|
Ahlaki
Toplumda Kadın Erkek İlişkileri Özgürleştiren İlişkilerdir
Şerda Mazlum
Kadın erkek arasındaki ilişkiler bugün oldukça çarpıtılarak ahlaki ve
politik toplum ilkelerini tehdit eden zemin konumuna
getirilmiştir. Kadın erkek ilişkisi mülkiyetin, her türlü yabancılaşmanın ve
düşkünlüğün yaşandığı ilişkiler olarak gelişmektedir. Kadın ve erkek cinsi
arasındaki ilişkiler geleneksel köleci zihniyetin etkisinden kurtulamadığı
sürece insanlığı tehdit eden konumundan kurtulamayacaktır. Bu konu
ataerkil-devletçi sistem tarafından o kadar saptırılmış ve sistemin
devamlılığını sağlamak için o kadar kullanılmıştır ki bu sorunu çözmek
zannedildiği kadar kolay değildir. Sorun oldukça kapsamlı olduğundan kapsamlı
yöntemlerle mücadele edilmesini gerekli kılmaktadır. Kadın erkek ilişkilerinde
yaşanan sorunlar ne geleneksel yöntemlerle, ne inkâr etmekle ne de yoz ilişkidir
deyip geçmekle çözümlenebilir. Her şeyden önce kadın ve erkeğin yapması gereken
iki cins arasına açılan uçurumu aşarak birbirine insan olarak bakabilmeyi
başarabilmektir. Erkek egemenlikli sisteme geçişle birlikte kadın ve erkek
arasındaki ilişki en çok kirletilen ve kendi özsel gerçekliğinden uzaklaştırılıp
iktidar ilişkisine dönüştürülen ilişki biçimi olmuştur. Bu egemenlikli sistem
aşılmak isteniyorsa bu ilişkinin çözümlenmesine ve aşılmasına ihtiyaç vardır.
Çokça söylendiği gibi kadın ve erkek ateşle barut değil insandırlar. Cinsler
arası ilişkiye nasıl özgürlükçü bir yaklaşım geliştirilmelidir üzerinde
yoğunlaşılmalı bu doğrultuda özgürleştirici yaklaşım belirlenmelidir. Yoksa
içine girilen yaklaşımlar annem babama nasıl yaklaşmışsa ya da televizyonlarda
nasıl görmüşsem, romanlarda nasıl okumuşsam öyle yaklaşırım tarzını aşamaz. Bu
yaklaşımlarında hiçbir tarihi, özgürleştirici değeri yoktur. Bu etkileri örgüt
içerisine taşırmak çok daha tehlikeli sonuçlara yol açmıştır. Kadın erkek
ilişkileri bırakalım bizim gibi özgürlükçü bir hareketi sistemin kendisini dahi
bir çıkmaza sokmuştur. Çünkü bu ilişkiler gün geçtikçe doğallığından uzaklaşarak
çığrından çıkmakta ve salt güdülere dayanan bir düzeye -düzeysizliğe-
indirgenmektedir. İçinde bulunduğumuz çağın en büyük çıkmazlarından biri kadın
erkek ilişkilerine çözüm olmaktır. Bu nedenle her şeyden önce yapılması gereken
cinslerarası ilişki tarzının sorgulanarak çözümlenmeye tabi tutulması ve yeniden
yapılandırılmasıdır. Cinslerarası ilişki tam bir egemenlik ve iktidar
ilişkisidir. Erkek kadınla olan ilişkisine cinsellik çerçevesinde yaklaşmakta ve
ulusal, toplumsal değerler anlamında yenilmiş olan erkek kadın üzerinde
hâkimiyet kurmaya çalışmaktadır. En temel hâkimiyet aracı olarak da cinsel
ilişkiyi görmektedir. Bugün cinsel yaşamında başarısız olan bir erkeğe
iktidarsız denilmesi bu ilişkinin iktidar ilişkisi olduğunun somut ifadesidir.
Erkeğin dünyası adeta bu ilişki çerçevesinde kurulmuştur.
Mülkiyet
ve metalaşmanın en yoğun yaşandığı ilişkiler cinslerarası ilişkiler
olmaktadır. Yaşanılan ilişki tarzları mülkleşmeyi doğurmaktadır. “Benim
karım, benim kocam, benim sevgilim, çocuğum” yaklaşımları aidiyet ve
bağımlılık içermektedir. Erkeğin çok çocuk sahibi olunca kendini güçlü
hissetmesinin nedeni çocuklarını mal varlığı olarak görmesinden
kaynaklanmaktadır. Ortadoğu’da yaşanan aşk ilişkileri de mülkiyet
kavramlarıyla ifade edilmektedir. Özellikle arabesk- pop şarkıları
gözden geçirdiğimizde yine dizi filmlerin, sinemaların işledikleri
temalara baktığımızda ‘ya benim olursun ya da toprağın’ anlayışından
belli bir sıyrılmanın olduğu ama bu sıyrılışın özgürlüğe doğru değil
köleleştiren mülkiyet anlayışının derinliklerin doğru olduğu görülür. Bu
zihniyet ‘hem benim olursun, hem de işim bittiğinde de seni toprağa ben
gönderirim’ anlayışında somutluk kazanmaktadır.
