|
Tarihteki
komploların toplamı;
15 Şubat 1999
Komplo gerçekliği, tarihteki egemen sistemin oluşumuyla bağlantılı bir
olgudur. Hegemonik yapılanmanın kendi varlığını korumak için toplumun
diğer tüm kesimlerini değişik biçimlerde düşünsel alandan yaşamın tüm
ögeleriyle müazam bir kilitlenme yaratarak hiçleştirme yaratıldığını
tarihi yazılmayanların karşılaştığı kötülüklerin en lanetlisi olarak
tanımlanmaktadır. Bu doğal toplumsal yapılanmanın, hiyerarşik topluma,
oradan egemen sistemin gelişimine evrilmeyle sürdürülmüştür.
Tarihi-toplumsal alandaki altın yapılanma, tarihinin bir başka
gerçeğe dönüştüğüne tarih tanık olur. Bu beraberinde ahlaki, kültürel ve
insani özeliklerin giderek içeriğinden boşaltılmanın da başlangıcı
durumundadır. Tarihte insanlığın kendi oluşumuna ters bir yapılanmanın
şekillenmesine daha başlangıçta kadının öncülüğündeki (doğal
toplum)altın topluma karşı geliştirilen komplo ile geliştirilmiş
olanıdır. Doğalın da seyredecek olan toplumsal tarihin tersyüz
edilmesinin diğer bir adı olmaktadır. Daha sonraki tüm uygarlıkların bu
temelde geliştirildiği bilinmektedir. Tarihin bir bütün olarak hegemonik
sistemlerin birbirinin kaçınılmaz sonucuymuş gibi geliştirilmesi ve bu
“alın yazısı” düzeyinde ele alınması bir lütüf olarak lanse edililir.
İnsanın oluşumunda olduğu kadar toplumsal alandeki diyalektik evrimin
temel taşları niteliğindeki ahlaki ve kültürel yapılanmanın da rotasının
değiştirildiği dönem, doğal toplumsal yapılanmanın devamını sağlayan bir
yapılanmanın gelişimine yol açamamasıdır. Beraberinde toplumsal
gerçekliğin içinde nasıl etkili olurum, beşeri topluluğu kendi çıkarıma
göre nasıl biçimlendiririm, nasıl bir elit yapılanma yaratırım, sadeliği
kırma ve doğal yapılanmadaki gerçekliği nasıl kırarım hesapları ve
uygulamaları etkin olmaya başlar. Onun kurumsal ve sistemsel
gelişimi, doğal toplumsal yapıdaki diğer bir kırılma niteliğindedir.
Komplo en kirli savaş biçimidir. Hile, kandırma, ikiyüzlülük kadar
güçsüzlüğün de bir ifadesi olmaktadır. Yalanı doğru olarak göstermenin
adıdır. Gaspçılıktır. Zoru temel bir seçenek bilir. Komploya maruz kalan
taraf farkında değilse vehameti daha başka olmakta. Biliyor ve bir savaş
halinde bir duruş sahibi olunuyorsa, bunun sonuçlarına hazırlıklı olmaya
bağlıdır. Bu durum tarih boyunca egemen sistemlerin neredeyse temel
aldığı bir seçenektir. İnsanlık açısından da olumlu-olumsuz anlamda
gelişmenin neredeyse temel anahtarı durumundadır. Hakim sistemler ve
ezilenler açısından bunun sonuçları belirleyici olmaktadır.
Kuşkusuz tarihsel oluşumun empriyonu(temel hücresi)durumundaki
toprakların ortadoğu-mezopotamya olması tarihin belkide bir hediyesi
veya doğa yapılanmasının bir lütfü niteliğindedir. İlk uygarlıkların
mekanı olmaktadır. Bunun sağladığı gerçekliğin getirisi durumundaki
zenginlikler kadar neden olduğu zorluklar da bir o kadar yaşanan
gerçekler durumundadır. Ortadoğu, zengin bir kimlik ve kültürler
diyarıdır. insanlık açısında ilklerin mekanı. Çok değişik toplulukların
olması kendi içinde daha sonraki süreçlerde birliktelikler kadar
çelişkilerinde olması doğanın bir yasası durumunda. Coğrafik olarak
Mezopotamya tarihte oluşan tüm uygarlıklıkların tanığı olmakla beraber
her dönem de değişik biçimlerde hisedilir düzeyde etkisi olmuştur.
