| |
TOPLUMSAL YAŞAMDA SPOR
ETKİNLİKLERİNİN YERİ NEDİR?
Başta şunu belirtelim, spora ilişkin neden yazma ihtiyacı duyduk? Bu
soru dönem ve içinde yaşadığımız çağ
açısından önemli olup, bu konuda yazmakta yerini bulmaktadır. Yıllarca
Türkiye’de oynanan veya dış ülkelerde oynanan sporlarda ve özellikle
futbol da çok ciddi sorunlar görüyorum. En son Bursa spor ve Beşiktaş
maçında kendisini açığa vuran durum yüz kızartıcı, utanç verici bir
düzeyde kendisini açığa çıkardı. Bu olay kısa tarihte yaşandığı için
örnek veriyorum yoksa bu tür olaylar geçmişte de yaşanmıştır. Özellikle
bu tür durumların böyle etkinliklerde kendisini açığa çıkarmasının
toplumsal bunalım ve yozlaşmayla bağı rahatlıkla kurulabilir. Neden?
Çünkü insanlar buna yönlendiriliyorlar. Nasıl? Siyasal, sosyal, kültürel
anlamda insanlarda yaratılan boşluklar, tatminsizlikler, boşluk bu
anlamda sorunların çıkmasına neden oluyor. Halbuki insanlık tarihi ile
başlangıcı belirlenen spor, insan yaşamında çok belirli bir öneme
sahiptir. İlk insan yaşamını, beslenme, korunma gibi temel yaşam
koşullarını belirleyen alanlar olarak yaşam formlarını belirlemiştir.
İlk insanın bu temel yaşam formları çeşitli biçimlerde gelişerek spor
olgusunun doğuşuna yol açmıştır. İlk çağ insanı korunabilmek, her koşula
karşı yaşamı sürdürebilmek amaçlı çeşitli yöntemler geliştirip kendi
kültürleşmesini bu anlamda yaratmıştır. Geliştirdikleri savunma,
beslenme yöntemleri kuşkusuz geleceğin spor dallarını geliştirme, farklı
biçimler vererek bugün oynanan spor oyunlarının ilksel biçimlerini
oluşturmuştur.
Toplumsal yaşamın inşasından günümüze kadar spor kültürü gelişerek
farklı yaşamsal anlamlar da yüklenmiştir. Barışı, huzuru, sevgiyi,
dayanışmayı geliştirmenin de simgesi olmuştur. Zamanı geldiğinde
dayanışmayı, kolektif ruhu yaratarak, sevgi ve dostluk ilişkileri
yaratarak, barış ve sükûneti geliştirmenin aracı olmuş, insanlığa bu
anlamda hizmet etmiştir. Özellikle insan, düşünce ve bedensel gelişime,
sağlıklı toplumsal yapıya spor yoluyla ulaşmıştır. Sağlık, yararı olması
bir yana insanın kişilik yapılanmasını da belirleyen temel etkenlerden
biridir. Kişilik oluşumunda paylaşıma, ekip çalışmasına, kolektif ruh
yaratmaya hizmet etmektedir. Tarihsel olarak bakıldığında bu biçimiyle
sporun ana özü açığa çıkmış durumdadır.
Genelde uygarlık tarihi, özelde ise kapitalizm ile sosyal ilişkiler
yoğunluğunu ifade eden sporun tarihsel özü her açıdan saptırılmıştır.
Kapitalizm baştan itibaren sporu iktidarla bütünleştirip, amatör özünü
yıkarak spor alanında endüstrileşmeyi geliştirmiştir. Metalaştırılan,
kâr elde etmek amaçlı geliştirilen, yaşanan sistemsel sorunlar
karşısında duyarsızlaştıran bir yozlaştırma alanına dönüştürülmüştür.
Topluma sağlıklı, moralli ve fiziki dayanıklılık temelinde katılım
yerine; para kazanma, bunun için rekabeti çılgınca körükleme,
toplumu pasif seyirciye dönüştürme amacı esas alınmıştır.
Kapitalist iktidar yapısının geliştirdiği kurumsal nitelik derinden
incelendiğinde ve toplumsal sorunlar tespit edildiğinde bu tür yaşamsal
etkinliklerin toplumu toplum olmakta çıkaran ve bireyciliği en uç
noktada dayatan boyutlara ulaştığını görebiliyoruz. Yine büründürüldüğü
rekabet ve kâr hırsını ve korkunç bir öl, öldür mantığını
derinleştiren zihniyeti adlandırabiliriz. “Arena” kültürü
hâkim kılınmış ve bundan zevk alan, kapitalizmin özürlü çocukları olarak
da ifadelendirilebilecek sağlıksız, hastalıklı hatta ucube bir toplum
gerçeği yaratılmıştır. Kapitalist sistem hegemonyacılığında siyasi ve
askeri zorun yeri önemli olmakla birlikte, kapitalist toplumu esas
ayakta tutan etkenin toplumun kültür ve spor endüstrisi ile teslim
alınması hatta felçli hale getirilmesidir.
Kapitalist sistem üç “S” denilen spor, sanat ve seks yoluyla toplumu
yozlaştırarak uyuşturan ve “seyirlik” konumuna indirgeyen,
sanatı, sporu ve cinselliği tamamen özünden boşaltarak, işlevinden
uzaklaştırıp bu yolla ahlaki ve politik toplumun ruhunu fethetmiştir.
Fethedilen toplum, teslim alınmış, sistem tarafından istediği gibi
yönlendirilen, idare edilen toplum olmuştur. “Kişilere bağlanmış
iktidar, ya da tersinden iktidara bağlanmış kişiler, kurumlar
yaratılarak, spor ve sanatla iktidarın görünmez soyut niteliğini
oluşturarak sisteme muazzam hizmet etmiştir.” Sanat, spor ve
cinsellik endüstrisi geliştirilerek yönetim sanatının zirvesine
ulaşılmıştır. Kültür, sanat ve spor iktidarlarca kendi hegemonyaları,
hiyerarşileri denetimine alınarak yönetim araçları sarsılmaz bir güç
kazanmıştır.
Bugün yaşadığımız coğrafyada Türk ve bölge devletlerinin sömürgeci
politikalarına paralel üç “S” ile Kürdistan’da yapmak istediği bu
gerçeğin ta kendisidir. Kürt halkı, Türk ve egemen bölge devletlerinin
kapitalist Modernitenin dünya çapında ahlaki ve politik topluma onun
varlık ve yaşam gerekçelerini baş hedefe koyan özel savaş
uygulamalarının benzeriyle hata daha katmerlisiyle yüz yüzedir. Öyle ki
Statükocu Türk ve bölge devletlerinin temel amacı Kürdistan’da fuhuş,
uyuşturucu ve özelliklede spor Argümanını geliştirerek Kürt toplumunun
beynini uyuşturma ve direncini kırarak teslim almadır. Kapitalist
Modernite ve bölge temsilcilerinin kendilerini üç “S”ile yaşamsal
kıldığı temel silahlarına karşı demokratik modernite Paradigmasının
toplumsal inşadaki temel ayaklarından biri olan sporun estetik,
centilmenlik ve kolektivizm gibi temel insani prensipleriyle yanıt
vererek boşa çıkarmalıyız.
Munzur Kızılırmak
10.12.2010
|
|