| |
PKK,SOSYALİST EMEĞİN BİRLEŞİK ÖRGÜTLEMESİDİR!
PİRO CAN PAK
“Benim İtibar Edeceğim Bağlılık, Büyük Özgürlük Savaşçılarının
ve Zafer Yürüyüşünü Kendilerinde Gerçekleştirenlerin
Bağlılığıdır.” Rêber APO
Kadim ve kutsal olan Mezopotamya ve Anadolu toprakları insanlığın
doğuşuna ve toplumsallaşmasına kaynaklık
ederek yarattığı insani değerleri dünyanın dörtbir yanına salmıştır.
İnsanlığın doğuşuna beşiklik yapan bereketli topraklar demokratik
komünal değerler üzerinde ahlaki ve politik toplumu inşa eder. Önce
Ana-Kadın öncülüğünde gelişen yaratımlar ve daha sonra da Newroz tadın
da halkların baharlaşmasında yaratılan insani değerlerle bu inşa
başarıldı. Çağdaş Türkiye halkları ve emekçilerinin devrim özlem ve
umutlarının ilk tohumları bu topraklarda atılır. Çağdaş Kürt Özgürlük
Hareketi de bu gelenek ve temeller üzerin de kendini var eden, halkların
kültürel harmanlaşmasının oluşturduğu bu mozaikler bütünün de kendini
ifade eder. APOCU HAREKETİN ilk mayalanması bu temel üzerinden gelişir.
PKK’nin ilk kurucularının oluşturdukları inanç ve zihniyet yapılanması
da bu mayalanma üzerinde filizlenir. Mücadele anlayışlarını genel de
insanlığın genel özüne dayandırırlar. Başta rengi KÜRT, KÜRDİSTANİ gibi
görünse de, aslın da öyle değildir. Genelde insanlığı ve özelde ise, bu
coğrafyada Kürt halkı ve emekçileriyle birlikte yaşayan halkları ve
emekçileri kucaklar. İlk kurucuları Türkiye halkları ve emekçilerin en
güzide evlatlarıdır. Kürdü, Türkü ayırım gözetmeksizin yana yana kavgaya
koşarlar. Onların temel amaçları Türkiye halkları ve emekçileri adına
devrim yapmaktı. Bu İlk’lerden Haki KARER ve Kemal PİR arkadaşlar:
“Türkiye’de bir halk savaşı gelişecekse bunun Kürdistan’daki gerilla ve
onun siyasi amacı olan ulusal kurtuluştan geçtiğini” dile
getirirler.
Bu nedenle de APOCU
HAREKET yönünü öncelikle Kürdistan’a verir. Hareketin mimarı: bu
yılları tanımlarken;“Bizim
o zamanki grup çıkışımız çok cılızdır. Genel bazı doğruları Kürdistan’a
taşırmanın ötesinde herhangi bir gücü bile yoktu. Sadece bir umut
hareketiydi.” diyor.
APOCU HAREKETİN
yönünü Kürditan’a verdiği yıllar; Türkiye’de halkların ve emekçilerin
eşit ve özgür bir vatanda kardeşçe yaşamaları için demokratik-devrimci
mücadelenin görkemli bir şekilde verildiği yıllardır. Bu mücadele başta
Türkiye halkları ve emekçilerine muazam bir moral ve güç verir. Verilen
mücadelenin düzeyi ve etkisi Türkiye genelini rahat bir biçimde
kapsayacağının umudunu da geliştirir. Başta Kara Deniz olmak üzere,
Amanos, Toroslar bu mücadelenin en hızlı gelişim gösterdiği alanların
başında gelmekteydiler. Ancak bu mücadele kendini süreklileştirmez. Ve
daha sonraki yıllar bu mücadelenin Türkiye halkları ve emekçilerin
beklentilerine bir türlü cevap olamadığı gerçeğini gün yüzüne çıkartır.
Sonraki yıllar da gerçekler başka bir doğrudan bahseder. Bu mücadelenin
Türkiye halkları ve emekçilerinin beklenti ve umutlarına cevap olacak
düzeyde bir mücadele olmadığı gibi gittikçe Türkiye halkları ve
emekçilerin devrim yapma umutlarının kırılımasınıda geliştirir.
Bu açıdan da;
Halkların özlem ve duyguların bileşkesi Önderliğimiz:
“Çokça beklediğimiz, Türkiye
devrimciliğinin kendisinin yerine getirmesi gereken bu görevi, bütün
beklentilerimize, yoldaşça yaklaşımlarımıza rağmen, belki de eskisinden
daha dağınık, üretmeyen, gelişmeyen, fanatik gruplar olmaktan
kurtulmayan, hatta iddiası kalmayan ve bu haliyle-halleriyle asla
politika üretemeyecek olan, tamamen darlaşmış bir düzeyi aşamamış
devrimciliğin -adı o kadar önemli değil- bu işi yerine getiremeyeceğini
çok açık görüyoruz.
Hatta neden böyle bir devrimciliğe bel
bağladık, muhatap bekledik diye kendimizi suçlu hissediyoruz. Bir
devrimci kol hareketini tıpkı 15 Ağustos Hamlesi’nde olduğu gibi,
Türkiye’ye yönelik olarak neden geliştirmedik diye de hayıflanıyoruz.
Eğer bu cesur adımı o zaman
atabilseydik, örneğin bir Botan’dan doğuya yönelik kol kadar, aynı
şekilde bu sahaya kadar uzanan Amanos, Toroslar üzerinden bir kol
oluşturabilseydik ve ikisini de dengeli geliştirebilseydik herhalde
tarihin seyri bambaşka akacaktı”diyordu.
YAŞAM
PINARIMIZ tarihi görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen Türkiye
devrimcilerini böyle
değerlendiriyordu.
Çünkü devrimin Türkiye ayağı topallıyordu. Bu topallayan ayağın bir an
önce iyileşmesi gerekiyordu. Ancak Türkiye gerçeğinde devrimin
aciliyeti kendini her koşulda hissettiren en
temel olguydu. Bu ihtiyacı tüm toplumsal kesimler bilirdi. Gerçekler
böyleyken, öte tarafta yerine getirilemeyen görevler, umutlar, hayaller
ve yarım kalmışlıklar vardı. Verilen mücadelede toprakla kucaklaşan ve
ölümsüzler kervanına katılanların umut ve ütopyalarının yaşamsal
kılınması gerekiyordu. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Sinanların
başlattığı mücadele geleneğin sürdürülmesi birer onur meselesine
dönüşmüştü. Artık devrim dalgasının Türkiye de başka elverişli mekânlara
da kaydırılması tarihi bir görev olarak kendisini dayatıyordu. Yoksa
tarih karşısında suçlu duruma düşmekten kendini kurtarmak mümkün
olmayacaktı.
APOCU Hareket bu tarihi görevi de omuzlarına
alır. “Bu tarih,
aynı zamanda Türkiye devrimciliğinin eksikliğinin tarihidir. Türkiye
devrimciliğinin gereklerini yerine getirilememesinin tarihidir.”
der kendini bilim aşkında yaratan Mezopotamyalı BİLGE. Tıpkı bayrak
yarışı misali, mücadele bayrağını devralacaktı. Mücadele Kürdistan’la
sınırlı bırakılmayacaktır. Mücadele kitlelesel boyutuyla Türkiye
metropollerine ve gerilla boyutuyla da Kara Deniz, Toroslar ve Amanos
dağlarına ulaştırılıracaktır. Gerilla buralarda da halkla buluşturularak
halkların özlemlerine ve umutlarına cevap olmaya çalışılır.
Özgürlük Hareketi, Türkiye’nin Güneybatısında
mücadeleye yeni bir kapının açılması için; gerilla hareketini Amanos ve
Toroslara kaydırır. Ve buralara ağırlık verir. Bu girişim özellikle
düşmanın zor, bastırma ve hilelerle sürgün ettiği halkımız ve bu
coğrafyada yaşayan yerli halkların demokrat, devrimci ve ilerici
kesimleri tarafından sevinçle karşılanır.
Peki, Amanosları bukadar önemli kılan nedir?
Öncelikle Amanos'ların, tarihte
çokça ismi geçen ilk yerleşim alanlarından biri olduğunu, Zağros-Toros
silsileleri içinde Amanos'ların da yer aldığını, bunun bir kolu olduğunu
belirterek alanın stratejik yönünü, önemini vurgulamak gerekir.
Amanoslar, Akdeniz sahilinin ve Anti-Toros'ların bir ucunu temsil eden,
Mezopotamya topraklarının denize açılan sahil şerididir. Bu geçiş alanı
bir kapı rolünü oynarken, Batı ve Doğu uygarlıklarının en eski
yurtlarından biri olduğu gibi aynı zamanda önemli kesişme noktalarından
biri de olmaktadır. Bu jeostratejik konum, alanın tarihten günümüze
kadar önemini yitirmemesini sağlamıştır.
Tarihte birçok uygarlığın filizlendiği bu
coğrafyada, farklı halklar, etnisiteler, diller, kültürler yaşam
bulmuştur. Bu kavşak nokta, birçok tarihsel süreçte birçok uygarlığa ev
sahipliği yaptığı gibi bu büyük güçlerin çatışmasına sahne olmaktan da
kurtulamamıştır. Dağlık alanların genişliği, ormanları ve her çeşit
canlının yaşamına uygun doğal, tabi özellikleri ile vadileri, kaynak
suları, her türlü hayvanın yaşadığı, zengin bitki ve meyveleri ile
Akdeniz sahillerinin bir kavşak noktası olmuş, insan topluluklarının en
eski tarihi miraslarına ev sahipliği yapmıştır. Birçok Mağaraları elle
yapılmış, tarihi eserler, kiliseler, yıkılmış köyler, bahçeler, tarlalar
ile çok canlı bir doğal set alanı, kültürel zenginliklerin korunduğu
adeta bir turizm cennetini andırır.
Amanos
ve Toroslar, Türkiye’nin daha değişik bir isyan diyarıdır. Bu hattın
tarihinde kayda değer birçok özelliği vardır. Mezheplerin, dinlerin ve
halkların güneyden kuzeye, kuzeyden güneye doğru yöneldiği; birçok
azınlık milliyetten isyan artıklarının, hatta aşiretler arası veya
aşiret içi büyük kavgaların verildiği bir alandır. Halklar, inançlar,
dinler açısından geçirgen bir yapı oluşturmuştur. Bu diyarda yaşayan
halklar, inançlar ve dinler özgürlüklerini korumak için az bedel
ödememişler. Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Aleviler, Hıristiyanlar ve
daha birçok adı geçen din ve etkin halkın direniş gerçeğinden
bahsedilmektedir. Böyle ilginç bir kültürel, tarihsel geçmişe sahiptir.
