YAŞAM NEDEN DEĞERLİ VE ANLAMLIDIR? 

Yaşamın anlamını bilmek; İnsanlar ve tüm canlılar için yaşamın, ne kadar anlamlı olduğunu bilmekle ancak içinde yaşadığımız evrenin yaşam mücadelesinden anlayabiliriz. Gözle göremediğimiz atom, çekirdek ve hücrelerin kendi oluşumlarını sağlamak için yarattıkları denge akıl almaz bir hakikati ifade etmektedir. Akıl almaz bu hakikatin gerçeğinde tüm atomların kendilerini var etme ve var edebilme mücadelesini ve şüphesiz etkilerini günlük olarak görmekteyiz. Tüm canlılarda, özde insanda bu gerçeği çıplak gözle görebilmek mümkündür. Görmek isteyen ve anlamlı yaşamı tercih eden insanlarda bu daha açık bir şekilde görülebilmektedir. Hayat sadece yemek, içmek, gezmek, günlük olarak çalışma yürütmekten ibaret değildir. Tüm bunlar hayatın sadece bir kısmını oluşturmaktadır. İnsanın günlük yaşamını sürdürme çabaları elbette küçümsenemez. Ancak hedefi olan birey, topluma- insanlığa faydalı olabilecek bir yaşam tercihine ulaştığında bireydir. Yaşamın anlamını bilmeyenler ne kendisine ne çevresine ne de insanlığa bir faydası olmayacaktır. İnsanın yaşamı anlamlı ve değerli kılabilmesi için herşeyden önce kendini tanımalı ve tanımlayabilmelidir. Yaşamın hakikatine ulaşabilmemiz için insanlığın yarattığı tarihi değerleri bilmek ve kendini o gerçeğin içinde görerek tanımlayabilmeliyiz. Kendimize soracağımız en önemli soru ‘ben kimim, nasıl oluştum, nereye gidiyorum’dur. Ya da ‘ne yapmak istiyorum’sorularını kendimize sorabilmeliyiz. İnsanlık tarihinden, felsefeden uzak gelişen ve geliştirilen entellektüel bilinç, bilinçten zıyade sadece bir bilgi birikimidir. Ve çoğu zaman da bu bilgi birikimi topluma yarardan çok çıkarlara sömürüye dayalı kullanılmaktadır. Ahlaktan yoksun olan entellektüel birikim, önü alınamayacak tehlikelere yol açmaktadır. Kapitalist modernitenin insanlık değerlerini toplumun ahlaki ve politik yapısını inkar ederek kendisini var etmesi ve 400 yıl boyunca da bunu çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürmesi insanlıkta ağır yaralara ve tedavisi imkansız hastalıklara neden olmuştur. Ekonomi,sanayi pazarı, bilim, teknoloji tüm bunları araç haline getirerek ve halka karşı kullanması sözkonusudur. Halbuki tüm bunlar ahlaki ve politik toplumun yarattığı ve bu değerler için mücadelesini vermiş ve halende vermekte olan topluma aittir. Her şeyi elinden alınmış bir toplumun ve ya bir halkın manevi kültürel ahlaki ve politik değerleri de elinden alınmış demektir. Yaratılan boşluklarla kapitalist sistem kendi zihniyetini, anlayışını yaşamsallaştırır. Kapitalist modernitenin etkisine giren kadın, erkek, çocuk, genç ve toplumun tüm fertlerinde  yoz bir kültüre yol açmaktadır. Bir hastalık olan ve belirleyici özelliği olan bireycilik anneyi çocuğundan, kardeşi kardeşten, komşuyu komşudan uzaklaştırarak ucube bir karakterin şekillenmesine yol açmaktadır. İnsanı ayakta tutan, yaşam heyecanını hayallerini güçlendiren yaşama sevincini arttıran manevi ve ahlaki değerlerin tükenişine doğru yol aldırır. Bu sistemi