| |
Öteki Bahar
Cemal Cizre
Tarihi bir sorun. Ortadoğu uygarlıkların beşiği. Demokratik modernite kadar
egemen uygarlıkların
başbaşa gittiği bir mekan. Mısır gibi ülkeler bu iki gerçeği birlikte
yaşadıkları tarihsel bir doğruyu ifade etmektedir. Bütün tarihsel yaratımların
temelinde ötekileştirilenlerin damgasını taşır. Eğer şimdiye kadar kendisini
ifade etme olanağını bulamamışsa egemen uygarlığın kendisin çok sıkkı örgütlemiş
olmasının payı bulunmaktadır. Aslî ise ötekileştirilenlerin bütün yaratımları
çeşitli nedenlerle kendilerine mal edecek bir örgütlülüğü geliştirememeleri
temel etken olarak değerlendirmek en gerçekçi olanıdır. En son batı kaynaklı
geliştirilen ulus-devlet şekillenmesi, toplumun bütün zenginliklerini emen bir
vampir olmuştur. Özellikle 1.dünya savaşının batı ucu olan İngiltere’nin başını
çektiği bu yapılanma, 2. dünya savaşı ardında bunun tamamlanarak günümüze kadar
geldiği ifade edilebilir. Ortadoğu gibi tarihsel, ekonomik, kültürel alanlarda
dünyanın bel kemiği olması, batı bunu bir bütün olarak her zaman güncel olarak
bütün krizleri aşmanın temel alanı olarak ele alarak stratejik düzeyde
yaklaşmıştır. 21. yy’ın bu ilk çeyrek yıllarında, artık eskiden geliştirdikleri
yapıları koruma bir yana yeniden bir şekillenmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Şu
şekilde tanımlamak anlaşılmasını daha da kolaylaştıracaktır.
Birincisi; ulus-devlet zamanı aşılmıştır. Küresel sermaye için
artık buna eskisi gibi ihtiyaç yoktur. Küresel sermaye, kendisini
güvenceye alacak yeni kurumlaşmalara ihtiyaç duymaktadır. Devlet, toplum
açısından çekilmez haldedir. Bir yük haline gelmiştir. Gelişen
ilişim-teknik düzeyde bunu anlamsız bulmaktadır. Bir şişkinliği ifade
ediyor. Pazar olarak da yeni sömürge ülkeler(Mısır, Tunus ve kendileri
için kısmen açık olan Libya v.b) uluslararası tekeller açısından içinde
bulundukları sıkıntıyı aşmayı bir zorunluluk olarak görmektedirler.
İkincisi; Yeni yüzyılda, deşifre olan ve toplum açısından artık
taşınamaz durumdaki şekillenmenin yaratacağı sonuçları kendileri
açısından “tehlike çanları” olarak değerlendirmektedirler. Geliştirilmek
istenen normlar, batı türü bir şekillenme olmaktadır. Toplumu paramparça
eden ve birey özgürlükleri adına toplumdan koparılan bireye
dayandırılmasıdır. Dolayısıyla toplumu kendileri açısından uzun vadeli
tehlike olmaktan çıkarılması olarak tanımlamak mümkündür. Ortadoğu’ya
giydirilen elbise ölçü ve modeliyle zamanı geçmiştir de denilebilir.
Üçüncüsü; Asil olanı ortadoğu kaynaklı çözümün gündemleştirmesi
olarak değerlendirmek en gerçekçi olanıdır. Toplumsal, kültürel, dini
v.b alanlarda kendini ifade etme ve irade gösterebilecek imkanlar
Merkezi uygarlık tarafından önü kesilmiş, bir nevi toplumsal doğa
dondurulmuştu. Günümüzde bunun eskisi gibi sürdürülemeyeceği açığa
çıkmış bulunmaktadır. O nedenle toplumun sayısal olarak çok az bir
kesimi ifade eden egemen yapı dışında tüm kesimlerin etkin bir biçimde
sosyal, siyasal alanda etkin olma olanakları gelişmiştir.
Dördüncüsü; Eğer, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bölgenin
tarihsel, toplumsal, kültürel gerçeği dikkate alınmazsa sonuçlar şu anda
yaşananları aratmayacaktır. Gerekli olan bölge halkların toplumsal doğa
gerçeğine uygun kendisini iyi tanımlamasıdır. Bunun olanakları oldukça
gelişmiştir. Kürdistan halkının geliştirdiği özgürlük mücadelesi
bölgedeki bütün toplumsal gerçekliklerin tahlili ve tedavi yollarının
tümünü ifade etmektedir. Demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlüğüne
dayanan demokratik modernitedir. Bölgeyi en çok etkileyen Kürdistan
halkının özgürlük mücadelesidir. En çok hazırlıklı olan bir gerçekliği
de ifade etmektedir. Dolayısıyla bir ilham kaynağı olarak ele
alınmaktadır. Gerisi bu paradigmayı kendi koşullarına göre uygulama
sorun olmaktadır ki, eğer doğru temelde bu kaynaktan
yararlanılabilinirse çözüm gücü olmaları imkan dahilindedir.
