Uluslararası Komploya Karşı Temel Strateji Olan Özgür İnsan ile Karşılık Verelim
Cemal cizirî

Oldukça güncel ve can alıcı olması nedeniyle, Türk devletinin(kimisinin Türkiye Cumhuriyeti demesi ciddi bir yanılgı olduğunu belirtmek gerekiyor) geliştirdiği operasyonların tarihsel ve güncel gerçeklik ile ilişkisi ve beraberinde ortaya çıkaracağı sonuçlar bir strateji ve onun güncel bir biçimde uygulanmasının kendisi olmaktadır. Bu tek taraflı kılınmak istense de, unutulmaması gereken tarihin derinliklerinden gelen ve onun çağdaş tanımı olan yeni ve özgür insana dayanan bir karşı stratejinin Kürdistan’i toplululukların da geleceği örmenin de güneş kadar bir gerçek olduğudur. Dolayısıyla tarihi bir anın yaşandığı, bunun bir kader niteliğinde olacağıdır.

Genel olarak dünyadaki gelişmeler ve buna paralel uygarlık sisteminin yeniden yapılanması ve buna karşı ötekiler olarak tanımlanan toplulukların bugüne olan yaklaşımı ve mücadelelerinin gelişim biçimi oldukça belirleyici olmaktadır. Bunun bir parçası ve denilebilir ki en belirleyici düzeyde olabilecek olan Kürdistan’i Özgürlük mücadelesi olmaktadır. Bunun coğrafik bir alan ile sınırlı değil komşu halkların da etkisi alan ve sistemsel bir olgu olması nedeniyle de oldukça çetin bir süreci beraberinde getirdiğini ifade etmek mümkündür. Yoğun olduğu kadar oldukça çetin ve karşılıklı büyük bedeller ile her gücün dönemi kendi lehine geliştirmek-örmek istediği bir diğer gerçekliği ifade etmektedir.

Uluslar arası komplonun 13. yıldönümünü yaşadığımız gün ve aylarda ülkemiz Kürdistan, yeni bir yüzyılda tarihin yeniden güncelleştirilmesinin olarak tanımlanabilecek bir gerçeklik ile karşı karşıya bulunmaktadır. Veya halk olarak geleceğe ilişkin imha-tasfiye planların yürürlüğe konulduğu bir an olarak da değerlendirilmesi yeridir.

20.yy’ın başlangıcında kapitalist uygarlık tarafından geliştirilen ulus-devlet yapılanmasının giderek aşınması karşısında kendi ekonomik ve politik yapılanmasına paralel bir sistem biçiminde yeniden bir yapılanmayı gerekli gördükleri daha da belirginlik kazanmaktadır. Daha başlangıçta Osmanlı imparatorluğunun ardında geliştirilen Türk ulus-devlet yapılanması ile günümüzde oluşturulmak isteneni arasında neredeyse zaman farkı ve figüranlarının değişmiş olması biçiminde seyrettiğidir. Kuşkusuz kapitalist modernitenin günümüzdeki yapılanması ve bölgesel düzeyde atfettiği role paralel bir biçimde seyrettiği de gerçeğin günümüze uyarlanmasından öte bir şey olmadığıdır. O dönem için geçerli olan “İsmet ve şürekâsının CHP’si, Günümüzde Erdoğan şürekâsı ve onun devşirme bir yapılanmadan oluşan halis-muhlis Türkî yapılanması” olduğu daha da gün ışığına çıkmaktadır. Diğer bütün partilerin birer yedek yapılanmadan öte bir şey olmadığı örnekleri ile belgelidir. Adlarının değişik biçimlerde telaffuz edilmesi bu gerçeği değiştirmez.

Komploculuk daha başından itibaren amaçladıkları ve Kürdistan’i özgürlük mücadelesinin bir Önderliksel gerçeklik olması nedeniyle Rêber APO’nun hedeflenerek tarihte sıkça başvurulan baş-leş misali bunu bir stratejik amaç düzeyinde ele almaları idi. Tarihsel olarak kapitalist modernitenin başvurduğu temel bir yöntem olduğu bir gerçektir. Önderliksel özelliğin bir diğer yanı ve asil belirleyici olanı yeni bir sistemin bölgesel düzeyde geliştirme karakterinin tespit edilmesi hedef haline getirilmesinin temel etkeni olmaktaydı. Çünkü daha 93’ler de başlatılan, ancak çeşitli nedenler ile yaşam kazandırılamayan yeni paradigmasal özelliğin giderek gelişeceğinden duyulan korku-kaygılar da komploda belirleyici etken durumunda olduğudur. Söz konusu Rêber APO olunca en ufacık olanakları en iyi değerlendirip amaca yürüyüşünün nasıl gerçekleştirildiğini karşı sistem ve onun devletsel akıl hocaları da iyi bilmekteydi.