Gerçekten bu mekân; kültürler, aşiretler, milliyetler, halklar mozaiği
olarak renga reng olan, halklar bahçesini andırır. Böylesiye kültürlerin
harmanlanmasını yaşayan; nice Eşkıya ve Efelere adeta bir ana şefkatinde
kucak açıp, bağrında saklayan mekânın coğrafyası da mükemmeldir.
Bu coğrafyayı önemli kılan faktörlerin
başında Akdeniz gelmektedir. Ekonomik olarak zengin ve verimli bir
bölgedir.
Amanos
ve Torosların tarih ve coğrafyasını
böyle değerlendirirken, Kürdistan Ulusal Kurtuluş savaşı açısından da
mücadelenin Batı ucunu teşkil eder. Maraş, Antep ve İskenderun aslında
hareketimizin ilk gruplaşma sürecini yaşadığı alanlardır. 12 Eylül
faşizminin yarattığı dehşet tablosu, yine 15 Ağustos Atılımı’nın Botan’ı
esas almasıyla birlikte düşmanın ülkemizde geliştirdiği zorunlu göç
gerçeği nedeniyle bu belirtiğimiz yöreler en fazla kürt nüfusunun
yoğunlaştığı alanlar olurlar. Bu nedenle Çukurova kendi içinde yoğun bir
Kürtleşmeyi yaşar. Bu biçimde tarih, düşmanın aldığı tedbirin kendisine
yönelik en büyük bir karşı silah haline getirildiğini gösterir. Düşman
Antep’i, Maraş’ı bu temelde hazırlamak ister. Demografik nüfus
yoğunlaşması ile buraları eriteceğini sanır. Fakat bunu başarmaz.
Çukurova’da Kürdistan’ın bütün emekçi kitlesinin emeğini sömürmek ister.
Haraketimiz bu emek sömürüsünü büyük bir patlamaya dönüştürmeyi bildi.
Bu alan büyük bir toplumsal muhalefeti kendi içinde toplayarak, sistemi
en fazla zorlayan alanlardan biri haline geldi. Bunu yaratan ise, Kürt
isyan kitlesinin buralara yönlendirilmesidir. Düşman kürt potansiyelini
bu sahalara farklı amaçlarla yönlendirmişti. Fakat amaçlananın dışında
bir gerçeklik bu sahalarda boyverdi.
Bu topraklar da Kürdistan’ın asi yerleri kadar isyan diyarı olur. Bana
yol açan güncel nedenler olduğu gibi, tarihsel nedenler de var. İsyan ve
direniş bu kadim toprakların en kadim geleneğidir. Gerek Ortadoğu’ya
açılışı, gerekse bu alana gidiş-gelişler isyan amaçlıdır. Çağdaş
tarihimizde Amanosların diğer bir
özelliğide devrimcilere geçiş kapısı olmasıdır.
Yakın dönemde Türkiye
Devrimci Hareketinin birçok yiğit önderi kendilerini Ortadoğuya
ulaştırmak için Amanoslardan geçmiştir. Amanos dağları, özü gereği daha
önceleri nasılki Eşkıya ve Efeleri bağrında saklamasını bilmişse aynı
erdemlilikte halkların ve emekçilerin umut ve hayallerini yürek ve
beyinlerinde yaşıyan ve yaşatan çağdaş dervişlerden de ana şevkatini
esirgemez. Bunu bilen Türkiye
devrimcileri buradan yola çıkarlar. Tabii bazı gerilla hamlelerini bu
sahadan Ortadoğu’ya, Ortadoğu’dan da o sahaya doğru yaparlar. Tabii bunu
yaparken arkalarına Kürdistanda yürütülen mücadelenin maddi ve manevi
gücünü alarak özgürlüğü dokumak isterler.
Bu kadim ve bereketli topraklar Kürt Özgürlük
Hareketi öncüleri Ortadoğuya çıkış yapmak istediğinde de aynı şefkati
gösterir. Yani bu dağlar APOCULARA yabancı değildi. Bu nedenle de
gerillanın gelişimi ve romantizmini göz önüne getirdiğimizde burası
ideal bir mekân rolündedir. Eğer gerilla tarih rolunü oynarsa burası
yeni kültürün beşiği de olabilirdi. Bu halklar mozaiği devletçi
uygarlığın tahribkar polikaları nedeniyle kavrulmuş olsa da tarihsel,
kültürel kökenlerinde halkların bir aradalığını yaşama ve yaşatma dokusu
halende güçlüydü. Şovenizm burayı her ne kadar zehirlemiş olsa da,
yaratılacak mücadeleyle tekrardan taze filizlerin boy vermesi mümkündü.
Dolayısıyla buralar umut vadeden bir alan konumundadır. İsyancı
geleneğin efsaneleştiği topraklardır. Bu toprakları PKK ideolojisiyle
yoğrulmuş gerilla realitemiz ve gerçekliğimizle buluşturulduğunda;
halklar mozaiği olmasından kaynaklı tüm toplumsal kesimleri
sarmalayarak, yüzyıllardan beri isyan alanı olmasından ötürü bir kez
daha halkların buluşmasına köprü rolünü çok rahatlıkla oynayabilirdi.
Tabii birde bu diyarlarda yaşayan halkımızın alacağı maddi ve maneni
moralden de bahsetmek gerekir. Özgürlük Hareketin verdiği mücadelenin
sıcaklığı Kuzey Kürdistanla sınırlı kalmaz. Sürgünde yaşayan halkımızda
da yansımasını bulur. Özellikle Çukurova da sürgünde yaşamaya mecbur
bırakılan halkımızda bu yansıma daha erken gerçekleşir. Bu girişim
aslında APOCU HAREKETİN TÜRKİYELİLEŞME sevdasının gerçeğe dönüşmesiydi.
Yani bu uğurda dökülen mayanın ürün vermesiydi. Bu HAKİ ve KEMALLERİN
özlemlerinin özgürlükle Kürdistan dağlarından Türkiye dağlarıyla
buluşmasıdır. Bu vasiyet edilen ‘halkların ve emekçilerin özde
buluşmasının’ yerine getirilmesiydi.
Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda
artık bu isyan diyarlarına sefer yapmanın zamanın geldiği görülür. Bu
esas üzerine; aşkın ve sevginin işcisi, özgür yaşamın bahçıvanı Rêber
APO bahçıvanlığını gururluca yaptığı güller ve çiçekler bahçesin de
eğittiği bir gurup gerillayı Amanos ve Toroslara gönderdiğinde bu
tarihi yürüyüşü bu biçimde tanımlar. “ bu yürüyüşü
gerçekten bir bayrak yarışı gibi de ele alabiriz, işte her devre bayrağı
belli bir yere kadar taşır, diğerlerine verir, diğerleri de diğerlerine
ulaştırır. Şimdiye kadar ki bu bayrak yarışı buraya kadar
geldi fakat şimdi bayrağı ele alan yürüyüşçüler veya koşucular
kendilerini pratikte fethetme noktalarına dikebilirler, öyle bir anlamı
var. Ne kadar sürede olur ve nerede olur onu artık bizim yürüyüş
tarzımız, koşumuz belirler. Demek ki burada mühim olan yürüyüşümüzün bu
aşamasına böyle bir anlam vermek, bunun disiplininden sapmamak üzere
yola sağlam koyulmak. Nasıl yöneleceğimizin komutu böyle veriliyor.
Çeşitli fetih alanlarına guruplar bu komut altında yürüyüş veya maratona
başlıyorlar. Bugün sahamızdan başlatılacak yürüyüş oldukça anlamlı, hem
yeniyi çağrıştıran bir başlangıcı, hem de onunla iç içe bir finali
çağrıştıran bir sahaya yönelme anlamını ifade ediyor. Hiç fafife,
basite, yüzeyselliğe alınamaz. Hele geçmişteki yürüyüşlerimize benzemez
bir anlama sahiptir. Bir defa bütün yaşadığımız süreçlerin bir
özeleştirisi kadar partimizin veya onun kahraman yürüyüşünün en iddialı
ekibi olarak yürüyecektir.”
PKK
gerillası önce Amanoslara ve burayı tanıdıktan sonra Toroslara gider.
Düzenli gerilla birlikleri artık Amanoslar ve Toroslarda halkların
eşit, ögür ve kardeşçe ortak bir vatanda yaşamalarının kutsal
mücadalesini vermek için bu kadim topraklardadırlar. Buraların birçok
farklı özellikleri mevcuttur. Başta coğrafik, siyasi ve sosyal olarak
Kürdistan çoğrafyasından ayrışan yanları vardır. Gerillanın örgütlenmede
tutalım askeri konulara ve halka yaklaşıma kadar birçok konuyu gözden
geçirip buranın somut gerçekliği göz önünde bulundurulup bu doğrultu da
hareket etmesi gerekiyordu. Çünkü bundan önceki değişik gerilla
sahalarında edinilen tecrübe ve birikimlerin doğru pratikleşmesi
gerekir. Yoksa başarılı sonuçlara ulaşmak mümkün olmaz. Bu saha birçok
açıdan yenidir. Gerilla bu sahada halkın dilinden anlayarak konuşmayı
bilmelidir. Yani bu halkın gönlünden geçenleri iyi okumasını bilmelidir.
Bu halkın hassasiyetlerini bilerek hareket edilmelidir. Özcesi buradaki
halkın beyninde ve yüreğinden geçenleri çok iyi bir biçimde anlayarak,
özümseyerek ve okuyarak uzun soluklu bir mücadelenin temeli
döşenebilirdi. Anadolu köylülüğü de en az Kürdistan köylülüğü kadar
zorluklar ve acılar çekmiştir. O yüzden egemenlerden nefret eder.
Halkların ve emekçilerin umudu olan gerilla gerçek rolunü oynarsa
Anadolu halkının devrimcilerle birleşmesi sorun olmayacktır.
Tabi
ki düşman bunun için tedbir almaktan geri durmaz. Özel savaş güruhu
Karadeniz’de, Akdeniz’de öncü kadrolarını, tuzaklarını, kontrgerillasını
devreye sokmaktan geri durmaz. Gizli-açık, sivil-askeri birçok tedbiri
geliştirir. Dolayısıyla tuzaklar fazlasıyla döşenmiştir. Bu, zorlukları
daha da attırıyor. Artık bu zorlukları avantajlara çevirmek de
gerillanın üslendiği tarihi misyona bağlıdır. Avantajların en büyüğü
düşman gücünün parçalanmasıdır. Gerillanın pratik sahalarının
genişlemesi ve halkla buluşması da en önemli avantajlardandır. Düşman
artık rahat hareket etmeyecek ve uyumayacaktır.
