| |
KORKU CUMHURİYETİ
KASIM ENGİN
Türkiye cumhuriyeti
giderek bir korku rejimi olmaya doğru gidiyor. Önceleri İttehatci
Kemalist milliyetçi zihniyet Türkiye toplumunu esir almışken, bugünlerde
yeni şekillen yeşilimsi renkli, küresel destekli, dini duyguları da
kullanan, sahte Müslüman, sözün en ilerisiyle insanların ruh dünyasını
manipüle eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Önceleri adeta her
topluluğa hitap ederek, mağdurun, ezilmişin, sesi soluğu kesilmiş olanın
yanında görülürken, bugünlerde coplu bir devlete doğru hızla öncülük
etmektedir. Önceleri azınlıkların, inanç gurupların, halkların, hatta
liberallerin haklarını savunmaya kalkmış gibi yaparken bugünlerde çark
ettiğini görüyoruz.
Evet, zift tutmuş yürek
ve örümcek ağı ile örülmüş beyin giderek açığa çıkıyor. Giderek rengini
netleştiriyor. Öyle görülüyor ki güzel sözlerle insanlar bir yere kadar
idare edilebilir. Öyle görülüyor ki insanlar bir noktadan sonra
uyanabiliyor ve aldatmalara karşı tavır alabiliyorlar. Buna biz kırılma
noktası diyelim. Yalanların açığa çıktığı, herkesin gördüğü ve nefret
etmeye başladığı kırılma noktası.
Yeşil renkli sahte
Müslümanlar 8 yıl içerisinde aslında yapmak istediklerinin birçoğunu
yaptılar. Emniyeti daha önce ele geçirmişlerdi. Ardından Medya’yı,
Hükümet’i, Köşk’ü, YÖK’ü, Ordu’yu, Yargı’yı derken birçok kurumun adım
adım içine dalarak ele geçirdiler. Bunları yaparken hiç şüphe yok ki tek
değildiler. Onlara destek verenler, aslında onları Türkiye’de
planladıkları büyük bir operasyon için özel hazırladılar desek, yanlış
olmaz.
Evet, küresel güçler
kendi planları doğrultusunda ekonomik güç verdiler, parasal destek
sundular ve tabii ki teknolojik ve bilgi desteği sunarak iktidara
taşıdılar.
“Stabilize” olmuş bir
Türkiye için küresel güçler aslında büyük “fedakârlıklar” da yapmadılar
değil. Büyük “özveri”de bulundular. Dünya dizayn edilmişken Ortadoğu’yu
da dizayn etmek gerekirdi. Ve bunun için küresel güçleri de zorlamayacak
bir kalkan güç gerekiyordu. İşte sihirli formül ılımlı İslam’dı. Bunu da
yapabilecek olan biri ya da birileri: kişilik olarak kendisini
kullandırtmaya açık, iktidar hırsıyla yanıp tutuşan, Rus mafyaları gibi
aç gözlü, gerektiğinde anasını bile satacak olan, yalan sanatında usta,
hitabeti güçlü, içiyle dışındaki uyumsuzlukları korkunç saklayabilen,
insanın ruh dünyasını iyi bilen, sahtekârlıkta üstüne olmayan özcesi
lafın deyimiyle onlara tam bir Zübük gerekiyordu. Ve işte küresel güçler
bu Zübük’ü ararken Erdoğan’ı buldular. Hakikaten de küresel operasyona
en uygun tipleme Erdoğan’dı. Başkaları da var mı? Belki, ama bu kadar
aktör rolünü iyi oynayanı bulmak herhalde çok mu ama çok zor. Bunun için
Türkiye’deki tiyatroculara gidip Recep Tayip Erdoğan’dan ders almaya
çağırıyorum. Bu kadar yalanı nasıl bir arada, hem de sıkılmadan,
utanmadan, renk vermeden yapıyor dersini almaya. Sanatçılara hakaret
etmek için bu cümleyi kurmadık. Sanatçıların yalan söylediğini de
söylemek istemeyiz. Ama yaşamı yeniden sanatlarıyla birebir canlı
verebilmek için yaşamın içerisinde bulunan tüm tiplemeleri oynaya
bilmek, beyaz perdeye taşırabilmek herhalde kolay olmamalıdır. İşte
Erdoğan bu işi hem de yaşamı taklit etmek için değil gerçekten de ciddi
ciddi yaşamın akışı içerisinde yaşıyor. Bu kadar sahici aktörlüğe pes…
Devam edelim. Küresel
güçler kendi planlarını böyle yetenekli birisi üzerine inşa ettiler.
Devlet neredeyse ele geçirildi. Sızmadıkları yerler kalmadı. Artık varsa
engelleyici bireyler, toplumlar, kesimler üzerine gitme zamanı dercesine
topluma ve bireylere saldırmaya başladılar. Örneğin bir protesto
yürüyüşünün üzerine nasılda coplarla saldırdılar, birkaç yumurta
fırlatan üniversite gencine nasıl da “akılsızlar”, “sersiler”, “omlet
yapıp yesinler” gibi hakaretlerde bulundular., nasıl da birkaç taş atan
çocuğa yıllara varan hapis cezası verdiler, nasıl da bir halkın ana
dilini inkâr etmek için milyarlara varan cezalarla toplum sindirilmeye
çalışılıyor, nasıl da muhalif duran binlerce Kürt siyasetçi zindanlara
tıkıyorlar ve bu “nasıl da” yapıyorlar faslını böyle sürdürüp
gidebiliriz.
Söylemek istediğimiz
şudur: Türkiye giderek bir korku cumhuriyetine doğru yuvarlanıyor. Öyle
kimilerinin iddia ettiği gibi yukarıda söylediklerimiz sadece bazı
istisnai durumlar değildir. Giderek kaide bunlar olacaktır. Faşizmin özü
tahammülsüzlüktür, hoşgörüsüzlüktür ve tabii ki manipülasyondur. Ve
bunlar bugün çok güçlü bir şekilde yaşanıyor.
Bu totaliter, dikta
rejimini bilerek hepimizin üstümüze düşeni mutlaka yapmamız gerekiyor.
En son öğrencilerin yumurtalı eylemlerinden gördüğümüz gibi yaşamın tüm
alanlarında totaliter, anti demokratik, hoşgörüsüz bu iktidar ve sisteme
karşı duralım. Aksi taktirde yarın çok geç olacaktır.
|
|