|
PKK, Soykırımdan Kurtulmanın Adıdır,
Dilzar Dîlok
Ortadoğu toplumlarının darbelere alıştırıldığı, diktatörlüklerin
de bu darbeler ardından gelen huzur(!) dönemi yönetimleri
olduğu şeklinde bir kandırmanın normalleştirildiği ve aynı
zamanda yeni bir darbenin hazırlandığı bir dönemde PKK ilan
edildi. PKK ilanı kesinlikle diğer tüm sol, sosyalist ya da
ulusalcı hareketlerden farklıydı. Onu farklı oluşunu anlamak
için bugün bakabileceğimiz çok şey var.
Merkezi hegemonyanın uluslar arası operasyonlarla karşı savaş
yürütmesi, gerillaya yönelik operasyonlar yanında Önderliğin
böyle bir operasyonla komplo sonucu esir alınması ve yıllardır
rehin tutulması, yine dünyanın birçok yerindeki halklar için çok
yetersiz de olsa başlatılan hak-hukuk vs girişimlerinin Kürt
toplumu ve Kürdistan için başlatılmaması, tam tersine mevcut
savaşın dahi görmezlikten gelinmesi bu farklılığı ortaya koyan
noktalardan belli başlılarıdır.
Fiziksel, siyasi ve kültürel soykırımın gizli-açık birçok yöntem
ve biçimde uygulandığı Kürt gerçeğindeki en büyük trajedi
soykırım gibi bu kanlı, kirli ve yok edici gerçeğin bilinmemesi,
bilinmesine en küçük bir müsamahanın dahi gösterilmemesi,
bilenlerin yok edilerek tarihten silinmesi ve bu soykırım
sürecinin bir normalizasyonu yaşatmasıdır. Bir ülkenin tümden
yok edilmesi, yok sayılması veya asimile edilmesi gibi bir durum
dünyada yoktur. Daha kanlı durumlar, olaylar ya da gerçekler
olabilir, vardır da. Ama bunca yok edilemeyen bir halkın total
bir asimilasyona uğratılması, tüm kültürel değerlerinin
sömürülerek ve dönüştürülerek başka bir halkın değer hazinesine
yazılması örneği olmayan bir uygulamadır. Soykırımdan
kurtulmanın adı PKK’dir.
Ve bu uygulama sadece bölgedeki sömürgeci devletlerle
açıklanamayacak kadar kapsamlı, köklü ve acımasızdır.
İngiltere’nin bölgede kurduğu hegemonyanın bir sonucu olarak
gelişen Kürdistan’ın konumu, aslında konumsuzluğu, kabul edilen
bir durum olarak yirminci yüzyıl boyunca varlığını korumuştur.
Böyle bir süreçte Kürdistan bir sömürgedir sözünü söylemek,
merkezi hegemonyanın Ortadoğu’daki tüm varlığını, tarihini,
kendini ulaştırmış olduğu sonucu ve bölge devletlerinin konumunu
kökten sarstığı için PKK ilanı farklıdır. Her partiye yönelik
komplolar, saldırılar, ajan sızmalar ya da farklı yönelimler
olmuştur. Ama PKK tarihinin baştan sona böyle bir gerçeğe ışık
tutmasının tek sebebi vardır. O da ilk yönelimlerle ajan
kişi-örgütler yoluyla, baskı ve saldırılarla yıkılmamış
olmasıdır. Birçok örgüt bir iki ajanın çalışmasıyla yıkılmış ya
da felçlik bir durumu yaşar hale getirilmiştir.