Özgürlüklerin bedelsiz kazanılamacağını ve kahramanların kanlarıyla elde
edileceğine tarih tanık olmuştur. Deniliyor ya: “Özgürlük ağacı kanla
sulanır.”diye. Amanos ve Toroslarda da genç bedenler toprakla buluştu.
Değişik
tarihlerde Amanos ve Toroslara gruplar gönderilmeye başlanıldığında bu
grupların içinde İbrahim, Kendal, Yaşar, Dr. Bedran, Xeyri, Şiyar ve
Nurhak arkadaşlar vardır. Şirin arkadaş daha önceleri buraya oluşan
arkadaşalardan biridir. Bu arkadaşlar halkların ve emekçilerin
kurtuşları için halklara karşı tarihi görevlerini yerine getirerek
sömürgecilere karşı kahramanca savaşarak 19 Mart 1998 de şehitler
kervanına katıldılar. Bu yılın aynı tarihlerine benzer bir biçimde
Toroslarda da Hamit Amed, Erdal Antep, Mehmet Bingöl ve Welat Kastamonu
arkadaşlarda şehitler kervanına katılırlar.
Amanoslar eyalet olarak içinde iki bölge(Osmaniye, İskenderun) ve
Toroslarıda içine alarak kendini bu biçimde örgütler. Eyalet gücü 1998
yılına hazırlıklı giriş yaparak girdi. Kapsamlı eylem hazırlıkları
yapılmış ve Newroz için de ses getirecek bir eylen planı
geliştirilmişti. Eyaletin bögeleri kendi bulundukları alanlarda eylem
yapacaklardı. Osmaniye bölgeside bu süreçte halka yoğun propaganda
çalışmaları yapılmış, devletin oyunlarına gelinmemesi içinde bazı köyler
uyarılmış, bir korucu köyü basılarak, korucular silahsızlandırmış
silahlarına el konulmuştu. Yine düşman faaliyetlerinde kullanılan bazı
şantiyeler basılarak buralarda işçilere propaganda yapılıp, kullanılan
araçlar yakılır. Operasyonlara çıkan güçler pusularda vurulurlar. Bazı
kontrol noktaların kulubeleri basılmıştır. Yine düşman güçlerinin
dağlık alanlarda bulunan bazı yerleşim alanlarını kullanması, düşman
güçlerini doğal hedef haline getirir. Bunun neticesinde bazı hedefler
vurulur. Yine bu süreçte otobanda polis aracına karşı eylem yapıldı.
Tren yoluna mayın konuldu. En kapsamlı eylem ise Newroz bayramını ve
ateşini Osmaniyenin şehir merkezin de devlet kurumlarına karşı kapsamlı
eylemlerle gerçekleştirerek yapmaktı.
Eyaletteki hareketlilikten düşman epey tedirgin olmuştu. Düşman her
eylemden sonra operasyona çıkıyordu ama operasyondan eli boş dönüyordu.
Fakat olup bitenleri yakınen izliyerek, tedbir üstüne tedbir alıyordu.
Bu aralar bazı stratejik tepelere yerleşmiş ve birçok yoluda tutmuştu.
Araziye halkın giriş çıkışlarını yasaklamıştı. Yani düşman da boş
durmuyordu. Çoban, avcı ve köylüleri ajan olarak kullanıyordu. Bunların
yanında da gerilla saflarından kaçanları da bu tür faaliyetlerde
kullanıyordu. Günlerce arazinin bazı yerlerini tutuyordu.
Bu yoğun faaliyetler sürdürülürken
Osmaniye alanında bulunan güce bağlı bir unsur kaçıp düşmana teslim
oldu. Bu unsur düşmanın uyguladığı işkencede çözülüyor. Bildiği her şeyi
düşmana anlatıyor. Alanda bulunan gücün sayısını, sorumluların ve güçte
bulunan bütün arkadaşların adlarını, özlliklerini, yapılan eylemleri ve
yapılması öngörülen eylemlerinde tüm bilgisini düşmana veriyor. Gücün
özellikle kullandığı yerleri ve kaçtığında kaldığı yerin bilgisini
düşmana veriyor. Kısacası her şeyi bir bir anlatıyor. Bu unsur
kaçtığında gerilla birimi hemen tedbir amaçlı kaldığı noktayı
değiştirir. Ancak alandan çıkmaz. Çünkü yapılacak işler vardı. Kar daha
erimemiş ve eriyen yerlerde de yağan yağmurdan dolayı her taraf
çamurludur. Yani ne yapsanda izlerin çıkmasına mani olamıyorsun.
Newroza iki gün kalmıştı. Günlerden Perşembeydi. Aylarda Mart.
Takvimler 19’u gösteriyordu. Yıl ise 1998 idi. Sabaha doğru gereken
keşifler yapıldıktan sonra günün yaşam hazırlıklarına sıra gelmişti.
Burada kalan gücün toplam sayısı on beşti. Gün aydınlanmıştı. Fakat
yağmur yağıyor, arazinin bazı yerlerinde de yoğun bir sis vardı.
Nöbetçi arkadaşın düşman demesiyle çatışma başladı. Arkadaşlar
hazırlıklı olduklarından hemen noktayı değiştirirler. Fakat düşman gücü
etrafa habire ateş ediyordu. Arkadaşlar kendilerini aşağıya yani güneye
doğru verdiler. Ancak her yönde düşman vardı. Nereye gidiliyosa ya
düşman buradan yeni geçmiş ya da pusu atmıştı. Açık bir şekilde
kurdukları naylon çadırların ve yaktıkları ateşin de dumanları çok rahat
bir şekilde görülüyordu. Arazinin büyük bir bölümü tutulmuştu. Düşman
askeri çember üstüne çember atmıştı. Güç nereye manevra yapıyorsa düşman
askeriyle karşılaşıyordu. Bu durum günün öğlenden sonraya kadar devam
eder. Güç Erzin bölgesi Olukbey mevkii
ve Ürün düzlüğünde devlet güçleriyle iç içe girer. Aslında düşman
güçleri tavşan kaldırma taktiğini uygulamıştı. Arkadaşlar düşmanın bu
taktiğini anlamıştı. Başta arazinin uygun bir yerinde düşman güçlerinie
vurmayı da düşündü. Fakat düşman bu durumu hesaba katarak kendini bu tür
yerlerden uzak tutmayı bilmişti. Buranın arazisi düz sayılır. Ormanı
sıktır. Genellikle yumuşak bir arazidir. Anacak tepecikleri ve dereleri
de çoktur. Gerilla gücü düşman askeriyle iç içe girdiğinde çatışma
başlar. Derenin üzerinde pusu atan düşman güçü çok yoğun bir biçimde
ağır silah ve el bombası kullanırlar. Bu da gerilla gücünün dereye
kaymasına neden olur. Fakat içine girilen dere iki tarafı kapalı bir
kapan gibidir. Bir yamacı sarp ve yaprakları dökülmüş çıplak ağaçlarla
kaplı, öteki yanı da geldikleri çatışma tarafıdır. Arkadaşlar burada iki
gruba ayrılırlar. Bir grubun sorumlusu İbrahim arkadaştır. Diğer gurubun
sorumlusu da Kendal arkadaştır. Daha sonra grup ikiye ayrılmak zorunda
kalır. Başka alternatif de yoktur. Bir grup derenin aşağısına, ötekisi
ise yukarısına gidecekti. En azından bir grup kurtulacaktır. İbrahim
akadaş yukarı giden gruptadır ve aynı zamanda grubun öncüsüdür. Bu
grupta bir arkadaş yaralanır. Bu yaralı arkadaşı kurtarmaya çalışırken
kendiside bu arada yaralanır. Artık bir karar vermesi gerekmektedir. Ya
çatışıp grubu kurtaracak ya da hep birlikte şehit düşeceklerdir. O
yoldaşlarını kurtarmayı tercih eder. İbrahim arkadaşın sorumlu olduğu
grup bulundukları yerde çatışmaya başlatırlar. Bu grupta yer alan
İbrahin ve Nurhak arkadaşlar şehit düşerler. Kalan diğer arkadaşlar ise
daha sonra çatışma alanından uzaklaşırlar.
Çatışma günün akşamına kadar sürer.
Arkadaşlar çatışmaya girdikleri için düşman diğer yerlerdeki gücünüde
çatışma alanına kaydırır. Gerillalar ve düşman askerleri arasında çok
şiddetli bir savaş başlar. Ancak bu savaş çok dengesiz bir savaştır. O
günkü çatışma da İbrahim, Nurhak, Kendal, Şirin, Yaşar, Dr. Bedran,
Xeyri ve Şiyar arkadaşlar PKK nin fedaileşen ruhuyla düşmanla savaşarak
halkların özgürlük tarihine isimlerini kahramanlıkla yazdırmayı
başardılar.
Tohum olup toprağa düşen bu CANLAR
halkların ve emekçilerin özgür, eşit ve kardeşçe bir arada yaşaycakları
ortak bir vatan yaratmak için mücadelenin birçok sahasında bulunmuş ve
nice zolulara karşı çıplak yürekleriyle direnmişlerdir. Sıra
ENTERNASYONAL göreve gelince hiçbir teredüt göstermeden PKK nin fedai
militan ruhunun timsali olan KEMALLERİN ve BERİTANLARIN izinden
yürümesini bilmişlerdir.
İbrahim(Ercan Kavak) arkadaş;
Mezopotamya'nın verimli bir parçası olan Garzan’da yaşama açar
gözlerini. Garzan yeşilin bin bir tonu, çiçeğin her türlü çeşidi ve daha
nice güzellikleriyle göz dolduran vadileri, dağları ve yamaçlarıyla
yüreklerde birer sevda pınarıdır. Yurtsever halk gerçekliği ve
mücadeleciliğiyle etkilidir. Haini de vardır, kahramanı da. Zaten
mücadeleyi mücadele yapan, kavgaların büyüklüğü ve çetinliğidir. Sevdası
bir başkadır bu ülkenin, yıllarca çekilen acıların izleri bir bir
belirir yüzlerde. Ama yufka yüreklidir güzel insanları, ne kadar sert
görünseler de bu mizaçlarının altında altın gibi bir kalp ve sevgi dolu
bir gönül yatar.
