KURDİSTAN BARIŞ GAZİLERİ
 

 

     TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS

 
 
 
 
 
 
 
    

 

TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI

  DESİDERİUS ERASMUS

Eğer faniler masumluğuma ve kendilerine sunduğum avantajlara rağmen benden nefret ediyor, beni reddediyor ve yerden yere çalıyorlarsa, bana karşı takındıkları aşağılayıcı tavrı ve günahkarlıklarını esefle karşılamamam mümkün değil. İnsanların tüm mutluluklarının kaynağı olan bana, böylesi bir darbe indirmekle bizzat kendi çıkarlarından uzaklaşıyor ve en kötü felaketleri üzerlerine çekiyorlar. İşte bu nedenle biz aslında onların bana saldırılarından çok kendi bahtsızlıklarına üzülmeliyiz; bende onlara öfkemi yönelteceğime tam tersine yazgılarına üzülmek ve onlara merhamet etmek zorunda kalıyorum. Eğer size karşı yalnızca sevgi duyguları besleyen birini geri çevirmek insanlık dışıysa, size yardımda bulunmuş birisini küçük görmek nankörlükse, ananız olan ve tüm varlıklarınızı koruyan birine kötü davranmak da bir imansızlık ifadesidir, ancak gerçekte benim taşıdığım onca güzel avantajın çekinceyle bakılarak reddedilmesi, insanın kendi yazgısına karşı kıskanç davranması ve bu iyilikler yerine onca felaketin taşıyıcısı olan Kara Haydra’yı üzerine çekmesi her koşulda cinnetin doruğu değilmidir? İnsanın öfkesini kötülere yöneltmesi doğrudur, ancak böylesine öfkeyle dolu kişilere karşı yazgılarını kınamaktan başka ne yapabiliriz ki? Bunlar kendi durumlarından yakınmadıkları ölçüde daha da acınasıdırlar, kendi talihsizliklerinin bilincinde olmadıklarından dolayı daha da talihsizdirler, çünkü dünyada hiç bir şey onlara çılgınlıklarının büyüklüğünü ölçürtmez ve onları iyileşmeye yönlendiremez.
        Eğer ben gerçekte gerek tanrılar gerekse insanlar tarafından onca övgüye boğulan barışsam gökyüzünde ya da yeryüzünde mevcut olan tüm iyiliklerin kaynağı, anası, besleyicisi, müjdecisi ve koruyucusuysam; eğer ben olmazsam hiç bir şey gönenmezse, güvenli saf ve kutsal olan insanlara hoş gelen ve tanrıların minnettarlığını doğuracak olan hiç bir şey bensiz kurulamazsa ve buna karşılık eğer savaş, tartışmasız orada ya da burada tüm evreni etkileyecek tüm kötülükleri yayan bir tür okyanussa, eğer o felaket yeşeren her şeyi aniden kurutuyor, gönenç anıtlarını yerle bir ediyor, sağlam yapıları sarsıyor, en iyi biçimde kurulmuş olan şeyleri yıkıyor ve tatlılığı acıya dönüştürüyorsa; kısacası eğer o anında yıkacak kadar büyük bir küfürse dindarlığa ve dine el uzatan şeyse ve korkunç bir afetse, yukarıdaki güçler açısından en nefret edilesi şeyse, ölümsüz tanrı adına sorarım size; beni kovmak için ve bu kadar çok miktardaki felaketi bu kadar pahalı ödemek için böyle büyük çabayla çalıştıklarını böyle hazırlık yaptıklarını onca para harcadıklarını, onca dikkat ve tehlikeyi göze aldıklarını gören kim, onu kışkırtanların insan olduğuna ve en minicik beyin parçasına sahip bulunduğuna inanır?