Bunun karşısında PKK’nin yıkılmamış olması, tüm tarihinin
hegemon devletlerin her türlü saldırılarıyla örülmesine rağmen
kendini yirmi birinci yüzyıla yeni bir paradigmayla taşıması
halkların devrimci gerçekleşmesinin bir sonucudur. Hakikatin
başarısıdır. Özgürlüğün başarısıdır. Çünkü hakikat, üzeri
örtülse de bir zaman sonra kendini belli eder. Uğruna verilen
bedeller de bu üzeri örtülü hakikatin aşikâr kılınması uğruna
verilmiştir. Hakikatin görünür kılınmasının büyük insan
bedelleri olmuştur. Ve o insanlar, her biri bir peygamber
yüceliğinde, kendi varlıklarını damla damla eriterek hakikatin
gerçekleştirilmesine, ortaya çıkmasına ve herkes tarafından
görünür kılınmasına bedel etmişlerdir ömürlerini. Zindan
direnişçileri bunun en somut örnekleridir. Hakikatin
damlalarıdır zindanda bedenlerini direnişe veren ve damla damla
eriten PKK’li öncü militanlar.
Ateşten tarih olarak bilinen PKK tarihi başlı başına bir
kütüphanedir. PKK’nin kendisini ve PKK’de gerçekleşen insanı,
düşünceyi, duyguyu, değeri, ahlakı, onuru ya da özgür insana
dair her bir noktayı anlatmak bir kütüphanenin sınırlarından da
taşacak niteliktedir. Bunun nedeni PKK’nin kuruluş öncesi ilk
nüvelerin oluştuğu zamanlardan bugüne kadar sağladığı toplumsal
değişimlerdir. Kırk yılı aşan bu süreç, halkların tarihinde
yüzyılları kapsayacak gelişimlere, değişimlere sahne oldu. Bu
değişimler siyasal, sosyal, kültürel yönlerden ayrı ayrı
incelenebilecek konulardır. Siyasal kazanımlar ve değişimler
doğalında tüm siyasal gündemi doldurmaktadır. Hatta PKK
sayesinde Türkiye’deki siyaset gündeminin nitelik kazandığını
söylemek abartı olmaz. Bugün PKK ve Kürt sorunsalına ilişkin
gündemlerin sansürlendiği zamanlardaki siyasal gündemlerin
içeriksizliği bu gerçeği bariz bir şekilde ortaya koymaktadır.
Toplumsal alandaki değişimler de Kürdistan tarihini yeniden ele
almayı, yeniden sorgulamayı, kendini yeniden geleneğin
süzgecinden geçirerek bugüne ulaştırmayı şart kılacak devinime
sahiptir.
Kürtler PKK ile uzun yıllardır ilk kez kendileri için bir şeyler
yapmaya başladılar. Kendisi için düşünmek, kendisi için
konuşmak, kendisi için çalışmak ve hatta kendisi için ölmek de
dâhil, ilk kez kendisi için bir şeyler yapmanın özgürleşme
mecrasına PKK ile girildi. Doğal yaşamın bir parçası olan ölmek
tabi ki yaşam karşısında kutsadığımız ya da yücelttiğimiz bir
şey değil. Ama yaşamın ölmekten beter durumlara düşmek olduğu,
kendinden uzaklaşmanın ve kendine düşman olmanın yaşamak adına
ezberletildiği bir zamanda, özgür yaşamak ve kendisi olmak için
ölmeyi göze almak, varlığın özgürleşmesinin en temel koşuludur.
Zaten varlık, özgür değilse varlık olamaz. Zira Kürt halkı tam
da bu varlık olamama durumunu yaşamaktayken PKK çıkışı
gerçekleşmiştir.