Mezopotamya'da bütün halklar gibi en
yiğitlerini verir özgürlük kavgasına; en iyiler, en yürekliler ve en
hızlılar en önce kavgaya koşanlardı. En önde gidenler bütün acıları
sırtlayanlardı. Garzan'da güneş bir başka doğar. Özgürlük, şehitlerin
avuçlarında en berrak içilen su olur. Yarına taşınan sevda umudu olur.
Yani yarına ait ne varsa o olur. Garzan'da sevda bir başka olur.
Ercan arkadaş, Garzan'ın şirin yöresi
Batman'da dünyaya gelir. 1970'li yılların fırtınalı havasında gözlerini
açar dünyaya. Dünya da O'nun yeşil gözleriyle böyle tanışır. Kalabalık
denebilecek bir ailenin çocuğudur. Zamanla on kardeş olacaklardır. O
kardeşlerin ortancasıdır. Ailede altıncı sıradadır. Büyüklerle küçükleri
bağlayan köprüdür. İki kuşağı kendinde birleştirir. Babası işçidir,
annesi ev kadını. Ailenin maddi bir sıkıntısı yoktur. Fazla bir ekonomik
zorluk çekmeden büyür. Yetiştiği rahat koşullar; geleceğe güvenle
bakmasına yol açtığı gibi kişiliğindeki özgür karar verme yetisine
etkide bulunacaktır. İlkokulu Batman'da okur. Büyük ağabeyi anılarını
tararken şöyle bir ize rastlar Ercan hakkında:
"Karlı bir günde evden çıkmış, okuduğu Ziya
Gökalp ilkokuluna doğru yol alırken; geç kaldığından dolayı bir bahçenin
avlusunda oturup kalmıştı. Ardından evden ben çıktım, bir de baktım ki
Ercan avluda iki büklüm oturmuş. 'Ne yapıyorsun, niye buradasın' dedim,
cevap vermedi. Alıp kucaklayarak okuduğu okula götürdüm. Öğretmenleri,
arkadaşları başına toplandı, durumu öğrenmeye çalıştılar, kısaca izah
ettim. Kendisi hala tek kelime etmemişti. Yarı donmuş halde biraz
kendine gelince sadece şu kelime çıktı ağzından: “Üşüdüm..."
İnatçı, kendi içinde tutarlı, yaptığı hatayı
asla af etmeyen ve bunun cezalandırılmasını da bizzat kendisi yapan
sebatlı bir yürek çıkıyor karşımıza. İlkokul yılları yine başarılarla
dolu geçer. Paylaşımı seviyor, arkadaşlarını seviyor. Henüz yolun
başındayken en değerli şeyin arkadaşın düşünmek olduğunu öğrenir. Aile
çevresi yurtseverdir. 1970’li yılların sonudur. Aileden büyük ağabeyi
başta olmak üzere birçok kişi devrimci faaliyerlere ilgi duyuyor. Bu
yılları anlatan abisi Ercan arkadaşı şu biçimde anlatıyor. "Elinden
tutar, gittiğimiz derneklere götürürdük. Olgun, sessiz tavrını hep
korurdu. Biri takıldı mı sempatiyle gülümserdi. Dinlerdi, sorar anlamaya
çalışırdı. Ama fazla konuşmayı sevmezdi. Gerektiğinde bir iki sözcük
eder susardı. Yine ilk Apocularla bu yıllarda tanıştı. Başta Mazlum
DOĞAN yoldaş olmak üzere birçok Apocu'yu bu gidiş gelişlerde tanıdı.
Hepsi de O'nu severdi."
Apoculuğu böyle tanıdı Ercan Heval. Önce
büyük ağabeyinden, sonra onun arkadaşlarından. Hep ilgi duydu, onlara
karşı gizli bir yakınlık duydu. Duygularını fazla yansıtmıyordu. Ama
onların yanından ayrılmama isteği bunu işaret ediyordu. Yaşam O'nu, O
yaşamı severek büyüyordu.
Okul yaşamında hep ilk olanlardandır.
Ne var ki, ülkenin semalarına kara bir bulut gibi çöken 12 Eylül
cuntası, Ercan hevalin ağabeyini de vurur. Uzun süredir Apocularla
birlikte çalışan, kendisi de bir Apocu olan ağabeyi, eylül kıyametinde
içeriye alınır. 12 Eylül'de içerde olmak kendi insanlığından
uzaklaştırılma mücadelesine karşı inadına direnmek anlamına gelmektedir.
Dışarıda da aynı baskı ve onursuzluk dayatmaları sür-git devam
etmektedir. İçeriyi düşen ağabeyinin yanı sıra aile de yoğun baskılara
maruz kalır. Ercan bundan sonra hapishane yılları ve acılarıyla da
tanışacaktır. Bunlar yaşamında hep kalın çizgileriyle hatırlanacak
anılar olarak belleğine kazınır. Olgunlaşma yıllarını böyle karşılar.
Olgunlaşma yılları Ercan yoldaş için, acıyı öğrenme, sebatla katlanma
yılları olur. Her şeye rağmen bu onurlu devrimcilik kavgasından asla
geriye adım atılmamasının bilincini bu yıllarda elde eder. Bilinç
tohumları acı da olsa büyük bir yüreğin yetişmesini sağlar. İçinde hep
bir hüzün, bir anlatmamışlık vardır. Fazla konuşmaz, ama acı bir
gülümseme yayıldı mı yüzüne, anlarsınız ki içte bir sızı vardır.
Cezaevi yıllarını ve yollarını aşındırma,
O'na birçok şey öğretir. Birçok kitle eylemine, açlık grevine katılır.
Siyasal bilincine cesurluğu ve atılganlığı da eklenir. Korkusuzdur, ama
hep de temkinli ve dikkatlidir. Özellikle Diyarbakır Zindanı'nda
yaşadığı etkilenmeler ve ilk Apocularla sohbetleri O'nda derin izler
bırakır. Tabii bunlar sonraki okul yıllarına ve faaliyetlerine de
yansır. Ortaokul ve lise yılları artık mücadelede amatörlüğü aşma,
giderek daha olgun ve aktif katılmaya hazırlık safhasıdır. Üniversiteye
girme yıllarında ikinci bir ağabeyi de cezaevine girer. Cezaevi
yolculukları iyice yoğunlaşır. 1988'de Eskişehir Üniversitesi Maliye
Bölümü'nü kazanmasıyla üniversiteye başlar. Bu yıllarda Ceyhan ve
Eskişehir Cezaevleri'nde yatan ağabeylerine ziyaretlerini sıklaştırır.
Giderek üniversite içinde de aktif örgütleme çalışmaları içerisine
girer. Sağlam ve dikkatli çalışmasına rağmen, Ankara'da bir arkadaşının
ihmali üzerine, gittiği randevuda yakalanarak Ankara Merkez Kapalı
Cezaevi'ne konur. Daha sonra ceza alıp Haymana Cezaevi'ne sevkedilir.
Merkez Kapalı'da kaldığı süre içinde hiçbir sorumluluktan kaçmayıp,
birçok çalışmada sorumlu düzeyde faaliyet yürütür. Haymana'da ise kimse
olmadığından dolayı tek başına kalır. Özellikle bu yıllarda eğitimini
derinleştirir. Teorik-siyasi olarak kendini yetkinleştirir.
Ve 1991 yılında cezaevinden çıkar. Kısa bir
süre Batman'a gidip aile fertlerini ve çevreyi gördükten sonra
Nazilli'de yatan abisini ziyarete gidip artık özgürlüğe yol almak
istediğini belirtir. Abisinin kısa cevabı şöyledir: "Tutarlı ol ve
militanca yürü, bu işe girdin sonuna kadar sorumluluk düzeyini yüksek
tutarak yürü." Ercan yoldaşı olan ağabeysinden bu temelde ilk dersini
alarak, tutarlılıkla örülü devrim yürüyüşüne koşar adım yolalır. Ercan
artık yolcudur. Özgürlüğün, Kürt sevdasının çoğaldığı dağlara yolculuk
vardır.
O İbrahim yoldaştır artık...
Botan üzeri saflara katıldıktan sonra Güney'e
geçer. Buradan da Mahsum Korkmaz Akademesi'ne gönderilir. İbrahim Heval
Güneş Akademisi'ne yol alan bir öğrencidir artık. Bilinci ve cesareti öz
kaynağından kana kana içecektir. Yedi-sekiz ayını Güneş Akademisi'nde
dolduran İbrahim Heval, bu sahada gerçekleşen Zindan Direniş
Konferansı'na da katıldıktan sonra oldukça güçlenmiş ve bilinçlenmiş bir
halde yüzünü tekrar ülkeye çevirir. Önderliğini izleyip doğru sonuçlar
çıkarma temelinde yoğunlaşan İbrahim yoldaş, bir grup arkadaşla genç bir
komutan olarak Botan'a gönderilir. İlk pratik deneyimini böyle yaşar.
Ülkeye gelene kadar birçok badire atlatırlar.
Nihayet özgür dağlardadır artık. Aldığı güç ve enerjiyle çalışmalara
yüklenir. Her zaman en zorunu tercih eder, en fedakârlık isteyen işe
yönelir. Başarılı pratiklerinden dolayı kısa bir süre sonra Kurtalan'a
sorumlu olarak atanır. Buradaki faaliyetleri sırasında bir pusuya düşer
ve pusuda parmaklarından yaralanır. Kurtalan'dan sonra Cizre'de cephe
sorumluluğuna getirilir. Burada halkla ilişkiler sorunlu ve dağınıktır.
Hemen el atıp çalışmayı toparlar. 1992–93 sürecini kapsayan bu dönemin
ardından 1995 Nisanında tekrardan alana döner. Sonrasında Cudi’de
beş-altı kişilik bir grup arkadaşla Mardin eyaletine müdahale olarak
gönderilir.
1993'ten V. Kongre'ye kadar eyalet
yönetimindeki görevini başarıyla sürdürür. Büyük bir özveriyle kendini
kongre sürecine katan İbrahim Heval, kongreden aldığı güç ve moral ile
yeniden mardin sahasına geçer. Tekrar Mardin'e eyalet yönetiminde yer
almak üzere gönderilir. Ardından da 1996 sonlarına doğru yeni bir karar
ve düzenlemeyle bu kez Gap eyaletine geçer. Eyalet yönetiminde
görevlendirilir. Bu alanda yürüttüğü pratik sonrasında tekrar Mardin
üzeri Botan ve oradan da 1997’nin Mayıs ayında Akademi’ye geçer.