       Bana karşı bunca kini biriktirmiş olanlar yırtıcı hayvanlar olsaydı, buna daha kolay katlanabilir ve maruz kaldığım küfrü onlara bu yaban özelliği vermiş olan doğanın hesabına yazardım. Benden nefret edenler, dilden yoksun yaratıklar olsaydı, kendi kendime kendilerine sunduğum avantajları değerlendirmelerini sağlayacak tek şey olan anlak gücünden yoksun olduklarını söyler, kinlerini bilgisizliklerine bağlardım. Ama heyhat! Ah o büyük ve canavardan da öte talihsizlik doğa akıl yetisine sahip ve kutsal kökenli bir anlağı harekete geçirebilecek bir tek hayvan doğurdu. İyilkseverliğe ve dirlik düzenliğe duyarlı olmaküzere doğan yalnızca odur, ama ben yaban hayvanların ya da herhangi bir hayvan türünün yanına insanlardan daha kolaylıkla sığınabiliyorum.
       Gökküreleri ne aynı harekete, ne de aynı güce sahip olmalarına rağmen onca yüzyıldan beri kendi aralarında bir uyum sunuyor ve kendilerini yöneten yasalara sadık kalıyorlar. Birbirleriyle mücadele halinde olan öğelerin gücü onları yine de istikrarlı bir dengede tutuyor ve birbirleri arasında sonsuz bir barışı koruyor; böylesi bir uyuşmazlığın içinde bir rıza ve karşılıklı mübadele sayesinde onların dirlik- düzenliğini besliyor. Canlı gövdeleri oluşturan organlar arasında nasılda sadık bir uyum, birbirlerinin karşılıklı korunması yönünde ne güzel bir düzen vardır. Birbirine ruh ve beden kadar benzemeyen ikji şey varmıdır? Bununla birlikte onların birbirinden ayrı olması tereddütsüz doğanın bu iki tözü sıkı bir akrabalık bağıyla nasılda birleştirdiğini gösterir. Bunun sonucu olarakta eğer yaşam bedenle ruhun birliğinden başka bir şey değilse, sağlıkda organizmanın tüm işlevleri arasındaki uyumun doğurduğu bir durumdur. Akıldan yoksun olan hayvanlar, her biri kendi türünün dahilinde bir uyum ve anlaşma içinde yaşar. Filler sürü halinde yaşar, koyun ve domuz yavruları türdeşleriyle bir arada olmaktan hoşlanır, turnalar ve alakargalarda grup halinde uçar. Bize dindarlığı öğretmiş olan leylekler kendi öğütlerine uyar, yunuslar ise birbirlerine yardım ederek kendi kendilerini savunur. Karınca ve arılarda kendi cemaatlerinde kurmuş oldukları uyumlu toplumsal örgütlenmeyi bilir.
        Akıldan yoksun olsalar da duyularını kullanmasını bilen bu hayvanların üzerinde neden böyle uzun uzadıya duruyorum ki? Ağaçlarda, bitkilerde, dostluk izlerine rastlanabilir. Bağ, üzümü, şeftali ağacı bağı sever. Huzurun iyiliğini hissetmezmiş gibi görünen duyarsız şeylere gitmemize gerek bile yok. Bunların duyumsama yetisi yoksa bile, yine de yaşamla donatılmış olduklarından ötürü duyan her şeyle yakınlıkları vardır. Hangi türden olursa olsun taştan daha duyarsız bir nesne varmıdır? Yine de taşın belli bir huzur ve uyum duygusuna sahip olduğu söylenebilir. Böylece mıknatıs demiri çeker ve tutar.
       Bu kendine çekme yetisi yaban hayvanlarında da kendini gösterir. Aslanlar, ne denli yırtıcı olurlarsa olsunlar kendi aralarında dövüşemezler, yaban domuzu asla o ürkütücü dişleriyle birbaşka yaban domuzuna saldırmaz. Vaşak vaşakla huzur içinde yaşar. Ejderha ejderhaya karşı gaddar değildir. Kurtlar arasındaki uyum ise atasözlerinde dile gelmiştir. Daha da çarpıcı bir belirtmede bulunacağım. Gökyüzüyle insanlar arasındaki uyumu ilk kez bozmuş olan ve bugünde yıkımlarını sürdüren kötü ruhlar kendi aralarında bir antlaşmayla bağlıdırlar ve ne olursa olsun zorbaca dünyalarını sürdürmek için birbirleriyle anlaşırlar.
