“Me Go kemençe

Te Go demançe” 
cemal ciziri

Zamanında bir kemençe çalan bir vatandaş yaptıklarından dolayı yaralanıyor. Hastaneyekaldırıldığında, daha ölmeden önce ailesi kendisine; “me go kemençe, te go demançe. Bere wusa li te werê” demiştir. Bir başka tanımla Erdoğan’ın kemençesine de tabancasının da yabancısı olunmadığını herkes bilir. Nasıl tarihi bir yanlışlık içinde olunduğu içinde bulunduğumuz kısa zaman diliminde gösterecektir.

Tarihin yeniden aralama süreci olarak değerlendirilebilecek bir durum ile karşı karşıya bulunuyoruz. 12 Haziran ve yarattığı sonuçları birçok yönüyle değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuçlar; tarihin birçok yönüyle ele alınması gerektiğidir. Söz konusu olan Türk egemen sistemin kendisini günümüze nasıl taşıdığının da başka bir izahatı da olmaktadır. Demek ki; Kürt halkı ve Türkiye toplumunun kendi adına yola çıkışın karşı cephe de yarattığı korku ve bunun yol açtığı pervasızlık olarak da tanımlanabilir. En ilginç ve hiç de yutulmayan diğer bir gerçeklik de yapılanların tümünün de statükoculuğu aşma adına yapılmış olmasıdır. 2023 diye tanımlanan aslında kapitalist modernite adına ve 21. y.y’da yeni bir Türk cumhuriyet’inin(yanlış okumuyorsunuz) geliştirilmesinin bir başlangıcı haline getirmek istedikleridir. Seçimler ile daha da hız aldıkları görünmektedir. En son oynadıkları oyunlar ve sayıyı tamamlama ile herkese ve her şeye rağmen “kurucu meclis’in” bütün olanakları elde edilmek istendiği daha iyi anlaşılmaktadır.  Sadece “ben varım” formülasyonun kendisi olunmak istendiğidir.  Seçim sürecinde başvurdukları bütün oyunlar ve akabinde geliştirilenler bunu göstermektedir. Gösterilen adayların niteliğinde de bu gerçekliği göstermektedir. Bu tıpkı 20.yy.da görülen ve bütün bir yüzyılı kapsayan bir mücadeleler sürecinin de mantığı olduğu, daha açık bir biçimde görülmektedir. Bu, nedenli bir “vatanseverlik ve milletperverlik” olduğunun belirtme gereği kalmamaktadır. Daha belirgin olanı, ülkeyi Ortadoğu’da kapitalist modernitenin yeni hâkimiyet çalışmalarına öncülük düzeyinde geliştirilmek istendiği, bölgede yerinden oynatılan taşların ortaya çıkardığı sonuçlar ile de bu günlük olarak anlaşılmaktadır. Tüm bunların bir onarım ve ayrıntılı nüfuz etmenin bir başka biçimi olmaktadır. Türkiye’nin izlediği politikalar, bölgesel olduğu kadar kendi içinde sadece bir restorasyondan ibaret olduğu açıktır. Bir onarım mekanizması ve her şeye hükmeden, nefes alış verişe bile hâkimiyet sağlamak istedikleri günlük izlenen politika ve yaşamın kendisinden anlaşılmaktadır.

 Öte yandan ötekilerin, egemen sistem adına hareket eden ve kendisini AKP de somutlaştıran ‘oyunbazlığın’ sıkboğazlığına gösterilmesi gereken hayranlıktır. Fakat ne hikmetse tokat üstüne tokat yiyen bu yarattıkların çok harsız ve hırslı olmalarıdır. Egemenliği uğruna işlemeyecekleri cinayetin olmayacağını tarih belgelerinde görüldüğünde bazen hayretimizi ifade ederdik. Günümüzdeki gerçekler “al işte” demektedir. Bütün bunların tarihin bir sonucu da olduğu diğer bir gerçeklik durumundadır. Tarihin nasıl kirletildiği anlaşıldıkça ötekilerin güzelliği ve yaratacağı geleceğin ne denli umut, güven ve onurluluğunu da hayranlığı geliştirdiğini ifade etmek yeridir.