Önderlik sahasına bu defa ki geçişi daha bir
farklıdır. 1997 Mayıs aylarına tekabül eden bu geliş parti tarihinde de
önemli ve tarihi bir dönemece işaret eden gelişmelerle doludur. Uzun
yıllardır mücadele saflarında lanetli bir rol oynayan Şemo (Şemdin
Sakık) en son görevlendirildiği Amanosları da deyim yerindeyse batırıp
sahaya geri çekilmiştir. Bir kurtarıcı gibi işe girmek için adım atmış,
fakat özünde kendini bile kurtarmaktan aciz, yaşadığı inançsızlığı
ihanetle pekiştireceği günlerin arifesini yaşamaktan kendisini
kurtaramaz. İbrahim Heval bu devrede de hem tarihi süreci iyi takip
eder, hem de çıkardığı derslerle kendini büyük görevlere hazırlamanın
büyük emeğini verir. Sürdürülen çalışmalar sonucu bir grup arkadaşla
birlikte Amanoslara eyalet yönetimi düzeyinde gönderilmek üzere
hazırlanır. Önderliğin başarı dileklerini aldıktan sonra, büyük bir azim
ve heyecanla bu kez de Amanoslara yüzünü döndürür. Yolculukları
zorluklarla dolu geçer. Yolculuk zorludur, lojistik, istihbarat elde
etmek kolay değildir. Nereye gitseler ya tepkiyle ya da korkuyla
karşılanırlar. Bu korkuların sonu hepte ihbar oluyor. Akdeniz adeta
mertliğinden soyunmuş, hain damarlar depreşmiştir.
Türk ordusu da boş durmamaktadır. Yeni gelen
grubun farkındadır. Bir an önce bastırmak, imha etmek istemektedir.
Operasyon üstüne operasyon yaparak birliğin herhangi bir yerde başarıyla
çalışma sürdürmesini engellemeye çalışmaktadır. Amansız bir sürek avı
başlar. 1997'nin sonlarında başlayıp, 1998'in yılının başına takabül
eden bir yolculuktur yaşanan. Zor olan başarılmıştır. Gurup artık yerine
varmıştır. Gruptaki arkadaşlar bu ilk saldırıları bertaraf eder. Sonra
iki gruba ayrılırlar. Bir grup İskenderun'a, ötekisi de Osmaniye'ye
geçer. İbrahim Heval eyalet yönetiminde yer alır. Ayrıca Osmaniye bölge
komutanlığının da sorumlularından biri olarak bu grupta yer almaktadır.
O, mücadele tarihi boyunca en zorlu çatışmalarda yer almış, hiçbir
fedakârlıktan kaçınmamıştır. Şehadete giderken bile düşündüğü tek şey,
diğer arkadaşları kurtarmaktır. Yaşamının son anlarında dahi yüreği
sevdikleri için çarpar. Amacına da ulaşmıştı. O, Amanoslara düşen Garzan
çiçeğidir. Garzan'dan Amanoslara uzanan isyan dileği, kardeşlik
köprüsüdür.
Kendal(Süleyman Barış) yoldaş,
Yurtsever bir aileden olan Kendal
arkadaş, Nisan 1969 tarihinde Nusaybin'in Koluka (Değirmencik) köyünde
dünyaya gelir. İlk, orta ve liseyi Nusaybin'de okur. Ailenin yedi
çocuğundan en büyüğüydür. Ailesi, tüm çevresi ve akrabaları
yurtseverdir. Ailenin şehitleri, uzun süre cezaevinde yatanları ve şu
anda mücadelede fiili olarak yer alanları çoktur. Şehit Kendal yoldaşın
babası da aktif olarak mücadelede yerini almaktadır.
Aile içinde en zeki, en çalışkan ve en olgun
olanıydır Kendal yoldaş. Öğrencilik süreçlerinin hepsinde takdirname
alır. Kendal yoldaşın babası zindanda olduğundan, ailenin geçimini
sağlamak için Türk metropollerinde zor ve tehlikeli her türlü işte
çalışmak zorunda kalır. Daha çocuk yaşta ailesinin geçimini düşünmek
zorunda kalır. Emeğin ne olduğunu, nasıl yaratıldığını ve nasıl
sömürüldüğünün bilince çıkaran bir yoldaştır. Babası zindandan çıkar
çıkmaz ona hemen mücadeleye katılacağını söyler. Ailenin tümü bu
istemini onaylar. Bu biçimde oldukça bilinçli bir biçimde mücadelede
tercih kılar. Parti saflarına Nisan 1991 yılında katılır. Beş yıl Cudi,
Zap, Gare ve bir bütün olarak Botan-Behdinan alanında görev yapar.
Çeşitli alanlarda yaşanan çatışmalarda büyük başarılar sağlar. Değişik
savaş mevzilerinde her zaman en iyi savaşanlardan olmuştur. Sıcak savaş
ortamında iki sefer yaralanır. Botan da yoldaşlar onu "Hektör" diye
bilirler. Yani ölümsüz, korkusuz savaşcı anlamında ‘HEKTOR’ olarak
yoldaşların gönlünde yer edinir.
1996 yılında Parti Merkez Okulu'na geçer.
Artık her şeyi kaynağından alıp öğrenecektir. Bu hareketin mimarını
müthiş bir ilgiyle izler. Yapılan tartışmalara yoğun bir katılım sağlar.
Önderliğin güvenliğinden sorumlu olan takımda yer alır. Bir de
akademinin fotoğrafçısı olur. Büyük bir ilgi ve dikkatle dinlediği
önderliğin en güzel pozlarını yakalayarak, bu güzel anları
tarihselleştirmek ister. Önderlik gerçeği temelinde yaşadığı
kararlaşmadan sonra, kanatlanmak ister. Ve bu sefer yönünü yeni bir
mekâna verir. Enternasyonal görev için bir grup yoldaşıyla birlikte
Amanoslara gider. Amanoslarda başarılı bir çalışma yürüterek, amaçlanan
açılım işinde iyi bir mesafe kat eder. Eyalette bulunan bir bölgede
yönetimde yer alır. Bölge komutanlığının yanı sıra bir de birim
komutanlığını yapar. Çok tedbirli davranır. Kendal yoldaş gerilla
yaşamını disiplinli bir şekilde uygulatan bir yoldaştır. Atik, girişken
ve zekidir. Birde gerçekten pratik işleri yürütmede çok becerikli bir
arkadaştır.
Eyalet, Şemdin unsurun eyalete gelip geri
dönüşü ve kaçışı sonucu çok zorlanır. Yine bu süreçte yaşanan yoğun
operasyonlar ve bu operasyonlarda yaşanan yaralanma ve şahdet olayları
eyaleti birçok açıdan zorlar. Kendal arkadaş hem o süreçte hem de o
süreçlerden sonra eyaletin kendini toparlamasında, üslenme ve pratik
çalışmaların geliştirilmesinde, arkadaşlara moral vermede en çok emeği
geçen arkadaşlardan biri oldu..
Kendal arkadaşın bazı özellikleri belirtecek
olursak: Müthiş pratik bir zekâya sahiptir. Karışık ve zorlu süreçler
içersinde en çok zorlukları göğüsleyen, emek sarf eden, gurubu ayakta
tutan, moral ve güven veren, pratik iş yürüten Kendal arkadaş bir
arkadaş olarak tanınır. Zaten en çokta bu nedenlerden dolayı, arkadaşlar
içersinde sevilir, sayılır, sıyrılıp ve öne çıkar. Kendal arkadaşın
fiziksel yapısı; kıvırcık saçlı, orta boylu, kara gözlü, esmer tenli bir
arkadaştı. Bakışları, konuşmaları sevecen ve tatlıydı. Dolaylısıyla
bütün arkadaşlar için sempatik tavır ve yaklaşımları vardı. Bir de
pratik çalışmalardan, fedakârlıktan, zorluklardan ve tehlikelere
girmekten hiç çekinmezdi. Gözü kara ve cesur bir arkadaştı. Dolayısıyla
da eyaletin bütün dış ilişkilerini sağlamada, lojistik çalışmaları
ayarlamada, yine birçok pratik çalışmaları yapmada Kendal arkadaşın sarf
ettiği emekler belirleyici olur. Birde iknada ısrarcı ve sonuç alıcıdır.
Eğitimine çok önem verir, aldıklarını çevresiyle paylaşmasını ustaca
yapardı. Kendini bir çekim merkezi haline getirirdi. Mütevazı ve alaçak
gönüllüydü. Yaşamda çıkan sorunları ele alışta ve çözmede çok zengin
yöntemler kullanmasını bilirdi. Eyalette yapılan bütün eylemlerde
genellikle Kendal arkadaşın emeği olmuştur. İşlerin planlamasında ve
pratiğe geçirilmesinde hep öncü roldedir. Newroz günü yapılacak eylemin
hem örgütleyicisi hem de uygulayıcısıydı.
Kendal arkadaşın yer aldığı grubun
pusuya düştüğü yer küçük bir vadidir. Fakat bahar olduğu için akıntısı
hızlıydı. İlk ateşte bir arkadaş yaralanır. İbrahim arkadaşın sorumlu
olduğu gurup geri çekilir. Uygun bir yerde mevzilenip savunma
pozisyonuna geçerler. Fakat grubun içinde bulunduğu o küçük vadinin arka
sırtları tutulmuştu. Her taraftan grubun üzerine mermi, bomba yağıyordu.
Dolayısıyla grubun oradan çıkıması zorunluydu. Bir yerden vurup o
çemberden çıkmak gerekiyordu. Orman çok sık olduğu için düşman çok iyi
görülmüyordu. Grub tam bir çıkış yolunu bulmaya çalışırken, o
an da Kendal arkadaş hemen gurubun önüne düşer ve grubun yönünü aşağıya
Erzin’e doğru bırakalım der. Vadiden kendisini bırakır. Peşinden de
arkadaşlar kendisini bırakır. Kendal arkadaşla kendini bırakan
arkadaşların sayısı yedidir. Kendal arkadaşın gittiği istikamette
derenin içine çok yoğun ateş ve bomba atışları olur.
Düşman için dereyi üsten taramak ve
orayı ateşe tutmak rahattı. Oradan kurtulmak ise, çok zordu. Kendal
arkadaşın öncülük yaptığı birim kendilerini alt tarafa bırakırlar.