Kürdün adının, dilinin, kültürünün ve nihayetinde varlığının yok
sayıldığı bir zamanda Kürdün var olduğunu, kadim bir halk
olduğunu, özgür yaşamak istediğini haykırmak, büyük cesaret
gerektirir ve PKK militanları işte bu tarihsel cesareti
göstermiştir. Bu cesaretin tarihselliği Kürt kimliğini reddeden
soykırımı reddetmesiyle ilintilidir. Yok sayılan Kürtlük, birden
ortaya çıkmış ve özgür yaşayacağı iddiasında bulunmuştur. Var
olduğunu söylemek yanında kendi dilinde konuşmaya, kendisi için
düşünmeye, kendisi için savaşmaya ve özgür yaşamak için tüm
bedelleri göze almaya yönelmek, içinde barındırdığı her şeyiyle
yeni bir süreç başlatmıştır. Bu süreç Kürt halkının yeniden
toplumsallaştığı, kendi toplumsal kültürel karakterini
belirlediği ve kendisini kendisinin yarattığı bir halk olarak
ortaya çıktığı bir süreçtir.
PKK Kürt halkının yeni toplumsallaşmasıdır.
Hollandalıların söyledikleri bir söz vardır: “Dünyayı tanrı
yarattı, Hollanda’yı Hollandalılar yarattı.” derler. Kürtler
için de şunu söyleyebiliriz: “Tüm halkları tanrı yaratmış
olsa bile, Kürtleri Kürtlerin kendileri, PKK öncülüğünde gelişen
yeni özgür toplumsallaşma hareketi yaratmıştır.”
İlk kırımın üzerinde uygulandığı toplum kesimi olan kadının
konumu bu konuda tam bir devrim niteliğindedir. Bugün Türkiye’de
insanların alıklaştırılması gibi acı bir gerçek içinde kadının
yaşadığı durum tam bir felakettir. Toplumun eksikliklerini,
toplum bireylerinin politikasızlaştırılması durumunu ortaya
seren kimi TV programlarına ilk etapta kızmış olsam da, bizlere
karşılaştırma fırsatı verdiği ve bir ayna tutar gibi toplumu
bizlere gösterdiği için yerinde buldum. Özellikle genç kızların
yaşadığı apolitiklik, cehalet düzeyini aşan bilinçsizlik,
kendinsizlik olarak karşımıza çıkıyor. Ortadoğu’daki birkaç ülke
ismi söyleyemeyip bu cehaleti bir de “Ben siyasetle
uğraşmıyorum” şeklinde gerçekle hiçbir alakası olmayan bir
sözle kendi cehaletini gizleme yaklaşımı, felaketin boyutunu
ortaya koymaktadır. Bilmemek kadar bilmemenin bir tercih gibi
yansıtılması, köleliğin gönüllü yapıldığı gibi bir görüntü verse
de gerçek böyle değildir.
Toplum apolitize edilmektedir. Toplum
politikasızlaştırılmaktadır. Kendisi kadar etrafı hakkında da
bir iki söz söyleyememeyi bir tercih olarak dile getirmek tabi
ki soykırım politikalarının, insansızlaştırma siyasetinin bir
sonucudur. Politika sadece meclisten birilerinin söylediği
şeyler değildir. Kendisi için konuşmak politikadır. Ne
yapacağına, nasıl yapacağına, nasıl yaşayacağına ve bu
belirlediği yaşam tercihini nasıl gerçekleştireceğine karar
vermek politikadır. En tehlikeli politika olarak cehaletin
kadınlara bırakıldığı bir ortamda kadının bilinçlenmesi ve
konuşmaya başlaması bir devrimdir. Kürt kadını PKK’nin
öncülüğüyle hareket ettikten ve olgunlaşma aşamasından sonra
Kadın Kurtuluş İdeolojisiyle kendi öncülüğünü oluşturarak bu
devrimi gerçekleştirmiştir.
PKK’nin gelişimiyle birlikte Kürdistan kadınının yaşadığı
konumsuzluk aşılmıştır. Kürt kadını PKK ile üzerindeki kefeni
yırtmıştır. Ölümün eşiğinden dönen insanların yaşam coşkusu
nasılsa Kürt kadını da aynı coşkuyla yaşama yönelmiştir.