oluşturanlar bilinçli ve çok ustaca yaptıkları inkar edilemez, ancak bunu bir gelişmişlik, uygarlık olarak gören ve adeta kendi iradeleri ile hareket ettiklerini, kendi iradeleri ile tercih yaptıklarını sananlar büyük bir yanılgı yaşadıklarını ve bir ahtapotun çemberinde olduklarını unutmamalıdırlar. Bu zihniyet tv.si ile radyosu ile reklamı ile modası ile tekniği ile bireyleri etkiliyor ve manevi değerlerinden, kültüründen uzaklaştırıyorsa bu senin iraden değil, onların yani tekelci zihniyetin iradesidir. Özgürlük sloganı ile kendisini egemen kılan bu zihniyet; bireyi kendi toplumundan, tarihi değerlerinden uzaklaştırarak, yanlızlaştırarak iradesine hükmetmektedir. Burada birey yaşayan bir ölüdür. Hiçbir canlı yanlız başın yaşayamayaz.  Toplumdan kopmuş bireyin yaşam şansı yoktur. (yaşasa da bir ucube olur). Günümüzde yaşanan tüm sorunların kaynağına dönüp baktığımızda sorunların çıkış kaynağı aynıdır fakat biçim değiştirilmiştir. Emeği en çok sömürülen kadın ve gençlik günümüzde çok ağır travmalar, psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Kadının meta reklam aracı, erkeğe bağımlı çaresiz bir konuma gelmesi ve yaşanan insanlık suçu, intiharlar kendiliğinden gelişmediği gibi gelişmemektedir de. İnsanları bunalımda çıkmaza sürükleyen mevcut zihniyetin önü alınıp mücadelesi yürütülmediği takdir de bu virüs yayılarak ve günümüzde gözle görebildiğimiz ağır tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. Kadınların çözümü intiharda değil yaşamı anlamlandırma ve bunun mücadelesini vererek içinde bulunduğu çemberden kurtarabilmelidir. Yaşamı yeni tanımaya başlayan ve arayışının yoğun olduğu dönemlerini yaşayan gençler aile ekonomi, okul vb. çevresel sorunlar nedeniyle hayatlarına son vermeleri kabul edilecek bir durum değildir. Ergenlik çağında –yani gençliğe adım attıkları dönemde- gençlerin fizyolojik, ruhsal ve düşünsel gelişimleri onları arayışa sürükler. Bu arayışlarında doğru yönü bulabilmesi için anne, baba, tüm aile fertleri çevre ve okul ortamı çok belirleyicidir. Gençlerin bu ortamda alacağı eğitim ve biliçlilik düzeyi şekillenmesinde önemli etkiler sağlayacaktır. Eğitilmemiş, maneviyattan yoksun sevgiden, değerden yoksun bir gencin yaşayacağı psikoloji anlamsız yaşam anlayışı bunalım ve yanlış arayışlara sürüklenmedir. Feodal aşiret mantığı ile kapitalist modernite sistemi arasında sıkışan ve gel-gitleri yaşayan birey aşırı bir sıkışmayı yaşamaktadır. Önderliğimizin verdiği bir örnekle bu sorunu daha iyi anlayabiliriz. İki sistem arasında kalmış ve kendi çıkmazını aşamayan birey için ‘başı koparılmış tavuk gibi o yana bu yana savrulmak, çırpınmak’ demektedir, ancak bu örnek bireyi tarif edebilir. Birey, içinde yaşadığı toplumda kendisine hep haksızlık yapıldığını, sevilmediğini, değerinin olmadığını, işe yaramaz olduğunu düşünürse vb. buna benzer ruhsal durumlar bireyi derin bir boşluğa ve geriye dönüşü olmayan yollara sürükler. Yaşam arayışları tükenmiş birey, yaşamın anlamını yitirdiği an O an dır. Yani intihar psikolojisi.