Bunlardan en belirgin olanı; kapitalist modernitenin 19. yüzyılda
bölgede geliştirdiği hakimiyet sürecinde geliştirilmiştir. Kürdistan’ın
kapitalist modernite tarafından dört parçaya bölerek, sömürgeci Türk,
Arap ve Fars egemenlerince şekillenen ulus-devlet içinde imhasını esas
alan politikalarıdır. Bölge belirgin olarak Arap, Fars, yahudi, Türk ve
Kürt’ler toplulukların yaşadığı bir alan. Ancak, adı geçen diğer
ulus-devlet gerçeklikleri, varlıklarını stratejik düzeyde Kürt’lerin
imhası üzerine kurulu bir amaç gütmeleridir. Tarihin en büyük
talihsizliklerinden en talihsiz olanıdır. Esasında tarihi, toplumsal,
kültürel, dil v.b alanlarda Kürt halkı “ ortadoğusal bir halk” olması
uygarlığın de kendisi için adeta varlık sorunu olarak değerlendirmesi de
günümüzde daha iyi açığa çıkmaktadır. Temelinde insanlığa analık yapan
bu toprakların demokratik uygarlık tarafından ele alınması durumunda,
yarattacağı sonuçları kendileri için yaşamsal olarak ele almanın bir
sonucu olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu durumun gelişmesinde
merkezi uygarlığın temel politaları olarak geliştirilmiştir. Ortadoğu da
çıkarlarına uygun buldukları toplum ve toprakları bir başka
şekillendirirken, Kürt toplumuna reva görülen ise kök kurutma politikarı
bunun açık bir tanımı olmaktadır.
Kürt halkı tarihin her döneminde maruz kaldığı bir gerçeklik
durumundadır. Bu birey olarak kazanılıp kendi halkına karşı kullanılan
bireylerden tutalım çevre ve giderek bunun bir topluluk olarak kendi
gerçekliğine giderek yabancılaştırılmasının temelinde komploculuk
yatmaktadır. Toplumsal alanda işlenmemiş dinamikleri barındıran Kürt
halkı, bunu tarihin değişik dönemlerinde işlendiğinde sonuçları en az
varlığını, bir geriliği de ifade etse bozulmamış bir topluluk olarak
insani ve toplumsal değerleri koruma özelliklerini de yaşatmıştır. Kim
ne denli işletebilirse veya egemenlik ihtiyaçları kapsamında
değerlendirildiği ve neredeyse kendisi olmaktan uzaklaştırma durumu da
yaşanan diğer bir gerçeklik durumundadır. Objektif bir gerçekliği olsa
da kendi adına hareket etme olanağını geliştiremeyen, egemen
uygarlıkların Kürdistan da birer kopya olma veya onların birer uzantısı
olmaktan öte olunamıyordu. Bir hiçleşme ve tabir caizse bir mezar
sesizliği içindeydi. Bu tamı tamına ölüm uykusu da denilebilir. Kim
yaratmıştı. Doğal toplumdan uygarlıksal bir çıkış geliştirememeyi temel
etken olarak gösterilebilir. Hegemonik uygarlıklar biçiminde kendisini
örgütleyememe ikinci bir etken olabilir. Kendi topraklarında şekillenen
hegemonik sistemlerin ördüğü ve o koşullarda çözülemeyen, bir o kadar
helenozik egemen sistemlerin geliştirdiği düşünsel, kültürel, ekonomik
ağın boyuna geçmiş ilmiği de eklenebilir. Her türlü zenginliği, sahibi
tarafından değerlendiremezsen doyum bilmez lanetler tarafından nasıl