Serhildan süreçlerinin yoğun kadın şahlanışı, kadınların akın,
akın gerillaya, özgürlük dağlarına yönelmesi ve Apocu gerçeklik
içinde kendilerine bir özgürlük konumu belirlemeleri bu yaşam
coşkusunun bir yansımasıdır. Kürt kadını PKK mücadelesinin
kitleselleşmesiyle birlikte politik bir bilinç ve kimlik
edinmiştir. Bu sadece genç kızların katılmasıyla sınırlı
değildir. Bir o kadar da oğlu, arkadaşı veya akrabaları
vesilesiyle zindanlara gidip gelen, devletin gerçek yüzünü
acıyla bir kez daha gören ve bilinçlenmesini artıran kadınlar,
yine gerilla analarının kolektif eylemleri, bu yollu
örgütlenmeleri sadece genç kuşakta değil, tüm yaş gruplarındaki
kadınların bilinçlenmesi PKK ile mümkün olmuştur.
Bilinç kazanma, kendin bilincine ulaşma kadar tikelden total
bilgi yapılanmalarını tanımaya, bedenini mülk olmaktan
çıkarmanın ilk adımları olan kendini tanımaya varana dek Kürt
kadınlarının özgürleşmesinin her zerresinde PKK nüvesi yer
edinmiştir. Çünkü PKK Kürt halkının tek gerçek politikasıdır.
PKK dışında başka bir seçenek aramak boşunadır. Öyle olmasaydı
PKK öncesine kadar can çekişen Kürtlük gerçeği diye bir gerçek
olmazdı. Önderliğimiz varlığının sadece fiziki kısmı bırakılmış
durumlar için boğazlanmış tavuk örneğini verir. Can çekişen,
titreyen ve ölümü bekleyen. Sadece ölümü bekleyen bir gerçektir
varlığın özgürlüksüzlük yaşanmak zorunda bırakılması. Ki bu da
yaşam değildir. Buna karşın PKK Kürt halkının özgür yaratım
eylemi olarak şekillenen politikasıdır.
PKK öncü kadrolaşmaları sayesinde de Ortadoğu’daki hakikat
arayışçıları kültüründeki kesintiyi kendileriyle tamamlamış bir
hakikattir. Bölge gerçeğini genlerinde taşıyan bu kadrolar,
kendi genlerinde saklı kalmış direniş hakikatini gün ışığına
çıkarmanın doğum sancılarını fazlasıyla yaşamışlardır. Tarihsel
her doğumda olduğu gibi hakikatin Kürdistan özgürlük
mücadelesinde yeniden doğması da zorlu olmuştur. Bu zorluğu
bedenlerinde toplayan özgürlük öncüsü PKK militanları
Türkiye’deki darbe koşullarına, zindanlara ve her türlü
kayıtsız-hukuksuz baskıya direnerek hakikat içinde kendilerini
eritmişlerdir.
Haki Karer şahsında peygambersel bir yücelişle somutlaşan
hakikat Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Mahsum Korkmaz,
Gülnaz Karataş ve Zeynep Kınacı yoldaşlarla zirveye taşınmıştır.
Haki Karer adeta PKK’yi tüm Türkiyeli halklara müjdeleyen bir
elçi konumundadır. Hakikat elçisidir. Müjdelediği hakikat onun
canını istemiştir belki de yaşadığı evrensel muştuya karşılık
olarak. Önderliğimizin ve az sayıda arkadaşın anlatımlarından
Onun kişiliğine dair duyduklarımız Onunla yaşayamamış olmanın
eksikliğini bir acı zaman parçası gibi yakıp geçiyor, ki bu
acıdan biliyoruz ki PKK’yi müjdeleyen Haki Karer yoldaşla
yaşamanın anlamı, onun başlattığı rüzgarın esintisinde özgürlüğe
yürümenin değeri, yeni özgür toplumsallaşmanın ruhunu bizlere
yaşatan yüce gerçekliktir. Önderliğimizin anlattığı insan-ı
kâmil Onun şahsında gerçek bir timsal ile karşılaşmaktadır.
