Kapitalist Modernitenin Hades’i
                                         Dilzar Dîlok
Kürdistanlılar, özgürlük özlemiyle geçen yoğun yılların ardından, kendi gerçeğini yaşadığı zamanlarda cennet ülkesi-Dilmun diye anılan ülkelerinde bir karar verdiler. Bir yaşam kararı… Özgür Kürtlerin özgür iradeleriyle verdikleri bu karar, cennet tadında bir yaşam içindi. Bu karar ülkenin her yanında bayram coşkusuyla kutlanan demokratik özerklikti. Buna karşılık halkların cennet tadında yaşamlarına tahammül edemeyen, zihniyetinde, aklında fikrinde cehennem acısındaki ağulu yaşamlardan başka bir şey olmayan Türkiye hükümeti, Demokratik özerklik ilanına cehennem harekâtı adını verdiği hava saldırılarıyla karşılık verdi.

AKP hükümetinin başlattığı hava saldırıları yoğun bir şekilde sürüyor. Kürdistan Özgürlük hareketi, günlük olarak yapılan saldırılar ardından saldırıların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Bu verilerde kayıp verilmediği açıklandıkça hükümetin ve aynı ağızdan konuşan sözcülerin dilsel saldırıları da artıyor. Bu söylemlerde büyük bir milliyetçilik, önü alınamaz bir düşmanlık, altından kalkılamaz bir insani utanç ve giderek tırmanan bir faşizm görülüyor. Bunların en kirlisini AKP bünyesindeki Kürt asıllı olup da zihin ve yürek olarak Kürdistanlılıktan nasibini almamış olanlar oluşturuyor. Üstelik, kendini varlığını pazara sunmanın yarışına girmişçesine Kürdistan’daki ekonomik projelerden, AKP’nin yardım kampanyalarından dem vurarak yarışta ipi göğüslemenin telaşına düşüyorlar. Düştükçe düşüyorlar, hep düşüyorlar.

Sürecin neler getireceğine ilişkin değerlendirmeler yapılıyor, bir kesim sonuç alınamayacağını söylerken bir başka kesim de bu saldırıların önemli bir adım olduğunu söylüyor. Fazlasıyla iğfal edilmiş bir zihniyetle konuşanlar, hükümetin sabrının kalmadığını, terörün bitmek üzere olduğunu dile getirerek iktidarın eteklerine tutunmanın düşüşünü sergiliyor. Bunlar bir yana, bu sürecin yaratacağı kesin olan bir şey var, o da düşmanlıkların derinleşeceğidir. Bundan öte yaratacağı kesin bir sonuç yoktur hükümet açısından.

Kürt toplumu, demokratik ulus projesini can-ı gönülden benimsediği ve bunun ifadesini her gün yaptığı, kendi halkının varlığını koruma ve özgürlüğünü yaratma amacını birlikte yaşadığı halklarla bütünleştirerek Ermeni, Süryani, Türk ve Arap, tüm Mezopotamya ve Anadolu halklarıyla birlikte yeni toplumsallaşmasını yaratıyor. Böyle bir süreçte bu cehennemî saldırıların derinleştireceği düşmanlık, halklar arasında olmayacaktır tabi ki. Bu düşmanlık, halkların hükümete, Türkiye’deki oligarşik düzene, faşizmin yükselişine karşı düşmanlığıdır. Sistem karşıtı toplum ve kesimlerle birlikte ezilen Türkiyeli halklar da bu savaşın sadece hükümete, iktidar odaklarına ve onların çanaklarından gıdalananlara olduğunu bilmektedir. Bir asker anasının “Tayyip Erdoğan oğlumun cenazesini bulsun, onun da yüreği yansın” derken yaşadığı acı, halk kitlelerinin hükümete yönelttiği öfkeyi, tepkiyi ve nihayetinde birlikte ve özgür yaşama iradesi gösteren toplum kesimlerinin düşmanlığını göstermektedir.

Açılım adı altında AKP’nin başlattığı kirli ve toplumsal özgürlükleri çirkinleştiren makyaj artık dökülmeye, boyalar akmaya başlamıştır. Son bir haftadır büyük bir psikolojik savaşla birlikte süren saldırılar bu çirkinleşmenin kanıtıdır. Giderek yükselen öfke nöbetleri, son olarak düzenlenen cehennem harekâtı adını verdikleri hava saldırılarıyla başlatılan süreç, hükümetin yaptığı sahte açılımın hükümete de pek bir şey kazandırmadığını göstermektedir. Söylenen tüm yalanlar, atılan tüm sahte adımlar ya da gizlenen tüm inkâr-imha politikaları, açılım etiketli olsa da, Kürtleri hükümetin karşısında tavır almaktan, demokratik özerklik adı altında özgür bir gelecek yaratmaya yönelmekten alıkoyamamıştır. AKP’nin açılım adıyla başlattığı derin asimilasyon süreci başarılı olmamıştır. Bu anlamıyla AKP yenilmiştir. Ve cehennem harekâtı, cennet yaşamları yaratmaya yönelen Kürtlere, açılım maskesi altında reva görülenleri açıkça sergilemektedir.