değerlendirileceği görülen diğer bir etken durumundadır. Diğer
uygarlıklar döneminde de doğan fırsatların başkasına benzeme biçiminde
de olsa toplumsal dinamikleri parçalanmış bir olgu gibi ne denli
arayışlar olsa da etkili olunamayacağı görülmüştür. Buna osmanlı-fars
egemenliği dahildir. Aslında verilen bazı sınırlı imkanlara şükreden,
sunulan imkanları bile değerlendirme ihtiyacı duymayan, bir emir kulu
olmayı “şeref” bilen bir halka. Tüm bunların altında yatan gerçeklik üst
bir toplumun ruhuna işlenmiş bir karekter olarak tanımlanabilir. Diğer
toplum kesiminde gelişen, belirgin olarak feodal sistemin gelişimi
döneminde düşünsel, ruhsal düzeyde yaşanan bir hiçleşmenin payı oldukça
belirleyici olmuştur. Artık bu bir kaderdi. Bilim adı olmazsa bu
dünyadan çekilen kendisini öbür dünyaya yatırmış bir gerçeklik olarak
değerlendirilmesi belki de bir hak olarak görülür. Böylece tarihin,
bölgenin ve günümüzün bir stratejik olgusu olmaktan çıkarılarak,
temelinde egemen sistemler için her tür kullanılma ve kendisi için bir
fetih gücü, potansiyeli olarak değerlendirildiği gerçeğidir. Kendisi
dışında herkes içindi.
Rêber APO’nun geliştirdiği demokratik uygarlık, önderliğinin
kurumlaşmasının bir ifadesi durumunda örgütlenen PKK hareketi ile
dirilişi sağlanan ulusal-toplumsal gerçeklik sözkonusuydu. Kendisini
ifade edebilecek ve stratejik bir halk olmaya ulaştırılarak, tarihin
tanık olduğu ender bir kahramanlık dönemi olarak da
değerlendirilmektedir. Neler yaratıldığı iyi anlaşılmazsa başvurulan
tarihin bir toplamı niteliğindeki komployu da anlamak kolay
olmayacaktır.
Birincisi; tarihte gelişen, ancak kendisini bir sistem düzeyinde
kurumlaştıramayan tüm doğal toplumsal gerçeklikler, tarihin her dönemini
kişilik ve yarattığı değerler ile insanlığın gelişiminde etkin rol
oynayan aydınlanmaların yeni dönemde muazam bir tanımlamaya
kavuşmasıdır.
İkincisi; doğal toplumun tüm verilerinin ve her toplumsal sistem
süreçlerinde gelişen, ancak kendilerini örgütleyememiş değerlerini de
birleştirerek insanlığın geleceği için bir yaşam projesi halinde
örülmesinin gerçekleştirilmesi.
Üçüncüsü; dünya da varlığını sürdüren tek özgürlük hareketi
düzeyinde olmasıdır. Dünya da kalan tek “terörist”hareket olarak da
ifade ediliyordu. Dünyadeki reel yapılanmaların dağılımı ve tek dayanak
çizgisi, bunun milyonlara mal olmuş, bir halk tarafından benimsenmesi
sonucu ortaya çıkan öz güç ve bunun kesintisiz bir seyir izlemesinin,
çıkarları zedelenen egemen sistemde yaratılan kaygılarıydı. İzledikleri
politikalar bunun resmen kabulu olarak da değerlendirmek gerekiyor.
Dördüncüsü; neredeyse hiçleştirilen bir toplumsal gerçeklikten,
kendisi için olduğu kadar bölgesel alanda da toplumsal dinamiklerin bir
bileşkesi, işleyen bir mekanizması, akıl-duygusu olmanın canlı
bir mekanizması haline gelmesi.