         Kendileri için onca gerekli olan birliğe tümdiğerlerinden daha yatkın olmaları gerekn insanlar, başka yerlerde onca güçlü ve etkili olan doğanın sesine sağır kalır. Başka hiç bir kurumda onları birleştiremez. Ne antlaşmalarından doğacak onca avantaj onları birleştirir, ne de savaşın doğurduğu felaketlerin duygu ve deneyimi kendilerini paylaşılan bir sevgiye iter. Halbuki tümü aynı fiziksel görünüme, aynı ifade biçimine sahiptir. Tüm diğer hayvan türleri özelliklede bedenlerinin biçimiyle birbirlerinden ayrılırken yalnızca insan türü akıl yürütme yetisine sahiptir ve bu yeti onların öylesine ortak ve özgün bir özelliğidir ki onlara başka hiçbir hayvan türüyle paylaşmadıkları bir vergi sunmuştur. Bu yalnızca insana özgü olan ve dostluğu sağlamanın mükemmel yolu olan konuşmadır. Doğa ayrıca her birimize erdemin tomurcuklarını ve her türden bilgiyi de vermiştir. İnsanları benzerlerine karşı iyiliğe yönelten ve kendilerini savdirmenin ve birbirlerine yararlı olmanın getirdiği hazzın cazibesinden yararlanmalarını sağlayan tabi Kirke’nin iğrenç tutkuları ve küfürleriyle bozularak insanken yaban hayvanlara dönüşmedikleri takdirde şefkatli ve yumuşak bir özellikle donatmıştır.
       Anlaşıldığı kadarıyla bireylerin birbirlerine karşı iyilikseverliğini amaçlayan her şeyin insani olarak adlandırılmasının nedeni buradan gelir. Doğa insana bir de duyarlılığının sarsılmaz kanıtı olan gözyaşlarını bahşetmiştir. Bizi erinci herhangi bir bulut tarafından gölgelenen bir dostlukla etkilemiş olan saldırıları affetmeye itende onlardır. Doğa bize uyumu ne çok yoldan öğretmiştir değilmi? Ne varki o dostluğu, insana yalnızca barışın cazibesinden ötürü zevkli kılmamış, aynı zamanda da bu duygunun bir gereklilik olmasını istemiştir. İşte bu nedenle doğa bedenin yetileriyle ruhun yetilerini hiçbir insanın ne denli aşağı düzeyde olursa olsun kendi benzerlerinin yardımından arada bir yararlanamayacak biçimde dağıtmıştır. Öte yandan doğa, herkese aynı yetenekleri vermemiş ve onları eşit bir biçimde dağıtmamıştır. Bunun nedeni o eşitsizliğin dostça mübadelelerle telafi edilmesine olanak sağlamaktır. Gerekliliğin insanları ticari mübadelelere zorlaması amacıyla farklı bölgelerde farklı üretimler mevcuttur.
         Yine aynı doğa öbür hayvanlara kenilerine uygun silahlar ve savunma araçları vermiştir. Güvenliğini ancak benzerleriyle birlik ve karşılıklı bir yardım antlaşmasıyla sağlayabilmesi için bir tek silahsız ve zayıf hayvan yaratmıştır o da insandır. Sivil toplumları ortaya çıkarmış olan gerekliliktir. İnsanlara güçlerini birleştirerek kendilerini yaban hayvanlara ve eşkiyanın şiddetine karşı korusunlar diye kendi savunmaları için birleşmeyi öğreten odur. Bu öylesine