Hegemonyanın, iktidarın, milliyetçiliğin, dinciliğin ve her
türlü köleleştiren ideolojilerin tam karşısında durmayı yaşamın
vazgeçilmez ama bir o kadar da taviz verilmez ayrıntıları haline
getirmiştir Haki arkadaş. Onunla yaşayan insanları sözden öncesi
çağlara taşıyacak güçtedir. Öyle içten, gönülden ve yüreğiyle
konuşan bir yürek toplaşmasıdır. Kuramsal bilgisi kadar
pratikteki güçlülüğü onu sarsılmaz bir devrimci kişilik
kılmıştır. Ve bu kişilik özelliği, ne söylediklerine değil, ne
yaptıklarına bakılan bir gerçeklik olarak PKK’lileşmenin temel
bir kuralı olmuştur. Bu mirasla olgunlaşan devrim düşüncesi Haki
arkadaşın katledilmesiyle partileşmeye dönüşmüştür. PKK bu
anlamıyla nasıl yaşanılacağını anlatan en güzel toplum
örneğidir.
Yeni toplumsallaşmanın zirvesi bugün PKK öncülüğünde yürütülen
özgürlük mücadelesinin büyüttüğü mirastan güç almış ve
demokratik ulus projesi olarak ortaya çıkmıştır. Önderliğimizin
geliştirdiği bu proje PKK’nin öncülük ettiği yeni
toplumsallaşmanın niteliklerini göstermektedir. Evrensel boyutta
bir gerçekleşme olduğu kadar ulusal olarak da nasıl bir
demokratikleşme sürecinin yaşanacağı, yaşamın özgürlük
ilkelerine göre nasıl örgütleneceği konularına demokratik ulus
projesi açıklık getirmektedir. Öyle ki PKK’nin özgürlük
yürüyüşüne kaldırdığı Kürt halkı yanında bugün demokratik ulus
projesiyle tüm Türkiyeli halklar özgürlük yürüyüşüne yönelişin
heyecanını yaşamaktadır.
Bu heyecanı, kongre hareketi adıyla toplanan halkların
demokratik kongresinde çok yakından yaşadık. Aynı heyecanı
gördük, hissettik. Her halkın kendi diliyle, kültürüyle ya da
inancıyla dile getirdiği özlemini, selamını, birlikte yaşama ve
özgürlük arzusunu an an onlarla birlikte duyumsadık.
Ortadoğu’nun gerçek renginin ancak böyle açığa çıkacağına olan
inancımızda seyrettik o dakikaları.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde gelişen PKK
somutunda zirveleşen ve halklaşarak anlam kazanan özgürlük
yürüyüşünün demokratik ulus projesiyle bugün ulaştığı kimlik,
Ortadoğu’nun gerçek kimliğidir. Bu projeyle Türkiyeli ve
Ortadoğulu tüm halkların soykırım tehdidi altında yaşamadıkları,
ilişkilerinin öl-öldür zihniyetinin çok ötesinde bir birlikte
özgür yaşama mayasıyla yeniden örüleceği, hiçbir halkın
varlığının bir diğeri için tehlike oluşturmadığı, tam tersine
halkların, toplulukların kanından beslenen milliyetçilik dininin
tüm halkların karşıtlığı üzerinden kendini var ettiği ve
Demokratik Ulus projesiyle bu tersine gidişin son bulacağı
görülecektir. Çünkü Ortadoğu, birçok farklı topluluğun, inancın,
dilin, kültürün ya da yaşam biçiminin bir arada barış içinde
yaşamasının ilk örneğidir ve Demokratik Ulus Projesi de merkezi
hegemonyanın bu farklılık içinde birliği farklılıkların
düşmanlığına dönüştürerek her zaman bir arabulucuya muhtaç olan
bir halklar boğazlaşması yaratması karşısında ilk öze dönüşün
adıdır.
|