Kürdistan Devrimi, İlişkileri Öz-değer İlişkisine Dönüştürme Devrimidir
 

Tüm yaşamın olay ve olguların alt yapısını sağlayan şey ilişkilerdir. İnsan ilişkileri yaşama katılımı belirlediği gibi, bakış açısının gelişmesinde de etkili olur. Her insanın çok yoğunlaşmadan da olsa çevresinden ve ailesinden başlayan bir ilişki ağı vardır. Daha sonra bunu kendi seçeceği insanlarla ve örgütlerle, kurumlarla, eğitimle ve araçlarla daha da pekiştirir. Düşüncede oturan ve artık karakterinde somutlaşan ilişki biçimi, çevresini de etkileyemeye başlar. O zaman kendisi ve toplumu arasındaki bağı direk kurmuş olur.

Düşünceleriyle iç içe geçmiş bireyde biraz da somutlaşmış hali olarak ortaya çıkar ilişkiler. Her zaman kendisini olduğu gibi ortaya koymasa da ilişki biçimi, en umulmadık yerde, hiç beklenmedik zamanda kendisini ele verir. Gerçeği ile karşılaşır.

Düşüncede bir olgunluğa ulaşmış insanlarda, doğaya ve çevresindeki insanlara yansıması artık kendisinden bağımsız, yani çok bilinçli uğraşısını vermeden gerçekleşir. Kendisinin dışındaki canlılarla olan bağı artık kurulmuştur. İlişkileri de o biçimde gelişir. Kendisi çevresinin bir parçası ve tamamlayanıysa bir doğrultu kazanmış olur. Bunları özgürlükçü bir ilişkide ancak sağlayabilir. Çünkü başkasıyla ve çevresiyle optimal bir denge sağlamış ve kabul ettirmişse kendisini, o zaman sevgiyle karışık bir özgürlükçülük vardır ilişkisinde.

Her canlıyla ve insanla kurduğumuz ilişki gerçekten ortak bir ilişki midir?

İlişkilerin, diyalogların kurulması yetiyor mu?

Tüm bunları düşünmeye başladığımızda kendimizle olan ilişkimiz devreye giriyor. Demek ki sadece çevre ve doğayla ilişki sorunumuz yok. Bir de kendimizle olan bir ilişki sorunumuz var.

Her insan kendisine karşı bir sorgulama içindedir. Herkeste aynı düzeyde olmasa da bir biçimde kendisini açığa çıkarır. Her olgu kendi temelinde açığa çıkar, bu nedenle insanın kendisiyle ilişkisi, toplumuyla kurduğu ilişkinin iç yansımasıdır. Bir arkadaşınızla kurduğunuz ilişki ya da söylediğiniz bir söz, başta kendinizle kurduğunuz bağın dışa yansımasıdır. Kendinize itiraf ettiğiniz kadar dışarıya, çevrenize gerçekleri itiraf edersiniz. İç sorgulamalarda bulunduğunuz kadar toplumunuzu ve statünüzü sorgulamaya başlarsınız. İç içe geçmiş bir ilişki ağının içte yansıyanı sizi zorlarken, dışarıya yansıttığınız ise çevrenizi zorlar ya da tersinden içten kendinizle kurduğunuz doğru ilişki ve sorgulama dışarıya yansır, onların da kendilerini içerisinde bulmasını sağlar. İlişkiler zinciri böylece her bireyde biraz farklılaşsa da benzer biçimde ilerler. İçte ve dışta yaşanan ilişki bir yerde birleşmişse orada bir ortak kişilik yanı tam olmasa da bütünleşmiş bir kişilik açığa çıkar. Özgürlükle, emekle ve sevgiyle bir yerde bağını kurmuş insan tiplemesi açığa çıkar. Çünkü kendi içsel ilişkinle, dışsal olanla yani çevrenle ilişkiye bütünlük sağlamak, cesaret, emek, sorgulama, mütevazılık en önemlisi de kendini her şeyin merkezinden çıkarmayla sağlanabilir.