Bir
erkek bir kadınla kurduğu küçük bir ilişkide dahi kadının mutlaka
kendisine ait olmasını istemektedir. Kadını kendi malı olarak
gördüğünden diğer bir erkeğin kadına normal bir bakışı, konuşması dahi
erkeği rahatsız eder. Bu erkek geleneğinin ve köklü bir mülkiyet
ilişkisinin yol açtığı sonuç olarak ele alınabilir. Bir ilişki
kurulmuştur ve erkek burada kadını mal olarak görmekte kendini de egemen
olarak ele almaktadır. Kadını mal gibi görmesinde erkeksi geleneklerin
etkisi olduğu kadar cinselliğin mülkiyet ilişkisi olmasının da etkisi
vardır. Para edinmekle güç olacağına inanan kişi zenginliğini ilişkide
olduğu kadınların sayısını fazlalaştırmakla tamamlamaktadır. Erkek kadın
üzerinde egemenlik kurdukça kendini daha güçlü hissetmektedir. Cinsel
ilişkilerin bu kadar mülkiyet konusu olması, bundan yola çıkarak kadın
cinselliğinin bu kadar pazar aracı kılınması kölelik zihniyetinin
sonucudur ve bu zihniyeti yüceltmektedir. Bugünkü kapitalist modernite
zihniyetinin en belirgin yanının insanlarda tüketim anlayışını bir virüs
gibi yaymasıdır. Sistem içinde bu anlayış hastalık düzeyine ulaşmıştır.
Öyle ki mülkiyetçi ilişkilerin aşıldığı noktalarda tüketim zihniyeti
devreye girmekte, ilişkileri de tüketilip atılacak bitirilecek bir nesne
olarak görmektedir.
İlişkilerdeki mülkiyetçi zihniyet parçalanmadan ataerkil- devletçi
sistem yıkılamaz. Çünkü sistemin esas güç kaynağı bu ilişkilerdir.
İnsanın en anlamlı duygu yoğunluğunun katletmeye ve egemenlik ilişkisine
dönüşmesinden sorumlu olan odak ataerkil devletçi sistemin kendisidir.
Ataerkil sistem ağlarını öyle bir örmüştür ki hangi ilişkiye bakarsak
bakalım mülkiyet sahiplik, egemenlik-kölelik ikilemleriyle karşılaşırız.
Hiçbir canlı diğer bir canlıya tüm varlığıyla sahip olamaz. Belki zorla
kendine ait kılmaya çalışabilir ama bir başka canlıyı tümüyle kendine
mülkiyet konusu durumuna getirme doğanın kurallarına da aykırı bir
durumdur. Kürdistan toplumsal gerçekliğindeki kadın erkek ilişkileri göz
önüne getirildiğinde geliştirilen ilişkilerin son derece çarpık olan
gerçekliğiyle karşılaşırız. Kördüğüm haline gelen ilişkiler yumağı
toplumsal gerçeğimizi kaos durumuna sokmaktadır. Bu nedenlerle Kürdün
ilişkileri her zaman sorunlu olmuş, severken sevgi katledilmiştir.
Kadına sadece feodal gelenekler çerçevesinde yaklaşım ve kadını namus
anlayışıyla ele alış erkek egemenlikli uygarlığa en fazla hizmet eden
sonuçlara yol açmaktadır.
Erkek
egemenlikli sistemde bilinçli olarak kadın erkek ilişkilerini
geliştirmeye çalışmaktadır. Hareketimizin tarihine baktığımızda
tasfiyecilerin örgüt içerisinde el attıkları en temel yönün ilişkilere
yaklaşım olduğunu görürüz. Çünkü en azılı düşmanın veremeyeceği zararı
hareket içerisinde geliştirilen kadın erkek ilişkileri vermektedir.
Özgür bir toplumsallığa yol açmak istiyorsak özgürlük karşıtı tüm ilişki
tarzları aşılmak durumundadır. Bu ilişki tarzlarının başında özgürleşme
için en büyük tehdidi oluşturan kadın erkek ilişkileri gelmektedir.
Kadın ve erkek toplumsal cinsiyetçiliğin etkisiyle birbirlerini insan
olarak görmekten ziyade cinsel meta olarak görmeye başladığından
itibaren insani ilişkiler yara almaya başlamıştır. Bir de buna Kürt
olmak eklenince Kürt kişiliğindeki kadınlık ve erkeklik özünden en fazla
saptırılmış gerçeklikler olduğundan ilişkiler özgürlük önünde Çin Seddi
gibi aşılması gereken bir sorun olarak durmaktadır. Sistem karşıtı
hareketlerin ilişki ve yaşam anlayışlarında özgürlük düzeyi
yaşamsallaştırılmadan hareketlerin tahakkümcü sistem karşısında başarıya
ulaşması beklenemez.