Çatışmanın diğer ucundaki İbrahim arkadaşın grubu da bu manevradan
etkilenirler. İbrahim arkadaşın grubunun önündeki iki düşman mevzisi boş
kalır. Oradan çıkış yaparlar. Çatışma tüm yoğunluğuyla sürer. Bir
tufandır yaşanan. Lanetin ve kutsallığın savaşıdır ceryan eden. İbrahim
arkadaşın grubunda İbrahim ve Nurhak arkadaşlar şehit düşerler. Kalan
diğer altı arkadaş olağan üstü bir direniş sergileyerek ateş çemberinden
kurtulmayı başarırlar. Laneti direnişle lanetlemişlerdi. Başarmışlardı,
ama geride iki özge can bırakmışlardı. Laneti yenmişlerdi ama yürekleri
yoldaş kaybının acısıyla yanıyordu.
Kendal arkadaşın sorumluluğunu yaptığı
grup günün akşam saatlerine kadar düşmanla çarpışır. Gruptan önce Yaşar,
Dr. Bedran, Şirin, Xeyri ve Şiyar arkadaşlar şehit düşerler. Akşama
doğru ise Kendal arkadaş önce göğsünde bir kurşun alır. Yaralandığını
fark eder. Sonrasında aynı yerinden yani yine göğsünden bir kurşun
yeyer. Çatışmanın ortasında çok fazla kan kaybeder. Şehit düşeceğini
anladığı anda gür bir sesle “Bijî Serok Apo” sloganını atarak
ölümsüzler kervanındaki yerini korkusuzca alır.
Şirin arkadaş; arkadaş
Serhatlıdır. Yurtsever bir çevreden gelmektedir. Kürdistan da ’90 larda
gelişen halk serhildanlardan etkilenerek Amed sahasında gerilla
saflarına katılır. Amed eyaletinde kaldığı yıllarda bulunduğu alan
yönetimiyle yaşadığı bir sorundan dolayı bir süreliğine gerilla
yaşamında kopar. Bu süreçte bir yurtsever olarak Çukurova da kalır.
Durmadan gelişen mücadelenin sıcaklığı her zaman yüreğinde hisseder.
Hiçbir zaman aklından çıkaramadığı gerilla yaşamına bir kez daha geri
dönüş yapar. Şirin arkadaş gerillaya ikinci çıkışını Amanoslara yapar.
Şirin arkadaş kaldığı Osmaniye bölgesinde hem bölge yönetiminde yer
alır, hem de manga komutanlığını yapar. Şirin arkadaş orta boylu,
siyah saçlı, kumral yüzlü ve atletik bir yapısı vardı. Çok atikti. Adeta
bir ceylan gibi duyarlı ve hızlıydı. Fazla konuşmayan ancak konuşunca da
sağlam konuşan ve konuştuklarını yaşamda ve pratikte gösteren bir
tutarlılığı vardı. Bu açıdan da arkadaşlar tarafından güvenilen biriydi.
Her arkadaşın yanında göreve seve seve gittiği – gitmek istediği bir
yoldaştı. Arkadaş pratik çalışmalarda her zaman en önde olmayı
başarandı. Korkusuz, fedakâr ve girişkendi. Şirin arkadaş Kuzeyde
edindiği bilinç, pratik tecübe ve birikimi hem arkadaşlarla paylaşmayı
hem de alana uyarlamada denilebilir ki en becerikli arkadaşlardan
biriydi. Arkadaşlar: “Şirin arkadaş sanki yıllardır Amanoslarda kalmış”
diyorlardı. Araziye müthiş bir hâkimiyeti vardı. Eyalette yapılan birçok
eylemin planlamasında ve bir fiil uygulamasında rolü belirleyici olan
arkadaşlardan biriydi. Özellikle Önderliğin düşüncelerinden alıntılar
yaparak, yaşamın nasıl düzenleneceğini göstermeye çalışırdı. Amed ve
Amanoslarda şehit düşen yoldaşlardan örnekler vererek, onların anılarına
yanıt olmakla insanın vicdanını rahatlatabileceğini dile getirirdi.
Sorumluluklarını başarıyla yerine getirme de şehitler gerçeği ve
önderliği kendisine rehber edinirdi. Şehit Kendal’le bu yönden en fazla
devrimci yarışı yürüten bir yoldaştı. Şirin arkadaş sade, dürst ve
değerlere bağlı bir arkadaştı. En büyük hayali bir gün Öderliği
görmekti. Önderlik sahasına gidişi karar altına alınan arkadaşlardan
biriydi. Bu yüzden de çok heyacınlıydı, önderlik görmenin de bir hak
olduğunu fakat bunu hak etmek gerektiğini belirtirdi. Tüm yaşamıyla bunu
hak eden bir konuma kendini ulaştırmak istiyordu.
Yaşanan çatışmada mangasının başındaydı.
Gurubun çatışmadan sağlam bir biçimde çıkması için Şirin arkadaş düşmanı
sürekli çatışma pozisyonunda tutmaya çalışırken, Kendal arkadaşta bir
arkadaşı yanına alarak bulundukları vadinin bir yerinden çemberi yarmak
istiyordu. Şirin arkadaş yoldaş canlısıydı. Yoldaşlarını çok sever ve
değer verirdi. Her zaman olduğu gibi bu seferde yine en çok fedakârlığı
ve özveriyi sergileyen Şirin arkadaş olur. Bu çatışmada kahramanca
direnerek, sorumluluğunu yaptığı Yaşar, Dr. Bedran, Xeyri ve Şiyar
arkadaşlarla birlikte günün akşam saatlerine kadar düşmanla çarpışarak
şehitler kervanına katılır.
Yaşar(Murat Güven) arkadaş;
Muşlu bir arkadaştır. Yurtsever bir ailede yetişmiştir. Lise mezunudur.
Kuzey de yıllarca kalan bir yoldaştır. Sıcak savaş ortamında birkaç kere
yaralanmış bir arkadaştır. En son da çenesinde yaralanmıştı. Öndelik
Sahasına Kuzey sahalarından gelmişti. Önderlik Sahasına geldiğinde
yaralıydı. Saha da yaklaşık bir yıl kalır. Heval Yaşar uzun boylu, düz
ve siyah saçlı, kumral yüzlüydü. Çok dikkat çeken bir boyu vardı.
Çekiciydi. Olgun, tartışmayı seven, etrafınıda tartışmalara çeken bir
yeteneği vardı. Adeta gubun tecrübelisi, yani rû sıpîsî ve güven
kaynağıydı. Çalışkan, fedekar ve disiplinli bir yoldaştı. Korku nedir
bilmezdi. Hareketlerde, keşiflerde hep en öndeydi. Gazilik konumunu hak
eden ender yoldaşlardan biriydi. Buna rağmen yine de devrimin en zor
alanını seçmişti. Bu yüzden de arkadaşlar hem örnek gösterir hem de
kendilerine örnek alırlardı. Yaşar arkadaş Önderlikle yapmış olduğu
sözleşmede “artık çizginin adamı olacağım”diyor. Bu sözü boşuna
vermemişti. Söz uygulanmak için verilir. Söz kişinin onurluca yaşama
kararlılığını söze dökmedir. Yaşar yoldaş yaşanan çatışmada bu sözünün
gereklerini eksiksiz bir biçimde yerine getirdi. Adı gibi hep yaşayan
oldu. Yaşar yoldaş direnişiyle, cesur militanlığıyla APOCU çizginin
yaşayan özü oldu. Tüm zamanlarda yoldaşlarına örnek olan Yaşar yoldaş,
yaşamının son demlerinde de örnek olmayı elden bırakmadı. Şanlı
tarihimize onur katan yaşar gibi yoldaşların ölümsüz anılarını yarınlara
taşırmak boyun borcumuzdur.
Dr. Bedran: Afrinli bir
arkadaştır. Yurtsever bir çevreden gelmektedir. Sekiz yıl sağlık
öğrenimi görmüştü. Botanda gerilla saflarına katılır. Burada uzun yıllar
kalır. Gerillacılığın yanı sıra yoldaşlarının ve halkın sağlık
sorunlarıyla da ilgilenir. Bedran yoldaş çatışmalarda yaralanan birçok
arkadaşı tedavi ederek devrime büyük hizmetler sunmuştur. Bedran arkadaş
oldukça olgun bir arkadaştır. Gerila saflarına katılmadan önce birçok
işte çalışmış epey tecrübeli bir yoldaştır. Yine birçok işte
yoldaşlarına yardımları dokunan bir yoldaştı. Önderlik Sahasında kalmış,
önderliği yakında izlemiş birçok yönden önderlik gerçeğini özümseyen bir
arkadaştı. Sahada özümsediklerini önceden edinmiş olduğu tecrübe ve
birikimleriyle bileştirerek, süzgeçten geçirmiş bunun neticesinde
pırlanta gibi bir kişilik yaratmıştı kendisinde. Adeta yoldaşlarının
dert babası gibiydi. Sade ve iknacı üslubuyla yoldaşlarının derdini
dinler, çareler üretirdi. Yoldaşlar tarafından çok sevilip, sayılan bir
arkadaştı. Bunların yanında çözümsüzlük durumlarını hiç sevmeyen,
çözümde müthiş üretken olan bir yoldaştı. Bu nedenlede çevresinde çok
kolaylıkla güven oluşturan bir yoldaştı. Çok içten ve istekle Amanoslara
gelir. Önderliğe verdiği bir söz vardı. Bedran arkadaş Önderliğe sözünü
verdikten sonra, Önderlik: “Peki Bedran senin de esaslara göre kendini
koruyan, sorumluluk duyan, yaşayan, başaran bir savaşçı olmanı
istiyoruz. Ve sana da başarılar dilerim, der ve devam eder sözlerine
önderlik. “Başarı iddiası olmayan yaşam ölümdür. Bu da gerilla savaşıyla
yapılır. Bunun üzerine sonuna kadar sözüm var diyorsun.” O önderlikle bu
temelde sözleşmişti. Başarısız yaşamı ölüm hali bilecekti. Ölümü
yenmenin yolu başarmaktan geçiyordu. Yaşanan çatışmada Önderliğe vermiş
olduğu sözü yerine getirerek PKK militanına yakışır tarzda direnerek
ölümsüzler kervanındaki yerini almayı bilir.
Xeyri(M.N.) yoldaş;
1966 yılında Bingöle bağlı Orta Köyde dünyaya gelir. Lise mezunudur.