doğrudur ki insani işlere bakıldığında bir bireyin kendi kendisine yettiği tek bir örnek bile yoktur. İnsan türü eğer evlilik birliği türünü çoğaltmamış olsaydı, henüz başlangıcında ölür giderdi. Gerçektende insan doğumunu bile görmez, ebelerin dost eli ve sütninelerin sevgi dolu bakımları küçük çocuğun yardımına gelmese doğar doğmaz ölürdü. Doğa aynı zamanda da anababaların yüreğine çocuklarını, henüz yüzlerini bile görmeden sevmelerrini sağlayan o şefkat kıvılcımlarını da salmıştır. Çocukları da yaşa bağlı olan zaafları, ana babalarının kendilerine gösterdikleri ilgiyle hafiflesin diye onlara karşı aynı türden bir şefkatle donatmıştır. Öyle ki hem ana babalar hemde çocuklarda bu sevgi tezahürleri tam bir eşitlik düzeyinde hayranlığa layık olsun: Yunalılar bu durumu son derece talihli bir biçimde (kanbağı nimeti) terimiyle dile getirmişlerdir. Buna bir de akrabalık ve dostluk bağlarını ekleyelim. Gerçektende kimi insanlar arasında doğalarının, entellektüel donanımlarının ya da fiziksel görünümlerinin uygunluğuna bağlı yakınlıklar vardır. Bunlardan pek çoğu ruhun gizli bir duygusunun etkisini yaşar ve hayranlık uyadıracak bir yönlendermeyle eskilerin coşkuları dahilinde tanrısal güçle bağlantılandırdığı bu karşılıklı sevgiye itilirler.
         Böylece sayısız tanıklıklar aracılığıyla doğa barış ve uyumu öğretmiştir. Bizi kendi yoluna çekmek için bin bir cazibe sergiler, öyle çok bağ bizi ona iter, öyle çok neden bizi barışın yönüne sürükler ki! Bundan sonra bize kötülük yapma yeteneği açısından çok güçlü, yıkıcı, parçalayıcı her şeyi kıran ve insanların yüreğine doymak bilmez savaş çılgınlığını yerleştiren o öfkenin neyin nesi olduğunu söylesinler! Öncelikle şaşkınlığımızı sonra da kötülük bilincimize kadar her şeyi yok eden alışkanlık olmasa, bitmek bilmez savaş çılgınlığını yerleştiren o öfkenin neyin nesi olduğunu söylesinler! Öncelikle şaşkınlığımızı, sonrada kötülük bilincimize kadar herşeyi yok eden, alışkanlık olmasa bitmek bilmez anlaşmazlık sorun ya da savaşlar aracılığıyla o birbiriyle kavga eden, dövüşen, sorunlar yaratan insanlara kim inanabilirdi? Sonuç olarak bunların tümü yağma, kan, yıkım ve felaketten başka bir şey değildir. Herşeyi alt-üst ederler, kutsal şeyleri de dindışı şeyleri de ve onları karşılıklı yitime götüren o öfke dolu çılgınlıklarını kesebilecek kadar kutsal bir antlaşma da yoktur, ama daha fazlasını söylemeye gerek kalmaksızın salt insani sıfatı tüm insanlar arasında bir sözleşmenin yapılabilmesi için yeterli olmalıdır.
        Savaşmak için sabırsızlanıyormusun? İşe önce barışın ve savaşın doğalarını bu iki etkinlik türünün sonradan getirdikleri avantaj ve dez avantajları incelemekle başla; o zaman kendi kendine iyice düşündükten sonra barışın yerine savaşı koymanın daha avantajlı olup olmadığını soracaksın. Gerçekten hayranlık uyandırıcı bir tek şey varsa o da bolluk, bereketin ortasında bir krallığın sağlam biçimde yerleşmiş kentler, güzelce işlenmiş tarlalar, mükemmel yasalarla gönendiğini, en soylu bilimleri