Beşincisi;halklar adına ve onları temsilen kendi varlığını
korumanın yanısıra geleceğinin de bir ifadesi olması.
Altıncısı;o ana kadar kendileri için iyi hazırladıkları ve Kürt
halkını kendisi için bölgesel düzeyde kulanılmasının önündeki engel
Rêber APO ve onun geliştirdiği özgürlük hareketi idi. İşbirlikçi Kürt
hareketinin önünü açma ve tarihte olduğu gibi Kürdistan’ı ülkesi ve
milletiyle kendisine tabi kılmanın devamını sağlamaydı. Buna egemen
sistemin içinde bulunduğu kaostan çıkışın mekanı ortadoğu’ya yönelik
stratejik hesapları da bulunmaktaydı.
Yedincisi; “ Öndersiz PKK, PKK’siz Kürt’ler” temel stratejik
amaçları olmaktadır. Günümüzde de temel amaçlarının buna endekslendiği,
topyekün olarak her şeyi buna göre yürüttükleri bilinmektedir.
Sekizincisi; Önderliğin yürüttüğü özgürlük mücadelesinin
yarattığı özgür insan
gerçeği bu temelde oluşturulan toplumsal yapılanma, yeniden bir tarihin
yaratılmasının adı olmaktadır. 1993 ten itibaren geliştirilen ve
kesintilere de uğrasa bir başlangıç düzeyindeki yeni paradigmanın karşı
sistemde yaratığı kaygının payı da önemler arasındadır. Sistemin kendine
göre oluşturduğu birey ve yaşam biçiminin dünya da tek panzehiri olarak
yaratılan özgür insan(özgür Kürt de denilebilir) ve bunun yaratığı yaşam
biçimi olarak algılamak önemlidir.
Dokuzuncusu; Önderliğin yeni paradigma ile çözümlediği tarih ve
ortadoğu bağlantılı, tarihin başlangıcı, geliştiricisi durumundaki
mezopotamyanın, aydınlanması ile herşeyin başlangıcı ve sonucu olarak
kendisini tanımlayan batının başa gelmesine vesile olacağını kendileri
anlamış bulunmaktaydılar.
Onuncusu; dünyanın hakim gücü olarak kendilerini tanımlayan ve
komploda aktif olarak yer alan egemen sistem mensuplarından bir
profesörün bir Kürt aydınına “ türkiye bu önderliği anlamıyor,
tanımıyor. Bu yüz yılların bir önderliğidir” gerçeğine göre bir mantıkla
hareket ederek sonuç almak isteyecekleri açıktır.
Onbirincisi; her halk tarihinde olduğundan daha fazla Kürt halk
gerçeğinde tarihsel olarak düşmanın en temel aldığı husus öndersiz
bırakma veya Önderliğin tasfiye politikarını stratejik düzeyde ele
almasıdır. Tarihsel olarak uzlaşma, ikna, kendine bağlama gibi etkenler
kulanılsa da tasfiye temel etken olarak uygulanır. Eğer önderliği yok
eder, etkisizleştirilirse, PKK’yi tasfiye etme ve halkta gelişmiş olan
umut, güven giderek kırılabilir. Bu bir amaç olarak belirlendi.
Onikincisi; özgürlük, demokrasi ve sosyalizm adına varlığını
sürdüren ve mücadeleyi geliştiren tek hareket olma etkeniyle, Önderliğin
esaretinden sonra Türkiye ye gelen Bill Klinton bir zafer edasıysa
‘demokrasinin zaferini’ kutlarcasına parlemento da yaptığı konuşmaya
karşı Önder APO’nun “demokrasinin temsilcisi burada dururken sen
demokrasiden bahsedemezsin” derken, nasıl bir gerçeğe vurgu yapıldığı
daha iyi anlaşılmaktadır. Kapitalist uygarlık sisteminin en son
gerçekleştirmek istediği 90 ardındaki başarısını kendilerine göre
taçlandırmak istedikleridir.