Sistemin patronları ve onun uzantısı durumundaki Türk devletinin tarihte yaptıkları gibi erkenden almak istedikleri sonuç bilinmektedir. Bir ay gibi kısa bir süre ardında idam ve ardında bütün olanakları ile öncü ve halk üzerindeki uygulamalar ile sonuç almak istediklerine tarih tanıktır. Bu amaçla uzun bir süre ısrar ettikleridir. Beklentileri olan partinin parçalanacağı, kendisini yeniden toparlayamaz biçiminde bir politika izledikleri gerçeğidir. Küresel kapitalist sistemin Türkiye için öngördükleri ve giderek kendilerine yeniden entegre etme dönemine de tekabül eden bir süreç olacağının bütün hesaplarının da geliştirilmiş olmasıdır. Sistemin bölgesel düzeyde geliştirdiği ve bunun BOP’i olarak adlandırılan planları kapsamında geliştirilen bir uluslar arası komplo olduğu gerçeğidir. Dolasıyla,  kapitalist modernitenin ve onun bir versiyonu durumundaki T.C’ın kendisi de ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda eski ulus-devlet yapılanması düzeyinde bir dönemi yaşadığı bir süreçte komplonun gerçekleştirilmesi tesadüfî olmadığıdır. Kapsamlı ve oldukça planlı olduğu daha sonraki süreçte belirginlik kazandığıdır. Gerçeği ile Rêber APO’nun bir bütün olarak esaret koşullarında açığa çıkarması ve buna karşı, tarihte yaşanan trajedilere son verip yeni bir paradigma ile karşılık vermesi Önderliksel gerçekliğin yeni koşullarda geliştirilmesinin bir başlangıcı düzeyinde ele alması asil belirleyici olanı olduğudur. Sürecin Önderliksel yeniden yapılanma ve demokratik modernite sistemin bütün verilerinin geliştirilmesi biçiminde karşılaması bir bütün olarak kapitalist moderniteye verilen bir karşılık biçiminde geliştirilmiş olmasıdır. Bunun ete kemiğe büründürülmek istenen yapılanması olan demokratik Türkiye, Özgür özerk Kürdistan gerçeğinde bir yaşama dönüştürüldüğü bir anda yeni ve topyekün bir konsept ile karşılık vermeleri biçiminde seyrettiğidir. Sistemin temel strateji olarak AİHM’in Rêber APO davalarında görüldüğü gibi tarihsel ve bir bütün olarak 200 yıllık bir ulusal-toplumsal bir sorunu birey düzeyinde karar kıldıkları gibi geliştirilerek sonuç almak istedikleri kesinleşmiş gibidir. Bu sistemin verdiği bir karar olduğu belirgindir. Günümüzde izlenen politikaların bu eksende geliştirildiği ve eğer özgürlükler olacaksa anayasal bir vatandaşlık düzeyinde olabileceğidir. Komplonun geliştirdiği süreçte tarihte yaşananların bir benzerini 29. isyanın aynı biçimde sonuçlanacağının hesapları tutmayınca bu kez yeni versiyonlar ve araçlarını geliştirerek sonuç alma politikalarının yürürlüğe koydukları bilinmektedir. Yeni olan T.C’ın küresel sermayeye uygun bir yapılanmayı geliştirmeleridir. Dolayısıyla yeni figürlerin bunun bir parçası biçiminde geliştirildiğini, bunun ile tamamlanmak istediğidir. Erdoğan ve onun şürekâsı bu temelde görevlendirildiğidir. T.C’i yeni bir yüzyılda yeniden geliştirmek istedikleridir. Bu nedenle Erdoğan’ın kendi adına değil, bir bütün olarak sistem adına bir görev üslendiği ve onun günümüzdeki İsmet İnönü olduğunudur. Günümüzdeki politikalardan da anlaşılacağı üzere, Rêber APO’nun “Dersim de izlenen politikaların benzerini Botan da uygulanmak istediği” belirlemelerinden de anlaşılmaktadır. Van’da sivil toplum kuruluşlarına Erdoğan polisinin belirttiği  “burası Van, Türkiye değildir” bile izlenen imha-tasfiye politikalarının açık bir örneği durumundadır. Benzerliği açısından Belçika polisinin bir keresinde sivil itaatsizliğin bir örneği biçiminde gelişen Kürt aydınlarının eylemini görüntülemek isteyen bir Kürt gazeteciğe “ fotoğraf çekemesin demesi üzerine, Kürt gazeteci, burada demokrasi yok mu ? Benim hakkım derken, Polis, sizin için değil bizim için demokrasi vardır demesi gibi. Herkese demokrasi ve özgürlük ama( buna kendisi olmaktan çıkmış, düşünce ve ruhu ile bir başkası olan Kürt ve aydını bunun dışında tutarsak)Kürtlere gelince !....