AKP hükümeti Kürdistan’a yönelik saldırılarını Türkiye sınırlarına da taşırarak Kürt varlığına tahammülsüzlüğünü her fırsatta gösteriyor. Köyleri bombalıyor, ormanları yakıyor, çocukları öldürüyor, yakıyor… Türkiye’de, duyarsızlıktan, dikkatsizlikten, cehaletten ve tedbirsizlikten dolayı orman yangınları hızla sürerken, ve bu yangınları söndürmeye hükümetin gücü yetmiyorken, Kürdistan’daki ormanları yakmak için hükümetin yaptığı büyük masraflar Türkiye’de yaşayan her bireyin, her yurttaşın hükümetten hesap sormasını şart kılıyor. Savaş sürüyor. Daha doğrusu savaşın sürdüğü söyleniyor ama Türkiye’den yükselen tüm sesler, siyasetçi, ekonomist, asker-polis, tüm sesler kan arzusuyla yükseliyor. Dinledikçe, duydukça dünya insanlığının kendi insanlığıyla, insan olmaya dair tüm varoluşsal iç zenginlikleriyle karşı karşıya olduğu düşüncesini uyandırıyor zihinlerimizde.

Giderek artan saldırılar sadece ormanları yakmıyor, insanları da yakıyor. Mezarlıkları vurarak cansız gerillalara dahi tahammül edemediğini gösteriyor. Onuru ve özgürlüğü için canını veren Kürtlerin kemiklerini parçalamayı kendi iktidarının sağlamlaştırılmasında temel yöntem bilen bir hükümetten herhangi bir soruna barışçıl ya da demokratik bir çözüm beklemek de yanılgı olur. Ki nihayetinde tüm demokratik-özgürlükçü kavramlar kullanılmasına rağmen sadece bu kavramlar tüketilmiş, özünde ise demokrasi ve barış adına hiçbir şey inşa edilmemiştir. En son Güney Kürdistanlı bir ailenin bulunduğu arabanın hedef alınarak tümden imha edilmesi AKP hükümetinin niyetini ortaya koyuyor. Bu tablo AKP hükümetinin katliamdan başka bir şey inşa edemediğini, zirve yaptığı bir süreçte cansız bedenler üzerine bomba yağdırarak, iki yaşındaki çocuklara varana dek sivil insanlar üzerine bomba yağdırana dek, Kürt ailelerini toptan katlederek kendini var etmeye çalıştığını gösteriyor. Roj Tv’nin uyarılar yaptıktan sonra gösterdiği bu görüntüler AKP hükümetinin gerçeğidir.

Görülen odur ki Erdoğan kapitalist modernite sürecinin Hades’i rolüne soyunmuştur. Bilinmektedir ki, bu tip tanrılar lanetle anılmaktadır. Her hangi bir insanın algısında, kötülük düşüncesi her belirdiğinde akla bu lanetli tipler gelmektedir. Erdoğan’ın da cehennem harekâtı adıyla inşa etmeyi planladığı Tartaros’a kendisinin düşeceği, cehennem ateşinin alevleriyle Erdoğan’ın makyajının tümden eritip onu çirkinleştireceği, bununla birlikte cehennem harekâtı adıyla başlatılan ve sivil insanların yakılmasına kadar varan vahşet uygulamalarının AKP hükümetini yakacağı bilinmelidir. Tüm bunlara karşılık Ortadoğu’daki özgürlük ateşi tüm halkları içine alacaktır. Bu anlamda tüm Kürdistan parçalarındaki Kürtler de özgürlük mücadelesinin verdiği ruhla bu saldırılar karşısında durmalı ve özgür iradesini ortaya koymalıdır.  Çünkü faşist AKP hükümeti sadece Kuzey Kürdistan’daki Kürtlere düşmanlık yapmamakta, tüm parçalardaki Kürtleri hedeflemekte olduğunu sınır ötesi operasyonlarla ve alttan alta dostluk maskesi altında sürdürdüğü Suriye’ye saldırı planlarıyla ortaya koymuştur. Dönem, ulusal bilinçle, özgür Kürt bireyinin varlık onurunu koruma kararlılığıyla mücadele etme ve saldırılar karşısında tüm demokratik tepkilerini ortaya koyma dönemidir.

                          

                                              

 

 

 
 
    ygk_unur@hotmail.com