Tüm bunlara engel olabilmek bu ağır ruhsal travmaya yol açan zihniyete karşı mücadele etmek ben insanım diyen her kesin vicdani ve ahlaki yaklaşımı olabilmelidir. İntihar travmasını ve psikolojisini yaşayan bir insana destek olabilmek için profesör olmak gerekmiyor. Tek yapacağımız şeyin sıcak bir merhaba, sevildiğini hissettirme, o toplumda bir değerinin olduğunu ve insan olduğunu hissettirme ve kendisinin de bu yaşamın bir parçası olduğunu gösterebilmek yeterlidir. Kimse değersiz ya da eksik değildir, kimse güçlü ya da güçsüz de değildir ve kimse çok bilen ya da cahil de değildir. Her birey içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde ve yaşadığı yaşam tecrübesi ile bilinçli, güçlü ve bilendir. Ama önemli olan bunların bilince çıkarılmasıdır. Bunları belirtirken insanlar arasında hiçbir farkın olmadığını, insan olarak hepimizin eşit haklara sahip olduğumuzu vurgulamak içindir. Farklılıklar yani farklı düşünme, farklı kültür, farklı dil, farklı din olabilir. Kimse bunları inkar edemez. Ancak doğal olarak varolan bu özellikler  kimseyi kimseden üstün kılmaz. Kendi kültürünü, dilini küçük görüp yabancı bir kültürü benimseme özenme bireyi kendi gerçekliğinden ve içinde yaşadığı toplumdan uzaklaştırır. Bireyin  kendi bilincini geliştirmeden, başka kültürün etkileri ile hareket etmesi o kültüre göre giyinip konuşması özgürlük değildir. Bu sadece kişiliği hiçleştirir ve savrulmalara götürür.

Kapitalist modernitenin yarattığı bu enkazdan toplumdaki tüm bireyler bir şekilde nasibini alır ve ağır tabloların gelişimine yol açar. Bunun için hepimizin bu konuda daha duyarlı tarihsel, bilimsel, felsefik, ahlaki ve politik toplum değerleri ile donatılmış bir gelişim sağlayabilme çabasını vermeliyiz. Toplumu ve bireyi özgürlüğe götürebilecek, sistemin hastalıklarından kurtarabilecek tek yol ve yöntem aydınlanma ve aydınlatmaktır. Karanlıklara ışık olabilecek ve bizlere yol gösterebilecek Reber Apo nun felsefik, tarihi ve sosyolojik bakış açısıdır.

İntihar asla çözüm değildir. Her ne kadar yaşamın zorlukları olsa da mücadelesi anlamlı ve değerlidir. Fakat kendini imha ve yok etmenin hiç bir anlamı yoktur ve olmayacaktır. Birey karanlık dünyasından çıkıp etrafına daha derin ve felsefik bakabilmelidir. Kendisini sevdiği kadar yaşamı kendisine anlam biçtiğe kadar yaşama anlam biçebilmelidir. Maddileşmiş yani maneviyattan uzaklaşmış insanı özünden uzaklaştıran davranış ve düşünceler insanı asla mutlu etmez.  Manevi değerlerin azaldığı maddıyatın at koşturduğu ortam sis perdeleri ile örtülüdür. Bu da berrak olmayan bir yaşam anlayışına neden olacaktır. Manevi ve ahlaki değerlerinin yüksek olan bir toplumun aydınlanma ve mutlu olma şansları çok daha yüksek ve anlamlıdır.

Evrendeki hiçbir oluşum kendiliğinden ya da nedensiz oluşmamıştır. İşe yaramaz tek bir atom bile yoktur. Tüm varlıklar bir denge içerisinde kendilerini ve diğerlerini de var eder. Diğerlerinini varlığı kendisinin varlığıdır, kendisinin varlığı diğerinin varlığır.  Yaşam bir bütündür. Her insanın yaşamı değerlidir.

                                                            Bermal Hakkari

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com