İlişkilerin bir yanı bu olurken, diğer yanı ise çevrenle, toplumla, arkadaşlarınla olanıdır. Her zaman düşündüğü ve hissettiği gibi mi ilişkilenir insanlar? Bazen çok paylaşımcı ya da özgürlükçü yaklaşırken, kısa bir zaman kesitinde farklı yaklaşabiliyor. Eğer kendisinden daha birikimli ve avantajlıysa ona göre olma, yok değil, kendisinden daha zayıfsa onu kendisine çekme ilişkisi, toplumun her alanında kendisini yaşatmaktadır. Yani insanlar her zaman için yaşanan boşlukları böylece bu gibi yöntemlerle doldurmaya çalışırlar. Kendisiyle giremeyeceği bir ilişki biçimini karşısındakine dayatır. Çok sözle söylemese de tavır ve davranışlarıyla, bazen konuşurken karşısındakine sadece gözlerini dikerek, onu muhatap alarak ya da tersinden yokmuş gibi yaklaşarak, bazen de sadece kendisi istediğinde ilişkilenerek vb. birçok yöntemle karşısındakine yansıtır. En küçük ilişkide bile çevresine böylesine yaklaşır. Taktik ilişki denilmese de, kendince düzey ilişkisi denilebilir, bu tür örneklere.

Her insanla aynı ilişki-paylaşım yakalanamaz. Bu durum herkes tarafından kabul gören bir gerçektir. İnsan doğasına göre olan bir durum da değildir zaten, herkesle aynı derecede ilişkilenmesi mümkün de olamaz. Ancak ilişkilerinde eşit yaklaşmaması da insanda gerçekleşen bir doğa dışılıktır. Her insanla kültürel farklılıklardan kaynaklı bir farklılaşma olabilir, ki vardır zaten. Farklılığın bir ayrıştırma ve ötekileştirme olarak geliştirilmesi, insanın ilişkilerindeki karşıtlıktan gelir. Kendi topluluğunda artık karşısına koyduğu insanlar vardır. Bu durumu önce kendi ailesinde, kardeşler arasına konulan cinsiyetçi farklılıkta görür, daha sonra toplumun kendi içerisindeki ilişkilerde görür, eğer eleştirel ve sorgulayıcı bakmazsa kendisi de sistem çarkının bir dişlisi olmaya başlar.

Ne zaman insanlar ilişkilerinde eşitsiz yaklaştı, o zaman toplumun sınıflaşmasının adımları atıldı. İnsanlar arası hiyerarşi de böyle yer edinmeye başladı. İlk başlarda çok niyetlice yapılmasa da, zamanla bu yaklaşım kendisiyle bir karşıtlık ve mesafe oluşturdu. Kendisinin dışında görmeye başlama ve topluluğundaki insanları da kategorilere koyarak nesneleştirme yaşanmaya başlandı.

Her birey bir topluma mensuptur. O toplumun içerisinde bulunduğu durum her birey üzerinde birçok biçimiyle kendisini yaşatır. Her türlü siyasal mücadeleyi yürütse de kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkiye karşı bir mücadele geliştirmezse, sıradanlığını dışarıdan farklı bir yansıma bulsa da, içten aynı biçimde devam eder. Manevî olan her zaman gerekli olduğunda kullanıma açılır, bir nevi maddileştirilir. İlişkilerde uygarlığın çok fazla etkili olması, maddiyatı daha fazla geliştirmektedir. Bu maddiyat öyle bir şeyler alıp-verme olarak algılanmamalıdır. Bir durumda ilişkilendiği arkadaşına sıradan ve dönemsel yaklaşması, aynı sonuçlara götürmektedir. Kendisinin bir parçası olarak hissetmemek, kendi dışında görmek bir nevi yabancılaşmadır. Yani kendisi dışında farklı bir insan olarak görmek, gelişen maddi yaklaşımın bir biçimidir. Kendisinin olan ya da kendisi olan durumda her şey normal karşılanır ve bir hak olarak görünür, ona göre ilişkilenir. İlişki yöntemleri çokça olduğu için her şeyin somutta gelişmesine gerek yoktur. Bazen sözlerle ya da jest, yani beden diliyle de yabancı topluluğun dışında biri olarak yaklaşılabiliniyor karşısındaki insana. Tüm bunlar aslında gelişmiş sınıflı toplumun insan ilişkileridir.

Her birimiz yeterince nasibimizi aldığımız egemen sistemde, bu tür ilişkileri ya derinden yaşamış ya da yaşarken yanlış olduğunu görmüş, eleştirmiş, karşısında durmak için mücadele etmişizdir. Bu durum bazen kurulu olan arkadaşlıklarımızı kaybetmemize neden olmuş, bazen de yeniden özgür ve eşit bir ilişki kurmanın zorluğunda terler dökmüşüzdür.

