Sarıkamış Tecrübesi!

Mustafa Yağmur
26
Şubat 2008


Mevsim kış, Kürdistan dağları karlı ve fırtınalı. Özgürlük savaşçıları mevsim ve arazi koşullarına uygun bir biçimde konumlanmış durumda. Ancak bu mevsim ve coğrafyaya uymayan bir güç daha var o dağlarımızda. Daha amiyane bir tabirle işgalcı ve barbar Türk ordusu, günlerdir kar, kış demeden (!) Kürdistan'ın güneyine, medya savunma alanlarına girmeye çalışıyor. Bu gidişle daha çok çalışacakları açık ortada.

Zira daha üçüncü gün oluyor, ordunun durumu perperişan. Özgürlük gerillaları, peş peşe indirdiği darbelerle Türk ordusunu bozguna uğarttı. Daha şimdiden ölen yetmiş askerden söz ediliyor. Bunların içerisinde rütbelilerin de olduğu söyleniyor. Düşen kobra tipi helikopter ise bunun sadece bir artısı!

Peki, bu operasyonun emrini kim verdi, amacı nedir? Arkasındaki güçler gerçekten Türk devletinin dostları mıdır? Ya da bir başka deyişle sorunun çözümünde bir katkısı olacak mı? Buna benzer daha birçok soru geliştirmek mümkün. Ancak şu bir gerçek ki, bu mevsim koşullarına ve gelişen tüm tepkilere rağmen böylesi kapsamlı bir operasyonu geliştiren AKP hükümetidir, K. Erdoğan'dır. O meşhur Kasımpaşa üslubuyla, uluslar arası hukukla, sözleşmelerle alay ederek askerleri gönderdi. Beylik laflarla göndermek kolay da cenaze olarak geri gelen askerleri karşılamak biraz zor olsa gerek! 

Bu operasyon insanın aklına Sarıkamış seferini getiriyor. Öyle ya, namı değer Enver Paşa da 1915'te 90000 askeri kara, fırtınaya kurban vermişiti. Daha sonra da orduyu yüz üstü bırakıp İstanbula kaçmıştı. Bugünkü tarihçiler o dönemi Almanya'nın komplosu olarak değerlendiriyor. Gerçekten de o dönem Osmanlıyı savaşa sürükleyen Alman devletiydi. Bugün de aynı rolü ABD üslenmiş durumda. Durum bu denli açık ve net iken, aynı değerlendirmeyi yapmak için 93 yıl beklemek mi gerek? Haydi diyelim ki, o dönem Rus ordusu Osmanlı "sınırlarını" geçip, "topraklarını" işgal etmişti. Bu saldırıyı durdurmak, püskürtmek "vatani" bir görevdi. Peki, K. Erdoğan ve Başbuğ hangi mantık ve kafayla bu orduyu koyun sürüsü gibi sınır boylarına vuruyor? Ortada bir işgal varsa bunu kendileri yapmıştır. Gerçekten de insan soramadan edemiyor, nerde bu ülkenin tarihçileri, araştırmacı ve yorumcuları? Haydi, aydınlarının çoğu işbirlikçi, basını vicdani etikten uzak, bu askerlerin aileleri de mi yok! Daha ne zamana kadar çocuklarını kurbanlık koyun gibi bu celatlara sunacaklar?

Türk ordusu ilk kez Kürdistan'ın güneyine girmiyor. Daha önce de dafalarca sınırı geçmiştir, bu yirmibeşinci sefer oluyor. Birçok emekli general bu süreçleri tarihi hata olarak değerlendirmesine rağmen, maalesef Büyükanıt ve Başbuğ gibi paşalar da kendilerini denemekten alıkoyamıyor. Oysa sorunun siyasal ve toplumsal olduğu ve bunun ancak ve ancak siyasal ve toplumsal bir zeminde çözüleceği gayet açık ve nettir. Ama gel de bunu kalın kafalı generallere anlat. Takkeci ve demogog Erdoğan'a anlat.

Bu işgal girişiminin bir değil, birçok boyutu var. Her şeyden önce PKK kadar, Güneydeki tüm kazanımlar da hedef halindedir. Çünkü Türk devleti bu konuda gerçekten bir ayrım yapmıyor. Kürt halkının nerede bir kazanımı, örgütlenmesi, kısacası nerede siyasi bir iradesi varsa pervasızca saldırıyor, dağıtmak istiyor. Bunun kuzeyi veya güneyi çok fark etmiyor. Dolayısıyla Kürtlerin birlik ve beraberliğini güçlendirmeden başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Kimse kişisel, bölgesel veya parçalı düşünerek bir şey kurtaramaz. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Sözüm ona "adalet" bakanı olan Cemil Çiçek, daha şimdiden "terör bitmeden dönmeyeceğiz" diyor.

Ne yapılmalı diye sormaya gerek yok çünkü, halk olması gereken tavrı gösteriyor. Yeterli mi, hayır! Yediden yetmişe, kadın erkek, yaşlı çocuk demeden her kesin meydanlara çıkması, tepkisini uygun bir biçimde göstermesi gerekiyor. Kürdistan coğrafyası ve halkı bir bütündür, bunun kuzeylisi veya güneylisi olamaz! Hepimiz tek yürük olup, bu işgalcı ve inkarcı devlete, onun hükümetine ve ordusuna EDİ BESE! diyelim.

 Ortada bir işgal varsa bunu kendileri yapmıştır.

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com