Mücadeleyi 1978-79’ dan beri tanır. 1990’ da Avrupaya çıkar. Burada
1992 de aktif mücadeleye katılır. Yaklaşık beş yıl burada kitle
faaliyetlerinde bulunur. Xeyri yoldaş iki yıl bölge sorumluluğu
düzeyinde görev yapar. 1996 yılının başlarında Önderlik Sahasına gelir.
Ve burada dokuz ay kalır. Yani iki devre sahada bulunur.
Heval Xeyri için gerilla yaşamı yeniydi. Bu
alanı kendi isteği ve önerisiyle tercih eder. Partiyi uzun bir zamandan
beri tanıyan bir yoldaştır. Teorik birikim sahibi olup bu birikimi
önderlik sahasında içselleştirerek büyük bir kararlılık yaşayan
arkadaşlardan biridir. Xeyri arkadaş dine bağlılığıyla bilinen bir
ailede yetişir. Aileden edindiği iyi, temiz ahlak ve terbiyeyi parti
kültürüyle içselleştirmişti. Çok efendi ve olgun bir yoldaştı. Emekçi
özellikleri ağır basan, yaşamı hep kendi emeğiyle yaratmasını bilen bir
arkadaştı. Bu nedenlede çok temiz ve saf yönleri öndeydi. Hiç kimseyi
kırmak istemezdi. Sahadayken önderliği yakınen izleyen ve kendini hep bu
doğrultudan sorgulayan bir yoldaştı. Akademideyken Önderliğin
güvenliğinden sorumlu takım yer alır. Bu yüzden de Önderliği yakında
izlemeyi, anlamayı çok isteyen, bunun için kendisini oldukça zorlayan
bir arkadaştı. Bu açıdan da kendini hep şanslı hisseder, bunun hakkını
vermeye çalışırdı. Heval Xeyri normal boylu, sarı saçlı, maviye çalan
gözleriyle dikkatleri üzerine çekerdi. Gerillayı ruhen yaşayan fakat
tecrübeli yoldaşlarda da öğrenmeye istekli olan bir arkadaştı. Önce Amed
ve Erzurum eyaletlerini tercih etmişti. Ancak önderliğin Amanoslar için
yaptığı çözümlemeleri dinlediğinde bu alanın mücadele için ne kadar
stratejik olduğunu anlar anlar. Bu yüzden ilk tercihinden vazgeçer. Bu
yeni mücadele sahanın zorlukların bilmiyor değil. Ancak Önderlikten
edindiği bilinç ve güçle zorlukları aşacağını Önderlikle yaptığı
sözleşmede belirtir. O da diğer yoldaşları gibi sözünde tutarlıca
yürümeyi başarır. Gerillada yeni olmasına rağmen hiçbir zorluğa boyun
eğmemiştir. Her görev ve pratik çalışmada en öndeydi. Güzel konuşmasını
bilen, kendini o yumuşak ve espirili üslubuyle çekim odağı haline
getirmeyi bilen bir arkadaştı. İnsanı bıktırmayan, eğiten bir üslüba
sahipti. Önderlikle yapılan sözleşmede ÖNDERLİK: “Evet bu çerçevede
madem istemişsin kırmayalım. Fakat uzun süreli yaşamak, başarılı yaşamak
ve gerektiğinde son noktaya da ulaşabilmeyi bir an bile göz ardı
etmemeliyiz. Buna göre her şeyimizi anlamlı böyle örgütlü ve kolay yenik
düşmeyen bir tarzla götürüyoruz. Umarım yani bu da biraz beklenen
başarıya götürecektir. Söz bu temeldedir. Xeyri yoldaş sözünün eri oldu.
Yaşanan çatışmada APOCU tazda direnmesini en
görkemli bir biçimde düşmanına bir kere daha göstermesini başaran bir
militan olur.
Şiyar(K.R.)
arkadaş 1979 yılında Karakoçan’ a
bağlı Koman köyünde dünyaya gölerini açar. İlkokul
mezunudur. 1993 yılında Avrupaya çıkar. Burada mücadeleyi tanır.
Gelişen mücadeleden etkilenerek 1995 yılının dördüncü ayında partiye
katılır. Parti eğitimini gördükten sonra YCK faaliyetlerine düzenlenir.
Bu faaliyetlerde iki yıl kaldıktan sonra yaptığı öneri üzerine 30 Mart
1996 yılında Önderlik Sahasına gelir. Önderlik sahasında beş ay eğitimde
kalır. Mücadeleye çok genç bir yaşta katılır. Önderlik sahasına
geldiğinde gençliğinin baharını yaşamaktaydı. Henüz on sekiz yaşındaydı.
Mücadele saflarında on altı yaşındayken sorumluluk üstlenir. Şiyar
yoldaşın yaşı küçük ama yüreği büyüktü. Kendi kapına sığmayan bir candı
Şiyar. Boyu kısa, atik, siyah düz saçları salkım söğüdü misali o inci
karası gözlerinin üzerine sarkardı. Bu hali Şiyar yoldaşı daha sempatik
ve sevimli kılardı. Genç olamasına rağmen çok olgundu. Denilir ya sanki
büyümüşte küçülmüş. Bu gül yüzlü çocuk fırtınalar gibi eserdi. Kiminle
karşılaşmışsa hemen yüreğinde yer edinirdi. Onu bir kez gören bir daha
hiç unutmazdı. O kadar sevimli, sempatik ve şirindi. Kendini gerillaya
kilitlemişti. Bu nedenle de fiziğini, ruhunu, psikolojisini de bu
doğrultuda hazırlardı. Yoldaşlarının moral ve cesaret kaynağıydı.
Eğitimine çok önem veren, kendini eğitme çabasını ihmal etmeyen bir
yoldaştı. Düşünsel olduğu kadar pratik yönünüde geliştirmeye özen
gösterirdi. Dürüst, değerlere bağlı, değerleri koruma mücadelesini veren
PKK’nin en seçkin militanlarından biriydi. Mühtiş bir enerjisi vardı.
Yerinde durmazdı. Ömrü bir kelebek misali kısa sürdü. Ama özgürlük
tadında ve çoşkusunda yaşadı ömrünün her kesitini. Çok kısa bir zaman
içinde kendini birçok işe hazır hale getirir. Bu gelişme grafiği
yoldaşlarına hem örnek olmada hem de moral ve güç vermede olumlu bir
izlenim bırakır. Deniliyor ya: “Arife tarif gerekmez.” Güneşin diyarı,
özgürlüğün okulundan mezun olurken, sözüne, fikrine, eylemine vurulduğu
önderiyle sözleşirken kendisini en sade haliyle tanıtır. Önderlikle
sözleşmesini buraya aktarmakla giriştiğim bu yazım işinin hakkını vermek
istiyorum.
Önderlik; kaç yaşındasın?
Şiyar: Yaşım 18 Başkanım.
Ö: Bu sahayı sen mi
istedin?
Şi: Benim önerim Dersim
eyaletiydi. Bunun için raporda önerimi sunmuştum. Daha çok savaş alanını
istemiştim. Bu alan benim için uygundur.
Ö: Dersim’de olabilir.
Tanıyor musun ordaki alanı?
Şi: Doğduğum-büyüdüğüm yer
olan Karakoçan’ı tanıyorum Başkanım. Yine uzun bir süre çobanlık yapma
durumumda var.
Ö: Yani dağ-kırsal
alanında yabancılık çekmezsin. Güzel dağlarda daha iyi çobanlık değil de
gerillacılık yapabilirsin.
Şi: Doğrudur Başkanım.
Ö: Yaşamak için ne
diyorsun? Hep sorun aynı, yaşamak bunun için başarmak ve başarmak.
Şi: Savaşmak için
başarmak, başarmak için ise savaşta yaşamayı esas alacağım.
Ö: Evet tabi bizde yaşamla
savaş hemen hemen birleşmiştir. Yaşamak istiyorsan savaşacaksın,
savaşırsan yaşarsın. Gücün var mı?
Şi: Başkanım özellikle bu
5 aylık süreçte bende gelişen kin-öfke ve sevgi oldu. Kin-öfke ve
sevginin olması benim şahsımda kapsamlı bir yoğunlaşmayı geliştirdi. Bu
yoğunlaşma sonucu kişiliklerimiz şahsında savaş gerçekliğini daha iyi
anlayabildim. Bunlara bu yetmez kişiliklerimize alternatif olarak
Önderlik gerçeği üzerine yoğunlaşmam oldu. Büyük bir güç aldığıma
inanıyorum. Bu güçle savaş ortamında halk için, insanlık için, devrim
için, özgürlük için kendimi yaşatacağıma inanıyorum. Ne kadar zorluklar
olursa olsun, bunun güçlü kişilikleri de ortaya çıkaracağına inanıyorum.
Ö: Belli oluyorki ne
yapmak istediğinin farkındasın. Neye ihtiyacın olduğununda farkındasın,
yürüyüş için bunlar yeterince seni güçlendirecektir. Ama görev tabi
önemli olmakla birlikte bizde işin içine girmeyle biraz anlam bulur.
Neresi olursa ol-sun işin içine girmeden ve gereklerini yapmadan ağzınla
havada kuşta yakalasan bir işe yaramaz. Bu alanda da istediğini güçlü
sağlayabilmen kesinlikle kişiliğini bu siliklikten kurtarıp yaratmanla
olur. Dersim’e gidersin daha fazlası veya farkı Dersim’in belki
sorumlulukları daha fazla.
Şi: Savaş tecrübesi
kazandıktan sonra Dersim’e gidebilirim.
Ö: Zaten birleştirecegiz.
Öyle bir planımız var, zaten Toros’ta, Dersim silsilesine selam
gönderir. Sürekli orası sa-vaşırsa burası savaşırsa birleşir. Öyle bir
hedefimizde var. Torossuz Dersim’de çok zayıftır. Toros gerillası
Dersim’e büyük nefes aldırır.
Şi: Evet Başkanım.
Ö: Gençsin herhalde
Pılınglaşma teorisine göre sen de herhalde çobanlık deneyiminde olduğuna
göre uzun süreli yaşamayı becereceksin.
Şi: Yaşayacağım Başkanım.
Ö: Her bakımdan fiziğin,
enerjin uygun. Kendini koruma yeteneklerin herhalde var.
Şi: O konuda var Başkanım.
Ö: Yaşam tutkuların fena
değil, düşkün değilsin sanırım büyük yaşamak istiyorsun. Büyük bir
savaşımla kendini kanıtlamak yeniden yaratmak istiyorsun. Gerisi
inşallah ulaşırsın ve bize gerekli olan dedim ya emeklerimiz hep
karşılıklı. Biz sizin için nasıl yaşıyorsak sizde bizim için başarılı
yaşayacaksınız.