Özgür ilişki ve çabayla kurulan her ilişki bir paylaşım, ortaklık üzerinden gelişmiştir. Özgürlüğün kısmi de olsa ilişkilerde yaşanması olarak değerlendirilebilinir. Aynı saflarda savaştığımız, mücadele ettiğimiz yoldaşlarımızla, ortak bir paylaşımın böylesine somut, özgürlük anlarını yakalamışız oluruz. En güzel ve hissedilir olanı da budur. Her zaman kendimizi içerisinde bulacağımız bir ilişki ancak büyük emeklerle gerçekleşebilir. Kolektif ve anlamlı yaşamın asıl biçimi de karşılıklı gelişen özgürlükçü ilişkiler yapısıdır. Diğer biçimi her zaman olduğu gibi ya köle-efendi ya da alt-üst ilişkisidir.

İşte şimdi Kürdistan dağlarında böyle bir ilişki biçimi her insanda yapılanmıştır. Zihniyetin değişimiyle gerçekleşen, doğayla, çevreyle, yoldaşlarıyla, halkıyla ve idealleriyle, temel değerleriyle kurduğu ilişki biçimi yaşamsal oluyor.

Egemen sistemin bin yıllardır, özelde üzerinde her türlü hiyerarşisini ve sömürüsünü benliklerde ikna ederek gerçekleştirdiği ilişkileri, özgürlük alanlarında aşma çabası en büyük devrim mücadelesi olarak açığa çıkmıştır. Zihinlerde yaratılan ataerkil ilişkiler, her gün gerek eğitim konusu yapılarak gerek somut davranışlarda yaşayarak aşılmaktadır.

Bugün Kürdistan’da gerçekleşen devrim bir nevi ilişkileri öz-değer ilişkisine dönüştürme devrimidir. İnsanı her türlü sömürüye bağlayan ilişkileri, yeniden ele alma ve düzenleme devrimidir. Bugün özgürlük mücadelemizin kendisini geliştirdiği ve günümüze kadar getirdiği gerçek kültürel gelişim ve özgürlüksel yapısını, kendi ilişki ve yaşam anlayışını doğru geliştirmesinden kaynağını almaktadır.

Ahlâkî-politik toplum yapılanması ve mücadelesinde yer alan bizlerin, ilişkilerini özgürlük ilkeleri içerisinde, yaşamsal kılmasıyla ancak doğru özgürlüksel değerler gerçekleştirebilir. Bugün bunun bilinci ve coşkusuyla demokratik bir sistemin adımları atılıyor. Demokratik kültür yapılanması içerisinde olan herkesin, kendisinde başlattığı özgür ve demokratik ilişki yapılanmasıyla daha anlamlı ve yaşanılır bir sistem oluşumuna gidiliyor. Bu nedenle ilişkiler sistematiğini toplumla dayanışma içerisinde ele alsak dahi, bu durumu, özgürlükçü ilişkiyi ve yaşamı kendisinde gerçekleştiren bireyle bütünleyebiliriz.

Gelişen her tür kültür yapılanmasının bir ilişki biçimi olduğu bir gerçektir. Onu değiştirecek ve dönüştürecek olan da ilişkiler sistematiğidir. Bireylerden başlayan, gruplara dönüşen, topluluklara evrilen ve genel sistemle sonuçlanan bir ağ yapısıdır ilişkiler yapısı. Bu nedenle mülkiyetten uzak, demokratik değer ve ilişkiler içerisinde oluşmak ve gelişmek, günümüzün en temel özgürlükçü yaklaşımıdır. Yüzyılın özgürlük ölçülerinde eski ilişki-kültür yapısını aşmak, bizler için her zaman diliminde temel mücadele gerekçesi olmalıdır.

 

Çarçel Engizek

 

SPOR  İÇİN

 

İlişkilerde uygarlığın çok fazla etkili olması, maddiyatı daha fazla geliştirmektedir. Bu maddiyat öyle bir şeyler alıp-verme olarak algılanmamalıdır. Bir durumda ilişkilendiği arkadaşına sıradan ve dönemsel yaklaşması, aynı sonuçlara götürmektedir. Kendisinin bir parçası olarak hissetmemek, kendi dışında görmek bir nevi yabancılaşmadır. Yani kendisi dışında farklı bir insan olarak görmek, gelişen maddi yaklaşımın bir biçimidir.

 

Özgür ilişki ve çabayla kurulan her ilişki bir paylaşım, ortaklık üzerinden gelişmiştir. Özgürlüğün kısmi de olsa ilişkilerde yaşanması olarak değerlendirilebilinir. Aynı saflarda savaştığımız, mücadele ettiğimiz yoldaşlarımızla, ortak bir paylaşımın böylesine somut, özgürlük anlarını yakalamışız oluruz. En güzel ve hissedilir olanı da budur.