Toplumsal cinsiyetçiliğin spor’a yansıması.

Yaşam alanlarının çoğunda, sanat, kültür, siyaset, felsefe vb görüldüğü gibi spor’da da toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlar kendisini barındırmaktadır. Hatta her alanda olduğundan daha fazla ve şiddetli bir biçim alarak yansıması gelişmiştir.  Spor kar sermaye alanına dönüşerek tekelci, erkek eliyle yürütüldüğü günümüzde yaşamdan kopmuş, sadece kar ve kazanma hırsına bürünmüştür. Bu biçimi almasının nedenlerinden biri erkek zihniyetiyle şekillenmiş olmasıdır. Kadın dünyasına aykırı olan, özüyle bağdaşmayan özelliklere büründürülmüş olan bu olgu kadın dışlanarak geliştirilmiştir. Kadın şiddeti, kara dayalı hırsı, bireyciliği red eden, kendi duygusal zekâsı ağırlıkta olan, adil, komünal karakteri ile bu yaratılan gerçeğin dışında kalmıştır zaten. Ama birde bilinçli olarak uzak tutulan, kadın işi değil, ancak erkeğin alanı olabilir yaklaşımı gelişmiştir. Zaten var olan toplumsal gerçeklik kadını evine haps eden, yemek yapan, çocuk doğurup büyüten, kocaya hizmet eden statü dışına çıkmasına müsaade etmemiştir. Kadın için sadece ev sınırlarları ve aile geçerlidir. Belirlenen sınırlar dışında kadın toplumsal olarak dıştalanan ucube bir şeymiş gibi bakılan bir yaratıktan başka bir şey değildir.

       Toplumsal cinsiyetçilik spor alanında daha acımasızca ve daha kendini kurumsallaştırarak geliştirilmiştir bu anlamda. İktidar çevrelerinin kendi tekeline aldığı ve kurnazca faydalanmaya çalıştığı bu alan sitem hizmetinde olup, sadece toplumun bir kesimine aitmiş yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu yaklaşım sadece bir cinsi değil aslında bir toplumu bu geri, cahil yaklaşımla mahkûm etmiştir.  Toplumu sadece pasif seyirci konuma indirgeme yaklaşımıyla büyük bir halk cephesini de kadınla aynı kaderi paylaşmaya razı etmiştir. Toplumu aç, işsiz bırakan yâda kültürel yozlaşmayı geliştirerek hastalıklı bir yapı gerçekliği yaratan bir diğer yandan da cinsel güdüyü körükleyen ve sapkınlık derecesinde topluma yayılan ahlaki anlamda bir tükenişi geliştirmiştir. Ve bütün bunların içerisinde kadın yapıcı, iyileştirici olmaktan ziyade bu toplum yıkımı gerçekleştiren etkili bir silah, güç olarak kullanılmıştır.    Kadın da aslında bu yaşanan gerçekliğin çok fazla farkında değil, bu yaşam alanlarını erkeğin insafına terk eden, sahiplenmeyen, kendi alanı olarak görmeyen yaklaşımlarıyla yaşanan acı gerçekliği beslemiştir.  Ve kadın bu sisteme sonuna kadar hizmet etmeye, bireyciliğin başını aldığı, efendili bir düzenin oturduğu, ahlaki değerlerin zayıfladığı bir sisteme doğrudan yâda dolaylı tabı kalmış ve beslemiştir. Bu anlamda spor toplumsal cinsiyetçiliğin yoğunlaştığı bir alan veya olgu olarak yaşam sahnesinde yer almıştır. Arkasına sermaye gücünü alan, iktidarı derinleştiren, ırkçılık hortlatılarak ulus savaşlarını yaygınlaştıran ve hiyerarşik yapıyı kalıcılaştıran güç devletçi ideoloji ve zihniyeti spor alanını muazzam kullanmaya başlamıştır. Her şeyden önce kar alanına dönüştürülmesi erkek tekelinde olduğunu belirlemektedir.

       İnsan yaşamında hayati rolü olan, toplumu direk veya dolaylı kendi bağımlısı haline getiren, toplumsal ilginin yoğun olduğu, canlılığı süreklileştiren sosyal bir olgudur spor tarihsel olarak bakıldığında. Ama bugün görülüyor ki sistem içileşmiş spor gerçeği bu ifadenin çok uzağındadır.   İçerisinde yaşadığımız çağ itibarı ile utanç veren bir durumdur belki ama maalesef gerçek bu. Spor sadece eril dili ifade eden, erkek dünyasını yansıtan, toplumun diğer kesimlerinden kopartılmış bir ucubeye dönüştürülmüştür. Bunda kadının vermesi gereken öz eleştiri boyutu görülmeli. Toplumu bu kadar yakından ilgilendiren, yaşamsal önem arz eden bir alanı erkeğin insafına bırakmanın özeleştirisi verilmelidir kadın tarafından.

      Sadece futbol olarak algılanan ve erkek alanı olarak görülen spor esasında toplumsal işlevi yaşamsaldır. Sağlıklı insan yapısı, estetik ve ahlak değer yargılarının geliştirilip korunmasında tarihi rol atfedilecek bir olgudur. Kültürleşme ile derinden bağı olduğu için yaşamın vazgeçilmezi durumundadır. Ama toplumsal olmaktan çıkmış, sadece bir avuç insan topluluğuna hizmet eden bir alan olarak örgütlendirildiğinden işlevselliği zayıflamış, amacından sapmıştır. Bu anlamda alternatif spor anlayışı ve felsefesini demokratik cinsiyet özgürlükçü felsefeyle besleyerek geliştirebilmeli ve erkeğin insafından çıkarabilmeliyiz. Bunun için kadınları bu alanı tekrardan kadın algı ve anlayışıyla, duygu ve zekâsıyla, yaşam rengiyle spor’u yeniden inşa edelim diyoruz. Çünkü biz beş bin yıldır bedeni yüreği yaralı, hasta, zihni felç olmuş kadının ancak bu tur etkinliklerin geliştirilmesiyle iyileşebileceğine, yaralarını sarılabileceğine inanıyoruz.  Ve Kürt kadının bu anlamda yapacağı öncülük gereklidir ve önemsiyoruz. Her alan da olduğu gibi kadın bu alana da el atar ve katılırsa bu alanında en az diğer alanlar gibi yeniden diriliş ve kendini yaratma eylemini güçlü geliştirecektir.

 

Xecé şemal


 

 

 
 
 
    ygk_unur@hotmail.com