Beşincisi; Kürdistan, coğrafik olduğu kadar toplumsal, sosyal,
kültürel, siyasal v.b alanlarda parçalanmış olması çözüm sorunlarına da
olduğu gibi yansıyayacağı anlaşılırdır. Her parçanın kendi hakimiyeti
altındaki sömürgeci ülkenin geliştirdiği ulus-devlet içinde Kürtlere ait
bütün değerlerin bu oluşum kaynakları olarak değerlendirilmiştir. Kürt
halkına büyük acılara neden olduğu bir diğer gerçekliği ifade
etmektedir. Güney Kürdistan, Irak’a müdehale ardında federe bir sistem
biçiminde geliştirilmiştir. Bu şekillenme ulus devlet temelinde
olmaktadır. Amaçlananın başında Kürtlerin “Küçük Kürdistan’a” alınmak
istenmesi olduğu günümüzde daha iyi açığa çıkarılmış bulunmaktadır.
Bunun örneği Kuzey Kürdistan halkına her tür zor, baskı, imha
onaylanırken, Güney Kürdistan’a evet denilmesi bunun açık örneğidir.
Günümüzde Kuzey Kürdistan başta olmak üzere Kürdistan da halkın hak
arayışı olmak üzere Mısır, Tunus v.b ülkelerde artan toplumsal
direnişler bağlamında ele alınırsa ulaşılabilecek sonuçlar olmaktadır.
Toplumsal olarak bir uyanış gelişmiştir. Kürdistan’a ilişkin
geliştirilen politikalar günlük olarak daha iyi anlaşılmaktadır. Hak
gerçeği geliştirilen özgürlük mücadelesi insandeki tüm özellikleri canlı
kılmaktadır. Demokratik arayışların olmasına da vesile olmaktadır.
Toplumsal alanda vijdani şuur şimdiye kadar kendisini ifade edebilecek
bir ortam da bulamıyordu. Şu an onun olanakları oldukça geliştirildi.
Buna eski kapalı ekonomik, sosyal, kültürel etkilerinde günümüzde
aşılması insanlarda daha doğru arayışlara neden olmaktadır. Bu Kürt
halkı için daha da can alıcı olmaktadır. Bu nedenle iki esas hususun
gelişmesi, kendi tarihsel ve güncel hastalığının asil ilaçları
durumundadır. O ünlü “kendini bil” gerçeğinde olduğu gibi bir gerçekliği
olmaktadır. Birincisi; Dışlanmış olmayı giderek anlamanın gelişmesidir.
ikincisi; Kürdistan’i şuurun gelişmesidir. Bu nedemektir ? Ben kendimi
yönetirim. Söz ve uygulama benim irademle gelişmek durumundadır.
Kürdistan’ın diğer parçalarında, benim kardeşlerimin en insani bir
gerçek olan ve her varlığın kendisini ifade edebilme aracı olan dili
bile yasaklanmaktadır. Benim adım bu iki gerçekliktir. Eşittir,
Demokratik ulus benim en doğal, insani hakkım anlamındadır. Egemenlerin
yarattığı kimlik benim olamaz demektir. Sadece benim köyüm, eşittir
Kürdistan olamaz. Ancak onun bir parçası olabilir. Ve eğer her şeyi ile
kendisine ait olursa doğru olur. Bu toprakların bütün değerlerin
geliştirilmesinde toplumun(kırsal ve şehirde) temel emeği iken, bunda
söz sahibi olması hakkıdır. Esasında, toplumda ötekileştirilenler temel
emek sahibi durumundadır.
“
2000’li yıllar halkların baharı olacaktır” gerçeği bir bütün olarak
ortadoğu ve Kürdistan’da gerçekleşmektedir. Onun için son dönemlerde
halkların gül gibi açılmasının ilham, güç kaynağı Kürdistan’dır. Özel
olarak Kuzey Kürdistan’ı anmak kendi hakkıdır. Motorun gücü, ışıkların o
denli aydınlık saçmasına vesile olduğun teslim etmek gerekir.
21.yüzyılın ilk yıllarında, tarihteki Ortadoğu NEWROZ’unun gelişmesi
ortadoğu halklarına KUTLU OLSUN diyoruz. Bunun ateşinin Kürdistan’da
başlatılması, “görevini yerine getirdin” demekle yetinelim.
|
|