Kişinin
özgür yaşamı tercih etmesi bir ilk adımken bu özgürlük adımlarının
devamlılığını sağlamak daha önemlidir. Kişinin kendi tercihine göre
yaşayamaması, edinilen bilinci yaşamla bütünleştirememesi, zamanla
kendine olan özsaygısını yitirmesine bu da içten içe kırılmaya ve
dejenere olmaya neden olmaktadır. Tercihin nasıllığı ise kişinin
özgürlük düzeyini, ahlaki ve politik düzeyini gösterir. İnsanların ne
söyledikleri, sözlerle ne kadar iyi siyaset yaptıkları ve ne kadar
amaçlarıyla buluştukları, onların tercihlerinin ne olduğunu bizlere
gösteren yaşamlarıyla ölçülebilir. Özgürlük inancı ve sosyalizm bilinci
derinlikli olan kişilikler bu tür ilişkileri ne yaşarlar ne de
yaşanmasına izin verirler. Burada açığa çıkan bir diğer anlayış ise
örgüt ve özgürlük dışı anlayışları tavır ve davranışları
normalleştirmedir.
Bizler
ahlaki ve politik toplumun ilkelerini esas alan özgür bir yaşam
oluşturma amacıyla mücadele eden bir halkın çocuklarıyız. Çocuğu
yaşlısı, kadını erkeği, her bireyiyle mücadele eden ve soykırım
çemberinden kurtulma mücadelesi veren bir halkın bireyleriyiz. Yaşamı,
davranışları ve birbirine karşı olan yaklaşımları bu gerçeğin yarattığı
doğrultunun dışına çıkan bireyler, kendi toplumlarıyla bir arada
bulunmanın şartlarını ihlal etmiş, o yaşamsal gerekçeleri yok etmiş
olurlar.
Kürt
Özgürlük hareketinin en ilgi çeken yanı ve yine diğer devrimci ulusal
kurtuluşçu hareketlerden farkı kadın erkek ilişkilerinin düzenlenmesine
yönelik projesidir. İlgi çeken aynı zamanda korkulan yandır bu yan.
Ezilenlerin, özgür yaşamı ekmek ve su kadar arayanların en çok
bağlandığı yandır bu yan. Egemenlerin de en çok korktuğu yan, bu yandır.
Dünyanın dört bir yanındaki insanlar nasıl olup da bu kadar genç kadın
ve erkeğin bir arada yaşadığına şaşırmakta, bu konudaki sorularını
özgürlük ilkelerinde görmektedirler. Bu ilkelerin yarattığı yaşamın her
anı mücadeleyle dolu geçen gerçeği insanlar için her zaman bir çekim
merkezi oluşturmuştur. Bir özgürlük arayışçısı için bunu başarmak onur
kaynağı iken diğer yandan emperyalistlerin yaptıkları araştırmalar
sonucunda en zayıf yanımızın cinsellik ve ilişkiler olduğunu ortaya
koyması, yine bu yönlü izledikleri politikaların yaşam bulması, sonuç
alması oldukça gurur kırıcı ve düşündürücüdür. Cinsellik ve kadın erkek
ilişkileri Kürdün kördüğüm haline getirdiği sorunlardır. Özgürlüğü
olmayanın geliştireceği aşk ilişkisi aşk değil onursuzluk olur ancak.
Zira ancak özgür yürekli ve özgür düşünceli kişilerin geliştirdiği
ilişkiler özgür yaşamı yaratabilir. Köle kişiliklerin geliştirdiği
ilişkilerde açığa çıkacak olan köleliğin derinleşmiş biçimleri
olacaktır. Kişi kendisi karşısındakine kendisiyle nasıl ilişkileneceğini
öğretir. Bu yüzden özgürlüğe tutku düzeyinde bağlıysak özgürlükten
uzaklaştıran her tür ilişkiden kaçınmalı uzak durmalıyız. Birbirini
yüceltmeyen, düşüren, maddiyata dayalı ve temel değerlerden koparan,
tüketen ilişkiler en fazla karşısında durmamız, reddetmemiz ve
alternatifini geliştirmemiz gereken ilişki biçimleridir.
Yücelen
özgürlük değerlerimiz karşısında cüceleşen kişilikler olarak yaşamak
istemiyorsak ilişkilerimizin özgürlük ilkeleri karşısında ne anlamlar
içerdiğini sorgulamalıyız. İnsan ilişkileriyle insandır. İlişkileriyle
de insanlıktan uzaklaşır. İnsanca yaşamak için insanca ilişkilenmek
gerekir. İnsan tanımımızı özgür insanı ölçü alarak oluşturduğumuz
aşikârdır. Bu temelde yüce amaçlar doğrultusunda ilişkilenebiliyorsak ve
ilişkilerimizde özgür yaşamlara dair yeni anlam-değerler
yaratabiliyorsak, özgürlüğe bir adım daha yakınlaşabiliriz.
|