Şi: Pratikte kendimi
göstereceğim Başkanım.
Ö: Evet, biraz da Başkan
arkadaş 'kabul sınırları dahilinde çalışacağım' diyeceksiniz. Bu temelde
hep merhaban, hep selamların olacak. Altında tabi ne kadar şikayet
ettiğin değil, zora soktuğun değil iyi şeyler var, başarılar var
biçiminde selamı ekleyeceksin oldu mu?
Şi: Oldu Başkanım.
Şiyar yıllar önce pratiğe adım atacağı vakit önderlikle
böyle sözleşmişti.büyük başaracak, büyük savaşacak ve büyük zaferler
yaratacaktı. Yarattığı zaferlerle önderliğine, halkına ve dünya
insanlığına selam verecekti. Yüreği büyük yoldaşım, özgürlük aşığı genç
yoldaşım, modernitenin sanal yaşamlarına arkasını dönerek Kendini
bulmaya, özgürlüğünü yaratmaya ant içerek düşer yollara. Yaşam ve insan
gerçeğinin en saf ve dokunulmaz halini kendinde yaşatan güzel hevalim,
genç yaşında özgürlük çiçeği olarak halkların belleğine ekildi. Güzel
yüreğini halkların barışına köprü kılmak istedi. Bir kelebek misali az
ama öz yaşadı. Yaşarken büyük yaşadı. Anlam yolcusu olarak durdurak
tanımadan yaşadı.şiyar gibi güzel bir insanı anlatmak elbette kolay
değil. onun gerçeğini birkaç satıra sığdırmak mümkün değil. her an
sevgiyle parlayan kara gözlerinden taşan büyük yaşam sevgisini birkaç
sözle anlatmak kolay değil. gençlik ruhununun güzelliğini, adamışlıkta
sınır tanımayan engin yüreğini nasıl anlatmalı? O tarihin ak çehresini
güzelleştiren gençliğin en duru özüydü. Ülkesine vurgun, özgürlüğe
tutkulu, kadınla dost olabilen egemenliğin kirlerinden nasibini almayan
güzel bir insandı. O bu toprakların tanıdığı en hakiki insan
gerçekliğini temsil edendi. Kendindeki insana ihanet etmeden yaşamayı
başarandı. Çünkü o modernitenin sunduğu yalan yanlış yaşamları cesurca
red edip gelmişti. Yanlış yaşamları olmamıştı. Bu yanlışa düşmeden
yaşamayı başarmıştı. Henüz ömrünün baharında, özgürlüğü adres
bellemişti. O yüzden önderlik ile sözleşmesi sadeydi. Sanki
arkadaştılar. Birbirini anlayan iki yoldaş gibiydiler. Ömrünün son
demlerine dek sade ve onurlu yaşamayı elden bırakmayan şiyar yoldaş,
ölümü de onurlu karşıladı. Yaşanan çatışmada en cesur çatışanlardan biri
olmayı başardı. Korkusuzluğu ile düşmanı çileden çıkartmayı başardı.
Binlere karşı savaşan sekizler birer ordu gibisavaştılar. Yılmadan,
korkmadan, dayatılan pis ölümü, direnişle yendiler. Şiyar yoldaş
gençliğin güzel yaşamına engel koyan düşmana karşı var gücüyle savaştı.
Bu büyük çatışmada korkusuzluğu ile adını kavgasıyla tarihin ak
sayfalarına nakşetti.
Nurhak(Hüseyin
İşcan) yoldaş; orta hali, yurtsever bir ailenin çocuğu olarak
1975 yılında Pazarcık’a bağlı Ocalar Köyünde dünyaya gelir. İlk ve
ortaokulu Maraş’ta, liseyi Mersin’de, üniversiteyi Eskişehir’de okur.
Partiyle 1992-’93 yıllarında tanışır. 1996 yılında Balkanlar sahasına
çıkış yapar. Balkanlardan 1997 yılında Önderlik Sahasına gelir. İki
devre bu sahada eğitim görür.
Heval Nurhak’ın doğup büyüdüğü mekân partiyle erkenden tanışmayı yaşayan
bir yöredir. Yurtsever ve bedel veren bir alandır. Nurhak yoldaşın
yetiştiği köy ve çevresi yurtseverdir. Yakın akrabalarından şehit
düşenler vardır. Heval Nurhak’ın mücadeleye sempati duymasına yol açan
temel nedenler yaşadığı sosyal çevrenin yurtseverliği olsa da, onu en
çok etkileyen şey lise yıllarında yaşadıklarıdır. Mersin’de lise
öğrenimini görürken gençlik çalışmalarında yer alır. Burada hem okul
okur hemde mücadeleyi tanımaya çalışır. Daha sonraki yıllarda
aktifleşir. Üniversite yıllarında artık sorumluluklar üstlenen YCK
sorumlularından biri olarak mücadelede yer alır. Bu yıllarda ağılıklı
öğrenci gençlik içinde ve pazarcıkta çalışmalar da yer alır. Heval
Nurhak üniversitede okuduğu yıllarda bir grup arkadaşıyla birlikte
katılım kararı verir. Daha sonra balkanlar sahasına çıkış yaparlar.
Burada bir müddet kaldıktan sonra Önderlik Sahasına geçer. Heval Nurhak
çok sade bir yoldaştı. Çok mütevazı, saygılı, ne yaptığını bilen
biriydi. Hep emeğiyle bir şeyler yapmayı, yaratmayı tercih ederdi. Orta
boylu, düz saçlı, kumral yüzlü, sakin bir mizacı vardı. Okumayı,
tartışmayı ve futbol oynamayı çok severdi. Hangi işe elatarsa tertemiz
yapardı. Önderlikten çok etkilenmişti. Önderlik gerçeği karşısında
yaşadığı etkilenişi şöyle ifade ederdi: “En büyük yaşam ve savaş
gerekçem Parti Önderliği oldu.”önderliğin yanında iki devre kalır.
Önderliği yakından izleyerek, kendini bu temelde sorgulamaya tabi
tutmaya özen göstermişti. Önderliğin güvenliğini tutan takımda yerini
alır. Arkadaşlar Heval Nurhak’a Önderliğin güvenliğine düzenlendiğini
söylediklerinde; Heval Nurhak bu düzenlemeye inanamaz. Büyük bir sevinç
yaşar. O anda yaşadığı duygularını şu biçimde ifadelenndirmiştir: “
Heval Hamza(’98 de Cudi de şehit düşer) bana söylediğinde ben önce
anlamaya çalıştım bu arada da tüm vücudumu bir titreme tutmuştu.
Duyduğumda ağzımdan çıkan ilk kelime: “Heval ben nasıl yaparım, bu başka
bir işe benzemez. Bu çok ağır bir sorumluluktur. Bu Önderliğin
güvenliğidir. Tabi ben bunları söylerken vücudumu saran titreme daha bir
hızlandı. Sonrasında ben kendimi yerde buldum. Çok yönlü bir duygu
yoğunluğunu yaşadım. Bir taraftan seviniyorum diğer taraftan ise bende
gel-gitlerin yaşanmasında sebeb oldu. Sonunda arkadaşlar beni ikna
ettiler. Bende artık kendimi bu sorumluluğa hazırladım. Ruh halimi bu
ağır görev için hazırladım. Artık Önderliğin yakınında ve
güvenliğindeyim. Çok dikkatli olmalıydım. Tüm duyarlılıklarımı
uyandırarak önderliği izlemeye, anlamaya ve korumaya çalıştım. Önderlik
Sahasına gelişim, Önderliği görmem, önderliğin güvenliğinde olmam benim
açımdan tarihi fırsatlardı. Tüm çabam herkes için hayal olan bu
gerçekliğe layık olma yönündeydi.”kendisi önderlikle buluşmasını bu
biçimde ifadelendirmişti.
Tabi ki Nurhak yoldaş bu duyarlılıklarının daha fazlasını yöneldiği
pratik sahada da sergilemekten geri durmaz. Gerillacılığa adım attığı
ilk süreçlerde başlangıçta biraz zorlanır. Ama o bu zorluklardan ürkmez.
Yaşadığı zorlukları kendisine öğretmen olarak beller. İyi bir gerilla
olur. Teknikten baya iyi anlar. Bu da savaş sanatını daha etkili
uygulamasına neden olur. Kişiliğinde sahip olduğu bu avantajı
değerlendirmekten geri durmaz. Teknik zekâsıyla birçok konuda savaşın
güçlü gelişmesine katkı da bulunur. Onun güçü sadece bunlardan ibaret
değil. Analitik zekâsının gelişkinliği gibi duygusal zekâsı da oldukça
güçlüydük İnsan ilişkilerinde duyarlılıkları çok gelişkindi. Kendi özüne
yabancılaşmayan sade bir insandı. Uyumlu, bilinçli yaşamla insanla
barışıktı. Nurhak yoldaş insanları ve doğayı çok severdi. Aynı şekilde
yoldaşları da onu çok severlerdi. Yaşam hususunda; katılmayı, öğrenmeyi,
katkı sunmayı seven bir yapısı vardı. Öğrenmeye meraklı, mütevazı ve
içten bir yaşam duruşuna sahipti. Sorunlarla mücadele ederek çözümleri
kendinde başlatmayı prensip edinmişti. O da diğer yoldaşlar gibi yaşanan
çatışmada korkusuzca savaştı. Ülkemin genç ve de güzel insanı Nurhak
yoldaş, adına yaraşır tarzda yenilmeden, boyun eğmeden başı dik yaşadı.
Güleç yüzlü, içindeki çocuğun sesini bastırmayan, insan ve yaşam
sevdalısı güzel militan onurlu yaşamı adres bilerek yaşadı. O da
severek gittiği Amanoslarda halkların onurlu barışının yeşermesi için
baş koyarak toprağa, gençlik özünü barışın yeşermesi için adadı.
İnsanlığın belleğinde onurlu direnişleriyle isimlerini yazdıran
halkımın en cesur evlatlarını her vakit anmak, anılarını canlı tutmak,
onları yaşamın unutulmaz kareleri olarak yürek ve beyinlere nakşetmek
insan ve yoldaş olmanın gereğidir. Bir nebze de olsa bu çabam buna
kaynaklık etmişse ne mutlu bana! Bu onurlu amaç için yaşamayı aşk
bilerek, şehitleri dünümüz, bugünümüz ve yarımız kılma andımı
yeniliyorum.
PİRO CAN PAK
|
|