Dahası ve en önemlisi; Günümüzde Rêber APO’ya uygulanan, Önderliksel gerçekliğin bir birey düzeyinde ele alınmak istendiği ve bunun demokratik kamuoyu ve topluluklara benimsetmek istedikleridir. Yapılan “sen bir bireysin, Bir mahkûmsun”  stratejisidir. Sıradanlaştırılmak istendiğidir. Öncüye biçilen ise imhadır. Gerisine teslim olma-sindirme politikaları biçiminde geliştirilen bir yaklaşım olmaktadır. Temelinde belirtilenler olmak ile birlikte bunun uzun vadeli bir plan kapsamında geliştirilmek istenmektedir. Marjinalleştirme ve öngördükleri biçimde minimum düzeyde tutulan bazı istemlere mecbur kılmaktır. Tıpkı 1920’ler de geliştirilen tek parti dışında herkese tufan mantığı temelindedir. O süreçlerde muhalif konuma gelebilecek yapılanmaların tasfiye edildiği gibi günümüzde de aynı mantık ile hareket edilmektedir. Bu nedenle BDP’ye yönelik geliştirilen tasfiye politikalarının temelinde belirtilen gerçek bulunmaktadır. Demokrasi ve emek blok’unun motor gücü olması nedeniyle demokratik Özerklik mekanizmasını işlevsiz tutma ve Türkiye için temel bir politik yapılanma halinde kendisini ören çatı yapılanmasının çalışmalarını da sabote etme politikaları biçimindedir. Demokratik Türkiye ve Özgür özerk Kürdistan’ın temel direkleri olabilecek yapılanmaların tasfiye edilmek istenmesi olmaktadır. Türkiye’nin Demokratikleştirilme mekanizmalarına bu denli saldırgan ve benzeri görülmeyen bir çılgınlık ile hedeflenmesi daha da anlaşılır olmaktadır. Bütün bunların tamamıyla sistemin adına ve bütün desteği ile geliştirdiklerini belirtmek mümkündür.     Bundan da öte tarihte Türk basının gelişen isyanlara karşı oynadığı rolün benzerini günümüzde benzer rolün atfedilmesi bu nedenle olmaktadır. Tarihte “şaki”lere karşı meşru kılınmak istenen katliamların günümüzdeki adı “terör” biçiminde adlandırılması bir meşruluk kazandıramaz ve sonuç alması beyhude olmaktan öte bir şey olamayacağıdır.

Her şeyden önce; Önderlik kendisini tamamıyla 98’den günümüze bir sistem halinde örme gücünü göstermiş bulunmaktadır. Bunun ideolojik ve felsefi yapılanması önemli oranda bir gerçek haline gelmiştir. Bunun sistemsel ve kurumsal yapılanması gerçekleştirilerek artık geri alınamaz derecesindedir. Sistemi geliştirmenin temel gücü olan özgür insan gerçeğine dayanması en etkili ve sonuç alıcı olanıdır. Aydınlanmış, bilinçlenmiş ve politikleşmiş bir toplumsal yapılanma gelişmiştir. Bütün her anı direnişi ile kazandıran şehitlerin ve serkeftın halkının bugünü ve geleceği kazanmanın nasıl gerçekleştirilebileceği önümüzdeki sürecin de teminatı olacağıdır.

Bir bütün olarak ele alındığında, demokratik Türkiye ve özgür özerk Kürdistan ile geliştirilmek istenen Türk ulus-devlet yapılanması arasındaki stratejik düzeydeki savaşım olmaktadır. Kürdistan ve Anadolu da geliştirilen demokratik modernite eksenli yapılanmanın kazanımlarını koruma ve özgürlüğü kazanma temelindeki her zamankinden daha fazla imkan dahilindedir.

 

“VE ÖZGÜRLÜK KAZANACAKTIR”

                                                 RÊBER APO

 Kahrolsun uluslar arası Komploculuk !

Bijî Rêber APO !

Şehitler Ölümsüzdür !

Yaşasın Demokratik Türkiye ve Özgür Özerk Kürdistan !