En başta çok net olarak görülen egemen sistemin kendisini yeni koşullarda oluşturmak istediği hâkimiyet çabalarıdır. Siyasetin ve günlük icraatlar da görülen Türkiye’yi bekleyen günlerin pek hayra alamet olmadığıdır. Açık ki ülke çok ciddi bir kriz ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu kervana tabi olanların ne denli güzelim Anadolu ve Mezopotamya topraklarının sevgi hazinesinden uzaklığını, kopukluğunun bir ifadesi olmaktadır. Çokça ifadelendirilen “yaratılan kullara” sevgisini dilendirenin(malumu recep olarak okuyabilirsiniz) sevgisi daha iyi anlaşılmaktadır. “Yalancının mumu” hikâyesi veya “atma recep” diye sıkça dilendirileni bile aşan bir gerçeğin gün yüzüne vurulmasıdır. Tüm bunlara rağmen bildiğim bildik veya gücüm var istediğim gibi hareket ederim denilecekse burada dur denileceğini, anlaşılan daha öncekilerinden fazla bir şey öğrenilmemiştir. Tarih yaratan ve geleceğin biricik garanti sigortası Kürdistan’dan ve Kürdistanlılaşan Anadolu’nun öğreticiğidir Denizler, Mahirler, İbrahimler denildiğinde veya ruhları, direniş ve dehalıklarının nelere kadir olduğunu mirasçıları Kürdistan halkı ve evlatları günümüzde yazılan tarih gerçeğinden bir kez daha hatırlamanın önemi bulunmaktadır.

Bir kere şunun anlaşılmasında büyük yarar vardır.  Egemenlerin temel ve büyük silahı toplumun bilinçsizliği ve kendi geleceğine ilişkin düşünce ve örgütlenme imkânından yoksunluğu idi. Şu an kendi gerçeğini anlama olanağını yakaladıkça bir güç haline gelirken, kurbanı olduğu hegemonik sistem ve onun ağzı salyalı temsilcilerinin kırk kez tekerini patlatacak ve yere çakılmasına vesile olacağını herkes bilmek durumundadır.

Diyebilirler ki, artık seçim bitti. Çoğunluğun garantisi var. Elimde bu süreçte geliştirdiğim zor aygıtlarım da var. Bölge de bana olan ihtiyaçtan dolayı ne yaparsam yanıma kar kalır veya yeşil ışığı da almışım da denilebilir. Yanılıyorsunuz bey efendi demezler mi? "adama”. Gerçeğin böyle olmadığı, günlük yaşamın öğreticiliği ortaya koymaktadır.

Bunu birkaç örnek ile sıralarsak; Bir, düşünsel alanda toplumdaki gelişkinlik. İki; kendisini ifade ettirebilecek bütün olanakları bilme ve buna uygun bir kurumlaşma içinde bulunması. Üç; ahlaki ve politik toplumsal yapılanmanın gelişmiş bulunması. Dört; eskisi gibi karayı ak diye kabul ettirmenin mümküyatının olmaması. Beş; eskiden herkese bol keseden “demokrasi” satan tüccarların müşterisi olunmayacağı, özgür insan ve toplumun demokratik normları belirgindir, gelişmiştir. Sanırım belirtilenler bile yeterlidir. Yine de inanılmıyorsa, her gün eylemde olan ve düşüncelerini ifade etme olanağını bulduğunda, en aydınım diyenlerin ellerine su bile dökemeyeceği annelerin bilimsel tespitlerine kulak verilirse epey öğretici bir okul niteliğinde olduğunu herkes teslim eder. 

Tüm süreci yerli yerinde geliştirecek ve halkların lehine gelişimde belirleyici olan demokratik iradenin başarı sağlayacağı gerçeği ile!

Ey Azadî Tû Çıqas Bedewî

                                                                                                     24 Haziran 2011