Onüçüncüsü; Bölgede halkların beyin ve ruhu durumundaki Özgürlük
hareketinin alınmak istenen sonuçla beraber bölge de var olan umutları
tamamen kırarak halklar aleyhine sonuç alınmak istendiği, daha sonra da
izlenen politik-pratik yaklaşımlarda açığa çıkmıştır.
Tarih kendisini tekrarlayarak değil tersine tamamıyla yeniden bir
başlangıç düzeyinde ele alan Rêber APO geliştirilen yeni paradigma ile
özgürlük mücadelesinde diriliş devriminin tamamlanarak, “yeni bir Helen
sentezinde Ortadoğu’nun kimliğini dokuyorlar. Kürt “Tejî”si dönecek ve
tarihin demokratik uygarlık çağına ulaştıracaktır” gerçeğinin kesinlik
düzeyine ulaştırıldığıdır. Rêber APO’nun ifade ettiği “ ve özgürlük
kazanacaktır” şiarı gerçekleşmektedir. Bu durumun ete-kemiğe
bürünmesine yol açan “ Güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla
kendilerini ateş topu yapan Halit Oral, Mehmet, Murat, Ali, Abdullah,
Selamet, Güler gibi yüzlerin fedai eylemi dirilişin başarısı ve yeni
paradigmanın temel dayanakları durumundadır. Ve halen devam eden o ruh
Önderlikle bütünleşmenin de köprüleri olmaktadırlar.
Ondördüsü; Rêber APO bu
sürece ilişkin. “Hakim güçler eline geçtikten sonra teslim alma
veya imha ederek sonuç almak istendiğine karşın,
Bu yaklaşımdan kaçınamazdım. Tarihte binlerce adsız şehidi ve
niçin son nefesini verdiklerini söylemeyecek durumda olanların son
sözünü söylemek istedim. Dilsiz bırakılan, nerden-nasıl vurulduğu,
çaresizliğe mahkûm kılındığı bile belli olmayan bir halkın, tarihin en
eski ama ihanete en çok uğramış halkının gerçeğini, çığlıklarını
yansıtmak istedim. Binlerce kahraman şehidi olan, içten ve dıştan büyük
komplo ve ihanete uğramış bir örgütün, PKK’nın gerçekten ne olduğu,
nasıl olması gerektiğini yüksek bir sorumlulukla, tanıtlamaya ve
savunmaya çalıştım. Uğradığım komplonun tamamen farkındayım. Bu
savunmam, yalnız bana değil, tüm insanlığa karşı komploculukla üstün
gelmeye, günlerini gün etmeye çalışanlara da ilk etkili cevabımdır.
İntikam almayı pek kendime yakıştıramam. Eğer binde bir ihtimal
olabilecek söz varsa, düşmanı bile dost yapmak, insanlık karakterimin
ayrılmaz bir parçasıdır. Ama eğer fırsat bulur ve gerekli görürsem,
komploculardan nasıl intikam alınır, bir daha insanlığa bu yönlü lanetli
yaklaşımlarda bulunamayacak kadar akıllarını başlarına getirmeyi,
kahramanlık eylemleri, savaşçılık nasılmış göstermeyi çok isterdim.
İnsanlık ve onur kazanacak. Tüm komplocu zorbalık ve yalancılar
kaybedecektir.” dedi.
Sonuç olarak;
Rêber APO, Tarihsel hegemonik sistemin geliştirdiği komploya karşı
Demokratik modernite sentezinin geliştirilmesi ile karşılık vermiştir.
Ahlaki ve politik toplum geliştirilerek, tarihsel olarak
ötekileştirilenlenlerin yeniden varlık bulması ve bunun demokratik
toplum gerçeği ile kendi sistemine kavuşturulması için ideolojik,
felsefik ve yaşam düzeyinde geliştirilmesinin çizgisine kavuşturulması
ile uluslararası komploya en iyi yanıt olduğudur.
Bijî Rêber APO
|