Sıkılan İlk Kurşundan Günümüze

Bugün 15 ağustos 2010, katliamlarla, imha-inkâr ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmeye yüz tutan Kürtlerin, var oluş ve özgürlük mücadelesi için ilk merminin patladığı, silahlı mücadelenin başladığı gün! Bu günün Kürtler için küllerinden yeniden var olmanın başlangıç günü.  26 yıl önce bugün yok sayılan, tarihten silinen bir halkın yeniden yaşam bulmasının, doğuşunun eylem günüdür.

15 ağustos 1984, o günden bu güne neler oldu, neler değişti dersek, her şeyden önce kendi gerçekliğinden uzaklaşan, neredeyse kendini inkâr eden bir halkın dirilişi, ayağa kalkışı gerçekleşti. Horlanan, varlığı kabul edilmeyen bir halkın tarih sayfalarında yeniden yer aldı. O günkü tarihsel gerçeklikte Silahlı mücadele başlamasaydı bu gün Kürt ve Kürtlük adına bir şey olur muydu bilemiyorum. Ama bu gün bile halen Kürdün varlığını kabullenmeyen, dağlı Türk vb. ile varlığını inkar eden zihniyet mevcutken, o gün o merminin 12 Eylül’ün gölgesinde atılmasının anlamı büyüktür. Çünkü bugün Kürtler kabul gördüyse bu silahlı mücadelenin ve direnişin başarısıyla bağlantılıdır. Illahi silah olmak zorunda mıydı; evet o gün o koşullarda gerekirdi. Günümüzde silahın olmayacağı ortamı yaratan ve bunun imkânını yaratan bu mermidir.  Kanaatimce bunun iyi anlaşılması gerekir.

Türk devleti hükümeti halen terör ve terörist diyor. Peki, bu kavramları kullanırken kendi yaptığı terörü görüyor mu? Bunu söylemek zor! Evet, silahların olmadığı bir dünya çok güzel ama yaşam hakkının tanınmadığı bir ülkede kendini korumak nasıl olacak? Evin, köyün yakılacak, evinden, köyünden kovulacaksın, çocuğun, akraban, yakının, komşun gözünün önünde katledilecek, çocuğun yakılacak, medyanın önünde kolu kırılacak, annesinden zorla koparılıp, sürüklenerek götürülecek, buna rağmen terörist olacaksın. Sormazlar mı? Bunu yapan kim? İki gün önce yine cenazeler yakıldı. Soruyorum Sayın Erdoğan ve tüm devlet yetkililerine hangi Kürt evini bastı, talan etti. Hangi Kürt gelip sizin çocuğunuzu gözünüzün önünde sürükleyip cezaevine götürdü. Hangi Kürt köyünüzü, evinizi yakıp yıktı. Hangi Kürt sizin namusunuza göz dikti. Hangi Kürt sizin cenazelerinizi taciz etti, tecavüz etti ve yaktı. Bunların hepsini yaşayan kim? Elbette ki Kürtler ama buna rağmen de terör kim? yine Kürtler. Ben bunların hepsini insanların vicdanına bırakıyorum. Evet, tüm yaşananlara rağmen yine barış isteyenler Kürt anaları değil mi? hem bu kadar vahşeti yaşayacaksın, hem de terör olarak nitelendirileceksin.

İnsanlığa çağırı yapıyorum. Görün bu vahşeti. Barışın gelişmesi için bu gün KCK yine çağırılara cevap olmak için eylemsizlik kararı aldı. Bu anlamlı günde böyle bir çağrı anlamlıdır. Cevap olunmazsa iste o zaman içler acısı olacak. Gencecik bedenlerin cenazelerinin yakıldığı bir günde ve 15 ağustosta eylemsizlik kararı alınıyor. Elbette ki çok anlamlıdır. Ben Türk ordusuna soruyorum bir eylemde savaş esnasında askerlerin cenazesi yakılsaydı, sizler böyle anlamlı bir karar alır mıydınız? Kanaatimce sizler o Türk gençlerinin cenazelerine bile acımıyorsunuz. Çünkü dökülen her damla kan üzerinde hesap yapılıyor, rant elde ediliyor. Onun içindir ben Türk medyasına öfkeleniyorum. Bunlar neden görülmüyor. Çocuklarınız neden dağlara gelip operasyonlarda vurulsun. Yıldızlı komutanların çocukları nerede? Neden gelip savaşmıyorlar bunu ne zaman göreceksiniz. Erdoğan ‘analar ağlamasın’ diyor.  Ya da kürsüye çıkarak 12 Eylül’de idam edilen bir gencin ailesine mektubunu okuyarak gözyaşı döküyor. Bu timsah gözyaşlarına gerek yok, hele anaların duygularını siyaset aracı asla yapmayın diyorum. 12 Eylülde yine en fazla kimler acı çekti, Kürtler! O gün insanlar vahşice katlediliyordu. Bunun hesabını soracağız diyor. Ey Sayın Erdoğan senin hesabın ne zaman sorulacak? Sen bu kirli ve anlamsız savaşta ısrarla binlerce Kürt ve Türk gencinin kanına girmişsin, değişen nedir? Cezaevlerinde işkence yok deniliyor. İnsan hakları raporu böyle demiyor, yine de biz kameralar önünde 9-10 yaşlarındaki çocuklara nasıl işkence ediliyor görüyoruz. Faili mechuller yok mu? Savaş artıklarınızla oynayan çocukların ölmesinin, gençlerin üniversitelerde linç edilmesinin, öldürülmesinin 12 Eylül’den ne farkı var? Bence fark yok. Değişen hiç bir şey yok.

Bütün bu yaşananlara rağmen Türk ve Kürt halklarının birlikte yaşam tercihlerine ve ortak vatanda ortak yaşamı kurabileceklerine inanıyorum. Bir Kürt kadını olarak yaşadığımız tüm acılara rağmen yine barışın gelişeceğine inanıyorum. Atılan bu anlamlı adımın görülmesi ve barışa dair bir adım atılması, akan kanın durması, gözyaşlarını dindirebilir, ölenleri geri getirmeyebilir ama yeni ölümlerin ve acıların, gözyaşlarının önünü alabilir ki, her şehit anasının barış çığlığı da bu değil mi? ‘benim yüreğim yandı başka anaların yanmasın’ yaralarımızı birlikte sarabileceğimize inanıyorum. onun için bu adımın önemli bir fırsat olduğunu ve diğer kaçırılan fırsatlar gibi olmadığının bilinmesi gerektiğini söylüyorum. Bu gün her zamankinden çok kamuoyu, aydınlar, yazarlar, demokratik çevreler ve sivil toplum örgütlerine rol düşmektedir. Barışa sahip çıkma zamanıdır yarın çok geç olmadan, silahların tek taraflı da olsa sustuğu bu tarihi fırsatı değerlendirmeye ve kalıcı barışa giden yolda, TSK’nin da operasyonları durdurması için zorlamaya, çaba sahibi olmaya çağırıyorum.

                                 Rojda Başkale

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com