TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS

BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ
 
 

 
 

          

TOPLUMLARDA DİL VE KÜLTÜRÜN ÖNEMİ

BERMAL HAKKARI

 2.bölüm

        İnsanlar düşünce kabiliyetleri gelişmeden önce, çevrelerindeki hayvanları ve canlıları taklit ederlerdi. Bu varlıklar hayvanlar gibi hareket etmeyi hayvanlar gibi yemek yemeyi, onlar gibi yatmayı, onlar gibi su içmeyi taklit ederek öğrendiler. Düşünce, dil, gırtlak yapılanmasının gelişimiyle birlikte insanlar çevrelerinde yani doğada gördüklerini taklit etmeden, neyin ne olduğunu anlayarak his ederek yaşam tecrübeleri kazanmıştır. Bu yaşam tecrübesi ile aletler, yetenekler, bireylerin bir arada ve toplum halinde yaşamalarını sağlamıştır. Toplumsallaşan birey kendi yetenek ve iradesi ile topluma doğaya ve kendisine faydalı bir insan konuma gelmiştir. Eğer düşünme yeteneğimiz olmasaydı bu gün varlığımızı belki de sürdürmeyecektik. Çünkü insanların en büyük yeteneği düşünmek düşüncesin faydalı konuma getirmektir. Konuşmak ise insanlar arasında iletişimi sağlamaktır. Binlerce yıl insanlar bu ahlaki anlayışla varlıklarını sürdürdüler.

    Günümüzde yaşanan taklit tarihi bilinçten yoksundur. Kendini tanımayan, nereden nasıl geldiğini hangi topraklara, hangi kültüre ait olduğunu bilmeyen insanlar hep egemenlerin hizmetinde kalmışlardır. Egemenlerin denetiminde kalan halklar eğer köklerinden tarihi ve ahlaki bilinçten uzaklaştırılmışsa o toplum var olan ama ona ait olmayanı taklit eder.

        Kürdistan toplumunda şekillenen bireyler çeşitli kültürlerin etkisinde kaldıkları için ucube bir kişilik ortaya çıkmaktadır. Türklerin, Arapların, Farsların dil ve kültür yapılanması Kürt halkı ve bireylerin üzerinde olumsuz etkileri yaratmıştır. Taklit kültürün içinde bulunduğu toplum yapılanmasın tanımadan egemen olanın yada kendisinde güçlü gördüğü sistem anlayışına tapma ve taklit etme bireyi yok eder. Dilini, tarihini öğrenmeden başka bir dille özenme kendisini yok sayma o bireyi ve toplum köklerinde uzaklaştırır. Kendisine ait olmayana özenme kendi gerçekliğini inkar etmek en büyük yoz ahlak anlayışında kaynağını almaktadır. O toplum ve birey saçı modası ile, elbisesi ile ilişki ve konuşma tarzıyla egemen yoz kültürünü taklit eder. Eğer birey hep birilerine ait olmuş ve iradesini onlara göre yönlendirip şekillendirirse, birey olmaktan çıkıp mevcut sisteme teslim olmuştur. Artık mevcut sistem ona hangi yemeği, rengi verirse o da onun kabul edip iradesiz durumuna gelecektir.

   Günümüzde gözle gördüğümüz, özelikle gençlerde ortaya çıkan bu anlayış ve arayışlar gençliği genç olmaktan çok ruhsal çöküşü, dinamiklerini yitiren bir durumla karşı karşıya getirmiştir. Düşünsel ve fiziksel tüm enerjisin hep başkaları gibi olma, başkaları gibi zengin olma, başkası gibi hareket etme vs. zihniyet yapılanması o toplumun çürümesine ayakta bir ölü konumuna getirir. Halbuki birey arayışlarına daha doğru bir yön verebilir. Tarihi köklerini, bilimi araştırarak kendisini yeniden bulabilir. Kendisini olduğu an köksüz olmadığını, ait olduğu bir kültüre ve ahlaka sayıp olduğunu anlayacaktır. Kendisinden toplumundan ve kültüründen uzaklaşacağına bunu daha da zenginleştirip yararlı birey olabilmeliğiz. Aksi taktirde sonuçları kaçınılmaz tahribatlara yol açılacaktır. Kürt toplumu tarihi kültürü dili zengin olan bir halk gerçekliği yaşamımıza rağmen, neden yabancı yapay ve sahte bir kültüre özenme gereği duymaktayız?  Hepimiz durup bu soruyu kendimize sorabiliriz yabancı ve suni kültür neden bu kadar çekici gelmektedir? Kürt halkı asimilasyona uğramış bir halk, düşünsel ve ruhsal olarak ama unutmayalım ki insanın ilki doğuş yeri gelişim beşiğin ilk kalındığı yer Mezopotamya, zagros ve toros coğrafyasıdır.  İlk bilim ilk tarım kültürü, ilk hekimli, ilk alet bulunuşu ve kullanışı şu an içinde yaşadığımız coğrafyalarda gelişti. Kendimizi küçük görmekten ziyade, böyle bir zenginliğe sahip olduğumuz için şanslı olduğumuzu unutmayalım.

    Sahte bir kültürü dili ve yoz ahlakı taklit etmek asla çözüm getiremeyecektir tam tersine bataklığa sürükleyecektir.  Kendine yabancılaşma aynı zamanda özünden uzaklaşmak anlamına da gelmektedir. Kendisine ait değerlerinden ve köklerinden uzaklaşmış toplum ya da birey zamanla vardığına inkâr edecek konuma gelecektir.

   Asimilasyon bombardımana uğrayan toplumun yaşadığı en büyük travma kendine yabancılaşma ahlakı değerlerinden uzaklaşmasıdır. Birey ya da toplum, içinde bulunduğu devletin ya da egemen gücün kölesi konumuna getirilmiştir. Bunun mücadelesini vermeyen halklar ya da toplumlarda içinde bulundukları çevrelerde hep yenilme kendini eksik görme azınlık psikolojisini yaşayacaktır… Çünkü kullandığı dil ve benimsetilen kültür hiçbir zaman ona ait değildir. Özünden uzaklaşmış birey iradesiz ve insanlıktan çıkmıştır. Çünkü kendisine ait olabilecek tüm tarihi ve toplumsal ahlaki değerlerini kaybetmiştir. Bu bireyler saygınlıklarını kaybetmiştir. Denetiminde oldukları zihniyet tarafında da hiçbir zaman bir değeri yoktur. Hatta insan yerine dahi konulmaz, sadece o sistemin hizmetinde bir araç konumuna gelerek her türlü ahlak dışı uygulamalara da maruz kalmaktadır. Mücadelenin zorlukları vardır ancak anlamlı ve değerlidir insanca yaşam hakkına sahiptir.

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com