TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS

BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ
 
 

 
 


            YALANLAR ÜZERİNE KURULU KORKU CUMHURİYETİ

Bir devlet ki bu kadar sorunla günlük olarak yaşamak zorunda kalıyor ve bir devlet ki belki de dünyanın en gelişmeye açık potansiyaline sahip lakin yine bir devlet ki her gün her gün baltayı kendi ayağına vurarak çağın dışına itiliyor. Bir yandan bu kadar sorunu olan, bir diğer yandan çok fazla imkân ve rezervlere sahip bir devlet ama dediğimiz gibi politikada ve sorunları çözmede de o kadar ufuksuz yöneticilere sahip.

Türkiye önemli bir kavşakta yer alıyor. Onlarca farklı halkın ve kültürlerin yaşadığı bir coğrafya. Bu belki de bazı sorunları beraberinde de getirir. Belki de bu normaldir de. Ne de olsa Ortadoğu’da kapitalizmin yarattığı tek tipçi faşizan ideolojiyle yerel patentli olan iktidarcı, hiyerarşik dikta hükümdarlar birleşimi hoşgörüsüz, çiğ diktatörler yaratır. Ortadoğu ülkelerine baktığımızda bunları rahatlıkla görebiliriz.

Evet, bu yukarıda söylenenler gerçektir, ancak bir o kadar da bu toprakların mayasında hoşgörü vardır, dayanışma vardır, karşılıklı sevgi ve saygı vardır, birbirine tahammül vardır, inançlar bazında alış veriş vardır. Özcesi bu topraklarda kardeşlik vardır, hem de kadın renginden olan kardeşlik.

Lakin bu toprakların birde başka bir hastalığı vardır bilcümle yöneticileri ufuksuzdur, bencildir, çıkarcıdır. Güdülmeye yatkındırlar. Yönlendirilmeye açıktırlar. Pohpohlanmayı ve pohpohlamayı severler. Popülisttirler. Koltuk sevdası onlardan eksik olmaz. Birde zayıf gördükleri birisi varsa artık Allah onu ya da onları korusun. Bu tip hasta insanları siz toplumun içinde de görürsünüz. Bunlar yukarıdan aşağıya devletçi geleneğin yarattığı şizofrenik hastalıklar olmaktadır. Öyle ki toplumda evin içine kadar yansımasını bulur. Dışarıda biçare olan bir kişi evin içerisinde diktatör kesile bilir. Dışarıda dıştalanan, adam yerine konulmayan evde ailenin üzerine otorite kesilebilir.

Hal böyle olunca yaşanan sorunlar karşısında aklıselimi kullanacak az adama rastlanılır. Aklıseliminin olmadığı yerde devreye girecek olan duygulardır, çıkarlardır, kendi egosunu tatmin etmelerdir.

Maalesef kendi köklerine yabancılaşmış, iktidarcı zihniyetiyle yoğrulmuş Ortadoğu karakterli bu insan tiplemesi insanlığa çok mu ama çok zarar veriyor. Bir yandan korkunç baskılarla toplum sindirilmeye çalışılıyor, diğer yandan da çağın her şeyi saklamaya izin vermediğini bilen bu baskıcılar bu kez yalanlar üzerine binalar inşa ederek bu zulümlerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Yalanlarının yetmediği yerde bu kez zoru devreye koyuyorlar. Böylece kendilerince toplum rapt u zapt altına alınmış oluyor. İnsan hakları ve bir halkın var olma hakkı olan anadilini kullanmadan dolayı onlarca yıl zindanlara doldurmalar bu söylediğimiz sindirmenin boyutunu gösteriyor. Halka farklı boyutlardaki cinayetlerle ayrıca gözdağı veriliyor. Bu gözdağları verirken de sanki yapanlar kendileri değilmiş gibi yalanlarla da üstünü örtmesini hep biliyorlar. Dört yaşındaki çocuğa yapılan tecavüz ardından katletme esasta toplumun ne kadar derinliğine korkutulmak istendiğini açıkça gözler önüne seriyor. Yine egemenlere karşı duruşun sembolü olan Hakkâri alanında ise gündüzün ortasında sivil insanları katlederek, herkesin hattını bilmesini istiyorlar.

Evet, kocaman bir korku cumhuriyeti yaratılıyor. Eskiden hep Kürtlere bu korku cumhuriyeti ağırlıklı hissettirildi. Ancak artık bu böyle olmadığı görülüyor. Bu korku cumhuriyeti tüm topluma yaydırılıyor. Toplumun geneli esir alınmaya başlanıyor. Bu korku cumhuriyetini yaratan sahte Müslüman partisini destekleyenlerin kimisi bu durumun farkına varmışa benziyor. Söz ile eylemin uyumsuzluğun farkına varılmış. Sahte Müslüman partisinin Türkiye’ye hükmettikçe değil ki demokratik bir kültür yaratılsın adım adım yasaklı sahaları oluşturduklarını görüyorlar. Daha önce umut düzeyinde yaratıkları beklentilerin tümden boş olduğunu görüyorlar. En güzel söylemlerle, en güzel tespitlerle, en seçme davranışlarla toplumu hatta aydınları bu kadar yalanlarla kandıran bu sahte Müslüman partisinin sergiledikleri beceri karşısında şaşırıyorlar.

Hâlbuki şaşırılacak bir şey yoktur; olup biten görkemli yalanlar üzerine kurulan bir ideolojik politik yapılanmadır. Bunun görülmesi için kâhin olmaya gerek yoktur. Sadece biraz ahmak olunmayacak o kadar, balık hafızalı olunmayacak o kadar. Söz ile eylemin uyumu takip edilecek, duyguların okşanmasına takılmadan söylenenleri unutmadan yapılanlara bakmak yeterli olacaktır. Maalesef aydın diye bilenler bireylerde de bu yukarıda ki her iki durum yaşanmaktadır. Eğer bu durumun farkına erken varılmazsa, buna karşı tavır alınmazsa, korkarız atını alan çoktan Üsküdar’ı geçecektir. Yalanlarla bir istibdat rejimi kurulursa o zaman işte iş işten geçecek ve toplanacak nallar boşuna toplanmış olacaktır.

                                                       KASIM ENGİN

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com