruz. Bu da bizi sevindiriyor.

Tersanelerdeki işçilerimiz, emekçilerimiz ve nice emeğinin bilincine varmış Türkiyeli bizi sevindiriyor. Kadıköylerde “yeter artık” diyerek ayağa kalkan on binler bizi sevindiriyor. Kürdistan da halkımızın ayağa kalkışı umut vermenin de ötesinde bizi şaha kaldırıyor. Kürdistan gerillası ise tüm bu olup biten hukuksuzluğa karşı halkların hukukunun ayakaltından çıkarılması için mücadele ediyor. Bunlar insanı sevindiren gelişmelerdir.

Yeni slogan, “ya kapitalizm ya sosyalizm” değil, “ya kapitalizm ya özgür yaşam” olmalıdır. Ahmet Altan’ın deyimiyle ya Kemalist devlet düşüncesine evet ya da özgürlük!

Sorun işte burada yatmaktadır. Biz “İnsan özgürlüğü ve onurunun olduğu yerde kölelik yaşanamaz” diyerek sesimizi yükselterek TARAF olmak zorundayız. Hele hele böyle süreçlerde birileri TARAF olmayı geliştirmek için halkların doğru TARAFI için bir şeyler yapmaya didiniyorsa bizimde çoktan TARAF olmamız gerektiği mesajı verilmiştir.

Bize düşen bu mesaja denk Türkiye halkları lehine kendi yerimizi en onurlu tavır ve davranışla almaktır. Biz gerilla olarak dünden bu TARAF olmaya varız.

Şunu da unutmayalım; eğer bizler-doğruları, adaleti, eşitliği, kardeşliği, barışı, özgürlüğü isteyenler-birleşirsek karşımızda hiç bir güç kendini tutamaz. Bunlar paşalarda olsalar önümüzde duramazlar. Hepimizin birer haykırışı böylesine halkların cellâtlığa soyunmuşların ne kadar korkak ve ürkek olduğunu göstermeye yeter de artarda.

Yeter ki biz TARAF olalım ve yeter ki biz YETER ARTIK diyelim.

 

 

 


 

 


 

 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com