geliştirdiğini ve kusursuz göreneklere sahip olduğunu görmektir. O zaman kendi kendine düşün; benim bu mutluluğu, savaşa başvurarak bozmaya hakkım varmı? Eğer tersine gördüklerin; yok olmuş kentler, kül haline gelmiş köyler, yanmış- yıkılmış kiliseler, bozguna uğramış tarlalarsa ve bu görünüş sana da gerçekte olduğu gibi üzücü geliyorsa, o zaman bilki bu savaşın ürünüdür. Eğer memleketine paralı askerlerden oluşan o lanetli sürüleri sokma, onları kendi yuurttaşlarının hakkını çalarak besleme, övgüye boğma, onların hizmetine girme, hatta daha da kötüsü kendini ve kendi güvenliğini kaprislerine teslim etme gereğinin üzücü olduğunu düşünüyorsan bu talihsizliklerin savaşın ürünü olduğunu düşünmeye çalış. Eğer eşkiyaların eylemlerinden nefret ediyorsan, bilki sana bunları öğreten savaştır. Eğer baba katilliği yapıyorsan bunu da savaşta öğrenirsin. Gerçekten de yüzlerce insanı öldürmemiz için küçücük bir maaş yeterliyse bizi, öfkelendiğimizde benzerlerimizi öldürmekten ne alıkoyabilir ki? Savaş devletler için en kesin afettir, adaletin unutulmasıdır: yasalar, silahların ortasında dilsizdir. Ahlaksızlığı, ensesti, hatta daha da kötü edimleri iğrenç buluyorsan, düşün ki tüm bu suçları bize öğreten savaştır. Eğer dinsizlik, dini unutma tüm bu talihsizliklerin kökeninde yer alıyorsa bu iki kötülük, savaş kasırgasında en uç sonuçları doğurur. Eğer bir devletin durumunun en kötü bireyler iktidarda olduğu takdirde felaket olduğunu düşünüyorsan, savaş zamanında egemen olan ve efendilik taslayanlar en büyük vicdansızdırlar ve barış zamanında çarmıha gerilecek tıynette olanlar, savaştaki başarıların en üst kademelerinde yer alırlar. Öyle ya, sürüleri, dolambaçlı yollardan en iyi kim götürür? Tabii ki deneyimli haydutlar. Evleri en büyük soğukkanlılıkla kim yağmalar ya da tapınakları en rahat kim yıkar, tabii ki duvar deliciler ya da kafirler. Bir düşmanı, kılıcını hayati organlarına saplayarak kim vurur? Gladyatör ya da baba katili. Kentleri yakmakta ya da savaş makinelerini kullanmakta en usta kimdir? Kundaklayıcı: denizin dalgaları ve tehlikelerini kim en küçük görür? Uzun zamandır her tür yağma yaparak deneyim kazanmış korsan. Savaşın ne derece rezil bir şey olduğu konusunda daha kesin kanıtlarmı istiyorsun? O zaman kimin savaştığını dikkate al. (...)
         Halkın büyük çoğunluğu savaştan nefret ediyor ve barış istiyor. Yalnızca küçük bir azınlık lanet olası mutlulukları her zaman halkın talihsizliğiyle bağlantılı olan küçük bir azınlık savaşı temenni ediyor. Bu azınlığın insan dışılığının tüm iyi insanların iradesinden üstün tutulması haklı bir şey midir, yoksa tamamen haksız mı, bunu değerlendirmek size düşer. Şimdiye kadar görmüş olduğunuz gibi, antlaşmalarla hiçbir şey kurulamadı; aile bağlarıyla da hiç bir şey kesinleşmedi, zorla ya da intikam duygusuyla hiç bir şey elde edilmedi. Ölümcül tehlike karşısında siz en iyisi tatlılığın, iyilikseverliğin ne yapabileceğini düşünün. Savaş savaşı getirir, intikam intikamı doğurur.

 

 

kurdistan.gaziler@googlemail.com